Tefsir Tarihi ve Usulü - Tüm Sorular
Ünite 1
Soru 1
Resûlullah (s.a.v.) vahiy aldığı esnada kendisinde görülen hallere yönelik oryantalistlerin attıkları maksatlı iftiraları çürüten delillerden değildir?
Seçenekler
A
Bazı vakitler kendisinde titreme kendinden geçme durumları olmuştur.
B
Vahiy esnasında Resûlullah şuur ve idrakini hiç kaybetmemiştir.
C
Resûlullah’ta psikolojik hastalarda görülen çelişkili haller yoktur.
D
Resulullah'ın hayatında belli bir düzen ve tenasüp söz konusudur.
E
Resulullah (s.a.v) duygusal dünyasında bir aşırılık ve anormallik kaydedilmemiştir.
Açıklama:
Oryantalistlerin bu tür maksatlı iftiralarını çürüten delillerden bazıları şunlardır:
1. Tıbbî olarak sabittir ki saralı, nöbet esnasında idrak ve düşünme kabiliyetini
tamamen kaybeder; gerek kendisinde ve gerekse çevresinde olup bitenlerden haberi olmaz. Vahiy esnasında Resûlullah ise şuur ve idrakini hiç kaybetmemiştir.
2. Saralı, hastalığı esnasında saçmalar. Vahiy esnasında Resûlullah’ta böyle bir
menfî durum kesinlikle vâki olmamıştır.
3. Resulullah'ın hayatında çelişik tutum ve davranışlar gözlenmemiştir.
4. Saralı, nöbetten sonra bütün uzuvlarında şiddetli bir ağrı ve bitkinlik hisseder. Bu durumuna çok üzülür. Hatta bazıları intihar etmeye bile kalkışır. Vahiyden sonra ise Resûlullah’ta bu tür olumsuzluklar asla meydana gelmemiştir. Hz.
Peygamber, vahiy hali geçtikten sonra insanlığı, hem dünyevî ve hem de uhrevî
hayatını düzenleyerek mutluluğa götürecek ve huzura kavuşturacak esasları ihtivâ
eden vahiyleri tebliğ etmişti
1. Tıbbî olarak sabittir ki saralı, nöbet esnasında idrak ve düşünme kabiliyetini
tamamen kaybeder; gerek kendisinde ve gerekse çevresinde olup bitenlerden haberi olmaz. Vahiy esnasında Resûlullah ise şuur ve idrakini hiç kaybetmemiştir.
2. Saralı, hastalığı esnasında saçmalar. Vahiy esnasında Resûlullah’ta böyle bir
menfî durum kesinlikle vâki olmamıştır.
3. Resulullah'ın hayatında çelişik tutum ve davranışlar gözlenmemiştir.
4. Saralı, nöbetten sonra bütün uzuvlarında şiddetli bir ağrı ve bitkinlik hisseder. Bu durumuna çok üzülür. Hatta bazıları intihar etmeye bile kalkışır. Vahiyden sonra ise Resûlullah’ta bu tür olumsuzluklar asla meydana gelmemiştir. Hz.
Peygamber, vahiy hali geçtikten sonra insanlığı, hem dünyevî ve hem de uhrevî
hayatını düzenleyerek mutluluğa götürecek ve huzura kavuşturacak esasları ihtivâ
eden vahiyleri tebliğ etmişti
Soru 2
Kur’ân’ın resmî olarak bir cilt halinde toplanması ve daha sonra çoğaltılması süreciyle ilgili hangi ifade doğru bilgi içermektedir?
Seçenekler
A
Hz. Osman döneminde resmî olarak bir cilt haline getirilmiştir.
B
Hz. Ebû Bekir döneminde nüshalar halinde çoğaltılmıştır.
C
Resmî olarak bir cilt halinde toplanması Hz. Ali’nin döneminde olmuştur.
D
Resmî olarak bir cilt haline getirilmesi Hz. Ebû Bekir döneminde olmuştur.
E
Hz. Peygamber hayatta iken resmî olarak cilt haline getirilmiştir.
Açıklama:
“Kur’ân’ın Toplanması ve Çoğaltılması” konusu incelendiğinde doğru cevabın "Resmî olarak bir cilt haline getirilmesi Hz. Ebû Bekir döneminde olmuştur." olduğu görülebilir.
Soru 3
Kur’ân’ın Hz. Osman döneminde çoğaltılarak bazı şehirlere gönderilmesinin asıl nedenlerinden biri olabileceği söylenebilir?
Seçenekler
A
Hz. Peygamber’in vefatı ile Kur’ân’ın çoğaltılarak bazı şehirlere gönderilmesi için yeterli süre olmaması
B
Hz. Osman’ın şehit edilmesi
C
Matbaanın olmayışı nedeniyle basımının yapılamaması
D
Savaş esnasında hafızların şehit olması
E
Kur’ân’ın kırâatı konusunda anlaşmazlıkların çıkması
Açıklama:
“Kur’ân’ın Çoğaltılması” konusu incelendiğinde Hz. Osman döneminde beldeler arasında Kur’ân’ın kırâatı konusunda ihtilafların çıkması ve bu yüzden Müslümanlar arasında birbirlerine kâfir diyecek kadar üzücü olayların meydana gelmiştir.
Soru 4
Resûlullah, kendisine indirilen âyet ve sûreleri, o devirde kullanılmakta olan yazı
malzemelerine yazdırıyordu. Aşağıdakilerden hangisi bu malzemelerden biri değildir?
malzemelerine yazdırıyordu. Aşağıdakilerden hangisi bu malzemelerden biri değildir?
Seçenekler
A
Hurma ağacının, yaprakları ve kabukları
B
İnce beyaz taşlar.
C
Kürek ve kaburga kemikleri
D
Büyük kaya anıtları
E
İşlenmemiş deri
Açıklama:
Resûlullah, kendisine indirilen âyet ve sûreleri, o devirde kullanılmakta olan yazı
malzemelerine yazdırıyordu. Bu malzemeler şunlardır:
1. Hurma ağacının, yaprakları, kabukları ve yapraklarının orta damarları.
2. İnce beyaz taşlar.
3. Kürek ve kaburga kemikleri.
4. İşlenmemiş deri.
5. İnce deri (rakk).
6. Çanak-çömlek parçaları.
7. Parşömen parçaları.
8. Tahtadan yapılmış levhalar.
9. Bez parçaları.
10.Papirüs.
Büyük kaya anıtlarına ayet ve sure yazılması peygamber sonrası döneme rastgelir.
malzemelerine yazdırıyordu. Bu malzemeler şunlardır:
1. Hurma ağacının, yaprakları, kabukları ve yapraklarının orta damarları.
2. İnce beyaz taşlar.
3. Kürek ve kaburga kemikleri.
4. İşlenmemiş deri.
5. İnce deri (rakk).
6. Çanak-çömlek parçaları.
7. Parşömen parçaları.
8. Tahtadan yapılmış levhalar.
9. Bez parçaları.
10.Papirüs.
Büyük kaya anıtlarına ayet ve sure yazılması peygamber sonrası döneme rastgelir.
Soru 5
Aşağıdaki isimlerden hangisi vahiy katiplerinden biri değildir?
Seçenekler
A
Abdullah b. Ömer
B
Ubey b. Ka'b
C
Zeyd b. Sabit
D
Muaz b. Cebel
E
Muğire b. Şu'be
Açıklama:
Hz. Peygamber, ümmî olduğu için kendisine gelen vahiyleri okuma-yazma bilen
pek çok sahâbîye yazdırmıştır. Meselâ sadece Medîne döneminde 65 kişi kendisine vahiy kâtipliği yapmıştır. Mekke’de ilk vahiy kâtibi Abdullah b. Sa’d b. Ebî
Sarh’tır. Medîne’de ise ilk vahiy kâtipliği yapan kişi Übeyy b. Ka’b’tır. Ondan sonra
Zeyd b. Sâbit vahiy kâtipliği yapmıştır. Bunlardan başka vahiy kâtiplerinin bazılarının isimleri şöyledir: Ebû Bekir, Ömer b. el-Hattâb, Ali b. Ebî Tâlib, Osman b.
Affân, Zübeyir b. Avvâm, Halid b. Velîd, Amr İbnu’l-Âs, Huzeyfe İbnu’l-Yemân,
Âmir b. Füheyre, Mu’âviye, Şurahbil b. Hasene, Muğîre b. Şu’be, Muâz b. Cebel,
Abdullah b. Erkâm, Sâbit b. Kays, Abdullah b. Zeyd, Abdullah b. Revâha, Talha b.
Ubeydillah, Sa’d b. Ebî Vakkâs, Huvaytıb b. Abdi’l-Uzzâ, Hâlid b. Sa’îd, Hanzala b.
er-Rabî’, Cehm İbnu’s-Salt, el-Huseyin en-Nemerî, Muhammed İbnu’l-Mesleme
ve Ebân b. Sa’îd.
Abdullah b. Ömer ise vahiy katipliği yapmamıştır.
pek çok sahâbîye yazdırmıştır. Meselâ sadece Medîne döneminde 65 kişi kendisine vahiy kâtipliği yapmıştır. Mekke’de ilk vahiy kâtibi Abdullah b. Sa’d b. Ebî
Sarh’tır. Medîne’de ise ilk vahiy kâtipliği yapan kişi Übeyy b. Ka’b’tır. Ondan sonra
Zeyd b. Sâbit vahiy kâtipliği yapmıştır. Bunlardan başka vahiy kâtiplerinin bazılarının isimleri şöyledir: Ebû Bekir, Ömer b. el-Hattâb, Ali b. Ebî Tâlib, Osman b.
Affân, Zübeyir b. Avvâm, Halid b. Velîd, Amr İbnu’l-Âs, Huzeyfe İbnu’l-Yemân,
Âmir b. Füheyre, Mu’âviye, Şurahbil b. Hasene, Muğîre b. Şu’be, Muâz b. Cebel,
Abdullah b. Erkâm, Sâbit b. Kays, Abdullah b. Zeyd, Abdullah b. Revâha, Talha b.
Ubeydillah, Sa’d b. Ebî Vakkâs, Huvaytıb b. Abdi’l-Uzzâ, Hâlid b. Sa’îd, Hanzala b.
er-Rabî’, Cehm İbnu’s-Salt, el-Huseyin en-Nemerî, Muhammed İbnu’l-Mesleme
ve Ebân b. Sa’îd.
Abdullah b. Ömer ise vahiy katipliği yapmamıştır.
Soru 6
Hz. Peygamber yatağında iken nâzil olan ayetlere literatürde verilen isim nedir?
Seçenekler
A
Neharî
B
Leylî
C
Sayfî
D
Firaşî
E
Semavî
Açıklama:
El-Firâşî: Hz. Peygamber yatağında iken nâzil olan vahiylerdir. Meselâ Mâide sûresinin 67. âyeti, Hz. Peygamber Ümmü Seleme’nin yanında iken indirilmiştir
Soru 7
Kur’ân’ı bir araya toplamak için Zeyd b. Sâbit’in başkanlığında bir heyet kuruldu. Zeyd b. Sâbit’in bu işin başına geçirilmesinin nedenleri vardır. aşağıdakilerden hangisi bu nedenlerden değildir?
Seçenekler
A
Zeyd, uzun süre vahiy kâtipliği yapan bir kişi idi.
B
Zeyd’in kırâati, Hz. Peygamber’in son arzada Cebrâil’e sunduğu kırâat idi.
C
Zeyd, Kur’ân’ın tamamını ezberleyen ve onu en güzel şekilde okuyan
sahâbîlerden biriydi.
sahâbîlerden biriydi.
D
Zeyd, çok zeki ve hafızası güçlü bir kişiydi.
E
Zeyd Resulullah'ın evlatlığıydı.
Açıklama:
Kur’ân’ı bir araya toplamak için Zeyd b. Sâbit’in başkanlığında bir heyet kuruldu. Zeyd b. Sâbit’in bu işin başına geçirilmesinin nedenleri şunlardır:
1. Zeyd, uzun süre vahiy kâtipliği yapan bir kişi idi.
2. Resûlullah hayatta iken Kur’ân’ın tamamını toplamıştı.
3. Zeyd, Kur’ân’ın tamamını ezberleyen ve onu en güzel şekilde okuyan
sahâbîlerden biriydi.
