⚠️ Bu portal eğitim amaçlıdır. İçerikler ticari amaçla kullanılamaz. Detaylı bilgi
8. Dönem SAĞ210U

İnsan Beden Yapısı ve Fizyolojisi

Toplam 390 soru bulundu.

Ders Materyalleri

İnsan Beden Yapısı ve Fizyolojisi - Tüm Sorular

Ünite 1

Soru 1

I - Önerilen tedavi ve bakım/rehabilitasyon süreçlerini birbiriyle karşılaştırmak
II - Sunulan sağlık hizmetlerinin verimliliğini değerlendirmek
III - Sağlık hizmeti sunucularını tanımasını sağlamak
Yukarıdakilerden hangileri sağlık okuryazarlığının temel amaçları biridir?

Seçenekler

A
Yalnız I
B
Yalnız III
C
I ve II
D
II ve III
E
I, II ve III
Açıklama:
Detaylar için “Bölüm 1 - GİRİŞ” başlığında yer alan bilgilere bakabilirsiniz.
Sağlık okuryazarlığının temel amaçları;
  1. Sağlıkla ilgili karar alma becerisini kazandırmak,
  2. Kişinin kendi bedenini ve kendi fizyolojik değerlerini tanımasını sağlamak,
  3. Kişilerin yaşama daha fazla katılmasını sağlamak, yaşam kalitesini yükseltmek,
  4. Sağlık hizmeti sunucularını tanımasını sağlamak,
  5. Sağlıkla ilgili en hızlı ve doğru bilgiye ulaşmasını sağlamak,
  6. Ulaştığı bilgiyi anlamasını, yorumlamasını ve uygulamada kullanmasını sağlamak,
  7. Mevcut ve planlanan sağlık hizmetleri konusunda var olan karmaşıklığın hızlıca çözülmesine katkıda bulunmak,
  8. Sunulan sağlık hizmetlerinin verimliliğini değerlendirmek,
  9. Sunulan sağlık hizmetlerine en hızlı ve etkin şekilde nasıl ulaşılacağına karar vermek,
  10. Önerilen tedavi ve bakım/rehabilitasyon süreçlerine etkin katılabilmek,
  11. İnsanların kendi sağlıkları ile ilgili kendi iradesi altında bilinçli seçimler yapmasını sağlamaktır.
Yukarıda sayılan amaçların yerine getirilebilmesi için kişinin kendi bedenini tanıması, insan bedenini oluşturan hücre-doku-organ-sistem yapılanmasını temel düzeyde bilmesi gerekir.

Soru 2

“………………….., benzer hücrelerin bir araya gelmesi ile oluşan ve belli bir işlevi yerine getirmekle görevli canlı kümedir.”
Seçenektekilerden hangisi boşluğa gelmesi gereken tanımdır?

Seçenekler

A
prokaryot
B
ökaryot
C
sitoplazma
D
hücre
E
doku
Açıklama:
Ancak dokuyu oluşturan hücrelerde böyle bir şey söz konusu değildir. Tıp terimleri sözlüğünde doku, “benzer hücrelerin bir araya gelmesi ile oluşan ve belli bir işlevi yerine getirmekle görevli canlı küme” olarak tanımlanmaktadır. Burada canlı küme ile anlattığı hücre topluluğudur.

Soru 3

“kimyasal bileşiklerin en küçük yapı taşı” hangi kavramı ifade etmektedir?

Seçenekler

A
atom
B
bileşik
C
elementler
D
molekül
E
hidrojen
Açıklama:
Detaylar için “Hücrenin Kimyası” başlığında yer alan bilgilere bakabilirsiniz.
Molekül, kimyasal bileşiklerin en küçük yapı taşıdır. Örneğin su, H2O moleküllerinden oluşur. Suyu oluşturan elementler H (hidrojen) ve O (oksijen)dir. 2 birim hidrojen ve 1 birim oksijenin tepkimeye girmesi ile H2O molekülü oluşur.

Soru 4

I - periferal protein
II - kolesterol
III - çekirdek
Yukarıdakilerden hangileri hücre zarının yapısındaki ögelerden biri değildir?

Seçenekler

A
Yalnız I
B
Yalnız III
C
I ve II
D
II ve III
E
I, II ve III
Açıklama:
Detaylar için “Hücre Zar” başlığında yer alan bilgilere bakabilirsiniz.
Hücre Zar
Hücre zarının basitçe hücreyi dış ortamdan ayırdığı belirtilse de; yapısı incelendiğinde sadece dış ortamdan ayıran basit bir bariyer olmadığı anlaşılıyor. Hücre zarı seçici geçirgen özelliği ile hücre içerisine girecek maddelerin ve hücre dışına çıkacak maddelerin kontrolünü sağlar. Hücreler, dış ortamdan gelen sinyallere karşı duyarlıdır ve bu sinyallere karşı cevap oluşturulmasında görev yapar. Hücreler glikokaliks örtü sayesinde birbirlerini tanıyabilir. Hücreler birbirleri arasında yer alan bağlantılar sayesinde iletişim kurabilir. Hücreden hücreye değişse de genel olarak bir hücre zarında %50-55 protein, %40-45 lipid (fosfolipid, kolesterol, diğer lipidler) ve %2-10 karbonhidratlar bulunur. Hücre zarında yer alan temel lipidler; fosfolipidler ve kolesteroldür. Kolesterol, hücre zarının akışkanlığını azaltırken fosfolipidler, hücre zarının akışkanlığını artırır. Fosfolipidler, hidrofilik bir baş ve hidrofobik kuyruk kısımlarından oluşur. Fosfolipidler, hücre zarında bir çift tabaka şeklinde yer alırlar. “Hidrofilik”, “suyu seven” baş kısımları dışarı bakarken “hidrofobik”, “suyu sevmeyen” kuyrukları ise iç kısımda birbirlerine bakacak şekilde yer alır (Şekil 1.6).

Soru 5

Özellikle aktin, miyozin, tropomiyozin gibi proteinler içeren özelleşmiş hücrelerden oluşan doku hangisidir?

Seçenekler

A
Kan doku
B
Kas doku
C
Sinir doku
D
Kıkırdak doku
E
Kemik doku
Açıklama:
Detaylar için “Kas Doku” başlığında yer alan bilgilere bakabilirsiniz.
Kas Doku
Kas dokusu aktin, miyozin, tropomiyozin gibi kasılıp gevşeyebilen proteinler içeren özelleşmiş hücrelerden oluşur. İskelet (çizgili) kası, düz kas, kalp kası olmak üzere üç farklı tipi vardır (Şekil 1.9). İskelet kası istemli hareket edebilirken düz kas ve kalp kası istemsiz hareket eder. İskelet kası hücreleri, enine çizgilenmeler içeren, uzun ve silindirik kas liflerinden oluşur. İskelet kasının kasılmasında kalsiyum iyonları ve ATP gereklidir. Kalp kası da enine çizgilenmeler gösterir ve dallanmış hücrelerden oluşur. Kalp kası hücreleri birbirlerine interkalar diskler ile bağlanır. Düz kası oluşturan hücreler, mekik şeklindedir. Düz kas, mide, ince bağırsak, uterus gibi istemsiz çalışan organların yapısında yer alır.

Soru 6

Aşağıdakilerden hangisi aktif taşıma türlerinden biri değildir?

Seçenekler

A
osmoz
B
basit difüzyon
C
difüzyon
D
Na-K pompası
E
kolaylaştırılmış difüzyon
Açıklama:
Detaylar için “Aktif Taşıma” başlığında yer alan bilgilere bakabilirsiniz.
Aktif Taşıma
Difüzyonda moleküller kendi kinetik enerjilerine, maddelerin yoğunluk farkından ya da basınç farkından dolayı doğal olarak gerçekleşiyordu. Hücrede madde taşınması her zaman çok yoğun ortamdan, az yoğun ortama doğru olmayabilir. Bazen az yoğun ortamdan çok yoğun ortama doğru moleküllerin taşınması gerekebilir. Az yoğun ortamdan çok yoğun ortama moleküllerin taşınması sırasında moleküllerin kendi kinetik enerjileri ile geçmeleri mümkün değildir. Aktif taşıma (transport), moleküllerin az yoğun ortamdan çok yoğun ortama ATP harcayarak taşıyıcı proteinler aracılığıyla geçmeleri olayıdır. En iyi bilinen örneği ATP bağımlı Na-K (Sodyum-Potasyum) pompasıdır. Bu pompa, 3 Sodyum (Na +) iyonunu hücre dışına atarken 2 potasyum (K+) iyonunu hücre içine alır. Bunu yaparken ATP harcar. Hücre dışında, içine göre sodyum miktarı fazladır. Hücre içinde ise potasyum miktarı fazladır. Dokuya kan gitmemesi gibi bazı durumlarda ATP üretilemediği için bu pompa çalışamaz ve hücre içinde sodyum birikmeye başlar. Sodyum iyonları, hücre içine kloru da çeker ve hücre su da çekeceği için şişer ve fonksiyonunu yitirir.

Soru 7

I- Katı büyük moleküllerin zarla çevrilerek hücre içine alınması anlamına gelen fagositoz, bir endositoz çeşididir.
II- Sıvı maddelerin de etrafı zarla çevrilerek hücre içine alınabilir.
III- Endositozda salgı yapan hücrelerde, salgı ribozomlarda üretildikten sonra golgiye gelir.
Yukarıdakilerden hangisi/hangileri endositoz hakkında doğrudur?

Seçenekler

A
Yalnız I
B
Yalnız II
C
I ve II
D
I ve III
E
I, II ve III
Açıklama:
Detaylar için “Endositoz ve Ekzositoz” başlığında yer alan bilgilere bakabilirsiniz.
Ekzositoz
Hücrede zardan geçemeyecek büyüklükteki maddelerin etrafı zarla çevrelenerek hücre dışına taşınmasına ekzositoz denir. Salgı yapan hücrelerde, salgı ribozomlarda üretildikten sonra golgiye gelir. Golgide paketlenerek yani etrafı zarla çevrilerek hücre zarına gönderilir. Hücre zarıyla temas eden vezikül zarı birleşir ve salgı dışarıya verilir (Şekil 1.11). Benzer şekilde lizozom sindirimi sonrası oluşan bazı artık ürünler de ekzositoz yoluyla hücre dışına atılır.

Soru 8

“…………………………………, sıvı hâldeki zardan geçemeyecek kadar büyük moleküllerin, hücre zarında cep oluşturularak hücre içine alınması anlamına gelmektedir.”
Yukarıdakilerden boşluğa hangisi gelmelidir?

Seçenekler

A
dekasitoz
B
okzositoz
C
fagositoz
D
pinositoz
E
ekzositoz
Açıklama:
Detaylar için “Endositoz ve Ekzositoz” başlığında yer alan bilgilere bakabilirsiniz.
Pinositoz: Sıvı hâldeki zardan geçemeyecek kadar büyük moleküllerin, hücre zarında cep oluşturularak hücre içine alınmasıdır. Sıvı maddelerin de etrafı zarla çevrilerek hücre içine alınır.

Soru 9

I - metafaz
II - telofaz
III - sitofaz
IV - profaz
V - anafaz
Yukarıdakilerden kaçı mitoz evreleri arasında sayılabilir?

Seçenekler

A
1
B
2
C
3
D
4
E
5
Açıklama:
Detaylar için “Hücre Çoğalması” başlığında yer alan bilgilere bakabilirsiniz.
Mitoz; profaz, metafaz, anafaz ve telofaz evrelerinden oluşur. Takibinde sitokinez gerçekleşir.

Soru 10

Kanser hakkında hangisi yanlıştır?

Seçenekler

A
Hücre kültürü çalışmalarında; normal hücreler çoğaldıkça birbirleriyle olan temasları artar ve bir süre sonra bölünmeyi kendiliğinden durdururlar.
B
Telomer mekanizması sayesinde normal hücreler zamanla yaşlanır ve ölür.
C
Kanserli hücrelerin çoğaldıktan sonra farklı organlara geçmesine apoptoz denir.
D
Kanser hücreleri, salgıladıkları damar oluşturucu faktör sayesinde yeni damar oluşturabilirler.
E
Benign tümörler, belli bir dokuda oluşur ve diğer doku ya da organlara dağılmaz, cerrahi yöntemle veya siğillerde olduğu gibi ilaç tedavisi ile kolayca ortadan kaldırılabilirler.
Açıklama:
Detaylar için “Kanser” başlığında yer alan bilgilere bakabilirsiniz.
Kanser
Kanser, hücrelerin kontrolsüz çoğalmasıdır. Sebebi genetik ya da çevresel faktörlerden kaynaklanabilir. Bu faktörler genellikle hücrenin çoğalmasını, sağ kalımını ve farklılaşmasını düzenleyen mekanizmalar üzerinde birikerek çok sayıda mutasyona neden olabilir. Kontrolsüz çoğalan hücreler zamanla organı istila eder ve fonksiyon bozukluklarına sebep olur. Diğer doku ve organlara yayılarak tüm vücudu istila edebilir. Çok sayıda kanser türü mevcuttur. Ancak başlıca benign ve malin tümörler olarak ikiye ayrılır. Benign tümörler, belli bir dokuda oluşur ve diğer doku ya da organlara dağılmaz, cerrahi yöntemle veya siğillerde olduğu gibi ilaç tedavisi ile kolayca ortadan kaldırılabilirler. Malin tümörler, tek bir doku ile sınırlı kalmaz, çevre dokulara hatta lenf ve kan yoluyla farklı organlara geçerek istila edebilirler. Kanserli hücrelerin çoğaldıktan sonra farklı organlara geçmesine metastaz denir. Malin tümörler yayıldığı için ortadan kalmalarını güçleştirir. Kanserlerin çoğu türedikleri hücreye göre üç sınıfa ayrılırlar: Karsinomlar, Sarkomlar ve Lösemi (lenfoma). Karsinomlar, epitel doku kaynaklı kanser türleridir. Sarkomlar ise bağ doku kaynaklıdır. Lenfoma ise kan hücreleri kaynaklı kanser türlerini kapsar.
Kanser hücreleri, bazı özellikleri bakımından normal hücrelerden farklıdır. Hücre kültürü çalışmalarında; normal hücreler çoğaldıkça birbirleriyle olan temasları artar ve bir süre sonra bölünmeyi kendiliğinden durdururlar. Bu olaya kontakt inhibisyon denir. Kanser hücrelerinde kontakt inhibisyon görülmez ve birbirleri üzerine yığınlar oluşturma eğilimindedirler. Normal hücreler çoğalabilmek için büyüme faktörlerine ihtiyaç duyarken kanser hücreleri büyüme faktörlerine ihtiyaç duymaz. Kanser hücreleri tam olarak farklılaşmazlar. Farklılaşamadıkları için sürekli bölünmeye devam ederler. Kanser hücreleri, salgıladıkları damar oluşturucu faktör sayesinde yeni damar oluşturabilirler (anjiyogenez). Kanser hücrelerinde apoptoz görülmez. Apoptoz görülmediği için zamanla DNA hasarlı, mutasyonlu hücrelerin oluşma olasılığı artar. Normal hücrelerde kromozom uçlarında telomer adı verilen tekrarlı bölgeleri içerir. Normalde, her bölünme sonrasında telomer uçlar bir miktar kısalır ve telomeraz enzimi tarafından uzatılır. Telomer mekanizması sayesinde normal hücreler zamanla yaşlanır ve ölür. Ancak kanserli hücrelerde telomeraz aktivitesi sürekli olduğu için kanser hücrelerinde yaşlanma söz konusu değildir.

Soru 11

Aşağıdakilerden hangisi Apoptotik hücre ölümü için doğrudur?

Seçenekler

A
Programlanmamış hücre ölümüdür
B
Hücre şişip patlayarak ölür
C
Apoptoz sonrası çevredeki hücrelere de zarar verir
D
Hücre ölümünde kaspaz enzimleri aktive olur
E
Enflamasyona yol açar
Açıklama:
Apoptoz sinyali hücre tarafından alındıktan sonra hücre iskeleti dağılır ve çekirdek zarı yer yer erir. DNA parçalanmaya başlar. Kaspaz enzimleri aktive olur ve hücre parçalanmaya başlar. Hücre küçülür. Apoptotik cisimcikler oluşturulur ve makrofajlar tarafından fagositozla yok edilirler. Kaspazlar görev alır (Şekil 1.15).
Nekroz, diğer bir hücre ölüm mekanizmasıdır. Programlanmamış hücre ölümüdür. Nekrozda, hasarlı hücre şişip patlayarak ölür ve çevredeki hücrelere de zarar verir. Organellerin bütünlüğü bozulur ve enflamasyona yol açar (Şekil 1.15).
Otofaji, hücrenin kendi kendini sindirmesi anlamına gelir ve apoptozdan farklı işleyen bir mekanizmaya sahip hücre ölüm yoludur. Hücre kendi parçalarını, organellerini, zarlarını, bir zarla çevirerek vezikül hâline gelir. Bu veziküle otofagozom da denir. Veziküllerinin lizozomları ile birleşmesiyle sindirim gerçekleşir. Apoptozda olduğu gibi otofajide kaspazlar rol oynamaz (Şekil 1.15).
Hücre ölümünde kaspaz enzimleri aktive olur

Soru 12

  1. Programlanmamış hücre ölümüdür
  2. Hücre şişip patlayarak ölür
  3. Hücre iskeleti dağılır ve çekirdek zarı yer yer erir
  4. Hücre ölümünde kaspaz enzimleri aktive olur
  5. Enflamasyona yol açar
Yukarıdakilerden hangisi Nekroz tipi hücre ölümü için geçerlidir?

Seçenekler

A
I, II, III ve V
B
I, II, IV ve V
C
I ve II
D
I, II ve V
E
I, III ve V
Açıklama:
Apoptoz sinyali hücre tarafından alındıktan sonra hücre iskeleti dağılır ve çekirdek zarı yer yer erir. DNA parçalanmaya başlar. Kaspaz enzimleri aktive olur ve hücre parçalanmaya başlar. Hücre küçülür. Apoptotik cisimcikler oluşturulur ve makrofajlar tarafından fagositozla yok edilirler. Kaspazlar görev alır (Şekil 1.15).
Nekroz, diğer bir hücre ölüm mekanizmasıdır. Programlanmamış hücre ölümüdür. Nekrozda, hasarlı hücre şişip patlayarak ölür ve çevredeki hücrelere de zarar verir. Organellerin bütünlüğü bozulur ve enflamasyona yol açar (Şekil 1.15).
Otofaji, hücrenin kendi kendini sindirmesi anlamına gelir ve apoptozdan farklı işleyen bir mekanizmaya sahip hücre ölüm yoludur. Hücre kendi parçalarını, organellerini, zarlarını, bir zarla çevirerek vezikül hâline gelir. Bu veziküle otofagozom da denir. Veziküllerinin lizozomları ile birleşmesiyle sindirim gerçekleşir. Apoptozda olduğu gibi otofajide kaspazlar rol oynamaz (Şekil 1.15).
I, II ve V

Soru 13

  1. kontakt inhibisyon görülmez
  2. anjiyogenezi uyarırlar
  3. telomeraz aktivitesi süreklidir
  4. apoptozla ölüme giderler
  5. organlara metastaz yaparlar
Yukarıdakilerden hangisi kanser hücrelerinin özelliklerindendir?

Seçenekler

A
I, II, IV ve V
B
II, III ve V
C
II, III, IV ve V
D
II, IV ve V
E
I, II, III ve V
Açıklama:
Hücre kültürü çalışmalarında; normal hücreler çoğaldıkça birbirleriyle olan temasları artar ve bir süre sonra bölünmeyi kendiliğinden durdururlar. Bu olaya kontakt inhibisyon denir. Kanser hücrelerinde kontakt inhibisyon görülmez ve birbirleri üzerine yığınlar oluşturma eğilimindedirler. Normal hücreler çoğalabilmek için büyüme faktörlerine ihtiyaç duyarken kanser hücreleri büyüme faktörlerine ihtiyaç duymaz. Kanser hücreleri tam olarak farklılaşmazlar. Farklılaşamadıkları için sürekli bölünmeye devam ederler. Kanser hücreleri, salgıladıkları damar oluşturucu faktör sayesinde yeni damar oluşturabilirler (anjiyogenez). Kanser hücrelerinde apoptoz görülmez. Apoptoz görülmediği için zamanla DNA hasarlı, mutasyonlu hücrelerin oluşma olasılığı artar. Normal hücrelerde kromozom uçlarında telomer adı verilen tekrarlı bölgeleri içerir. Normalde, her bölünme sonrasında telomer uçlar bir miktar kısalır ve telomeraz enzimi tarafından uzatılır. Telomer mekanizması sayesinde normal hücreler zamanla yaşlanır ve
I, II, III ve V

Soru 14

Hücre kültürü çalışmalarında; normal hücrelerin çoğalarak birbirleriyle olan temaslarının artması ve bir süre sonra bölünmeyi kendiliğinden durdurması olayını aşağıdaki hangi terim tanımlar?

Seçenekler

A
kontakt inhibisyon
B
anjiyogenez
C
telomeraz aktivitesi
D
apoptozla ölüme gitme
E
metastaz
Açıklama:
Hücre kültürü çalışmalarında; normal hücreler çoğaldıkça birbirleriyle olan temasları artar ve bir süre sonra bölünmeyi kendiliğinden durdururlar. Bu olaya kontakt inhibisyon denir. Kanser hücrelerinde kontakt inhibisyon görülmez ve birbirleri üzerine yığınlar oluşturma eğilimindedirler. Normal hücreler çoğalabilmek için büyüme faktörlerine ihtiyaç duyarken kanser hücreleri büyüme faktörlerine ihtiyaç duymaz. Kanser hücreleri tam olarak farklılaşmazlar. Farklılaşamadıkları için sürekli bölünmeye devam ederler. Kanser hücreleri, salgıladıkları damar oluşturucu faktör sayesinde yeni damar oluşturabilirler (anjiyogenez). Kanser hücrelerinde apoptoz görülmez. Apoptoz görülmediği için zamanla DNA hasarlı, mutasyonlu hücrelerin oluşma olasılığı artar. Normal hücrelerde kromozom uçlarında telomer adı verilen tekrarlı bölgeleri içerir. Normalde, her bölünme sonrasında telomer uçlar bir miktar kısalır ve telomeraz enzimi tarafından uzatılır. Telomer mekanizması sayesinde normal hücreler zamanla yaşlanır ve

Soru 15

Salgı yapan hücrelerde, salgı ribozomlarda üretildikten ve golgide paketlenerek hücre zarına gönderilmesiyle salgının dışarıya verilmesi ya da lizozom sindirimi sonrası oluşan bazı artık ürünlerin hücre dışına atılması yolu aşağıdakilerden hangisidir?

Seçenekler

A
Ekzositoz
B
Pinositoz
C
Fagositoz
D
Basit difüzyon
E
Kolaylaştırılmış difüzyon
Açıklama:
16
Ekzositoz Hücrede zardan geçemeyecek büyüklükteki maddelerin etrafı zarla çevrelenerek hücre dışına taşınmasına ekzositoz denir. Salgı yapan hücrelerde, salgı ribozomlarda üretildikten sonra golgiye gelir. Golgide paketlenerek yani etrafı zarla çevrilerek hücre zarına gönderilir. Hücre zarıyla temas eden vezikül zarı birleşir ve salgı dışarıya verilir (Şekil 1.11). Benzer şekilde lizozom sindirimi sonrası oluşan bazı artık ürünler de ekzositoz yoluyla hücre dışına atılır.

Soru 16

Hücre zarında bulunan taşıyıcı proteinler vasıtasıyla, molekülün çok yoğun ortamdan az yoğun ortama enerji harcanmadan geçirilmesi aşağıdakilerden hangisidir?

Seçenekler

A
Ekzositoz
B
Pinositoz
C
Fagositoz
D
Basit difüzyon
E
Kolaylaştırılmış difüzyon
Açıklama:
Kolaylaştırılmış difüzyon, hücre zarında bulunan taşıyıcı proteinler vasıtasıyla, molekülün çok yoğun ortamdan az yoğun ortama enerji harcanmadan geçirilmesine denir. Taşınacak olan protein, kendi kinetik enerjisiyle taşıyıcı proteine bağlanır. Taşıyıcı protein şekil değiştirerek molekülü diğer tarafa taşır.

Soru 17

I. pinositoz
II. Fagositoz
III. Eksositoz
Hücre zarından doğrudan geçemeyen, kanal proteinleri ve taşıyıcı proteinler ile taşınamayan büyük moleküllerin hücre içine ya da hücre dışına geçmesi için büyük moleküllerin etrafının hücre zarı ile kullanarak taşınması gerekir. Yukarıdakilerden hangisi/hangileri bu mekanizmaya sahiptir?

Seçenekler

A
I, II ve III
B
IV ve V
C
Sadece I
D
I ve II
E
I ve V
Açıklama:
Zardan doğrudan geçemeyen, kanal proteinleri ve taşıyıcı proteinler ile taşınamayan büyük moleküllerin hücre içine ya da hücre dışına geçmesi gerekebilir. Bu durumda, büyük moleküllerin etrafı hücre zarı ile kaplanarak taşınır.
Endositoz Hücre içerisine büyük moleküllerin hücre zarına temasları sonrası zarla kaplanarak taşınmasına endositoz denir (Şekil 1.11). Endositoz ikiye ayrılır: Fagositoz, Pinositoz. Fagositoz: Katı büyük moleküllerin zarla çevrilerek hücre içine alınmasıdır. Fagositoz sırasında yalancı ayak benzeri zar ve bir miktar sitoplazmadan oluşan uzantılar ile hücre içine alınacak maddenin etrafı sarılır. Örneğin savunma hücrelerimizden makrofajlar, yabancı partikülleri (bakteri, virüs gibi) bu şekilde yalancı ayak oluşturarak etrafını zarla çevirir ve hücre içine alır. Makrofaj hücrelerinde bulunan lizozomlar içeriklerini bu zarla çevrili yapı (vezikül) içerisine bırakarak sindirimini sağlar. Pinositoz: Sıvı hâldeki zardan geçemeyecek kadar büyük moleküllerin, hücre zarında cep oluştu
I, II ve III

Soru 18

Moleküllerin çok yoğun olduğu ortamdan, az yoğun oldukları ortama kendi kinetik enerjileri ile dağılmalarına ………………. denir.
Yukarıdaki cümlede boş bırakılan yeri doğru tamamlayan şık aşapıdakilerden hangisidir?

Seçenekler

A
Pasif Taşıma
B
Difüzyon
C
Aktif Taşıma
D
Endositoz
E
Ekzositoz
Açıklama:
Moleküllerin çok yoğun olduğu ortamdan, az yoğun oldukları ortama kendi kinetik enerjileri ile dağılmalarına difüzyon denir.

Soru 19

Hücre dışından gelen kalsiyum miktarının normal düzeyi geçmemesi ve homeostasisin bozulmaması amacıyla fazla kalsiyum iyonlarının birikimini engellemekte görev alan hücre organeller aşağıdakilerden hangisidir?

Seçenekler

A
Golgi aygıtı ve mitokondri
B
Ribozomlar ve mitokondri
C
Endoplazmik retikulum ve mitokondri
D
Lizozim, endoplazmik retikulum ve mitokondri
E
Endoplazmik retikulum ve çekirdek
Açıklama:
Hücre dışından gelen kalsiyum miktarı normal düzeyi geçerse; denge (homeostasis) bozulur ve hücre ölümüne kadar gidebilir. Bunun için hücre çeşitli mekanizmalar geliştirmiştir. Hücre sitoplazmasında fazla kalsiyum iyonlarının birikimini engellemek için endoplazmik retikulum ve mitokondri fazla kalsiyumu depo eder. Benzer olarak demir iyonlarının da hücre içinde fazla olması, hücreye zarar veren serbest oksijen radikallerinin oluşumunu artırabilir

Soru 20

Havanın oksijenini akciğer alveollerinden hemoglobin proteinine bağlayarak dokulara ve hücreler aşağıdakilerden hangisidir?

Seçenekler

A
Monositler
B
Eritrositler
C
Nötrofiller
D
Eozinofiller
E
Lenfositler
Açıklama:
12
Kan, hücreler ve plazmadan oluşan özelleşmiş bağ dokudur. Kan hücreleri alyuvar ve akyuvarlardan oluşur. Alyuvarlar (Eritrosit), havanın oksijenini (O2) akciğer alveollerinden hemoglobin proteinine bağlayarak dokulara ve hücrelere taşır. Oksijen, mitokondrilerde ATP enerjisi elde etmek için gereklidir. Hücrelere gelen glikozun, oksijen ile yıkımı sonucunda karbondioksit (CO2) açığa çıkar. Benzer şekilde karbondioksit de alyuvarlardaki hemoglobine bağlanarak akciğerlere getirilir. Kanda alyuvarlar dışında bulunan diğer hücreler akyuvardır (lökosit). Akyuvarlar: Nötrofil, eozinofil, bazofil, lenfosit ve monositlerdir.
Eritrositler

Soru 21

Sağlık okuryazarlığının temel amaçlarından biri aşağıdakilerden hangisidir?

Seçenekler

A
Hastalıkların genetik kökenini belirlemek
B
Kişinin kendi bedenini ve fizyolojik değerlerini tanımasını sağlamak
C
Tüm hastalıkları önlemek
D
Yalnızca tıbbi terimleri ezberlemek
E
İlaç bağımlılığını azaltmak
Açıklama:
Sağlık okuryazarlığı kavramı ilk ortaya atıldığında şu yeterliydi. “Sağlıkla ilgili yazılanları okuma ve anlama becerisi”. Oysaki bu tanım başka boyutlara taşınmıştır. Tanım, “Kişinin sağlığın tanımını yapabilmesi, hastalık kavramını ve etkileyen faktörleri bilmesi, kendi bedenini tanı tanıması, sağlık bilgilerine erişebilmesi, eriştiği bilgileri anlayabilmesi, elde ettiği bilgileri ve sağlık hizmeti sunucularından aldığı hizmetle kaynaştırma ve uygulayabilmesi” şeklinde evrilmiştir. Sağlık okuryazarlığının temel amaçları;
a. Sağlıkla ilgili karar alma becerisini kazandırmak,
b. Kişinin kendi bedenini ve kendi fizyolojik değerlerini tanımasını sağlamak,
c. Kişilerin yaşama daha fazla katılmasını sağlamak, yaşam kalitesini yükseltmek,
d. Sağlık hizmeti sunucularını tanımasını sağlamak,
e. Sağlıkla ilgili en hızlı ve doğru bilgiye ulaşmasını sağlamak,
f. Ulaştığı bilgiyi anlamasını, yorumlamasını ve uygulamada kullanmasını sağlamak,
Sağlık okuryazarlığı kavramı ilk ortaya atıldığında şu yeterliydi. “Sağlıkla ilgili yazılanları okuma ve anlama becerisi”. Oysaki bu tanım başka boyutlara taşınmıştır. Tanım, “Kişinin sağlığın tanımını yapabilmesi, hastalık kavramını ve etkileyen faktörleri bilmesi, kendi bedenini tanı tanıması, sağlık bilgilerine erişebilmesi, eriştiği bilgileri anlayabilmesi, elde ettiği bilgileri ve sağlık hizmeti sunucularından aldığı hizmetle kaynaştırma ve uygulayabilmesi” şeklinde evrilmiştir. Sağlık okuryazarlığının temel amaçları; a. Sağlıkla ilgili karar alma becerisini kazandırmak, b. Kişinin kendi bedenini ve kendi fizyolojik değerlerini tanımasını sağlamak, c. Kişilerin yaşama daha fazla katılmasını sağlamak, yaşam kalitesini yükseltmek, d. Sağlık hizmeti sunucularını tanımasını sağlamak, e. Sağlıkla ilgili en hızlı ve doğru bilgiye ulaşmasını sağlamak, f. Ulaştığı bilgiyi anlamasını, yorumlamasını ve uygulamada kullanmasını sağlamak, g. Mevcut ve planlanan sağlık hizmetleri konusunda var olan karmaşıklığın hızlıca çözülmesine katkıda bulunmak, h. Sunulan sağlık hizmetlerinin verimliliğini değerlendirmek, i. Sunulan sağlık hizmetlerine en hızlı ve etkin şekilde nasıl ulaşılacağına karar vermek, j. Önerilen tedavi ve bakım/rehabilitasyon süreçlerine etkin katılabilmek, k. İnsanların kendi sağlıkları ile ilgili kendi iradesi altında bilinçli seçimler yapmasını sağlamaktır.

Soru 22

Aşağıdakilerden hangisi canlılarda bulunan zorunlu elementlerden biridir?

Seçenekler

A
Bor
B
Kobalt
C
Selenyum
D
İyot
E
Kükürt
Açıklama:
Canlılarda bulunan elementler; zorunlu elementler ve iz elementler olarak ikiye ayrılır. Hücrenin temel yapısını oluşturan organik moleküller, Oksijen (O), Hidrojen (H), Karbon (C) ve Azot (N) elementlerinden oluşur. Bunun dışında hücrede çoğunlukla kullanılan Kalsiyum (Ca), Sodyum (Na), Potasyum (K), Kükürt (S), Klor (Cl) gibi elementler zorunlu elementlerdir. İz elementler ise hücrenin daha az ihtiyaç duyduğu az miktardaki elementlerdir: Bor (B), Kobalt (Co), Selenyum (Se), I (İyot) gibi.

Soru 23

Aşağıdaki organellerden hangisi çift zarlı bir organeldir?

Seçenekler

A
Ribozom
B
Golgi
C
Mitokondri
D
Endoplazmik retikulum
E
Lizozom
Açıklama:
Sitoplazmada bulunan organeller zarlarına göre 3’e ayrılır:
a. Tek zarlı organeller, endoplazmik retikulum, golgi ve lizozomdur.
b. Çift zarlı organeller mitokondri, kloroplast ve çekirdektir.
c. Zarsız organeller ise ribozom ve sentrozomdur. Cevabınız doğru değilse sitoplazma bölümüne tekrar inceleyiniz.

Soru 24

Hücre zarında yer alan kolesterolün temel görevi nedir?

Seçenekler

A
A) Hücreye enerji sağlamak
B
B) Hücre zarının akışkanlığını azaltmak
C
C) Protein sentezini artırmak
D
D) Enzim üretmek
E
E) ATP taşımak
Açıklama:
Hücre zarının basitçe hücreyi dış ortamdan ayırdığı belirtilse de; yapısı incelendiğinde sadece dış ortamdan ayıran basit bir bariyer olmadığı anlaşılıyor. Hücre zarı seçici geçirgen özelliği ile hücre içerisine girecek maddelerin ve hücre dışına çıkacak maddelerin kontrolünü sağlar. Hücreler, dış ortamdan gelen sinyallere karşı duyarlıdır ve bu sinyallere karşı cevap oluşturulmasında görev yapar. Hücreler glikokaliks örtü sayesinde birbirlerini tanıyabilir. Hücreler birbirleri arasında yer alan bağlantılar sayesinde iletişim kurabilir. Hücreden hücreye değişse de genel olarak bir hücre zarında %50-55 protein, %40-45 lipid (fosfolipid, kolesterol, diğer lipidler) ve %2-10 karbonhidratlar bulunur. Hücre zarında yer alan temel lipidler; fosfolipidler ve kolesteroldür. Kolesterol, hücre zarının akışkanlığını azaltırken fosfolipidler, hücre zarının akışkanlığını artırır. Fosfolipidler, hidrofilik bir baş ve hidrofobik kuyruk kısımlarından oluşur. Fosfolipidler, hücre zarında bir çift tabaka şeklinde yer alırlar. “Hidrofilik”, “suyu seven” baş kısımları dışarı bakarken “hidrofobik”, “suyu sevmeyen” kuyrukları ise iç kısımda birbirlerine bakacak şekilde yer alır.

Soru 25

Protein sentezinde görev alan organel aşağıdakilerden hangisidir?

Seçenekler

A
Golgi
B
Mitokondri
C
Ribozom
D
Lizozom
E
Sentrozom
Açıklama:
Ribozom: Protein sentezinde görev alır. Hem prokaryot hem de ökaryot canlılarda bulunur. İki alt birimden oluşur. Yapısında rRNA içerir. Salgı, enzim vb. gibi protein kaynaklı salgıların yüksek olduğu hücrelerde sayıları daha fazladır. Protein sentezi sırasında DNA’da bulunan kodlardan, mRNA kodonu oluşturulur. Oluşan mRNA kodonu, ribozomlara gider. Ribozomlarda ise mRNA kodonuna uyumlu antikodu taşıyan tRNA’lar uygun amino asitleri ribozoma getirir ve protein sentezi gerçekleştirilir. DNA’dan mRNA sentezlenmesi transkripsiyon olarak tanımlanırken; mRNA’dan ribozomlarda protein sentezinin gerçekleşmesi translasyon olarak tanımlanır.
Golgi: Golgi, yassılaşmış keseciklerden oluşur. Endoplazmik retikulumdan gelen taşıyıcı kesecikler (transport vezikülleri), daha ileri değişimler için golgi aygıtına gelir. Burada bazı şeker gruplarını kaybeder veya yeni gruplar eklenebilir. Oluşan yeni gruplara sahip proteinler kesecik içinde golgiden ayrıl
Ribozom: Protein sentezinde görev alır. Hem prokaryot hem de ökaryot canlılarda bulunur. İki alt birimden oluşur. Yapısında rRNA içerir. Salgı, enzim vb. gibi protein kaynaklı salgıların yüksek olduğu hücrelerde sayıları daha fazladır. Protein sentezi sırasında DNA’da bulunan kodlardan, mRNA kodonu oluşturulur. Oluşan mRNA kodonu, ribozomlara gider. Ribozomlarda ise mRNA kodonuna uyumlu antikodu taşıyan tRNA’lar uygun amino asitleri ribozoma getirir ve protein sentezi gerçekleştirilir. DNA’dan mRNA sentezlenmesi transkripsiyon olarak tanımlanırken; mRNA’dan ribozomlarda protein sentezinin gerçekleşmesi translasyon olarak tanımlanır. Golgi: Golgi, yassılaşmış keseciklerden oluşur. Endoplazmik retikulumdan gelen taşıyıcı kesecikler (transport vezikülleri), daha ileri değişimler için golgi aygıtına gelir. Burada bazı şeker gruplarını kaybeder veya yeni gruplar eklenebilir. Oluşan yeni gruplara sahip proteinler kesecik içinde golgiden ayrılır. Lizozom: İçerisinde makromoleküllerin parçalanması, sindirimi için gerekli enzimleri içeren zarla çevrili organellerdir. Golgi aparatından üretilirler. Mitokondri: Hücreye gerekli enerji ihtiyacının temininden sorumlu çift zarlı organeldir. Sentrozom: Hücre bölünmesi sırasında iğ ipliklerini oluşturarak, kromozomların oluşacak olan yeni hücrelere eşit dağılmasında rol oynar. Bitki hücrelerinde sentrozom bulunmaz. Sentrozom, iki sentriolden oluşur.

Soru 26

İnsan vücudundaki bağ dokusuna ait hücre aşağıdakilerden hangisidir?

Seçenekler

A
Kondrosit
B
Fibrosit
C
Nöron
D
Miyozin
E
Epitel hücre
Açıklama:
Kıkırdak hücrelerine kondrosit adı verilir. Bağ dokusu, diğer bütün dokular ile bağlantı sağlar. Epitel dokudaki hücreler, bağ dokudan beslenir. Bağ doku, sıkı bağ doku ve gevşek bağ doku olarak ayrılır. Gevşek bağ dokuda, bağ dokuyu oluşturan hücrelerden çok, hücreler arası madde (ekstrasellüler matriks) miktarı oldukça fazladır. Sıkı bağ doku; tendonda olduğu gibi kolajen lifler tarafından sıkı ve düzenli sarılmış olabilir ya da derinin alt tabakasında yer alan düzensiz liflerden oluşabilir. Bağ doku hücrelerini, yağ hücreleri, melanosit, fibrosit, makrofaj, mast hücreleri, plazma hücreleri oluşturur. Yağ hücreleri, fazla miktarda yağı depo eden hücrelerdir. Melanosit, deriye renk veren pigmenti içeren hücrelerdir. Epitel doku örtü epiteli ve bez epiteli olmak üzere ikiye ayrılır. Epitel hücreleri derimizde olduğu gibi sıcak, basınç gibi etkilere maruz kalabilir. Bu nedenle epitel dokuyu oluşturan hücreler, birbirleri ile sıkı şekilde bağlantılarla (sıkı bağlantı, kemer bağlantı, desmozom) bağlanmıştır. Hücreler, aynı zamanda bir zemine de sıkı şekilde bağlıdır. Hücrelerin bağlandığı zemine bazal lamina denir. Epitel hücreleri apikal (üst) kısımlarında bazı farklılaşmalar gözlenebilir. İnce bağırsakta bulunan silindirik hücreler, emilim yüzeyini artırmak için parmak benzeri çıkıntılar, mikrovillus”lara sahiptir.Sinir sistemini oluşturan hücreler nöron ve glia hücreleridir. Glia hücreleri, astrositler, oligodentrositler ve mikrogliya hücreleridir. Nöronların aksine glia hücreleri bölünebilir. Nöron; nöron gövdesi, dentrit ve akson kısımlarından oluşur. Nöronlar, sinyalleri (impulsları) aksonları boyunca iletir. Kas dokusu aktin, miyozin, tropomiyozin gibi kasılıp gevşeyebilen proteinler içeren özelleşmiş hücrelerden oluşur.

Soru 27

Hücre içinde iyon dengesinin ve homeostazın korunması hangi yapı sayesinde sağlanır?

Seçenekler

A
Çekirdek
B
Sitoplazma
C
Hücre zarı
D
Ribozom
E
Lizozom
Açıklama:
Hücre zarı da hücreyi dış ortamdan gelebilecek etkilere karşı korumakla yükümlüdür. Aynı zamanda hücre zarında oluşan bazı atık maddelerin de hücreden dışarı atılmasında hücre zarı görevlidir. Hücre zarı, hücre içine alınan ve hücre dışına atılan/salınan maddelerde aktif rol oynar. Hücrenin değişen koşullara karşı sürekli dengesini korumasına homeostasis denir. Hücre içindeki ve hücre dışındaki iyon konsantrasyonları farklıdır. Hücre içerisinde belirli miktarda kalsiyum iyonlarının olması gerekir. Ancak hücre dışından gelen kalsiyum miktarı normal düzeyi geçerse; denge (homeostasis) bozulur ve hücre ölümüne kadar gidebilir. Bunun için hücre çeşitli mekanizmalar geliştirmiştir. Hücre sitoplazmasında fazla kalsiyum iyonlarının birikimini engellemek için endoplazmik retikulum ve mitokondri fazla kalsiyumu depo eder. Benzer olarak demir iyonlarının da hücre içinde fazla olması, hücreye zarar veren serbest oksijen radikallerinin oluşumunu artırabilir. Aynı zamanda demir, hemoglobinin yapısında olmazsa olmaz elementlerden biridir. Nöronlarda, elektriksel iletinin oluşturulması ve iletilmesinde, hücre içi ve hücre dışı iyon konsantrasyonlarının sürekli düzenlenmesi ile mümkündür. Hücre içerisindeki homeostasisin korunması, canlılığın devamı için çok önemlidir. Hücre zarı da bu kontrolde önemli rol oynar. Hücre zarından bazı moleküller doğrudan geçebileceği gibi bazılarının geçebilmesi için taşıyıcı proteinler ve kanal proteinleri gerekebilir. Yağda çözünen maddeler ve gazlar (karbondioksit, oksijen) doğrudan zarı geçebilmektedir.

Soru 28

Hücrede zardan geçemeyecek büyüklükteki maddelerin etrafı zarla çevrelenerek hücre dışına taşınmasına ne denir?

Seçenekler

A
Endositoz
B
Osmoz
C
Pinositoz
D
Ekzositoz
E
Aktif taşıma
Açıklama:
Hücrede zardan geçemeyecek büyüklükteki maddelerin etrafı zarla çevrelenerek hücre dışına taşınmasına ekzositoz denir. Salgı yapan hücrelerde, salgı ribozomlarda üretildikten sonra golgiye gelir. Golgide paketlenerek yani etrafı zarla çevrilerek hücre zarına gönderilir. Hücre zarıyla temas eden vezikül zarı birleşir ve salgı dışarıya verilir. Benzer şekilde lizozom sindirimi sonrası oluşan bazı artık ürünler de ekzositoz yoluyla hücre dışına atılır. Hücre içerisine büyük moleküllerin hücre zarına temasları sonrası zarla kaplanarak taşınmasına endositoz denir. Endositoz ikiye ayrılır: Fagositoz, Pinositoz. Fagositoz: Katı büyük moleküllerin zarla çevrilerek hücre içine alınmasıdır. Pinositoz: Sıvı hâldeki zardan geçemeyecek kadar büyük moleküllerin, hücre zarında cep oluşturularak hücre içine alınmasıdır. Sıvı maddelerin de etrafı zarla çevrilerek hücre içine alınır. Suyun yapay (yarı geçirgen bir zar) ya da hücre zarından difüzyonuna osmoz denir. Aktif taşıma (transport), moleküllerin az yoğun ortamdan çok yoğun ortama ATP harcayarak taşıyıcı proteinler aracılığıyla geçmeleri olayıdır.

Soru 29

Hücre zarından suyun difüzyonu hangi terimle ifade edilir?

Seçenekler

A
Endositoz
B
Osmoz
C
Pinositoz
D
Ekzositoz
E
Aktif taşıma
Açıklama:
Suyun yapay (yarı geçirgen bir zar) ya da hücre zarından difüzyonuna osmoz denir. Hücre için osmotik basınç önemlidir. Hücre içi ve hücre dışı ortamların osmolaritesi eşit ise izotonik ortamdan söz edilir. Hücre dışı ortamda, hücre içine göre, osmolarite düşük ise hipotonik ortam/çözelti olarak tanımlanır. Hücre dışı ortamda, hücre içine göre, osmolarite yüksekse hipertonik olarak tanımlanır. Örneğin; hastanelerde takılan serumların izotonik olması önemlidir. İzotonik ortamda hücreye giren ve hücreden çıkan su miktarı eşittir. Bu nedenle hücrede bir değişiklik olmaz.Aktif taşıma (transport), moleküllerin az yoğun ortamdan çok yoğun ortama ATP harcayarak taşıyıcı proteinler aracılığıyla geçmeleri olayıdır. Hücre içerisine büyük moleküllerin hücre zarına temasları sonrası zarla kaplanarak taşınmasına endositoz denir. Endositoz ikiye ayrılır: Fagositoz, Pinositoz. Fagositoz: Katı büyük moleküllerin zarla çevrilerek hücre içine alınmasıdır. Pinositoz: Sıvı hâldeki zardan geçemeyecek kadar büyük moleküllerin, hücre zarında cep oluşturularak hücre içine alınmasıdır. Hücrede zardan geçemeyecek büyüklükteki maddelerin etrafı zarla çevrelenerek hücre dışına taşınmasına ekzositoz denir. Salgı yapan hücrelerde, salgı ribozomlarda üretildikten sonra golgiye gelir. Golgide paketlenerek yani etrafı zarla çevrilerek hücre zarına gönderilir. Hücre zarıyla temas eden vezikül zarı birleşir ve salgı dışarıya verilir. Benzer şekilde lizozom sindirimi sonrası oluşan bazı artık ürünler de ekzositoz yoluyla hücre dışına atılır. Sıvı maddelerin de etrafı zarla çevrilerek hücre içine alınır.

Soru 30

Kromozomların hücrenin ekvatoryal düzleminde sıralandığı ve iğ ipliklerine bağlı şekilde olduğu faz aşağıdakilerden hangisidir?

Seçenekler

A
Profaz
B
Metafaz
C
Anafaz
D
Telofaz
E
Sitokinez
Açıklama:
Mitoz; profaz, metafaz, anafaz ve telofaz evrelerinden oluşur. Takibinde sitokinez gerçekleşir. Profaz: Hücrelerin çekirdek zarı kaybolmaya başlar. Kromatin iplik kısalıp kalınlaşarak kromozomları oluşturur. Kromozomu oluşturan iki kardeş kromatid, kinetokor bölgelerinden iğ ipliklerine tutunur. Metafaz: Kromozomlar, hücrenin ekvatoryal düzleminde sıralanırlar ve iğ ipliklerine bağlı şekildedirler. Anafaz: Kardeş kromatidler, iğ iplikleri vasıtasıyla kutuplara çekilmeye başlarlar ve kutuplara çekilinceye kadarki süreç anafaz olarak isimlendirilir. Telofaz: Kutuplara çekilmiş olan kardeş kromatidler, tekrar kromatin iplik hâline dönmeye başlar. Çekirdek zarı oluşmaya başlar. Sitokinez görülür. Sitokinez: Mitozun telofaz evresinin sonuna doğru görülmeye başlar. Sitokinez, sitoplazmanın bölünmesidir.

Soru 31

Aşağıdaki ifadelerden hangisi yanlıştır?

Seçenekler

A
Prokaryot hücrelerde gerçek bir çekirdek bulunmaz.
B
Terliksi hayvan (Paramecium), tek hücreli bir ökaryottur.
C
Robert Hooke “hücre”yi canlı soğan zarında görmüş ve adlandırmıştır.
D
Antonie van Leeuwenhoek ilk mikroskobu icat etmiştir.
E
Volvox kolonilerinde hücreler iş bölümü yapar ancak doku oluşturmaz.
Açıklama:
Hücre, “odacık” anlamında ilk kez 1665 yılında Robert Hooke tarafından gözlenmiş ve “hücre (cell)” olarak isimlendirilmiştir. Ancak Robert Hooke’un gözlemlediği hücre, biraz farklıydı. Çünkü gözlemlediği şey canlılığını yitirmiş şişe mantarı kesitiydi. Canlı bir hücreyi oluşturan, hücre zarı, sitoplazma ve çekirdek kısımlarını bu örnekte görememişti.

Soru 32

Hücre zarı ile ilgili aşağıdaki eşleştirmelerden hangisi veya hangileri doğrudur?
I. Kolesterol → Zar akışkanlığını azaltma eğilimi
II. Fosfolipid çift tabakası → Hidrofilik başlar dışa, hidrofobik kuyruklar içe bakar
III. İntegral protein → Kanal/taşıyıcı/ reseptör gibi görevler üstlenebilir
IV. Adenilat siklaz → Zarla ilişkili bir enzimdir

Seçenekler

A
I ve II
B
II ve III
C
II, III ve IV
D
I, II ve IV
E
I, II, III ve IV
Açıklama:
Hücre zarında yer alan temel lipidler; fosfolipidler ve kolesteroldür. Kolesterol, hücre zarının akışkanlığını azaltırken fosfolipidler, hücre zarının akışkanlığını artırır. Fosfolipidler, hidrofilik bir baş ve hidrofobik kuyruk kısımlarından oluşur. Fosfolipidler, hücre zarında bir çift tabaka şeklinde yer alırlar. “Hidrofilik”, “suyu seven” baş kısımları dışarı bakarken “hidrofobik”, “suyu sevmeyen” kuyrukları ise iç kısımda birbirlerine bakacak şekilde yer alır. Hücre zarında yer alan proteinler; integral proteinler, periferal proteinler ve glikoproteinlerdir. İntegral proteinler, fosfolipid tabakanın içinden uzanır. Bütün tek parça ya da çok sayıda sarmal şeklinde olabilir. Periferal proteinler ise zarın herhangi bir yüzeyinde yer alır. Şekerler, fosfolipid tabakaya bağlanarak glikolipidleri; periferal proteinlere bağlanarak glikoproteinleri oluşturur. Hücre zarında yer alan proteinlerin çeşitli görevleri vardır. Zarda bulunan bazı proteinler reseptör görevi görür. Reseptörler, kendilerine özgü hormon gibi moleküllere bağlanır. Örneğin insülin hormonu, hücre zarında bulunan reseptörüne bağlanarak hücre içerisinde etkileşimleri başlatır. Zarda bulunan integral ya da periferal proteinlerin bir diğer görevi enzim görevidir. Adenilat siklaz, zarda bulunan enzimlerdendir ve ATP’den bir fosfat kopararak enerji açığa çıkmasını sağlar. Hücre zarında bulunan proteinlerin bazıları da taşıyıcı proteinlerdir. Bunlar hücre içi veya hücre dışına madde alışverişini sağlarlar. Bazıları da kanal proteinleridir ve iyonların, doğrudan geçişini düzenler.
Metne göre dört ifade de doğrudur. Doğru cevap E şıkkıdır.

Soru 33

Aşağıdaki organeller-işlev eşleştirmelerinden hangisi yanlıştır?