4. Zeyd’in kırâati, Hz. Peygamber’in son arzada Cebrâil’e sunduğu kırâat idi.
5. Zeyd, çok zeki bir kişiydi.
6. Zeyd, bütün Müslümanların güvenini kazanmış olan biriydi.
Oysa Zeyd b. Sabit Resulullah'ın evlatlığı değildi.
1. Zeyd, uzun süre vahiy kâtipliği yapan bir kişi idi.
2. Resûlullah hayatta iken Kur’ân’ın tamamını toplamıştı.
3. Zeyd, Kur’ân’ın tamamını ezberleyen ve onu en güzel şekilde okuyan
sahâbîlerden biriydi.
4. Zeyd’in kırâati, Hz. Peygamber’in son arzada Cebrâil’e sunduğu kırâat idi.
5. Zeyd, çok zeki bir kişiydi.
6. Zeyd, bütün Müslümanların güvenini kazanmış olan biriydi.
Oysa Zeyd b. Sabit Resulullah'ın evlatlığı değildi.
Soru 8
Kur'an'daki ayetlerin harekelenmesi işini ilk olarak kim yapmıştır?
Seçenekler
A
Ebû’l-Esved ed-Dü’elî
B
Hamza b. el-Hasen el-İsbahânî,
C
Ebû Amr ed-Dânî
D
Yahya b. Ya’mer
E
Nasr b. Âsım
Açıklama:
Noktalama halindeki harekelemeyi ilk olarak Ebu'l esved Ed-Dueli yapmıştır.
Soru 9
Kur'an'a bugünkü harekeleri koyan kişi kimdir?
Seçenekler
A
Nasr b. Âsım
B
Yahya b. Ya’mer
C
Halil b. Ahmed
D
Hamza b. el-Hasen el-İsbahânî
E
Ebû’l-Esved ed-Dü’elî
Açıklama:
Halil b. Ahmed Kur’ân’a, bugünkü harekeleri koymuştur
Soru 10
Yüce Allah’ın insanlara ulaştırmak istediği mesajlarını peygamberlerine, alışılmışın dışında gizli bir yolla süratli bir şekilde bildirmesine ne denir?
Seçenekler
A
Vahiy
B
Hadis
C
İlham
D
İntikal
E
Mir'ac
Açıklama:
Vahy, v-h-y (وحى (kelimesinin mastarı olup sözlükte, gizli ve süratli bir şekilde bildirmek, seslenmek, gizli konuşmak, fısıldamak, emretmek, telkîn etmek, ilham etmek, işâret etmek, yazı yazmak, bir şeyi başkasına intikal ettirmek, elçi göndermek ve içgüdü gibi anlamlara gelmektedir. Vahyin terim olarak tanımı ise şöyledir: “Yüce Allah’ın insanlara ulaştırmak istediği mesajlarını peygamberlerine, alışılmışın dışında gizli bir yolla süratli bir şekilde bildirmesidir”. Doğru yanıt A'dır.
Soru 11
I. Allah’ın iletmek istediği mesajları peygamberinin kalbine doğrudan bırakması/yerleştirmesi
II. Vahyi peygamberine bir perde arkasından bildirmesi
III. Vahiy getirmekle görevlendirdiği bir meleği elçi olarak göndermesi
Yukarıdakilerden hangisi veya hangileri vahyin geliş şekillerindendir?
II. Vahyi peygamberine bir perde arkasından bildirmesi
III. Vahiy getirmekle görevlendirdiği bir meleği elçi olarak göndermesi
Yukarıdakilerden hangisi veya hangileri vahyin geliş şekillerindendir?
Seçenekler
A
Yalnız I
B
Yalnız II
C
Yalnız III
D
I ve II
E
I, II ve III
Açıklama:
Yüce Allah şu âyette vahyin üç türlü gelebileceğini haber vermektedir:
ه ِ ِ ْذن إ ِ َ ب ِ ي ُوح َـي ُ ًول ف َس َ ر ِ ل ْس ـر ُ ْ ي َ ٍ اب أَو ِ ج َاء ح ر َ ِن و ْ م ًا أَو ي ْ َح َِّل و ُ إ ُ اللَّه ه َ ِّم ُ َكل َ َشٍر أَن ي ب ِ ان ل َ َ ا ك َ م َ و ٌ ِيم َك ٌّ ح ِي ل َ ُ ع نَّه ِ َ َشاء إ َا ي م
“Allah bir insanla ancak vahiy yoluyla veya perde arkasından konuşur yahut bir
elçi gönderip izniyle ona dilediğini vahyeder” (Şûrâ (42), 51).
Bu âyete göre vahiy üç şekilde gerçekleşmiştir:
1. Allah’ın iletmek istediği mesajları peygamberinin kalbine doğrudan bırakması/yerleştirmesi.
2. Vahyi peygamberine bir perde arkasından bildirmesi. Hz. Mûsâ’ya ağaçtan
nidâ etmesi bu tür bir vahiy çeşididir.
3. Vahiy getirmekle görevlendirdiği bir meleği elçi olarak göndermesi. Kur’ân
bu şekilde yani, Cebrâil vâsıtası ile indirilmiştir. Doğru yanıt E'dir.
ه ِ ِ ْذن إ ِ َ ب ِ ي ُوح َـي ُ ًول ف َس َ ر ِ ل ْس ـر ُ ْ ي َ ٍ اب أَو ِ ج َاء ح ر َ ِن و ْ م ًا أَو ي ْ َح َِّل و ُ إ ُ اللَّه ه َ ِّم ُ َكل َ َشٍر أَن ي ب ِ ان ل َ َ ا ك َ م َ و ٌ ِيم َك ٌّ ح ِي ل َ ُ ع نَّه ِ َ َشاء إ َا ي م
“Allah bir insanla ancak vahiy yoluyla veya perde arkasından konuşur yahut bir
elçi gönderip izniyle ona dilediğini vahyeder” (Şûrâ (42), 51).
Bu âyete göre vahiy üç şekilde gerçekleşmiştir:
1. Allah’ın iletmek istediği mesajları peygamberinin kalbine doğrudan bırakması/yerleştirmesi.
2. Vahyi peygamberine bir perde arkasından bildirmesi. Hz. Mûsâ’ya ağaçtan
nidâ etmesi bu tür bir vahiy çeşididir.
3. Vahiy getirmekle görevlendirdiği bir meleği elçi olarak göndermesi. Kur’ân
bu şekilde yani, Cebrâil vâsıtası ile indirilmiştir. Doğru yanıt E'dir.
Soru 12
Aşağıdakilerden hangisi vahiy esnasında Hz. Peygamber'de görülen hallerden biri değildir?
Seçenekler
A
Resûlullah’ın, en soğuk günlerde bile alnının terlemesi
B
Resûlullah’ın üzerine büyük bir ağırlığın çökmesi
C
Resûlullah’ın uzun şiirler okuması
D
Resûlullah’ın sırt üstü yatarak üzerinin örtülmesi
E
Resûlullah’ın yanında bazen horultuya, bazen de arı uğultusuna benzer bir
ses işitilmesi
ses işitilmesi
Açıklama:
İnsanın beşerî sıfatlar içinde Allah’ın hıtâbına muhâtap olması oldukça zordur. Kur’ân bu durumu şu âyetiyle ortaya koymaktadır: يلِ ً ًل ثَق ْ َـو ْ َك ق َي ل َ ِي ع ـلق ُْ ن َ نَّا س ِ إ /“Şüphesiz ki biz sana ağır bir söz vahyedeceğiz” (Müzzemmil (73), 5). Vahiy esnasında Hz. Peygamber’de şu haller meydana gelmiştir: 1. Resûlullah’ın, en soğuk günlerde bile alnının terlemesi. 2. Resûlullah’ın üzerine büyük bir ağırlığın çökmesi. 3. Resûlullah’ın yanında bazen horultuya, bazen de arı uğultusuna benzer bir ses işitilmesi. 4. Resûlullah’ın sırt üstü yatarak üzerinin örtülmesi ve yüzünün kızarması. 5. Bunlardan başka vahiy inerken Resulullah’ın uykusu gelir, vücudu kaskatı kesilir ve ağırlaşır, üzerine sekînet iner, gözlerini belli bir noktaya dikerdi. Doğru yanıt C'dir.
Soru 13
I. Vahiy vasıtalı, ilham ise vasıtasız olarak tecellî eder.
II. Vahiy olayı son bulmuştur, ilham ise devam etmektedir.
III. Vahiy bağlayıcıdır, ilham ise bağlayıcı değildir.
IV. Vahiy hususi ve cüzî, ilham ise umumî ve küllîdir.
Yukarıdakilerden hangisi veya hangileri vahiy ile ilham arasındaki farklara dair yanlış bilgi içermektedir?
II. Vahiy olayı son bulmuştur, ilham ise devam etmektedir.
III. Vahiy bağlayıcıdır, ilham ise bağlayıcı değildir.
IV. Vahiy hususi ve cüzî, ilham ise umumî ve küllîdir.
Yukarıdakilerden hangisi veya hangileri vahiy ile ilham arasındaki farklara dair yanlış bilgi içermektedir?
Seçenekler
A
Yalnızca III
B
Yalnızca IV
C
I, II
D
II, III
E
I, II, III
Açıklama:
İlham ile “kalpleri tasfiye edilmiş kişilere âni olarak verilen tefekkür ve istidlal dışı bilgiler” kastedilmektedir.
Vahiyle ilham arasında şu farklar bulunmaktadır:
1. Peygamberler kendilerine indirilen vahyin Allah katından olduğunu kesin
olarak bilirler. İlhamın kaynağı belli olmadığı için onu alanlar onun nereden geldiğini bilemezler.
2. Vahiy vasıtalı, ilham ise vasıtasız olarak tecellî eder.
3. Vahiy olayı son bulmuştur, ilham ise devam etmektedir.
4. Vahiy bağlayıcıdır, ilham ise bağlayıcı değildir.
5. Vahiy umumî ve küllî, ilham ise hususî ve cüzîdir.
6. Vahiy yoluyla elde edilen bilgiler birbirleriyle çelişmez; ilham ile elde edilen
bilgiler ise birbirleriyle çelişebilir.
5. maddedeki veri soruda IV. sırada yanlış bilgi verildiği için bu bilgiye yer veren B şıkkı aranan yanıttır.
Vahiyle ilham arasında şu farklar bulunmaktadır:
1. Peygamberler kendilerine indirilen vahyin Allah katından olduğunu kesin
olarak bilirler. İlhamın kaynağı belli olmadığı için onu alanlar onun nereden geldiğini bilemezler.
2. Vahiy vasıtalı, ilham ise vasıtasız olarak tecellî eder.
3. Vahiy olayı son bulmuştur, ilham ise devam etmektedir.
4. Vahiy bağlayıcıdır, ilham ise bağlayıcı değildir.
5. Vahiy umumî ve küllî, ilham ise hususî ve cüzîdir.
6. Vahiy yoluyla elde edilen bilgiler birbirleriyle çelişmez; ilham ile elde edilen
bilgiler ise birbirleriyle çelişebilir.
5. maddedeki veri soruda IV. sırada yanlış bilgi verildiği için bu bilgiye yer veren B şıkkı aranan yanıttır.
Soru 14
I. Muhataplara büyük bir kolaylık sağlanmıştır.
II. Büyük çoğunluğu okuma-yazma bilmeyen Arapların Kur’ân’ı anlamaları ve uygulamaları kolaylaşmıştır.
III. Kur’ân'a inanmayanların gerçek niyetleri gizlenmiştir.
IV. Hz. Peygamber ve ashâbına moral kaynağı olmuştur.
Yukarıdakilerden hangileri vahyin Hz. Peygamber'e parça parça indirilmesinin hikmetlerindendir?
II. Büyük çoğunluğu okuma-yazma bilmeyen Arapların Kur’ân’ı anlamaları ve uygulamaları kolaylaşmıştır.
III. Kur’ân'a inanmayanların gerçek niyetleri gizlenmiştir.
IV. Hz. Peygamber ve ashâbına moral kaynağı olmuştur.
Yukarıdakilerden hangileri vahyin Hz. Peygamber'e parça parça indirilmesinin hikmetlerindendir?
Seçenekler
A
I ve II
B
II ve III
C
I, II ve III
D
I, II ve IV
E
I, II, III ve IV
Açıklama:
Kur’ân’ın Resûlullah’a parça parça indirilmesinin birçok sebep ve hikmeti vardır. Bunlardan bazıları şunlardır:
1. Kur’ân’ın parça parça indirilmesiyle muhataplara büyük bir kolaylık sağlanmıştır. Eğer Kur’ân’ın tamamı birden indirilmiş olsaydı, muhâtaplar onun bütün hükümleriyle bir anda mükellef olacaklardı. Bu durumda, asırlardan beri benimsemiş oldukları şirk, bâtıl inanç, kötü âdet ve alışkanlıklarından birden sıyrılmak gibi zorluklarla karşı karşıya kalacaklardı.
2. Kur’ân’ın parça parça inmesiyle, büyük çoğunluğu okuma-yazma bilmeyen Arapların Kur’ân’ı anlamaları ve uygulamaları kolaylaşmıştır. Eğer Kur’ân birden nâzil olmuş olsaydı, ümmî olan Arapların onun ulvî manalarını anlamaya güçleri yetmezdi. Dolayısı ile Kur’ân, parça parça inerek kolayca anlaşılması sağlanmıştır. Nitekim yukarıda da zikredilen şu âyetler aynı zamanda bu hususa da işaret etmektedirler: “İnkâr edenler: Kur’ân ona bir defada topluca indirilmeli değil miydi? dediler. Biz onu senin kalbine iyice yerleştirmek için böyle yaptık (parça parça indirdik) ve onu tane tane (ayırarak) okuduk” (Furkân (25), 32). “Biz onu, Kur’ân olarak, insanlara dura dura
okuyasın diye (âyet âyet, sûre sûre) ayırdık ve onu peyderpey indirdik” (İsrâ’ (17), 106).
3. Kur’ân, parça parça inmekle, ona inanmayanların iç yüzleri açığa çıkmıştır. Münafık ve müşrikler İslâm’a ve Müslümanlara karşı düşmanlık yapma konusunda birleşmişlerdi. Özellikle münâfıklar mü’minler için daha büyük bir tehlike oluşturuyordu. Zîrâ münâfıklar, Müslümanlarla iç içe yaşıyor, birlikte ibâdet ediyorlardı. Bu açıdan münâfıkların gizli niyetlerinin bilinmesi için Kur’ân’ın peyderpey nüzûlü gerekiyordu. Şu âyet bu hususu apaçık ortaya koymaktadır: “Münafıklar, kalplerinde olanı kendilerine haber verecek bir sûrenin müminlere indirilmesinden çekinirler. De ki: Siz alay edin!
Allah o çekindiğiniz şeyi ortaya çıkaracaktır” (Tevbe (9), 64).
4. Hz. Peygamber ve ashâbına moral kaynağı olmuştur. Hangi konuda olursa olsun vahyin devamlı olarak gelmesi, Yüce Allah tarafından Hz. Peygamber’e verilen üstün değer, destek ve yardımın devam ettiğinin açık bir göstergesiydi. Ayrıca her gelen vahiy yeni bir sevinç, heyecan ve moral kaynağı oluşturuyordu.
Vahyin peyderpey gelmesi, inanmayanların niyetlerinin gizlenmesini değil, aksine ortaya çıkışını mümkün kılmıştır. Doğru yanıt D'dir.
1. Kur’ân’ın parça parça indirilmesiyle muhataplara büyük bir kolaylık sağlanmıştır. Eğer Kur’ân’ın tamamı birden indirilmiş olsaydı, muhâtaplar onun bütün hükümleriyle bir anda mükellef olacaklardı. Bu durumda, asırlardan beri benimsemiş oldukları şirk, bâtıl inanç, kötü âdet ve alışkanlıklarından birden sıyrılmak gibi zorluklarla karşı karşıya kalacaklardı.
2. Kur’ân’ın parça parça inmesiyle, büyük çoğunluğu okuma-yazma bilmeyen Arapların Kur’ân’ı anlamaları ve uygulamaları kolaylaşmıştır. Eğer Kur’ân birden nâzil olmuş olsaydı, ümmî olan Arapların onun ulvî manalarını anlamaya güçleri yetmezdi. Dolayısı ile Kur’ân, parça parça inerek kolayca anlaşılması sağlanmıştır. Nitekim yukarıda da zikredilen şu âyetler aynı zamanda bu hususa da işaret etmektedirler: “İnkâr edenler: Kur’ân ona bir defada topluca indirilmeli değil miydi? dediler. Biz onu senin kalbine iyice yerleştirmek için böyle yaptık (parça parça indirdik) ve onu tane tane (ayırarak) okuduk” (Furkân (25), 32). “Biz onu, Kur’ân olarak, insanlara dura dura
okuyasın diye (âyet âyet, sûre sûre) ayırdık ve onu peyderpey indirdik” (İsrâ’ (17), 106).
3. Kur’ân, parça parça inmekle, ona inanmayanların iç yüzleri açığa çıkmıştır. Münafık ve müşrikler İslâm’a ve Müslümanlara karşı düşmanlık yapma konusunda birleşmişlerdi. Özellikle münâfıklar mü’minler için daha büyük bir tehlike oluşturuyordu. Zîrâ münâfıklar, Müslümanlarla iç içe yaşıyor, birlikte ibâdet ediyorlardı. Bu açıdan münâfıkların gizli niyetlerinin bilinmesi için Kur’ân’ın peyderpey nüzûlü gerekiyordu. Şu âyet bu hususu apaçık ortaya koymaktadır: “Münafıklar, kalplerinde olanı kendilerine haber verecek bir sûrenin müminlere indirilmesinden çekinirler. De ki: Siz alay edin!
Allah o çekindiğiniz şeyi ortaya çıkaracaktır” (Tevbe (9), 64).
4. Hz. Peygamber ve ashâbına moral kaynağı olmuştur. Hangi konuda olursa olsun vahyin devamlı olarak gelmesi, Yüce Allah tarafından Hz. Peygamber’e verilen üstün değer, destek ve yardımın devam ettiğinin açık bir göstergesiydi. Ayrıca her gelen vahiy yeni bir sevinç, heyecan ve moral kaynağı oluşturuyordu.
Vahyin peyderpey gelmesi, inanmayanların niyetlerinin gizlenmesini değil, aksine ortaya çıkışını mümkün kılmıştır. Doğru yanıt D'dir.
Soru 15
Aşağıdakilerden hangisi Kur’ân’ın yazıldığını ortaya koyan ayetlerden biridir?
Seçenekler
A
İşte böylece sana da emrimizle Kur’ân’ı vahyettik. Sen, bundan önce kitap nedir, îmân nedir bilmezdin” (Şûrâ (42), 52).
B
"Andolsun Tûr’a (Mûsâ’nın vahiy aldığı Sinâ Dağı’na). Yayılmış/işlenmiş ince deri üzerine satır satır yazılmış olan Kitaba” (Tûr (52), 1-3).
C
Ey Resûl! Rabbinden sana indirileni tebliğ et. Eğer bunu yapmazsan O’nun elçiliğini yapmamış olursun” (Mâide (5), 67).
D
Onu hemen okumak için dilini kımıldatma. Onu toplamak ve okumak bize düşer. O halde biz onu okuduğumuzda sen onun okunuşunu takip et” (Kıyâme (75), 16-18).
E
Biz onu, Kur’ân olarak, insanlara dura dura okuyasın diye (âyet âyet, sûre sûre) ayırdık ve onu peyderpey indirdik” (İsrâ’ (17), 106).
Açıklama:
Resûlullah, Kur’ân’ın sadece ezberlenmesiyle yetinmemiş, aynı zamanda onu titizlikle yazdırmıştır. Kur’ân’ın yazdırıldığına dair pek çok delil bulunmaktadır. Onlardan bazıları şunlardır: 1. Her şeyden önce Kur’ân’ın bir isminin de “yazılı metin” anlamına gelen “el-Kitâb” olması, onun yazıldığını göstermektedir. 2. Şu âyetler, Kur’ân’ın yazıldığını ortaya koymaktadırlar: "Dileyen ondan (Kur’ân’dan) öğüt alır. O, değerli sahifelerdedir, tertemiz kılınmış, yüce makamlara kaldırılmış mukaddes sahifelerde, kâtiplerin ellerindedir, değerli ve güvenilir katiplerin” (Abese (80), 12-16). "İşte o apaçık delil) Allah tarafından gönderilen ve tertemiz sahifeleri okuyan bir elçidir. En doğru hükümler vardır şu sahifelerde” (Beyyine (98), 2-3). Âyetlerde geçen “sahife” kelimeleri, açıkça yazıya işaret etmektedirler. "Andolsun Tûr’a (Mûsâ’nın vahiy aldığı Sinâ Dağı’na). Yayılmış/işlenmiş ince deri üzerine satır satır yazılmış olan Kitaba” (Tûr (52), 1-3). Görüldüğü gibi bu âyette de, Kur’ân’ın yazıya geçirildiği çok açık olarak ifade edilmiştir. Doğru yanıt B’dir.
Soru 16
Kur’ân’ı bir araya toplamak için oluşturulan heyetin başkanlığını hangi sahabe yapmıştır?
Seçenekler
A
Hz. Ömer
B
Hz. Zeyd b. Sâbit
C
Hz. Ebû Bekir
D
Hz. Ali
E
Hz. Osman
Açıklama:
Kur’ân’ı bir araya toplamak için Zeyd b. Sâbit’in başkanlığında bir heyet kuruldu. Zeyd b. Sâbit’in bu işin başına geçirilmesinin nedenleri şunlardır:
- Zeyd, uzun süre vahiy kâtipliği yapan bir kişi idi.
- 2. Resûlullah hayatta iken Kur’ân’ın tamamını toplamıştı.
- 3. Zeyd, Kur’ân’ın tamamını ezberleyen ve onu en güzel şekilde okuyan sahâbîlerden biriydi.
- 4. Zeyd’in kırâati, Hz. Peygamber’in son arzada Cebrâil’e sunduğu kırâat idi.
- 5. Zeyd, çok zeki bir kişiydi.
- 6. Zeyd, bütün Müslümanların güvenini kazanmış olan biriydi. Doğru yanıt B’dir.
Soru 17
I. Tilâveti neshedilmiş âyetlerin yazılmaması II. . Çoğaltmada, Ebû Bekr döneminde toplanan Mushaf'ın esas alınması III. Çoğaltılacak nüshalara, Hz. Peygamber’in son arzada okumuş olduğu yedi harfin alınması Yukarıdakilerden hangileri Hz. Osman'ın Kur'an'ı çoğaltacak heyet için belirlemiş olduğu çalışma ilkelerindendir?
Seçenekler
A
I ve II
B
I ve III
C
II ve III
D
Yalnız III
E
I, II ve III
Açıklama:
Hz. Osman, Kur’ân’ı çoğaltacak olan heyete, şu prensiplere göre çalışmaları
talimatı verdi:
1. Çoğaltmada, Ebû Bekr döneminde toplanan Mushaf esas alınacaktır.
2. Çoğaltılacak nüshalara, Hz. Peygamber’in son arzada okumuş olduğu bir
harf alınacak, geriye kalan altı harf alınmayacaktır.
3. Bu nüshalara tilâveti neshedilmiş âyetler yazılmayacaktır.
4. Heyetteki üyeler arasında lehçe bakımından herhangi bir ihtilaf çıkarsa,
Kureyş lehçesi tercih edilecektir.
5. Birkaç Kur’ân nüshası istinsah edilerek çeşitli beldelere gönderilecektir. Bu
beldelere gönderilen Kur’ân nüshalarına uyan diğer nüshalar aynen kalacak, uymayanlar bunlara göre tashîh edilecek, tashîhi mümkün olmayanların ise ya imhâsı ya da mürekkeplerinin silinmesi sağlanacaktır.
6. Sûreler bu gün elimizdeki Kur’ân’larda olduğu şekilde tertîb edilecektir.
7. Çeşitli maksatlarla kaydedilen birtakım özel not ve kayıtlar bu Mushaflara
yazılmayacaktır. Doğru yanıt A'dır.
talimatı verdi:
1. Çoğaltmada, Ebû Bekr döneminde toplanan Mushaf esas alınacaktır.