Seçenekler

A
Düz (granülsüz) ER - Lipid sentezi ve ilaç/zehir detoksifikasyonu
B
Granüllü ER - Üzerindeki ribozomlar aracılığıyla protein sentezi
C
Golgi aygıtı - Proteinlerin işlenmesi ve paketlenmesi
D
Mitokondri - Hücresel enerji üretimi; enerji ihtiyacında sayısı artabilir
E
Lizozom - mRNA’dan protein sentezi (translasyon)
Açıklama:
Translasyon ribozomlarda gerçekleşir; lizozom makromolekül sindiriminden sorumludur. Doğru cevap E şıkkıdır.

Soru 34

Homeostasis kavramı en doğru şekilde nasıl tanımlanır?

Seçenekler

A
Hücre zarının seçici geçirgenliğini kaybetmesi
B
Hücrenin değişen dış koşullara rağmen iç dengesini koruma durumu
C
Hücrede madde birikimi sonucu hücre ölümünün gerçekleşmesi
D
Hücre zarının madde alışverişini tamamen durdurması
E
Hücrenin enerji üretimini arttırması
Açıklama:
Homeostasis, hücrenin iç ortamını kararlı tutma yeteneğidir; iyon, su ve diğer maddelerin dengeli şekilde düzenlenmesiyle sağlanır.

Soru 35

Pasif taşıma için aşağıdakilerden hangisi doğrudur?

Seçenekler

A
ATP harcanarak madde taşınır.
B
Moleküller yoğunluk farkına karşı taşınır.
C
Enerji harcanmadan moleküller kendi kinetik enerjileriyle taşınır.
D
Hücre dışına yalnızca gazlar geçebilir.
E
Taşıyıcı proteinler kullanılmaz.
Açıklama:
Pasif taşımada dışarıdan enerji kullanılmaz; moleküller yoğunluk farkı doğrultusunda kendi kinetik enerjileriyle hareket eder.

Soru 36

Endositoz ve ekzositoz süreçleriyle ilgili aşağıdakilerden hangisi doğrudur?

Seçenekler

A
Her ikisi de küçük moleküllerin geçişinde görev alır.
B
Endositozda madde hücre dışına, ekzositozda hücre içine alınır.
C
Her ikisinde de büyük moleküller zarla çevrilerek taşınır.
D
Endositoz sadece sıvı maddelerin alınmasını sağlar.
E
Ekzositozda enerji kullanılmaz.
Açıklama:
Endositoz (fagositoz-pinositoz) ve ekzositoz, büyük moleküllerin zarla çevrilip hücre içine veya dışına taşınmasında görev alır ve her ikisi de enerji gerektirir.

Soru 37

Kanserin oluşum mekanizması aşağıdakilerden hangisini en iyi açıklar?

Seçenekler

A
Hücrelerin bölünmesinin tamamen durması
B
Hücrelerin kontrolsüz şekilde çoğalması
C
Hücre döngüsünün G0 evresinde sabitlenmesi
D
Hücrelerin sitoplazmasını kaybetmesi
E
Hücre zarının geçirgenliğinin artması
Açıklama:
Kanser, hücrelerin kontrolsüz çoğalması olarak tanımlanmıştır. Normalde hücreler belirli bir kontrol mekanizmasıyla bölünürken, bu sistemin bozulması kanser gelişimine yol açar.

Soru 38

Hücre döngüsünde G1, S, G2 ve M evreleri ile ilgili aşağıdaki ifadelerden hangisi doğrudur?

Seçenekler

A
DNA replikasyonu G1 evresinde gerçekleşir.
B
Mitoz evresi interfazdan daha uzundur.
C
S evresinde DNA kendini eşler.
D
G2 evresinde hücre bölünmesi tamamlanır.
E
G0 evresi mitozun başlangıcıdır.
Açıklama:
DNA sentezi (replikasyonu) S evresinde gerçekleşir; bu evre interfazın bir parçasıdır.

Soru 39

Mayoz bölünmede gözlenen krossing over (parça değişimi) olayı ile ilgili aşağıdaki ifadelerden hangisi doğrudur?

Seçenekler

A
Kardeş kromatidler arasında gerçekleşir.
B
Homolog olmayan kromozomlar arasında gerçekleşir.
C
Homolog kromozomlardaki kardeş olmayan kromatidler arasında gen değişimi olur.
D
DNA hasarını onarmak için gerçekleşir.
E
Tür içinde çeşitliliği azaltır.
Açıklama:
Krossing over, homolog kromozomlardaki kardeş olmayan kromatidlerin gen parçalarını değiş tokuş etmesiyle olur ve tür içi genetik çeşitliliği artırır.

Soru 40

Embriyonal gelişimde parmak arası boşlukların oluşumunda rol alan süreç hangisidir?

Seçenekler

A
Nekroz
B
Otofaji
C
Apoptoz
D
Ferroptosis
E
Nekroptoz
Açıklama:
Günümüzde yapılan bilimsel araştırmaların sayısı arttıkça hücre ölüm mekanizmalarının da sayısı artmaktadır. Çok sayıda farklı hücre ölüm mekanizmaları (ferroptosis, nekroz, nekroptosis, otofaji vb.) olmasına rağmen apoptoz en iyi bilinen hücre ölüm mekanizmasıdır ve hücre intiharı olarak da bilinir. Hücrede dış faktörlerin etkisiyle olabileceği gibi hücrenin yaşlanması gibi endojen faktörlere bağlı hasar oluşabilir. Hasarlı hücrenin devamlılığı çevredeki hücrelere de hasar verebilir ya da bu hasar DNA üzerinde ise mutasyonlu hücrenin yaşama devam etmesi kanser oluşumu açısından tehlikeli olur. Bu nedenle hücren çevre hücrelere zarar vermeden apoptoz ile ortadan kaldırılır. Sadece hasar durumunda değil; embriyonal gelişim sırasında da apoptoz doğal olarak gözlenen bir süreçtir. Embriyonel gelişim sırasında, parmak arasındaki boşluklar apoptoz yoluyla oluşur.

Soru 41

Metne göre sağlığın doğru ve eksiksiz tanımını yapabilmek için aşağıdaki kavramlardan hangilerinin birlikte bilinmesi gerekir?

Seçenekler

A
Fiziksel durum, ekonomik durum, ruhsal durum
B
Sosyal hâl, fiziksel durum, ruhsal/duygusal durum
C
Ruhsal/duygusal durum, kültürel durum, sosyal hâl
D
Fiziksel durum, sosyal hâl, çevresel koşullar
E
Ekonomik durum, sosyal hâl, ruhsal/duygusal durum
Açıklama:
Sağlık kavramı araştırıldığında pek çok farklı tanımla karşılaşılır. Genelde sağlık “iyi olma”, “hasta olmama”, “yaşama katılma”, “kimseye muhtaç olmama”, “kendini iyi hissetme” vb. olarak tanımlanır. Sağlığın doğru ve eksiksiz tanımını en kısa şekilde yapabilmek için sağlığı etkileyen 3 temel kavramı bilmek gerekir. a. Fiziksel durum b. Sosyal hâl ya da durum c. Ruhsal/duygusal durum

Soru 42

“Sağlık okuryazarlığı” kavramının temel önemi nedir?

Seçenekler

A
İnsanların sadece tıbbi terimleri ezberlemesini sağlar.
B
Bireylerin sağlık hizmetlerini anlayıp buna uygun kararlar alabilmesine yardımcı olur.
C
Sağlık çalışanlarının görevlerini kolaylaştırmak için geliştirilmiştir.
D
Sadece gelişmemiş toplumlarda ortaya çıkan sağlık sorunlarını çözmeyi hedefler.
E
Bireylerin yalnızca kendi yaşam ömrünü uzatmasına odaklanır.
Açıklama:
Dünya Sağlık Örgütü bu üç kavramı baz alarak 1948’de sağlığı “Sadece hastalık ve sakatlığın olmaması değil, fiziksel, ruhsal/duygusal ve sosyal yönden tam bir iyilik hâli” olarak tanımlar. Bu tanım doğrultusunda fiziksel olarak her yönden iyi olma hâli tek başına sağlıklı olmak anlamına gelmemektedir. Tanımın tüm unsurları ve onları etkileyen faktörleri çok iyi yöneterek sağlıklı olunabilir ve kalınabilir. Tanımdan da yola çıkarak kişinin sağlıklı kalabilmesi, yaşam koşullarını iyileştirebilmesi ve yaşam kalitesini arttırabilmesi için bireylerin sağlığın tanımını ve etkileyen faktörleri çok iyi bilmesi gerekir. Genel olarak da en azından insan bedenini oluşturan yapıları, sistemleri ve işleyişlerini bilmesi gerekir. Bunun için de sağlık okuryazarlık seviyesini yükseltilmelidir. Gelişmiş modern toplumlarda insanların yaşam ömrü arttıkça sağlıkla ilgili ortaya çıkan sorunları ve bu sorunlara yönelik çözümleri de artmaktadır. Gelişmiş modern toplumda yaşayan kişilerin toplumsal yaşama her açıdan katkı vermeleri beklenmektedir. Bireylerin kendileri ve yakınları için sağlık açısından ve diğer konulardan çeşitli kararları zamanında almaları ve uygulamaları beklenmektedir. Sağlık okuryazarlığı kavramı tam da bu noktada ortaya çıkmaktadır. Bireylerin sağlık açısından kendileri ile ilgili karar verebilmesi oldukça önemlidir. Çünkü sağlık hizmeti sunucuları bireylerin aldıkları sağlık hizmetlerini anladıklarını ve buna uygun tarzda hareket ettiklerini ön görür. Ancak işin gerçeği çoğu zaman böyle değildir. Tıbbi terimleri anlamak, insan bedenini oluşturan sistemleri bilmek ve bunları basitçe de olsa yorumlayabilmek için temel düzeyde olsa da “sağlık okuryazarı” olmak gerekir.

Soru 43

Aşağıdakilerden hangisi prokaryot hücrelerin bir özelliğidir?

Seçenekler

A
Çekirdek yapısına sahip olmaları
B
Çok hücreli canlıları oluşturabilmeleri
C
Bakterilerde görülmeleri
D
Sitoplazma ve hücre zarından oluşmamaları
E
Öglena ve amip gibi canlıları oluşturmaları
Açıklama:
Hücre, canlıyı oluşturan yapısal ve fonksiyonel en küçük birimdir. Yaşamın başlangıcında, iki tip hücreden bahsedebiliriz. Bunlar prokaryot ve ökaryot hücrelerdir. Hücre, genel olarak çekirdek, sitoplazma ve hücre zarından oluşur. Ancak prokaryot hücreler çekirdek yapısına sahip değillerdir. Tek bir hücreden oluşan canlılar olabildiği gibi çok hücreden oluşan canlılar da vardır. Tek hücreli prokaryot yapıya sahip canlılar olarak bakterileri örnek verebiliriz. Benzer olarak tek hücreli ökaryotik hücrelilere terliksi hayvan (Paremecium sp.), öglena, amip gibi canlıları örnek verebiliriz.

Soru 44

Hücre içindeki enerji üretimi, atıkların uzaklaştırılması, iletişim ve yönetim gibi işlerin yürütülmesini sağlayan yapılar aşağıdakilerden hangisidir?

Seçenekler

A
Organik moleküller
B
İnorganik moleküller
C
Çekirdek zarı
D
Organeller
E
Sitoplazma
Açıklama:
Canlıyı canlı yapan özellikler arasında enerji üretebilme, artık maddelerini hücre dışına atabilme, farklı maddelerin (protein, enzim vb) sentezini yapabilme ve çoğalabilme gibi özellikler yer alır. Tek hücreli canlılar, çok hücreli canlılara göre, bunları tek başına yapması olağanüstüdür. Hücreyi olağanüstü yapan bir başka şey ise henüz hücrenin yerine geçebilecek herhangi bir teknolojinin üretilememiş olmasıdır. Hücre içindeki enerji üretimi, atık, iletişim, yönetim vb. gibi işlerin yürütülmesinde organeller görev alır. Ancak organellerden önce, hücreyi oluşturan organik ve inorganik molekülleri bilmek gerekir.

Soru 45

Aşağıdakilerden hangisi hücrede bulunan organik moleküllerden biridir?

Seçenekler

A
Kalsiyum
B
Karbon (C)
C
Su (H₂O)
D
Proteinler
E
Klor
Açıklama:
Canlılarda bulunan elementler; zorunlu elementler ve iz elementler olarak ikiye ayrılır. Hücrenin temel yapısını oluşturan organik moleküller, Oksijen (O), Hidrojen (H), Karbon (C) ve Azot (N) elementlerinden oluşur. Bunun dışında hücrede çoğunlukla kullanılan Kalsiyum (Ca), Sodyum (Na), Potasyum (K), Kükürt (S), Klor (Cl) gibi elementler zorunlu elementlerdir. İz elementler ise hücrenin daha az ihtiyaç duyduğu az miktardaki elementlerdir: Bor (B), Kobalt (Co), Selenyum (Se), I (İyot) gibi. Elementler, iyonlar ve su, hücrede bulunan inorganik maddelerdir. Lipidler, proteinler, karbonhidratlar, nükleik asitler (DNA, RNA), enzimler, hormonlar ise organik moleküllerdir.

Soru 46

Aşağıdakilerden hangisi amino asitlerin özelliklerini belirleyen kısımdır?

Seçenekler

A
Karboksil (-COOH) grubu
B
Amino (-NH₂) grubu
C
Hidrojen (H) atomu
D
Değişken grup (R)
E
Karbon (C) atomu
Açıklama:
Proteinlerin yapı taşı (monomeri) amino asitlerdir. Bir karbon (C) atomuna bağlı, karboksil (COOH), bir amino (NH2), bir hidrojen (H) ve değişken grup (R) içerirler. Değişken gruba gelen molekülün özelliğine göre amino asitlerin özellikleri değişir. Hücreler, binlerce proteinin sentezinde 20 çeşit amino asit kullanırlar. Yapısal olarak en basit amino asit, değişken grubunda (R), hidrojen (H) içeren glisin amino asitidir

Soru 47

Aşağıdakilerden hangisi proteinlerin görevlerine bir örnektir?

Seçenekler

A
Hemoglobinin oksijen ve karbondioksit taşınmasında görev alması
B
DNA’nın genetik bilgiyi depolaması
C
Glikojenin enerji deposu olarak kullanılması
D
Yağ asitlerinin hücre zarını oluşturması
E
Vitaminlerin yardımcı molekül olarak görev yapması
Açıklama:
Amino asit yapısında yer alan R grubunun değişmesiyle oluşan 20 farklı amino asit sırasının ve sayısının değişmesiyle binlerce protein oluşur. Bu proteinler, yapıyı oluşturabildikleri gibi, reseptör, hormon, enzim, taşıyıcı, bağışıklık, kas kasılması gibi hücre için elzem olan temel görevleri yerine getirirler. Tırnak, saç, boynuz, örümcek ağı, tüy gibi yapıların yapısına katılırken; kırmızı kan hücrelerinin hemoglobin yapısına katılarak oksijen ve karbondioksitin taşınmasında rol oynar. Hücre zarlarında büyük moleküllerin hücre içine ve dışına taşınmasını sağlayan kanal proteinleri oluşturur. Küçük moleküllerden, büyük moleküllerin sentezini hızlandıran ve kolaylaştıran enzimlerin yapısını oluşturur. Kas kasılmasını sağlayan aktin ve miyozin, benzer şekilde protein yapıdadır. Glukozun hücre içerisine alınmasında rol oynayan insülin hormonu, polipeptid yapıdadır. Çok sayıda hastalığın temelinde de proteinler rol oynar. Alzheimer, Akdeniz anemisi gibi hastalıklar proteinlerin sentezi veya yıkımı sırasında karşılaşılan bozukluklarla ilişkilidir. Örneğin Akdeniz anemisi, hemoglobin sentezi sırasındaki bozukluktan kaynaklanır

Soru 48

Hücre zarında yer alan proteinlerin görevlerinden biri aşağıdakilerden hangisidir?

Seçenekler

A
DNA’daki genetik bilginin kopyalanmasını sağlamak
B
ATP üretmek için mitokondride görev yapmak
C
Hücre içi ve dışı arasındaki madde taşınmasını gerçekleştirmek
D
Protein sentezinde ribozomlara yardımcı olmak
E
Fotosentezde ışık enerjisini yakalamak
Açıklama:
Hücre zarında yer alan proteinler; integral proteinler, periferal proteinler ve glikoproteinlerdir. İntegral proteinler, fosfolipid tabakanın içinden uzanır. Bütün tek parça ya da çok sayıda sarmal şeklinde olabilir. Periferal proteinler ise zarın herhangi bir yüzeyinde yer alır. Şekerler, fosfolipid tabakaya bağlanarak glikolipidleri; periferal proteinlere bağlanarak glikoproteinleri oluşturur. Hücre zarında yer alan proteinlerin çeşitli görevleri vardır. Zarda bulunan bazı proteinler reseptör görevi görür. Reseptörler, kendilerine özgü hormon gibi moleküllere bağlanır. Örneğin insülin hormonu, hücre zarında bulunan reseptörüne bağlanarak hücre içerisinde etkileşimleri başlatır. Zarda bulunan integral ya da periferal proteinlerin bir diğer görevi enzim görevidir. Adenilat siklaz, zarda bulunan enzimlerdendir ve ATP’den bir fosfat kopararak enerji açığa çıkmasını sağlar. Hücre zarında bulunan proteinlerin bazıları da taşıyıcı proteinlerdir. Bunlar hücre içi veya hücre dışına madde alışverişini sağlarlar. Bazıları da kanal proteinleridir ve iyonların, doğrudan geçişini düzenler

Soru 49

Mitokondrinin özelliklerinden biri aşağıdakilerden hangisidir?

Seçenekler

A
Tek zarlı bir yapıya sahip olması
B
Enerji üretiminden sorumlu solunum enzimlerini krista üzerinde bulundurması
C
Ribozomları sayesinde protein sentezlemesi
D
Fotosentezde görev alması
E
Hücre zarında madde alışverişini düzenlemesi
Açıklama:
Mitokondri: Hücreye gerekli enerji ihtiyacının temininden sorumlu çift zarlı organeldir. İç zar katlantılı bir yapıya sahiptir ve bu katlantılar krista adını alır. Kristada enerji üretiminden sorumlu solunum enzimleri bulunur. Kristaların içini dolduran, kolloidal sıvıya matriks denir. Kendine ait DNA içerir. Hücrede enerji ihtiyacı arttığında sayıları hızla artar.

Soru 50

Aşağıdakilerden hangisi DNA ve RNA ile ilgili doğru bir bilgidir?

Seçenekler

A
DNA tek iplikli, RNA çift iplikli bir yapıya sahiptir.
B
DNA’daki üçlü baz dizisine kodon, RNA’daki üçlü baz dizisine kod denir.
C
RNA’daki üçlü baz dizisine kodon, tRNA’daki karşılıklı üçlü baz dizisine antikodon denir.
D
DNA sadece Adenin ve Timin bazlarından oluşur.
E
mRNA DNA’dan bağımsız şekilde sentezlenir.
Açıklama:
DNA çift iplikli bir yapıya sahiptir ve yapısında yer alan Adenin (A), Timin(T), Sitozin(C) ve Guanin(G) bazları AT ve GC karşılıklı eşleşecek şekilde farklı dizilere sahiptir. RNA ise tek iplikli yapıdadır. DNA yapısında bulunan bu dört bazın herhangi üçünden oluşan dizi “kod” olarak anılır. DNA’daki bu kod şifreleri ile uyumlu mRNA sentezlenir ve mRNA yapısındaki üçlü baz dizilimi “kodon” olarak tanımlanır. mRNA’daki dizilime uyumlu üçlü bazlardan oluşan tRNA’daki şifreler de “antikodon”u oluşturur.

Ünite 2

Soru 1


  1. Göğüs kemiği

  2. Kafatası

  3. Omuz kuşağı

  4. Kaburgalar

  5. Kalça


Yukarıdakilerden hangileri aksiyel iskelet bölümünde yer almaktadır?

Seçenekler

A
III-IV
B
II-III-V
C
I-II-IV
D
I-III-IV-V
E
I-II-III-IV-V
Açıklama:
İSKELET SİSTEMİ VE GÖREVLERİ
Aksiyel iskelet: Üç bölüme ayrılır. Bunlar; kafatası, göğüs kafesi ve omurgadır. Kafatası toplamda 22 adet kemikten oluşur. Beyni koruması açısından önemlidir. Boyun ve baş kaslarının tutunması
için bölgeler oluşturur. Göğüs kafesi; kalp, akciğerler ve büyük damarların korunmasında önemlidir. Göğüs kafesinde arkada göğüs omurları, önde göğüs kemiği (iman tahtası) ve yanlarda kaburgalar bulunur. Kaburgalar arkada göğüs omurlarına bağlanırken önde göğüs kemiğine kıkırdak yapılar ile bağlanırlar. Toplamda 12 çift kaburga bulunur. İlk 7 kaburga önde iman tahtasına doğrudan kıkırdaklar ile bağlanırken geriye kalan 8, 9 ve 10. kaburga bir üstündeki kıkırdağa bağlanarak dolaylı bir şekilde iman tahtasına bağlanır. 11 ve 12. kaburgalar bir yere tutunmazlar.

Soru 2

Aşağıdakilerden hangisi alt bacakta arkada bulunan kemiktir?

Seçenekler

A
Diz kapağı kemiği
B
Baldır kemiği
C
Uyluk kemiği
D
Kürek kemiği
E
Köprücük kemiği
Açıklama:
İSKELET SİSTEMİ VE GÖREVLERİ
Gövdede önde, ortada sağlam bir kemik olan göğüs kemiği vardır ve darbelere karşı ilk koruyucudur. Arkada ise omurlar bulunur. Bu omurların ilk ikisi dışında aralarında yarı oynar eklem bulunur.
Kısıtlı da olsa hareket yeteneği vardır. Özellikle bel bölgesinde daha fazla hareket imkânı tanır. Göğüste arkada kürek kemiği vardır. Göğüs kemiğini kürek kemiğine bağlayan köprücük kemiği bulunur. Ayrıca leğen kemiği (pelvis) gövdenin alt kısmıdır. Uzuvlardan kolda ise üst bölgede pazu kemiği, dirsekten sonra iki kemik, dirsek kemiği ve ön kol kemiği bulunur. Sonra bilek kemikleri ve el kemikleri gelir. Bacakta ise üstte uyluk kemiği alt bacakta baldır kemiği (arkada) ve kaval kemiği (önde) bulunur. Dizde düzensiz kemik olan diz kapağı kemiği bulunur. Ayak bileği ve ayak kemikleri de vardır

Soru 3

  1. Burun
  2. Kulak kepçesi
  3. Dış kulak yolu
  4. Gırtlak kapağı
  5. Östaki borusu duvarı
Yukarıdakilerden hangileri elastik kıkırdaktan oluşmuştur?

Seçenekler

A
I-II-III
B
II-III-IV
C
III-IV-V
D
I-II-III-IV
E
II-III-IV-V
Açıklama:
Kıkırdaklar
Elastik kıkırdak: Hiyalin kıkırdağa benzer. Elastik lifler bol bulunur bu nedenle rengi sarımtıraktır.
Çok az bölgede bulunur. Kulak kepçesi, dış kulak yolu, östaki borusu duvarı ve gırtlak kapağı denen yutkunma sırasında soluk borusunu kapatan ve besinin soluk borusuna kaçmasını engelleyen yapı.

Soru 4

  1. Kürek kemiği
  2. Kaburga kemiği
  3. Kol kemiği
  4. Kalça kemiği
  5. Omur kemiği
Yukarıdakilerden hangileri yassı kemik grubunda yer alır?

Seçenekler

A
I-II
B
II-III-IV
C
I-III-V
D
I-II-III-IV
E
I-II-III-IV-V
Açıklama:
Kemik Doku
Yassı kemik: Göğüs kemiği, kaburgalar, kafa kemiklerinin pek çoğu, kürek kemiği bu gruba örnek olarak verilebilir. Yassı ve ince kemiklerdir.

Soru 5

Aşağıdakilerden hangisi kemik dokudaki çoğalma yeteneğine sahip türde kök hücrelerdir?

Seçenekler

A
Osteoblast hücre
B
Osteoklast hücre
C
Osteosit hücre
D
Osteoprogenitör hücre
E
Osteoporoz hücre
Açıklama:
Kemik Dokunun Hücreleri
Osteoprogenitör hücre: Çoğalma yeteneğine sahip olan kök hücrelerdir. Osteoprogenitor hücreler uyarıldıkları zaman olgun kemik hücrelerine farklılaşırlar. Bu hücreler kemik kırıklarında, büyümesinde aktif hâle gelerek bölünürler ve osteoblastlara dönüşürler.

Soru 6

  1. Hyalin kıkırdak yapısı görülür.
  2. Eklem kıkırdağı baskıyı azaltarak kemiği korur
  3. Hareketli değildir ancak çok dayanıklıdır.
  4. Eklem uçlarını kayganlaştırır.
  5. Göğüs kafesi bu eklem grubuna örnektir.
Yukarıdakilerden hangileri sinoviyal (oynar) eklemlerin özellikleri arasında yer alır?

Seçenekler

A
I-II-III
B
III-IV-V
C
I-II-IV
D
II-III-IV-V
E
I-II-III-IV-V
Açıklama:
1. Oynar Eklemler (Sinoviyal eklemler): Bu eklem tipinde,
  • Kemiklerin eklem bölgesini buzlu cam görüntüsündeki düzgün yapılı hyalin kıkırdak örter ve eklem kıkırdağı adını alır. Eklem kıkırdağı bir yastık gibi eklem üzerindeki baskıyı azaltarak kemiği korur.
  • İçinde eklem sıvısı (sinoviyal sıvı) denen bir sıvı bulunan eklem boşluğu ve eklem kapsülü vardır. Eklem kapsülünün iç tarafında sinoviyal zar denen yapı eklem sıvısını üretir. Bu sıvı yumurta beyazı kıvamındadır ve kıkırdak yüzeyler arası sürtünmeyi azaltır, âdeta yağlama
    işlemi yapar.
  • Eklemleri oluşturan kemiklerin uç kısımları ortak bir kapsül ile çevrilidir ve bu kapsül bağ dokusundan meydana gelmiştir. Eklem kapsülünün iç kısmı bir zar ile kaplıdır. Eklem boşluğunda yumurta akına benzeyen eklem sıvısı vardır ve eklem uçlarını kayganlaştırır.
  • Bir kemikten diğer kemiğe uzanan bağ dokusundan meydana gelmiş eklem bağı bulunur. Böylece ekleme sağlamlık ve hareket kolaylığı sağlar.
  • Sinoviyal eklem, hareketli eklemler olup kol ve bacak kemiklerinde bulunur.

Soru 7

Hücre zarının elektriksel yük toplama özelliği nedeniyle eksi yüklerin zarın iç yanında, fazla artı yüklerin ise dış tarafında birikerek hücre içi ve dışı arasında potansiyel farkı oluşmasına ne ad verilir?

Seçenekler

A
İstirahat membran potansiyeli
B
Aksiyon potansiyeli
C
Difüzyon potansiyeli
D
Bikarbonat potansiyeli
E
Ligand kapılı kanal potansiyeli
Açıklama:
İstirahat Membran Potansiyeli
Bahsedilen hücre içi ve dışı iyon dağılımı farkından dolayı hücre içi ve dışı arasında elektriksel yük
farkı oluşur. Hücre zarının elektriksel yük toplama özelliği vardır ve eksi yükler zarın iç yanında, fazla artı yükler ise dış tarafında birikir. Bu durum hücre içi ve dışı arasında potansiyel farkı oluşmasına neden olur ve istirahat membran potansiyeli olarak isimlendirilir.

Soru 8

Genellikle sinir hücrelerinde görülen, membran potansiyeli istirahatteki değerinden daha fazla negatifleşerek, potasyum kanalları açıldıktan ve repolarizasyon tamamlandıktan sonra da açık kalmaya devam etmesi sonucu negatiflik oluşan aksiyon potansiyeli aşağıdakilerden hangisidir?

Seçenekler

A
Repolarizasyon
B
Depolarizasyon
C
Hiperpolarizasyon
D
Duyarsız dönem
E
Eşik değer
Açıklama:
Uyarılabilen Dokular
3. Hiperpolarizasyon: Membran potansiyelinin istirahatteki değerinden daha fazla negatifleşmesine hiperpolarizasyon denir. Genellikle sinir hücrelerinde görülür. Potasyum kanalları açıldıktan sonra repolarizasyon tamamlandıktan sonra da açık kalmaya devam
etmesi sonucu bu fazladan negatiflik oluşur.

Soru 9

İskelet kasında ardışık gelen uyarılarla kasta gevşeme olmadan kasılmaların üst üste eklenmesine ne ad verilir?

Seçenekler

A
Tetanik kasılma
B
Kramp kasılması
C
Atrofi kasılma
D
Eksentrik kasılma
E
İzometrik kasılma
Açıklama:
Kasılma çeşitleri
Tetanik kasılma: İskelet kasında ardışık gelen uyarılarla kasta gevşeme olmadan kasılmaların üst
üste eklenmesine tetanik kasılma denir. İskelet kasları tetanik kasılmalarla iş yapar. Bu sayede bir şarkıcı eline aldığı mikrofonu uzun süre elinde tutarak konserine devam eder.

Soru 10


  1. Plato fazında L tipi Ca+2 kanalları ile K+ kanalları devrededir. Hücre içine kalsiyum girerken potasyum dışarı çıkmaktadır ve bu iki iyon denge hâlindedir.

  2. Repolarizasyon fazında, voltaj kapılı K+ kanallarından K+ çıkışı vardır. Membran potansiyeli negatifleşir ve dinlenim membran potansiyeline dönülür.

  3. Hızlı depolarizasyon fazında hızlı voltaj kapılı Na+ kanallarının açılması ile hücre içine Na+ girer ve membran potansiyeli hızla pozitife doğru kayar.

  4. Kısmi repolarizasyon fazında ise Na+ kanalları kapanır ve hızlı potasyum kanalları ile hücre dışına bir miktar potasyum çıkışı olur. Bu da membran potansiyelinin hafifçe negatife doğru yönlenmesine neden olur.


Kalpte platolu aksiyon potansiyelinin aşamalarının doğru sıralaması aşağıdakilerden hangisidir?

Seçenekler

A
I-II-III-IV
B
II-IV-III-I
C
III-IV-I-II
D
IV-II-I-III
E
IV-III-II-I
Açıklama:
Kalp kası aksiyon potansiyeli
Kalpte platolu aksiyon potansiyelinin aşamaları:
a) Hızlı depolarizasyon fazında hızlı voltaj kapılı Na+ kanallarının açılması ile hücre içine
Na+ girer ve membran potansiyeli hızla pozitife doğru kayar.
b) Kısmi repolarizasyon fazında ise Na+ kanalları kapanır ve hızlı potasyum kanalları ile
hücre dışına bir miktar potasyum çıkışı olur. Bu da membran potansiyelinin hafifçe negatife doğru yönlenmesine neden olur.
c) Plato fazında L tipi Ca+2 kanalları ile K+ kanalları devrededir. Hücre içine kalsiyum
girerken potasyum dışarı çıkmaktadır ve bu iki iyon denge hâlindedir.
d) Repolarizasyon fazında, voltaj kapılı K+ kanallarından K+ çıkışı vardır. Membran potansiyeli negatifleşir ve dinlenim membran potansiyeline dönülür.

Soru 11

Perikondriyum içermeyen, içinde tip I kolajen bol miktarda bulunan ve kasların kemiğe bağlanma bölgesini oluşturan tendonların kemiğe bağlandığı yerlerde bulunan kıkırdak doku hangisidir?

Seçenekler

A
Hiyalin
B
Kondroblast
C
Fibröz
D
Elastik
E
Kondrosit
Açıklama:
İSKELET SİSTEMİ VE GÖREVLERİ
Fibröz kıkırdak: Perikondriyum içermez. Bu nedenle beslenmesi onu çevreleyen kemiklerin arasında bulunan eklem sıvısından olur. Az sayıda kondrositten oluşur, sıkı bağ dokuya benzer. İçinde tip I kolajen bol miktarda bulunur. Vücutta basınca dayanıklı bölgelerde bulunur. Omurların arasında bulunan yastık şeklindeki disklerde, diz ekleminde bulunan menisküste, kasların kemiğe bağlanma bölgesini oluşturan tendonların kemiğe bağlandığı yerlerde fibröz kıkırdak bulunur. Fibröz kıkırdağın tamiri neredeyse mümkün değildir

Soru 12

Aşağıdaklerden hangisi yassı kemiklere örnektir?

Seçenekler

A
Diz kapağı
B
Uyluk ve kol kemiği
C
El ve ayak bileği kemikleri
D
Göğüs kemiği ve kaburgalar
E
Parmakta bulunan üç kemik
Açıklama:
İSKELET SİSTEMİ VE GÖREVLERİ
Kemik Çeşitleri :Uzun, kısa, yassı ve düzensiz kemikler olmak üzere dört kemik çeşidinden söz edebiliriz.
Uzun kemik: Adından kolayca anlaşılacağı gibi uzunlukları fazla olan kemikleridir. Bacakta uyluk kemiği, kol kemiği uzun kemiklere örnek verilebilir. Ayrıca parmakta bulunan üç kemik küçüktür ama uzun kemik olarak isimlendirilir. Çünkü boyu eninden fazladır.
Kısa kemik: El ve ayak bileği kemikleri örnek olarak verilebilir. Boy ve enleri birbirine yakındır. Diz kapağı kemiği de özel bir tip kısa kemik olup susama benzer anlamında sesamoit kemik grubuna girer. Diz kapağı kemiği kasların kemiklere yapışma bölgesi olan tendonların içinde bulunur.
Yassı kemik: Göğüs kemiği, kaburgalar, kafa kemiklerinin pek çoğu, kürek kemiği bu gruba örnek olarak verilebilir. Yassı ve ince kemiklerdir. Düzensiz kemikler: Kalça kemiği ve omurlar bu gruba örnek olarak verilebilir. Adından da anlaşılacağı gibi yukarıdaki kemik çeşitlerinin hiçbirinin özelliğini taşımayan kemik tipidir.

Soru 13

Kemik dokunun esas hücreleri olan olgun kemik hücrelerine ne ad verilir?

Seçenekler

A
Osteoprogenitör
B
Osteosit
C
Osteoklast
D
Osteoklast
E
Osteoid
Açıklama:
İSKELET SİSTEMİ VE GÖREVLERİ
Osteosit: Örümcek şeklinde olan osteositler kemiğin esas hücreleridir. Laküna denen şekillerine uygun olan boşlukları doldururlar. Bu hücreler kemik ara maddesinin devamlılığını sağlarlar. Gelişimlerini tamamladıkları için sentez yapamazlar. Sitoplazmik uzantılar sayesinde birbirleri ile ilişki kurarlar. Osteositler kemiğe aşırı yük uygulanması gibi mekanik uyarılara yanıt oluşturan gerilme algılayıcıları şeklinde çalışır. Bu tür uyarıları osteoblast ve osteoklast gibi hücrelere iletir ve böylece kemik ara madde yapımı artar ya da azalır. Paratiroid bezinden salgılanan parathormon etkisiyle kalsiyum iyonunun kemikten kana geçişinde aktif rol oynar. Osteositler öldüğünde ara maddede yıkım görülür.

Soru 14

Kanda kalsiyum oranı düştüğünde salınarak, kemiklerden kana kalsiyum geçişini hızlandıran ve kandaki kalsiyum miktarını yükselten hormon hangisidir?

Seçenekler

A
Parathormon
B
Kalsitonin
C
Östrojen
D
Testosteron
E
Büyüme hormonu
Açıklama:
İSKELET SİSTEMİ VE GÖREVLERİ
Parathormon, paratiroid bezi tarafından üretilen ve kandaki kalsiyum ve fosfor miktarını kontrol eden bir hormondur. Kanda kalsiyum oranı düştüğünde salınan parathormon kemiklerden kana kalsiyum geçişini hızlandırır ve kandaki kalsiyum miktarını yükseltir.

Soru 15

Uyarılabilen bir hücrede aksiyon potansiyeli oluşumuna neden olan en küçük akım şiddetine ne ad verilir?

Seçenekler

A
Dereceli potansiyel
B
Depolarizasyon
C
Hiperpolarizasyon
D
Eşik değer
E
Repolarizasyon
Açıklama:
HÜCRE ZARININ ELEKTRİKSEL ÖZELLİKLERİ VE UYARILABİLEN DOKULAR
Eşik değer: Uyarılabilen bir hücrede aksiyon potansiyeli oluşumuna neden olan en küçük akım şiddetine eşik değer denir. Uyarı istirahat membran potansiyelinde +15-20 milivoltluk bir değişim yaratırsa aksiyon potansiyeli oluşturabilir. Eşik değer olarak ifade edilen aslında aksiyon potansiyelini başlatmak için gerekli olan voltaj kapılı sodyum kanallarının açılabilmesi için gerekli olan elektriksel voltaj değeridir. Bu değer -50- -55 mV civarıdır. Bu voltajda voltaj kapılı sodyum kanallarının aktivasyon kapısı açılarak yüksek miktarlarda sodyum hücre içine girerek aksiyon potansiyelini başlatır.

Soru 16

Aşağıdakilerden hangisi çizgili kaslarda gevşeme sırasında gerçekleşir?

Seçenekler

A
Aksiyon potansiyeli motor sinaps bölgesine ulaşır
B
Sinaptik aralığa motor nörondan asetilkolin salınır.
C
Troponin C’ye bağlanmış olan kalsiyum bağlandığı yerden ayrılır
D
Aktin ile miyozin arasındaki etkileşim gerçekleşir
E
Sarkoplazmik retikulumdan hücre içine kalsiyum salınır
Açıklama:
HÜCRE ZARININ ELEKTRİKSEL ÖZELLİKLERİ VE UYARILABİLEN DOKULAR
Gevşeme: Gevşeme sırasında da enerji gereklidir. 1. Gevşeme için sinaptik aralığa salınan asetilkolinin parçalanması gerekir. Parçalama işlemini asetilkolinesteraz isimli enzim yapar. 2. Asetilkolin kolin ve asetata ayrılınca miyozin başına bir ATP bağlanmasıyla miyozin ve aktin arasındaki bağlantı ortadan kalkar. 3. Troponin C’ye bağlanmış olan kalsiyum buradan ayrılır. 4. Kalsiyum ATP enerjisi kullanan kalsiyum pompaları ile sarkoplazmik retikuluma geri gönderilerek depolanır. Kalsekestrin isimli protein kalsiyumları bağlayarak sarkoplazmik retikulumda daha fazla kalsiyum depolanmasını sağlar. Böylece gevşeme gerçekleşir. Ayrıca kasın gevşemesi için ATP’den başka magnezyum da gereklidir. Kişide magnezyum eksikliği varsa kas krampları oluşur.

Soru 17

Uzun süre hareketsiz kalan ya da motor sinir ile bağlantısı kesilen kaslarda protein yıkımı sonucu kasta oluşan güç kaybına ne denir?

Seçenekler

A
Tetanik kasılma
B
Kramp
C
Eksentrik kasılma
D
Hipertrofi
E
Atrofi
Açıklama:
HÜCRE ZARININ ELEKTRİKSEL ÖZELLİKLERİ VE UYARILABİLEN DOKULAR
Uzun süre hareketsiz kalan kaslarda ya da motor sinir ile bağlantısı kesilen kaslarda protein yıkımı görülür. Buna bağlı olarak kasta güç kaybı olur. Bu duruma atrofi denir.

Soru 18

Bir ağırlığı kaldırıp hareketsiz bir şekilde beklemek kas boyunda kısalma olmadan gerimini arttırabilir. Bu durumunda meydana gelen kasılma aşağıdakilerden hangisidir?

Seçenekler

A
İzometrik kasılma
B
Eksentrik kasılma
C
Hipertrofik kasılma
D
Tetanik kasılma
E
Atrofik kasılma
Açıklama:
HÜCRE ZARININ ELEKTRİKSEL ÖZELLİKLERİ VE UYARILABİLEN DOKULAR
Kaslarımızda kasılabilen proteinlerden başka yapısal proteinler ve bağ doku elemanlarının olduğundan bahsetmiştik. Bu nedenle kas boyunda kısalma olmadan da gerimini arttırabilir. Bu şekilde yapılan kasılmaya izometrik kasılma denir. Örneğin, bir ağırlığı kaldırıp hareketsiz bir şekilde beklemek. Kas boyunu uzatarak da kasılabilir. Buna da eksentrik kasılma adı verilir. Örneğin, elimizdeki ağırlığı yere bırakırken kol kasları uzama ile kasılır.

Soru 19

Bir uyarı ile dinlenim zar potansiyelindeki bir hücrenin negatif olan iç kısmının voltaj kapılı sodyum kanallarından hücre içine hızlı sodyum girişi ile pozitif değerlere doğru kaymasına ne ad verilir?

Seçenekler

A
Hiperpolarizasyon
B
Repolarizasyon
C
Depolarizasyon
D
Dereceli potansiyel
E
Reseptör potansiyeli
Açıklama:
HÜCRE ZARININ ELEKTRİKSEL ÖZELLİKLERİ VE UYARILABİLEN DOKULAR
Depolarizasyon: Bir uyarı ile dinlenim zar potansiyelindeki bir hücrenin negatif olan iç kısmının hızla pozitif değerlere doğru kaymasına depolarizasyon denir. Voltaj kapılı sodyum kanallarından hücre içine hızlı sodyum girişi ile depolarizasyon gerçekleşir. Hücre içine artı yük girişi, zar potansiyelini hızla artıya çevirir.

Soru 20

Aşağıdakilerden hangisi kemik dokunun görevlerinden biri değildir?

Seçenekler

A
Kan hücrelerinin üretilmesi, belirli kemiklerin kırmızı kemik iliği bölümünde gerçekleşir.
B
Vücudu destekler.
C
Enerji kaynağı olarak kullanılan yağ kemik boşluklarında depolanır.
D
Kalsiyum deposudur
E
Kondroblastların bölünerek kolajen lifleri ve jel kıvamındaki matriksi salgılamalarıyla içsel büyümeyi gerçekleştirir.
Açıklama:
İSKELET SİSTEMİ VE GÖREVLERİ
Kıkırdak doku iki şekilde büyür. • İçsel büyüme: Kondroblastların bölünerek kolajen lifleri ve jel kıvamındaki matriksi salgılamalarıyla içsel büyümedir.
Kemiklerin Görevleri 1. Kafatası içinde bulunan kemikler beyni, omurlar omuriliği, göğüs kafesi kalp ve akciğerleri korur. 2. Vücudu destekler. Bacak kemikleri ayakta iken gövdeye bir destek meydana getirir. 3. Kaslar kemiklere tendonlar ile tutunmuştur. İskelet kasları oluşturduğu kuvvet ile kemiklerin eklem bölgesinden hareket etmesini sağlar ve yürüme gibi aktiviteleri yerine getiririz. 4. Kan hücrelerinin üretilmesi, belirli kemiklerin kırmızı kemik iliği bölümünde gerçekleşir. 5. Büyüme faktör ve minerallerin depo edildiği bir dokudur. Kalsiyum ve fosfor kemikte depolanan en önemli minerallerdir. Bu mineraller ihtiyaç durumunda salınır ve ihtiyaç olan bölgelere gönderilir. Minerallerin kemikten kana veya kandan kemiğe geri alınması devam eden bir olaydır. 6. Enerji kaynağı olarak kullanılan yağ kemik boşluklarında depolanır. 7. Kemikler osteokalsin denilen bir hormon üretir. Bu hormon kemik oluşumunu düzenler. Ayrıca şeker hastalığı ve şişmanlığa karşı koruyucu etkilere de sahiptir.

Soru 21

Kafatasında oynar ekleme sahip tek kemik aşağıdakilerden hangisidir?

Seçenekler

A
Alın kemiği
B
Alt çene kemiği
C
Elmacık kemiği
D
Şakak kemiği
E
Boyun omuru
Açıklama:
Yanıtınız yanlış ise “İskelet Sistemi ve Görevleri” konusunu yeniden gözden geçiriniz.
Baş iskeletinde alt çene kemiği hariç diğer kemikler birbirine oynamaz eklemlerle tutunur. Testere gibi birbirlerine kenetlenmiş ve hareketsizdir. Alt çene kemiği ise oynar ekleme sahiptir. Kafatasında göz, burun, kulağın olduğu bölgelerde ayrıca omuriliğin çıktığı bölgede çeşitli boşluklar bulunmaktadır. Kafa kemiklerimizin beşinde içi hava ile dolu olan boşluklar bulunur. Bu kemikler frontal, sfenoid, etmoid ve çift olarak maksilladır. Bu boşluklara sinüs denir ve burun boşluğunun etrafında bulunurlar. Sinüsler burun boşluğuna bağlanır. Nefes aldığımızda burundan içeri giren hava sinüslere girer ve havanın ısıtılması ve nemlendirilmesine yardımcı olunur. Sinüsler tarafından oluşturulan mukus denilen yapışkan, sümüksü bir madde burun boşluğuna boşaltılır. Ayrıca sinüsler kafanın ağırlığını azaltır. Omurga, 24 tane eklem yapan omurgadan oluşur. Boyun, göğüs ve bel omurları eklem yapan omurlardır ve aralarında yastık görevi yapan diskler ve faset eklemler vardır. Bunlar birbirleri üzerinde hareket edebilirler. 24 tane hareketli omur varken bu omurların arasında 23 tane disk bulunur. Bir eksik olmasının nedeni boyundaki birinci (atlas) ve ikinci omur (aksis) arasında disk bulunmamasıdır. Diskler koşma ve yürüme sırasında oluşan sarsıntıları emerler.

Soru 22

Aksiyel ve apendiküler iskeletin kapsam ve işlev ilişkisini en iyi veren seçenek hangisidir?

Seçenekler

A
Aksiyel: Omuz ve kalça kemikleri; Apendiküler: Kafatası ve göğüs kafesi
B
Aksiyel: Kafatası-omurga-göğüs kafesi; Apendiküler: Omuz/pelvik kuşak ve üst-alt ekstremite kemikleri
C
Aksiyel: Sadece omurga; Apendiküler: Diğer tüm kemikler
D
Aksiyel: Kaburgalar hariç gövde; Apendiküler: Kaburgalar ve sternum
E
Aksiyel ve apendiküler: Aynı yapılar, farklı adlandırma
Açıklama:
Aksiyel; kafatası, omurga ve göğüs kafesini; apendiküler ise omuz/pelvik kuşakla üst-alt ekstremiteleri içerir.

Soru 23

Kifoz-lordoz-skolyoz ilişkisini en doğru özetleyen seçenek hangisidir?

Seçenekler

A
Kifoz: Belin öne eğimi; Lordoz: Sırtın arkaya eğimi; Skolyoz: Doğal S şekli
B
Kifoz: Sırtın öne eğimi; Lordoz: Boyun ve belin öne eğimi; Skolyoz: Frontal düzlemde yan eğrilik
C
Kifoz: Boynun öne eğimi; Lordoz: Kuyruk sokumunun arkaya eğimi; Skolyoz: Doğal eğrilik
D
Kifoz: Patolojik, Lordoz: Her zaman patolojik; Skolyoz: Doğal
E
Kifoz ve lordoz sadece çocuklukta görülür; erişkinde olmaz
Açıklama:
Normalde boyun-bel lordotik, sırt-sakrum kifotik kıvrıma sahiptir; skolyoz yan eğriliktir.

Soru 24

Uzun süre ayakta duran ve son dönemde hızla kilo alan bir kişide bel-kalça bölgesine yayılan ağrı ve sakroiliak eklem hassasiyeti saptanıyor. Bu tabloyla en iyi ilişkili açıklama hangisidir?

Seçenekler

A
Sakroiliak eklem omurga yükünü kalça/bacaklara aktarır; fazla yük ve duruşla zorlanabilir
B
Sakroiliak eklem yüksek hareketlidir; bağlarla zayıf desteklenir
C
Sakroiliak eklem sadece sporcularda ağrıya neden olur
D
Sakroiliak eklem omuriliği koruyan ana yapıdır
E
Sakroiliak eklem yaralanmalarında ağrı sadece bel orta hattında görülür
Açıklama:
Sakrum kemiği her iki yanda leğen kemikleri ile bir eklem yapar. Eklemin ismi sakroiliak eklemdir. Bu eklemde hareket miktarı azdır ve omurganın yükünü kalça ve bacaklara aktarırlar. O yüzden eklemin etrafında kuvvetli bağlar ve kaslar yer alır. Yürümek ve ayakta durmak sırasında oluşan basıncı kontrol ederek omurgayı korur. Bu eklem fazla yüke maruz kaldığı için yaralanmalara açık bir eklemdir. Bazı sebepler sakroiliak eklemde ağrı oluşmasına neden olabilir. Oluşan ağrı bel ve kalça bölgesinde hissedebildiği gibi bacağa da yayılabilir. Ağrı sebepleri arasında uzun süre ayakta durmak veya oturmak, düşme ve yaralanmalar, hamilelik ve doğum, omurga eğrilikleri, hızlı bir şekilde kilo alınması sayılabilir.
Sakroiliak eklem, omurga yükünü alt ekstremiteye aktarır; uzun ayakta durma, kilo artışı, doğum vb. durumlarda zorlanıp ağrı yapabilir.

Soru 25

Aşağıdaki yapılardan hangisi sinoviyal (oynar) eklemin ayırt edici bileşenlerini birlikte ve doğru biçimde verir?

Seçenekler

A
Perikondriyum, fibrocartilago, sinir düğümü
B
Epifiz plağı, meninks, endosteum
C
Hiyalin eklem kıkırdağı + eklem kapsülü + sinovyum ve sinoviyal sıvı + bağlar
D
Elastik kıkırdak + disk + kıkırdak zarları
E
Fibröz sütür + kapsülsüz eklem aralığı
Açıklama:
Sinoviyal eklemlerde hiyalin kıkırdak, kapsül, sinovyumun ürettiği sinoviyal sıvı ve ligamentler bulunur; yüksek hareketliliği sağlar.

Soru 26

Aşağıdaki hormonlardan hangisi kanda kalsiyum miktarını düşürerek kalsiyumun kemiğe geçişini hızlandırır?

Seçenekler

A
Parathormon
B
Kalsitonin
C
Büyüme hormonu
D
Östrojen
E
Testosteron
Açıklama:
Kalsitonin, tiroid bezinden salgılanır; kanda kalsiyum fazlaysa kemiğe geçişi artırır ve kan kalsiyum düzeyini düşürür. Parathormon bunun ters etki gösterir.

Soru 27

Menopoz döneminde kadınlarda kemik erimesi riskinin artmasının temel nedeni aşağıdakilerden hangisidir?

Seçenekler

A
Testosteron düzeyinin artması
B
Parathormon salgısının azalması
C
Östrojen düzeyinin azalması
D
Büyüme hormonunun aşırı salınması
E
Kalsitonin üretiminin artması
Açıklama:
Menopozla birlikte östrojen azalır, bu da osteoklastik aktivitenin artmasına ve kemik yıkımının hızlanmasına yol açar; böylece osteoporoz riski yükselir.

Soru 28

Bir nöronda eşik değer düzeyine ulaşıldığında ilk gerçekleşen olay aşağıdakilerden hangisidir?

Seçenekler

A
Voltaj kapılı potasyum kanallarının açılması
B
Na⁺/K⁺ ATPaz pompasının durması
C
Sodyum kanallarının inaktivasyon kapısının kapanması
D
Hücre içi kalsiyumun artması
E
Voltaj kapılı sodyum kanallarının aktivasyon kapısının açılması
Açıklama:
Eşik (~-50/-55 mV) aşılınca Na⁺ kanallarının aktivasyon kapısı açılır, hızlı Na⁺ girişi depolarizasyonu başlatır; inaktivasyon kapısı daha sonra kapanır.

Soru 29

Aşağıdakilerden hangisi düz kasın iskelet kasına göre ayırt edici bir özelliğidir?

Seçenekler

A
Troponin kompleksine Ca²⁺ bağlanmasıyla kasılmanın başlaması
B
Sarkoplazmik retikulumun çok gelişmiş olması
C
Kalmodulin yoluyla miyozin hafif zincirinin fosforlanması
D
Yalnız oksijenli solunumla enerji üretmesi
E
Z çizgilerinin belirgin oluşu
Açıklama:
Düz kasta troponin yoktur; Ca²⁺ kalmoduline bağlanır, MLCK miyozin hafif zincirini fosforlar; “mandal (latch) mekanizması”yla enerji ekonomik kullanılır.

Soru 30

Aşağıdaki değişikliklerden hangisi bir nöronun istirahat membran potansiyelini daha negatif (mutlak değeri artmış) hâle getirir?

Seçenekler

A
Potasyum sızma kanallarının sayısının artması
B
Sodyum sızma kanallarının sayısının artması
C
Na⁺/K⁺-ATPaz pompasının inhibisyonu
D
Hücre dışı K⁺ derişiminin artması
E
Hücre dışı Na⁺ derişiminin azalması
Açıklama:
K⁺ için geçirgenlik artınca daha çok pozitif yük hücre dışına kaçar, hücre içi daha negatif olur. Sodyum geçirgenliği artışı ya da dış K⁺ artışı ise depolarizasyona eğilimlidir.