2. Çoğaltılacak nüshalara, Hz. Peygamber’in son arzada okumuş olduğu bir
harf alınacak, geriye kalan altı harf alınmayacaktır.
3. Bu nüshalara tilâveti neshedilmiş âyetler yazılmayacaktır.
4. Heyetteki üyeler arasında lehçe bakımından herhangi bir ihtilaf çıkarsa,
Kureyş lehçesi tercih edilecektir.
5. Birkaç Kur’ân nüshası istinsah edilerek çeşitli beldelere gönderilecektir. Bu
beldelere gönderilen Kur’ân nüshalarına uyan diğer nüshalar aynen kalacak, uymayanlar bunlara göre tashîh edilecek, tashîhi mümkün olmayanların ise ya imhâsı ya da mürekkeplerinin silinmesi sağlanacaktır.
6. Sûreler bu gün elimizdeki Kur’ân’larda olduğu şekilde tertîb edilecektir.
7. Çeşitli maksatlarla kaydedilen birtakım özel not ve kayıtlar bu Mushaflara
yazılmayacaktır. Doğru yanıt A'dır.
Soru 18
''Biz Allah’a âidiz ve vakti geldiğinde elbette O’na döneceğiz'' (Bakara (2) ayeti hatırına gelerek Kur'an'ın bir cilt halinde toplanması gerektiğini ileri süren sahabe kimdir?
Seçenekler
A
Hz. Ebubekir
B
Hz. Ali
C
Hz. Osman
D
Hz. Ömer
E
Hz. Zübeyir
Açıklama:
Kur’ân’ın bir cilt halinde toplanmasının en önemli sebebinin, Yemâme savaşında 70 (bazılarına göre 500 veya 700) kurrâ sahabînin şehid edilmesi olduğu öne sürülmektedir. Bu savaştan sonra Hz. Ömer’in bir âyeti sorduğu, kendisine, “onu falan biliyordu, fakat o da Yemâme’de şehit oldu” denilmesi üzerine onun, ِ ه ْ لَي ِ نَّا إ ِ إ َ ِ و لَّه ِ نَّا ل ِ إ ُ َون ِ ع َاج ر”/ Biz Allah’a âidiz ve vakti geldiğinde elbette O’na döneceğiz” (Bakara (2), 156) âyetini okuyarak, Kur’ân’ın bir cilt halinde toplanması gerektiğini düşündüğü rivâyet edilmektedir. Sonra bu düşüncesini Hz. Ebû Bekir’e açarak onu, Kur’ân’ın bir cilt halinde toplama konusunda ikna etmiştir. Doğru yanıt D’dir.
Soru 19
Kur'an'a ilk harekeleri ve noktaları koyan kişi kimdir?
Seçenekler
A
Ziyâd b. Sümeyye
B
Halil b. Ahmed
C
Yahyâ b. Ya’mer
D
Nasr b. Âsım
E
Ebû’l-Esved ed-Dü’elî
Açıklama:
Hz. Osman döneminde çoğaltılan Mushaflar, noktasız ve harekesiz olarak yazılmıştı. Bunun nedeni ise, noktasız ve harekesiz yazıyla Kur’ân’ı çeşitli kırâat vecihlerine göre okuyabilmekti. Ancak hicrî birinci asrın ikinci yarısından itibaren Arap olmayanların İslâm’a girmeleri ve bunların Arapça’ya vâkıf olmamaları nedeniyle Kur’ân’ı yanlış okuma hâdiselerine sık sık rastlanır oldu. Rivâyete göre Basra vâlisi Ziyâd b. Sümeyye, Ebû’l-Esved ed-Dü’elî’ye mürâcaat ederek ondan Kur’ân’a, yanlış okumaları önlemek için bazı işaretler koymasını istedi. Başlangıçta Ebû’l-Esved ed-Dü’elî bu teklifi kabul etmedi. Bunun üzerine Ziyâd bir adama, Ebû’l-Esved ed-Dü’elî’nin geçtiği yolun üzerinde oturup bir âyeti yanlış okumasını tenbih etti. Bu adam, Ebû’l-Esved ed-Dü’elî yoldan geçerken, “Allah ve Resûlü, müşriklerden uzaktır” anlamına gelen نيَ ِ ُ ْشِرك ْم َ ال ِن ٌ م ِريء َ َ ب أَ َّن اللَّه ُ ُولُه َس ر َ و) Tevbe (9), 3) âyetindeki هُولُ َس ر kelimesinin lam harfini esre ile okudu. Dolayısı ile mana da, “Allah, müşriklerden ve Resûlünden uzaktır” şeklinde bozuldu. Bunu duyan Ebû’l-Esved ed-Dü’elî, “insanların durumunun böyle olduğunu tahmin etmiyordum” diyerek adama müdâhale etti ve sözlerine devamla, “Allah, Resûlünden uzak olmaktan berîdir” dedi. Sonra da Ziyâd’ın teklifini kabul ederek ondan kâtip istedi. Ziyâd ona otuz kadar kâtip gönderdi. Ebû’l-Esved ed-Dü’elî, Abdu’l-Kays’dan olan birini tercih etti. Kâtibe, “bir eline Mushaf ’ı, diğer eline de mürekkep renginden farklı olan bir boya al, bir harfi fetha okuduğumu duyunca onun tam üstüne, kesre okuduğumda altına, ötre okuduğumda önüne veya ortasına birer nokta, tenvinli okuduğumda ise iki nokta koy” şeklinde talimat verdikten sonra Kur’ân’ı yavaş yavaş okumaya başladı. O okudukça kâtip de noktaları koyuyordu. Noktalanması tamamlanan sayfayı kâtip Ebû’l-Esved ed-Dü’elî’ye veriyor, o da bu sayfayı kontrol ettikten sonra devam ediyorlardı. Bu iş, Kur’ân’ın noktalanması bitinceye kadar devam etti. Ebû’l-Esved ed-Dü’elî’nin koyduğu bu noktalar hareke yerine konan noktalardır. İlgili kaynaklara göre bu noktalar tarihte ilk defa Ebû’l-Esved ed-Dü’elî tarafından îcâd edilmiştir. Sonra Kur’ân’a, yazılış şekilleri birbirine benzeyen harfleri birbirinden ayırmak için noktalar konmuştur. Bunları koyanın, Nasr b. Âsım veya Yahyâ b. Ya’mer olduğu rivâyet edilmektedir. (Bu noktaları her ikisinin birlikte koyduğu da nakledilmektedir). Bu tür noktalama, Nasr b. Âsım veya Yahya b. Ya’mer’in kendi îcâdları değildir. Şu anki bilgilerimize göre bunun tarihi, mîlâdî 267 yılına kadar geriye gitmektedir. Daha sonra Halil b. Ahmed Kur’ân’a, bugünkü harekeleri koymuştur.
Soru 20
Hangisi Hz. Cebrail Aleyhisselam'ın vahiy getirme şekillerinden biri değildir?
Seçenekler
A
Hz. Peygamber uykudayken getirmesi
B
Asli suretiyle görünerek getirmesi
C
Görünmeden çıngırak sesine benzer bir sesle getirmesi
D
Hz. Peygamber uyanıken kalbine ilka etmesi
E
İnsan suretine girerek getirmesi
Açıklama:
Hz. Cebrail Hz. Peygamber uykudayken vahiy getirmemiştir. Cevap A şıkkıdır.
Soru 21
Hangisi vahiy esnasında Hz. Peygamber'de görünen hallerden biri değildir?
Seçenekler
A
En soğuk günlerde bile alnının terlemesi
B
Bilincini yitirmesi
C
Bazen horultuya veya arı sesine benzer ses işitilmesi
D
Yüzünün kızarması
E
Kendisinde ağırlık hissetmesi
Açıklama:
Vahyin Hz.Peygamber'in bedeninde birtakım tesirler oluşturduğu bilinmektedir. Ancak bunların hiçbiri, bazı müsteşriklerin iddia ettiği gibi bir hastalığa bağlı olarak gelişen bilinç kaybı bir noktaya ulaşmamıştır. Bu nedenle doğru cevap B şıkkıdır.
Soru 22
İlham ile ilgili olarak söylenenlerden hangisi doğrudur?
Seçenekler
A
Kaynağı belli değildir
B
Vasıtalıdır
C
Bağlayıcıdır
D
Süreklidir
E
Geneldir
Açıklama:
İlhamın kaynağı belli değildir. Diğer ifadelerin de tersi doğrudur. Cevap a şıkkıdır.
Soru 23
Hangisi Kur'an-ı Kerim'in parça parça indirilmesinin sebeplerinden biridir?
Seçenekler
A
İnsanların şirk, batıl inanç, kötü alışkanlıklardan birdenbire sıyrılması
B
Kur'an-ı Kerim'e inanmayanların içyüzünün ortaya çıkmaması
C
İlahi hükümlerin değiştirilmemesi
D
Ashabın yapığı hataların zamanında düzeltilmemesi
E
Okuma yazma bilmeyenlerin anlamalarını kolaylaştırması
Açıklama:
Diğer ifadeler yanlış olduğu için sebeplerinden biri değildir. Cevap E şıkkıdır.
Soru 24
Mekke ve Medine'deki ilk vahiy katipleri aşağıdaki isimlerden hangileridir?
Seçenekler
A
Abdullah b. Sa'd b. Ebî Sarh - Übeyy b. Ka'b
B
Hz. Ebubekir - Hz. Ömer
C
Hz. Ali - Hz. Osman
D
Zübeyr b. Avvam - Halid b. Velid
E
Sa'd b. Ebi Vakkas - Eban b. Sa'id
Açıklama:
Diğer şahsiyetler de vahiy katipleridir ama ilk diye sorulduğu için cevap a şıkkıdır.
Soru 25
Hz. Peygamber seferde veya misafirlikte bulunmadığında inen vahiylere ne denir?
Seçenekler
A
El-Hadari
B
El-Nehari
C
El-Leyli
D
Es-Sayfi
E
Eş-Şitai
Açıklama:
b şıkkı, gündüz gelen vahiy; c şıkkı, gece gelen vahiy; d şıkkı, yazın gelen vahiy; e şıkkı, kışın gelen vahiy demektir. Cevap A şıkkıdır.
Soru 26
Kur'an-ı Kerim ile ilgili olarak söylenen hangi ifade doğrudur?
Seçenekler
A
Sadece müslümanlara inmiştir
B
25 yılda inmiştir
C
Hz. Ömer devrinde çoğaltılmaya başlanmıştır
D
Cuma günü inmeye başlamıştır
E
Vahyedilen şekilde korunmuştur
Açıklama:
Diğerleri yanlıştır. Cevap e şıkkıdır.
Soru 27
Kur'an-ı Kerim'in toplanmasıyla ilgili olarak söylenen hangi ifade yanlıştır?
Seçenekler
A
Hz. Peygamber hayatta iken toplanamamıştır
B
Toplanmasının sebebi Kur'an-ı bilenlerin ölmeye başlamasıdır
C
HZ. Ebubekir'i Kur'an'ın toplaması gerektiği konusunda ikna eden kişi Hz. Ali'dir
D
Toplama heyetinin başı Zeyd b. Sabit 'tir
E
Toplam işlemi yaklaşık bir yıl sürmüştür
Açıklama:
Hz. Ömer'dir. Cevap C şıkkıdır.
Soru 28
İlk inen Kur'an-ı Kerim ayeti hangi sureye aittir?
Seçenekler
A
Alak
B
Bakara
C
Nisa
D
Yasin
E
Fatiha
Açıklama:
İlk inen ayet "oku" diye başlayan Alak suresinin 1-5. ayetleridir. Cevap a şıkkıdır.
Soru 29
Kur'an'ın harekelenmesi ve noktalanması ile ilgili olarak söylenen hangi ifade doğrudur?
Seçenekler
A
Hz. Osman döneminde çoğaltılan Kur'an'lar noktalı ve harekeliydi
B
Noktasız ve harekesiz yazılan Kur'an'ı okumak Arap olmayanlar için kolaydı
C
Kur'an'ın noktalanmasını icat eden Nasr b. Asım'dır
D
Ebu'l-Esved ed-Dü'eli, yanlış okumaları önlemek için ön ayak olan kişidir
E
Kur'an'a bugünkü harekeleri koyan kişi Halil b. Ahmed'dir
Açıklama:
Diğerleri yanlıştır. Cevap e şıkkıdır.