Soru 31

Kalp kasında tetanik kasılma görülmemesinin temel nedeni aşağıdakilerden hangisidir?

Seçenekler

A
Kas hücrelerinin dallanmış yapıda olması
B
Mitokondri sayısının fazla olması
C
Aksiyon potansiyelinde plato fazının uzun sürmesi
D
Sarkoplazmik retikulumun az gelişmiş olması
E
Hücrelerin interkalar disklerle bağlanması
Açıklama:
Kalp kasında plato fazı, aksiyon potansiyelinin süresini uzatarak ikinci bir uyarının gelmesini engeller. Bu nedenle kalp kası tetanik kasılma yapmaz.

Soru 32

Göbeği büyük olan kişilerde ve hamilelerde rastlanan omurganın bel bölgesinde öne doğru aşırı eğimli olmasına ne denir?

Seçenekler

A
Lordoz
B
Kifoz
C
Skolyoz
D
Düzleşme
E
Fleksiyon
Açıklama:
cevabınız yanlış ise omurga bölümünü tekrar inceleyiniz.
Boyun bölgesinden bel bölgesine doğru inildikçe omurganın çapı artar. Çünkü alttaki omurlar daha fazla yüke maruz kalır. Omurgaya yandan bakarsanız dört eğrilik fark edersiniz. Boyun ve bel omurları öne doğru eğimli iken (lordoz), göğüs ve kuyruk sokumu bölgesinde arkaya doğru eğimlidir (kifoz). Bu eğrilikler yandan bakınca omurgaya S harfi görünümünü verir. Bu sayede omurga daha esnek hâle gelir.Lordoz omurganın bel bölgesinde öne doğru aşırı eğimli olması durumudur. Göbeği büyük olan kişilerde ve hamilelerde hafif bir lordoz görülür. Bu kişiler dengeyi sağlamak için omuzlarını geriye atarlar ve bel bölgesindeki eğrilik daha belirgin hâle gelir. Omurganın yan taraflara doğru anormal eğrilikleri skolyoz denilen hastalığın oluşumuna neden olur. Skolyoz ya omurganın doğuştan gelen yapısal bozukluğundan ya da romatizmal hastalıklar, bağ dokusu bozuklukları gibi sebeplere bağlı olarak gelişebilir. Kamburluk ya da kifoz ise omurganın öne doğru eğilmesidir. Daha önce de belirtildiği gibi normalde omurga sırt bölgesinde öne eğik (kifoz), bel bölgesinde ise çukur (lordoz) görünür. Sırttaki öne eğilmenin normalden fazla olması ya da beldeki çukurluğun kaybolması sonucu kamburluk oluşur. Çocuklarda en fazla yanlış duruşa ve hareketsizliğe bağlı olarak kamburluk görülür.

Soru 33

Aşağıdakilerden hangisi fibröz kıkırdağın bulunduğu yerlerden biridir?

Seçenekler

A
Kulak kepçesi
B
Östaki borusu
C
Gırtlak kapağı
D
Diz menisküsü
E
Kaburgaların göğüs kemiğine bağlandığı bölgede
Açıklama:
Cevabınız yanlış ise kıkırdaklar bölümünü yeniden gözden geçiriniz.
Vücudun değişik bölgelerinde bulunan kıkırdak dokusu içerdiği liflere bağlı olarak 3’e ayrılır: Hiyalin kıkırdak, Fibröz kıkırdak, Elastik kıkırdak Hiyalin kıkırdak: En bol bulunan kıkırdak tipidir. Saydam, camsı bir görünümü vardır. Işık içinden doğrudan geçer ve şeffaf görünmesine neden olur. Yapısında en fazla tip II kolajeni bulundurur. Oynar eklemlerin yüzeylerinde burun, gırtlak, soluk borusunda, kaburgaların iman tahtası da denen göğüs kemiğine bağlandığı bölgelerde bulunur. Ayrıca yirmi yaşına kadar kişinin boyunun uzamasını sağlayan, uzun ve kısa kemiklerin eklem bölgelerine yakın olarak yerleşmiş epifiz plağı denen yapılarda gözlenir. Anne karnında iken hiyalin kıkırdak geçici bir iskelet oluşturur. Daha sonra bu kıkırdak iskeletin yerine kemik dokusu geçer. Gebeliğin son haftalarında uzun kemiklerin orta kısımları kemikleşirken ayak parmakları, el parmak uçları hâlâ kıkırdaktır. Hiyalin kıkırdakta bir hasarlanma söz konusu olursa kanlanması düşük olduğu ve kondrositlerin bölünme yetenekleri düşük olduğu için tamir edilmesi oldukça zordur. Tamir sürecinde yeni kıkırdak doku oluşmaz ancak sıkı bağ dokudan oluşan bir onarım dokusu oluşur. Elastik kıkırdak: Hiyalin kıkırdağa benzer. Elastik lifler bol bulunur bu nedenle rengi sarımtıraktır. Çok az bölgede bulunur. Kulak kepçesi, dış kulak yolu, östaki borusu duvarı ve gırtlak kapağı denen yutkunma sırasında soluk borusunu kapatan ve besinin soluk borusuna kaçmasını engelleyen yapı. Fibröz kıkırdak: Perikondriyum içermez. Bu nedenle beslenmesi onu çevreleyen kemiklerin arasında bulunan eklem sıvısından olur. Az sayıda kondrositten oluşur, sıkı bağ dokuya benzer. İçinde tip I kolajen bol miktarda bulunur. Vücutta basınca dayanıklı bölgelerde bulunur. Omurların arasında bulunan yastık şeklindeki disklerde, diz ekleminde bulunan menisküste, kasların kemiğe bağlanma bölgesini oluşturan tendonların kemiğe bağlandığı yerlerde fibröz kıkırdak bulunur. Fibröz kıkırdağın tamiri neredeyse mümkün değildir.Menisküs; dizde, iki kemik arasında bulunan yastık gibi C şeklindeki iki kıkırdak parçasıdır. Vücutta su alımı yetersiz ise yeterince protein alınamazsa düzenli bir spor yapma alışkanlığı yoksa koşma, zıplama gibi hareketler sırasında çarpmaya bağlı olarak menisküs denen fibröz kıkırdakta yırtılmalar olabilir; dizi bükerken zorlanma ve ağrı oluşturur. Doktor tavsiyesi ile kullanılan bazı ilaçlar ağrıyı kesebilir. Fizyoterapist tarafından önerilen güçlendirme egzersizleri olumlu etkiye sahiptir. İlaç ve egzersiz yeterli gelmezse yırtık büyük ise hasarlı kıkırdağı onarmak veya çıkarmak için ameliyat gerekebilir. Gerekli cerrahi işlem ortopedi doktorları tarafından yapılır.

Soru 34

Osteoblast hücrelerinin görevi nedir?

Seçenekler

A
Kemik yıkımı
B
Kemik yapımı
C
Sinir iletimi
D
Kan hücresi üretimi
E
Kalsiyum depolama
Açıklama:
Cevabınız yanlış ise Kemik Dokunun Hücreleri bölümünü yeniden gözden geçiriniz.
Osteoblast: Kemik matriksin “osteoid” denilen organik maddesini sentezleyen ve kemik oluşumunu sağlayan hücrelerdir. Çoğalma yetenekleri vardır. Salgıladıkları alkalen fosfataz enzimi ile kandan gelen kalsiyum ve fosforun çökmesini sağlar. Osteoid madde, kolajen ve kalsiyum bağlayıcı proteinlerden oluşur ve bu madde osteoblastı çevreledikçe, yüzeydeki aktif osteoblastlar salgı işlevini üstlenir. Osteoblastlar kendi sentezledikleri ara madde ile tamamen sarılıp nhapsolduklarında osteositlere dönüşürler.

Soru 35

Kemik yoğunluğunun aşırı azalması sonucu daha kırılgan hâle gelmesi olayı aşağıdakilerden hangisidir?

Seçenekler

A
Lordoz
B
Skolyoz
C
Osteoporoz
D
Kifoz
E
Menisküs
Açıklama:
Cevabınız yanlış ise Kemiğin Yapısı bölümünü yeniden gözden geçiriniz.
Genç yaşlarda kemiklerde güçlü kolajen lifleri ve mineraller özellikle de kalsiyum tuzları bulunur. Yaşlandıkça kemiklerdeki bu yapı zayıflamaya başlar. Kemik yoğunluğunun aşırı azalması sonucu daha kırılgan hâle gelmesi olayı kemik erimesi (osteoporoz) olarak isimlendirilmektedir. Omurganın yan taraflara doğru anormal eğrilikleri skolyoz denilen hastalığın oluşumuna neden olur. Skolyoz ya omurganın doğuştan gelen yapısal bozukluğundan ya da romatizmal hastalıklar, bağ dokusu bozuklukları gibi sebeplere bağlı olarak gelişebilir. Kamburluk ya da kifoz ise omurganın öne doğru eğilmesidir. Daha önce de belirtildiği gibi normalde omurga sırt bölgesinde öne eğik (kifoz), bel bölgesinde ise çukur (lordoz) görünür. Sırttaki öne eğilmenin normalden fazla olması ya da beldeki çukurluğun kaybolması sonucu kamburluk oluşur. Çocuklarda en fazla yanlış duruşa ve hareketsizliğe bağlı olarak kamburluk görülür. Lordoz ise omurganın bel bölgesinde öne doğru aşırı eğimli olması durumudur. Göbeği büyük olan kişilerde ve hamilelerde hafif bir lordoz görülür. Bu kişiler dengeyi sağlamak için omuzlarını geriye atarlar ve bel bölgesindeki eğrilik daha belirgin hâle gelir. Menisküs; dizde, iki kemik arasında bulunan yastık gibi C şeklindeki iki kıkırdak parçasıdır. Vücutta su alımı yetersiz ise yeterince protein alınamazsa düzenli bir spor yapma alışkanlığı yoksa koşma, zıplama gibi hareketler sırasında çarpmaya bağlı olarak menisküs denen fibröz kıkırdakta yırtılmalar olabilir; dizi bükerken zorlanma ve ağrı oluşturur. Doktor tavsiyesi ile kullanılan bazı ilaçlar ağrıyı kesebilir.

Soru 36

Kanda kalsiyum seviyesi düştüğünde salgılanan hormon hangisidir?

Seçenekler

A
Östrojen
B
Parathormon
C
Kalsitonin
D
Testosteron
E
Büyüme hormonu
Açıklama:
cevabınız yanlış ise Kemik Dokunun Hücreleri bölümünü yeniden gözden geçiriniz.
Paratiroid bezinden salgılanan parathormon etkisiyle kalsiyum iyonunun kemikten kana geçişinde aktif rol oynar. Büyüme hormonu: Hipofiz bezi ön bölümünden salınır. Yeni doğan ve çocukluk döneminde epifiz plağı üzerinde etkili olan tek hormondur. Çocuklarda aşırı salınırsa devlik denen aşırı uzamaya neden olur. Eksikliğinde ise cücelik görülür. Östrojen kadınlarda yumurtalıklardan, böbrek üstü bezinden, yağ dokusundan gebe kadınlarda ise plasentadan salınır. Kadınlarda cinsiyet özelliklerinin oluşmasını sağlar. Erkeklerde de az miktarda bulunur. Östrojenin birçok etkisi vardır. Bunun yanı sıra kemik dokusu ile ilişkili görevi vardır. Kemikte osteoklastik aktiviteyi inhibe ederken, aynı zamanda osteoblastik aktiviteyi arttırmakta ve kemik üzerinde olumlu etkiye sahip olmaktadır. Aynı zamanda dolaylı yoldan vitamin D sentezini de etkiler ve bu yolla bağırsaktan kalsiyum emilimini düzenler. Ergenlik döneminde ise âdet kanamasının görülmesi ile birlikte salgılanan östrojen epifizlerin kapanmasına ve boyun uzamasının yavaşlamasına neden olur. Menopoz döneminde de östrojenin azalmasına bağlı olarak kemikleşme azalır ve kemik erimesine yatkınlık artış gösterir. Menopoz sonrası kadınlarda kalsiyum daha az emilir ve bu da kemikleri etkileyebilir. Testosteron, testisler tarafından üretilen erkek cinsiyet unsurlarının oluşmasından sorumlu olan hormondur. Kas ve kemik kütlesinin artışına neden olur. Ergenlik döneminde salgılanan testosteron ile boyun uzaması yavaşlar.

Soru 37

İskelet kaslarının kemiklere bağlanmasını sağlayan yapı nedir?

Seçenekler

A
Sinir
B
Tendon
C
Bağ
D
Disk
E
Sinoviyum
Açıklama:
Cevabınız yanlış ise iskelet kası bölümünü yeniden inceleyiniz.
Vücudumuzun hareketi iskeleti oluşturan kemikler, gücü sağlayan kaslar ve eklemler tarafından oluşturulur. Kaslar hareketi sağlarlar. İskelet kasları, tendonlar ile kemiklere tutunurlar ve tendonlar genellikle sıkı bağ dokusundan oluşur. Birçok kasın tendonu eklem sabitliğini sağlamak için eklemlere uzanır. Eklemler vücudun dayanak noktalarını oluşturur. Vücuttaki bütün hücrelerin bir elektriksel potansiyeli vardır, yani hücre içinde negatif dışında ise pozitif yükler toplanmıştır. Fakat yalnızca kas ve sinir hücreleri (nöronlar) uyarılabilir dokulardır. Uyarılabilen dokular uyarıyı algılarlar zarın elektriksel özelliğini değiştirir ve uyarıyı iletebilirler. Aksiyon potansiyeli bu iletimde önemlidir. Sinir sisteminde haberleşme yani sinir hücreleri arasındaki iletişim aksiyon potansiyelleri ile olur. Bir iskelet kasının yapısında yüzlerce hatta binlerce kas liflerinin oluşturduğu iskelet kas dokusu, sinirler, bağ doku, damarlar ve içindeki kan bulunur yani yoğun kan damarı ile sinir desteği vardır. İskelet kası hücresi uzun ve silindirik hücre olduğundan kas lifi olarak isimlendirilir. Çok sayıda kas lifinin demet şeklinde bağ doku ile sarılması sonucu iskelet kası oluşur. Tüm kas epimisyum denilen bağ dokusu ile sarılıdır. Onun da dışında fasya bulunur, fasya kasları sararak çevreden ayırır. Epimisyum kası bölmek için kasın içine doğru uzanır. Her bölümde bir grup kas lifi bulunur. Bu bölmelerdeki bir grup kas lifine fasikül denir. Perimisyum denen bağ doku fasikülün çevresini sarar. Her bir kas lifinin çevresi de endomisyum denen bağ dokusu ile sarılmıştır. Diskler koşma ve yürüme sırasında oluşan sarsıntıları emerler. Boyun ve bel bölgesindeki diskler en kalınlarıdır. Göğüs omurları kaburgalarla eklem yapar. Omurganın alt bölümünde ise sakrum ve koksiks bulunur. Sakrum birbirine kaynaşmış beş omurdan oluşan tek bir kemik şeklindedir. Bu omurların arasında disk ve faset eklem yoktur.

Soru 38

İskelet kasında kasılmayı başlatan iyon aşağıdakilerden hangisidir?

Seçenekler

A
Sodyum
B
Potasyum
C
Kalsiyum
D
Klor
E
Magnezyum
Açıklama:
Cevabınız yanlış ise Uyarılabilen Dokular bölümünden itibaren yeniden gözden geçiriniz.
Kaslarda kasılmayı sağlayan kontraktil elemanlar bulunur. Bunlar aktin ve miyozindir. Ayrıca kasılmanın gerçekleşebilmesi için adenozin trifosfat (ATP) enerjisi ve kalsiyuma ihtiyaç vardır. Kalp kasılmanın başlaması için hücre dışından gelen kalsiyum gereklidir. Kalp kasında kalsiyum hücre dışından ve sarkoplazmik retikulumdan gelir. Sodyum, potasyum, magnezyum ve kalsiyum gibi elektrolitler kas ve sinir arası iletişimin sürdürülmesinde çok önemlidir. Hücre dışı sıvıda sodyum, kalsiyum, klor gibi iyonlar yüksektir, hücre içinde ise potasyum, magnezyum gibi iyonlar yüksek miktarda bulunur. Bu iyonların her birinin miktarı belirlidir ve dar bir aralıkta tutulur. Sodyum, potasyum, klor ve hücre içinde sentezlenip dışarı çıkamayan anyonlar istirahat membran potansiyelinin oluşumunda önemlidir. Ayrıca hücre zarının bu iyonlara karşı olan geçirgenlik farkı da membran potansiyeli oluşumunda önemlidir. Hücre içinden dışarı çıkamayan protein, sülfat ve fosfat gibi anyonlar iyonların hücre içi ve dışında farklı miktarlarda olmalarını sağlarlar. Bütün hücrelerin zarlarında bulunan sodyum-potasyum ATPaz (Na+/K+ ATPaz) pompası istirahat membran potansiyelinin oluşmasında rol alan bir diğer etmendir.

Soru 39

Kaslarda distrofin proteininin eksikliğinde hangi hastalık görülür?

Seçenekler

A
Menisküs yırtığı
B
Osteoporoz
C
Duchenne kas distrofisi
D
Artrit
E
Skolyoz
Açıklama:
Cevabınız yanlış ise İskelet Kası bölümünü yeniden gözden geçiriniz.
Çizgili kasların yapısında kasılmayı sağlayan proteinlerden başka proteinler de bulunur. Örneğin; aktinin, titin, desmin, distrofin proteinleri. Bu proteinler ince ve kalın iplikçiklerin belirli aralıklarla kusursuz bir şekilde dizilmesini sağlar. Titin miyozine bağlanır, M çizgilerinden Z çizgilerine uzanır. Titin son derece esnek bir proteindir. Sarkomerin boyu değiştikçe titinin elastikiyeti de değişir. Nebulin ise aktin iplikçikleri ile bağlantılı olan proteindir. İnce iplikçiklerin bir ucundan diğer ucuna uzanır, ince iplikçikleri hizada tutar. Alfa aktinin ise aktini Z çizgisine bağlar. Z çizgilerini hücre zarına bağlayan protein de desmin adını alır. Distrofin proteini bir ucundan aktine bağlanırken diğer ucundan zarın dış yüzündeki glikoproteinlere (distroglikan) bağlanır. Distrofin-distroglikan kompleksi kasa güç kazandırır ve esneklik sağlar. Âdeta miyofibriller için bir iskele vazifesi görür. Bahsedilen proteinler ince ve kalın iplikçiklerin uygun hizada bulunmasını sağlar. Yapısal proteinlerin önemini daha iyi kavrayabilmek için bir örnek verelim. Distrofin proteinini kodlayan genlerde bir mutasyon sonucu iki tip ilerleyici kas hastalığı görülür. Bunlardan ilki Becker’s musküler distrofi denen hastalıktır. Daha hafif seyreden bu hastalıkta azalmış veya yanlış katlanmış distrofin proteini bulunur. Hastalığın seyri daha yavaştır. İkinci ve ölümcül olan kas hastalığı Duchene kas distrofisidir. Duchene kas distrofisi kalıtsal bir hastalıktır ve anneden geçer, bu hastalarda distrofin üretilemez. İlerleyici kas zayıflığı olan, daha çok erkek çocuklarında görülen, genellikle otuzlu yaşlarda ölüme sebep olan bir hastalıktır. Bütün vücut kasları güçsüzleşir. Ancak hastalığın başlangıç bölgesi bacak ve kalça bölgesidir. Sonuçta hasta hareket edemez hâle gelerek tekerlekli sandalye kullanmaya başlar. Omurganın yan taraflara doğru anormal eğrilikleri skolyoz denilen hastalığın oluşumuna neden olur. Skolyoz ya omurganın doğuştan gelen yapısal bozukluğundan ya da romatizmal hastalıklar, bağ dokusu bozuklukları gibi sebeplere bağlı olarak gelişebilir. Kemik yoğunluğunun aşırı azalması sonucu daha kırılgan hâle gelmesi olayı kemik erimesi (osteoporoz) olarak isimlendirilmektedir. Menisküs; dizde, iki kemik arasında bulunan yastık gibi C şeklindeki iki kıkırdak parçasıdır. Vücutta su alımı yetersiz ise yeterince protein alınamazsa düzenli bir spor yapma alışkanlığı yoksa koşma, zıplama gibi hareketler sırasında çarpmaya bağlı olarak menisküs denen fibröz kıkırdakta yırtılmalar olabilir; dizi bükerken zorlanma ve ağrı oluşturur.

Soru 40

Kas kasılmasında troponin proteininin görevi nedir?

Seçenekler

A
Kalsiyum bağlamak
B
ATP üretmek
C
Aktini parçalamak
D
Miyozini hareketsizleştirmek
E
Sarkoplazmayı oluşturmak
Açıklama:
Cevabınız yanlış ise İskelet Kası bölümünü yeniden gözden geçiriniz.
Troponin üç alt üniteden oluşur ve her alt ünitenin ayrı bir görevi vardır. Troponin C, kalsiyumu bağlar ve kasılma başlar. Troponin I, aktine tropomiyozin ile beraber bağlanır ve dinlenme hâlinde aktin ile miyozin arasındaki etkileşime izin vermez. Troponin T ise tropomiyozine bağlanır.

Soru 41

Aşağıdakilerden hangisi aksiyel iskeletin bir bölümüdür?

Seçenekler

A
Kol kemikleri
B
Kafatası
C
Leğen kemiği
D
El bileği kemikleri
E
Uyluk kemiği
Açıklama:
Aksiyel iskelet: Üç bölüme ayrılır. Bunlar; kafatası, göğüs kafesi ve omurgadır. Kafatası toplamda 22 adet kemikten oluşur. Beyni koruması açısından önemlidir. Boyun ve baş kaslarının tutunması için bölgeler oluşturur. Göğüs kafesi; kalp, akciğerler ve büyük damarların korunmasında önemlidir. Göğüs kafesinde arkada göğüs omurları, önde göğüs kemiği (iman tahtası) ve yanlarda kaburgalar bulunur. Kaburgalar arkada göğüs omurlarına bağlanırken önde göğüs kemiğine kıkırdak yapılar ile bağlanırlar. Toplamda 12 çift kaburga bulunur. İlk 7 kaburga önde iman tahtasına doğrudan kıkırdaklar ile bağlanırken geriye kalan 8, 9 ve 10. kaburga bir üstündeki kıkırdağa bağlanarak dolaylı bir şekilde iman tahtasına bağlanır. 11 ve 12. kaburgalar bir yere tutunmazlar.

Soru 42

Aşağıdakilerden hangisi omurga ile ilgili doğru bir ifadedir?

Seçenekler

A
Skolyoz, omurganın öne doğru eğilmesiyle oluşur.
B
Kifoz, bel bölgesinde çukurlaşmanın artmasıdır.
C
Lordoz, bel bölgesinde öne doğru aşırı eğim olmasıdır.
D
Kamburluk, omurganın yanlara doğru eğilmesidir.
E
Hamilelerde kifoz artışı görülür.
Açıklama:
Omurganın yan taraflara doğru anormal eğrilikleri skolyoz denilen hastalığın oluşumuna neden olur. Skolyoz ya omurganın doğuştan gelen yapısal bozukluğundan ya da romatizmal hastalıklar, bağ dokusu bozuklukları gibi sebeplere bağlı olarak gelişebilir. Kamburluk ya da kifoz ise omurganın öne doğru eğilmesidir. Daha önce de belirtildiği gibi normalde omurga sırt bölgesinde öne eğik (kifoz), bel bölgesinde ise çukur (lordoz) görünür. Sırttaki öne eğilmenin normalden fazla olması ya da beldeki çukurluğun kaybolması sonucu kamburluk oluşur. Çocuklarda en fazla yanlış duruşa ve hareketsizliğe bağlı olarak kamburluk görülür. Lordoz ise omurganın bel bölgesinde öne doğru aşırı eğimli olması durumudur. Göbeği büyük olan kişilerde ve hamilelerde hafif bir lordoz görülür. Bu kişiler dengeyi sağlamak için omuzlarını geriye atarlar ve bel bölgesindeki eğrilik daha belirgin hâle gelir.

Soru 43

Çocuklarda kamburluğun (kifozun) en yaygın sebebi aşağıdakilerden hangisidir?

Seçenekler

A
Omurganın doğuştan yapısal bozuklukları
B
Romatizmal hastalıklar
C
Bağ dokusu bozuklukları
D
Yanlış duruş ve hareketsizlik
E
Aşırı kilo ve hamilelik
Açıklama:
Omurganın yan taraflara doğru anormal eğrilikleri skolyoz denilen hastalığın oluşumuna neden olur. Skolyoz ya omurganın doğuştan gelen yapısal bozukluğundan ya da romatizmal hastalıklar, bağ dokusu bozuklukları gibi sebeplere bağlı olarak gelişebilir. Kamburluk ya da kifoz ise omurganın öne doğru eğilmesidir. Daha önce de belirtildiği gibi normalde omurga sırt bölgesinde öne eğik (kifoz), bel bölgesinde ise çukur (lordoz) görünür. Sırttaki öne eğilmenin normalden fazla olması ya da beldeki çukurluğun kaybolması sonucu kamburluk oluşur. Çocuklarda en fazla yanlış duruşa ve hareketsizliğe bağlı olarak kamburluk görülür. Lordoz ise omurganın bel bölgesinde öne doğru aşırı eğimli olması durumudur. Göbeği büyük olan kişilerde ve hamilelerde hafif bir lordoz görülür. Bu kişiler dengeyi sağlamak için omuzlarını geriye atarlar ve bel bölgesindeki eğrilik daha belirgin hâle gelir.

Soru 44

Hiyalin kıkırdağın bulunduğu bölgelerden biri aşağıdakilerden hangisidir?

Seçenekler

A
Derinin üst tabakası
B
Uzun kemiklerin ekleme yakın epifiz plakları
C
Kas liflerinin arasındaki bağ dokuları
D
Beyin zarları
E
Lenf düğümleri
Açıklama:
Hiyalin kıkırdak: En bol bulunan kıkırdak tipidir. Saydam, camsı bir görünümü vardır. Işık içinden doğrudan geçer ve şeffaf görünmesine neden olur. Yapısında en fazla tip II kolajeni bulundurur. Oynar eklemlerin yüzeylerinde burun, gırtlak, soluk borusunda, kaburgaların iman tahtası da denen göğüs kemiğine bağlandığı bölgelerde bulunur. Ayrıca yirmi yaşına kadar kişinin boyunun uzamasını sağlayan, uzun ve kısa kemiklerin eklem bölgelerine yakın olarak yerleşmiş epifiz plağı denen yapılarda gözlenir. Anne karnında iken hiyalin kıkırdak geçici bir iskelet oluşturur. Daha sonra bu kıkırdak iskeletin yerine kemik dokusu geçer. Gebeliğin son haftalarında uzun kemiklerin orta kısımları kemikleşirken ayak parmakları, el parmak uçları hâlâ kıkırdaktır. Hiyalin kıkırdakta bir hasarlanma söz konusu olursa kanlanması düşük olduğu ve kondrositlerin bölünme yetenekleri düşük olduğu için tamir edilmesi oldukça zordur. Tamir sürecinde yeni kıkırdak doku oluşmaz ancak sıkı bağ dokudan oluşan bir onarım dokusu oluşur

Soru 45

Hiyalin kıkırdak hasar gördüğünde onarım nasıl gerçekleşir?

Seçenekler

A
Kondrositlerin hızla bölünmesiyle yeni kıkırdak dokusu oluşur.
B
Kemik hücreleri çoğalarak kıkırdağın yerini alır.
C
Yeni kıkırdak dokusu yerine sıkı bağ dokudan oluşan bir onarım dokusu gelişir.
D
Kan damarlarının çoğalmasıyla kıkırdak kendi kendini yeniler.
E
Epifiz plakları onarım için yeni hücreler üretir.
Açıklama:
Hiyalin kıkırdak: En bol bulunan kıkırdak tipidir. Saydam, camsı bir görünümü vardır. Işık içinden doğrudan geçer ve şeffaf görünmesine neden olur. Yapısında en fazla tip II kolajeni bulundurur. Oynar eklemlerin yüzeylerinde burun, gırtlak, soluk borusunda, kaburgaların iman tahtası da denen göğüs kemiğine bağlandığı bölgelerde bulunur. Ayrıca yirmi yaşına kadar kişinin boyunun uzamasını sağlayan, uzun ve kısa kemiklerin eklem bölgelerine yakın olarak yerleşmiş epifiz plağı denen yapılarda gözlenir. Anne karnında iken hiyalin kıkırdak geçici bir iskelet oluşturur. Daha sonra bu kıkırdak iskeletin yerine kemik dokusu geçer. Gebeliğin son haftalarında uzun kemiklerin orta kısımları kemikleşirken ayak parmakları, el parmak uçları hâlâ kıkırdaktır. Hiyalin kıkırdakta bir hasarlanma söz konusu olursa kanlanması düşük olduğu ve kondrositlerin bölünme yetenekleri düşük olduğu için tamir edilmesi oldukça zordur. Tamir sürecinde yeni kıkırdak doku oluşmaz ancak sıkı bağ dokudan oluşan bir onarım dokusu oluşur

Soru 46

Elastik kıkırdağın bulunduğu yerlerden biri aşağıdakilerden hangisidir?

Seçenekler

A
Omurlar arası diskler
B
Diz eklemi menisküsü
C
Kulak kepçesi
D
Tendonların kemiğe bağlandığı bölgeler
E
Kaburgaların iman tahtasına bağlandığı bölgeler
Açıklama:
Elastik kıkırdak: Hiyalin kıkırdağa benzer. Elastik lifler bol bulunur bu nedenle rengi sarımtıraktır. Çok az bölgede bulunur. Kulak kepçesi, dış kulak yolu, östaki borusu duvarı ve gırtlak kapağı denen yutkunma sırasında soluk borusunu kapatan ve besinin soluk borusuna kaçmasını engelleyen yapı. Fibröz kıkırdak: Perikondriyum içermez. Bu nedenle beslenmesi onu çevreleyen kemiklerin arasında bulunan eklem sıvısından olur. Az sayıda kondrositten oluşur, sıkı bağ dokuya benzer. İçinde tip I kolajen bol miktarda bulunur. Vücutta basınca dayanıklı bölgelerde bulunur. Omurların arasında bulunan yastık şeklindeki disklerde, diz ekleminde bulunan menisküste, kasların kemiğe bağlanma bölgesini oluşturan tendonların kemiğe bağlandığı yerlerde fibröz kıkırdak bulunur. Fibröz kıkırdağın tamiri neredeyse mümkün değildir.

Soru 47

Hangisi fibröz kıkırdağın bir özelliğidir?

Seçenekler

A
Sarımtırak renkte görünür.
B
Bol miktarda elastik lif içerir.
C
Perikondriyum içermez, eklem sıvısından beslenir.
D
Kulak kepçesi ve östaki borusunda bulunur.
E
Kolayca onarılabilir.
Açıklama:
Elastik kıkırdak: Hiyalin kıkırdağa benzer. Elastik lifler bol bulunur bu nedenle rengi sarımtıraktır. Çok az bölgede bulunur. Kulak kepçesi, dış kulak yolu, östaki borusu duvarı ve gırtlak kapağı denen yutkunma sırasında soluk borusunu kapatan ve besinin soluk borusuna kaçmasını engelleyen yapı. Fibröz kıkırdak: Perikondriyum içermez. Bu nedenle beslenmesi onu çevreleyen kemiklerin arasında bulunan eklem sıvısından olur. Az sayıda kondrositten oluşur, sıkı bağ dokuya benzer. İçinde tip I kolajen bol miktarda bulunur. Vücutta basınca dayanıklı bölgelerde bulunur. Omurların arasında bulunan yastık şeklindeki disklerde, diz ekleminde bulunan menisküste, kasların kemiğe bağlanma bölgesini oluşturan tendonların kemiğe bağlandığı yerlerde fibröz kıkırdak bulunur. Fibröz kıkırdağın tamiri neredeyse mümkün değildir.

Soru 48

"Fibröz kıkırdak, basınca dayanıklı bölgelerde bulunur. Örneğin omurlar arası diskler, diz eklemi menisküsü ve ........ bölgesinde yer alır."
Boşluğa uygun kelime ya da kelime grubu hangi seçenekte doğru verilmiştir?

Seçenekler

A
Gırtlak kapağı
B
Kulak kepçesi
C
Tendonların kemiğe bağlandığı
D
Östaki borusu
E
Kaburga uçları
Açıklama:
Elastik kıkırdak: Hiyalin kıkırdağa benzer. Elastik lifler bol bulunur bu nedenle rengi sarımtıraktır. Çok az bölgede bulunur. Kulak kepçesi, dış kulak yolu, östaki borusu duvarı ve gırtlak kapağı denen yutkunma sırasında soluk borusunu kapatan ve besinin soluk borusuna kaçmasını engelleyen yapı. Fibröz kıkırdak: Perikondriyum içermez. Bu nedenle beslenmesi onu çevreleyen kemiklerin arasında bulunan eklem sıvısından olur. Az sayıda kondrositten oluşur, sıkı bağ dokuya benzer. İçinde tip I kolajen bol miktarda bulunur. Vücutta basınca dayanıklı bölgelerde bulunur. Omurların arasında bulunan yastık şeklindeki disklerde, diz ekleminde bulunan menisküste, kasların kemiğe bağlanma bölgesini oluşturan tendonların kemiğe bağlandığı yerlerde fibröz kıkırdak bulunur. Fibröz kıkırdağın tamiri neredeyse mümkün değildir.

Soru 49

Beş yaşına kadar çocuklarda kan hücreleri nerede üretilir?

Seçenekler

A
Sadece kaburga kemiklerinde
B
Sadece omurga ve kafatasında
C
Tüm kemiklerde
D
Sadece uzun kemiklerin uç kısımlarında
E
Sadece leğen kemiğinde
Açıklama:
Çocuklarda beş yaşına kadar tüm kemiklerde kan hücreleri üretilir. Kırmızı kemik iliği, bebeklerde kemik boşluklarında bulunur. Ancak büyüme ile birlikte kırmızı kemik iliği, yağ depolamak üzere önemli oranda sarı kemik iliğine dönüşür. Kırmızı ilik yirmi yaşından sonra kaburga, kafatası, göğüs kemiği, köprücük kemiği, omurga ve leğen kemiği ile sınırlıdır. Yaşlanmayla kan hücre üretimi azalır.

Soru 50

Yirmi yaşından sonra kırmızı kemik iliği aşağıdaki kemiklerden hangisinde bulunur?

Seçenekler

A
Uyluk kemiği
B
Kol kemiği
C
Kaburga
D
El bileği
E
Ayak tarak kemiği
Açıklama:
Çocuklarda beş yaşına kadar tüm kemiklerde kan hücreleri üretilir. Kırmızı kemik iliği, bebeklerde kemik boşluklarında bulunur. Ancak büyüme ile birlikte kırmızı kemik iliği, yağ depolamak üzere önemli oranda sarı kemik iliğine dönüşür. Kırmızı ilik yirmi yaşından sonra kaburga, kafatası, göğüs kemiği, köprücük kemiği, omurga ve leğen kemiği ile sınırlıdır. Yaşlanmayla kan hücre üretimi azalır.

Ünite 3

Soru 1

Beden ısısının düzenlenmesi, açlık-tokluk durumu, sıvı ve elektrolit düzenlenmesi, endokrin merkez olarak yaşamsal öneme sahip beyin bölgesi hangisidir?

Seçenekler

A
Hipokampüs
B
Hipotalamus
C
Serebellum
D
Pons
E
Serebrum
Açıklama:
SİNİR SİSTEMİ
Hipotamus ve talamus, beyin yarım küreleri ve beyin sapı arasında bulunan anlamında beynin diensefalon kısmını oluşturur. Talamus beyin kabuğuna giden hemen hemen bütün duysal bilgilerin ve serebral kabuktan beyin sapına ve omuriliğe giren motor bilgilerin istasyonu, işlendiği duysal ve motor entegrasyonun sağlandığı alandır. Hipotalamus ise bezelye tanesi büyüklüğünde bir yapı olmasına rağmen oldukça öneme sahiptir. Beden ısısının düzenlenmesi, açlık-tokluk durumu, sıvı ve elektrolit düzenlenmesi, endokrin (hormonal) merkez olarak yaşamsal öneme sahip bir bölgedir.

Soru 2

Aşağıdakilerden hangisi limbik sistemde yer almaz?

Seçenekler

A
Mamiller cisimler
B
Amigdala
C
Hipotalamus
D
Hipokampüs
E
Medulla spinalis
Açıklama:
SİNİR SİSTEMİ
Limbik sistem duygu durum merkezidir. Duygusal cevapların kontrol edilmesinde görev alır. Amigdala, hipotalamus, hipokampüs, mamiller cisimler, singulat girusu da içine alan bir yapıdır.

Soru 3

Aşağıdakilerden hangisi “gri boynuzun ön kökü ve ardından omurilik siniri yoluyla efektör organa bir sinir uyarısı ileten” refleks arkının bir bileşenidir?

Seçenekler

A
Duyusal Nöron
B
Reseptör (Alıcı)
C
Entegrasyon Merkezi
D
Motor Nöron
E
Effektör
Açıklama:
SİNİR SİSTEMİNİN ÜST DÜZEY FONKSİYONLARI
Refleks arkı, duyusal bir reseptörde başlayan ve bir efektörde (kas veya bez) biten bir sinir yoludur. Refleks arkı aşağıdaki bileşenlerden oluşur: 1. Reseptör (Alıcı) Uyaran bir reseptör (örneğin duyu nöronunun duyu reseptörleri) üzerine etki eder. Reseptör bir uyarıya tepki verir (reseptör potansiyeli) ve bir uyarı (impuls-aksiyon potansiyeli) üretir. 2. Duyusal Nöron Duyusal nöron, duyu reseptöründen gelen afferent uyarıları MSS’ye iletir. 3. Entegrasyon Merkezi En basit refleksler ara nöronları içermez. Bunun yerine duyusal nöron, omuriliğin ön gri boynuzundaki bir motor nöronla doğrudan sinaps yaparlar. Ancak daha karmaşık refleksler, gelen duyusal bilgiyi bütünleştirmek, işlemek ve motor nörona bir komut iletmek için MSS’de bir veya daha fazla ara nöron kullanırlar. Ara nöronlar ayrıca refleksle ilgili bilgileri beyne iletmek içinde kullanılırlar. 4. Motor Nöron Motor nöron, gri boynuzun ön kökü ve ardından omurilik siniri yoluyla efektör organa bir sinir uyarısı iletir. 5. Effektör: Effektör (tepkiyi üreten organ) motor nörondan gelen uyarıya yanıt verir.

Soru 4

Sempatik sinir sisteminin post gangliyonik sinir uçlarından ……………………….sakınırken parasempatik sinirlerin postgangliyonik nöronlarından ……………………….salgılanır.
Yukarıdaki boşluklara sırası ile hangisi gelmelidir?

Seçenekler

A
Nörepinefrin-asetilkolin
B
Nöradrenalin-glutamat
C
Asetilkolin- nöradrenalin
D
Serotonin- asetilkolin
E
Nörepinefrin-serotonin
Açıklama:
SİNİR SİSTEMİ
Sempatik sinir sisteminin post gangliyonik sinir uçlarından nörepinefrin ya da nöradrenalin sakınırken parasempatik sinirlerin postgangliyonik nöronlarından asetilkolin salgılanır. Genel olarak sempatik ve parasempatik sinirlerin sonlandıkları organlar üzerindeki etkileri zıt etkilerdir. Sempatik sinir sistem kalbin çalışma hızını, kalbin kasılma gücünü arttırırken parasempatik sinir sistemi kalbin atım hızını yavaşlatmaktadır.

Soru 5

Bir nöronun diğer nörona taşıdığı duyuyu, bilgiyi ya da yanıtı iletmesinde etkili olan bağlantılara ne ad verilir?

Seçenekler

A
Dendrit
B
Akson
C
Sinaps
D
Soma
E
Reseptör
Açıklama:
SİNİR HÜCRELERİNDE AKSİYON POTANSİYELİ
Sinir hücreleri birbirleriyle etkileşim ve bağlantı hâlindedir. Bu bağlantılar sayesinde bir nöron diğer nöronu uyarabilir, taşıdığı duyuyu, bilgiyi ya da yanıtı diğer nörona iletebilir. Bu tür bağlantılara sinaps adı verilir. Burada yapılan bilgi aktarımına da sinaptik ileti denir.

Soru 6

Merkezî sinir sisteminde bulunan ve beyin omurilik sıvısı salgılayan hücre grubu aşağıdakilerden hangisidir?

Seçenekler

A
oligodendrosit
B
astrosit
C
mikroglia
D
ependimal hücreler
E
Schwann hücreleri
Açıklama:
SİNİR HÜCRELERİNDE AKSİYON POTANSİYELİ
Merkezî sinir sisteminde bulunan başlıca glia hücreleri oligodendrosit, astrosit, mikroglia ve ependimal hücrelerdir. Oligodendrositler merkezî sinir sisteminde bulunan nöronların miyelin kılıfını sentezler. Astrositler beyin kan damarlarına uzantılar göndererek kan beyin bariyerinin oluşumuna katkı verirler. Astrositler ayrıca nöronların etrafını örterler, ekstrasellüler sıvının ve iyonların (özellikle K) homeostasisini sağlar, fonksiyonu sona eren nörotransmitterlerin geri alımında görev alır. Mikroglia hücreleri ise merkezî sinir sisteminin makrofaj yani savunma hücreleridir. Ependimal hücreler ise beyin omurilik sıvısı salgılar.

Soru 7

Aşağıdakilerden hangisi beyinde, kalp kası, düz kas ve endokrin bezlerde bulunan asetilkolin reseptörüdür?

Seçenekler

A
Nikotinik reseptörler
B
Muskranik reseptörler
C
Katekolamin reseptörler
D
Postgangliyonik reseptörler
E
Motor reseptörler
Açıklama:
SİNİR HÜCRELERİNDE AKSİYON POTANSİYELİ
Muskranik reseptörler: Beyinde, kalp kası, düz kas ve endokrin bezlerde bulunur. Kalp kasında baskılayıcı, düz kas ve endokrin bezlerde ise uyarıcı bir etkiye yol açarlar. Hedef hücrelerde doğrudan iyon kanalı olmayıp, ikinci bir haberci oluşturarak etki gösterirler. Atropin muskranik reseptörleri bloke eden bir kimyasal ajandır. Asetilkolin etkisinin azalması alzheimer hastalığına yol açabilir. Bu kişilerde bellek yitimi, dil ve algılama beceri geriliği ortaya çıkabilir.

Soru 8

Aşağıdakilerden hangisi bir katekolamindir?

Seçenekler

A
Histamin
B
Opioid
C
GABA
D
Glisin
E
Dopamin
Açıklama:
SİNİR HÜCRELERİNDE AKSİYON POTANSİYELİ
Dopamin, adrenalin (epinefrin) ve nöradrenalin (nörepinefrin) trozin amino asitinden sentezlenen ve yapılarında katekol halkası ve amin grubu içerdiklerinden katekolamin ismini alırlar. Katekolamin sentezleyip salgılayan nöronlar esas olarak beyin sapı ve hipotalamusta bulunur. Her ne kadar yoğun olarak beynin bazı bölgelerinde bulunsa da aksonları çok uzun dallanmalar yaparlar. Bu nedenle bilinç, duygusal durum, dikkat, güdü, kan basıncı düzenleme, endokrin sistem regülasyonu gibi çok farklı olaylarda görev alırlar. Katekolaminler besinlerle vücuda alınan fenilalaninin dönüştüğü trozin amino asitinden sentezlenir.

Soru 9

Aşağıdakilerden hangisi dokunmaya dayalı duyusal bilgilerin işlendiği ve değerlendirildiği serebral korteks bölgesidir?

Seçenekler

A
Frontal Lob
B
Pariyetal Lob
C
Oksipital Lob
D
Temporal Lob
E
İnsula Lobu
Açıklama:
SİNİR SİSTEMİNİN ÜST DÜZEY FONKSİYONLARI
Serebral korteks 4 ana büyük loba ve insula olmak üzere 5 loba ayrılır. a. Frontal Lob: Duyusal işlevlerin bilince ulaşmasını sağlayan, bilişsel süreçlerden ve istemli kas hareketlerinden sorumlu olan bölgedir. b. Pariyetal Lob: Dokunmaya dayalı duyusal bilgilerin işlendiği ve değerlendirildiği bölgedir. c. Oksipital Lob: Görsel verileri işler ve değerlendiren bölgedir. d. Temporal Lob: İşitsel verileri işleyen ve değerlendiren bölgedir. 3 713 Sinir Sistemi e. İnsula Lobu: Beynin eksternal yüzünden bakıldığında görülemeyen ancak sulcus lateralis aralandığında görünen lobdur. İlkel davranış, içgüdü bilinç etkileşimi ve bazı nörolojik ve psikiyatrik hastalıkların mekanizmasındaki rolünün tartışılabilir hâle gelmesiyle önem kazanmıştır.

Soru 10

Aşağıdakilerden hangisi alınan duyusal bilgileri bütünleştiren alanlardır?

Seçenekler

A
Somatosensoriyel bağlantı alanları
B
Primer somatosensoriyel korteks
C
Premotor korteks
D
Birincil işitsel korteks
E
Frontal alanlar
Açıklama:
SİNİR SİSTEMİNİN ÜST DÜZEY FONKSİYONLARI
Somatosensoriyel bağlantı (asosiyasyon) alanları alınan duyusal bilgileri bütünleştiren alandır.

Soru 11

İnsan beyninde yaşamsal refleks merkezleri (örneğin solunum, dolaşım, yutkunma, kusma) aşağıdaki bölgelerden hangisinde yer alır?

Seçenekler

A
Pons
B
Orta beyin
C
Medulla Beyin sapının önemli bir parçası olan medullanın görevi yaşamsal öneme sahip olan solunum ve dolaşım sisteminin düzenlenme merkezleri olmasıdır. Ayrıca, yutkunma, öksürük, kusma reflekslerinin merkezi de medulladır.
D
Hipotalamus
E
Serebellum
Açıklama:
Beyin sapının önemli bir parçası olan medullanın görevi yaşamsal öneme sahip olan solunum ve dolaşım sisteminin düzenlenme merkezleri olmasıdır. Ayrıca, yutkunma, öksürük, kusma reflekslerinin merkezi de medulladır.

Soru 12

Serebellum (beyincik) ile ilgili aşağıdaki ifadelerden hangisi doğrudur?

Seçenekler

A
Solunum ve kalp hızını düzenler.
B
Duyusal bilgileri işleyip yorumlar.
C
Duygu durumunu kontrol eder.
D
Denge, postür ve hareket koordinasyonunda görev alır.
E
Hormon salgılanmasını düzenler.
Açıklama:
Serebellum (beyincik) ise beyin sapına tutunmuş yapraklı bir yapıdır. Serebral korteks gibi yarım kürelere ayrılır. Pons ve medullanın arka kısmına yerleşik vaziyettedir. Serebellum diğer adıyla beyincik hareketlerin planlanması, düzenlenmesi, gerçekleştirilmesi, postürün düzenlenmesi, denge, baş ve göz hareketlerinin koordinasyonundan sorumludur. Serebellumun tüm bu fonksiyonları yerine getirebilmesi için • omurilikten gelen pozisyon ile ilgili duysal bilgilerini • Serebral kabuktan yani korteksten gelen motor bilgileri • iç kulaktaki vestibüler organdan gelen denge bilgilerini birleştirmesi ve bütünleştirmesi gerekir.

Soru 13

Bir bireyde kalp atım hızı azalmış ve tükürük salgısı artmış olarak gözleniyor. Bu durumda etkili olan sistem aşağıdakilerden hangisidir?

Seçenekler

A
Somatik sinir sistemi
B
Parasempatik sinir sistemi
C
Sempatik sinir sistemi
D
Duyusal sinir sistemi
E
Endokrin sistem
Açıklama:
Parasempatik sistem, “dinlen ve sindir” yanıtlarını oluşturur; kalp hızını azaltır, sindirim ve salgı faaliyetlerini artırır.

Soru 14

Aşağıdaki yapılardan hangisi duysal (afferent) sinirlerin omuriliğe giriş yaptığı bölgedir?

Seçenekler

A
Ön kök
B
Arka kök
C
Ön boynuz
D
Ön median fissür
E
Spinal gangliyon
Açıklama:
Omuriliğe giriş yapan duysal sinirler arka kök bölgesinden giriş yaparken omurilikten çıkan motor nöronlar ön kök bölgesinden çıkış yaparlar.

Soru 15

Aşağıdaki eşleştirmelerden hangisi doğru verilmiştir?

Seçenekler

A
Schwann hücresi - periferik sinirde miyelin
B
Oligodendrosit - periferik sinirde miyelin
C
Ependimal hücre - kan-beyin bariyeri
D
Mikroglia - BOS üretimi
E
Astrosit - sinir-kas kavşağında asetilkolin salımı
Açıklama:
Schwann periferik sinirde, oligodendrosit MSS’de miyelin oluşturur. Ependimal hücreler BOS yapımında, astrosit ise K⁺/NT dengesi ve KBB’de rol alır; mikroglia fagositozdur.

Soru 16

Bir sinir hücresinde miyelin kılıfın temel görevi aşağıdakilerden hangisidir?

Seçenekler

A
Nörotransmitter sentezlemek
B
Hücre zarını kalınlaştırmak
C
Kalsiyum iyonlarını depolamak
D
Uyarının iletim hızını artırmak
E
Eşik değeri düşürmek
Açıklama:
Merkezî sinir sisteminde oligodendrositler; periferik sinir sisteminde Schwann hücreleri tarafından oluşturulan miyelin kılıf aksiyon potansiyelinin hızlı yayılmasını sağlarken nöronun diğer çevre nöronlardan gelen uyarılardan da korunmasına yol açar. Miyelinli ve büyük çaplı nöronlar miyelinsiz ve küçük çaplı nöronlara göre iletiyi çok daha hızlı iletir. Miyelin kılıf, akson boyunca elektriksel iletimi hızlandırır ve enerji kaybını azaltır.

Soru 17

Bir sinir hücresinde uyarıyı alan yapı aşağıdakilerden hangisidir?

Seçenekler

A
Akson
B
Dendrit
C
Hücre gövdesi
D
Sinaps
E
Miyelin kılıf
Açıklama:
Dendrit: Dendritler nöronlarda uyarıyı alan kısımlardır ve uyarıyı alıp hücre gövdesine ulaştırır. Dendrit ve soma impulsun yani uyarının/bilginin oluştuğu yerdir. Dendritler çok sayıda olabilir.

Soru 18

Bir hastada akıcı fakat anlamsız konuşma, konuşulanları anlama ve okuduğunu kavrama bozukluğu vardır. Lezyon en olası olarak aşağıdaki alanlardan hangisindedir?

Seçenekler

A
Broca alanı
B
Primer motor korteks
C
Wernicke alanı
D
Primer görme korteksi
E
Koku alanı
Açıklama:
Lobların birleştiği kesiştiği alanlarda bulunan ilişkilendirme (assosiyasyon) alanları alınan duysal bilgilerin, motor yanıtların birleştirilmesinden, işlenmesinden ve transferinden sorumludur. İlişkilendirme alanları alınan uyartıların değerlendirilmesini, bellekteki bilgilerle eşleştirilmesini, uygun yanıt oluşturması gibi zihinsel faaliyetleri, bilişsel işlemleri, hatırlama, üst düzey yorum ve yanıt oluşturan bölgelerdir. Ayrıca kişilik, yargılama, akıl yürütme, istikrarlılık, vicdan ve limbik sistem ile yakın ilişkilidir. İşitilen kelimelere, seslere anlam kazandıran hasarında düşünme yeteneğinin kaybolduğu, konuşulanların anlaşılamadığı, yazılı metinlerin görülmesine rağmen okunamadığı alan Wernicke alanıdır. Konuşmanın hazırlanma ve motor fonksiyonları Broca alanında; dil anlama ve kelime analizi lateral prefrontal kortexde; dilin işitsel ve görsel yönlerinin koordinasyonu lateral ve ventral temporal lobda sağlanır.

Soru 19

Retiküler aktive edici sistem (RAS) hasarında en olası bulgu hangisidir?

Seçenekler

A
Yalnızca koku alma duyusunda azalma
B
Uyanıklık ve bilinçte ciddi bozulma, koma
C
İnce motor becerilerde planlama bozukluğu
D
Görsel alan defekti
E
Hiçbiri
Açıklama:
Beyin sapının yapısında beyni sürekli olarak uyaran, dikkati, uyanıklığı ve bilinçliliği sağlayan bir yapı vardır. Bu yapıya retiküler aktive edici sistem adı verilir. Kısaca RAS olarak bilinen bu yapı beyin sapında bulunduğu için beyin sapı hasarlarında kişi bilincini kaybeder, uyanık kalamaz ve komaya girebilir.

Soru 20

Aşağıdakilerden hangisi frontal lobun temel işlevlerinden biridir?

Seçenekler

A
Görsel algı ve görme anılarının işlenmesi
B
Tat duyusunun değerlendirilmesi
C
İşitme ve koku duyusunun yorumlanması
D
İstemli motor hareketlerin kontrolü ve planlama
E
Duyusal bilgilerin mekânsal farklarının algılanması
Açıklama:
Frontal lobun harekete geçirdiği beyin fonksiyonları:
• istemli motor fonksiyonlar
• konsantrasyon
• sözel iletişim
• karar verme
• planlama
• kişilik

Soru 21

Serebral korteksin temel görevi aşağıdakilerden hangisidir?

Seçenekler

A
Kan basıncını düzenlemek
B
İskelet kaslarını gevşetmek
C
Düşünme, istemli hareket ve algılama
D
Kalp atımını düzenlemek
E
Hormon salgılamak
Açıklama:
cevabınız yanlış ise merkezi sinir sistemi bölümünü yeniden gözden geçiriniz.
Ön beyin olarak tanımladığımız ve içerisinde serebrum ile diensefalonu barındıran yapı sağ ve sol yarım kürelere ayrılır. Bu yarım küreler serebral korteks, altındaki beyaz madde ve 3 derin çekirdekten ibarettir. Serebral yarım küreler üst düzey bilişsel süreçler, algı, biliş, bellek, duygudan sorumlu olan yapılardır. Yarım kürelerin üzerinde girinti ve çıkıntılardan oluşan kıvrımlı 2-6 mm kalınlığında bir alan oluşturan serebral korteks ya da serebral kabuk 4 ana loba bölünür: Frontal korteks, paryetal korteks, temporal korteks ve oksipital korteks. Serebral korteks tüm duyuları alır, toplar, işler ve nihayetinde motor fonksiyonları da düzenler. Serebral korteksdeki çıkıntılara girus, girintilere ise sulkus adı verilir. Serebral korteksin fonksiyonel görevleri düşünme, istemli hareket, konuşma, sonuç çıkarma ve algılamadır. Serebral yarım kürelerdeki çekirdekler olan bazal gangliyonlar, hipokampüs ve amigdalanın da kendi alanlarında özelleşmiş fonksiyonları bulunur. • Bazal gangliyonlar: Hareketin düzenlenmesinde görev alır. • Hipokampüs: Bellek ve öğrenme süreçleri ile ilişkilidir. • Amigdala: Duygu durumu ile ilişkili alandır.Serebral korteks düşünme, konuşma, istemli hareket gibi üst düzey bilişsel fonksiyonlardan sorumludur.

Soru 22

Beyin sapının bir parçası olan medulla aşağıdaki reflekslerden hangisini yönetir?

Seçenekler

A
Görme refleksi
B
Kusma refleksi
C
Tat alma refleksi
D
Kas gerilme refleksi
E
Uyku döngüsü
Açıklama:
Cevabınız yanlış ise merkezi sinir sistemi bölümünü yeniden gözden geçiriniz.
Beyin sapı olarak tanımlanan bölge ise mezensefalon, pons ve medulla olmak üzere 3 ana fonksiyonel bölgeye ayrılır. Genel olarak da anatomik bölgeleri medulla, pons, tektum, retiküler formasyon, tegmentumdur. Kafadan çıkan 12 kafa sinirinin on tanesinin çıkış yeri beyin sapıdır. Reseptörler aracılığıyla alınan beden içi ve beden dışı tüm duyuların beyne geçiş yeri beyin sapıdır. Aynı şekilde beyinde oluşan tüm motor yanıtların da beyinden omuriliğe ve efektör organa geçiş yeri de beyin sapıdır. • Beyin sapının önemli bir parçası olan medullanın görevi yaşamsal öneme sahip olan solunum ve dolaşım sisteminin düzenlenme merkezleri olmasıdır. Ayrıca, yutkunma, öksürük, kusma reflekslerinin merkezi de medulladır.

Soru 23

Beyincik (serebellum) hangi fonksiyondan sorumludur?

Seçenekler

A
Kalp atımını hızlandırma
B
Denge ve hareket koordinasyonu
C
Hormon üretimi
D
Tat algısı
E
Kan basıncı kontrolü
Açıklama:
Cevabınız yanlış ise MERKEZÎ SİNİR SİSTEMİ bölümünü yeniden gözden geçiriniz.
Serebellum (beyincik) ise beyin sapına tutunmuş yapraklı bir yapıdır. Serebral korteks gibi yarım kürelere ayrılır. Pons ve medullanın arka kısmına yerleşik vaziyettedir. Serebellum diğer adıyla beyincik hareketlerin planlanması, düzenlenmesi, gerçekleştirilmesi, postürün düzenlenmesi, denge, baş ve göz hareketlerinin koordinasyonundan sorumludur. Serebellumun tüm bu fonksiyonları yerine getirebilmesi için • omurilikten gelen pozisyon ile ilgili duysal bilgilerini • Serebral kabuktan yani korteksten gelen motor bilgileri • iç kulaktaki vestibüler organdan gelen denge bilgilerini birleştirmesi ve bütünleştirmesi gerekir

Soru 24

Hipotalamus’un görevlerinden biri aşağıdakilerden hangisidir?

Seçenekler

A
Duyusal bilgilerin iletilmesi
B
Görsel bilgi işleme
C
Beden ısısının ve açlık-tokluğun düzenlenmesi
D
Motor koordinasyon
E
Hızlı refleks üretimi
Açıklama:
Cevabınız yanlış ise MERKEZÎ SİNİR SİSTEMİ bölümünü yeniden gözden geçiriniz.
Hipotamus ve talamus, beyin yarım küreleri ve beyin sapı arasında bulunan anlamında beynin diensefalon kısmını oluşturur. Talamus beyin kabuğuna giden hemen hemen bütün duysal bilgilerin ve serebral kabuktan beyin sapına ve omuriliğe giren motor bilgilerin istasyonu, işlendiği duysal ve motor entegrasyonun sağlandığı alandır. Hipotalamus ise bezelye tanesi büyüklüğünde bir yapı olmasına rağmen oldukça öneme sahiptir. Beden ısısının düzenlenmesi, açlık-tokluk durumu, sıvı ve elektrolit düzenlenmesi, endokrin (hormonal) merkez olarak yaşamsal öneme sahip bir bölgedir.

Soru 25

Koku duyusunu taşıyan, beyindeki koku alanına uzanıp ve primer koku korteksinde sonlananan kranial sinir aşağıdakilerden hangisidir?

Seçenekler

A
Okulamotor
B
Troklear
C
Trigeminal
D
Vestibülokoklear
E
Olfaktör
Açıklama:
Cevabınız yanlış ise PERİFERİK SİNİR SİSTEMİni yeniden gözden geçiriniz.
Olfaktör: Koku duyusunu taşır. Beyindeki koku alanına uzanır ve primer koku korteksinde sonlanır. Okulomotor: Afferent, göz küresi ve göz bebeği kaslarından duysal bilgi taşır ve efferent, göz kapağını kaldırma, göz küresini yönlendirme, irisi kastırma ve lensin şeklini kontrol fonksiyonlarını yaparlar. Troklear: Afferent, göz küresi kaslarından bilgi taşır; efferent, göz küresini yönlendirir. Trigeminal: Afferent, deri, yüz ve boyundan duyusal bilgi taşır, çiğneme için motor sinir lifleri sağlar. Vestibülokoklear: Kulaktan (koklear-işitme ve vestibüler-denge)duyusal bilgileri taşırlar.

Soru 26

Somatik sinir sisteminde sinir uçlarından hangi nörotransmitter salgılanır?

Seçenekler

A
Dopamin
B
Nöradrenalin
C
Asetilkolin
D
Serotonin
E
Histamin
Açıklama:
Cevabınız yanlış ise PERİFERİK SİNİR SİSTEMİni yeniden gözden geçiriniz.
Somatik sinir sisteminin motor nöronların hücre gövdeleri beyin sapında ya da omurilik ön boynuzunda bulunurken kalın, büyük çaplı miyelinli aksonları doğrudan iskelet kası üzerinde sonlanır. BU nöronlardan salgılanan nörotransmitter madde asetilkolindir. Motor nöronların uyarılması sonucu motor nöron akson uçlarından salgılanan asetilkolin iskelet kaslarının kasılmasına yol açar. Somatik sinir sistemi bilinçli kontrol edilen sistem olarak da değerlendirilebilir.

Soru 27

Bir nöronda uyarı alma kısmı aşağıdakilerden hangisidir?

Seçenekler

A
Akson
B
Dendrit
C
Sinaps
D
Hücre zarı
E
Nörotransmitter
Açıklama:
Cevabınız yanlış ise SİNİR HÜCRELERİNDE AKSİYON POTANSİYELİ bölümünü yeniden gözden geçiriniz.
Sinir hücrelerine nöron da denir. Nöronlar uyarı yani aksiyon potansiyel oluşturma ve iletme yeteneğine sahip hücrelerdir. Temel olarak bir nöronda 3 ana bölge bulunur. a. Hücre gövdesi (soma): Tüm nöronlarda çekirdek, sitoplazma ve hücre organellerini içeren bir hücre gövdesi yani soma kısmı bulunur. Bu hücre gövdesinden yine hücre zarı ile çevrili akson ve dendrit adını verdiğimiz iki uzantı çıkar. b. Dendrit: Dendritler nöronlarda uyarıyı alan kısımlardır ve uyarıyı alıp hücre gövdesine ulaştırır. Dendrit ve soma impulsun yani uyarının/bilginin oluştuğu yerdir. Dendritler çok sayıda olabilir. c. Akson: Dendritler aracılığıyla hücre somasına gelen uyarılar akson aracılığıyla hücre somasından ilgili yapılara iletilir. Her bir nöronun tek bir akson uzantısı vardır. Uzunlukları 1 metreye kadar ulaşabilir. Akson terminallerinde yani aksonun uç noktalarında bulunan akson yumruları (sinaptik düğmeler) bulunur. Bu yumruların içerisinde nörotransmitter adı verilen kimyasal haberciler bulunur. Nörotransmitterler bir hücreden diğer hücreye bilgi götüren habercilerdir. Nöronda oluşan aksiyon potansiyelinin yani bilginin diğer nöronlara taşınmasını sağlayan moleküllerdir.

Soru 28

Depolarizasyon sırasında hücre içine giren iyon aşağıdakilerden hangisidir?

Seçenekler

A
K⁺
B
Cl⁻
C
Na⁺
D
Ca²⁺
E
Mg²⁺
Açıklama:
Cevabınız yanlış ise Sinir Hücrelerinde Aksiyon Potansiyel Oluşumu ve İletimi bölümünü yeniden gözden geçiriniz.
Gelen uyarının şiddetine bağlı olarak aksiyon potansiyeli ya oluşur ya oluşmaz. Buna YA HEP YA HİÇ prensibi denir. Gelen uyarıya bağlı olarak zar potansiyeli +55 mV olduğunda oluşan aksiyon potansiyeli zar boyunca yayılır ve açılan sodyum kanallarından giren sodyum iyonu sayesinde hücre dinlenim zar potansiyeli +30 mV’a kadar çıkar ve artık zar potansiyeli pozitif olur. Bu olaya depolarizasyon denir. +30 mV’da bu kez potasyum kanalları açılır ve bu kez potasyum hücre içinden dışına doğru çıkar. Hücre zar potansiyeli tekrar negatif değerlere ulaşır. Bu olaya da repolarizasyon denir. Potasyum kanalları geç kapandığı için hücre zar potansiyeli dinlenim zar potansiyelinden hafif bir negatif olur. Buna da hiperpolarizasyon denir. Sonuçta hücrenin dinlenim zar potansiyelinin değişimi iyon geçişleri ile gerçekleşir. Zar potansiyelleri sırasıyla; a. Dinlenim membran potansiyeli: Yaklaşık -70 mV’dur. b. Depolarizasyon safhası: Hücre içine sodyum (Na) girişi ile gerçekleşir. c. Repolarizasyon safhası: Hücre dışına potasyum (K) çıkışı ile gerçekleşir. d. Hiperpolarizasyon safhası: Potasyum kanalının geç kapanması sonucu gerçekleşir.

Soru 29

Asetilkolin yıkımından sorumlu enzim aşağıdakilerden hangisidir?

Seçenekler

A
Dopaminaz
B
Asetilkolinesteraz
C
Kolin asetiltransferaz
D
Transaminaz
E
Tirozin hidroksilaz
Açıklama:
Cevabınız yanlış ise Asetilkolin bölümünü yeniden gözden geçiriniz.
Beyinde ve sinir kas kavşağında bulunan ilk keşfedilen nörotransmitterdendir. Asetilkolin salgılayan nöronlara kolinerjik nöronlar denir. Kolin asetiltransferaz enzimi aracılığıyla kolin ve asteatıtın birleşmesinden oluşur. Fonksiyonu sona erdikten sonra da yıkımı asetilkolinesteraz enzimi tarafından gerçekleşir. Hedef hücrelerde iki tip reseptörü bulunmaktadır.

Soru 30

Glutamatın aşırı salınımı aşağıdaki hastalıklardan hangisine neden olabilir?

Seçenekler

A
Hipotiroidi
B
Alzheimer
C
Migren
D
Anemi
E
Diyabet
Açıklama:
Cevabınız yanlış ise Bazı Önemli Nörotransmitterler bölümünü yeniden gözden geçiriniz.
Merkezî sinir sistemindeki en uyarıcı nörotransmitter maddedir. Sinaptik plastisitede, öğrenme, hafızada, kimyasal mesajların iletilmesinde, uyku-uyanıklık döngüsünde, ağrının düzenlenmesinde görev alır. Aşırı glutamat salındığı durumlarda beyin hücreleri zarar görebilir ve bunun sonucunda multipleskleroz, alzheimer, Parkinson hastalığı, felç, fibromiyalji gibi hastalıklar görülebilir. Az olduğu durumlarda ise dikkat ve odaklanmada zorluk, uykusuzluk, düşük enerji ve zihinsel yorgunluk görülebilir.

Soru 31

Aşağıdakilerden hangisi serebral korteksin fonksiyonlarından biridir?

Seçenekler

A
Duyguları düzenlemek
B
Enerji üretmek
C
stemli hareketleri kontrol etmek
D
Hormon sentezlemek
E
Kan basıncını ayarlamak
Açıklama:
Ön beyin olarak tanımladığımız ve içerisinde serebrum ile diensefalonu barındıran yapı sağ ve sol yarım kürelere ayrılır. Bu yarım küreler serebral korteks, altındaki beyaz madde ve 3 derin çekirdekten ibarettir. Serebral yarım küreler üst düzey bilişsel süreçler, algı, biliş, bellek, duygudan sorumlu olan yapılardır. Yarım kürelerin üzerinde girinti ve çıkıntılardan oluşan kıvrımlı 2-6 mm kalınlığında bir alan oluşturan serebral korteks ya da serebral kabuk 4 ana loba bölünür: Frontal korteks, paryetal korteks, temporal korteks ve oksipital korteks. Serebral korteks tüm duyuları alır, toplar, işler ve nihayetinde motor fonksiyonları da düzenler. Serebral korteksdeki çıkıntılara girus, girintilere ise sulkus adı verilir. Serebral korteksin fonksiyonel görevleri düşünme, istemli hareket, konuşma, sonuç çıkarma ve algılamadır. Serebral yarım kürelerdeki çekirdekler olan bazal gangliyonlar, hipokampüs ve amigdalanın da kendi alanlarında özelleşmiş fonksiyonları bulunur. • Bazal gangliyonlar: Hareketin düzenlenmesinde görev alır. • Hipokampüs: Bellek ve öğrenme süreçleri ile ilişkilidir. • Amigdala: Duygu durumu ile ilişkili alandır.

Soru 32

Talamusun görevlerinden biri aşağıdakilerden hangisidir?

Seçenekler

A
Hormon üretimini sağlamak
B
Beden ısısını düzenlemek
C
Duysal ve motor bilgilerin entegrasyonunu sağlamak
D
Açlık ve tokluk durumunu kontrol etmek
E
Elektrolit dengesini düzenlemek
Açıklama:
Hipotamus ve talamus, beyin yarım küreleri ve beyin sapı arasında bulunan anlamında beynin diensefalon kısmını oluşturur. Talamus beyin kabuğuna giden hemen hemen bütün duysal bilgilerin ve serebral kabuktan beyin sapına ve omuriliğe giren motor bilgilerin istasyonu, işlendiği duysal ve motor entegrasyonun sağlandığı alandır. Hipotalamus ise bezelye tanesi büyüklüğünde bir yapı olmasına rağmen oldukça öneme sahiptir. Beden ısısının düzenlenmesi, açlık-tokluk durumu, sıvı ve elektrolit düzenlenmesi, endokrin (hormonal) merkez olarak yaşamsal öneme sahip bir bölgedir.

Soru 33

İskelet kaslarını innerve eden motor nöronlar aşağıdakilerden hangisiyle adlandırılır?

Seçenekler

A
Otonom motor nöronlar
B
Somatik motor nöronlar
C
Duyusal nöronlar
D
Ara nöronlar
E
Parasempatik nöronlar
Açıklama:
Duysal sinirlerin hücre gövdeleri arka kök içinde yer alırken, aksonun bir ucu perifere uzanırken diğer ucu merkeze uzanır. Duyu sinirlerinin bilgiyi iletme hızı çapına ve miyelin kılıfa sahip olup olmamasına bağlıdır. Çapı büyük ve miyelin kılıflı nöronlar iletiyi her daim miyelinsiz ve küçük çaplı sinirlere göre daha hızlı iletir. Motor nöronların hücre gövdeleri merkezî sinir sistemi içerisinde bulunurken aksonları perifere uzanır. Motor nöronların sonlandıkları yapılara efektör organ denir. Bu efektör organlar iskelet kasları, düz kas, kalp kası veya bir endokrin bez olabilir. İskelet kasını innerve eden motor nöronlara somatik motor nöron; kalp kası ve düz kasları innerve eden motor nöronlar otonom motor nöronlar denir. Bu nedenle bu sinir sistemine de otonom sinir sistemi adı verilir.

Soru 34

Aşağıda boş bırakılan yere uygun kelime ya da kelime grubu hangi seçenekte doğru verilmiştir?
"Motor nöronların sonlandıkları yapılara ....... denir."

Seçenekler

A
Miyelin kılıf
B
Akson ucu
C
Efektör organ
D
Duyu reseptörü
E
Serebral korteks
Açıklama:
Duysal sinirlerin hücre gövdeleri arka kök içinde yer alırken, aksonun bir ucu perifere uzanırken diğer ucu merkeze uzanır. Duyu sinirlerinin bilgiyi iletme hızı çapına ve miyelin kılıfa sahip olup olmamasına bağlıdır. Çapı büyük ve miyelin kılıflı nöronlar iletiyi her daim miyelinsiz ve küçük çaplı sinirlere göre daha hızlı iletir. Motor nöronların hücre gövdeleri merkezî sinir sistemi içerisinde bulunurken aksonları perifere uzanır. Motor nöronların sonlandıkları yapılara efektör organ denir. Bu efektör organlar iskelet kasları, düz kas, kalp kası veya bir endokrin bez olabilir. İskelet kasını innerve eden motor nöronlara somatik motor nöron; kalp kası ve düz kasları innerve eden motor nöronlar otonom motor nöronlar denir. Bu nedenle bu sinir sistemine de otonom sinir sistemi adı verilir.

Soru 35

Parasempatik sinir sisteminin genel işlevi aşağıdakilerden hangisidir?

Seçenekler

A
Bedeni strese hazırlamak
B
Nabız sayısını artırmak
C
Kan akımını hızlandırmak
D
Enerji tasarrufu ve dinlenmeyi sağlamak
E
Kan şekerini yükseltmek
Açıklama:
Sempatik sinir sisteminin post gangliyonik sinir uçlarından nörepinefrin ya da nöradrenalin sakınırken parasempatik sinirlerin postgangliyonik nöronlarından asetilkolin salgılanır. Genel olarak sempatik ve parasempatik sinirlerin sonlandıkları organlar üzerindeki etkileri zıt etkilerdir. Sempatik sinir sistem kalbin çalışma hızını, kalbin kasılma gücünü arttırırken parasempatik sinir sistemi kalbin atım hızını yavaşlatmaktadır. Sempatik sinir sisteminin genel olarak fonksiyonu bedeni uyarmak, harekete geçirmek var olan strese karşı kaç ya da savaş durumuna hazırlamaktır. Adrenal medulla sempatik sinir sisteminin özelleşmiş bir yapısı gangliyonudur. Gelen uyarı sonucu adrenal medulladan nörepinefrin benzeri epinefrin sentezlenir. Sempatik sinir sistemi uyarımına bağlı olarak adrenal medullanın da işin içine girmesiyle kişide nabız sayısı artışı, kalp kasılma gücünde artış, kan akımı artışı, kan şeker düzey yükselmesi, dikkat artışı gözlenir. Parasempatik sinir sistemi ise daha çok bedenin onarıcı, dinlendirici ya da enerji tasarrufu sistemidir. Parasempatik sinirlerden salınan asetilkolin hedef dokudaki muskranik reseptörlerine bağlanarak etkilerini ortaya koyar. Hipotalamus ve beyin sapında bulunan merkezler otonom sinir sisteminin fonksiyonlarını düzenler. Bu fonksiyonlardan bazıları beden ısısının düzenlenmesi, açlık-tokluk durumunun dengelenmesi, idrar yapımı, nefes alma verme, kalp hızı, kalp kasılma gücü, damarlarda daralmadır.

Soru 36

Aşağıda boş bırakılan yerlere uygun karşılığa sahip şıkkı işaretleyiniz.
"Sempatik sinir sisteminde postgangliyonik uçlardan ......... salgılanırken, parasempatik sinir sisteminde postgangliyonik uçlardan .......... salgılanır."

Seçenekler

A
Dopamin - Serotonin
B
Asetilkolin - Nörepinefrin
C
Nörepinefrin - Asetilkolin
D
Epinefrin - Dopamin
E
Serotonin - Asetilkolin
Açıklama:
Sempatik sinir sisteminin post gangliyonik sinir uçlarından nörepinefrin ya da nöradrenalin sakınırken parasempatik sinirlerin postgangliyonik nöronlarından asetilkolin salgılanır. Genel olarak sempatik ve parasempatik sinirlerin sonlandıkları organlar üzerindeki etkileri zıt etkilerdir. Sempatik sinir sistem kalbin çalışma hızını, kalbin kasılma gücünü arttırırken parasempatik sinir sistemi kalbin atım hızını yavaşlatmaktadır. Sempatik sinir sisteminin genel olarak fonksiyonu bedeni uyarmak, harekete geçirmek var olan strese karşı kaç ya da savaş durumuna hazırlamaktır. Adrenal medulla sempatik sinir sisteminin özelleşmiş bir yapısı gangliyonudur. Gelen uyarı sonucu adrenal medulladan nörepinefrin benzeri epinefrin sentezlenir. Sempatik sinir sistemi uyarımına bağlı olarak adrenal medullanın da işin içine girmesiyle kişide nabız sayısı artışı, kalp kasılma gücünde artış, kan akımı artışı, kan şeker düzey yükselmesi, dikkat artışı gözlenir. Parasempatik sinir sistemi ise daha çok bedenin onarıcı, dinlendirici ya da enerji tasarrufu sistemidir. Parasempatik sinirlerden salınan asetilkolin hedef dokudaki muskranik reseptörlerine bağlanarak etkilerini ortaya koyar. Hipotalamus ve beyin sapında bulunan merkezler otonom sinir sisteminin fonksiyonlarını düzenler. Bu fonksiyonlardan bazıları beden ısısının düzenlenmesi, açlık-tokluk durumunun dengelenmesi, idrar yapımı, nefes alma verme, kalp hızı, kalp kasılma gücü, damarlarda daralmadır.

Soru 37

Dinlenim hâlindeki bir sinir hücresinin zar potansiyeli yaklaşık kaç mV’dur?

Seçenekler

A
+30 mV
B
-55 mV
C
-70 mV
D
+15 mV
E
0 mV
Açıklama:
Hücrelere uyarı gelmediği zaman hücreler dinlenim hâlindedir. Dinlenim hâlindeki hücrelerin bir dinlenim zar potansiyeli vardır. Sinir hücrelerinin dinlenim zar potansiyelleri ölçüldüğünde hücre için hücre dışına göre daha negatif yüklü olduğu tespit edilmiştir. Sinir hücrelerinde ölçülen bu negatif potansiyel değer yaklaşık -70 mV’dur. Uyarı alan bir hücrede aksiyon potansiyeli oluşabilmesi için o hücrenin dinlenim zar potansiyelinin pozitifleşmesi gerekir. Dinlenim hâlindeki bir hücrenin iyon dağılımına baktığımızda hücre içinde hücre dışına göre daha fazla potasyum iyonu (K); hücre dışında ise hücre içine göre daha fazla Sodyum (Na), klor (Cl) ve kalsiyum iyonu bulunmaktadır. Uyarı alan bir sinir hücresinde, hücre içinin negatif değerlerden pozitif değerlere ulaşabilmesi ve o hücrede bir aksiyon potansiyeli oluşabilmesi için hücre içinde hücre dışından sodyum iyonunun girmesi gerekir. Uyarı alan hücrede aktifleşen hücre zarındaki sodyum kanalları aracılığıyla hücre içine giren sodyum hücre için negatif değerlerini pozitifleştirmeye başlar. Ve gelen uyarıya bağlı olarak hücre içinde yaklaşık +15 mV’luk bir değişim olursa o hücrede bir aksiyon potansiyeli oluşur. Bu +15 mV’luk değişim değerine EŞİK DEĞER denir. Yani, -55 mV eşik değerdir. Bu değere ulaşınca aksiyon potansiyeli oluşur. Yani gelen uyarının şiddetine bağlı olarak aksiyon potansiyeli ya oluşur ya oluşmaz. Buna YA HEP YA HİÇ prensibi denir. Gelen uyarıya bağlı olarak zar potansiyeli +55 mV olduğunda oluşan aksiyon potansiyeli zar boyunca yayılır ve açılan sodyum kanallarından giren sodyum iyonu sayesinde hücre dinlenim zar potansiyeli +30 mV’a kadar çıkar ve artık zar potansiyeli pozitif olur. Bu olaya depolarizasyon denir. +30 mV’da bu kez potasyum kanalları açılır ve bu kez potasyum hücre içinden dışına doğru çıkar. Hücre zar potansiyeli tekrar negatif değerlere ulaşır. Bu olaya da repolarizasyon denir. Potasyum kanalları geç kapandığı için hücre zar potansiyeli dinlenim zar potansiyelinden hafif bir negatif olur. Buna da hiperpolarizasyon denir.

Soru 38

Bir sinir hücresi uyarıldığında eşik değere ulaşmazsa aksiyon potansiyeli oluşmaz. Ancak eşik değere ulaşıldığında aksiyon potansiyeli tam olarak gerçekleşir. Bu durum aşağıdaki hangi ilkeyi açıklar?

Seçenekler

A
Refrakter dönem ilkesi
B
Polarizasyon ilkesi
C
Ya hep ya hiç prensibi
D
Uyarı-iletim sürekliliği
E
Hiperpolarizasyon ilkesi
Açıklama:
Hücrelere uyarı gelmediği zaman hücreler dinlenim hâlindedir. Dinlenim hâlindeki hücrelerin bir dinlenim zar potansiyeli vardır. Sinir hücrelerinin dinlenim zar potansiyelleri ölçüldüğünde hücre için hücre dışına göre daha negatif yüklü olduğu tespit edilmiştir. Sinir hücrelerinde ölçülen bu negatif potansiyel değer yaklaşık -70 mV’dur. Uyarı alan bir hücrede aksiyon potansiyeli oluşabilmesi için o hücrenin dinlenim zar potansiyelinin pozitifleşmesi gerekir. Dinlenim hâlindeki bir hücrenin iyon dağılımına baktığımızda hücre içinde hücre dışına göre daha fazla potasyum iyonu (K); hücre dışında ise hücre içine göre daha fazla Sodyum (Na), klor (Cl) ve kalsiyum iyonu bulunmaktadır. Uyarı alan bir sinir hücresinde, hücre içinin negatif değerlerden pozitif değerlere ulaşabilmesi ve o hücrede bir aksiyon potansiyeli oluşabilmesi için hücre içinde hücre dışından sodyum iyonunun girmesi gerekir. Uyarı alan hücrede aktifleşen hücre zarındaki sodyum kanalları aracılığıyla hücre içine giren sodyum hücre için negatif değerlerini pozitifleştirmeye başlar. Ve gelen uyarıya bağlı olarak hücre içinde yaklaşık +15 mV’luk bir değişim olursa o hücrede bir aksiyon potansiyeli oluşur. Bu +15 mV’luk değişim değerine EŞİK DEĞER denir. Yani, -55 mV eşik değerdir. Bu değere ulaşınca aksiyon potansiyeli oluşur. Yani gelen uyarının şiddetine bağlı olarak aksiyon potansiyeli ya oluşur ya oluşmaz. Buna YA HEP YA HİÇ prensibi denir. Gelen uyarıya bağlı olarak zar potansiyeli +55 mV olduğunda oluşan aksiyon potansiyeli zar boyunca yayılır ve açılan sodyum kanallarından giren sodyum iyonu sayesinde hücre dinlenim zar potansiyeli +30 mV’a kadar çıkar ve artık zar potansiyeli pozitif olur. Bu olaya depolarizasyon denir. +30 mV’da bu kez potasyum kanalları açılır ve bu kez potasyum hücre içinden dışına doğru çıkar. Hücre zar potansiyeli tekrar negatif değerlere ulaşır. Bu olaya da repolarizasyon denir. Potasyum kanalları geç kapandığı için hücre zar potansiyeli dinlenim zar potansiyelinden hafif bir negatif olur. Buna da hiperpolarizasyon denir.

Soru 39

Aşağıda verilen boşluğa uygun şıkkı işaretleyiniz.
"Dinlenim hâlindeki bir hücrede hücre içine göre daha fazla potasyum iyonu bulunurken, hücre dışında ise daha fazla .............. iyonu bulunur."

Seçenekler

A
Karbon
B
Oksijen
C
Sodyum, klor ve kalsiyum
D
Magnezyum
E
Fosfat
Açıklama:
Hücrelere uyarı gelmediği zaman hücreler dinlenim hâlindedir. Dinlenim hâlindeki hücrelerin bir dinlenim zar potansiyeli vardır. Sinir hücrelerinin dinlenim zar potansiyelleri ölçüldüğünde hücre için hücre dışına göre daha negatif yüklü olduğu tespit edilmiştir. Sinir hücrelerinde ölçülen bu negatif potansiyel değer yaklaşık -70 mV’dur. Uyarı alan bir hücrede aksiyon potansiyeli oluşabilmesi için o hücrenin dinlenim zar potansiyelinin pozitifleşmesi gerekir. Dinlenim hâlindeki bir hücrenin iyon dağılımına baktığımızda hücre içinde hücre dışına göre daha fazla potasyum iyonu (K); hücre dışında ise hücre içine göre daha fazla Sodyum (Na), klor (Cl) ve kalsiyum iyonu bulunmaktadır. Uyarı alan bir sinir hücresinde, hücre içinin negatif değerlerden pozitif değerlere ulaşabilmesi ve o hücrede bir aksiyon potansiyeli oluşabilmesi için hücre içinde hücre dışından sodyum iyonunun girmesi gerekir. Uyarı alan hücrede aktifleşen hücre zarındaki sodyum kanalları aracılığıyla hücre içine giren sodyum hücre için negatif değerlerini pozitifleştirmeye başlar. Ve gelen uyarıya bağlı olarak hücre içinde yaklaşık +15 mV’luk bir değişim olursa o hücrede bir aksiyon potansiyeli oluşur. Bu +15 mV’luk değişim değerine EŞİK DEĞER denir. Yani, -55 mV eşik değerdir. Bu değere ulaşınca aksiyon potansiyeli oluşur. Yani gelen uyarının şiddetine bağlı olarak aksiyon potansiyeli ya oluşur ya oluşmaz. Buna YA HEP YA HİÇ prensibi denir. Gelen uyarıya bağlı olarak zar potansiyeli +55 mV olduğunda oluşan aksiyon potansiyeli zar boyunca yayılır ve açılan sodyum kanallarından giren sodyum iyonu sayesinde hücre dinlenim zar potansiyeli +30 mV’a kadar çıkar ve artık zar potansiyeli pozitif olur. Bu olaya depolarizasyon denir. +30 mV’da bu kez potasyum kanalları açılır ve bu kez potasyum hücre içinden dışına doğru çıkar. Hücre zar potansiyeli tekrar negatif değerlere ulaşır. Bu olaya da repolarizasyon denir. Potasyum kanalları geç kapandığı için hücre zar potansiyeli dinlenim zar potansiyelinden hafif bir negatif olur. Buna da hiperpolarizasyon denir.

Soru 40

Aşağıda verilen boşluğa uygun şıkkı işaretleyiniz.
"Histamin; mide mukozasında, spinal kordda, beyinde ve kanda bulunan __________ hücrelerinden salgılanır."

Seçenekler

A
Miyelinerjik
B
Histaminerjik
C
Adrenerjik
D
Kolinerjik
E
Dopaminerjik
Açıklama:
Histamin: Mide mukozasında, spinal kordda, beyinde, kanda savunma hücrelerinde bulunan histaminerjik hücrelerden salgılanır. Histamin yeme, içmenin ve uykunun düzenlenmesinde, kan basıncının regülasyonunda, cinsel davranışlarda, ağrı duyusunun düzenlenmesinde görev alır.

Soru 41

Beyin sapını oluşturan ve yaşamsal öneme sahip solunum ve dolaşım sisteminin düzenlenme merkezlerini içeren bölüm aşağıdakilerden hangisidir?

Seçenekler

A
Pons
B
Mezensefalon
C
Serebellum
D
Diensefalon
E
Medulla
Açıklama:
Beyin sapının önemli bir parçası olan medullanın görevi yaşamsal öneme sahip olan solunum ve dolaşım sisteminin düzenlenme merkezleri olmasıdır.

Soru 42

Aşağıdakilerden hangisi postürün düzenlenmesi, denge, baş ve göz hareketlerinin koordinasyonundan sorumlu olan beyin bölümüdür?

Seçenekler

A
Serebral korteks
B
Hipotalamus
C
Serebellum
D
Limbik sistem
E
Orta beyin
Açıklama:
Serebellum diğer adıyla beyincik hareketlerin planlanması, düzenlenmesi, gerçekleştirilmesi, postürün düzenlenmesi, denge, baş ve göz hareketlerinin koordinasyonundan sorumludur.

Soru 43

Periferik sinir sisteminde bulunan nöronların miyelin kılıfını oluşturan temel glia hücresi aşağıdakilerden hangisidir?

Seçenekler

A
Oligodendrosit
B
Astrosit
C
Mikroglia
D
Schwann hücreleri
E
Ependimal hücreler
Açıklama:
Periferik sinir sisteminin temel glia hücreleri Schwann hücreleridir. Periferik sinir sisteminde bulunan nöronların miyelin kılıfını oluşturur.

Soru 44

Bir sinir hücresinde aksiyon potansiyeli oluşabilmesi için dinlenim zar potansiyelinde meydana gelmesi gereken ve 'eşik değer' olarak adlandırılan değişim yaklaşık olarak kaç milivolttur?

Seçenekler

A
-70 mV
B
+30 mV
C
-55 mV
D
+15 mV
E
0 mV
Açıklama:
Gelen uyarıya bağlı olarak hücre içinde yaklaşık +15 mV'luk bir değişim olursa o hücrede bir aksiyon potansiyeli oluşur5. Bu +15 mV'luk değişim değerine EŞİK DEĞER denir.

Soru 45

Bir nörondan diğerine bilgi aktarımının gerçekleştiği sinapslarda, presinaptik nörondan salgılanan ve postsinaptik nörondaki reseptöre bağlanan kimyasal habercilere ne ad verilir?

Seçenekler

A
Hormon
B
Enzim
C
Nörotransmitter
D
Reseptör
E
İyon kanalı
Açıklama:
Akson terminallerinde yani aksonun uç noktalarında bulunan akson yumruları (sinaptik düğmeler) bulunur. Bu yumruların içerisinde nörotransmitter adı verilen kimyasal haberciler bulunur. Nörotransmitterler bir hücreden diğer hücreye bilgi götüren habercilerdir. Nöronda oluşan aksiyon potansiyelinin yani bilginin diğer nöronlara taşınmasını sağlayan moleküllerdir.

Soru 46

Parkinson hastalığı, dikkat eksikliği ve hareket bozuklukları gibi durumlar, aşağıdaki nörotransmitterlerden hangisinin düşük seviyesiyle ilişkilidir?

Seçenekler

A
Serotonin
B
Dopamin
C
GABA
D
Asetilkolin
E
Histamin
Açıklama:
Düşük dopamin seviyesi, dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu, Parkinson hastalığı ve huzursuz bacak sendromu, hareket bozukluğu, alzheimer, huntington hastalığı ve depresyona da neden olabilir.

Soru 47

Merkezi sinir sistemindeki en uyarıcı (eksite edici) nörotransmitter olarak bilinen ve öğrenme, hafıza gibi süreçlerde önemli rol oynayan madde aşağıdakilerden hangisidir?

Seçenekler

A
Glisin
B
GABA (Gama aminobütirik asit)
C
Serotonin
D
Glutamat
E
Dopamin
Açıklama:
Glutamat: Merkezî sinir sistemindeki en uyarıcı nörotransmitter maddedir. Sinaptik plastisitede, öğrenme, hafızada, kimyasal mesajların iletilmesinde, uyku-uyanıklık döngüsünde, ağrının düzenlenmesinde görev alır.

Soru 48

Aşağıdakilerden hangisi, genellikle parmak uçları ve dudaklar gibi saçsız derinin dermis katmanında bulunan ve iki nokta ayrımı gibi fonksiyonları olan bir dokunma reseptörüdür?

Seçenekler

A
Pacini cisimciği
B
Ruffini cisimciği
C
Merkel cisimciği
D
Kıl dibi folikülü
E
Meissner cisimciği
Açıklama:
Meisner cisimciği: Genel olarak parmak uçları, dudaklarda vb. saçsız derinin dermis katmanında bulunur. İki nokta ayrımı, yer belirleme gibi fonksiyonları bulunur.

Soru 49

Aşağıdaki reflekslerden hangisi, iskelet kasının aşırı kasılması durumunda tendonların gerilmesine karşı kasın gevşetilmesini sağlayan koruyucu bir mekanizmadır?

Seçenekler

A
Gerilme refleksi
B
Geri çekme refleksi
C
Fleksiyon refleksi
D
Golgi tendon refleksi
E
Monosinaptik refleks
Açıklama:
Golgi tendon refleksi: İskelet kası aşırı kasıldığında tendonlar aşırı gerilir. Buna karşılık kasın gevşetilmesi gerekir. Golgi tendon refleksi koruyucu bir reflekstir.

Soru 50

Serebral korteksin motor alanlarının bir parçası olan ve dil kaslarını yöneterek konuşmayı sağlayan bölge aşağıdakilerden hangisidir?

Seçenekler

A
Primer motor korteks
B
Premotor korteks
C
Wernicke alanı
D
Somatosensoriyel korteks
E
Broca alanı
Açıklama:
Serebral korteksin motor alanlarının üçüncü parçası olan Broca alanı ise dil kaslarını yöneten alandır ve ses çıkarma becerisini yani konuşmayı sağlar.

Ünite 4

Soru 1

Kanın temel özelliklerine ve yapısına dair aşağıdaki ifadelerden hangisi yanlıştır?

Seçenekler

A
Kanın yaklaşık %55'i hücresel kısımdan oluşur, geri kalan %45'i ise plazma denilen sıvı kısımdır.
B
Sağlıklı bir bireyin vücut ağırlığının yaklaşık %8'ini kan oluşturur.
C
Eritrositler taşıdığı hemoglobin molekülleri sayesinde kanın kırmızı rengini sağlar.
D
Venöz kanın pH’sı, arteriyel kandan daha düşüktür çünkü daha fazla karbondioksit taşır.
E
Kanın pH aralığı genellikle 7,35-7,45 arasında olup, bu pH değeri homeostazın sürdürülmesi için önemlidir.
Açıklama:
KANIN YAPISI
Kanın yaklaşık %55'i hücresel kısımdan değil, plazmadan oluşur, geri kalan %45'i hücresel kısımdır.

Soru 2

Kanın vücuttaki görevlerinden hangisi doğru olarak tanımlanmıştır?

Seçenekler

A
Kan, sadece oksijenin taşınmasını sağlarken, metabolik artıkların atılmasına katılmaz.
B
Kan, yalnızca hormonları taşımakla sorumlu olup vücut ısısının düzenlenmesinde rol oynamaz.
C
Kan, pH dengesinin korunmasına plazmada bulunan tampon moleküller ile katkıda bulunur.
D
Kan, yalnızca enfeksiyonlara karşı korunmayı sağlar, ancak bağışıklık sistemiyle ilgili herhangi bir işlevi yoktur.
E
Kan, plazma proteinleri sayesinde yalnızca elektrolit dengesini düzenler, ancak ozmotik basınç üzerinde bir etkisi yoktur.
Açıklama:
KANIN YAPISI
Kan, pH dengesinin korunmasına plazmada bulunan tampon moleküller ile katkıda bulunur.

Soru 3

Aşağıdakilerden hangisi plazma proteinlerinin görevlerinden biri değildir?

Seçenekler

A
Plazma proteinleri, damar yatağında kolloid ozmotik basınç oluşturarak sıvı dengesini sağlar ve ödem oluşumunu engeller.
B
Globülinler ve albüminler, hormonlar, ilaçlar ve yağlar gibi maddelerin taşınmasında görev yapar.
C
Plazma proteinleri, asit ve bazları bağlayarak vücudun asit-baz dengesini düzenler.
D
ϒ globulinler ve C-reaktif protein, vücut savunmasında ve enfeksiyonlarla mücadelede rol oynar.
E
Albumin, pıhtılaşma mekanizmasını düzenleyerek kan kaybını önler.
Açıklama:
KANIN YAPISI
Fibrinojen ve diğer pıhtılaşma faktörleri bu görevi üstlenir albumin bu işlevi yapmaz.

Soru 4

Plazma proteinlerinin işlevleriyle ilgili aşağıdaki ifadelerden hangisi doğrudur?

Seçenekler

A
Albumin, plazmanın kolloid ozmotik basıncının %80’ini oluşturarak sıvı dengesini sağlar.
B
Globülinlerin α ve β alt grupları, yalnızca hormonların taşınmasında görev alır.
C
Plazma proteinleri, sadece metabolik artıkların taşınmasında rol oynar.
D
Albumin ve fibrinojen, plazmada enfeksiyonlara karşı savunmada görev yapar.
E
Fibrinojen, asit-baz dengesinin korunmasında ana tampon görevi görür.
Açıklama:
KANIN YAPISI
Albumin, plazmanın kolloid ozmotik basıncının %80’ini oluşturarak sıvı dengesini sağlar.

Soru 5

Eritropoez süreciyle ilgili aşağıdaki ifadelerden hangisi doğrudur?

Seçenekler

A
Hepatik dönemde eritrosit üretimi yalnızca karaciğerde gerçekleşir.
B
Medullar dönem doğumdan hemen önce başlar ve yalnızca doğumdan sonra devam eder.
C
Eritrositler, intrauterin dönemde yalnızca vitellus kesesinde üretilir.
D
Eritropoez, vücudun oksijen ihtiyacına göre düzenlenir ve hipoksi durumunda eritropoetin salgılanmasıyla artar.
E
Eritropoetin hormonu yalnızca karaciğerde sentezlenir ve böbreklerle ilgisi yoktur.
Açıklama:
KANIN YAPISI
Eritropoez, vücudun oksijen ihtiyacına göre düzenlenir ve hipoksi durumunda eritropoetin salgılanmasıyla artar.

Soru 6

Aşağıdakilerden hangisi anemi ile ilgili yanlış bir ifadedir?

Seçenekler

A
Anemi, eritrosit sayısında ya da hemoglobin konsantrasyonunda azalma ile ortaya çıkar.
B
Kalp, anemik durumlarda dokulara yeterli oksijen taşınmasını sağlamak için daha hızlı çalışabilir.
C
Anemiler yalnızca eritrosit yıkımında artma nedeniyle ortaya çıkar.
D
Anemiler kan kaybı ile de oluşabilir
E
Eritrosit hacmine göre anemi mikrositer, normositer veya makrositer olarak sınıflandırılabilir.
Açıklama:
KANIN YAPISI
Anemiler yalnızca eritrosit yıkımında artma nedeniyle ortaya çıkar. (Anemiler, aynı zamanda eritrosit sentezinde azalma ya da kan kaybı gibi nedenlerle de ortaya çıkabilir.)

Soru 7

Aşağıdakilerden hangisi ABO kan grubu sistemiyle ilgili doğru bir ifadedir?

Seçenekler

A
A kan grubuna sahip bir kişinin plazmasında Anti-A antikoru bulunur.
B
O kan grubuna sahip bir kişinin eritrositlerinde A ve B antijenleri bulunur.
C
AB kan grubu genel verici olarak adlandırılır çünkü plazmasında antikor bulunmaz.
D
ABO kan grubu sisteminde, A antijenine sahip bir kişinin plazmasında Anti-B antikoru bulunur.
E
A ve B antijenleri sadece eritrositlerde bulunur, vücut salgılarında yer almaz.
Açıklama:
KANIN YAPISI
ABO kan grubu sisteminde, A antijenine sahip bir kişinin plazmasında Anti-B antikoru bulunur.

Soru 8

Aşağıdaki ifadelerden hangisi atardamarlar ile ilgili doğru bir açıklamadır?

Seçenekler

A
Atardamarlar, kalpten çıkan damarlardır ve ince duvarlı yapıya sahiptirler.
B
Aort, vücutta bulunan en küçük atardamardır ve sadece elastik bağ dokudan oluşur.
C
Atardamarların duvarları düz kas ve elastik bağ dokudan oluşur, bu yapılar sayesinde yüksek basınca dayanabilirler.
D
Atardamarlar, kan akışına direncin en düşük olduğu damarlardır.
E
Parasempatik sinir sistemi, arteriyoller üzerinde doğrudan etkili olur ve damar çapını genişletir.
Açıklama:
KAN DAMARLARI
Atardamarların duvarları düz kas ve elastik bağ dokudan oluşur, bu yapılar sayesinde yüksek basınca dayanabilirler.

Soru 9

Aşağıdaki ifadelerden hangisi pıhtılaşmayı önleyici mekanizmalarla ilgili doğru bir açıklamadır?

Seçenekler

A
Endotel üzerindeki glikokaliks tabakası, trombositleri çeker ve pıhtılaşmayı hızlandırır.
B
Trombomodulin, trombini bağlayarak pıhtılaşma sürecini durdurur ve Protein C’yi aktive eder.
C
Heparin, antitrombin III ile birleşmeden tek başına en güçlü antikoagülan etkiye sahiptir.
D
Antitrombin III, yalnızca Faktör Xa üzerinde etkili olup trombini etkilemez.
E
Nitrik oksit ve prostaglandin I2, yalnızca vazodilatör etki gösterir ve trombosit agregasyonunu etkilemez.
Açıklama:
KAN DAMARLARI
Trombomodulin, trombini bağlayarak pıhtılaşma sürecini durdurur ve Protein C’yi aktive eder.

Soru 10

Aşağıdakilerden hangisi hematokrit oranının artmasıyla ilgili doğru bir açıklamadır?

Seçenekler

A
Hematokrit oranı arttıkça kanın viskozitesi azalır ve kan akışı hızlanır.
B
Hematokrit oranı arttıkça kan akımına direnç azalır, bu da kanın daha rahat akmasına neden olur.
C
Eritrosit sayısının artması hematokrit oranının artmasına yol açarak kan akışını hızlandırır.
D
Hematokrit oranı arttıkça kan hücreleri arasındaki temas artar, bu da viskozitenin artmasına ve kan akışının yavaşlamasına neden olur.
E
Hematokrit oranı ile kanın viskozitesi arasında bir ilişki bulunmamaktadır.
Açıklama:
KALP YAPISI VE KALBİN ÇALIŞMA SİSTEMİ
Hematokrit oranı arttıkça kan hücreleri arasındaki temas artar, bu da viskozitenin artmasına ve kan akışının yavaşlamasına neden olur.

Soru 11

Kanın vücudun korunması ve bağışıklığın sağlanması görevini yerine getirmesi esasen hangi bileşenleri sayesinde gerçekleşir?

Seçenekler

A
Lökositler ve üretilen antikorlar
B
Pıhtılaşma faktörleri ve trombositler
C
Plazma proteinleri
D
Eritrositlerdeki hemoglobin
E
Plazmada bulunan tampon moleküller
Açıklama:
Kan hücrelerinden lökositlerin fonksiyonları ve üretilen antikorlar ile enfeksiyonlara karşı vücudun korunması ve bağışıklık sağlanır.

Soru 12

Kanın pıhtılaşmayı önleyen bir madde (antikoagülan) ile karıştırılıp bekletilmesi veya santrifüje edilmesi sonucu üst kısımda kalan açık sarı renkli kısma ne ad verilir?

Seçenekler

A
Serum
B
Plazma
C
Eritrosit
D
Lökosit
E
Trombosit
Açıklama:
Plazma kanın %55’lik sıvı kısmıdır. Kan bir tüp içine alınıp pıhtılaşmayı engelleyen bir madde (antikoagülan) ile karıştırılıp bekletilirse veya santrifüje edilirse üst kısımda kalan açık sarı renkli kısım plazma olarak adlandırılır.

Soru 13

Eritrosit sayılarında ya da hemoglobin konsantrasyonunda azalma sonucu ortaya çıkan hipoksik bir klinik tabloya ne ad verilir?

Seçenekler

A
Hemofili
B
Lösemi
C
Anemi
D
Miyokard enfarktüsü
E
Hipoksi
Açıklama:
Anemi, eritrosit sayılarında ya da hemoglobin konsantrasyonunda azalma sonucu ortaya çıkan hipoksik bir klinik tablodur.

Soru 14

Eritroblastosis fetalis olarak adlandırılan, anne ve yenidoğan bebek arasındaki kan uyuşmazlığı durumu, hangi kan uyumsuzluğu durumunda ortaya çıkar?

Seçenekler

A
Rh negatif bir annenin Rh pozitif bir bebeğe hamile kalması
B
Rh pozitif bir annenin Rh negatif bir bebeğe hamile kalması
C
0 kan grubu bir annenin AB kan grubu bir bebeğe hamile kalması
D
AB kan grubu bir annenin 0 kan grubu bir bebeğe hamile kalması
E
A kan grubu bir annenin B kan grubu bir bebeğe hamile kalması
Açıklama:
Yenidoğanın hemolitik hastalığı, anne ile bebek kanının Rh uyuşmazlığından kaynaklanır. Ağır bir hemolitik anemidir. Bu tablo Rh negatif bir annenin Rh pozitif bir bebeğe hamile kalması ile gelişir.

Soru 15

Pıhtılaşmayı engelleyen maddelere ne ad verilir?

Seçenekler

A
Antidiüretik
B
Antiemetik
C
Antijen
D
Antikoagülan
E
Antikor
Açıklama:
Pıhtılaşmayı engelleyen maddelere ise antikoagülan denilmektedir.

Soru 16

Aşağıdaki durumlardan hangisinin kanama bozuklukları üzerinde yüksek etkisi olduğu bilinmektedir?

Seçenekler

A
D vitamini fazlalığı
B
C vitamini fazlalığı
C
Aşırı su tüketimi
D
Yüksek proteinli diyetler
E
K vitamini eksiklikleri
Açıklama:
K vitamini eksiklikleri, karaciğerde pıhtılaşma faktör yapımını baskılar. K vitamini bağırsak florasındaki bakteriler tarafından sentezlenir. Yağda eriyen bir vitamindir. Yağ emilimi bozulan kişilerde ve safra kanlı tıkanıklıklarında eksikliği görülür. Ciddi K vitamini eksikliklerinde kanamaya eğilim artar.

Soru 17

Kalbin sol ventrikülünden çıkan ve vücuttaki en büyük atardamar olan kan damarının adı nedir?

Seçenekler

A
Miyokard
B
Aort
C
Perikard
D
Endokard
E
Triküspit
Açıklama:
Kalbin sol ventrikülünden çıkan aort en büyük atardamardır.