Soru 30
Yüce Allah’ın insanlara ulaştırmak istediği mesajlarını peygamberlerine, alışılmışın dışında gizli bir yolla süratli bir şekilde bildirmesine verilen ad aşağıdakilerden hangisidir?
Seçenekler
A
Tefsir
B
Nüzul
C
Vahiy
D
Hadise
E
İnme
Açıklama:
Vahyin terim olarak tanımı ise şöyledir: “Yüce Allah’ın insanlara ulaştırmak istediği mesajlarını peygamberlerine, alışılmışın dışında gizli bir yolla süratli bir şekilde bildirmesidir”.
Soru 31
Yüce Allah aşağıdaki ayetlerden hangisinde vahyin üç türlü gelebileceğini bildirmektedir?
Seçenekler
A
Şûrâ suresi 51. ayet
B
Alak suresi 6-8. ayetler
C
Duhân suresi 5. ayet
D
Müzzemmil suresi 28. ayet
E
Necm suresi 1-3. ayetler
Açıklama:
Yüce Allah şu âyette vahyin üç türlü gelebileceğini haber vermektedir:
“Allah bir insanla ancak vahiy yoluyla veya perde arkasından konuşur yahut bir elçi gönderip izniyle ona dilediğini vahyeder” (Şûrâ (42), 51).
“Allah bir insanla ancak vahiy yoluyla veya perde arkasından konuşur yahut bir elçi gönderip izniyle ona dilediğini vahyeder” (Şûrâ (42), 51).
Soru 32
- Allah’ın iletmek istediği mesajları peygamberinin kalbine doğrudan bırak-ması/yerleştirmesi.
- Vahyi peygamberine bir perde arkasından bildirmesi.
- Vahiy getirmekle görevlendirdiği bir meleği elçi olarak göndermesi.
Seçenekler
A
Yalnız I
B
Yalnız III
C
I ve III
D
II ve III
E
I, II ve III
Açıklama:
“Allah bir insanla ancak vahiy yoluyla veya perde arkasından konuşur yahut bir elçi gönderip izniyle ona dilediğini vahyeder” (Şûrâ (42), 51).
Bu âyete göre vahiy üç şekilde gerçekleşmiştir:
1. Allah’ın iletmek istediği mesajları peygamberinin kalbine doğrudan bırak-ması/yerleştirmesi.
2. Vahyi peygamberine bir perde arkasından bildirmesi. Hz. Mûsâ’ya ağaçtan nidâ etmesi bu tür bir vahiy çeşididir.
3. Vahiy getirmekle görevlendirdiği bir meleği elçi olarak göndermesi. Kur’ân bu şekilde yani, Cebrâil vâsıtası ile indirilmiştir.
Bu âyete göre vahiy üç şekilde gerçekleşmiştir:
1. Allah’ın iletmek istediği mesajları peygamberinin kalbine doğrudan bırak-ması/yerleştirmesi.
2. Vahyi peygamberine bir perde arkasından bildirmesi. Hz. Mûsâ’ya ağaçtan nidâ etmesi bu tür bir vahiy çeşididir.
3. Vahiy getirmekle görevlendirdiği bir meleği elçi olarak göndermesi. Kur’ân bu şekilde yani, Cebrâil vâsıtası ile indirilmiştir.
Soru 33
Aşağıdaki vahiy geliş şekillerinden hangisi ile ayet veya surenin inmediği bildirilmektedir?
Seçenekler
A
Cebrâîl’in aslî suretiyle görünerek vahiy getirmesiyle
B
Cebrâil’in görünmeden çıngırak sesine benzer bir sesle vahiy getirmesiyle
C
Hz. Peygamber uyanık iken meleğin görünmeksizin onun kalbine ilâhî vahyi ilkâ etmesiyle
D
Hz. Peygamber’in uyurken sâdık rüyalar görmesiyle
E
Cebrâil’in insan suretine girerek vahiy getirmesiyle
Açıklama:
Resûlullah’ın gördüğü rüyaların aynen meydana gelmesi doğrudur. Ancak rüyada vahyedilip de Kur’ân’a kaydedil-miş herhangi bir âyet ya da sûre yoktur. Hz. Âişe’nin, “Resûlüllah’ın vahiy başlangıcı uykuda doğru rüya görmekle olmuştur, hiçbir rüya görmezdi ki sabah aydınlığı gibi aynen meydana gelmesin” şeklindeki sözlerinin, vahyin bu çeşidine işaret ettiği söylenmektedir. Ancak burada şunu belirtmemizde fayda vardır ki sâdık rüya ile hiçbir âyet ve sûrenin inmediği bildirilmektedir. Ayrıca Kur’ân vahyinin sâdık rüya ile başladığının kabul edilmesi, İslâm âlimlerinin ekseri-yeti tarafından benimsenen, ilk vahyin Resûlullah’a, Alak sûresinin ilk beş âyetinin Hira Mağarası’nda -uyanık iken- inmesiyle başladığı görüşüne de ters düşmektedir. O halde vahyin ilk şeklinin sâdık rüya olduğunu kabul etmek doğru görünmemektedir.
Soru 34
Aşağıdakilerden hangisi Hz. Peygamber'de vahy esnasında görülen haller arasında yer almaz?
Seçenekler
A
Resûlullah’ın, en soğuk günlerde bile alnının terlemesi
B
Resûlullah’ın, idrak ve düşünme kabiliyetini tamamen kaybetmesi.
C
Resûlullah’ın üzerine büyük bir ağırlığın çökmesi.
D
Resûlullah’ın yanında bazen horultuya, bazen de arı uğultusuna benzer bir ses işitilmesi.
E
Resûlullah’ın sırt üstü yatarak üzerinin örtülmesi ve yüzünün kızarması.
Açıklama:
Vahiy esnasında Hz. Peygamber’de şu haller meydana gelmiştir:
1. Resûlullah’ın, en soğuk günlerde bile alnının terlemesi.
2. Resûlullah’ın üzerine büyük bir ağırlığın çökmesi.
3. Resûlullah’ın yanında bazen horultuya, bazen de arı uğultusuna benzer bir ses işitilmesi.
4. Resûlullah’ın sırt üstü yatarak üzerinin örtülmesi ve yüzünün kızarması. 5. Bunlardan başka vahiy inerken Resulullah’ın uykusu gelir, vücudu kaskatı kesilir ve ağırlaşır, üzerine sekînet iner, gözlerini belli bir noktaya dikerdi.
1. Resûlullah’ın, en soğuk günlerde bile alnının terlemesi.
2. Resûlullah’ın üzerine büyük bir ağırlığın çökmesi.
3. Resûlullah’ın yanında bazen horultuya, bazen de arı uğultusuna benzer bir ses işitilmesi.
4. Resûlullah’ın sırt üstü yatarak üzerinin örtülmesi ve yüzünün kızarması. 5. Bunlardan başka vahiy inerken Resulullah’ın uykusu gelir, vücudu kaskatı kesilir ve ağırlaşır, üzerine sekînet iner, gözlerini belli bir noktaya dikerdi.
Soru 35
Aşağıdakilerden hangisi vahiy ve ilham için doğru değildir?
Seçenekler
A
Vahiy vasıtalı, ilham ise vasıtasız olarak tecellî eder.
B
Vahiy olayı son bulmuştur, ilham ise devam etmektedir.
C
Vahiy bağlayıcıdır, ilham ise bağlayıcı değildir.
D
Vahiy hususî ve cüzî, ilham ise umumî ve küllîdir.
E
Vahiy yoluyla elde edilen bilgiler birbirleriyle çelişmez; ilham ile elde edilen bilgiler ise birbirleriyle çelişebilir.
Açıklama:
Vahiyle ilham arasında şu farklar bulunmaktadır:
1. Peygamberler kendilerine indirilen vahyin Allah katından olduğunu kesin olarak bilirler. İlhamın kaynağı belli olmadığı için onu alanlar onun nere-den geldiğini bilemezler.
2. Vahiy vasıtalı, ilham ise vasıtasız olarak tecellî eder.
3. Vahiy olayı son bulmuştur, ilham ise devam etmektedir.
4. Vahiy bağlayıcıdır, ilham ise bağlayıcı değildir.
5. Vahiy umumî ve küllî, ilham ise hususî ve cüzîdir.
6. Vahiy yoluyla elde edilen bilgiler birbirleriyle çelişmez; ilham ile elde edilen bilgiler ise birbirleriyle çelişebilir.
1. Peygamberler kendilerine indirilen vahyin Allah katından olduğunu kesin olarak bilirler. İlhamın kaynağı belli olmadığı için onu alanlar onun nere-den geldiğini bilemezler.
2. Vahiy vasıtalı, ilham ise vasıtasız olarak tecellî eder.
3. Vahiy olayı son bulmuştur, ilham ise devam etmektedir.
4. Vahiy bağlayıcıdır, ilham ise bağlayıcı değildir.
5. Vahiy umumî ve küllî, ilham ise hususî ve cüzîdir.
6. Vahiy yoluyla elde edilen bilgiler birbirleriyle çelişmez; ilham ile elde edilen bilgiler ise birbirleriyle çelişebilir.
Soru 36
- Kürek ve kaburga kemikleri
- İnce deri
- Papirüs
Seçenekler
A
Yalnız I
B
Yalnız II
C
I ve II
D
II ve III
E
I, II ve III
Açıklama:
Resûlullah, kendisine indirilen âyet ve sûreleri, o devirde kullanılmakta olan yazı malzemelerine yazdırıyordu. Bu malzemeler şunlardır: 1. Hurma ağacının, yaprakları, kabukları ve yapraklarının orta damarları. 2. İnce beyaz taşlar. 3. Kürek ve kaburga kemikleri. 4. İşlenmemiş deri. 5. İnce deri (rakk). 6. Çanak-çömlek parçaları. 7. Parşömen parçaları. 8. Tahtadan yapılmış levhalar. 9. Bez parçaları.10. Papirüs.
Soru 37
Kur'an-ı Kerim yaklaşık olarak ne kadar sürede indirilmiştir?
Seçenekler
A
18 yıl
B
20 yıl
C
23 yıl
D
28 yıl
E
32 yıl
Açıklama:
Kur’ân-ı Kerîm, yaklaşık olarak yirmi üç yıl süren bir zaman diliminde bazen bir, bazen birden fazla âyet, bazen de bir sûre olarak indirilmiştir.
Soru 38
Kur'an-ı Kerim'in resmi ilk defa bir cilt halinde toplanması aşağıdakilerin hangisi zamanında gerçekleşmiştir?
Seçenekler
A
Hz. Ebu Bekir
B
Hz. Muhammed
C
Hz. Osman
D
Hz. Ali
E
Hz. Ömer
Açıklama:
Titizlikle toplanan bu Mushaf, Hz. Ebû Bekir’e teslim edilmiş ve vefâtına kadar onun yanında kalmıştır. Onun vefâtından sonra Hz. Ömer’e, onun da vefâtıyla Hz. Ömer’in kızı Hafsa’ya verilmiştir. Hz. Osman bu Mushaf ’ı esas alarak Kur’ân’ı çoğaltmıştır.
Bu savaştan sonra Hz. Ömer’in bir âyeti sorduğu, kendisine, “onu falan bili-yordu, fakat o da Yemâme’de şehit oldu” denilmesi üzerine onun, ِهْيَلِا إَّنِإَ وِهَّلِا لَّنِإَونُعِاجَر/“Biz Allah’a âidiz ve vakti geldiğinde elbette O’na döneceğiz” (Bakara (2), 156) âyetini okuyarak, Kur’ân’ın bir cilt halinde toplanması gerektiğini düşündüğü rivâyet edilmektedir. Sonra bu düşüncesini Hz. Ebû Bekir’e açarak onu, Kur’ân’ın bir cilt halinde toplama konusunda ikna etmiştir.
Bu savaştan sonra Hz. Ömer’in bir âyeti sorduğu, kendisine, “onu falan bili-yordu, fakat o da Yemâme’de şehit oldu” denilmesi üzerine onun, ِهْيَلِا إَّنِإَ وِهَّلِا لَّنِإَونُعِاجَر/“Biz Allah’a âidiz ve vakti geldiğinde elbette O’na döneceğiz” (Bakara (2), 156) âyetini okuyarak, Kur’ân’ın bir cilt halinde toplanması gerektiğini düşündüğü rivâyet edilmektedir. Sonra bu düşüncesini Hz. Ebû Bekir’e açarak onu, Kur’ân’ın bir cilt halinde toplama konusunda ikna etmiştir.