Soru 18

  1. Kalbin iç yüzünü saran epitel hücrelerden oluşan yapıya endokardiyum denir.
  2. Kalbin kas tabakasına miyokardiyum denir.
  3. Kalbin içinde 2 karıncık (ventrikül) ve 2 kulakçık (atrium) bulunur.
Yukarıdaki bilgilerden hangileri doğrudur?

Seçenekler

A
Yalnızca I
B
Yalnızca II
C
I ve II
D
II ve III
E
I, II ve III
Açıklama:
Dolaşım sisteminin temel organı kalp 3 tabakaya sahiptir. Kalbin iç yüzünü saran, örten, döşeyen epitel hücrelerden oluşan yapıya endokardiyum, kalbin kas tabakasına ise miyokardiyum denir. Kalbin içinde ise birbirinden bağımsız 4 odacık bulunur. 2 karıncık (ventrikül) ve 2 kulakçık (atrium) şeklinde sınıflandırılır.

Soru 19

Aşağıdakilerden hangisi kanda bulunan kan hücrelerinin tüm kan hacmine oranının ifade eder?

Seçenekler

A
Hematopoez
B
Hematom
C
Hematüri
D
Hematemez
E
Hematokrit
Açıklama:
Hematokrit: Kanda bulunan kan hücrelerinin tüm kan hacmine oranıdır. Kanın hematokrit oranı arttıkça kan akımına direnç artar.

Soru 20

Aşağıdakilerden hangisi kan dolaşımında görev alan hormonlar arasındadır?

Seçenekler

A
İnsülin
B
Melatonin
C
Anjiyotensin
D
Tiroksin
E
Prolaktin
Açıklama:
Arteryal kan basıcı aşırı düştüğünde böbreklere giden kan akımı da (GRF) düşer. Bu düşüşe yanıt olarak böbreklerden renin salgılanır. Salınan renin dolaşımdaki anjiotensionejeni anjiotensin I’(ANGI) e çevirir. Anjiotensin I de ACE (anjiotensin konverting enzim) tarafından ANG II’ye çevrilir. ANGII de damarlarda daralma, aldosteron salınmasını, böbreklerden su ve tuz tutulmasına yol açar. Anjiyotensin II'nin bu etkileri, kan basıncını ve sıvı dengesini düzenlemede hayati bir rol oynar.

Soru 21

Çeşitli nedenlerle kişinin kan kaybetmesi durumunda, kaybedilen kan hacminin hangi orana ulaşması hayati risk oluşturur?

Seçenekler

A
2/5
B
1/3
C
2/3
D
4/5
E
1/5
Açıklama:
Sağlıklı bir kişide ortalama 5-6 L kan bulunur. Çeşitli nedenlerle kanın 1/3 ‘ünü (1,5 litre) kaybetmek hayati tehlike yaratabilir. Bu nedenle doğru B şıkkıdır.

Soru 22

Venöz kan ile arteriyel kan pH değerleri ile ilgili aşağıda verilenlerden hangisi doğrudur?

Seçenekler

A
Venöz kanın pH'sı, arteriyel kanın pH'sına göre daha düşük ve asidiktir.
B
Venöz kanın pH'sı, arteriyel kanın pH'sına göre daha yüksek ve baziktir.
C
Venöz kanın pH'sı, arteriyel kanın pH'sına göre daha yüksek ve asidiktir.
D
Venöz kanın pH'sı, arteriyel kanın pH'sı arasında fark yoktur.
E
Venöz kanın pH'sı, arteriyel kanın pH'sına göre daha düşük ve baziktir.
Açıklama:
Kanın pH’sı 7,35-7,45 arasındadır. Venöz kanın PH’sı taşıdığı karbondioksit (CO2) nedeniyle arteriyel kana göre daha düşük ve asidiktir (pH 7,35). Bu nedenle doğru cevap A şıkkıdır.

Soru 23

Antikoagülan konulmadan tüp içerisinde bekletilen kanın üstte kalan sıvı kısmı aşağıdakilerden hangisidir?

Seçenekler

A
Plazma
B
Eritrosit
C
Lökosit
D
Serum
E
Albumin
Açıklama:
Antikoagülan konulmadan tüp içerisinde bekletilen kanın üstte kalan sıvı kısmına serum denir. Pıhtılaşmış kanın sıvı kısmı serumdur. Bu nedenle doğru cevap D şıkkıdır.

Soru 24

Plazma proteinlerinin görevleri ile ilgili aşağıda verilen ifadelerden hangisi hatalıdır?

Seçenekler

A
Plazma sıvısının damar yatağı içinde tutulmasını sağlayan kolloid ozmotik basınç yaratırlar.
B
Plazmada birçok maddenin taşınmasında görev yaparlar.
C
Plazma proteinleri asit ve bazları bağlayarak tampon görevi yapar.
D
Kan kaybı fibrinojen ve diğer pıhtılaşma faktörleri ile önlenir.
E
Enfeksiyonlarda vücut savunmasında eritrositler aracılığıyla görev alırlar.
Açıklama:
Plazma proteinleri arasında bazıları (özellikle immünoglobulinler, kompleman sistem proteinleri, fibrinojen vb.) vücut savunmasında görev alır. Enfeksiyonlarda özellikle ϒ globulin yapısındaki antikorlar ve C-reaktif protein (CRP) ile vücut savunmasında görev alırlar. Bu nedenle doğru cevap E şıkkıdır.

Soru 25

Vücutta methemoglobin üretiminin artışı sonucunda aşağıdaki durumlardan hangisi gözlenir?

Seçenekler

A
Vücutta ödem oluşumu gözlenir.
B
Vücutta enfeksiyon gözlenir.
C
Deride mavimsi siyanotik bir görünüm oluşur.
D
Deride pul pul döküntüler başlar.
E
Vücutta aşırı su kaybı gözlenir.
Açıklama:
Hemoglobinde bulunan ferröz (Fe+2) hâldeki demir zaman zaman okside olarak ferrik (Fe+3) hâle geçer ve methemogobin oluşur. Methemoglobin oksijen bağlayamaz, kandaki methemoglobin oranı artarsa deride mavimsi siyanotik bir görünüm oluşur Bu nedenle doğru cevap C şıkkıdır.
Methemoglobin oksijen bağlayamaz, kandaki methemoglobin oranı artarsa deride mavimsi siyanotik bir görünüm oluşur.

Soru 26

Megaloblastik anemiler hakkında verilen bilgilerden hangisi doğrudur?

Seçenekler

A
Alfa veya beta globin zincirlerindeki bozukluklardan kaynaklanırlar.
B
Çeşitli kimyasal ajanlara, radyasyona, X ışınlarına maruz kalma veya bazı ilaçlar nedeni ile ortaya çıkan anemilerdir.
C
Akut kan kayıpları veya kronik gizli kan kayıpları nedeni ile gelişebilir.
D
En çok görülen şekli B12 vitamini emilim bozukluklarına bağlı ortaya çıkan pernisiyöz anemidir.
E
Besinlerle yetersiz demir alınımından, emilim bozukluklarından, kronik kan kayıplarından kaynaklanabilir.
Açıklama:
Megaloblastik aneminin en çok görülen şekli B12 vitamini emilim bozukluklarına bağlı ortaya çıkan pernisiyöz anemidir. Bu nedenle doğru cevap D şıkkıdır.
Megaloblastik anemiler: Bu maddelerin eksikliğinde hücreler sağlıklı bölünemez büyük eritrositler üretilir. Bu büyük eritrositler dolaşımda kolayca parçalanır ve kansızlık tablosu görülür. Megaloblastik aneminin en çok görülen şekli B12 vitamini emilim bozukluklarına bağlı ortaya çıkan pernisiyöz anemidir.

Soru 27

Pıhtılaşmayı sağlayan maddelere ne ad verilir?

Seçenekler

A
Prokoagülan
B
Antikoagülan
C
Heparin
D
Antitrombin
E
Protein C
Açıklama:
Kanda pıhtılaşmaya neden olan çok sayıda madde vardır. Pıhtılaşmayı sağlayan maddelere prokoagülan diyoruz. Pıhtılaşmayı engelleyen maddelere ise antikoagülan denilmektedir. Diğer seçeneklerde verilen ifadeler antikoagülan maddeler arasında yer almaktadır. Bu nedenle doğru cevap A seçeneğidir.

Soru 28

Bazik boyalarla koyu mavi boyanıp vücutta % 0.1 oranında oldukça az sayıda bulunan granülosit aşağıdakilerden hangsidir?

Seçenekler

A
Nötrofiller
B
Eozinofiller
C
Bazofiller
D
Makrofajlar
E
Mononükleer lökositler
Açıklama:
Bazofiller; Bazik boyalarla koyu mavi boyanırlar, % 0.1 oranında oldukça az sayıda bulunurlar. Nötrofiller; Soluk mor boyanırlar ve dolaşımdaki lökositlerin % 40-70’ini oluştururlar. Eozinofiller; Asidik boyalarla pembe-turuncu boyanma gösterirler, %1-5 oranında bulunurlar. Bu nedenle doğru cevap C şıkkıdır.

Soru 29

Rh antijeni hakkında verilen bilgilerden hangisi doğrudur?

Seçenekler

A
Rh antijenleri eritrositler dışındaki dokular ve sıvılarda bulunmaz.
B
Rh antikorları doğuştan bulunurlar.
C
Rh sistemi yalnızca iki çeşit antijen içerir.
D
A antijeni çok yaygın bulunur ve immünolojik özellikleri kuvvetlidir.
E
Toplumdaki bireylerin %85’i Rh (-) antijen taşımaktadır.
Açıklama:
Rh sistemi birçok antijen içermesine karşın daha fazla C, D, E antijenleri bulunur. Özellikle D antijeni çok yaygın bulunur ve immünolojik özellikleri kuvvetlidir. D antijeni taşıyanlar Rh pozitif, taşımayanlar Rh negatif olarak tanımlanır.. Toplumdaki bireylerin %85’i Rh (+), %15’i Rh (-) dir. Rh antijenleri eritrositler dışındaki dokular ve sıvılarda bulunmaz. Ayrıca Rh antikorları doğuştan bulunmaz. Bu nedenle doğru cevap A seçeneğidir.

Soru 30

Kalbin kendi uyarı oluşturma ve iletim sistemini oluşturan yapılar arasında aşağıdakilerden hangisi yer almaz?

Seçenekler

A
Sinoatrial düğüm (SA)
B
Atrioventriküler düğüm (AV düğümü)
C
His demeti
D
Purkinje lifleri
E
Miyokard
Açıklama:
Kalbin kendi uyarı oluşturma ve iletim sistemini oluşturan bu yapılar;
a. Vena cava superiorun sağ atriuma giriş yaptığı noktaya yakın bir yerde bulunan 1 cm uzunluğunda olan sinoatrial düğüm (SA)
b. Atrium ile ventrikül arasında iki atriumun arasında bulunan atrioventriküler düğüm (AV düğümü)
c. AV düğünden köken alarak dallanarak her iki ventrikül içerisine uzanan His demeti
d. His demetinin ventrikül içinde dallanmasıyla oluşan purkinje lifleridir.
Kalbin kas tabakasına ise miyokardiyum denir.
Bu nedenle doğru cevap E seçeneğidir.

Soru 31

Kanın plazma kısmı toplam kan hacminin yaklaşık yüzde kaçını oluşturur?

Seçenekler

A
%25
B
%35
C
%45
D
%55
E
%65
Açıklama:
Cevabınız yanlış ise Plazma bölümünü yeniden gözden geçiriniz.
Plazma kanın %55’lik sıvı kısmıdır. Kan bir tüp içine alınıp pıhtılaşmayı engelleyen bir madde (antikoagülan ) ile karıştırılıp bekletilirse veya santrifüje edilirse üst kısımda kalan açık sarı renkli kısım plazmadır. Kanın yaklaşık 3,5 L’si plazmadır.

Soru 32

Serum ile plazma arasındaki fark aşağıdakilerden hangisidir?

Seçenekler

A
Serumda trombosit yoktur
B
Serumda fibrinojen bulunmaz
C
Serumda plazma proteinleri fazladır
D
Serum pıhtılaşmayı engeller
E
Plazmada hemoglobin vardır
Açıklama:
Cevabınız yanlış ise Plazma bölümünü yeniden gözden geçiriniz.
Antikoagülan konulmadan tüp içerisinde bekletilen kanın üstte kalan sıvı kısmına serum denir. Pıhtılaşmış kanın sıvı kısmı serumdur. Serum ile plazma arasında küçük farklar vardır. Pıhtılaşmanın gerçekleşmesi sebebiyle plazma proteinlerinden fibrinojen fibrine dönüşmüştür ve serumda bulunmaz.

Soru 33

Eritrositlerin ortalama yaşam süresi kaç gündür?

Seçenekler

A
60
B
90
C
100
D
120
E
150
Açıklama:
Cevabınız yanlış ise ertirosit bölümünü yeniden gözden geçiriniz.
Eritrositlerin ortalama dolaşımdaki yaşam süreleri 120 gündür. Yaşlanan eritrositler kemikiliği, dalak ve karaciğer makrofajları tarafından ortadan kaldırılır.

Soru 34

HbA1c ölçümü hangi hastalığın takibinde kullanılır?

Seçenekler

A
Anemi
B
Lösemi
C
Talasemi
D
Diyabet
E
Hemofili
Açıklama:
Cevabınız yanlış isehemoglobin bölümünü yeniden gözden geçiriniz.
HbA1c, glikozillenmiş hemoglobindir; diyabette yükselir. Erişkinlerin kanında ayrıca düşük oranda glikozillenmiş hemoglobin ,hemoglobin A1c (HbA1c) bulunur.HbA1c’de β zincirinin sonundaki valin amino asidine bir glikoz bağlanmıştır. Tedavi görmeyen diyabet hastalarında HbA1c değeri yüksektir. Diyabetik hastaların takibinde geriye yönelik 3 aylık glikoz değerlerini görmek için HbA1c tayini yapılır.

Soru 35

Hemoglobindeki demirin ferrik (Fe³⁺) hâle geçmesiyle oluşan oksijen bağlayamayan forma ne ad verilir?

Seçenekler

A
Oksihemoglobin
B
Karboksihemoglobin
C
Methemoglobin
D
HbF
E
HbA1c
Açıklama:
Cevabınız yanlış ise hemoglobin bölümünü yeniden gözden geçiriniz.
Yetişkin bir kişide 2 α,2 β zinciri taşıyan hemoglobin A (HbA )bulunur. Anne karnındaki fetusta 2 α,2 ϒ zinciri içeren fetal hemoglobin ( HbF) bulunur. HbF anne kanından bebeğe oksijen geçişini kolaylaştırır. Doğumdan sonra yavaş yavaş HbA sentezi artar ve HF yerini HbA alır. Erişkinde düşük oranda HbF bulunabilir. Erişkinlerin kanında ayrıca düşük oranda glikozillenmiş hemoglobin, hemoglobin A1c (HbA1c) bulunur.HbA1c’de β zincirinin sonundaki valin amino asidine bir glikoz bağlanmıştır. Tedavi görmeyen diyabet hastalarında HbA1c değeri yüksektir. Diyabetik hastaların takibinde geriye yönelik 3 aylık glikoz değerlerini görmek için HbA1c tayini yapılır. Hb molekülü oksijenden başka karbondioksit (CO2)veya karbonmonoksit (CO) de bağlar. Ortamda çok fazla karbonmonoksit olduğunda örneğin soba yada egzoz zehirlenmelerinde olduğu gibi, neredeyse geri dönüşümsüz şekilde hemoglobine karbonmonoksit bağlı kalarak oksijen bağlanmasını engeller ve ölüme sebebiyet verir. Hemoglobinde bulunan ferröz (Fe+2) hâldeki demir zaman zaman okside olarak ferrik (Fe+3) hâle geçer ve methemogobin oluşur. Methemoglobin oksijen bağlayamaz, kandaki methemoglobin oranı artarsa deride mavimsi siyanotik bir görünüm oluşur. Eritrositlerin içinde bulunan NADH methemoglobin redüktaz enzimi oluşan ferrik demiri tekrar ferröz hâle çevirir. Genetik olarak bu enzimin eksikliğinde methemoglobinemi denilen patolojik tablo ortaya çıkar.

Soru 36

Eritrosit sayı veya kütlesinin artmasına ne denir?

Seçenekler

A
Anemi
B
Polisitemi
C
Talasemi
D
Kemotaksiz
E
Diapedez
Açıklama:
Cevabınız yanlış ise anemi bölümünü yeniden gözden geçiriniz.
Polisitemi eritrosit sayı veya kütlesinin artmasıdır. Hematokrit değeri kadınlarda %48’in erkeklerde %52’nin üzerine çıkmıştır. Kan hacminin artmasına bağlı olarak, kan vizkositesi artmıştır. Primer polisitemiler, kemik iliğindeki hiperplaziler sonucu görebilirken; sekonder polisitemide, fizyolojik olarak dolaşımdaki eritrosit sayıları artmıştır. Genellikle hipoksiye yol açan koşullarda ortaya çıkar. Yüksek irtifada yaşamak, kronik akciğer ve kalp hastalıkları gibi.

Soru 37

ABO sisteminde “genel alıcı” olarak bilinen kan grubu hangisidir?

Seçenekler

A
O kan grubu
B
A kan grubu
C
B kan grubu
D
AB kan grubu
E
Rh+
Açıklama:
cevabınız yanlış ise kan grupları bölümünü yeniden gözden geçiriniz.
AB grubunda Anti-A veya Anti-B antikoru yoktur.

Soru 38

Histamin ve heparin içeren granüller hangi hücrede bulunur?

Seçenekler

A
Lenfosit
B
Nötrofil
C
Monosit
D
Bazofil
E
Eozinofil
Açıklama:
Cevabınız doğru değilse lökositler bölümünü yeniden gözden geçiriniz.
Bazofiller: Kemik iliğinde üretilen dolaşımda bulunan granüler lökositlerdir. Alerjik reaksiyonlarda ve enflamasyonda sayıları artar. Enflamasyonda dolaşımdan çıkıp enflamasyon bölgesine giderler. Özellikle yardımcı T lenfositlerinden salınan maddeler bazofilleri uyarır. Bazofillerin granülleri içerisinde damarlar üzerine etkili histamin, heparin, serotonin, çeşitli proteazlar gibi maddeler ve enzimler vardır. Bu maddeler ile kapiller geçirgenlik ve vazodilatasyona sebep olarak enflamasyon bulgularına yol açarken anaflaksinin yavaş etkili maddesi gibi mediatörler salgılayarak ciddi alerjik reaksiyonlara sebep olurlar.

Soru 39

Kalbin kasılması ve gevşemesi için kullanılan terimler sırasıyla hangisidir?

Seçenekler

A
Diyastol - Sistol
B
Sistol - Diyastol
C
Kontraksiyon - Dilatasyon
D
Depolarizasyon - Repolarizasyon
E
Nabız - Basınç
Açıklama:
Cevabınız doğru değilse KALP YAPISI VE KALBİN ÇALIŞMA SİSTEMİ bölümünü yeniden gözden geçiriniz.
Kalbin kasılmasına sistol gevşemesine diyastol adı verilir.

Soru 40

Aşağıdakilerden hangisi damarlarda genişlemeye yol açar?

Seçenekler

A
Endotelin
B
Seratonin
C
Anjiotensin
D
Bradikinin
E
Epinefrin
Açıklama:
Cevabınız yanlış ise Dolaşımın hormonal düzenlenmesi bölümünü yeniden gözden geçiriniz.
Epinefrin: Sempatik uyarı sonucunda Adrenal Medulladan salgılanan epinefrin (adrenalin) kalbin kasılma gücünü, kalp atım sayısını, kalbin ileti hızını artttırır, daralmaya yol açar. b. Anjiotensin: Arteryal kan basıcı aşırı düştüğünde böbreklere giden kan akımı da (GRF) düşer. Bu düşüşe yanıt olarak böbreklerden renin salgılanır. Salınan renin dolaşımdaki anjiotensionejeni anjiotensin I’(ANGI) e çevirir. Anjiotensin I de ACE (anjiotensin konverting enzim) tarafından ANG II’ye çevrilir. ANGII de damarlarda daralma, aldosteron salınmasını, böbreklerden su ve tuz tutulmasına yol açar. c. ADH (vazopressin, antidiüretik hormon): Hipotalamusta ozmoreseptörler bulunmaktadır. Bedende su ihtiyacı artınca (örneğin plazma sodyum konsantrasyonu artınca, aşırı tuzlu yemek gibi,vb.) ozmoresptörler uyarılır ve hipofiz arka lobundan ADH salgılanır. Salınan ADH da böbreklerde suyun geri emilimini arttırır, daha koyu daha yoğun bir idrar yapımına yol açar. d. Endotelin: Doku hasarına karşı salınır ve damarlarda lokal kasılmaya yol açar. e. Bradikinin: Damarlarda genişlemeye yol açar. f. Seratonin: Arter ve arteriollerde genişlemeye yol açar. g. Histamin: Hasara uğramış dokulardan, alerjik reaksiyonlar sonucu salınan histamin arteriolleri ve kapilleri genişletir

Soru 41

Kanın bağışıklık sistemiyle ilgili işlevi aşağıdakilerden hangisidir?

Seçenekler

A
Hormonları hedef organlara ulaştırmak
B
Enfeksiyonlara karşı lökositler ve antikorlarla savunma sağlamak
C
pH dengesini sabit tutmak
D
Vücut ısısını dağıtmak
E
Pıhtılaşma faktörleriyle kanamayı durdurmak
Açıklama:
anın önemli görevleri vardır; 1. Kan, esas olarak oksijenin akciğerlerden dokulara, karbondioksitin atılmak üzere akciğerlere taşınmasını sağlar. Sindirim sisteminden emilen protein, karbonhidrat, yağlar, vitaminler gibi besin maddelerini dokulara taşırken metabolizma artıklarını (üre, ürik asit, kreatinin)böbrek ve karaciğer gibi atılacakları organlara taşır. Çeşitli hormonları hedef dokulara ulaştırır. Vücut ısısının vücut yüzeyine taşınmasını ve dengeli bir şekilde dağılmasını sağlar. 2. Kan, eritrositlerdeki hemoglobin ve plazmada bulunan HCO3 - ve fosfatlar gibi tampon moleküller ile pH’nın sabit tutulmasına katkı sağlar. 3. Kan hücrelerinden lökositlerin fonksiyonları ve üretilen antikorlar ile enfeksiyonlara karşı vücudun korunması ve bağışıklık sağlanır. 4. Plazmadaki pıhtılaşma faktörleri ve trombosit fonksiyonları ile kanamanın durdurulması sağlanır,kan kaybı önlenir. 5. Plazma proteinlerinin fonksiyonları ile sıvı-elektrolit dengesi ve ozmotik basınç düzenlenir.

Soru 42

Sedimantasyon hızının artış ve azalışına etki eden plazma proteinleri ile ilgili aşağıdaki ifadelerden hangisi doğrudur?

Seçenekler

A
Fibrinojen artışı → Sedimantasyon hızını düşürür; Albümin artışı → Sedimantasyon hızını artırır.
B
Globulin artışı → Sedimantasyon hızını artırır; Albümin artışı → Sedimantasyon hızını düşürür.
C
Fibrinojen artışı → Sedimantasyon hızını azaltır; Globulin artışı → Sedimantasyon hızını artırır.
D
Albümin artışı → Sedimantasyon hızını artırır; Globulin artışı → Sedimantasyon hızını etkilemez.
E
Fibrinojen ve Albümin artışı → Sedimantasyon hızını birlikte artırır.
Açıklama:
Sedimantasyon: Sedimantasyon, hastalıklara spesifik olmamakla birlikte hastalıkların ve tedavilerin izlenmesinde yaygın kullanılan bir testtir. Antikoagülanlı kan dereceli bir pipet içerisinde dikey olarak bir saat bekletilerek kan hücrelerinin dibe çökmesi sağlanır. Eritrositlerin çökme hızına sedimantasyon hızı denir. Pipetin üst tarafında kalan plazma sütununun çöken eritrosit sınırına kadar olan kısmı okunur ve mm/saat olarak belirtilir. Normal sedimantasyon değerleri kadınlarda 0-20 mm/saat, erkeklerde 0-15 mm/saat’dır. Sedimantasyon hızı özellikle enfeksiyonlarda kanserlerde, romatizmal hastalıklarda, anemilerde artar. Plazma proteinlerinden fibrinojen ve globulinlerin artması sedimantasyon hızını artırırken,albümin artışı ise düşürür.

Soru 43

Aneminin sınıflandırılmasında kullanılan “ortalama eritrosit hacmi (MCV)” dikkate alındığında, eritrosit hacmi normalden büyük olan anemi türü aşağıdakilerden hangisidir?

Seçenekler

A
Normositer anemi
B
Mikrositer anemi
C
Makrositer anemi
D
Hipokromik anemi
E
Hemolitik anemi
Açıklama:
Anemi, eritrosit sayılarında ya da hemoglobin konsantrasyonunda azalma sonucu ortaya çıkan hipoksik bir klinik tablodur. Organlara ve dokulara yeterince oksijen taşınamadığı için fonksiyon bozuklukları görülür. Kalp doku oksijen düzeyini korumak için daha hızlı çalışır, eğer ağır egzersizler yapılırsa kalp yetmezliğe girebilir. Anemiler, eritrosit yıkımında artma, eritrosit sentezinde azalma, kan kaybı gibi değişik nedenlerle ortaya çıkabilir. Hemoglobin değerinin erişkin bir erkekte 13,5 g/dl , kadında 12 g/dl’nin altında olması anemi olarak kabul edilir. Hastalarda genellikle hâlsizlik, uyuma isteği, üşüme, çarpıntı, nefes darlığı, öğrenme güçlüğü gibi belirtiler görülür. Anemiler farklı şekillerde sınıflandırılabilir. Ortalama eritrosit hacmine göre (MCV) normositer, mikrositer, makrositer olarak sınıflandırılır. Eritrosit hacmi normalden küçük ise mikrositer, normal sınırlarda ise normositer, eritrosit hacmi normalden büyükse makrositer anemi olarak adlandırılır. Bir diğer sınıflama ise ortaya çıkış nedenlerine göre yapılır.

Soru 44

Rh uyuşmazlığına bağlı gelişen hemolitik hastalıkta kernikterus tablosunun nedeni aşağıdakilerden hangisidir?

Seçenekler

A
Eritrositlerin yapısının bozulması
B
Annenin karaciğer fonksiyonlarının yetersizliği
C
Bilirubinin kan-beyin bariyerini aşarak bazal gangliyonlarda birikmesi
D
Hemoglobinin parçalanmasının hızlanması
E
Fetusta anti-Rh antikorlarının oluşması
Açıklama:
Yenidoğanın hemolitik hastalığı, anne ile bebek kanının Rh uyuşmazlığından kaynaklanır. Ağır bir hemolitik anemidir. Bu tablo Rh negatif bir annenin Rh pozitif bir bebeğe hamile kalması ile gelişir. İlk doğumda genellikle bir sorun oluşmaz. Doğum sırasında anne kanı ile bebek kanı bir miktar karıştığı için annede IgG yapısında anti-D antikorları oluşur. Bir sonraki gebelikte annede oluşan bu Rh antikorları plasentadan bebeğe geçerek fetusun eritrotsitlerinin hemolizine yol açar. Eritrosit hemolizi sonucu yüksek miktarda bilirubin açığa çıkar. Bu bebeğin anne karnında ölümüne yol açabilir. Eğer bebek sağ doğarsa artmış bilirubin sarılığa ve ödeme yol açar. Fetusun veya yenidoğanın karaciğeri yeterince konjugasyon yapamadığı için artan bilirubin yenidoğanın kan beyin bariyeri yeetrince gelişmediğinden kolayca merkezî sinir sitemine geçer ve bazal gangliyonlarda birikir. Bunun sonucunda kernikterus denilen tablo ortaya çıkar ve bebeğin beyni hasar görür. Yenidoğanın kanı transfüzyon ile değiştirilerek bu hasarlar azaltılmaya çalışılır. İlk hamilelik sırasında ya da doğumu takip eden 72 saat içerisinde anneye anti-Rh antikorları (Rho-GAM) verilmesi Rh antikor gelişimini engelleyecektir ve bebek ölümleri büyük oranda azalacaktır.

Soru 45

Lökositler sınıflandırılırken hangi ölçüt dikkate alınır?

Seçenekler

A
Eritrositlerin büyüklüğü
B
Hemoglobin miktarı
C
Çekirdek yapısı ve sitoplazmada granül bulunup bulunmaması
D
Kan plazması içindeki oranı
E
Kemik iliğindeki üretim hızı
Açıklama:
Sağlıklı bir bireyde sayıları 4000-10.000/mm3 arasındadır. Lökosit sayıları mm3’de 10.000’ini aşarsa lökositoz, 4000’in altındaysa lökopeni adı verilir. Enfeksiyon ve enflamasyonda lökosit sayıları hızlıca normal değerlerinin üzerine yükselir. Lökositler çekirdeklerinin çok parçalı ve tek parçalı olmasına göre ayrıca sitoplazmalarında granül bulunup bulunmamasına Mononükleer lökositler ve Polimorfonükleer lökositler olarak sınıflandırılırlar.

Soru 46

Aşağıdakilerden hangisi otoimmün hastalıklara örnek değildir?

Seçenekler

A
Multiple skleroz
B
Tip 1 diyabet
C
Myastenia gravis
D
Romatizmal ateş
E
Hemofili
Açıklama:
Otoimmünite: Kişinin kendi antijenlerine immün yanıt oluşturmasıdır. T ve B lenfositleri özellikle primer lenfoid organlarda immün toleransa tabii olurlar. Vücudun kendi proteinlerine saldırmaz, bağışıklık yanıtı oluşturmaz. Otoimmün hastalıklarda bu durum bozulur. T ve ya B lenfositler vücudun kendi dokularına immün yanıt oluşturmaya başlar. Multiple skleroz, myastenia gravis, tip 1 diyabet, romatizmal ateş gibi bir çok hastalık otoimmün hastalıklar olarak bilinmektedir.

Soru 47

Trombosit tıkacı oluşumu sırasında trombositlerin kolajene bağlanmasını güçlendiren yapı aşağıdakilerden hangisidir?

Seçenekler

A
Trombin
B
Von Willebrand faktörü
C
Serotonin
D
Protrombin aktivatörü
E
Fibrinojen
Açıklama:
Kan kaybının önlenmesi anlamına gelen hemostaz 3 basamakta gerçekleşir. 1.Vazokonstriksiyon: Hasarlanan damar duvarındaki düz kasların kasılması ile kan kaybı azaltılmaya çalışılır. Hasarlı bölgede oluşan ağrı duyusu merkezî sinir sistemine iletilerek sinirsel yollardan damar vazospazma uğrayabilir. Tamamen lokal miyojenik mekanizmalarla refleks olarak hasarlı kasın kasılması söz konusu olabilir. Bunlardan başka hasarlanmış damar endoteline tutunan trombositlerden salınan tromboksan A2, serotonin ve çeşitli 97 İnsan Beden Yapısı ve Fizyolojisi 4 prostaglandinler ile damar kasılabilir. Hasarlı damarın üzerine dışarıdan basınç uygulayarak benzer sonuçlar elde edilebilir. Damar hasarı ne kadar büyükse spazm o kadar kuvvetli ve uzun olur. 2. Trombosit tıkacı oluşması: Hasarlı damarda açığa çıkan subendoteliyal kolajen liflerine tutunan trombositler burada kümelenerek gevşek bir plak oluştururlar. Trombositler membranlarında bulunan glikoprotein reseptörler ile kolajene tutunurlar yani adezyon gerçekleşir. Bu tutunma von Willebrand faktörü ile daha sağlam hâle getirilir. Bu kolajene tutunmakla aktifleşen ve psödopodlar çıkaran trombositlerden salınan ADP, tromboksan A2 , platelet aktive edici faktör (PAF) ve bir miktar yükselmiş trombin trombosit agregasyonunu artırır ve birbirine yapışan trombositler geçici trombosit tıkacı oluşturur. Bu gevşek yapı kuvvetli bir kan akımı yada üzerine bir el sürme ile parçalanabilir. Sonrasında daha kalıcı pıhtı oluşumu başlar. 3.Pıhtılaşma (Koagülasyon): Kanda pıhtılaşmaya neden olan çok sayıda madde vardır. Pıhtılaşmayı sağlayan maddelere prokoagülan diyoruz. Pıhtılaşmayı engelleyen maddelere ise antikoagülan denilmektedir. Vücutta prokoagülan ve antikoagülan maddeler arasındaki denge çok önemlidir, daha çok antikoagülanlar baskındır ve istenmeyen pıhtılaşmalar olmaz. Bir damar hasarı olduğunda prokoagülanlar aktifleşerek pıhtı oluşumunu başlatırlar. Pıhtılaşma gevşek olan trombosit tıkacını kalıcı ve dayanıklı hâle getirir. Pıhtılaşma bir düzine inaktif hâldeki maddenin- ki bunların çoğu enzimlerdir- aktif hâle gelmesiyle başlayan bir sürecin sonunda fibrinojen denilen çözünebilen bir plazma proteininden çözünemeyen fibrin ipliklerinin oluşmasıdır. Bu fibrin iplikleri ağlar oluşturarak arasına sıkışan kan hücreleri ve plazma ile birlikte pıhtıyı oluşturur. Daha sonra dakikalar içinde pıhtı kasılmaya başlar ve içindeki sıvı uzaklaştırılarak sağlam bir hâle dönüştürülür. Pıhtılaşma intrensek ve ekstrensek denilen iki yoldan başlatılır. Her iki yolda da inaktif hâldeki pıhtılaşma faktörleri aktifleştirilir. Bu faktörlerin çoğu karaciğerde sentezlenen inaktif proteolitik enzimlerdir. Pıhtılaşma faktörleri öğrenme kolaylığı açısından birden on üçe kadar numaralanmıştır ve romen rakamları ile ifade edilirler. Reaksiyonlar bir kez başlayınca kaskad (şelale) reaksiyonları şeklinde devam ederler. Ardışık olarak aktifleşen enzimler protrombinin trombine dönüşümünü sağlayan protrombin aktivatörü oluştururlar. Protrombin aktivatörü ile oluşturulan proteolitik bir enzim olan trombin fibrinojeni fibrine dönüştürür.

Soru 48

Pıhtılaşma sürecinde fibrinojenin fibrine dönüşümünde görev alan enzim aşağıdakilerden hangisidir?

Seçenekler

A
Protrombin
B
Protrombin aktivatörü
C
Trombin
D
Plazmin
E
Tromboksan A₂
Açıklama:
Kan kaybının önlenmesi anlamına gelen hemostaz 3 basamakta gerçekleşir. 1.Vazokonstriksiyon: Hasarlanan damar duvarındaki düz kasların kasılması ile kan kaybı azaltılmaya çalışılır. Hasarlı bölgede oluşan ağrı duyusu merkezî sinir sistemine iletilerek sinirsel yollardan damar vazospazma uğrayabilir. Tamamen lokal miyojenik mekanizmalarla refleks olarak hasarlı kasın kasılması söz konusu olabilir. Bunlardan başka hasarlanmış damar endoteline tutunan trombositlerden salınan tromboksan A2, serotonin ve çeşitli 97 İnsan Beden Yapısı ve Fizyolojisi 4 prostaglandinler ile damar kasılabilir. Hasarlı damarın üzerine dışarıdan basınç uygulayarak benzer sonuçlar elde edilebilir. Damar hasarı ne kadar büyükse spazm o kadar kuvvetli ve uzun olur. 2. Trombosit tıkacı oluşması: Hasarlı damarda açığa çıkan subendoteliyal kolajen liflerine tutunan trombositler burada kümelenerek gevşek bir plak oluştururlar. Trombositler membranlarında bulunan glikoprotein reseptörler ile kolajene tutunurlar yani adezyon gerçekleşir. Bu tutunma von Willebrand faktörü ile daha sağlam hâle getirilir. Bu kolajene tutunmakla aktifleşen ve psödopodlar çıkaran trombositlerden salınan ADP, tromboksan A2 , platelet aktive edici faktör (PAF) ve bir miktar yükselmiş trombin trombosit agregasyonunu artırır ve birbirine yapışan trombositler geçici trombosit tıkacı oluşturur. Bu gevşek yapı kuvvetli bir kan akımı yada üzerine bir el sürme ile parçalanabilir. Sonrasında daha kalıcı pıhtı oluşumu başlar. 3.Pıhtılaşma (Koagülasyon): Kanda pıhtılaşmaya neden olan çok sayıda madde vardır. Pıhtılaşmayı sağlayan maddelere prokoagülan diyoruz. Pıhtılaşmayı engelleyen maddelere ise antikoagülan denilmektedir. Vücutta prokoagülan ve antikoagülan maddeler arasındaki denge çok önemlidir, daha çok antikoagülanlar baskındır ve istenmeyen pıhtılaşmalar olmaz. Bir damar hasarı olduğunda prokoagülanlar aktifleşerek pıhtı oluşumunu başlatırlar. Pıhtılaşma gevşek olan trombosit tıkacını kalıcı ve dayanıklı hâle getirir. Pıhtılaşma bir düzine inaktif hâldeki maddenin- ki bunların çoğu enzimlerdir- aktif hâle gelmesiyle başlayan bir sürecin sonunda fibrinojen denilen çözünebilen bir plazma proteininden çözünemeyen fibrin ipliklerinin oluşmasıdır. Bu fibrin iplikleri ağlar oluşturarak arasına sıkışan kan hücreleri ve plazma ile birlikte pıhtıyı oluşturur. Daha sonra dakikalar içinde pıhtı kasılmaya başlar ve içindeki sıvı uzaklaştırılarak sağlam bir hâle dönüştürülür. Pıhtılaşma intrensek ve ekstrensek denilen iki yoldan başlatılır. Her iki yolda da inaktif hâldeki pıhtılaşma faktörleri aktifleştirilir. Bu faktörlerin çoğu karaciğerde sentezlenen inaktif proteolitik enzimlerdir. Pıhtılaşma faktörleri öğrenme kolaylığı açısından birden on üçe kadar numaralanmıştır ve romen rakamları ile ifade edilirler. Reaksiyonlar bir kez başlayınca kaskad (şelale) reaksiyonları şeklinde devam ederler. Ardışık olarak aktifleşen enzimler protrombinin trombine dönüşümünü sağlayan protrombin aktivatörü oluştururlar. Protrombin aktivatörü ile oluşturulan proteolitik bir enzim olan trombin fibrinojeni fibrine dönüştürür.

Soru 49

Bir ventrikül kasılmasında yaklaşık 70 ml kan aortaya fırlatılır. Dinlenim hâlindeki sağlıklı bir yetişkinin nabzı dakikada 70 ise, kalbin dakikada pompaladığı toplam kan hacmi (kalp debisi) yaklaşık ne kadardır?

Seçenekler

A
1500 ml
B
4900 ml
C
3000 ml
D
7000 ml
E
10000 ml
Açıklama:
Birinci kalp sesi mitral ve triküspit kapakların kapanması sonucu oluşur. Ventriküller kasıldıkça iç basıncı artar ve sol ventrikül içerisinde yaklaşık 100-120 mmHg lık bir basınç (çünkü aorttaki kanın yapmış olduğu basınç 80 mmHg kadardır) oluşur ve kanı aorta; sağ tarafta ise yaklaşık 25 mmHg lık bir basınç (pulmoner arterdeki basınç yaklaşık 10 mmHg dır) oluşur ve kanı akciğer atardamarına fırlatır. Ventriküller bu kez gevşemeye geçer, gevşedikçe de hacmi artar, basıncı düşer. Basınç düşmesiyle birlikte kan bu kez atardamarlardan kalbin ventrikülüne geri gelmeye çalışır. Ama bu kez de aort ve pulmoner arter içerisinde bulunan semilunar kapakçıklar kapanır ve 2. kalp sesi oluşur. Bu olay her bir dakikada sağlıklı yetişkin bir insanda dinlenim hâlinde yaklaşık 60-100 kere gerçekleşir. Kalbin her bir ventrikül diyastolü sonrasında yaklaşık olarak 150 ml kan ventriküller dolar. Buna diyastol sonrası kan hacmi denir. Ventrikül kasılması sonrasında da yaklaşık olarak 70 ml kan aorta fırlatılır. Buna da atık hacmi (strok volüm) denir. Atılan kan hacmi sonrası kalan kan hacmine de sistol sonrası kan hacmi denir. Yaklaşık 80 ml dir. Bu olay her atımda gerçekleşir. Dakikada nabız sayısının 70 olduğu düşünülürse de her bir dakikada yaklaşık 4900 ml kan tüm bedene pompalanır. Kalbin yapmış olduğu bu işe kalp debisi (kardiyak döngü) adı verilir. Kalp debisi kalbin 1 dakikada yapmış olduğu iştir.

Soru 50

Damar çapının kan akımı üzerine etkisini en doğru açıklayan ifade aşağıdakilerden hangisidir?

Seçenekler

A
Damar çapı arttıkça kan akımı doğrusal olarak artar.
B
Damar çapı arttıkça kan akımı yarıçapın 2. kuvveti ile orantılıdır.
C
Damar çapı arttıkça kan akımı yarıçapın 4. kuvveti ile orantılıdır.
D
Damar çapı azaldıkça viskozite azalır, akım artar.
E
Damar çapı arttıkça kan akımına direnç artar.
Açıklama:
Kan Akımı ve Etkileyen Faktörler Kanın damar içinde akışını kolaylaştıran faktörler olduğu gibi zorlaştıran da faktörler bulunmaktadır. Kan akışını sağlayan en önemli faktör kan basıncı farkıdır. Kalbin sol ventrikülünden başlayan (120mmHg) ve sağ atriumda (yaklaşık -2-+2 mmHg) sonlanan iki uçlu bir sistem olarak değerlendirdiğimizde kanın akış sebebi basınç farkıdır. Kan damar içinde akışı laminardır yani damarın çeperine yakın yerlerde kan akımı adhezyon kuvvetinden dolayı çok düşükken; merkeze gidildikçe kan akımı daha yüksektir ve merkezde en yüksek düzeydedir. Eğer kan akımı çok hızlı olursa ve dar bir bölgeden geçmesi söz konusu ise laminar akım bozulur girdaplı bir akım oluşur. Kan basıncı kanın damar çeperine yapmış olduğu basınçtır. Kan akımına direnç de söz konusudur. Kan akımına direnç viskozite denir. Kan akımının direncine temelde 3 faktör katkıda bulunur: a. Hematokrit: Kanda bulunan kan hücrelerinin tüm kan hacmine oranıdır. Kanın hematokrit oranı arttıkça kan akımına direnç artar. Hücrelerin birbiri ile teması artar, sürtünmeden dolayı kümeleşme olabileceği için viskozite artar ve kan akım hızı düşer. Hematokrit değerini etkileyen en önemli hücre eritrosit sayısındaki artıştır. b. Kan proteinleri: Kanda bulunan kan proteinlerinin özellikle albüminin artışı, kanın viskozitesini arttırır. İmmunoglobulin sayısı yükselmiş hastalarda kan akımı düşer, kalbin iş yükü artar. c. Damar çapı: Damar çapı arttıkça kan akımı artarken; damar çapı azaldıkça kan akımı düşer. Arterler geniş oldukları ve yüksek elastik yapıya sahip oldukları için kan akımına ve basıncına pek katkı yapmazken, arterioller ise daha küçük çapta ve elastik kabiliyetlerinin çok az olmasından dolayı yüksek düzeyde direnç gösterirler, yüksek basınç oluştururlar. Periferik direncin nerdeyse büyük çoğunluğunu damar çapı oluşturur. Kapiller damarlar ise çok küçük olduklarından kan akımına direnç gösterirler. Kalpte oluşan yüksek basınç bir anlamda burada tüketilse de venlere basınç geçişi gerçekleşir. Damar çapı arttıkça yarıçapın 4. kuvveti değerinden kan akımı artış gösterir. Damar çapını etkileyen diğer faktörler de sinirsel, hormonal ve lokal etkilerdir.

Soru 51

Antikoagülan eklenmeden bekletilen kan pıhtılaştıktan sonra üstte kalan ve pıhtılaşma faktörlerinden fibrinojeni içermeyen sıvı kısmına ne ad verilir?

Seçenekler

A
Plazma
B
Serum
C
Lenf
D
Sitoplazma
E
İnterstisyel sıvı
Açıklama:
Antikoagülan konulmadan tüp içerisinde bekletilen kanın üstte kalan sıvı kısmına serum denir. Pıhtılaşmanın gerçekleşmesi sebebiyle plazma proteinlerinden fibrinojen fibrine dönüşmüştür ve serumda bulunmaz.

Soru 52

Plazma sıvısının damar içinde kalmasını sağlayan onkotik basıncın yaklaşık %80'inden sorumlu olan ve karaciğerde sentezlenen plazma proteini aşağıdakilerden hangisidir?

Seçenekler

A
Fibrinojen
B
Globülin
C
Albumin
D
Transferrin
E
Seruloplazmin
Açıklama:
Küçük moleküler ağırlıklı ve konsantrasyonu fazla olan albumin onkotik basıncın %80'inden sorumludur.

Soru 53

Dokulardaki oksijen seviyesinin azalması (hipoksi) durumunda, büyük oranda böbreklerde sentezlenerek eritrosit yapımını (eritropoez) uyaran hormon aşağıdakilerden hangisidir?

Seçenekler

A
Androjen
B
Epinefrin
C
Eritropoetin
D
Aldosteron
E
Kortizol
Açıklama:
Eritrosit Yapımı (Eritropoez): Dokuların oksijen düzeyinin azalması (hipoksi) eritropoezi uyarır. Solunum sistemi hastalıkları, dolaşım bozuklukları, yüksek yerlerde yaşamak gibi hipoksik koşullar eritropoetin denilen bir büyüme hormonu salgılanmasına yol açarak eritrosit yapımını uyarır3. Eritropoetin %85-90 oranında böbreklerde %10-15 oranında karaciğerde sentezlenen bir hormondur.

Soru 54

B12 vitamini ve folik asit eksikliğinde, hücrelerin sağlıklı bir şekilde bölünememesi sonucu büyük eritrositlerin üretilmesiyle karakterize anemi türü aşağıdakilerden hangisidir?

Seçenekler

A
Demir eksikliği anemisi
B
Hemolitik anemi
C
Aplastik anemi
D
Megaloblastik anemi
E
Akut kan kaybı anemisi
Açıklama:
B12 vitamini ve folik asit eksikliğine bağlı anemiler (Megaloblastik anemiler): Bu maddelerin eksikliğinde hücreler sağlıklı bölünemez büyük eritrositler üretilir.

Soru 55

ABO kan grubu sisteminde, plazmasında hem Anti-A hem de Anti-B antikoru bulunmadığı için "genel alıcı" olarak kabul edilen kan grubu aşağıdakilerden hangisidir?

Seçenekler

A
A grubu
B
B grubu
C
O grubu
D
AB grubu
E
Rh negatif grubu
Açıklama:
AB kan grubunda plazmada her iki antijene karşı antikor bulunmazken, O kan grubunda plazmada hem Anti -A hem Anti-B antikoru bulunur8. Bu özelliklerinden dolayı AB kan grubu genel alıcı, O kan grubu genel verici olarak isimlendirilir.

Soru 56

Sayıları özellikle paraziter enfeksiyonlarda ve alerjik reaksiyonlarda artan, fagositoz yetenekleri düşük olan ve salgıladıkları "major bazik protein" ile parazit larvalarını öldüren granüler lökosit hangisidir?

Seçenekler

A
Nötrofiller
B
Bazofiller
C
Monositler
D
Lenfositler
E
Eozinofiller
Açıklama:
Granüler lökositlerden olan eozinofillerin sayıları paraziter enfeksiyonlarda ve alerjilerde artar13. Fagositik aktiviteleri düşüktür14. Salgıladıkları maddelerle fagozite edilemeyen parazitleri öldürürler15. Granüllerinde bulunan major bazik protein ve eozinofilik katyonik protein ile özellikle parazit larvalarını kolayca öldürebilirler.

Soru 57

Kalbin sağ kulakçığına (atriyum) vena cava superior'un giriş yaptığı noktaya yakın bulunan ve kalbin birincil uyarı merkezi (pacemaker) olarak görev yapan yapı hangisidir?

Seçenekler

A
Atrioventriküler (AV) düğüm
B
Sinoatrial (SA) düğüm
C
His demeti
D
Purkinje lifleri
E
Mitral kapak
Açıklama:
Vena cava superiorun sağ atriuma giriş yaptığı noktaya yakın bir yerde bulunan 1 cm uzunluğunda olan sinoatrial düğüm (SA)23. Ancak Sa düğünü sağlam olduğu müddetçe uyarı çıkaran ve başlatan yapı SA düğümüdür, yani komutan odur.

Soru 58

Kalp döngüsü sırasında duyulan birinci kalp sesi ("lubb"), hangi kapakların kapanmasıyla oluşur?

Seçenekler

A
Aort ve pulmoner kapakların
B
Sadece aort kapağının
C
Mitral ve triküspit kapakların
D
Sadece mitral kapağın
E
Sadece triküspit kapağın
Açıklama:
Bu kez kan yüksek basınçtan (ventrikül) düşük basınca (atrium) doğru yönelir ama tek yönlü çalışan kapaklar (mitral ve triküspit) buna izin vermez ve "lubb" diye kapanır. Bu kapanma birinci kalp sesidir.

Soru 59

Endotel hücrelerinden salgılanan, damar duvarındaki düz kasları gevşeterek damar genişlemesine (vazodilatasyon) neden olan en önemli madde aşağıdakilerden hangisidir?

Seçenekler

A
Endotelin
B
Anjiotensin II
C
Tromboksan A2
D
Serotonin
E
Nitrik oksit (NO)
Açıklama:
Nitrik oksit (NO): Endotelden salınan en önemli damar gevşetici maddedir26. Salınan nitrik oksit damarlarda genişlemeye yol açar.

Soru 60

Kanamanın durdurulması sürecinde, trombositlerin hasarlı damar duvarındaki açığa çıkmış kolajen liflerine ilk bağlanma olayına ne ad verilir?

Seçenekler

A
Agregasyon
B
Vazokonstriksiyon
C
Koagülasyon
D
Adezyon
E
Retraksiyon
Açıklama:
Trombositler hasarlı damar bölgesine bağlanırlar buna adezyon denilir.

Ünite 5

Soru 1

Hücre içi sıvı toplam vücut ağırlığının % kaç’ını oluşturur?

Seçenekler

A
%10
B
%20
C
%30
D
%40
E
%50
Açıklama:
Hücre içi sıvı toplam vücut ağırlığının %40’ını oluşturur.

Soru 2

Vücudun iç ortam koşullarının değişmez (sabit) kalması durumuna ne denir?

Seçenekler

A
Apoptosis
B
homeostasiz
C
proostasiz
D
glomerüler
E
lizis
Açıklama:
Vücudun iç ortam koşullarının değişmez (sabit) kalması durumuna homeostasiz denir.

Soru 3

Aşağıdakilerden hangisi/hangileri böbreklerin fonksiyonlarındandır?
i. vücut sıvı hacmini ve elektrolit konsantrasyonunu düzenlemesi
ii. Metabolik son ürünlerin, dışarıdan alınmış yabancı maddelerin ve de hastalıklar sırasında kullandığımız çeşitli ilaçların vücuttan atılmasını sağlamak
iii. Vücut asit-baz dengesinin korunmasına yardımcı olmak
iv. Uzamış açlık durumlarında glikonegenez ile glikoz sentezlemek
v. hücrelere oksijen taşınmasını sağlamak

Seçenekler

A
Yalnız i, ii ve iv
B
Yalnız i, ii ve v
C
Yalnız i, ii, iii ve iv
D
Yalnız i, ii, iii ve v
E
i, ii, iii, iv ve v
Açıklama:
hücrelere oksijen taşınmasını sağlamak dışındakiler böbreklerin fonksiyonlarındandır.

Soru 4

Aşağıdakilerden hangisi7 hangileri böbreğin hilum bölgesine giriş-çıkış yapar?
i. damarlar
ii. sinirler
iii. lenfatikler

Seçenekler

A
yalnız i
B
yalnız ii
C
yalnız iii
D
yalnız i ve ii
E
i, ii ve iii
Açıklama:
Böbreğin ortasındaki çukur bölge hilum ya da hilus adını alır ve damarlar, sinirler, lenfatikler, üreter böbreğe buradan giriş, çıkış yaparlar.

Soru 5

Nefronların tübül yapılarında bulunan kısımlar dikkate alındığında, ilk kısımda sonuncu (3.kısım) kısıma kadar bu kısımların doğru sıralanmış hali aşağıdakilerden hangisidir?

Seçenekler

A
İlk kısım Proksimal tübül, sonra U şekilli Henle kulbu ve onu takip eden Distal tübül kısmıdır
B
İlk kısım Proksimal tübül, sonra U şekilli Distal tübül ve onu takip eden Henle kulbu kısmıdır
C
İlk kısım Henle kulbu, sonra U şekilli Proksimal tübül ve onu takip eden Distal tübül kısmıdır
D
İlk kısım Henle kulbu, sonra U şekilli Proksimal tübül ve onu takip eden Distal tübül kısmıdır
E
İlk kısım Distal tübül, sonra U şekilli Henle kulbu ve onu takip eden Proksimal tübül kısmıdır
Açıklama:
İlk kısım Proksimal tübül, sonra U şekilli Henle kulbu ve onu takip eden Distal tübül kısmıdır.

Soru 6

Nefronların % kaç’ı kortikal nefronlardır?

Seçenekler

A
%70’i
B
%75’i
C
%80’i
D
%85’i
E
%90’ı
Açıklama:
Nefronların %85’i kortikal nefronlardır.

Soru 7

Aşağıdakilerden hangisi/hangileri böbreklerde oluşan idrarın geçtiği basamaklardandır?
i. Filtrasyon
ii. Geri emilim
iii. Salgılanma

Seçenekler

A
Yalnız i
B
Yalnız ii
C
Yalnız iii
D
Yalnız i ve ii
E
i, ii ve iii
Açıklama:
böbreklerde oluşan idrar üç basamaktan geçer: a. Filtrasyon b. Geri emilim (reabsorbsiyon) c. Salgılanma (sekresyon)

Soru 8

plazma proteinlerinden albüminin filtrasyon membranından geçememe nedeni hangisidir?

Seçenekler

A
Yüksek basınçla gelmesi
B
Düşük basınçla gelmesi
C
Pozitif yüklü olması
D
Negatif yüklü olması
E
Çapının büyüklüğü
Açıklama:
plazma proteinlerinden albüminin çapı 7 nm civarındadır ama negatif yüklü olduğu için negatif yüklü filtrasyon membranı tarafından itilir ve geçemez.

Soru 9

Aşağıdakilerden hangisi/hangileri Glomerüler hidrostatik basıncı en fazla etkileyen faktörlerdendir?
i. sodyum miktarı
ii. potasyum miktarı
iii. afferent arteriyol direnci

Seçenekler

A
yalnız i
B
yalnız ii
C
yalnız iii
D
yalnız i ve ii
E
i, ii ve iii
Açıklama:
Glomerüler hidrostatik basıncı en fazla etkileyen 3 faktör;
• arter basıncı,
• afferent arteriyol direnci,
• effrent arteriyol direncidir.
Glomerüler hidrostatik basıncı en fazla etkileyen 3 faktör; • arter basıncı, • afferent arteriyol direnci, • effrent arteriyol direncidir.

Soru 10

Aşağıdakilerden hangisi Asit-Baz bozukluklarınından biri değildir?

Seçenekler

A
Solunumsal asidoz
B
Metabolik asidoz
C
Solunumsal alkaloz
D
üretik asidoz
E
Metabolik alkaloz
Açıklama:
Solunumsal asidoz, ventilasyon hızını azaltan dolayısıyla karbondioksit miktarını artıran herhangi bir faktör nedeniyle ortaya çıkar.
Metabolik asidoz, çok çeşitli nedenlerle ortaya çıkabilir. Kronik böbrek yetmezliği, şiddetli diyare, aspirin zehirlenmesi, sahte alkol (metil alkol) tüketilmesi en bilinen nedenler arasındadır.
Solunumsal alkaloz, aşırı ventilasyon sebebiyle görülür. Kişinin psikolojik nedenlerle örneğin panik atak nöbetleri nedeniyle solunumunun artması alkaloza neden olur.
Metabolik alkaloz, bikarbonat artması sonucu görülür. En sık nedenleri arasında mide içeriğinin kusulması sebebiyle HCl kaybıdır. Bu asit kaybı metabolik alkaloza neden olur.

Soru 11

Böbreklerin yapı taşı olan, böbreğe gelen kanı süzen en küçük fonksiyonel birim aşağıdakilerden hangisidir?

Seçenekler

A
Nöron
B
Hücre
C
Doku
D
Nefron
E
Medulla
Açıklama:
Doğru cevap D şıkkıdır. Nefron, böbreğe gelen kanı süzerek idrar oluşturan fonksiyonel yapılardır. Her bir böbrekte bir milyon civarında nefron bulunur.

Soru 12

Üretranın görevi aşağıdakilerden hangisidir?

Seçenekler

A
İdrarı vücuttan dışarı taşımak.
B
İdrarı süzmek.
C
Kanı süzmek.
D
İdrarı mesaneye taşımak.
E
Renin hormonu salgılamak.
Açıklama:
Doğru cevap A şıkkıdır. Böbreğe gelen kanın bir girişi ve iki çıkışı olmasıdır. Renal arter ile süzülmek üzere böbreğe gelen kan, süzme işlemini yapacak nefronların yüzey alanı ile sınırlı olacak miktarda filtre olur, filtre olmayan kan efferent arteriole geçerek venlerle sistemik dolaşıma geri döner. Süzülmüş olan kan ise tübüllerde işlenerek (reabsorbsiyon, sekresyon) idrar hâline dönüştürülür, üreterler ile mesaneye taşınarak üretra ile vücut dışına çıkarılır.

Soru 13

Böbreklerde suyun geri emilimi hangi iyon ile birlikte gerçekleşir?

Seçenekler

A
Sodyum
B
Bakır
C
Demir
D
Çinko
E
Selenyum
Açıklama:
Doğru cevap A. Birçok tübül bölgesinde pasif olarak ozmoz ile suyun geri emilmesi sodyum geri emilimi ile eşleşir.

Soru 14

Aşağıdakilerden hangisi böbreklerin endokrin görevleriarasındadır?

Seçenekler

A
Suyu geri emmesi.
B
Fazla sodyumu atması.
C
Renin salgılaması.
D
Filtrasyon yapması.
E
pH düzenlemesi.
Açıklama:
Doğru cevap C şıkkıdır. Böbreğin endokrin görevleri vardır. Böbrekler eritropoetin, kalsitriol (aktif D vitamini) ve renin salgılaması endokrin görevlerdir.

Soru 15

İdrarda kan görünmesine ne ad verilir?

Seçenekler

A
Proteinüri
B
Poliüri
C
Oligüri
D
Hematüri
E
Anüri
Açıklama:
Glomerüler filtrasyon membranındaki yapıların negatif yükleri bazı hastalıklar nedeniyle kaybolur. Glomerüler kapillerin proteinlere ve eritrositlere geçirgenliği artar. Bu şekilde idrarda protein görülmesine proteinüri, kan görülmesine hematüri denilir.
Doğru cevap d şıkkıdır.

Soru 16

Yalnızca filtrasyon işleminin gerçekleştiği böbrek kısmı neresidir?

Seçenekler

A
Nefron
B
Glomerül
C
Üretra
D
Henle kulpu
E
Distal tübül
Açıklama:
Doğru cevap B şıkkıdır. Filtrasyon: Sadece glomerülde meydana gelir. Daha önce hatırlayacağınız üzere sıvıların bir ortamdan başla bir ortama geçişlerinde çeşitli kuvvetler, basınçlar etkili idi. Glomerüler filtrasyonda da aynı şeklide etkili olan kuvvetler vardır. Bu kuvvetlerin net farkı sonucu glomerüler kapiller damarlardan Bowman kapsülünün boşluğuna plazma süzülür.

Soru 17

Yetişkin ve sağlıklı bir kişide ortalama glomerüler filtrasyon hızı (GFH) kaç ml/dk'dır?

Seçenekler

A
100
B
125
C
150
D
175
E
200
Açıklama:
Doğru cevap B şıkkıdır. Yetişkin bir kişide ortalama GFH 125 ml/dk’dır.

Soru 18

"Metabolik alkaloz, ................ artması sonucu görülür. En sık nedenleri arasında mide içeriğinin kusulması sebebiyle .......... kaybıdır." ifadesinde boş bırakılan yerlere sırasıyla gelmesi gerekenler hangisidir?

Seçenekler

A
bikarbonat - sodyum
B
bikarbonat - karbondioksit
C
bikarbonat - HCl
D
hidrojen - HCl
E
Sodyum - HCl
Açıklama:
Doğru cevap C şıkkıdır. Solunumsal alkaloz, aşırı ventilasyon sebebiyle görülür. Kişinin psikolojik nedenlerle örneğin panik atak nöbetleri nedeniyle solunumunun artması alkaloza neden olur. Yüksek irtifaya çıkmak da düşük oksijen basıncı sebebiyle solunumun hızını artırarak alkaloza sebep olur. Metabolik alkaloz, bikarbonat artması sonucu görülür. En sık nedenleri arasında mide içeriğinin kusulması sebebiyle HCl kaybıdır. Bu asit kaybı metabolik alkaloza neden olur. Bir diğer neden mide hastalıkları nedeniyle fazla sodyum bikarbonat içilmesidir.

Soru 19

Aşağıdakilerden hangisi konsantre idrar çıkarabilmek için gerekli olan zorunlu koşullardan biridir?

Seçenekler

A
Yüksek proteinüri varlığı
B
Düşük D vit konsantrasyonu
C
Yüksek mesane kası tonusu
D
Yüksek ADH konsantrasyonu
E
Düşük su klirensi
Açıklama:
Doğru cevap D şıkkıdır. Konsantre idrar çıkarabilmek için de iki zorunlu koşul vardır:
1. Yüksek ADH konsantrasyonu
2. Hiperozmolar böbrek medullası
Ancak bu ikisinin varlığında distal tübülün son kısmı ve toplayıcı kanallardan su geri emilimi olur.

Soru 20

Vücutta bütün kapiller damarlara kan arteriol ile gelir, kapiller yatağı bir ven ile terk eder. Bu konudaki tek istisna neresidir?

Seçenekler

A
Koroner kapiller yatağı
B
Submokazal yatak
C
Tübüler ağ
D
Myenterik ağ
E
Böbrek glomerüler kapiller yatağı
Açıklama:
Vücutta bütün kapiller damarlara kan arteriol ile gelir, kapiller yatağı bir ven ile terk eder. Bu konudaki tek istisna böbrek glomerüler kapiller yatağıdır. Kan bu yatağa afferent arteriol ile gelir efferent arteriol ile terk eder. İki arteriol arasındaki tek kapiller yatak glomerüler kapiller yataktır.

Soru 21

Aşağıdakilerden hangisi böbreğin yapısında bulunur?

Seçenekler

A
Major kaliks
B
Miyokard
C
Triküspit
D
Biküspit
E
Myelin kılıfı
Açıklama:
Major kaliks, böbreğin (renal pelvis öncesi) idrar toplama yapılarından biridir. B, C ve D şıklarında verilen yapılar kalbin yapısında yer alırlar. E şıkkında yer alan cevap ise sinir sisteminin bir parçasıdır. Bu nedenle doğru cevap A şıkkıdır.

Soru 22

Nefrona kanı taşıyan afferent arteriollerin bir ağ şeklinde oluşturduğu yapıya ne ad verilir?

Seçenekler

A
Purkinje lifleri
B
Glomerüler kapiller yumağı
C
Bowman kapsülü
D
Henle kulbu
E
İnterlober arter
Açıklama:
Nefrona kanı taşıyan afferent arteriole dönüşür. Afferent arteriol bir ağ şeklindeki glomerüler kapiller yumağı oluşturur. A şıkkında verilen cevap dolaşım sistemi elemanıdır. C, D ve E şıkkında verilen cevaplar ise damar ağı değillerdir. Bu nedenle doğru cevap B'dir.

Soru 23

Bowman kapsülünden sonra gelen tübül yapılarının doğru sıralanışı hangi seçenekte verilmiştir?

Seçenekler

A
Distal tübül - Proksimal tübül - Henle kulbu
B
Henle kulbu - Proksimal tübül - Distal tübül
C
Proksimal tübül - Henle kulbu - Distal tübül
D
Distal tübül - Henle kulbu - Proksimal tübül
E
Henle kulbu - Distal tübül -Proksimal tübül
Açıklama:
Nefronların tübül hücrelerinin yapı ve fonksiyonları farklılık göstermektedir. İlk kısım Proksimal tübül, sonra U şekilli Henle kulbu ve onu takip eden Distal tübül kısmıdır. Bu nedenle doğru cevap C seçeneğidir.

Soru 24

Glomerülleri yani baş kısımları korteksin dış kısmına doğru yerleşmiş olan nefronlara ne ad verilir?

Seçenekler

A
Jukstamedullar nefronlar
B
Peritübüler nefronlar
C
Vaza rekta nefronları
D
Kortikal nefronlar
E
Toplayıcı kanal nefronları
Açıklama:
Glomerülleri yani baş kısımları korteksin dış kısmına doğru yerleşmiş olan nefronlara kortikal nefronlar denir. Glomerülleri korteksin medulla sınırına yerleşmiş nefronlar Jukstamedullar nefronlardır. Vaza rekta nefronları ifadesi yanlıştır, vaza rekta damar yapısıdır. Diğer seçeneklerde verilen ifadeler bulunmamaktadır. Bu nedenle doğru cevap D şıkkıdır.

Soru 25

Jukstamedullar nefronların etrafını saran uzamış ve özelleşmiş olan efferent arteriollere ne ad verilir?

Seçenekler

A
Glomerulus
B
Renal venül
C
Afferent arteriol
D
İnterlober arter
E
Vaza rekta
Açıklama:
Jukstamedullar nefronların etrafını uzamış efferent arteriollerin özelleşmiş bir dalı olan vaza rekta sarar. Bu nedenle doğru cevap E seçeneğidir.
Jukstamedullar nefronların etrafını uzamış efferent arteriollerin özelleşmiş bir dalı olan vaza rekta sarar. Bu damar parçası U şeklini almıştır ve henle kulbunun etrafında medullanın derinliklerine kadar iner.

Soru 26

Böbrekte idrar oluşumu aşamalarının sıralanması hangi seçenekte doğru verilmiştir?

Seçenekler

A
Filtrasyon - Geri emilim - Salgılanma
B
Salgılanma - Filtrasyon - Geri emilim
C
Geri emilim - Salgılanma - Filtrasyon
D
Salgılanma - Geri emilim - Filtrasyon
E
Geri emilim - Filtrasyon - Salgılanma
Açıklama:
Böbreklerde daha doğrusu nefronlarda su da dâhil olmak üzere bütün maddeler aynı şekilde işlenmez. Sadece filtre olan, geri emilmeyen ve sekresyona uğramayan, filtre olduğu miktarlarda idrara çıkan maddeler (kreatinin ve inülin) olduğu gibi, filtre olduktan sonra bir kısmı geri emilen (sodyum ve klor gibi elektrolitler) ya da tamamen tübüllerde geri emilen (glikoz) maddeler vardır. Bunlar idrara az miktarda çıkar ya da hiç idrarda görülmezler. Bir de filtre olup hiç geri emilmeyen, tersine tübül içine sekresyonla ilave edilen maddeler vardır. Bunlar da filtre oldukları miktardan daha fazla idrar çıkarlar (bazı organik asit ve bazlar gibi ). Bu nedenle doğru sıralama A seçeneğinde verilen şekilde olmalıdır.
Böbreklerin çalışma prensipleri inanılmaz bir sisteme dayanır. Sonuçta böbreklerde oluşan idrar üç basamaktan geçer:
a. Filtrasyon
b. Geri emilim (reabsorbsiyon)
c. Salgılanma (sekresyon)

Soru 27

Kan basıncındaki belirgin değişikliklere rağmen böbrek kan akımı ve glomerüler filtrasyon hızı sabit tutulmaya çalışılır. Böbrek kan akımı ve glomerüler filtrasyon hızının sabit tutulması olayına ne denilir?

Seçenekler

A
Filtrasyon basıncı
B
Otoregülasyon
C
Reabsorbsiyon
D
Sekresyon
E
Homeostaz
Açıklama:
Böbrekler, sistemik kan basıncı değişse bile kan akımını ve glomerüler filtrasyon hızını (GFR) sabit tutmaya çalışır. Bu, nefronların kendi kendini ayarlama mekanizmasıdır. Bu olaya “böbreğin otoregülasyonu” denir. Bu nedenle doğru cevap B seçeneğidir.
Kan basıncındaki belirgin değişikliklere rağmen (80-180 mmHg arası değişimler) böbrek kan akımı ve glomerüler filtrasyon hızı sabit tutulmaya çalışılır. Böbrek kan akımı ve glomerüler filtrasyon hızının sabit tutulmasına otoregülasyon denilir.

Soru 28

Poliüri durumu gözlenen kişi de günlük çıkarılan idrar hacmi ne kadardır?

Seçenekler

A
100 ml'den az
B
500 ml'den az
C
500-1000 ml arasındadır.
D
1500-2000 ml arasındadır.
E
3000 ml'den fazla
Açıklama:
Sağlıklı ve normal beslenen bir kişinin günde çıkarması gereken zorunlu idrar hacmi 500 ml’dir. Günde çıkarılan idrar 100 ml’den az ise anüri, 500 ml’den az ise oligüri, 3000 ml’den fazla ise poliüri olarak tanımlanır. Bu nedenle doğru cevap 3000 ml'den fazla olarak verilen E seçeneğidir.

Soru 29

İdrar enfeksiyonlarına neden olan, keseye her iki taraftan giren ve mukoza altında ilerleyen üreterlerin, kese kasılırken yeterince kapanmaması ve geriye üreterin içine idrar kaçması durumuna ne ad verilir?

Seçenekler

A
Nefrolitiyazis
B
Pyelonefrit
C
Vesikoüreteral reflü
D
Metabolik asidoz
E
Metabolik alkaloz
Açıklama:
Bazı kişilerde keseye her iki taraftan giren ve mukoza altında ilerleyen üreterler, kese kasılırken yeterince kapanmaz ve geriye üreterin içine idrar kaçar. Bu idrar yollarında enfeksiyona neden olur. Özellikle çocuklarda sık tekrarlayan idrar yolu enfeksiyonlarının nedeni bu yapısal bozukluktur. Bu tabloya vesikoüreteral reflü (VUR) denir. Büyümeyle şikâyetler azalabilir ya da cerrahi olarak düzeltilebilir. Bu nedenle doğru cevap C seçeneğidir.

Soru 30

Mesane gövde düz kasına verilen isim aşağıdakilerden hangisidir?

Seçenekler

A
Peyer plağı kası
B
Trigon kası
C
Sfinkter kası
D
Detrusor kası
E
Pelvik kası
Açıklama:
Mesane, boyun ve gövde olmak üzere iki kısımdan oluşan düz kas yapısında, idrarı biriktiren organdır. Gövde düz kasına detrusor kası denilir. Detrusor kası, düzensiz dağılmış, aralarında düşük dirençli elektriksel köprüler olan düz kas hücrelerinden oluşmuştur ve sinsityum özelliğindedir. Bu nedenle doğru cevap D seçeneğidir.

Soru 31

Böbrek piramitlerinin tepesi olan papilladan süzülen idrarın ilk olarak döküldüğü küçük cep şeklindeki yapılar aşağıdakilerden hangisidir?

Seçenekler

A
Böbrek pelvisi
B
Major kaliks
C
Minör kaliks
D
Üreter
E
Toplayıcı kanallar
Açıklama:
Papilladan sonra idrar minor kaliks denilen küçük cep şeklindeki yapılara dökülür.

Soru 32

Henle kulpları uzun olan ve medullanın derinliklerine kadar inerek idrarın konsantre edilmesinde önemli rol oynayan nefron tipi aşağıdakilerden hangisidir?

Seçenekler

A
Kortikal nefronlar
B
Jukstamedullar nefronlar
C
Medullar nefronlar
D
Pelvik nefronlar
E
Papiller nefronlar
Açıklama:
Glomerülleri korteksin medulla sınırına yerleşmiş nefronlar Jukstamedullar nefronlardır ve %15 oranında bulunurlar. Henle kulpları uzundur ve medullanın derinliklerine kadar iner.

Soru 33

Glomerüler filtrasyon sürecinde, plazmayı kapiller damardan Bowman kapsülüne doğru iterek filtrasyonu teşvik eden temel basınç kuvveti hangisidir?

Seçenekler

A
Glomerüler kapiller onkotik basıncı
B
Bowman kapsülü hidrostatik basıncı
C
Bowman kapsülü onkotik basıncı
D
Glomerüler kapiller hidrostatik basıncı
E
Peritübüler kapiller hidrostatik basıncı
Açıklama:
Glomerüler kapiller hidrostatik basıncı: Kapiller damarlar içinde oluşan kanın yapmış olduğu basınç kuvvetidir4. Glomerüler kapiller hidrostatik basıncı plazmayı her daim kapiller damardan Bowmann kapsülüne doğru iter yani filtrasyonu teşvik eder.

Soru 34

Filtrasyon membranının bir parçası olan ve negatif yüklü yapısı sayesinde başta albümin olmak üzere negatif yüklü plazma proteinlerinin geçişini engelleyen tabaka aşağıdakilerden hangisidir?

Seçenekler

A
Glomerüler endotel hücreleri
B
Podositlerin parmaksı çıkıntıları
C
Mezengial hücreler
D
Bowman kapsülünün parietal yaprağı
E
Bazal lamina
Açıklama:
Bundan sonra endoteli çevreleyen bazal lamina tabakası gelir. Bazal lamina kolojen ve proteoglikan liflerden yapılmış bir hücreler arası yapıdır ve en fazla negatif yüklü bölgedir.

Soru 35

Böbrek fonksiyonlarını izlemek için klinikte yaygın olarak kullanılan, kas metabolizması sonucu oluşan ve normalde tamama yakını filtrasyonla atılan endojen madde hangisidir?

Seçenekler

A
İnülin
B
Üre
C
Kreatinin
D
Glikoz
E
Ürik asit
Açıklama:
Klinikte böbrek fonksiyonlarını izlemek için genellikle endojen bir madde olan kreatinin klirensi kullanılır. Kreatinin, kaslarda bulunan kreatin proteininin metabolizması sonucu üretilen bir yan üründür ve tamama yakını filtrasyonla uzaklaştırılır.

Soru 36

Mesanenin dolmasıyla başlayan ve idrarın boşaltılmasıyla sonuçlanan işeme (miksiyon) refleksi, temel olarak hangi sinir sistemi yapısı tarafından kontrol edilir?

Seçenekler

A
Serebral korteks
B
Beyin sapı
C
Serebellum
D
Otonomik medulla spinalis
E
Torasik omurilik
Açıklama:
Mesanenin dolduğu zaman idrarı boşaltmasına işeme (miksiyon) denir18. İşeme bir otonomik medulla spinalis refleksidir.

Soru 37

Vücutta asidoz durumu meydana geldiğinde, böbrek tübül hücreleri içinde glutamin amino asidinden yeni bikarbonatlar sentezlenirken, lümene salgılanan ve fazla hidrojeni bağlayarak idrarla atılmasını sağlayan molekül nedir?

Seçenekler

A
Fosfat
B
Klorür
C
Karbonik asit
D
Amonyak
E
Laktat
Açıklama:
Özellikle kuvvetli asidoz durumunda tübül epitel hücreleri içerisinde glutamin amino asidinden kimyasal reaksiyonla yeni bikarbonatlar sentezlenip kan dolaşımına katılırken yine aynı reaksiyondan oluşan amonyaklar tübül lümenine salgılanır.

Soru 38

Böbreklerin konsantre idrar çıkarabilmesi için gerekli olan iki zorunlu koşul aşağıdakilerden hangisinde doğru olarak verilmiştir?

Seçenekler

A
Düşük ADH konsantrasyonu ve hipoozmolar böbrek medullası
B
Yüksek ADH konsantrasyonu ve hiperozmolar böbrek medullası
C
Yüksek aldosteron konsantrasyonu ve izoozmolar böbrek korteksi
D
Düşük renin seviyesi ve hiperozmolar böbrek korteksi
E
Yüksek ADH konsantrasyonu ve hipoozmolar böbrek korteksi
Açıklama:
Konsantre idrar çıkarabilmek için de iki zorunlu koşul vardır: 1. Yüksek ADH konsantrasyonu 2. Hiperozmolar böbrek medullası.

Soru 39

Vücuttaki potasyum konsantrasyonu arttığında salgılanan ve distal tübül ile toplayıcı kanallarda sodyum geri emilimini ve potasyum salgılanmasını kontrol eden hormon hangisidir?

Seçenekler

A
Antidiüretik hormon (ADH)
B
Aldosteron
C
Anjiotensin II
D
Eritropoetin
E
Renin
Açıklama:
Bu son tübül bölgelerinde sodyum geri emilimi ve potasyum salgılanma hızı aldosteron hormonu ile kontrol edilir14. Özellikle vücutta potasyum konsantrasyonu artığı zaman aldosteron salınması artarak potasyumun tübül lümenine salgılanması artırılır, böylece potasyumun idrarla atılması sağlanır.

Soru 40

Henle kulbunun hangi bölümü suya çok geçirgen olup çözünmüş maddelere geçirgen olmayıp filtre olan suyun yaklaşık %20'sinin geri emildiği yerdir?

Seçenekler

A
İnen ince kol
B
Çıkan ince kol
C
Çıkan kalın kol
D
Proksimal tübül
E
Distal tübül
Açıklama:
İnen ince kol suya çok geçirgen ama çözünmüş maddelere geçirgen değildir. Filtre olan suyun yaklaşık %20'si burada geri emilir.

Soru 41

Homeostazın sağlanması neden önemlidir?

Seçenekler

A
Hücre zarının yapısını korumak için
B
Vücudun normal (fizyolojik) koşullarda işlev görebilmesi için
C
Sadece hücre dışı sıvının sabit kalması için
D
Kan hücrelerinin üretimini sağlamak için
E
Metabolizma artıklarını artırmak için
Açıklama:
Vücudumuz büyük oranda sudan oluşmuştur. Bu vücut sıvıları esas olarak hücre içi sıvı (intraselüler sıvı) ve hücre dışı sıvı (ekstraselüler sıvı) olarak iki farklı bölmeye dağılmıştır. Hücre içi sıvı toplam vücut ağırlığının %40’ını oluştururken hücre dışı sıvı %20’sini oluşturur. Hücre dışı sıvılar da damar içi sıvı (plazma) ve hücreler arası sıvı (interstisyel sıvı ) olarak iki farklı bölüme ayrılır. Hücre içi ve hücre dışı bölmeler arasında sürekli sıvı ve madde değişimi vardır. Hücre içinde üretilen metabolizma artıkları hücre dışı sıvıya verilir, hücre dışı sıvıdaki gerekli maddeler hücreler içine alınır. Hücre dışı sıvı yani ekstraselüler sıvı vücudun iç ortamı olarak tanımlanmıştır. Bu iç ortamda iyonlar, besin maddeleri ve metabolizma artıklarında bulunur. Bütün bu maddeler ve sıvı miktarı çok değişmeyecek, neredeyse sabit kalacak şekilde düzenlenir. İç ortam koşullarının değişmez (sabit) kalması durumuna homeostasiz denir. Ancak homeostaz sağlanırsa vücudun fizyolojik yani normal koşullarda olması mümkündür.

Soru 42

İdrarın doğru izlediği yol aşağıdakilerden hangisidir?

Seçenekler

A
Papilla →Nefron → Piramit → Major kaliks → Minor kaliks → Üreter
B
Nefron → Toplayıcı kanallar → Papilla → Minor kaliks → Major kaliks → Pelvis → Üreter
C
Korteks → Medulla → Papilla → Mesane → Major kaliks → Üreter
D
Papilla → Nefron → Üreter → Mesane → Pelvis
E
Toplayıcı kanallar → Korteks → Papilla → Major kaliks → Mesane
Açıklama:
Böbreğin enine kesit atılıp içine baktığımızda üç bölgeye ayrıldığını görürüz. Dış kısım korteks, iç kısım medulla olarak adlandırılır. Medulladan sonra üreterin genişlemesiyle oluşmuş böbrek pelvisi bulunur. Medullada koni şekilli 8-16 adet piramit denilen yapılar vardır. Piramitler boyunca uzanan toplayıcı kanallar nefronlardan aldıkları idrarı pelvise taşır. Piramitlerin tabanı kortekse dayanırken tepesi papilla denilen bir çukura açılır. Papilladan sonra idrar minor kaliks denilen küçük cep şeklindeki yapılara dökülür. Minor kalikslerde daha büyük ceplere yani major kalikslere idrarı aktarırlar. Major kalikslerden idrar pelvise geçer. İdrar daha sonra, üreterin genişlemiş ağzı olan pelvisten ip gibi aşağı uzanan üreterlere girer ve mesaneye taşınıp atılana kadar mesanede (idrar kesesi) depolanır. Pelvis, kaliksler, üreter ve mesane kasılabilir özelliktedir. Üreterler düz kas içeren 25-30 cm uzunluğunda yapılardır. Kasılarak idrarı ileri doğru taşırlar.

Soru 43

Verilen boşluğa uygun şıkkı işaretleyiniz.
"Piramitlerin tepesi ........ adı verilen çukura açılır."

Seçenekler

A
Medulla
B
Pelvis
C
Papilla
D
Korteks
E
Kaliks
Açıklama:
Böbreğin enine kesit atılıp içine baktığımızda üç bölgeye ayrıldığını görürüz. Dış kısım korteks, iç kısım medulla olarak adlandırılır. Medulladan sonra üreterin genişlemesiyle oluşmuş böbrek pelvisi bulunur. Medullada koni şekilli 8-16 adet piramit denilen yapılar vardır. Piramitler boyunca uzanan toplayıcı kanallar nefronlardan aldıkları idrarı pelvise taşır. Piramitlerin tabanı kortekse dayanırken tepesi papilla denilen bir çukura açılır. Papilladan sonra idrar minor kaliks denilen küçük cep şeklindeki yapılara dökülür. Minor kalikslerde daha büyük ceplere yani major kalikslere idrarı aktarırlar. Major kalikslerden idrar pelvise geçer. İdrar daha sonra, üreterin genişlemiş ağzı olan pelvisten ip gibi aşağı uzanan üreterlere girer ve mesaneye taşınıp atılana kadar mesanede (idrar kesesi) depolanır. Pelvis, kaliksler, üreter ve mesane kasılabilir özelliktedir. Üreterler düz kas içeren 25-30 cm uzunluğunda yapılardır. Kasılarak idrarı ileri doğru taşırlar.

Soru 44

Glomerüler kapiller yumağı oluşturan damar aşağıdakilerden hangisidir?

Seçenekler

A
Renal ven
B
İnterlobüler arter
C
Afferent arteriol
D
Efferent arteriol
E
Arkuat arter
Açıklama:
Böbreğe giren renal arter, dallara ayrılarak böbreğin fonksiyonel yapıları olan nefronlara kanı ulaştırır. Renal arter ilk olarak interlober arter adını alarak piramitler arasında uzanır. İnterlober arterler yatay olarak uzanan arkut arterlere bölünür. Arkuat arterden ayrılan kortekse doğru dallanan interlobüler arterler, nefrona kanı taşıyan afferent arteriole dönüşür. Afferent arteriol bir ağ şeklindeki glomerüler kapiller yumağı oluşturur. Bu kapiller yatak oldukça yüksek basınçlı (60 mm Hg) ve nefronun tübülleri içine kanın süzüldüğü bölgedir. Glomerüler kapillerden süzülen kan bu yatağın yüzey alanı ve geçirgenliği ile sınırlandırılır, süzülemeyen kan bu damar yatağını bir venül ile değil bir diğer arteriol ile terk eder. Buna efferent arteriol denir. Afferent ve efferent arterioller kasılarak ve gevşeyerek çaplarını değiştirmek suretiyle glomerüler kapiller yatağa gelen kan miktarını ve süzülme hızını kontrol edebilirler. Efferent arteriol nefron tübüllerinin etrafını saran daha düşük basınçlı bir kapiller yatak oluşturur buna peritibüler kapiller yatak denir ve buradaki sıvı basıncı yaklaşık 13mm Hg’dır.

Soru 45

Bowman kapsülü hidrostatik basıncının görevi nedir?

Seçenekler

A
Filtrasyonu teşvik etmek
B
Proteinleri kapsül içine çekmek
C
Filtrasyonu engellemek
D
Plazmayı damar dışına itmek
E
Kan basıncını yükseltmek
Açıklama:
Filtrasyon: Sadece glomerülde meydana gelir. Daha önce hatırlayacağınız üzere sıvıların bir ortamdan başla bir ortama geçişlerinde çeşitli kuvvetler, basınçlar etkili idi. Glomerüler filtrasyonda da aynı şeklide etkili olan kuvvetler vardır. Bu kuvvetlerin net farkı sonucu glomerüler kapiller damarlardan Bowman kapsülünün boşluğuna plazma süzülür. a. Glomerüler kapiller hidrostatik basıncı: Kapiller damarlar içinde oluşan kanın yapmış olduğu basınç kuvvetidir. Burada ölçülen kan basıncı değeri yaklaşık 60 mmHg’dır. Glomerüler kapiller hidrostatik basıncı plazmayı her daim kapiller damardan Bowmann kapsülüne doğru iter yani filtrasyonu teşvik eder. b. Glomerüler kapiller onkotik basıncı: Kapiller damar içindeki proteinlerin yapmış olduğu onkotik basınçtır, bir anlamda emme/çekme kuvvetidir. Değeri yaklaşık olarak 32 mmHg’dır. Glomerüler kapiller hidrostatik basınca zıt yönde yani karşı gelen bu basınç plazmayı damar içinde tutmaya çalışan basınç kuvvetidir. c. Bowman kapsülü hidrostatik basıncı: Bowman kapsülü içerisinde bulunan sıvının yaratmış olduğu basınç kuvvetidir. Glomerüler kapiller onkotik basıncı ile aynı yönde, hidrostatik basıncı ile de zıt yönde etki yapar. Filtrasyonun oluşmasını engelleyici yönde etkilidir. Değeri yaklaşık 18 mmHg’dır. d. Bowman kapsülü onkotik basıncı: Daha önce vurgulandığı üzere sağlıklı bireylerde normal şartlar altında kanın plazma kısmından kan hücreleri ve kan proteinleri Bowmann kapsülüne geçemez yani filtre olamaz. Bu nedenle Bowman kapsülünde protein bulunamayacağı için buradaki sıvı emme basıncı sıfır (0) olarak kabul edilir.

Soru 46

Plazmanın %1’i idrar olarak atılır. Eğer günlük plazma süzülme miktarı 200 L’ye yükselirse, aynı oranda geri emilim devam ederse, günlük idrar miktarı yaklaşık ne olur?

Seçenekler

A
1 L
B
1,5 L
C
2 L
D
2,5 L
E
3 L
Açıklama:
Vücudumuzun toplam 3 l olan plazması günde altmış kez böbreklerden geçerek süzülür. Günde 180 l plazma süzülür ama ortalama 1.5 l idrar çıkarırız. Süzülen miktarın %99’u tübüller tarafından geri emilerek vücuda döndürülür. Ancak filtratın %1’i idrar olarak atılır.

Soru 47

Böbrek fonksiyonları hakkında en iyi bilgi veren kavram aşağıdakilerden hangisidir?

Seçenekler

A
Kan basıncı
B
Plazma hacmi
C
Glomerüler filtrasyon hızı (GFR)
D
İdrar yoğunluğu
E
Kan şekeri seviyesi
Açıklama:
Glomerüler kapillerden birim zamanda Bowman boşluğuna filtre edilen plazma miktarına glomerüler filtrasyon hızı (GFR yada GFH) denir. Yetişkin bir kişide ortalama GFH 125 ml/dk’dır. Böbreklere gelen plazma miktarı yaklaşık 650 ml/dk olmasına rağmen glomerülüslerin yüzey alanı ve geçirgenliğinin izin verdiği kadar miktar süzülmeye uğrar. Kalan plazma kısmı süzülmeden efferent arteriole ve oradan peritübüler kapiller yatağa geçerek vücuda geri döner. Yaklaşık 3 l plazma olduğu varsayılırsa, böbrekler plazmayı günde 60 kez filtre eder. Bu hesaplamayla günlük GFH 180 l/gün’dür. Bir kişinin böbrek fonksiyonları hakkında en iyi bilgi veren kavram GFR’dir.

Soru 48

Klirens değeri neden mutlak bir değer değildir?

Seçenekler

A
Böbrek fonksiyonları zamanla değiştiği için
B
Her madde için tamamen temizlenen ayrı bir plazma hacmi olmadığı için
C
Glomerüler filtrasyon hızı (GFR) sabit olmadığı için
D
Klirens sadece idrar miktarına bağlı olduğu için
E
Klirens değerleri kan basıncına göre sürekli değiştiği için
Açıklama:
Böbrek işlevlerini değerlendirmek için klinikte kullanılan en faydalı yöntem klirens testidir. Klirens, bir dakikada bir maddeden temizlenen plazma miktarı olarak tanımlanmaktadır. Her maddenin kendine ait bir klirens değeri vardır. Aslında klirens mutlak bir değer değildir çünkü her bir maddeden tamamen temizlenen ayrı bir plazma hacmi yoktur. Her madde için hesaplanan bir değerdir.

Soru 49

Henle kıvrımının çıkan kalın kolunda aşağıdaki olaylardan hangisi gerçekleşir?

Seçenekler

A
Yoğun su geri emilimi
B
1 Na+, 1K+ ve 2Cl- iyonlarının birlikte taşınması
C
Üre geri emilimi
D
Hem su hem iyonların pasif taşınması
E
Tübül sıvısının yoğunlaşması
Açıklama:
Proksimal tübülden sonra gelen Henle kıvrımı, anatomik olarak birbirine zıt yerleşmiş olan yani medullaya doğru inen ve sonra kortekse doğru çıkan kolları olan U şekilli bir tübül bölgesidir. Henle kıvrımı, inen ince kol, çıkan ince kol ve çıkan kalın kol olmak üzere yapısal ve fonksiyonel olarak farklı üç bölgeye ayrılır. Henle kıvrımının inen ve çıkan ince kollarının epitel hücreleri mikrovillusları olmayan, mitokondrisi az, metabolik aktivitesi az yassı epitel hücreleridir. İnen ince kol suya çok geçirgen ama çözünmüş maddelere geçirgen değildir. Filtre olan suyun yaklaşık %20’si burada geri emilir. Çıkan ince kolun geri emilim kapasitesi oldukça düşüktür, bu bölge madde geri emilimine pek katkıda bulunmaz. Medullar toplayıcı kanallardan medulla bölgesine geri emilen bir miktar üre çıkan ince tübülün içine girer. Çıkan kalın kolun epitel hücreleri ise metabolik aktivitesi yüksek, aktif geri emilim yapan kübik epitel hücreleridir. Bunların bazolateral membranlarındaki Na+-K+ ATPaz pompaları çok yoğun çalışır ve hücre içi ile lümen arasında maddeler açısından yüksek konsantrasyon farkı yaratır. Bu sebeple çıkan kalın kolun lüminal yüzüne yerleşmiş bir taşıyıcı 1 Na+, 1K+, 2Cl- ’u aynı anda bağlayıp hücre içine taşır. Fazla miktarda madde böbreğin medullasına geri emilmiş olur. Çıkan kalın kol suya geçirgen değildir, hiç su geri emilimi yapmaz. Çıkan kolun içindeki sıvı gittikçe seyrelir (dilüe olur, 100 mos/L). Çıkan kalın kolda tübül lümeni lateral boşluklardaki hücreler arası sıvıya göre daha pozitif olduğu için magnezyum ve kalsiyum gibi katyonlar paraselüler olarak geri emilir. Filtre olan magnezyumun % 65’i çıkan kalın kolda geri emilir.

Soru 50

Aşağıda verilen boşluğa uygun şıkkı işaretleyiniz.

"Böbreklerden iltre olan magnezyumun yaklaşık %65’i Henle kıvrımının ............... bölümünde geri emilir."

Seçenekler

A
İnen ince kol
B
Çıkan ince kol
C
Çıkan kalın kol
D
Proksimal tübül
E
Toplayıcı kanal
Açıklama:
Proksimal tübülden sonra gelen Henle kıvrımı, anatomik olarak birbirine zıt yerleşmiş olan yani medullaya doğru inen ve sonra kortekse doğru çıkan kolları olan U şekilli bir tübül bölgesidir. Henle kıvrımı, inen ince kol, çıkan ince kol ve çıkan kalın kol olmak üzere yapısal ve fonksiyonel olarak farklı üç bölgeye ayrılır. Henle kıvrımının inen ve çıkan ince kollarının epitel hücreleri mikrovillusları olmayan, mitokondrisi az, metabolik aktivitesi az yassı epitel hücreleridir. İnen ince kol suya çok geçirgen ama çözünmüş maddelere geçirgen değildir. Filtre olan suyun yaklaşık %20’si burada geri emilir. Çıkan ince kolun geri emilim kapasitesi oldukça düşüktür, bu bölge madde geri emilimine pek katkıda bulunmaz. Medullar toplayıcı kanallardan medulla bölgesine geri emilen bir miktar üre çıkan ince tübülün içine girer. Çıkan kalın kolun epitel hücreleri ise metabolik aktivitesi yüksek, aktif geri emilim yapan kübik epitel hücreleridir. Bunların bazolateral membranlarındaki Na+-K+ ATPaz pompaları çok yoğun çalışır ve hücre içi ile lümen arasında maddeler açısından yüksek konsantrasyon farkı yaratır. Bu sebeple çıkan kalın kolun lüminal yüzüne yerleşmiş bir taşıyıcı 1 Na+, 1K+, 2Cl- ’u aynı anda bağlayıp hücre içine taşır. Fazla miktarda madde böbreğin medullasına geri emilmiş olur. Çıkan kalın kol suya geçirgen değildir, hiç su geri emilimi yapmaz. Çıkan kolun içindeki sıvı gittikçe seyrelir (dilüe olur, 100 mos/L). Çıkan kalın kolda tübül lümeni lateral boşluklardaki hücreler arası sıvıya göre daha pozitif olduğu için magnezyum ve kalsiyum gibi katyonlar paraselüler olarak geri emilir. Filtre olan magnezyumun % 65’i çıkan kalın kolda geri emilir.

Soru 51

Böbreğin endokrin görevleri arasında aşağıdakilerden hangisi yoktur?

Seçenekler

A
Eritropoetin salgılama
B
Renin salgılama
C
Kalsitriol üretimi
D
İnsülin salgılama
E
Glikoneogenez
Açıklama:
Cevabınız doğru değilse Böbrekler bölümünü yeniden gözden geçiriniz.
Böbreğin endokrin görevleri vardır. Böbrekler eritropoetin, kalsitriol (aktif D vitamini) ve renin salgılar. Uzamış açlık durumlarında glikonegenez ile glikoz sentezler. böbreğin diğer görevleri ise aşağıdaki gibidir.
• Böbreğin en önemli görevi, vücut sıvı hacmini ve elektrolit konsantrasyonunu düzenlemesidir.
• Metabolik son ürünlerin (üre, kreatinin, ürik asit gibi), dışarıdan alınmış yabancı maddelerin (tarım ilacı, böcek ilacı gibi) ve de hastalıklar sırasında kullandığımız çeşitli ilaçların (ör. penisilin) vücuttan atılmasını sağlar.
• Vücut asit-baz dengesinin korunmasına yardımcı olmak. Hidrojen iyonlarının atılımını ayarlayarak pH’yı düzenler.
• Vücut sıvılarındaki iyonların (örn; Na+, K+) miktarlarının normal sınırlarda tutulmasını sağlayarak kan basıncı düzenlenmesini sağlar.

Soru 52

Aşağıdakilerden hangisi sadece glomerülde meydana gelir?

Seçenekler

A
Reabsorbsiyon
B
Filtrasyon
C
Sekresyon
D
Difüzyon
E
Osmotik geçiş
Açıklama:
Cevabınız yanlış ise idrar oluşumunu yeniden gözden geçiriniz.
Filtrasyon yalnızca glomerülde gerçekleşir; kan plazması Bowman kapsülüne süzülür. Filtrasyon: Sadece glomerülde meydana gelir. Daha önce hatırlayacağınız üzere sıvıların bir ortamdan
başla bir ortama geçişlerinde çeşitli kuvvetler, basınçlar etkili idi. Glomerüler filtrasyonda da aynı şeklide etkili olan kuvvetler vardır. Bu kuvvetlerin net farkı sonucu glomerüler kapiller damarlardan Bowman kapsülünün boşluğuna plazma süzülür.
Glomerüler kapiller hidrostatik basıncı: Kapiller damarlar içinde oluşan kanın yapmış olduğu basınç kuvvetidir. Burada ölçülen kan basıncı değeri yaklaşık 60 mmHg’dır. Glomerüler kapiller hidrostatik basıncı plazmayı her daim kapiller damardan Bowmann kapsülüne doğru iter yani filtrasyonu teşvik eder.

Soru 53

Aşağıdakilerden hangisinde glomerüler kapillerden süzülemeyen fazla miktardaki plazma efferentin arteriole geçerek peritübüler damar yatağında ilerlerken vücuda dönmeden önce bazı maddelerin peritübüler kapillerden çıkarak ve tübüllerin içine girmektedir?

Seçenekler

A
Reabsorbsiyon
B
Filtrasyon
C
Sekresyon
D
Difüzyon
E
Osmotik geçiş
Açıklama:
Cevabınız yanlış ise idrar oluşumu bölümünü yeniden gözden geçiriniz.
Glomerüler kapillerden süzülemeyen fazla miktarda plazma efferent arteriole geçer, peritübüler damar yatağında ilerlerken vücuda dönmeden önce bazı maddeler peritübüler kapillerden çıkar ve tübüllerin içine girer. Buna sekresyon denir. Filtrasyonla plazmadan süzülen maddelere bir miktarda sekresyonla ilave edilerek daha çok plazmanın o maddeden temizlenmesi sağlanır. Sekresyon bir maddenin vücuttan daha çok atılmasını sağlar.

Soru 54

Böbreğin asit-baz dengesini düzenlemedeki rolü ile ilgili olarak aşağıdakilerden hangisi yanlıştır?

Seçenekler

A
Vücutta günde ortalama 80 mEq proteinlerden oluşan asit yani uçucu olmayan asit üretimi vardır.
B
Vücut sıvılarının kimyasal tampon sistemleri saniyeler içinde devreye girerek asit veya bazlarla hızla bağlanırlar.
C
Solunum sistemi, solunumun hızını ve derinliğini değiştirerek karbondioksit miktarını, böylece H2CO3 miktarını düzenler.
D
Toplayıcı kanallarda tübül sıvısı çok asidik hâle gelir ve pH 4.5 olabilir.
E
Vücut sıvılarında hidrojen iyonu konsantrasyonu artarsa alkaloz denilen tablo ortaya çıkar.
Açıklama:
Cevabınız doğru değilse "Böbreğin Asit-Baz Dengesini Düzenlemedeki Rolü" bölümünü yeniden gözden geçiriniz.
Vücutta günde ortalama 80 mEq proteinlerden oluşan asit yani uçucu olmayan asit üretimi vardır. Vücut sıvılarındaki hidrojen iyonları 3 mekanizma ile düzenlenir. • Vücut sıvılarının kimyasal tampon sistemleri, bunlar saniyeler içinde devreye girerek asit veya bazlarla hızla bağlanırlar. • Solunum sistemi, solunumun hızını ve derinliğini değiştirerek karbondioksit miktarını, böylece H2CO3 miktarını düzenler. • Böbrekler, vücuttan idrarla fazla asit veya baz uzaklaştırır. En uzun süreli ama en kalıcı asit-baz düzenlemesi böbrekler tarafından yapılır. Vücut sıvılarında hidrojen iyonu konsantrasyonu artarsa asidoz denilen tablo hidrojen iyonu azalır ya da bazik moleküller artarsa alkaloz denilen tablo ortaya çıkar. Bu durumlarda hücrelerin çalışması bozulur. Ekstraselüler sıvılarda bulunan HCO3- (bikarbonat) molekülü ve fosfatlar (H2PO4), plazma proteinleri ve eritrosit içindeki hemoglobin molekülü hidrojenleri yakalayan güçlü tampon moleküllerdir. Ama solunum sistemi ve böbrekler pH bozulmalarını düzeltmek için mutlaka devreye girerler. Böbrekler hidrojen iyonu konsantrasyonunu 3 ana mekanizma ile düzenlerler: * Filtre olan bikarbonat iyonlarınının geri emilimi * Hidrojen iyonlarının tübül lümenine sekresyonu * Yeni bikarbonat iyonların sentezlenmesi Bikarbonat geri emilimi ve hidrojen iyon salgılanmasının %80-90’ın proksimal tübülde oluşur. Henlenin çıkan kalın kolunda %10 kadarı geri emilir, kalan kısmın emilmesi ise distal tübül ve toplayıcı kanallarda olur. Her tübül bölgesinde bikarbonat geri emilimi farklı mekanizmalarla olur. Proksimal tübül bölgesinde lümene yerleşmiş Na+ - H+ antiportu yapan taşıyacılar vardır. Sodyumlar lümenden geri emilirken epitel hücresindeki hidrojenler lümene verilir ve karşılığında bikarbonat geri emilir. Bu reaksiyonun net sonucu bikarbonat geri emilimidir. Bu bölgedeki yoğun bikarbonat geri emilimi ve hidrojen iyonu salgılanmasına karşın tübül sıvısı pH’sı ancak 6.7 kadar asidik yapılabilir. Tübüllerin distal kısmında ve toplayıcı kanallarda ise hidrojenler interkale hücrelerin apikal membranındaki bir hidrojen pompası (H+ ATPaz) ile lümene çıkarılırlar, karşılığında yine bikarbonatlar geri emilir. Toplayıcı kanallarda tübül sıvısı çok asidik hâle gelir ve pH 4.5 olabilir. Bütün bikarbonatlar geri emildiği hâlde vücut sıvılarında hâlâ fazla hidrojen varsa, bu hidrojenler filtre olan fosfatlar ile ve amonyaklar ile birleşir. Bu reaksiyonlar sonucunda yeni bikarbonatlar sentezlenir. Özellikle kuvvetli asidoz durumunda tübül epitel hücreleri içerisinde glutamin amino asidinden kimyasal reaksiyonla yeni bikarbonatlar sentezlenip kan dolaşımına katılırken yine aynı reaksiyondan oluşan amonyaklar tübül lümenine salgılanır. Lümene verilen hidrojenler amonyaklar (NH3) ile birleşerek amonyum (NH4) iyonlarını oluşturur. Geri emilemeyen amonyumlar tübülde kalır ve fazla hidrojenler amonyum olarak idrarla atılır. Amonyak-amonyum tampon sistemi fazla hidrojenlerin atılmasında ve yeni bikarbonatların sentezlenmesinde çok önemlidir. Özellikle kronik asidozlarda asit atılmasındaki en önemli sistemdir.

Soru 55

Otoregülasyonun amacı nedir?

Seçenekler

A
GFR’nin sabit tutulması
B
Kan basıncını artırmak
C
Renin salınımını artırmak
D
Sodyum klorür düzeyini düşürmek
E
Glomerüler basıncı artırmak
Açıklama:
Cevabınız doğru değilse Glomerüler Filtrasyon Hızını Etkileyen Faktörler bölümünü yeniden gözden geçiriniz.
Kan basıncındaki belirgin değişikliklere rağmen (80-180 mmHg arası değişimler) böbrek kan akımı ve glomerüler filtrasyon hızı sabit tutulmaya çalışılır. Böbrek kan akımı ve glomerüler filtrasyon hızının sabit tutulmasına otoregülasyon denilir. Otoregülasyonun amacı GFR’nin nispeten sabit tutularak vücuttan su ve madde atılımını hassas şekilde kontrol etmektir. Otoregülasyon izole böbreklerde de görülür, sinir sisteminden bağımsız böbreğe ait iç düzenleyici mekanizmalarla olur. Otoregülasyonda iki mekanizmada rol oynar. Bir tanesi Henle kıvrımının son kısmındaki NaCl konsantrasyonuna duyarlı yapılar ile gerçekleşen tübüloglomerüler feedback mekanizması, diğeri kan basıncı değişiklikleri ile afferent arter çaplarının değişimine bağlı miyojenik mekanizmadır.

Soru 56

Filtrasyona uğrayan maddelerin tübüllerde geri alınması hangi damar yatağıyla ilişkilidir?