Soru 39
Aşağıdakilerden hangisi vahyin anlamları arasında yer almaz?
Seçenekler
A
seslenmek
B
fısıldamak
C
açık konuşmak
D
hepsi
E
hiçbiri
Açıklama:
açık konuşmak vahyin anlamları arasında yer almaz
Soru 40
1. levh-i mahfuz'a inmesi
2. beytül izze'ye inmesi
3. Hz. Peygamber'e inmesi
Yukarıdakilerden hangisi veya hangileri Vahyin nuzül aşamalarından dır?
2. beytül izze'ye inmesi
3. Hz. Peygamber'e inmesi
Yukarıdakilerden hangisi veya hangileri Vahyin nuzül aşamalarından dır?
Seçenekler
A
yalnız 1
B
yalnız 2
C
yalnız 3
D
1-2
E
1-2-3-
Açıklama:
1-2-3- vahyin nüzul aşamalarından dır.
Soru 41
Kuran 'ın çoğaltılmasına ne denir?
Seçenekler
A
İstinsah
B
istintak
C
istinbak
D
hepsi
E
hiçbiri
Açıklama:
Kuran 'ın çoğaltılmasına istinsah denir
doğru cevap A dır
doğru cevap A dır
Soru 42
Hangi halefi döneminde çoğaltılan mushaflar noktasız ve hareketsiz olarak yazılmıştır?
Seçenekler
A
HZ. Osman
B
HZ. Musa
C
HZ. İsa
D
hepsi
E
hiçbiri
Açıklama:
Halefi Hz. Osman döneminde çoğaltılan mushaflar noktasız ve hareketsiz olarak yazılmıştır
Soru 43
"Kur’ân, aynı zamanda yakın sema da denilen Beytü’l-İzze’ye ............
indirilmiştir." Boşluğu en uygun şekilde doldurunuz?
indirilmiştir." Boşluğu en uygun şekilde doldurunuz?
Seçenekler
A
Levh-i Mahfûz’dan
B
Levh-i isnaf
C
Levh-i kudüs
D
hepsi
E
hiçbiri
Açıklama:
Kur’ân, aynı zamanda yakın sema da denilen Beytü’l-İzze’ye Levh-i Mahfûz’dan
indirilmiştir
indirilmiştir
Soru 44
"Ramazan ayının Kadir gecesinde Levh-i Mahfûz’dan ............... toptan indirilmiştir." Boşluğu en uygun şekilde doldurunuz."?
Seçenekler
A
Beytu’l-İzze’ye
B
Beytu’l-cİzze’ye
C
Beytu’l-gİzze’ye
D
hepsi
E
hiçbiri
Açıklama:
Ramazan ayının Kadir gecesinde Levh-i Mahfûz’dan Beytu’l-İzze’ye toptan indirilmiştir.
Soru 45
"Hz. Peygamber kendisine indirilen âyet ve sûreleri Allah’ın lütfuyla önce ..............."?Boşluğu en uygun şekilde doldurunuz?
Seçenekler
A
ezberler, sonra tebliğ ederdi
B
tebliğ eder sonra ezberlerdi
C
tebliğ ederdi
D
hepsi
E
hiçbiri
Açıklama:
Hz. Peygamber kendisine indirilen âyet ve sûreleri Allah’ın lütfuyla önce ezberler, sonra tebliğ ederdi.
Soru 46
Kur’ân’ın Hz. Osman döneminde çoğaltılarak bazı şehirlere gönderilmesinin asıl nedenlerinden biri olabileceği söylenebilir?
Seçenekler
A
B
Hz. Osman’ın şehit edilmesi
C
Matbaanın olmayışı nedeniyle basımının yapılamaması
D
Savaş esnasında hafızların şehit olması
E
Kur’ân’ın kırâatı konusunda anlaşmazlıkların çıkması
Açıklama:
“Kur’ân’ın Çoğaltılması” konusu incelendiğinde Hz. Osman döneminde beldeler arasında Kur’ân’ın kırâatı konusunda ihtilafların çıkması ve bu yüzden Müslümanlar arasında birbirlerine kâfir diyecek kadar üzücü olayların meydana gelmiştir.
Soru 47
Kur’ân’ı bir araya toplamak için Zeyd b. Sâbit’in başkanlığında bir heyet kuruldu. Zeyd b. Sâbit’in bu işin başına geçirilmesinin nedenleri vardır. aşağıdakilerden hangisi bu nedenlerden değildir?
Seçenekler
A
Zeyd, uzun süre vahiy kâtipliği yapan bir kişi idi.
B
Resûlullah hayatta iken Kur’ân’ın tamamını toplamıştı
C
Zeyd, Kur’ân’ın tamamını ezberleyen ve onu en güzel şekilde okuyan
sahâbîlerden biriydi.
sahâbîlerden biriydi.
D
Zeyd, çok zeki bir kişiydi.
E
Zeyd Resulullah'ın evlatlığıydı.
Açıklama:
Kur’ân’ı bir araya toplamak için Zeyd b. Sâbit’in başkanlığında bir heyet kuruldu. Zeyd b. Sâbit’in bu işin başına geçirilmesinin nedenleri şunlardır:
1. Zeyd, uzun süre vahiy kâtipliği yapan bir kişi idi.
2. Resûlullah hayatta iken Kur’ân’ın tamamını toplamıştı.
3. Zeyd, Kur’ân’ın tamamını ezberleyen ve onu en güzel şekilde okuyan
sahâbîlerden biriydi.
4. Zeyd’in kırâati, Hz. Peygamber’in son arzada Cebrâil’e sunduğu kırâat idi.
5. Zeyd, çok zeki bir kişiydi.
6. Zeyd, bütün Müslümanların güvenini kazanmış olan biriydi.
Oysa Zeyd b. Sabit Resulullah'ın evlatlığı değildi.
1. Zeyd, uzun süre vahiy kâtipliği yapan bir kişi idi.
2. Resûlullah hayatta iken Kur’ân’ın tamamını toplamıştı.
3. Zeyd, Kur’ân’ın tamamını ezberleyen ve onu en güzel şekilde okuyan
sahâbîlerden biriydi.
4. Zeyd’in kırâati, Hz. Peygamber’in son arzada Cebrâil’e sunduğu kırâat idi.
5. Zeyd, çok zeki bir kişiydi.
6. Zeyd, bütün Müslümanların güvenini kazanmış olan biriydi.
Oysa Zeyd b. Sabit Resulullah'ın evlatlığı değildi.
Soru 48
Aşağıdakilerden hangisi vahiy esnasında Hz. Peygamber'de görülen hallerden biri değildir?
Seçenekler
A
Resûlullah’ın, en soğuk günlerde bile alnının terlemesi
B
Resûlullah’ın üzerine büyük bir ağırlığın çökmesi
C
Resûlullah’ın uzun şiirler okuması
D
Resûlullah’ın sırt üstü yatarak üzerinin örtülmesi
E
Resûlullah’ın yanında bazen horultuya, bazen de arı uğultusuna benzer bir
ses işitilmesi
ses işitilmesi
Açıklama:
İnsanın beşerî sıfatlar içinde Allah’ın hıtâbına muhâtap olması oldukça zordur. Kur’ân bu durumu şu âyetiyle ortaya koymaktadır: “Şüphesiz ki biz sana ağır bir söz vahyedeceğiz” (Müzzemmil (73), 5). Vahiy esnasında Hz. Peygamber’de şu haller meydana gelmiştir:
1. Resûlullah’ın, en soğuk günlerde bile alnının terlemesi.
2. Resûlullah’ın üzerine büyük bir ağırlığın çökmesi.
3. Resûlullah’ın yanında bazen horultuya, bazen de arı uğultusuna benzer bir ses işitilmesi. 4. Resûlullah’ın sırt üstü yatarak üzerinin örtülmesi ve yüzünün kızarması.
5. Bunlardan başka vahiy inerken Resulullah’ın uykusu gelir, vücudu kaskatı kesilir ve ağırlaşır, üzerine sekînet iner, gözlerini belli bir noktaya dikerdi.
Doğru yanıt C'dir.
1. Resûlullah’ın, en soğuk günlerde bile alnının terlemesi.
2. Resûlullah’ın üzerine büyük bir ağırlığın çökmesi.
3. Resûlullah’ın yanında bazen horultuya, bazen de arı uğultusuna benzer bir ses işitilmesi. 4. Resûlullah’ın sırt üstü yatarak üzerinin örtülmesi ve yüzünün kızarması.
5. Bunlardan başka vahiy inerken Resulullah’ın uykusu gelir, vücudu kaskatı kesilir ve ağırlaşır, üzerine sekînet iner, gözlerini belli bir noktaya dikerdi.
Doğru yanıt C'dir.
Soru 49
I. Muhataplara büyük bir kolaylık sağlanmıştır. II. Büyük çoğunluğu okuma-yazma bilmeyen Arapların Kur’ân’ı anlamaları ve uygulamaları kolaylaşmıştır. III. Kur’ân'a inanmayanların gerçek niyetleri ortaya çıkmıştır. IV. Hz. Peygamber ve ashâbına moral kaynağı olmuştur. Yukarıdakilerden hangileri vahyin Hz. Peygamber'e parça parça indirilmesinin hikmetlerindendir?
Seçenekler
A
I ve II
B
II ve III
C
I, II ve III
D
I, II ve IV
E
I, II, III ve IV
Açıklama:
Kur’ân’ın Resûlullah’a parça parça indirilmesinin birçok sebep ve hikmeti vardır. Bunlardan bazıları şunlardır:
1. Kur’ân’ın parça parça indirilmesiyle muhataplara büyük bir kolaylık sağlanmıştır. Eğer Kur’ân’ın tamamı birden indirilmiş olsaydı, muhâtaplar onun bütün hükümleriyle bir anda mükellef olacaklardı. Bu durumda, asırlardan beri benimsemiş oldukları şirk, bâtıl inanç, kötü âdet ve alışkanlıklarından birden sıyrılmak gibi zorluklarla karşı karşıya kalacaklardı.
2. Kur’ân’ın parça parça inmesiyle, büyük çoğunluğu okuma-yazma bilmeyen
Arapların Kur’ân’ı anlamaları ve uygulamaları kolaylaşmıştır. Eğer Kur’ân birden nâzil olmuş olsaydı, ümmî olan Arapların onun ulvî manalarını anlamaya güçleri yetmezdi. Dolayısı ile Kur’ân, parça parça inerek kolayca anlaşılması sağlanmıştır. Nitekim yukarıda da zikredilen şu âyetler aynı zamanda bu hususa da işaret etmektedirler: “İnkâr edenler: Kur’ân ona bir defada topluca indirilmeli değil miydi? dediler. Biz onu senin kalbine iyice yerleştirmek için böyle yaptık (parça parça indirdik) ve onu tane tane (ayırarak) okuduk” (Furkân (25), 32). “Biz onu, Kur’ân olarak, insanlara dura dura
okuyasın diye (âyet âyet, sûre sûre) ayırdık ve onu peyderpey indirdik” (İsrâ’ (17), 106).
3. Kur’ân, parça parça inmekle, ona inanmayanların iç yüzleri açığa çıkmıştır. Münafık ve müşrikler İslâm’a ve Müslümanlara karşı düşmanlık yapma konusunda birleşmişlerdi. Özellikle münâfıklar mü’minler için daha büyük bir tehlike oluşturuyordu. Zîrâ münâfıklar, Müslümanlarla iç içe yaşıyor, birlikte ibâdet ediyorlardı. Bu açıdan münâfıkların gizli niyetlerinin bilinmesi için Kur’ân’ın peyderpey nüzûlü gerekiyordu. Şu âyet bu hususu apaçık ortaya koymaktadır: “Münafıklar, kalplerinde olanı kendilerine haber verecek bir sûrenin müminlere indirilmesinden çekinirler. De ki: Siz alay edin!
Allah o çekindiğiniz şeyi ortaya çıkaracaktır” (Tevbe (9), 64).