Seçenekler

A
Renal arter
B
Peritübüler kapiller
C
Efferent arteriyol
D
Arkuat arter
E
Glomerüler kapiller
Açıklama:
Cevabınız doğru değilse Böbreğin kanlanması ve damarları bölümünü yeniden gözden geçiriniz.
Böbreğe giren renal arter, dallara ayrılarak böbreğin fonksiyonel yapıları olan nefronlara kanı ulaştırır. Renal arter ilk olarak interlober arter adını alarak piramitler arasında uzanır. İnterlober arterler yatay olarak uzanan arkut arterlere bölünür. Arkuat arterden ayrılan kortekse doğru dallanan interlobüler arterler, nefrona kanı taşıyan afferent arteriole dönüşür. Afferent arteriol bir ağ şeklindeki glomerüler kapiller yumağı oluşturur. Bu kapiller yatak oldukça yüksek basınçlı (60 mm Hg) ve nefronun tübülleri içine kanın süzüldüğü bölgedir. Glomerüler kapillerden süzülen kan bu yatağın yüzey alanı ve geçirgenliği ile sınırlandırılır, süzülemeyen kan bu damar yatağını bir venül ile değil bir diğer arteriol ile terk eder. Buna efferent arteriol denir. Afferent ve efferent arterioller kasılarak ve gevşeyerek çaplarını değiştirmek suretiyle glomerüler kapiller yatağa gelen kan miktarını ve süzülme hızını kontrol edebilirler. Efferent arteriol nefron tübüllerinin etrafını saran daha düşük basınçlı bir kapiller yatak oluşturur buna peritibüler kapiller yatak denir ve buradaki sıvı basıncı yaklaşık 13mm Hg’dır. Peritübüler kapiller yatak filtrasyondan sonra tübüllerde geri emilen (reabsorbe olan) ve korteks interstisyumunda biriken maddelerin içine girdiği bir damar yatağıdır ayrıca korteksteki yapılara oksijen ve besin sağlar. Peritübüler kapillerdeki kan arterlere paralel seyreden venlere dökülerek renal ven ile böbreği terk eder. Bazı nefronların efferent arteriolleri medullanın derinliklerine doğru uzayan U şekilli kapiller damarları oluştururlar. Vaza rekta adı verilen bu damarlar hem medulladaki yapılara oksijen ve besin sağlar hem de idrarın konsantre edilmesine yardımcı olur. Böbrekten venlerle ayrılan kan, vena cava inferior ile kalbe döner.

Soru 57

Glomerüler kapillerin negatif yükünü kaybetmesi sonucu aşağıdaki durumların hangisi oluşur?

Seçenekler

A
Poliüri
B
Proteinüri
C
Azotüri
D
Ketonüri
E
Glikozüri
Açıklama:
Cevabınız doğru değilse Glomerüler Filtrasyon bölümünü yeniden gözden geçiriniz.
Glomerüler filtrasyon membranındaki yapıların negatif yükleri bazı hastalıklar nedeniyle kaybolur. Glomerüler kapillerin proteinlere ve eritrositlere geçirgenliği artar. Bu şekilde idrarda protein görülmesine proteinüri, kan görülmesine hematüri denilir.

Soru 58

Aldosteron hormonunun temel etkisi nedir?

Seçenekler

A
Glikoz geri emilimini sağlar
B
Potasyum atılımını artırır
C
Suyun geri emilimini artırır
D
Üre üretimini azaltır
E
Filtrasyon basıncını düşürür
Açıklama:
Cevabınız doğru değilse Distal Tübül ve Toplayıcı Kanallarda Taşınma Olayları bölümünü yeniden gözden geçiriniz.
Son tübül bölgelerinde sodyum geri emilimi ve potasyum salgılanma hızı aldosteron hormonu ile kontrol edilir. Özellikle vücutta potasyum konsantrasyonu artığı zaman aldosteron salınması artarak potasyumun tübül lümenine salgılanması artırılır, böylece potasyumun idrarla atılması sağlanır. Vücut sıvılarının ozmolaritesi artınca yani 300 mosm/L’den fazla olursa ADH hormonu salınır. ADH salınımı artınca bu tübül bölgelerinde su geri emilimi başlar, ADH yoksa suya geçirgen değillerdir. ADH, esas hücrelerdeki reseptörlerine bağlanarak, tübül lümeninden su geri emilimini sağlayacak aquaporin isimli su kanal proteinlerinin apikal membrandaki sayısını artırır. Böylece ozmolarite artışı ADH salınımını uyarır. ADH’da tübüllerden su geri emilimini artırır. Ancak ADH’na bağlı olarak geri emilen suyun bir kısmı distal tübülün son kısmından ve kortikal toplayıcı kanallardan kortekse çıkarken medullar toplayıcı kanallardan emilen su böbrek medullasına çıkar. Suyun böbreğin medullasına çıkması için hipertonik bir ortama ihtiyaç vardır. Bu hipertonik ortamda henle kulbunun çıkan kalın kolundan fazla miktarda katı maddenin medullaya geri emilmesi ile sağlanır. Medullar toplayıcı kanallarda su geri emilimi ADH ile kontrol edilirken yine ADH varlığında üre geri emilimi olur. Bunun için medüller toplayıcı kanallarda özel üre taşıyıcıları vardır. Bu üre taşıyıcıları ile medullaya çıkan üre medulla ozmolaritesini yükselterek hiperozmolar medulla yaratılmasına ve böbreğin idrarı konsantre etmesine katkıda bulunur.

Soru 59

Vaza rekta damarlarının görevi nedir?

Seçenekler

A
Bowman kapsülünde filtrasyon
B
İdrarın konsantre edilmesine yardımcı olmak
C
ADH sentezlemek
D
Su kaybını önlemek
E
Eritropoetin salgılamak
Açıklama:
Cevabınız doğru değilse "Böbreğin Kanlanması ve Damarları" ve "Nefron" bölümlerini yeniden gözden geçiriniz.
Peritübüler kapillerdeki kan arterlere paralel seyreden venlere dökülerek renal ven ile böbreği terk eder. Bazı nefronların efferent arteriolleri medullanın derinliklerine doğru uzayan U şekilli kapiller damarları oluştururlar. Vaza rekta adı verilen bu damarlar hem medulladaki yapılara oksijen ve besin sağlar hem de idrarın konsantre edilmesine yardımcı olur. Böbrekten venlerle ayrılan kan, vena cava inferior ile kalbe döner. Kortikal nefronların etrafı peritübüler damar yatağı ile sarılmıştır. Jukstamedullar nefronların etrafını uzamış efferent arteriollerin özelleşmiş bir dalı olan vaza rekta sarar. Bu damar parçası U şeklini almıştır ve henle kulbunun etrafında medullanın derinliklerine kadar iner. Vaza rektanın inen ve çıkan kolları vardır, çıkan kol kortekse ulaşınca kortikal venlere dökülür. Vaza rekta taşıdığı kan ile medulladaki interstisyel hücreleri ve tübül hücrelerini besler. Çok yavaş akımlıdır, medullanın hiperozmolaritesinin dağılmasını engeller, böylece konsantre idrar çıkarılmasında rol oynar.

Soru 60

GFR ölçümünde en uygun madde aşağıdakilerden hangisidir?

Seçenekler

A
Glikoz
B
İnülin
C
Kreatin
D
Üre
E
Albümin
Açıklama:
Cevabınız doğru değilse "Glomerüler Filtrasyon Hızı (GFH veya GFR)" bölümünü yeniden gözden geçiriniz.
Bir kişinin böbrek fonksiyonları hakkında en iyi bilgi veren kavram GFR’dir. Bir madde glomerülden serbestçe filtre oluyorsa, tübüllerden geri emilmiyorsa ve tübül içine sekrete olmuyorsa, o maddenin idrarla atılan miktarı böbreklerden filtre olan miktarına eşit olacaktır. Glomerüler filtrasyon hızı (GFH) bu tanıma uyan bir maddenin plazma konsantrasyonu ve idrardaki düzeyi ölçülerek saptanabilir. Bu tanıma uygun madde bir polisakkarit yani şeker yapısındaki inülindir. İnülin vücutta bulunmayan ve bitkilerden elde edilen damar yoluyla kişiye verilen bir maddedir. Daha çok deneysel amaçlı kullanılmaktadır. İnülin serbestçe filtre olur, reabsorbe ve sekrete olmaz. Birim zamanda nefronlara giren inülin miktarı, nefronlardan çıkan miktarla eşittir.

Ünite 6

Soru 1

Kandaki oksijenin, hücrelerin içerisine taşınarak hücrelerde oluşan karbondioksitin akciğerlere iletilmesi, solunum sürecinin hangi bölümünde gerçekleşir?

Seçenekler

A
1. Bölüm
B
2. Bölüm
C
3. Bölüm
D
4. Bölüm
E
5. Bölüm
Açıklama:
Solunum Sistemi Yapıları ve Görevleri
  1. Bölümde kandaki oksijenin, hücrelerin içerisine taşınarak hücrelerde oluşan karbondioksitin akciğerlere iletilmesi gerçekleşir. Doğru cevap C seçeneğidir.

Soru 2

Hücresel solunum sürecinin, aerobik olması durumunda son ürün olarak hangi gaz açığa çıkar?

Seçenekler

A
Oksijen
B
Karbondioksit
C
Nitrojen
D
Karbonat
E
Ozon
Açıklama:
Solunum Sistemi Yapıları ve Görevleri
Hücresel solunum sürecinin, aerobik olması durumunda oksijeni kullanılır ve son ürün olarak karbondioksit açığa çıkar. Doğru cevap B seçeneğidir.

Soru 3

Solunum ile alınan havanın ses telleri aracılığı ile hareketi sonucu ses üretilmesi şekline ne denir?

Seçenekler

A
İnspirasyon
B
Ekspirasyon
C
Ventilasyon
D
Fonasyon
E
Larinks
Açıklama:
Solunum Sistemi Yapıları ve Görevleri
Solunum ile alınan havanın ses telleri aracılığı ile hareketi sonucu ses üretilmesi şekline fonasyon denir. Doğru cevap D seçeneğidir.

Soru 4

Aşağıdakilerden hangisi ya da hangileri üst solunum yollarında bulunur?
I.Burun
II.Farinks
III. Larinks
IV.Trakea
V. Bronşlar

Seçenekler

A
Yalnız I
B
I ve II
C
III ve IV
D
I, II, III
E
I, II, III, IV
Açıklama:
Burun, farinks ve larinks üst solunum yollarında bulunur. Doğru cevap D seçeneğidir.

Soru 5

Aşağıdakilerden hangisi ya da hangileri inspirasyon kaslarındandır?
I. Sternokleidomastoid kası
II. Anterior serratuslar
III. Dış İnterkostal Kaslar
IV. Skalen kaslar
V. Diyafram kası

Seçenekler

A
Yalnız I
B
I ve II
C
II, III ve IV
D
III ve V
E
I, II, III, V
Açıklama:
İnspirasyon kasları diyaframı, dış interkostal kasları ve yardımcı inspirasyon kaslarını içerir. Doğru cevap D seçeneğidir.

Soru 6

CO2’in ne kadarı plazmada çözünmüş halde bulunur?

Seçenekler

A
%7
B
%23
C
%40
D
%60
E
%70
Açıklama:
Karbondioksit Değişimi
CO2’nin %7’lik kısmı kan plazmasında çözünmüş şekilde bulunur. Akciğere gelen çözünmüş CO2 doğrudan alveole geçebilir. Doğru cevap A seçeneğidir.

Soru 7

Aşağıdakilerden hangisi normal tidal hacimde ekspirasyon (soluk verme) sırasında (pasif) gerçekleşen olaylardandır?

Seçenekler

A
Diyafram kası ve/veya dış interkostal kaslar kasılma hareketini gerçekleştirir
B
Göğüs duvarı genişler böylece göğüs boşluğunun hacmi de artar
C
İntraplevral basınç daha negatif olur.
D
Solunum kasları gevşer
E
Alveoller genişler ve alveoler elastik geri tepmeyi arttırır
Açıklama:
Solunumun Düzenlenmesi ile Akciğer Hacim ve Kapasiteleri
Normal tidal hacimde ekspirasyon (soluk verme) sırasında (pasif) gerçekleşen olaylar: Beyin inspirasyon komutunu durdurur. Solunum kasları gevşer. Göğüs hacim azalır, intraplevral basıncın daha az negatif olmasına neden olur. Alveoller, inspirasyon öncesi hacimlerine döner. Azalan alveoler hacim, alveolar basıncın atmosferik basınçtan daha fazla olmasını sağlar. Böylece alveolden atmosfere hava akışı için bir basınç gradyanı meydana gelir. Alveol basıncı atmosfer basıncıyla dengelenene kadar hava alveollerden dışarı çıkar. Doğru cevap D seçeneğidir.

Soru 8

En zorlu bir ekspirasyondan sonra akciğerlerde hâlâ kalan hava hacmi olan rezidüel hacim erkeklerde ne kadardır?

Seçenekler

A
500 ml
B
800 ml
C
1200 ml
D
1800 ml
E
2400 ml
Açıklama:
Akciğer Hacimleri
Rezidüel Hacim (Artık Hacim) (RV)= Hiçbir zaman akciğerlerdeki havanın tamamı dışarıya verilemez. Maksimum bir ekspirasyondan sonra akciğerlerde kalan havanın hacmidir. Artık hacim, akciğerlerin tamamen çökmesini önler. Bu hacim yaklaşık 1200 ml kadardır. Doğru cevap C seçeneğidir.

Soru 9

Normal bir ekspirasyondan sonra zorlu bir ekspirasyonla kuvvetli bir şekilde dışarıya verilebilen fazladan hava miktarına ne denir?

Seçenekler

A
Tidal Volüm
B
Ekspirasyon Rezerv Hacmi
C
İnspirasyon Rezerv Hacmi
D
Rezidüel Hacim
E
Artık Hacim
Açıklama:
Akciğer Hacimleri.
Ekspirasyon Rezerv Hacmi (Ekspirasyon Yedek Hacmi) (ERV)= Normal bir ekspirasyondan sonra zorlu bir ekspirasyonla kuvvetli bir şekilde dışarıya verilebilen fazladan hava miktarıdır. Miktarı ortalama 1100 ml kadardır. Doğru cevap B seçeneğidir.

Soru 10

Göğüs boşluğu içerisinde ve akciğerlerin dışında havanın bulunması durumuna ne denir?

Seçenekler

A
Atelektazi
B
Amfizem
C
Plevral Efüzyon
D
Pnömotoraks
E
Astım
Açıklama:
Akciğer Hacimleri
Göğüs boşluğu içerisinde ve akciğerlerin dışında havanın bulunması durumuna “Pnömotoraks” denir. Doğru cevap D seçeneğidir.

Soru 11

"Hücrelerde oksijenin bulunmasıyla glikozun metabolik yıkıma uğraması ile enerji elde edilmesidir." açıklamasına karşılık gelen ifade aşağıdakilerden hangisidir?

Seçenekler

A
Hücresel solunum süreci
B
Pulmoner ventilasyon
C
Gazların dışsal hareketi
D
Dış solunum
E
İç solunum
Açıklama:
Süreçlerin birbiriyle yakından ilişkisi olmasına rağmen solunum sistemiyle solunum süreci ve hücrelerdeki hücresel solunum sürecinin birbirinden farklı olduğunu belirtmek gerekir. Hücresel solunum süreci,
hücrelerde oksijenin bulunmasıyla glikozun metabolik yıkıma uğraması ile enerji elde edilmesidir. Hücresel solunum sürecinin, aerobik olması durumunda oksijeni kullanılır ve son ürün olarak karbondioksit
açığa çıkar.

Soru 12

Kılcal damarlarda bulunan kan ve hücreler arasındaki oksijen ve karbondioksit alışverişinin olduğu solunum evresi aşağıdakilerden hangisidir?

Seçenekler

A
5. bölüm
B
4. bölüm
C
3. bölüm
D
2. bölüm
E
1. bölüm
Açıklama:
Bölüm 4: Dördüncü bölüm “iç solunum” şeklinde ifade edilen, kılcal damarlarda bulunan kan ve
hücreler arasındaki oksijen ve karbondioksit alışverişidir.

Soru 13

Kandaki oksijenin, hücrelerin içerisine taşınarak hücrelerde oluşan karbondioksitin akciğerlere iletilmesi solunumun hangi bölümünde gerçekleşmektedir?

Seçenekler

A
1. bölüm
B
2. bölüm
C
3. bölüm
D
4. bölüm
E
5. bölüm
Açıklama:
3. Bölüm Bu bölümde kandaki oksijenin, hücrelerin içerisine taşınarak hücrelerde oluşan karbondioksitin akciğerlere iletilmesidir

Soru 14

Vücudun metabolik olaylarını gerçekleştirebilmek amacıyla vücut hücrelerinin oksijeni kullanması ve sonucunda karbondioksiti ürettiği solunum evresi aşağıdakilerden hangisidir?

Seçenekler

A
1. bölüm
B
2. bölüm
C
3. bölüm
D
4. bölüm
E
5. bölüm
Açıklama:
Bölüm 5: Son bölüm ise vücudun metabolik olaylarını gerçekleştirebilmek amacıyla vücut hücrelerinin oksijeni kullanması ve sonucunda karbondioksiti üretmesidir.

Soru 15

Aşağıdakilerden hangisi Solunum sisteminin görevleri arasında değildir?

Seçenekler

A
Akciğer savunma mekanizmaları
B
Asit-baz dengesi
C
Fonasyon
D
Kanı vücuda iletmek
E
Gazların alışverişi
Açıklama:
Solunum sisteminin; gazların alışverişi, fonasyon, asit-baz dengesi, akciğer savunma mekanizmaları,
akciğer metabolizması gibi görevleri bulunmaktadır.

Soru 16

Solunum ile alınan havanın ses telleri aracılığı ile hareketi sonucu ses üretilmesine karşılık gelen ifade aşağıdakilerden hangisidir?

Seçenekler

A
Fonasyon
B
Akciğer Savunma Mekanizmaları
C
Gaz Değişimi
D
İç solunum
E
Dış solunum
Açıklama:
Fonasyon, solunum ile alınan havanın ses
telleri aracılığı ile hareketi sonucu ses üretilmesi şeklinde ifade edilir. Konuşmak,
şarkı söylemek ve diğer bazı sesler merkezî
sinir sisteminin solunum kaslarını kontrol etmesiyle gerçekleştirilir.

Soru 17

Atmosfer havasının akciğerlerde değişiminin meydana geldiği kılcal damarlarla çevrelenmiş terminal hava keseleri açıklamasına karşılık gelen ifade aşağıdakilerden hangisidir?

Seçenekler

A
Fonasyon
B
Alveoller
C
Diyafram
D
Soluk alma (inspirasyon)
E
Soluk verme (ekspirasyon)
Açıklama:
Atmosfer havasının akciğerlerde değişiminin
meydana geldiği kılcal damarlarla çevrelenmiş terminal hava keseleri yani alveoller,

Soru 18

Aşağıdakilerden hangisi üst solunum yolu bölümlerinden biri değildir?

Seçenekler

A
ağız, burun, yutak
B
burun
C
bronş
D
yutak
E
gırtlak
Açıklama:
Solunum yolları, solunum organlarının göğüs boşluğu içinde ve dışında olmasına bağlı olarak iki ana
bölümden oluşur. Bunlar:
1. Üst solunum yolunu; ağız, burun, yutak (farinks) ve gırtlak (larenks) oluşturur.
2. Alt solunum yolunu; trake (ana soluk borusu) ve bronşlar oluşturur.

Soru 19

Aşağıdakilerden hangisi üst solunum yolunun görevleri arasında değildir?

Seçenekler

A
Ses üretmek veya fonasyon
B
Koku alma duyusunu sağlamak
C
Solunan havanın nemlendirilmesi
D
Atmosferden alınan havanın akciğerlere iletilmesinde
E
Solunan havadaki parçacıkların filtrelenmesi
Açıklama:
Solunan havanın vücut sıcaklığına 37°C kadar ısıtılması veya soğutulması,
• Solunan havadaki parçacıkların filtrelenmesi,
• Solunan havanın nemlendirilmesi,
• Koku alma duyusunu sağlamak,
• Ses üretmek veya fonasyon

Soru 20

Soluk borusu ve akciğerler arasındaki havayı taşıyan yapılara karşılık gelen ifade aşağıdakilerden hangisidir?

Seçenekler

A
Trakea
B
Laringofarinks
C
Larinks
D
Orofarinks
E
Bronşlar
Açıklama:
Soluk borusu ve akciğerler arasındaki havayı taşıyan yapılar bronşlardır. Trakea göğsün merkezinde
ilk dallanmaya başlar ve ana gövde sağ, sol olmak üzere iki bronşa ayrılır. Bronşlardan bir tanesi
sağ akciğere doğru giderken, diğeri ise sol akciğere doğru gider.

Soru 21

Aşağıda verilen gazlardan hangisi havada bulunan gazlar arasında yer almaz?

Seçenekler

A
Azot
B
Oksijen
C
Argon
D
Metan
E
Flor
Açıklama:
Atmosferden solunan hava, farklı gazların birleşimidir. En fazla oranda bulunan gaz olan nitrojen, inert bir gaz olması sebebiyle vücutta hiçbir şey ile etkileşip birleşmez. Vücutta fizyolojik açıdan daha aktif olan bir sonraki büyük orandaki gaz ise oksijendir. Atmosferde soluduğumuz havada karbondioksit düşük konsantrasyonda olmasına rağmen dışarıya verdiğimiz vücuttaki havada çok daha yüksek konsantrasyonda karbondioksit bulunmaktadır. Atmosfer ayrıca neon ve kripton gibi eser gazlar da içermektedir. Flor,son derece reaktif olduğu için havada serbest olarak bulunmaz. Bu nedenle doğru cevap E seçeneğidir.

Soru 22

Göğüs kafesini karın boşluğundan ayıran büyük, kubbe şeklinde olan kas yapısına ne ad verilir?

Seçenekler

A
Pektoralis major
B
Dış interkostal kas
C
Diyafram
D
İç interkostal kas
E
Ekspirasyon kası
Açıklama:
Diyafram, göğüs kafesini karın boşluğundan ayıran büyük (yüzey alanı yaklaşık 250
cm²) kubbe şeklinde bir kastır. İnterkostal kaslar, kaburgaların arasındaki iki tabaka kas filamentinden meydana gelen yapılardır. Bir kişinin normal sakin solunumu sırasında solunum kasları kasılmadan ekspirasyon pasif gerçekleşir. İnspirasyon kasları gevşedikçe alveoler basıncı atmosfer basıncının üzerine çıkar. Bu nedenle doğru cevap C seçeneğidir.
Diyafram, göğüs kafesini karın boşluğundan ayıran büyük (yüzey alanı yaklaşık 250 cm²) kubbe şeklinde bir kastır.

Soru 23

Aşağıdakilerden hangisi ekspirasyon (soluk verme) sırasında (pasif) gerçekleşen olaylar arasında yer alır?

Seçenekler

A
Alveoller genişler ve alveoler elastik geri tepmeyi arttırır.
B
İntraplevral basınç daha negatif olur.
C
Diyafram kası ve/veya dış interkostal kaslar kasılma hareketini gerçekleştirir.
D
Göğüs hacim azalır, intraplevral basıncın daha az negatif olmasına neden olur.
E
Alveoler hacim arttığı için alveoler basınç atmosfer basıncının altına düşer.
Açıklama:
Soluk verme (ekspirasyon) genellikle pasif bir eylemdir. Diyafram kası gevşediğinde kubbe şekline dönüşür ve göğüs boşluğundaki hacmi azaltır. Böylece akciğerlerde oluşan basınç atmosferik basınçtan daha yüksek hâle gelerek hava akciğerlerden dışarıya doğru itilir. Bu nedenle doğru cevap D seçeneğidir.

Soru 24

Dinlenim sırasında her bir soluk alma sırasında akciğerlere 500 ml hava girmesi soluk verme sırasında bu havanı geri çıkması durumuna ne ad verilir?

Seçenekler

A
Tidal volüm
B
Plevral basınç
C
Ekspirasyon yedek hacmi
D
Rezidüel hacim
E
Vital kapasite
Açıklama:
Diğer seçeneklerde verilen ifadeler soru kökünde tanımı istenen ifadeye uygun değildir. Dinlenim sırasında her bir soluk alma sırasında akciğerlere 500 ml hava girerken soluk verme sırasında bu hava geri çıkar ve bu tidal volüm veya soluk hacmi olarak adlandırılır. Soru kökünü karşılayan ifade bu şekildedir. Bu nedenle doğru cevap A seçeneğidir.

Soru 25

Toplam akciğer kapasitesi hesaplanırken aşağıdaki hangi parametre toplam akciğer kapasitesi formülünde yer almaz?

Seçenekler

A
İnspirasyon rezervi hacmi
B
Tidal volüm
C
Ekspirasyon rezerv hacmi
D
Rezidüel hacim
E
Bronşiyal rezerv kapasitesi
Açıklama:
Toplam Akciğer Kapasitesi (TLC)= Formülü, “TLC=IRV+VT+ERV+RV” veya “VC+RV” şeklindedir. Toplam akciğer kapasitesi; inspirasyon rezervi hacmi, tidal volüm, ekspirasyon rezerv hacmi, rezidüel hacim toplamına veya vital kapasite ile rezidüel hacmin toplamına eşittir. E seçeneğinde verilen ifade formülde yer almadığından dolayı doğru cevaptır.

Soru 26

Akciğer fonksiyonu, solunum fonksiyon testi (SFT) kullanılarak hacim ve akış cinsinden ölçülebilir. Aşağıda verilen cihazlardan hangisi ile bu ölçüm gerçekleştirilmektedir?

Seçenekler

A
Oksimetre
B
Nebulizatör
C
Spirometre
D
Sfigmomanometre
E
Ventilatör
Açıklama:
Akciğer fonksiyonu, solunum fonksiyon testi (SFT) kullanılarak hacim ve akış cinsinden ölçülebilir. Spirometre aletiyle akciğerlerdeki bazı (soluk hacmi ve vital kapasite gibi) hava miktarları ölçülerek akciğerlerin kapasitesi ve fonksiyonu ile ilgili bilgi elde edilebilir. Bu nedenle doğru cevap C seçeneğidir.

Soru 27

Alveoler hava keselerinin tahrip olduğu ve akciğerin kendisinin, çok kez şişirilip söndürülen bir balon gibi “disket” şekline geldiği, geri dönüşü olmayan bir akciğer hastalığıdır. Tanımı verilen hastalık aşağıdakilerden hangisidir?

Seçenekler

A
Amfizem
B
Astım
C
Kronik Bronşit
D
Pnömotoraks
E
Plevral Efüzyon
Açıklama:
Amfizem, alveoler hava keselerinin tahrip olduğu ve akciğerin kendisinin, çok kez şişirilip söndürülen bir balon gibi “disket” şekline geldiği, geri dönüşü olmayan bir akciğer rahatsızlığıdır. Alveoler hava keseleri tahrip oldukça akciğerler ve kan arasında gazların geçişi zorlaşır. Akciğer tıpkı aşınmış bir lastik gibi daha da kırılgan hâle gelerek kolayca yırtılabilir. Bu ise havanın göğüs boşluğuna kaçışına ve gaz değişim engelinin artmasına sebep olabilir. Bu nedenle doğru cevap A seçeneğidir.

Soru 28

Solunum yollarının tıkanması veya alveollerin yüzeylerini kaplayan sıvıdaki surfaktan eksikliği sonucunda gözlenen akciğer alveollerinin çökmesi durumuna ne ad verilir?

Seçenekler

A
Astım
B
Atelektazi
C
Plevral Efüzyon
D
Pnömotoraks
E
Amfizem
Açıklama:
Atelektazi hastalığı, akciğer alveollerinin çökmesi demektir. Atelektazi, tek bir akciğerin bir bölgesinde olabileceği gibi, bütün bir akciğer lobunda veya akciğerlerin tümünde de meydana gelebilir. En bilinen iki sebebi; solunum yollarının tıkanması ve alveollerin yüzeylerini kaplayan sıvıdaki surfaktan eksikliğidir. Bu nedenle doğru cevap B seçeneğidir.

Soru 29

Gırtlak yapısında yer alan, larinks boşluğunun üstünde olan kanat ve yaprak şeklinde bulunan kıkırdak aşağıdakilerden hangisidir?

Seçenekler

A
Tiroit kıkırdak
B
Krikoid kıkırdak
C
Trakeal kıkırdak
D
Epiglot kıkırdak
E
Korni kıkırdak
Açıklama:
Epiglot kıkırdak ise larinks boşluğunun üstünde olan kanat ve yaprak şeklinde bir yapıdır. Epiglot kıkırdak yutma hareketi esnasında gırtlağı kaplayarak gırtlak girişinin kapanmasına neden olur. Bu, yutulan her türlü maddenin gırtlağa girişini ve solunum yolunda ilerlemesini engeller. Bu nedenle doğru cevap D seçeneğidir.

Soru 30

Aşağıdakilerden hangisi trakeanın görevleri arasındadır?

Seçenekler

A
Solunan havanın solunum yollarından ilerleyebilmesi için gırtlak
ve akciğerler arasında bağlantı oluşturmak
B
Yutma hareketi esnasında, burun boşluğu ve nazofarinkse yiyecek maddeleri veya sıvı girişini engellemek
C
Soluk borusu ve akciğerler arasındaki havayı taşımak
D
Solunan havadaki parçacıkların filtrelenmesi
E
Ses üretmek veya fonasyon
Açıklama:
Solunan hava, larinksten ayrıldıktan sonra nefes borusu olarak da bilinen trakeaya girer. Trakea ise solunan havanın solunum yollarından ilerleyebilmesi için gırtlak ve akciğerler arasında bağlantı oluşturur. Trakea daha sonra alt bölümde dallanma yapar ve iki bronşial tüpü meydana getirir. Bu nedenle doğru cevap A seçeneğidir.

Soru 31

Akciğerde gazların dışsal hareketi sırasında aşağıdaki olaylardan hangisi gerçekleşir?

Seçenekler

A
Oksijenin alveollerden kana geçmesi ve karbondioksitin kandan alveollere geçmesi
B
Atmosfer havasının alveollere dolması
C
Karbondioksitin mitokondride oluşması
D
Nefes alıp verme sırasında göğüs kafesinin genişlemesi
E
Oksijenin akciğerlerden doğrudan atmosfere çıkması
Açıklama:
Solunum, dışarıdan vücuda oksijenin alınarak hücrelere taşındığı daha sonra oluşan karbondioksitin aynı yol ile dışarıya atılması şeklinde de tanımlanabilir. Solunum genel olarak pulmoner ventilasyon ve gazların dışsal hareketi şeklinde iki bölümden meydana gelmektedir. Bunlar: • Pulmoner ventilasyon: Soluk alma (inspirasyon) ve soluk verme (ekspirasyon) şeklindeki atmosfer havası ve alveoller arasında meydana gelen gaz alışveriş bölümüdür. • Gazların dışsal hareketi: Akciğerlerdeki oksijenin alveollerden kana geçişi ve karbondioksitin kandan alveollere geçişi evresi ve sonucunda oksijenin kandan hücrelere geçişi ve karbondioksitin hücrelerden kana geçmesidir.

Soru 32

Solunum bölgesindeki kemiklerin hava akımını türbülanslı hâle getirmesinin temel amacı aşağıdakilerden hangisidir?

Seçenekler

A
Burun boşluğunda hava akımının hızını düşürmek
B
Havayı akciğerlere daha hızlı ulaştırmak
C
Havanın nemli ve sıcak mukoza ile temas yüzeyini artırmak
D
Burun boşluğunu daha geniş bir geçiş yolu hâline getirmek
E
Solunum sırasında karbondioksit çıkışını hızlandırmak
Açıklama:
Vestibüler Bölge: Burun delikleri içerisinde bulunan bu bölge solunum sistemi açısından ilk savunma görevlerini yerine getiren burun kıllarını içermektedir. Burun kılları, burun yağ bezleri tarafından sentezlenen yağlı bir madde olan sebum ile kaplanmıştır. Sebum maddesi, burun kıllarının esnek ve yumuşak olmasını sağlamanın yanı sıra burun içerisinde büyük maddelerin tutulmasını sağlar. Böylece vestibüler bölge, büyük maddelerin filtrelenmesini sağlayarak akciğerlere girmelerini engellemiş olur ve hava yolları tıkanmaz, tahriş olmaz. • Solunum Bölgesi: Akciğerlerin ve solunum yollarının nemlendirilmesi ve atmosfer havasının vücut sıcaklığı ile uyumlu şekilde ısıtılması gereklidir. Bu görev, bol miktarda kan ile beslenen mukoza ile kaplanmış olan burun boşluğunundur. Solunum bölgesi üç adet kemiğe sahiptir. Bu kemikler, boşluğu üç kanala bölerek burun boşluğunu düz bir geçiş yolu hâlinden, hava akımının türbülanslı olduğu hâle getirirler. Bu yapısı ile vücuda alınan havanın daha nemli ve sıcak olan burun mukozası ile daha fazla teması için daha fazla yüzey alanı oluşturur. Bu nemli mukoza zarı, burun boşluğunda atmosferden alınan havayı %80 oranında nemlendirebilmek için her gün yaklaşık olarak 3 ila 4 bardaklık yani 650-1.000 mililitre nemi havaya ekler. Mukoza zarının gerçekleştirdiği bu işlem, bu kadarlık kısa bir mesafe içerisinde çok etkileyici bir nemlendirme görevidir. • Koku Alma Bölgesi: Solunum fonksiyonlarını gerçekleştirmenin yanı sıra burun boşluğu, koku almak için gerekli olan ayrıca tat almaya katkı sağlayan kemoreseptörleri de içermektedir.

Soru 33

Burun mukozası, atmosferden alınan havayı %80 oranında nemlendirmek için günde yaklaşık 650-1.000 ml nem ekler. Eğer bir kişi günde 15.000 ml (15 L) hava alıp veriyorsa, bu havanın yaklaşık ne kadarı mukoza tarafından nemlendirilmiş olur?

Seçenekler

A
6 litre
B
9 litre
C
12 litre
D
15 litre
E
3 litre
Açıklama:
Vestibüler Bölge: Burun delikleri içerisinde bulunan bu bölge solunum sistemi açısından ilk savunma görevlerini yerine getiren burun kıllarını içermektedir. Burun kılları, burun yağ bezleri tarafından sentezlenen yağlı bir madde olan sebum ile kaplanmıştır. Sebum maddesi, burun kıllarının esnek ve yumuşak olmasını sağlamanın yanı sıra burun içerisinde büyük maddelerin tutulmasını sağlar. Böylece vestibüler bölge, büyük maddelerin filtrelenmesini sağlayarak akciğerlere girmelerini engellemiş olur ve hava yolları tıkanmaz, tahriş olmaz. • Solunum Bölgesi: Akciğerlerin ve solunum yollarının nemlendirilmesi ve atmosfer havasının vücut sıcaklığı ile uyumlu şekilde ısıtılması gereklidir. Bu görev, bol miktarda kan ile beslenen mukoza ile kaplanmış olan burun boşluğunundur. Solunum bölgesi üç adet kemiğe sahiptir. Bu kemikler, boşluğu üç kanala bölerek burun boşluğunu düz bir geçiş yolu hâlinden, hava akımının türbülanslı olduğu hâle getirirler. Bu yapısı ile vücuda alınan havanın daha nemli ve sıcak olan burun mukozası ile daha fazla teması için daha fazla yüzey alanı oluşturur. Bu nemli mukoza zarı, burun boşluğunda atmosferden alınan havayı %80 oranında nemlendirebilmek için her gün yaklaşık olarak 3 ila 4 bardaklık yani 650-1.000 mililitre nemi havaya ekler. Mukoza zarının gerçekleştirdiği bu işlem, bu kadarlık kısa bir mesafe içerisinde çok etkileyici bir nemlendirme görevidir. • Koku Alma Bölgesi: Solunum fonksiyonlarını gerçekleştirmenin yanı sıra burun boşluğu, koku almak için gerekli olan ayrıca tat almaya katkı sağlayan kemoreseptörleri de içermektedir.

Soru 34

Bronşların C şeklindeki kıkırdak yapıları olmasaydı aşağıdaki durumlardan hangisi en olası olurdu?

Seçenekler

A
Bronşların genişliği artar ve daha fazla hava taşınırdı.
B
Bronşlar kolayca çöker ve solunum yolu sürekliliği bozulurdu.
C
Bronşlarda kan damarlarının sayısı artardı.
D
Epitel tabakanın yabancı maddeleri temizleme görevi ortadan kalkardı.
E
Hava akımı daha türbülanslı hâle gelirdi.
Açıklama:
Soluk borusu ve akciğerler arasındaki havayı taşıyan yapılar bronşlardır. Trakea göğsün merkezinde ilk dallanmaya başlar ve ana gövde sağ, sol olmak üzere iki bronşa ayrılır. Bronşlardan bir tanesi sağ akciğere doğru giderken, diğeri ise sol akciğere doğru gider. Ayrıca aynı bölgeden akciğerlere kan damarları, sinirler de giriş ve çıkış yapar. Sağdaki bronş sol taraftakine göre biraz daha geniş bir yapıdadır. Ana bronşlara “birincil (primer) bronşlar” da denir. Her bronş daha küçük “ikincil (sekonder) bronşlara” ayrılır. Bronşlar yapı olarak trakeaya benzerler. Aynı şekilde C şeklindeki kıkırdak yapı bronşlarında dayanıklı olmalarını ve solunum yolunun devamlı açık tutulmasını sağlar. Trakea bölgesinden bölgesel bronşlara kadar olan bölgeye kadar bronş doku katmanları aynı yapıdadır. Sadece aşağıya doğru dallandıkları için daha küçüktürler. Üç katmanları bulunmaktadır. Bunlar: • İlk katman, yüzeyi yabancı maddelerden temiz tutan epitel katmandır. • Orta katman, düz kas, lenf ve sinir yollarını içerir. • Üçüncü katman ise koruyucu ve destekleyici kıkırdak katmandır.

Soru 35

Bronşların katmanları aşağıdaki hangi sıralama ile dıştan içe doğru dizilmiştir?

Seçenekler

A
Epitel - Düz kas/lenf/sinir - Kıkırdak
B
Kıkırdak - Epitel - Düz kas/lenf/sinir
C
Kıkırdak - Düz kas/lenf/sinir - Epitel
D
Düz kas/lenf/sinir - Kıkırdak - Epitel
E
Epitel - Kıkırdak - Düz kas/lenf/sinir
Açıklama:
Soluk borusu ve akciğerler arasındaki havayı taşıyan yapılar bronşlardır. Trakea göğsün merkezinde ilk dallanmaya başlar ve ana gövde sağ, sol olmak üzere iki bronşa ayrılır. Bronşlardan bir tanesi sağ akciğere doğru giderken, diğeri ise sol akciğere doğru gider. Ayrıca aynı bölgeden akciğerlere kan damarları, sinirler de giriş ve çıkış yapar. Sağdaki bronş sol taraftakine göre biraz daha geniş bir yapıdadır. Ana bronşlara “birincil (primer) bronşlar” da denir. Her bronş daha küçük “ikincil (sekonder) bronşlara” ayrılır. Bronşlar yapı olarak trakeaya benzerler. Aynı şekilde C şeklindeki kıkırdak yapı bronşlarında dayanıklı olmalarını ve solunum yolunun devamlı açık tutulmasını sağlar. Trakea bölgesinden bölgesel bronşlara kadar olan bölgeye kadar bronş doku katmanları aynı yapıdadır. Sadece aşağıya doğru dallandıkları için daha küçüktürler. Üç katmanları bulunmaktadır. Bunlar: • İlk katman, yüzeyi yabancı maddelerden temiz tutan epitel katmandır. • Orta katman, düz kas, lenf ve sinir yollarını içerir. • Üçüncü katman ise koruyucu ve destekleyici kıkırdak katmandır.

Soru 36

Bir yetişkin insanda yaklaşık 300-600 milyon alveol bulunmaktadır. Bu kadar çok alveol bulunmasının en önemli fizyolojik sonucu aşağıdakilerden hangisidir?

Seçenekler

A
Alveollerin mukus üretimini kolaylaştırması
B
Akciğerlerdeki kan basıncını sabit tutması
C
Oksijenin kılcal damarlara difüzyonu için büyük yüzey alanı oluşturması
D
Alveollerin kıkırdak desteği olmadan da açık kalmasını sağlaması
E
Solunum sırasında hava akımını türbülanslı hâle getirmesi
Açıklama:
Solunum bronşiolleri de dallanarak, küçülerek ve sayıları artarak “alveol kanallarını” oluştururlar. Alveoler kanallar, alveolar keseler olarak bilinen, birbirine bağlı birkaç alveolün üzüm salkımına benzer yapılarını meydana getirir. Alveol keseciklerinde duvarlar gaz alışverişine izin verecek kadar basit yassı epiteldir; kas, kıkırdak, siliyalar ve mukus yoktur. Yetişkin bir insanın akciğerlerinde yaklaşık olarak 300-600 milyon alveol bulunmaktadır. Böylece, oksijen molekülünün akciğer kılcal damarlarına yayılması için çok büyük bir yüzey alanı sağlanmış olur. Alveollerden ve kılcal damarlardan oluşan bu yapı “alveoler kılcal ünite” şeklinde adlandırılan akciğerlerin “gaz değişim ünitesini” meydana getirirler.

Soru 37

Alveollerin duvarlarında kas, kıkırdak, siliya ve mukusun bulunmamasının temel nedeni aşağıdakilerden hangisidir?

Seçenekler

A
Alveollerin daha dayanıklı olmasını sağlamak
B
Gaz alışverişinin en kısa mesafede ve en hızlı şekilde gerçekleşmesini sağlamak
C
Oksijenin depolanmasını kolaylaştırmak
D
Alveollerin sayısını artırmak
E
Karbondioksitin kana karışmasını engellemek
Açıklama:
Solunum bronşiolleri de dallanarak, küçülerek ve sayıları artarak “alveol kanallarını” oluştururlar. Alveoler kanallar, alveolar keseler olarak bilinen, birbirine bağlı birkaç alveolün üzüm salkımına benzer yapılarını meydana getirir. Alveol keseciklerinde duvarlar gaz alışverişine izin verecek kadar basit yassı epiteldir; kas, kıkırdak, siliyalar ve mukus yoktur. Yetişkin bir insanın akciğerlerinde yaklaşık olarak 300-600 milyon alveol bulunmaktadır. Böylece, oksijen molekülünün akciğer kılcal damarlarına yayılması için çok büyük bir yüzey alanı sağlanmış olur. Alveollerden ve kılcal damarlardan oluşan bu yapı “alveoler kılcal ünite” şeklinde adlandırılan akciğerlerin “gaz değişim ünitesini” meydana getirirler.

Soru 38

Diyafram kasıldığında göğüs boşluğunun hacmi artar. Bunun sonucunda akciğerlere hava girişi hangi temel fizyolojik prensiple gerçekleşir?

Seçenekler

A
Kasların aktif olarak havayı içeri pompalaması
B
Akciğerlerin mukus ile dolması
C
Basınç farkına bağlı olarak havanın yüksek basınçtan düşük basınca akması
D
Diyaframın gevşemesiyle hava girişinin hızlanması
E
Atmosfer basıncının sürekli sabit kalması
Açıklama:
Beyinde nefes alış verişini kontrol eden merkez, özellikle medulla oblongata bölgesinde yer alır. Pons’ta ayrıca bir solunum alanı daha vardır. Ana solunum kası olan diyaframa (dinlenim hâlindeyken kubbe şeklinde bir kas) omuriliğin sinir yoluyla bir sinyal gönderildiği aktif bir ventilasyon süreci başlar. Diyaframın kasılıp düzleşmesi ile göğüs boşluğunun hacmi artar. Bu hacim artışı, tam tersi akciğerlere iletilen basıncın azalmasına sebep olur. Artık akciğerlerdeki basıncın atmosfer basıncından daha düşük olması sebebiyle hava yüksekten düşüğe basınç gradyanı boyunca yani akciğerlere doğru akar. Dış interkostal kaslar, inspirasyonda kaburgaları dışarı ve yukarıya doğru hareket ettirerek göğüs boşluğundaki toplam hacmi artırır.

Soru 39

Aşağıdakilerden hangisi inspirasyon sırasında gerçekleşen olaylardan biridir?

Seçenekler

A
Diyafram gevşer ve kubbeleşir
B
Göğüs boşluğu hacmi azalır
C
Dış interkostal kaslar kaburgaları yukarı ve dışa doğru kaldırır
D
Akciğer içi basıncı atmosfer basıncından yüksek olur
E
Pons’taki solunum merkezi tamamen devre dışıdır
Açıklama:
Beyinde nefes alış verişini kontrol eden merkez, özellikle medulla oblongata bölgesinde yer alır. Pons’ta ayrıca bir solunum alanı daha vardır. Ana solunum kası olan diyaframa (dinlenim hâlindeyken kubbe şeklinde bir kas) omuriliğin sinir yoluyla bir sinyal gönderildiği aktif bir ventilasyon süreci başlar. Diyaframın kasılıp düzleşmesi ile göğüs boşluğunun hacmi artar. Bu hacim artışı, tam tersi akciğerlere iletilen basıncın azalmasına sebep olur. Artık akciğerlerdeki basıncın atmosfer basıncından daha düşük olması sebebiyle hava yüksekten düşüğe basınç gradyanı boyunca yani akciğerlere doğru akar. Dış interkostal kaslar, inspirasyonda kaburgaları dışarı ve yukarıya doğru hareket ettirerek göğüs boşluğundaki toplam hacmi artırır.

Soru 40

Amfizemli akciğerlerin "disket" gibi tanımlanmasının en önemli fizyolojik sonucu aşağıdakilerden hangisidir?

Seçenekler

A
Akciğerlerin şişip boşalmasının kolaylaşması
B
Gazların alveoller ile kan arasında geçişinin zorlaşması
C
Solunum kaslarının daha güçlü çalışması
D
Akciğerlerin kendini onarma hızının artması
E
Pnömotoraks riskinin ortadan kalkması
Açıklama:
Amfizem, alveoler hava keselerinin tahrip olduğu ve akciğerin kendisinin, çok kez şişirilip söndürülen bir balon gibi “disket” şekline geldiği, geri dönüşü olmayan bir akciğer rahatsızlığıdır. Alveoler hava keseleri tahrip oldukça akciğerler ve kan arasında gazların geçişi zorlaşır. Akciğer tıpkı aşınmış bir lastik gibi daha da kırılgan hâle gelerek kolayca yırtılabilir. Bu ise havanın göğüs boşluğuna kaçışına ve gaz değişim engelinin artmasına sebep olabilir. Bu ise pnömotoraksa neden olur.

Soru 41

Solunum sürecinin, atmosfer havasının dışarıdan akciğerlere alınarak akciğerlerden atmosfer havasına atılması şeklinde ifade edilen birinci bölümü aşağıdakilerden hangisidir?

Seçenekler

A
İç solunum
B
Hücresel solunum
C
Dış solunum
D
Pulmoner ventilasyon
E
Gazların dışsal hareketi
Açıklama:
1. Bölüm Solunum sürecinin birinci bölümü "dış solunum" şeklinde ifade edilen, atmosfer havasının dışarıdan akciğerlere alınarak akciğerlerden atmosfer havasına atılmasıdır.

Soru 42

Solunum ile alınan havanın ses telleri aracılığı ile hareketi sonucu ses üretilmesi olayına ne ad verilir?

Seçenekler

A
Ventilasyon
B
Fonasyon
C
Respirasyon
D
Artikülasyon
E
Oksidasyon
Açıklama:
Fonasyon, solunum ile alınan havanın ses telleri aracılığı ile hareketi sonucu ses üretilmesi şeklinde ifade edilir.

Soru 43

Aşağıdakilerden hangisi üst solunum yollarının temel görevlerinden biri değildir?

Seçenekler

A
Solunan havanın nemlendirilmesi
B
Solunan havadaki parçacıkların filtrelenmesi
C
Kan ile gaz alışverişinin yapılması
D
Solunan havanın vücut sıcaklığına getirilmesi
E
Koku alma duyusunun sağlanması
Açıklama:
Bu organlarda herhangi bir gaz alış verişi olmaksızın dışarıdan gelen hava temizlenir, nemlendirilir ve ısıtılır.

Soru 44

Farinksin en üst kısmı olan ve iki burun boşluğunun hemen arkasından başlayan bölümü aşağıdakilerden hangisidir?

Seçenekler

A
Orofarinks
B
Laringofarinks
C
Nazofarinks
D
Epiglot
E
Trakea
Açıklama:
Nazofarinks (burun bölgesi): Farinksin en üst kısmı olan nazofarinks, iki burun boşluğunun hemen arkasından başlar ve solunum mukozası ile kaplıdır.

Soru 45

Trakeanın ön bölgesinde bulunan ve solunum yoluna sert bir yapı oluşturarak kapanmasını engelleyen kıkırdakların şekli nasıldır?

Seçenekler

A
Tam halka şeklinde
B
Düz plaka şeklinde
C
Üçgen şeklinde
D
C şeklinde
E
Sarmal şeklinde
Açıklama:
Trakeanın ön bölgesinde yer alan kıkırdak yapı, boyunda solunum yoluna sert yapı oluşturmak ve koruma sağlamak için C şeklindeki yapı formlarındadır.

Soru 46

Alveollerde yüzey gerilimini azaltarak alveollerin açık kalmasını sağlayan sürfaktan maddesini üreten hücre tipi hangisidir?

Seçenekler

A
Tip I Hücreler (Skuamöz Pnömositler)
B
Tip II hücreler (Granüler Pnömositler)
C
Tip III hücreler (Gezici makrofajlar)
D
Epitel hücreler
E
Endotel hücreleri
Açıklama:
Tip II hücrelerin (Granüler Pnömositler): Alveollerin ayrıca yüzey aktif madde üretmesi gerekir. Tip II hücrelerin devreye girdiği yer burasıdır.

Soru 47

Akciğerler hariç, göğüs boşluğundaki kalp, aort, soluk borusu ve yemek borusu gibi organların bulunduğu boşluğa ne ad verilir?

Seçenekler

A
Plevral boşluk
B
Perikardiyal boşluk
C
Mediastinum
D
Karın boşluğu
E
Torasik kavite
Açıklama:
Mediastinumda akciğerler hariç, göğüs boşluğundaki bütün kalp ve aort damarı, soluk borusu, yemek borusu, timus bezi, lenf damarları, üst ve alt vena kava, sinirler gibi organlar bulunmaktadır.

Soru 48

Kan plazmasındaki karbondioksitin en büyük kısmı (%70) akciğerlere taşınmak için hangi forma dönüşür?

Seçenekler

A
Kan plazmasında çözünmüş şekilde
B
Hemoglobine bağlanarak (karboksihemoglobin)
C
Alyuvarlarda bikarbonat ve hidrojene dönüşerek
D
Albümine bağlanarak
E
Doğrudan serbest gaz olarak
Açıklama:
CO2'nin %70'lik kısmı alyuvarlarda çözünerek bikarbonata (HCO3) ve hidrojene (H) dönüşür.

Soru 49

En zorlu bir ekspirasyondan sonra bile akciğerlerden atılamayan ve akciğerlerde kalan hava hacmine ne ad verilir?

Seçenekler

A
Tidal Volüm (Soluk Hacmi)
B
İnspirasyon Rezerv Hacmi
C
Ekspirasyon Rezerv Hacmi
D
Rezidüel Hacim (Artık Hacim)
E
Vital Kapasite
Açıklama:
Rezidüel Hacim (Artık Hacim) (RV) Hiçbir zaman akciğerlerdeki havanın tamamı dışarıya verilemez. 14Maksimum bir ekspirasyondan sonra akciğerlerde kalan havanın hacmidir.

Soru 50

İnspirasyon rezerv hacmi, tidal volüm ve ekspirasyon rezerv hacminin toplamına eşit olan akciğer kapasitesi hangisidir?

Seçenekler

A
İnspirasyon Kapasitesi
B
Fonksiyonel Artık Kapasite
C
Toplam Akciğer Kapasitesi
D
Vital Kapasite
E
Fizyolojik Ölü Boşluk
Açıklama:
1. Vital Kapasite (VC)= Formülü, "VC=IRV+VT+ERV" şeklindedir. Vital kapasite; inspirasyon rezervi hacmi, tidal volüm ve ekspirasyon rezerv hacmi toplamına eşittir.

Soru 51

Alveollarda gaz değişimi hangi mekanizma ile gerçekleşir?

Seçenekler

A
Aktif taşıma
B
Difüzyon
C
Osmoz
D
Endositoz
E
Filtrasyon
Açıklama:
Cevabınız yanlış ise Alt Solunum Yolları bölümünü yeniden gözden geçiriniz.
Alveolleri oluşturan hücre zarı ve akciğerlerin kılcal damarını oluşturan endotel hücre zarı, oksijen ile karbondioksitin değişim sürecinin gerçekleştiği “solunum zarı” denen yapıyı oluşturur. Bu zarın yaklaşık olarak 0,2 mikron kalınlığında olması sebebiyle gazlar kolaylıkla sızarak geçiş yapabilirler. Geleneksel olarak yetişkinlerde sayısının yaklaşık 300-480 milyon olduğu tahmin edilen alveoller neredeyse tamamen pulmoner kılcal damarlarla kaplıdır. Alveol başına 280 milyar kadar pulmoner kılcal damar bulunabilir. Dolayısıyla alveolde difüzyon yoluyla gaz değişimi için muhtemelen 50 ila 100 m² yüzey alanı bulunmaktadır. Pulmoner kapillerdeki kan ve alveollerdeki hava arasındaki gaz değişimi solunum zarı (solunum membranı veya alveoler-kapiller membranı olarak da adlandırılır) boyunca gerçekleşir. Alveollerdeki gazların kısmi basınçları ile kandaki gazların kısmi basınçları arasındaki farklı oranları, solunum zarı boyunca bir basınç gradyanı meydana getirir. Oluşan bu basınç gradyanı, pulmoner difüzyon sırasında meydana gelen gazların değişiminin temelini oluşturur. Eğer membranın her iki tarafındaki basınçlar birbirine eşit olursa, gazlar dengede olur ve diğer tarafa hareket edemezler. Eğer basınçlar eşit değil ise gazlar kısmi basınç gradyanlarına göre değişim gösterirler.