4. Hz. Peygamber ve ashâbına moral kaynağı olmuştur. Hangi konuda olursa olsun vahyin devamlı olarak gelmesi, Yüce Allah tarafından Hz. Peygamber’e verilen üstün değer, destek ve yardımın devam ettiğinin açık bir göstergesiydi. Ayrıca her gelen vahiy yeni bir sevinç, heyecan ve moral kaynağı oluşturuyordu.
1. Kur’ân’ın parça parça indirilmesiyle muhataplara büyük bir kolaylık sağlanmıştır. Eğer Kur’ân’ın tamamı birden indirilmiş olsaydı, muhâtaplar onun bütün hükümleriyle bir anda mükellef olacaklardı. Bu durumda, asırlardan beri benimsemiş oldukları şirk, bâtıl inanç, kötü âdet ve alışkanlıklarından birden sıyrılmak gibi zorluklarla karşı karşıya kalacaklardı.
2. Kur’ân’ın parça parça inmesiyle, büyük çoğunluğu okuma-yazma bilmeyen
Arapların Kur’ân’ı anlamaları ve uygulamaları kolaylaşmıştır. Eğer Kur’ân birden nâzil olmuş olsaydı, ümmî olan Arapların onun ulvî manalarını anlamaya güçleri yetmezdi. Dolayısı ile Kur’ân, parça parça inerek kolayca anlaşılması sağlanmıştır. Nitekim yukarıda da zikredilen şu âyetler aynı zamanda bu hususa da işaret etmektedirler: “İnkâr edenler: Kur’ân ona bir defada topluca indirilmeli değil miydi? dediler. Biz onu senin kalbine iyice yerleştirmek için böyle yaptık (parça parça indirdik) ve onu tane tane (ayırarak) okuduk” (Furkân (25), 32). “Biz onu, Kur’ân olarak, insanlara dura dura
okuyasın diye (âyet âyet, sûre sûre) ayırdık ve onu peyderpey indirdik” (İsrâ’ (17), 106).
3. Kur’ân, parça parça inmekle, ona inanmayanların iç yüzleri açığa çıkmıştır. Münafık ve müşrikler İslâm’a ve Müslümanlara karşı düşmanlık yapma konusunda birleşmişlerdi. Özellikle münâfıklar mü’minler için daha büyük bir tehlike oluşturuyordu. Zîrâ münâfıklar, Müslümanlarla iç içe yaşıyor, birlikte ibâdet ediyorlardı. Bu açıdan münâfıkların gizli niyetlerinin bilinmesi için Kur’ân’ın peyderpey nüzûlü gerekiyordu. Şu âyet bu hususu apaçık ortaya koymaktadır: “Münafıklar, kalplerinde olanı kendilerine haber verecek bir sûrenin müminlere indirilmesinden çekinirler. De ki: Siz alay edin!
Allah o çekindiğiniz şeyi ortaya çıkaracaktır” (Tevbe (9), 64).
4. Hz. Peygamber ve ashâbına moral kaynağı olmuştur. Hangi konuda olursa olsun vahyin devamlı olarak gelmesi, Yüce Allah tarafından Hz. Peygamber’e verilen üstün değer, destek ve yardımın devam ettiğinin açık bir göstergesiydi. Ayrıca her gelen vahiy yeni bir sevinç, heyecan ve moral kaynağı oluşturuyordu.
Soru 50
Kur’ân’ı bir araya toplamak için oluşturulan heyetin başkanlığını hangi sahabe yapmıştır?
Seçenekler
A
B
Hz. Zeyd b. Sâbit
C
Hz. Ebû Bekir
D
Hz. Ali
E
Hz. Osman
Açıklama:
Kur’ân’ı bir araya toplamak için Zeyd b. Sâbit’in başkanlığında bir heyet kuruldu. Zeyd b. Sâbit’in bu işin başına geçirilmesinin nedenleri şunlardır:
1. Zeyd, uzun süre vahiy kâtipliği yapan bir kişi idi.
2. Resûlullah hayatta iken Kur’ân’ın tamamını toplamıştı.
3. Zeyd, Kur’ân’ın tamamını ezberleyen ve onu en güzel şekilde okuyan sahâbîlerden biriydi.
4. Zeyd’in kırâati, Hz. Peygamber’in son arzada Cebrâil’e sunduğu kırâat idi.
5. Zeyd, çok zeki bir kişiydi.
6. Zeyd, bütün Müslümanların güvenini kazanmış olan biriydi.
Doğru yanıt B’dir.
1. Zeyd, uzun süre vahiy kâtipliği yapan bir kişi idi.
2. Resûlullah hayatta iken Kur’ân’ın tamamını toplamıştı.
3. Zeyd, Kur’ân’ın tamamını ezberleyen ve onu en güzel şekilde okuyan sahâbîlerden biriydi.
4. Zeyd’in kırâati, Hz. Peygamber’in son arzada Cebrâil’e sunduğu kırâat idi.
5. Zeyd, çok zeki bir kişiydi.
6. Zeyd, bütün Müslümanların güvenini kazanmış olan biriydi.
Doğru yanıt B’dir.
Soru 51
Aşağıdakilerden hangisi vahiy ve ilham için doğru değildir?
Seçenekler
A
Vahiy vasıtalı, ilham ise vasıtasız olarak tecellî eder.
B
Vahiy olayı son bulmuştur, ilham ise devam etmektedir.
C
Vahiy bağlayıcıdır, ilham ise bağlayıcı değildir.
D
Vahiy hususî ve cüzî, ilham ise umumî ve küllîdir.
E
Vahiy yoluyla elde edilen bilgiler birbirleriyle çelişmez; ilham ile elde edilen bilgiler ise birbirleriyle çelişebilir.
Açıklama:
Vahiyle ilham arasında şu farklar bulunmaktadır:
1. Peygamberler kendilerine indirilen vahyin Allah katından olduğunu kesin olarak bilirler. İlhamın kaynağı belli olmadığı için onu alanlar onun nere-den geldiğini bilemezler.
2. Vahiy vasıtalı, ilham ise vasıtasız olarak tecellî eder.
3. Vahiy olayı son bulmuştur, ilham ise devam etmektedir.
4. Vahiy bağlayıcıdır, ilham ise bağlayıcı değildir.
5. Vahiy umumî ve küllî, ilham ise hususî ve cüzîdir.
6. Vahiy yoluyla elde edilen bilgiler birbirleriyle çelişmez; ilham ile elde edilen bilgiler ise birbirleriyle çelişebilir.
1. Peygamberler kendilerine indirilen vahyin Allah katından olduğunu kesin olarak bilirler. İlhamın kaynağı belli olmadığı için onu alanlar onun nere-den geldiğini bilemezler.
2. Vahiy vasıtalı, ilham ise vasıtasız olarak tecellî eder.
3. Vahiy olayı son bulmuştur, ilham ise devam etmektedir.
4. Vahiy bağlayıcıdır, ilham ise bağlayıcı değildir.
5. Vahiy umumî ve küllî, ilham ise hususî ve cüzîdir.
6. Vahiy yoluyla elde edilen bilgiler birbirleriyle çelişmez; ilham ile elde edilen bilgiler ise birbirleriyle çelişebilir.
Soru 52
- Kürek ve kaburga kemikleri
- İnce deri
- Papirüs
Seçenekler
A
Yalnız 1
B
Yalnız 2
C
1 ve 3
D
2 ve 3
E
1, 2 ve 3
Açıklama:
Resûlullah, kendisine indirilen âyet ve sûreleri, o devirde kullanılmakta olan yazı malzemelerine yazdırıyordu. Bu malzemeler şunlardır:
1. Hurma ağacının, yaprakları, kabukları ve yapraklarının orta damarları.
2. İnce beyaz taşlar.
3. Kürek ve kaburga kemikleri.
4. İşlenmemiş deri.
5. İnce deri (rakk).
6. Çanak-çömlek parçaları.
7. Parşömen parçaları.
8. Tahtadan yapılmış levhalar.
9. Bez parçaları.
10. Papirüs.
1. Hurma ağacının, yaprakları, kabukları ve yapraklarının orta damarları.
2. İnce beyaz taşlar.
3. Kürek ve kaburga kemikleri.
4. İşlenmemiş deri.
5. İnce deri (rakk).
6. Çanak-çömlek parçaları.
7. Parşömen parçaları.
8. Tahtadan yapılmış levhalar.
9. Bez parçaları.
10. Papirüs.
Soru 53
"Hz. Peygamber kendisine indirilen âyet ve sûreleri Allah’ın lütfuyla önce ..............."
Bu cümenin tarihi verilerle uyumlu bir bilgi vermesi için aşağıdaki seçeneklerden hangisi boşluğa getirilmelidir?
Bu cümenin tarihi verilerle uyumlu bir bilgi vermesi için aşağıdaki seçeneklerden hangisi boşluğa getirilmelidir?
Seçenekler
A
ezberler, sonra tebliğ ederdi.
B
tebliğ eder sonra ezberlerdi.
C
tebliğ ederdi.
D
hızlıca yazdırırdı.
E
yazma işini erteler, ardından ayetin nasıl karşılanacağına dair araştırma yapardı.
Açıklama:
Hz. Peygamber kendisine indirilen âyet ve sûreleri Allah’ın lütfuyla önce ezberler, sonra tebliğ ederdi.
Soru 54
hangisi Kuranı bir araya toplamak için başına Zeyd b. Sabit'in geçirilmesinin sebeplerinden biridir?
Seçenekler
A
Uzun süre vahiy katipliği yapmış olması
B
Resulullah hayatta iken Kur'an'ın tamamını hıfzetmişti
C
Zeyd çok zeki ve hafızası güçlü bir kişiydi
D
Zeyd bütün müslümanların güvenini kazanmış olan biriydi
E
Hepsi
Açıklama:
Şıklarda verilen bütün özellikler Kuranı bir araya toplamak için başına zeyd b. sabit in görevlendirilmesinin sebepleri arasında sayılır cevap E
Soru 55
Aşağıdakilerden hangisi "vahy" kelimesinin anlamlarından değildir?
Seçenekler
A
İçgüdü
B
Seslenmek
C
Okumak
D
Emretmek
E
Fısıldamak
Açıklama:
Vahy, v-h-y kelimesinin mastarı olup sözlükte, gizli ve süratli bir şekilde bildirmek, seslenmek, gizli konuşmak, fısıldamak, emretmek, telkîn etmek, ilham etmek, işâret etmek, yazı yazmak, bir şeyi başkasına intikal ettirmek, elçi göndermek ve içgüdü gibi anlamlara gelmektedir.
Doğru cevap C'dir.
Doğru cevap C'dir.
Soru 56
"İlk vahy geldikten sonra, Hz. Peygamber durumu eşi Hz. Hatice ve onun amcazadesi Varaka'ya anlatmıştır. Varaka'nın ölümünü takiben bir müddet vahy kesilmiştir."
Buna göre bu kesintinin ardından geldiği rivayet edilen sûre aşağıdakilerden hangisidir?
Buna göre bu kesintinin ardından geldiği rivayet edilen sûre aşağıdakilerden hangisidir?
Seçenekler
A
Müddessir
B
İhlas
C
Ankebut
D
Felak
E
Ahzâb
Açıklama:
Vahyin bir müddet kesilmesinden (fetret devrinden) sonra ilk defa Müddessir sûresinin baş tarafının nâzil olduğu rivâyet edilmektedir.
Soru 57
Cebrâîl’in aslî suretiyle Hz. Peygambere göründüğünü bildiren sûreler aşağıdaki seçeneklerin hangisinde doğru olarak verilmiştir?
Seçenekler
A
Bakara-Tekvir-Necm
B
İhlas-Necm-Müddessir
C
Tekvir-Necm-Ahzâb
D
Tekvir-Necm-Müddessir
E
Tekvir-Nur-Müddessir
Açıklama:
Cebrâil’in aslî suretiyle vahiy getirmesi iki defa meydana gelmiştir: Birincisi, Hz. Muhammed’in peygamberliğinin başlangıcında olmuştur. Andolsun ki o Cebrâil’i apaçık ufukta görmüştür” (Tekvir (81), 23) âyeti buna işâret etmektedir. İkincisi ise, Miraç’ta Sidretu’l-Müntehâ’da vâki olmuştur. Andolsun onu, bir kez daha Sidretu’l-Müntehâ’nın yanında görmüştür” (Necm (53), 13-14) âyetleri de bu ikincisine işâret etmektedir. Resûlullah’ın Cebrâil’i, aslî suretiyle üç defa gördüğü ve bu üçüncüsünün yine Hıra mağarasında Cebrâil’in, Müddessir sûresini indirdiği esnada gerçekleştiği de rivâyet edilmektedir. Doğru cevap D'dir.