Soru 52

Solunum yollarında havanın ısıtılması ve nemlendirilmesi hangi yapıda olur?

Seçenekler

A
Alveoller
B
Burun boşluğu
C
Trakea
D
Bronşiyoller
E
Akciğer zarı
Açıklama:
Cevabınız doğru değilse "Üst Solunum Yolları" bölümünü yeniden gözden geçiriniz.
Üst solunum yollarının tüm organları ve diğer yapıları, havanın vücuda giriş ve çıkış iletiminde veya
hareketinde rol oynar. Üst solunum yolunu oluşturan organlar, havanın atmosfer ve akciğerler arasındaki iletişimini sağlamanın yanı sıra atmosferden alınan havanın iklimlendirilmesi açısından da önemlidirler. Bu organlarda herhangi bir gaz alış verişi olmaksızın dışarıdan gelen hava temizlenir, nemlendirilir ve ısıtılır.
Genel olarak üst solunum yolunun görevleri şu şekilde sıralanabilir:
• Solunan havanın vücut sıcaklığına 37°C kadar ısıtılması veya soğutulması,
• Solunan havadaki parçacıkların filtrelenmesi,
• Solunan havanın nemlendirilmesi,
• Koku alma duyusunu sağlamak,
• Ses üretmek veya fonasyon,
• Alınan havanın alt solunum yollarına kadar havalandırılması veya iletilmesidir.
Üst solunum yolu, burun delikleri adı verilen burnun iki açıklığından başlayarak ses tellerinde sona erer ve burun, ağız, farinks (yutak) ve larenksten (gırtlak) oluşur. Soluk alıp vermek için burunun kullanılmadığı durumlarda ağız nefes almak için kullanılır

Soru 53

Akciğerlerin dış yüzeyini saran zar aşağıdakilerden hangisidir?

Seçenekler

A
Plevra
B
Periton
C
Perikard
D
Mediastinum
E
Endotel
Açıklama:
Cevabınız doğru değilse "Akciğerler" bölümünü yeniden gözden geçiriniz.
Akciğerlerin dış katmanını çevreleyen viseral zar da yer almaktadır. Parietal ve viseral zarların ikisine birden plevra zarı denir. Akciğerleri kaplayan plevranın iç tabakasına visseral plevra adı verilir. Bu iki plevral katmanın arasında, soluk alıp verme sırasında sürtünmeyi büyük oranda azaltan, plevra sıvısını içeren plevral boşluk bulunmaktadır. Plevra sıvısı yapısı sebebiyle plevra boşluğu iç basıncı atmosfer basıncına göre daha düşüktür. Bu sebeple özellikle akciğerler olmak üzere göğüs kafesi solunum esnasında plevra boşluğu yönünde kolay bir şekilde genişleyebilir. Akciğerlerin bu yapıları sayesinde, iç basınç ve dış basınç değişimlerine duyarlı hâle gelerek solunum mekaniği düzenli bir şekilde gerçekleşmektedir.Bu sıvı ayrıca, viseral ve parietal zarların birbirinden ayrılmadan birbiri üstünde kolaylıkla kaymasını da sağlar.

Soru 54

Solunum hacimlerinden tidal volüm nedir?

Seçenekler

A
Zorunlu ekspirasyon hacmi
B
Normal nefes alma-verme sırasında değişen hava hacmi
C
Maksimum inspirasyon hacmi
D
Rezidüel hava
E
Vital kapasite
Açıklama:
Cevabınız yanlış ise "Akciğer Hacimleri" bölümünü yeniden gözden geçiriniz.
Tidal Volüm (Soluk Hacmi) (VT)= Tek bir nefes sırasında istirahat hâlinde akciğerlere giren veya çıkan hava miktarıdır. Miktarı ortalama 500 ml kadardır fakat yaşa, cinsiyete, boy ve genel kondisyona bağlı olarak önemli farklılıklar gösterir.

Soru 55

Solunum kaslarının gevşemesiyle hangi olay gerçekleşir?

Seçenekler

A
İnspirasyon
B
Ekspirasyon
C
Ventilasyon
D
Difüzyon
E
Gaz değişimi
Açıklama:
Cevabınız yanlış ise "Solunum Kasları ve Göğüs Duvarı" bölümünü yeniden gözden geçiriniz.
Normal sakin bir solunum süreci neredeyse bütün olarak diyafram hareketiyle meydana gelir. İnspirasyon sırasında diyafram kası kasılarak akciğerlerin alt yüzünü aşağıya doğru çeker. Ekspirasyon sırasında ise diyafram gevşer ve göğüs duvarı, akciğerler elastik bir şekilde geriye çekilerek akciğerler üzerinde baskı artarak hava dışarıya atılır.

Soru 56

Solunumun hızını en çok etkileyen faktör hangisidir?

Seçenekler

A
Kanda oksijen artışı
B
Kanda karbondioksit artışı
C
Vücut sıcaklığının düşmesi
D
Kalp atım hızının azalması
E
Kan basıncı
Açıklama:
Cevabınız yanlış ise "karbondioksit değişimi" bölümünü yeniden gözden geçiriniz.
Kandaki karbondioksit artışı, kanda hidrojen ve bikarbonat oranını da artırır. Kanda artan hidrojen miktarı, pH düzeyini azaltıp asidoz meydana gelmesine sebep olur. Kandaki artan hidrojen solunum merkezinin uyarılması ve solunum hızının artmasına sebep olur. Bu yüzden kandaki asit-baz dengesinin düzenlenmesi solunum sisteminin görevlerinden birisidir.

Soru 57

Vital kapasite aşağıdaki hangi bileşenlerdir?

Seçenekler

A
Tidal + İnspirasyon rezerv + Ekspirasyon rezerv
B
Tidal + Rezidüel
C
İnspirasyon + Rezidüel
D
Tidal + Ekspiratuvar
E
Rezidüel + İnspirasyon
Açıklama:
Cevabınız yanlış ise "akciğer kapasiteleri" bölümünü yeniden gözden geçiriniz.
Vital Kapasite (VC)= Formülü, “VC=IRV+VT+ERV” şeklindedir. Vital kapasite; inspirasyon rezervi hacmi, tidal volüm ve ekspirasyon rezerv hacmi toplamına eşittir. Akciğerlerin maksimum düzeyde kadar hava ile doldurulmasından sonra, maksimum ekspirasyon ile akciğerlerden çıkan hava miktarıdır. 2. İnspirasyon Kapasitesi (IC)= Formülü, “IC=VT+IRV” şeklindedir. İnspirasyon kapasitesi; tidal volüm ile inspirasyon rezerv hacmi toplamına eşittir. Normal bir ekspirasyon sonrası akciğerlerin maksimal düzeyde gerilmesine kadar inspirasyon ile alınabilen hava miktarıdır. 3. Fonksiyonel Artık Kapasite (FRC)= Formülü, “FRC=ERV+RV” şeklindedir. Fonksiyonel artık kapasite; ekspirasyon rezerv hacmi ve rezidüel hacim toplamına eşittir. Fonksiyonel artık kapasite, normal ekspirasyon sonrasında akciğerlerde kalan hava miktarıdır.

Soru 58

Aşağıdakilerden hangisi ekspirasyon rezerv hacmi ve rezidüel hacim toplamına eşittir?

Seçenekler

A
Vital kapasite
B
İnsirasyon kapasitesi
C
Fonksiyonel atık kapasite
D
Ekspirasyon Rezerv Hacmi
E
Rezidüel Hacim
Açıklama:
Cevabınız yanlış ise "akciğer kapasiteleri" bölümünü yeniden gözden geçiriniz.
1. Vital Kapasite (VC)= Formülü, “VC=IRV+VT+ERV” şeklindedir. Vital kapasite; inspirasyon rezervi hacmi, tidal volüm ve ekspirasyon rezerv hacmi toplamına eşittir. Akciğerlerin maksimum düzeyde kadar hava ile doldurulmasından sonra, maksimum ekspirasyon ile akciğerlerden çıkan hava miktarıdır. 2. İnspirasyon Kapasitesi (IC)= Formülü, “IC=VT+IRV” şeklindedir. İnspirasyon kapasitesi; tidal volüm ile inspirasyon rezerv hacmi toplamına eşittir. Normal bir ekspirasyon sonrası akciğerlerin maksimal düzeyde gerilmesine kadar inspirasyon ile alınabilen hava miktarıdır. 3. Fonksiyonel Artık Kapasite (FRC)= Formülü, “FRC=ERV+RV” şeklindedir. Fonksiyonel artık kapasite; ekspirasyon rezerv hacmi ve rezidüel hacim toplamına eşittir. Fonksiyonel artık kapasite, normal ekspirasyon sonrasında akciğerlerde kalan hava miktarıdır.

Soru 59

Normal sakin soluk alma sırasında kullanılmayan ancak egzersiz sırasında öksürmenin veya hapşırmanın inspirasyon aşamasında veya astım gibi patolojik bir durumda kullanılan kasaşağıdakilerden hangisidir?

Seçenekler

A
Diyafram
B
Karın Kasları
C
Ekspirasyon Kasları
D
Dış İnterkostal Kaslar
E
İnspirasyon Yardımcı Kasları
Açıklama:
Cevabınız yanlış ise İnspirasyon Kasları bölümünü yeniden gözden geçiriniz.
İnspirasyon Yardımcı Kasları: İnspirasyon yardımcı kasları normal sakin soluk alma sırasında kullanılmaz ancak egzersiz sırasında öksürmenin veya hapşırmanın inspirasyon aşamasında veya astım gibi patolojik bir durumda kullanılır.

Soru 60

Aşağıdakilerden hangisi üst solunum yolları arasında yer alır?

Seçenekler

A
Trakea
B
Bronşlar
C
Orofarinks
D
Alveoler Kılcal Ünite
E
Akciğerler
Açıklama:
Cevabınız yanlış ise üst ve alt solunum yolları bölümlerini yeniden gözden geçiriniz.
Üst solunum yolu, burun delikleri adı verilen burnun iki açıklığından başlayarak ses tellerinde sona erer ve burun, ağız, farinks (yutak) ve larenksten (gırtlak) oluşur. Soluk alıp vermek için burunun kullanılmadığı durumlarda ağız nefes almak için kullanılır.

Ünite 7

Soru 1

Bir hücre zarının fiziksel, kimyasal veya elektriksel bir uyaran ile uyarılması, zarın iki tarafındaki iyon dağılımının değişmesi ve ortaya çıkan elektriksel potansiyelin zar boyunca iletilmesine ne ad verilir ?

Seçenekler

A
Muskularis
B
Seroza
C
Aksiyon potansiyeli
D
Miyenterik sinir ağı
E
Lamina
Açıklama:
Aksiyon potansiyeli: bir hücre zarının fiziksel, kimyasal veya elektriksel bir uyaran ile uyarılması, zarın iki tarafındaki iyon dağılımının değişmesi ve ortaya çıkan elektriksel potansiyelin zar boyunca iletilmesidir.
Seçeneklerde belirtilen seroza ve muscularis bağırsak lümenindeki tabakalardan olup, lamina tabakası gevşek ve elastik bir bağ dokudur. Miyenterik sinir ağı ise seröz tabaka ile kas dokusu arasındaki sinir ağıdır.
Cevap C seçeneği olmalıdır.

Soru 2

Sindirim sisteminde yer alan kas hareketlerinden ''peristaltik'' hareket aşağıdakilerden hangisini ifade eder ?

Seçenekler

A
karıştırıcı
B
ilerletici
C
kapatıcı
D
kitle oluşturucu
E
öğütücü
Açıklama:
Sindirim sisteminde dört türlü kas haraketi vardır. 1. Karıştırıcı (segmentasyon) 2. İlerletici (peristaltik) 3. Kapatıcı (tonik) 4. Kitle (kalın bağırsak
Yanıt B seçeneği olmalıdır.

Soru 3

Aşağıdakilerden hangisi/hangileri bağırsaklardan omurganın yanındaki gangliyonlara giden ve geri bağırsağa dönen sinir ağının oluşturduğu reflekslerdendir?
I. Gastrokolik refleks
II. Kolonoileal refleks
III. Ağrı refleksi

Seçenekler

A
Yalnız I
B
I ve II
C
II ve III
D
I ve III
E
I, II ve III
Açıklama:
1. Sadece enterik sistem içinde oluşan refleksler: Sindirim sisteminin yerel salgılarını ve hareketlerini uyaran veya baskılayan reflekslerdir.
2. Bağırsaklardan omurganın yanındaki gangliyonlara giden ve geri bağırsağa dönen sinir ağının oluşturduğu refleksler: a. Gastrokolik refleks: Sideden kaynaklanır ve kolon içinin boşalmasını sağlar. b. Enterogastrik refleks: İnce ve kalın bağırsaklardan çıkan uyartılar midenin hareket ve salgılarını baskılar. c. Kolonoileal refleks: Kolondan kaynaklanan uyarılar ileum içinin kolona geçmesini engeller.
3. Bağırsaklardan omuriliğe, bazen de beyine giden ve geri bağırsaklara dönen sinir ağının refleksleri: a. Dışkılama refleksi: Kolon ve rektumdan kaynaklanan uyartılar omuriliğe gider ve geri kolon, rektum ve karın kaslarına gelir. b. Mide salgı refleksi: Mide ve onikiparmak bağırsağından kalkan uyartılar beyin köküne çıkar ve geri dönerek midenin hareket ve salgılarını düzenler. c. Ağrı refleksleri: Sindirim sistemindeki bütün ağrı refleksleridir.
Yalnız B

Soru 4

Aşağıda belirtilen sindirim sistemi hormonlarından hangisi pankrestan insülin üretimi arttırır ?

Seçenekler

A
Gastrin
B
Leptin
C
Sekretin
D
Gastrik inhibitör peptit
E
Motilin
Açıklama:
Gastrik İnhibitör Peptit (GİP): İnce bağırsak içindeki protein, yağ ve şeker düzeyinin artması ile bağırsağın genişleyip gerilmesi GİP üretimini artırır. GİP’de mide asit salgısı ile hareketlerini baskılar ama pankreastan insülin üretimini artırabilir.
Yanıt D seçeneği olmalıdır.

Soru 5

Midenin oniki parmak bağırsağına bağlandığı kısmına ne ad verilir ?

Seçenekler

A
Gaster
B
Fundus
C
Kardiya
D
Gövde
E
Pilorus
Açıklama:
Mide (gaster) ve bağırsaklar (intestinum) yapı ve işlev açısından birbirine benzediğinden çoğu zaman gastrointestinal (GI) sistem diye anılır. Görünümü J harfine benzer ve 4 bölüme ayrılır: Kardiya, fundus, gövde ve pilorus. Kardiya, yemek borusunun mideye bağlandığı yerde küçük bir bölgedir. Fundus yukarı doğru çıkıntı yapar, gövde en bükük ve en geniş olan kısımdır. Pilorus en aşağıda onikiparmak bağırsağına bağlanan bölgedir .
Yanıt E seçeneği olmalıdır.

Soru 6

B12 vitaminin emilimini sağlayan intrinsek faktörü (İF) aşağıda belirtilen hangi organ üretir ?

Seçenekler

A
İnce bağırsak
B
Mide
C
Pankreas
D
Karaciğer
E
Kalın bağırsak
Açıklama:
İF, B12 vitamininin emilmesi için gereklidir. B12 de alyuvar üretimi için gereklidir. Yeterince alyuvar üretilmezse anemi oluşur. Yani mide fonksiyon aksaklıkları anemiye neden olabilir. Midenin görevlerinden biri de intrinsek faktör üretmektir.
Yanıt B seçeneği olmalıdır.

Soru 7

Aşağıdakilerden hangisi/hangileri karaciğerin görevlerindedir ?
I. Safra tuzları yapmak
II. Yağ ve kolesterol metabolizması yapmak
III. Kan depo etmek

Seçenekler

A
Yalnız I
B
I ve II
C
I ve III
D
II ve III
E
I, II ve III
Açıklama:
Karaciğerin görevleri
1. Safra tuzları yapmak 2. Pigmentleri yapmak (biliverdin ve bilirubin gibi) 3. Amino asit ve protein yapmak (albümin, globulin, pıhtılaşma proteinleri ve heparin) 4. Hormon yapmak (anjiyotensinojen ve D vitamini aktivasyonu) 5. Amino asitler enerji için yakılırsa eğer, arta kalanı üre yapmak. 6. Yağ ve kolestrol metabolizması yapmak 7. Karbonhidrat metabolizması yapmak ve depo etmek (glikojen gibi) 8. İyon (Cu, Fe gibi) ve vitamin (A, D, E, K ve B12 gibi) depo etmek 9. Kan depo etmek 10. Steriod yapılı hormonları yıkmak 11. Bazı toksin ve ilaçları yıkmaktır.
Yanıt E seçeneği olmalıdır.

Soru 8

Şekerlerin yanması, kemik oluşumu ve asit-baz dengesi için önemli elektrolit aşağıdakilerden hangisidir ?

Seçenekler

A
Klor
B
Fosfat
C
Potasyum
D
Demir
E
Sodyum
Açıklama:
Fosfat (P) anyonu şekerlerin yanması, kemik oluşumu ve asit-baz dengesi için çok önemlidir.
Sodyum (Na) bedenimizin ozmoz dengesinin, asit-baz dengesinin ve sıvı dengesinin ayarlanmasında görevlidir.
Demir alyuvar üretimi için gereklidir.
Potasyum (K) katyonu genellikle hücrelerde oluşan şeker ve protein dönüşümlerindeki enzimlerin çalışmasında önemlidir.
Klor (Cl) anyonu diğer iyonlarla birlikte ozmoz ve su miktarının ayarlanmasında çok önemlidir ama klorsuz mide HCl üretemez.
Yanıt B seçeneği olmalıdır.

Soru 9

Ortalama sağlıklı bir erkeğin bazal metabolizma hızı kaç kcal/gün'dür ?

Seçenekler

A
1000
B
2000
C
3000
D
4000
E
5000
Açıklama:
Metabolizma hızı kcal türünde ölçülebilir. Terlemenin ve üşümenin olmadığı bir odada, yemek yedikten 12-14 saat sonra ölçülen metabolizma hızına bazal metabolizma hızı denir. Ortalama sağlıklı bir erkeğin bazal metabolizma hızı 2000 kcal/gün’dür. Bu kişi 65 kg ise günlük normal enerji gereksinimi 2800 kcal kadardır.
Yanıt B seçeneği olmalıdır.

Soru 10

''Kandaki .................. iştah uyarıcı olarak, .......................... de iştah baskılayıcı olarak çalışır.'' Cümlesindeki boşluklara hangileri getirilebilir ?

Seçenekler

A
oreksin-seratonin
B
seratonin-leptin
C
grelin-oreksin
D
insülin-seratonin
E
obestatin-insülin
Açıklama:
Kandaki bazı hormonlar (oreksin ve grelin) iştah uyarıcı olarak, diğer bazıları (obestatin, CCK, serotonin, insülin ve özellikle leptin) iştah baskılayıcı olarak çalışırlar.
Yanıt A seçeneği olmalıdır.

Soru 11

Bir bireyde enterik sinir sistemi hasar gördüğünde aşağıdakilerden hangisinin bozulması beklenir?

Seçenekler

A
Bağırsakların peristaltik hareketlerinin düzenlenmesi
B
Kan şekeri düzeyinin dengelenmesi
C
Oksijen taşınımının artması
D
Mide asidinin azalması
E
Tükürük salgısının azalması
Açıklama:
Enterik sinir duyu hücreleri sindirim sisteminin içerisini devamlı tarayarak, farklı bölümlerin (mide, bağırsak gibi) farklı çalışabilmesini sağlarlar. Bir bölge kasılırken hemen yanındaki kısım gevşeyebilir. Diğer bazı duyu hücreleri lümen içindeki olumsuz durumları algılar, beyine bildirir ve önlem alır.

Soru 12

Mide asit salgısının artışı üzerine yapılan bir deneyde, mide iç yüzeyinin gerilmesinin artmasıyla HCl üretiminin de arttığı gözlenmiştir. Bu bulgu hangi mekanizmayı destekler?

Seçenekler

A
Mide kaslarının kasılması asit salgısını durdurur.
B
Asit üretimi yalnızca sekretin hormonu ile düzenlenir.
C
Mide asit salgısı sinirsel uyarılardan etkilenmez.
D
Mide mukozası bikarbonat üretimini azaltır.
E
Mekanik gerilme gastrin hormonunun salınımını tetikler.
Açıklama:
Gastrin hormonu: Mide ve ince bağırsak hücreleri üretir ve salgılar. Gastrin de mide hareketlerini ve midenin hidroklorik asit üretimini artırır.

Soru 13

Karaciğerin hasar görmesi durumunda hangi sindirim süreci en çok aksar?

Seçenekler

A
Proteinlerin amino asitlere parçalanması
B
Yağların küçük damlacıklara ayrılması
C
Nişastanın glikoza dönüşümü
D
Su emiliminin artması
E
Vitaminlerin sentezi
Açıklama:
Karaciğer, safra tuzlarının üretimi ve özellikle yağların yakımında önemlidir.

Soru 14

Aşağıdakilerden hangisi kalın bağırsakta gerçekleşmeyen bir olaydır?

Seçenekler

A
Bakteriler tarafından gaz üretimi
B
Dışkının depolanması
C
K vitamini üretimi
D
Kimyasal sindirimin yoğun biçimde sürmesi
E
Su ve elektrolitlerin emilimi
Açıklama:
Kalın bağırsaklarda bolca mukus, su ve elektrolit salgıları olur. Kalın bağırsağa inen besin kalıntılarından bakteriler az da olsa sindirim yaparak bazı besin ve gazlar oluşturabilirler. K ve bazı B vitamini üretebilirler.

Soru 15

İnce bağırsaklardaki yüzey alanının genişlemesi ile emilim arasındaki ilişki aşağıdakilerden hangisiyle en iyi açıklanır?

Seçenekler

A
Geniş yüzey alanı daha fazla villus üretimini engeller.
B
Artan yüzey alanı, difüzyon ve taşınımı kolaylaştırır.
C
Yüzey alanı arttıkça emilim hızı azalır.
D
Mikrovilusların azalması kimyasal sindirimi hızlandırır.
E
Plikaların küçülmesi emilimi hızlandırır.
Açıklama:
Kimyasal sindirim ve emilimin daha verimli olabilmesi için ince bağırsakların yüzey alanı çok genişlemiştir.

Soru 16

Sindirim sistemi reflekslerinden “enterogastrik refleks”in işlevi aşağıdakilerden hangisidir?

Seçenekler

A
İnce bağırsağın mideye geçişini hızlandırmak
B
Safra salgısını artırmak
C
Kolonun kasılmalarını artırmak
D
Kalın bağırsak içeriğinin rektuma geçmesini engellemek
E
Mide salgı ve hareketlerini baskılayarak sindirimi düzenlemek
Açıklama:
Enterogastrik refleks: İnce ve kalın bağırsaklardan çıkan uyartılar midenin hareket ve salgılarını baskılar.

Soru 17

Aşağıda yer alan enzim - etki alanı eşleştirmelerinden hangisi yanlıştır?

Seçenekler

A
Amilaz - Nişasta parçalanması
B
Lipaz - Yağ asitlerinin parçalanması
C
Pepsin - Proteinlerin parçalanması
D
Maltaz - Amino asitlerin parçalanması
E
Laktaz - Süt şekerinin parçalanması
Açıklama:
Küçülen bu şekerler ince bağırsak mukoza hücrelerince üretilmiş olan enzimler (maltaz, laktaz, sukraz, sakkaraz gibi) tarafından monosakkaritlere dönüştürülürler.

Soru 18

Bir bireyde laktaz enzimi eksikliği bulunuyorsa aşağıdaki durumlardan hangisi en olasıdır?

Seçenekler

A
Protein sindirimi yetersiz olur.
B
Laktoz bağırsakta parçalanamaz ve ishal oluşur.
C
Yağ emilimi artar.
D
Mide asidi artar.
E
Pepsin üretimi azalır.
Açıklama:
Küçülen şekerler ince bağırsak mukoza hücrelerince üretilmiş olan enzimler (maltaz, laktaz, sukraz, sakkaraz gibi) tarafından monosakkaritlere dönüştürülürler. Bu enzimlerin az olması durumunda şekerler parçalanamadığı için hücreler tarafından emilemez ve bağırsak lümeninde kalırlar. Bunların bağırsak lümenindeki yoğunluklarının artması ozmoz olayı sonucu bedendeki suyu bağırsak lümenine (dışarı doğru) emer. Bağırsak lümenindeki emilmeyen maddeler ve su ötürük (ishal) oluşturur ve dışarı atılır.

Soru 19

Katabolizma (yıkım) sürecinde aşağıdakilerden hangisi gerçekleşir?

Seçenekler

A
Enerji harcanır ve büyük moleküller sentezlenir.
B
Enerji depolanır.
C
Küçük moleküller birleşerek büyük moleküller oluşturur.
D
Kompleks moleküller parçalanır ve enerji açığa çıkar.
E
Yalnızca proteinler parçalanır.
Açıklama:
Enerjiyi ortaya çıkaran olaylar katabolizma olarak adlandırılır. Örneğin, proteinleri yedikten sonra onları amino asitlere parçalayıp enerji elde etmek için kullanırsak bu bir katabolik olaydır. Katabolizma sonucunda açığa çıkan enerji beden ısısını üretmek ve bedenin diğer bütün işlevlerini yerine getirmek için kullanılır.

Soru 20

Aşağıdaki süreçlerden hangisi katabolik bir olaydır?

Seçenekler

A
Glikozun oksijenle parçalanarak enerjiye dönüştürülmesi
B
Glikozun glikojene çevrilmesi
C
Protein sentezi
D
Yağ asitlerinden trigliserit sentezi
E
DNA sentezi
Açıklama:
Enerjiyi ortaya çıkaran olaylar katabolizma olarak adlandırılır. Örneğin, proteinleri yedikten sonra onları amino asitlere parçalayıp enerji elde etmek için kullanırsak bu bir katabolik olaydır.

Soru 21

Sindirim kanalı duvarında bulunan ve esas olarak sindirim sistemindeki kasların çalışmalarını düzenleyen sinir ağı aşağıdakilerden hangisidir?

Seçenekler

A
Altmukoza Ağı
B
Miyenterik Ağ
C
Otonom sinir ağı
D
Sempatik sinir ağı
E
Parasempatik sinir ağı
Açıklama:
Miyenterik Ağ: Uzunlamasına ve çevresel kas tabakaları arasında yerleşmiş sinir ağıdır. Sindirim sistemindeki kasların çalışmalarını düzenler.

Soru 22

İnce bağırsak içindeki asit ve yağ düzeyi arttığında üretimi artan, midenin asit salgısını baskılayan ve pankreastan bikarbonat salgısını artıran hormon hangisidir?

Seçenekler

A
Gastrin
B
Kolesistokinin (CCK)
C
Motilin
D
Gastrik İnhibitör Peptit (GIP)
E
Sekretin
Açıklama:
Sekretin hormonu: Onikiparmak bağırsağı içindeki asit ve yağ düzeyi artarsa üretimi artar. Sekretin; midenin asit salgısını baskılar, mide boşalmasını yavaşlatır ve karaciğer ile pankreastan bikarbonat salgısını artırır.

Soru 23

Yutma sırasında epiglotis'in kapanarak yiyeceklerin girmesini engellediği yapı aşağıdakilerden hangisidir?

Seçenekler

A
Yemek borusu
B
Burun boşluğu
C
Soluk borusu
D
Geniz
E
Mide
Açıklama:
Yutağın alt tarafında ve soluk borumuzun ağzında epiglotis bulunur. Yutma sırasında bu da kapanarak yiyeceklerin soluk borusuna gitmesi engellenir.

Soru 24

Yemek borusunun alt ucunda bulunan ve mide içeriğinin yemek borusuna geri kaçmasını (reflü) engelleyen yapı aşağıdakilerden hangisidir?

Seçenekler

A
Yemek borusu üst sfinkteri
B
Pilorik sfinkter
C
İleoçekal sfinkter
D
Oddi sfinkteri
E
Yemek borusu alt sfinkteri
Açıklama:
Mideye bağlanan alt ucunda bulunan yemek borusu alt sfinkteri mide içeriğinin yemek borusuna geri kaçmasını (reflüyü) engeller.

Soru 25

İnce bağırsağın mukoza tabakasının lümene doğru yaptığı, gözle görülebilen kıvrımlara ne ad verilir?

Seçenekler

A
Vilus
B
Mikrovilus
C
Plika
D
Ruga
E
Fırçamsı kenar
Açıklama:
İnce bağırsak da yapı olarak 4 tabakadan oluşur, fakat mukoza tabaka lümene doğru plika denen kıvrımlar yapar.

Soru 26

İnce bağırsak içeriğinin kalın bağırsağa geçişini düzenleyen ve içeriğin geriye kaçmasını engelleyen kapı (sfinkter) hangisidir?

Seçenekler

A
Pilorik sfinkter
B
Yemek borusu alt sfinkteri
C
Oddi sfinkteri
D
Anal sfinkter
E
İleoçekal sfinkter
Açıklama:
Bu bağlantı yerinde ileoçekal denen sfinkter (kapı) vardır. Bu kapı ince bağırsak içeriğinin kalın bağırsak içine geçmesini düzenler ve içeriğin geriye kaçmasını engeller.

Soru 27

Yemek yendikten hemen sonra kalın bağırsakta güçlü peristaltik dalgalar oluşması ve dışkılama isteği duyulmasına neden olan fizyolojik refleks aşağıdakilerden hangisidir?

Seçenekler

A
Enterogastrik refleks
B
Gastrokolik refleks
C
Kolonoileal refleks
D
Dışkılama refleksi
E
Yutma refleksi
Açıklama:
Bu reflekse gastrokolik refleks denir. Yani, yemek yedikten hemen sonra gelişen dışkılama isteği normal bir fizyolojik olaydır.

Soru 28

Bir günde sindirim kanalı lümenine salgılanan yaklaşık 9000 ml suyun büyük bir kısmı geri emilirken, dışkı ile atılan ortalama su miktarı ne kadardır?

Seçenekler

A
100 ml
B
200 ml
C
500 ml
D
1300 ml
E
2000 ml
Açıklama:
Yani dışkı ile günde ortalama sadece 200 ml su dışarıya atarız.

Soru 29

Bedende oluşan kimyasal olayların tümüne verilen isim aşağıdakilerden hangisidir?

Seçenekler

A
Katabolizma
B
Anabolizma
C
Sindirim
D
Metabolizma
E
Emilim
Açıklama:
Bedende oluşan kimyasal olayların tümüne birden metabolizma denir.

Soru 30

Pankreastan salgılanan ve onikiparmak bağırsağında enterokinaz enzimiyle aktif tripsine dönüştürülen öncü enzim hangisidir?

Seçenekler

A
Kemotripsin
B
Elastaz
C
Karboksipeptidaz
D
Pankreatik amilaz
E
Tripsinojen
Açıklama:
Pankreasın ürettiği enzimlerin başında tripsinojen gelir. Onikiparmak bağırsağına gönderilen tripsinojen bağırsak mukoza hücrelerinin ürettiği enterokinaz enzimiyle tripsine dönüştürülür.

Ünite 8

Soru 1

01. Hücreler arası iletişim sırasında, bir hücreden salıverilen hormonun, ikici (hedef) hücrede etkili olabilmesi için, ikinci (hedef) hücrede aşağıdakilerden hangisinin bulunması ve hormonun bu ikinci (hedef) hücreye bağlanabilmesi için varlığı zorunludur?

Seçenekler

A
Reseptör
B
Amino asit
C
Su
D
Yağ
E
Oksijen
Açıklama:
Hücreler arası iletişim sırasında, bir hücreden salıverilen hormonun, ikici (hedef) hücrede etkili olabilmesi için, ikinci (hedef) hücrede bu hormona ait reseptörün bulunması ve hormonun bu ikinci (hedef) hücreye bağlanabilmesi için zorunludur.

Soru 2

Hormonlar kimyasal olarak kaç kategoride sınıflandırılırlar?

Seçenekler

A
2
B
3
C
4
D
5
E
1
Açıklama:
Hormonlar kimyasal olarak 3 kategoride sınıflandırılırlar. Amino asit ve turevleri, peptidler, steroid yapıda olanlar.

Soru 3

Östrojen ve testosteron, kimyasal olarak aşağıdakilerden hangi sınıfta bulunurlar?

Seçenekler

A
Amino asit ve türevleri
B
Peptid yapılı
C
Steroid yapısında
D
Hem amino asit hem peptid yapısında
E
Hem amino asit hem steroid yapısında
Açıklama:
Östrojen ve testosteron, kimyasal olarak steroid yapısında olan hormonlardır.

Soru 4

Aşağıdakilerden hangisi hücre icinde ikinci haberci olarak görev yapan moleküldür?

Seçenekler

A
Sodyum
B
Potasyum
C
Epinefrin (Adrenalin)
D
cAMP (siklik AMP)
E
DNA
Açıklama:
cAMP (siklik AMP) hücre icinde bulunan ikinci haberci olarak görev yapan moleküldür.

Soru 5

Büyüme hormonu, aşağıdakilerden hangisinden salıverilen bir hormondur?

Seçenekler

A
Böbreküstü bezi
B
Tiroid bezi
C
Karaciğer
D
Ovaryum
E
Hipofiz bezi
Açıklama:
Büyüme hormonu, hipofiz bezinden salıverilen bir hormondur.

Soru 6

Aşağıdakilerden hangisi, vücut hücrelerinin hepsi üzerinde etki ederek hücrelerde protein yapımını artıran hormondur?

Seçenekler

A
Büyüme hormonu
B
Estrojen
C
Progesteron
D
Antidiüretik hormon
E
Adrenalin
Açıklama:
Vücut hücrelerinin hepsi üzerinde etki ederek hücrelerde protein yapımını artıran hormon, büyüme hormonudur.

Soru 7

Bütün hücreler üzerinde etki ederek oksijen kullanımını artıran ve metabolizmayı % 100 kadar artırabilen hormon, aşağıdakilerden hangisidir?

Seçenekler

A
Büyüme hormonu
B
Tiroid hormonları
C
Antidiüretik hormon (ADH)
D
Oksitosin
E
Kalsitonin
Açıklama:
Bütün hücreler üzerinde etki ederek oksijen kullanımını artıran ve metabolizmayı % 100 kadar artırabilen hormon, tiroid hormonlarıdır.

Soru 8

Aşağıdakilerden hangi endokrin bezin büyümesi sonucunda guatr oluşur?

Seçenekler

A
Pankreas
B
Karaciğer
C
Tiroid bezi
D
Böbreküstü bezi
E
Akciğer
Açıklama:
Tiroid bezinin büyümesi sonucunda guatr oluşur.

Soru 9

Kan basıncının, kan şeker düzeyinin, metabolizmanın, kalp hızının ve kalp kasılma gücünün artmasına neden olan ve adrenal medulla'dan salıverilen hormon aşağıdakilerden hangisidr?

Seçenekler

A
Oksitosin
B
Kolesterol
C
Aldosteron
D
Adrenalin (epinefrin)
E
Östrojen
Açıklama:
Kan basıncının, kan şeker düzeyinin, metabolizmanın, kalp hızının ve kalp kasılma gücünün artmasına neden olan ve adrenal medulla'dan salıverilen hormon, adrenalin (epinefrin)'dir.

Soru 10

Aşağıdakilerden hangisi, çocuğun erkek ya da kız olması üzerinde birinci derecede onemli ve belirleyicidir?

Seçenekler

A
Adrenalin
B
Noradrenalin
C
oksitosin
D
anneden gelen oosit
E
babadan gelen sperm
Açıklama:
Çocuğun erkek ya da kız olması üzerinde belirleyici olan spermdir.
Sperm, çocuğun erkek ya da kız olması üzerinde birinci derecede onemli ve belirleyicidir.

Soru 11

Hipotalamus-hipofiz-tiroid ekseninde, tiroid hormonlarının (T3 ve T4) kanda artması aşağıdaki sonuçlardan hangisine yol açar?

Seçenekler

A
TRH ve TSH salgısının artmasına
B
Tiroit bezinin büyümesine
C
Kanda iyot miktarının yükselmesine
D
Tiroid hormonlarının sentezinin artmasına
E
TRH ve TSH salgısının baskılanmasına
Açıklama:
Tiroid bezinin esas hormonları T4 ve T3’tür. Tiroid bezinden salgılanan hormonların %93’ü T4 ve % 7’si T3’tür. Tiroid hormonlarının salınımını TSH uyarır. TSH salınımını da hipotalamustan salgılanan TRH arttırır. Hipofiz ön lobundan salgılanan TSH, tiroid bezine gelerek buradaki hücreleri uyarır.

Soru 12

Aşağıdaki hormon çiftlerinden hangisi birbirine zıt (antagonist) etki gösterir?

Seçenekler

A
Aldosteron - Kortizol
B
FSH - LHc
C
T3 - T4
D
İnsülin - Glukagon
E
ADH - Oksitosin
Açıklama:
Normalde açlık kan şeker değerleri 70-110 miligram/desilitredir. Kan şeker değeri 110 mg/dl’nin üzerine çıktığında pankreasta depo hâlinde bulunan insülin kana salınır. Glukagon: İnsülin salgısının aksine kan şekeri düzeyi düştüğünde Langerhans adacıklarının alfa hücrelerinden glukagon hormonu salgılanır. Glukagon insülin gibi protein yapılı bir hormondur ancak insüline zıt etkiler gösterir.

Soru 13

Tiroid hormonlarının yetersiz salgılanması durumunda ortaya çıkan hipotiroidizm aşağıdakilerden hangisine neden olabilir?

Seçenekler

A
Kaslarda güçsüzlük ve yavaş refleks
B
Vücut ısısında artış ve sinirlilik
C
Hızlı kilo kaybı ve uykusuzluk
D
Metabolik hızın artması
E
Kalp atım hızının yükselmesi
Açıklama:
Hipotiroidizmde genellikle ortaya çıkan belirtiler;
• Metabolik hızda azalma
• Gelişme ve büyüme geriliği
• Soğuğa hassasiyet
• Beden ısısı düşüklüğü
• Miksödem
• Arteriyoskleroz
• Uyku ve uyuşukluk hâli
• İleri derecede kas güçsüzlüğü
• Kalp atım hızının ve debisinin yavaşlaması
• İştah azalması
• Kilo artışı
• Kabızlık
• Uyarılabilirliğin azalması, reflekslerin yavaşlaması

Soru 14

Aşağıdakilerden hangisi kortizol hormonunun uzun süreli fazlalığı (Cushing sendromu) sonucunda beklenen bir durumdur?

Seçenekler

A
Kan şekerinde azalma
B
Kaslarda güçsüzlük ve yağ birikimi
C
Bağışıklık sisteminin güçlenmesi
D
Kemik yoğunluğunun artması
E
Kan basıncının düşmesi
Açıklama:
Adrenal korteks hormonlarının aşırı salgılanması (hiperadrenalizm) durumuna ise Cushing sendromu denir. Cushing sendromlu kişilerde kortizolün aşırı salgılanmasına bağlı olarak kan şekerinin aşırı
artışı, karaciğer hariç bütün doku proteinlerinin azalmasına bağlı olarak kaslarda ve kemiklerde güçsüzlük ve aşırı yorgunluk ortaya çıkar.
Adrenal korteks hormonlarının aşırı salgılanması (hiperadrenalizm) durumuna ise Cushing sendromu denir. Cushing sendromlu kişilerde kortizolün aşırı salgılanmasına bağlı olarak kan şekerinin aşırı artışı, karaciğer hariç bütün doku proteinlerinin azalmasına bağlı olarak kaslarda ve kemiklerde güçsüzlük ve aşırı yorgunluk ortaya çıkar.

Soru 15

Bir kişide paratiroid bezinin yetersiz çalıştığı saptanmıştır. Bu durumda hangi sonuçların ortaya çıkması beklenir?

Seçenekler

A
Kanda kalsiyum düzeyinin artması
B
Kalsitonin salgısının baskılanması
C
Kaslarda kramp ve tetani oluşması
D
Böbreklerden kalsiyum geri emiliminin artması
E
Kemik yıkımının artması
Açıklama:
Hipoparatiroidizmde ise PTH yetersizliğine bağlı olarak kandaki kalsiyum oranı düşer, sinir sistemi
anormal olarak uyarılabilir, kaslarda kramp (tetani) şeklinde kasılma, kas seyirmesi ve kalple ilgili anormallikler görülebilir.

Soru 16

Erkekte LH ve FSH hormonlarının işlevleriyle ilgili aşağıdaki eşleştirmelerden hangisi doğrudur?

Seçenekler

A
LH → Sertoli hücrelerini uyarır, FSH → Testosteron üretimini sağlar.
B
LH → Testosteron üretimini sağlar, FSH → Spermatogenezis sürecini uyarır.
C
LH → İnhibin salgısını arttırır, FSH → Leydig hücrelerini baskılar.
D
LH → Sperm olgunlaşmasını sağlar, FSH → Testosteron sentezini engeller.
E
LH → Hipotalamustan GnRH salınımını azaltır, FSH → Oksitosin salgısını uyar.
Açıklama:
Sertoli hücreleri aynı zamanda aktivin ve inhibin denen hormonları üretirler. İnhibin hormonu protein yapılıdır, androjenlerin estrojenlere dönüşmesini sağlar ve folikül stimülan (uyaran) hormonunun (FSH) hipofizdeki üretimini baskılar. Seminifer tüpçüklerin dış aralıklarında Leydig hücreleri vardır. Leydig hücreleri kolesterolü kullanarak testosteron hormonu üretirler.
Testosteron en az üç farklı hormona dönüşür ve bunlardan biri de dihidrotestosterondur. Testosteron ve ondan üretilen erkek üreme hormonlarına topluca androjenler denir. Androjenlerin kandaki
miktarı artarsa hipofizden LH ve hipotalamustan GnRH üretimini baskılayabilir.
Sertoli hücreleri aynı zamanda aktivin ve inhibin denen hormonları üretirler. İnhibin hormonu protein yapılıdır, androjenlerin estrojenlere dönüşmesini sağlar ve folikül stimülan (uyaran) hormonunun (FSH) hipofizdeki üretimini baskılar. Seminifer tüpçüklerin dış aralıklarında Leydig hücreleri vardır. Leydig hücreleri kolesterolü kullanarak testosteron hormonu üretirler. Testosteron en az üç farklı hormona dönüşür ve bunlardan biri de dihidrotestosterondur. Testosteron ve ondan üretilen erkek üreme hormonlarına topluca androjenler denir. Androjenlerin kandaki miktarı artarsa hipofizden LH ve hipotalamustan GnRH üretimini baskılayabilir.

Soru 17

Kadınlarda ovulasyonun gerçekleşmemesi durumunda aşağıdakilerden hangisi beklenir?

Seçenekler

A
Korpus luteum oluşmaz ve progesteron seviyesi düşer.
B
Östrojen seviyesi azalır ve FSH salınımı baskılanır.
C
Hipofizden LH salınımı artar.
D
Endometrium kalınlaşmaya devam eder.
E
Gebelik hormonu (hCG) salgısı artar.
Açıklama:
Yumurta hücresinin etrafındaki yapılara topluca folikül denir. On dördüncü güne gelindiğinde hipofizden salınan FSH ve LH hormonlarının düzeyi çok artmıştır. Büyümüş folikülün ortasında yumurta hücresi durur, etrafındaki yapılar bolca estrojen ve inhibin hormonları salgılar. Bu nedenden on dördüncü güne gelindiğinde estrojen hormonlarının düzeyi de çok artmıştır. Tam on dördüncü günde yumurtalık dış duvarı çatlar ve yumurta hücresi dışarı çıkar. Bu olaya yumurtlama (ovulasyon) denir. Yumurtlamayı artmış LH çok etkiler. Folikül dışarı atılmaz, yumurtalıkta kalır. Yumurtasız kalmış foliküle korpus luteum (sarı cisim) denir ve bolca progesteron hormonu üretmeye başlar. Sarı cismin ürettiği estrojenler ve progesteron emdometriyumun yaşamasını ve salgı yapmasını sağlar.

Soru 18

Doğum kontrol yöntemlerinden hangisi sperm ile yumurtanın karşılaşmasını fiziksel olarak engeller?

Seçenekler

A
Kombine oral kontraseptifler
B
Rahim içi araç (spiral)
C
Gebelik hormonu (hCG) uygulaması
D
Diyafram veya prezervatif
E
Aşılama (inseminasyon) yöntemi
Açıklama:
Erkeğin prezervatif (kondom) kullanması kolay, sağlıklı ve koruyucudur. Alet kullanımı. Dişi serviksinin ağzına konan diyafram veya rahim içine yerleştirilen rahim içi aletleri (RİA) kullanabilir. Bilinçli kullanılabilirse sağlıklı olabilir.

Soru 19

Aşağıdaki örneklerden hangisi otokrin iletişime örnektir?

Seçenekler

A
Hücrenin salgıladığı molekülün aynı hücre üzerindeki reseptörlere bağlanması
B
Adrenal bezden salgılanan adrenalin hormonunun kalp kasına etki etmesi
C
Nöronun salgıladığı nörotransmitterin kas hücresinde kasılma başlatması
D
Tiroid hormonunun hücre çekirdeğinde gen transkripsiyonunu başlatması
E
Sinir hücresinden salınan hormonun kana karışarak uzak dokulara taşınması
Açıklama:
Otokrin iletişim: Hücrenin salgılamış olduğu hormon aynı hücredeki reseptörüne bağlanmasıyla ortaya çıkan yanıttır.

Soru 20

Aşağıdaki iletişim türlerinden hangisinde hedef hücre ile kaynak hücre birbirine en uzakta bulunur?

Seçenekler

A
Otokrin iletişim
B
Parakrin iletişim
C
Nöroendokrin iletişim
D
Endokrin iletişim
E
Sinaptik iletişim
Açıklama:
Endokrin iletişim: Endokrin bezlerce sentezlenen ve salınan hormonların kan aracılığıyla gidip hedef hücrelerdeki reseptörüne bağlanmasıyla ortaya çıkan yanıttır.

Soru 21

Bir hücrenin salgıladığı hormonun, hemen yanındaki komşu hücredeki reseptörüne bağlanmasıyla ortaya çıkan iletişim şekli aşağıdakilerden hangisidir?

Seçenekler

A
Otokrin iletişim
B
Parakrin iletişim
C
Nöroendokrin iletişim
D
Endokrin iletişim
E
Ekzokrin iletişim
Açıklama:
Parakrin iletişim: Hücrenin salgılamış olduğu hormonun yanında bulunan komşu hücredeki reseptörüne bağlanmasıyla ortaya çıkan yanıttır.

Soru 22

Kolesterolden türeyen ve reseptörleri hücrelerin sitoplazmasında veya çekirdeğinde bulunan hormon grubu aşağıdakilerden hangisidir?

Seçenekler

A
Amino asit türevi hormonlar
B
Peptid yapılı hormonlar
C
Steroid hormonlar
D
Glikoprotein yapılı hormonlar
E
Katekolaminler
Açıklama:
Steroid hormonlar: Kolesterol türevi hormonlardır. Streroid hormonlar kolesterolden yapıldıkları için hücre zarını kolaylıkla geçerler. Steroid hormonların reseptörleri hücrelerin stoplazmasında veya çekirdekte bulunur.

Soru 23

Bedene yeterli miktarda iyot alınmaması sonucunda tiroid hormonlarının sentezlenememesiyle ortaya çıkan hipotiroidizm durumu aşağıdakilerden hangisidir?

Seçenekler

A
Graves hastalığı
B
Toksik guatr
C
Endemik kolloid guatr
D
Kretinizm
E
Cushing sendromu
Açıklama:
Endemik kolloid guatr hastalığının nedeni bedene yeteri miktarda iyot alınmamasıdır.

Soru 24

Aşağıdakilerden hangisi paratiroid hormonunun (PTH) kan kalsiyum düzeyini artırmak için gerçekleştirdiği etkilerden biridir?

Seçenekler

A
Kemik yapımını sağlayan osteoblast hücrelerini uyarmak
B
Böbreklerden kalsiyum geri emilimini azaltmak
C
Bağırsaklardan kalsiyum emilimini azaltmak
D
Kemik dokusunda bulunan osteoklast hücrelerini uyararak kemik yıkımına yol açmak
E
Böbreklerden fosfat emilimini artırmak
Açıklama:
PTH kemik dokusunda bulunan osteoklast hücrelerini uyararak kemiğin yıkımına yol açar.

Soru 25

Adrenal korteksten salgılanan ve böbrek tübül hücrelerinde sodyumun geri emilimini artırırken potasyumun idrarla atılımını sağlayan hormon hangisidir?

Seçenekler

A
Kortizol
B
Epinefrin
C
Aldosteron
D
Testosteron
E
Antidiüretik hormon (ADH)
Açıklama:
Aldosteronun bedendeki en önemli görevi böbrek tübül hücrelerinde sodyumun bedene tekrar geri alınması için sodyumun emilimini arttırması potasyumun idrarla atılımını sağlamasıdır.

Soru 26

Gebelik oluştuğunda plasenta tarafından üretilen ve idrarda varlığına bakılarak gebelik testi yapılan hormon aşağıdakilerden hangisidir?

Seçenekler

A
Prolaktin
B
Oksitosin
C
Estrojen
D
Progesteron
E
İnsan koriyonik gonadotropin (HCG)
Açıklama:
Gebe kalındığında plasenta insan koriyonik gonadotropin (human chrorionic gonadotropin = HCG) hormonu üretir. Bu hormonun idrardaki varlığına bakılarak gebelik testi yapılır.

Soru 27

Yumurtlamadan sonra yumurtalıkta kalan folikül kalıntısına ne ad verilir ve bu yapı bolca hangi hormonu üretmeye başlar?

Seçenekler

A
Zigot - Estrojen
B
Korpus luteum - Progesteron
C
Gelişmiş folikül - FSH
D
İlkel folikül - LH
E
Endometriyum - GnRH
Açıklama:
Yumurtasız kalmış foliküle korpus luteum (sarı cisim) denir ve bolca progesteron hormonu üretmeye başlar.

Soru 28

Dişi üreme döngüsünün yaklaşık 14. gününde yumurtlamayı (ovulasyonu) tetikleyen temel hormonal olay aşağıdakilerden hangisidir?

Seçenekler

A
FSH düzeyinin aniden çok azalması
B
LH düzeyinin aniden çok artması
C
Progesteron düzeyinin aniden çok artması
D
Estrojen düzeyinin aniden düşmesi
E
GnRH salınımının durması
Açıklama:
On dördüncü güne gelindiğinde hipofizden salınan FSH ve LH hormonlarının düzeyi çok artmıştır. Yumurtlamayı artmış LH çok etkiler.

Soru 29

Dişi üreme sisteminde, yumurtanın sperm tarafından döllenmesi genellikle hangi yapı içinde gerçekleşir?

Seçenekler

A
Rahim (Uterus)
B
Vajina
C
Yumurtalık (Ovaryum)
D
Fallop tüpleri
E
Serviks
Açıklama:
Döllenme genellikle Fallop tüpleri içinde olur ve rahime yerleşmek üzere hareketine devam eder.

Soru 30

Dışarı atılan semenin yaklaşık %60'ını oluşturan ve spermlere enerji sağlamak için bolca fruktoz şekeri içeren salgı, hangi yapı tarafından üretilir?

Seçenekler

A
Prostat bezi
B
Bulboüretral bezler
C
Epididim
D
Seminal vezikül
E
Testis
Açıklama:
Dişi bedenine bırakılan spermlere enerji sağlamak içinde bolca fruktoz şekeri vardır. Dışarı atılan semenin yaklaşık % 60 kadarını seminal vesikülün salgısı oluşturur.

⚠️ Telif Hakkı Bildirimi: Bu portaldaki sorular telif hakkı içerebilir. İçerik yalnızca ders çalışma amaçlı hazırlanmış olup, ticari amaçlı kopyalanması veya çoğaltılması hak sahibi tarafından yasal yükümlülükler getirebilir.

Telif hakkı bildirimleri için GitHub Issues bölümünü kullanabilirsiniz. Bildirim üzerine ilgili içerik 7 iş günü içerisinde kaldırılacaktır.