Soru 58
Aşağıdakilerden hangisi vahiy ile ilham arasındaki farklardan değildir?
Seçenekler
A
Vahiy olayı son bulmuştur, ilham ise devam etmektedir.
B
Vahiy vasıtasız, ilham ise vasıtalı olarak tecellî eder.
C
Vahiy bağlayıcıdır, ilham ise bağlayıcı değildir.
D
Vahiy umumî ve küllî, ilham ise hususî ve cüzîdir.
E
Vahiy yoluyla elde edilen bilgiler birbirleriyle çelişmez; ilham ile elde edilen bilgiler ise birbirleriyle çelişebilir.
Açıklama:
Vahiyle ilham arasında şu farklar bulunmaktadır:
1. Peygamberler kendilerine indirilen vahyin Allah katından olduğunu kesin
olarak bilirler. İlhamın kaynağı belli olmadığı için onu alanlar onun nereden geldiğini bilemezler.
2. Vahiy vasıtalı, ilham ise vasıtasız olarak tecellî eder.(B seçeneği tersini ifade etmektedir.)
3. Vahiy olayı son bulmuştur, ilham ise devam etmektedir.
4. Vahiy bağlayıcıdır, ilham ise bağlayıcı değildir.
5. Vahiy umumî ve küllî, ilham ise hususî ve cüzîdir.
6. Vahiy yoluyla elde edilen bilgiler birbirleriyle çelişmez; ilham ile elde edilen
bilgiler ise birbirleriyle çelişebilir.
Doğru cevap B'dir.
1. Peygamberler kendilerine indirilen vahyin Allah katından olduğunu kesin
olarak bilirler. İlhamın kaynağı belli olmadığı için onu alanlar onun nereden geldiğini bilemezler.
2. Vahiy vasıtalı, ilham ise vasıtasız olarak tecellî eder.(B seçeneği tersini ifade etmektedir.)
3. Vahiy olayı son bulmuştur, ilham ise devam etmektedir.
4. Vahiy bağlayıcıdır, ilham ise bağlayıcı değildir.
5. Vahiy umumî ve küllî, ilham ise hususî ve cüzîdir.
6. Vahiy yoluyla elde edilen bilgiler birbirleriyle çelişmez; ilham ile elde edilen
bilgiler ise birbirleriyle çelişebilir.
Doğru cevap B'dir.
Soru 59
Hz. Peygamber seferde ve misafirlikte bulunmadığı zamanlarda iken inen vahiy çeşidi aşağıdaki seçeneklerden hangisinde yer almaktadır?
Seçenekler
A
Es-Sayfî
B
En-Nehârî
C
El-Firâşî
D
Es-Seferî
E
El-Hadarî
Açıklama:
El-Hadarî: Hz. Peygamber seferde ve misafirlikte bulunmadığı zamanlarda inen vahiylerdir. Kur’ân’ın ekserisi bu şekilde nâzil olmuştur. Doğru cevap E'dir.
Soru 60
"El-Vahyu’l-Muhammedî" adlı eser aşağıdaki yazarlardan hangisine aittir?
Seçenekler
A
Ömer Nasuhi Bilmen
B
İbn Nedîm
C
Muhammed Hamîdullah
D
Muhammed Reşid Rıza
E
İbn Kesîr
Açıklama:
el-Vahyu’l-Muhammedî adlı eser Muhammed Reşid Rıza'ya aittir. Doğru cevap D'dir.
Soru 61
I. Güçlü bir hâfızaya sahip olmaları.
II. Namazda belli bir miktarda Kur’ân okumanın farz/vâcip oluşu.
III. Resûlullah’ın, Kur’ân eğitimi ve öğretimi ile bizzat ilgilenmesi.
Yukarıdakilerden hangisi ya da hangileri sahâbeyi Kur’ân’ı ezberlemeye sevk eden sebeplerdendir?
II. Namazda belli bir miktarda Kur’ân okumanın farz/vâcip oluşu.
III. Resûlullah’ın, Kur’ân eğitimi ve öğretimi ile bizzat ilgilenmesi.
Yukarıdakilerden hangisi ya da hangileri sahâbeyi Kur’ân’ı ezberlemeye sevk eden sebeplerdendir?
Seçenekler
A
I ve II
B
Yalnız I
C
II ve III
D
Yalnız II
E
I-II-III
Açıklama:
Sahâbeyi Kur’ân’ı ezberlemeye sevk eden belli başlı sebepler şunlardır:
1. Güçlü bir hâfızaya sahip olmaları.
2. Namazda belli bir miktarda Kur’ân okumanın farz/vâcip oluşu.
3. Kur’ân’ın emir ve yasaklarına uymanın gerekli olması.
4. Resûlullah’ın, Kur’ân eğitimi ve öğretimi ile bizzat ilgilenmesi.
5. Kur’ân okuyanlara verilecek sevap ve mükâfâtın büyük olması.
Doğru cevap E'dir.
1. Güçlü bir hâfızaya sahip olmaları.
2. Namazda belli bir miktarda Kur’ân okumanın farz/vâcip oluşu.
3. Kur’ân’ın emir ve yasaklarına uymanın gerekli olması.
4. Resûlullah’ın, Kur’ân eğitimi ve öğretimi ile bizzat ilgilenmesi.
5. Kur’ân okuyanlara verilecek sevap ve mükâfâtın büyük olması.
Doğru cevap E'dir.
Soru 62
Aşağıdakilerden hangisi, Hz. Peygamber hayatta iken Kur’ân’ın tamamını topladıkları rivâyet edilen kişilerden, değildir?
Seçenekler
A
Hz. Ali
B
Hz. Osman
C
Ebû Zeyd b. Sâbit
D
Mu’âz b. Cebel
E
Ubeyd b. Mu’âviye
Açıklama:
İlgili kaynaklarda Resûlullah’ın zamanında şu kişilerin Kur’ân’ın tamamını topladıkları rivâyet edilmektedir: Ali b. Ebî Tâlib, Sa’d b. Ubeyd b. en-Nu’mân b. Amr b. Zeyd, Ebû’d-Derdâ’ Uveymir b. Zeyd, Mu’âz b. Cebel, Ebû Zeyd b. Sâbit, Zeyd b. Sâbit, Übey b. Ka’b, Ubeyd b. Mu’âviye.
Doğru cevap B'dir.
Doğru cevap B'dir.
Soru 63
Kur’ân’ı toplama faaliyetlerinin başlangıcı aşağıdaki seçeneklerin hangisinde doğru olarak verilmiştir?
Seçenekler
A
Hz. Peygamber’in vefâtından bir yıl önce
B
Hz. Peygamber’in vefâtından bir yıl sonra
C
Hz. Peygamber’in vefâtından altı ay sonra
D
Hz. Peygamber’in vefâtından altı ay önce
E
Hicretten bir yıl sonra
Açıklama:
Hz. Peygamber’in vefâtından altı ay sonra başlayan Kur’ân’ı toplama faaliyeti, yaklaşık olarak bir yıl sürmüştür. Toplanan bu nüshaya Abdullah b. Mes’ûd’un teklifiyle Mushaf adı verilmiştir.
Doğru cevap C'dir.
Doğru cevap C'dir.
Soru 64
Kur’ân’a, bugün ki harekeleri koyan kişi aşağıdaki seçeneklerden hangisinde doğru olarak verilmiştir?
Seçenekler
A
Halil b. Ahmed
B
Ziyâd b. Sümeyye
C
Yahyâ b. Ya’mer
D
Nasr b. Âsım
E
Ebû’l-Esved ed-Dü’elî
Açıklama:
Ebû’l-Esved ed-Dü’elî’nin koyduğu bu noktalar hareke yerine konan noktalardır. İlgili kaynaklara göre bu noktalar tarihte ilk defa Ebû’l-Esved ed-Dü’elî tarafından îcâd edilmiştir. Sonra Kur’ân’a, yazılış şekilleri birbirine benzeyen harfleri birbirinden ayırmak için noktalar konmuştur. Bunları koyanın, Nasr b. Âsım veya Yahyâ b. Ya’mer olduğu rivâyet edilmektedir. (Bu noktaları her ikisinin birlikte koyduğu da nakledilmektedir). Bu tür noktalama, Nasr b. Âsım veya Yahya b. Ya’mer’in kendi îcâdları değildir. Şu anki bilgilerimize göre bunun tarihi, mîlâdî 267 yılına kadar geriye gitmektedir. Daha sonra Halil b. Ahmed Kur’ân’a, bugünkü harekeleri koymuştur."
Ünite 2
Soru 1
Kur’ân kelimesinin etimolojisine bakıldığı zaman aşağıdakilerden hangisi daha kabul gören bir görüştür?
Seçenekler
A
“Kur’ân” lafzı, “okumak” anlamına gelen kara’e’den türemiş, fu’lân vezninde bir kelimedir.
B
“Kur’ân” lafzı, çıkarıp atmak anlamına gelen kara’e’den türemiştir.
C
Kur’ân lafzı, sözlükte toplamak anlamına gelen kara’e’den türemiş fu’lân vezninde bir kelimedir.
D
Kur’ân kelimesi, sözlükte bir şeyi diğer bir şeye yaklaştırmak anlamına gelen karene fiilinden türemiştir.
E
Kur’ân lafzı, “karînetün” kelimesinin çoğulu ve aynı zamanda hemzesiz olan el-karâin lafzından türemiştir.
Açıklama:
“Kur’ân” lafzı, “okumak” anlamına gelen kara’e’den türemiş, fu’lân vezninde bir kelimedir: Ebu’l-Hasan Ali b. Hazm el-Lihyânî tarafından ileri sürülen bu görüş, İslâm âlimlerinin ekseriyeti tarafından kabul edilmektedir. Bu görüşü bizzat Kur’ân’ın kendisi de desteklemektedir. Öte yandan Kur’ân’da bazı sûreler isimlerini ilk kelimelerinden almışlardır. Bilindiği gibi ilk önce, Alak sûresinin ilk beş âyeti nâzil olmuştur. Bu âyetler, “Kur’ân” kelimesi ile aynı kökten gelen “ikra (oku)” emriyle başlamaktadır. Yani “ikra” lafzı, Kur’ân’ın ilk inen kelimesidir. İşte Kur’ân da ismini, bazı sûrelerinde olduğu gibi nâzil olan bu ilk kelimesinden almış olmalıdır.
Netice olarak Kur’ân lafzı, sözlükte “okumak” anlamına gelen kara’e’den türemiş ve alem-i menkûl (bir tür özel isim) olmuştur. Alem-i menkûl, esâsen özel bir isim olmayıp, başlangıçta değişik manada kullanılan, daha sonra ise, önceki manası terk edilerek belli bir şeye verilen isimdir. Bu tür özel isimlere, özel isim olmadan önceki manasına işaret etmek için “el” takısı gelebilir. İşte, Kur’ân kelimesinin başına gelen “el” takısı ma’rifelik için değil, söz konusu lafzın özel isim olmadan önceki asıl (okumak) anlamına işaret etmek içindir.
Netice olarak Kur’ân lafzı, sözlükte “okumak” anlamına gelen kara’e’den türemiş ve alem-i menkûl (bir tür özel isim) olmuştur. Alem-i menkûl, esâsen özel bir isim olmayıp, başlangıçta değişik manada kullanılan, daha sonra ise, önceki manası terk edilerek belli bir şeye verilen isimdir. Bu tür özel isimlere, özel isim olmadan önceki manasına işaret etmek için “el” takısı gelebilir. İşte, Kur’ân kelimesinin başına gelen “el” takısı ma’rifelik için değil, söz konusu lafzın özel isim olmadan önceki asıl (okumak) anlamına işaret etmek içindir.
Soru 2
Aşağıdakilerden hangisi Kur’ân’la Kitâb-ı Mukaddes arasındaki benzerliklerden birisidir?
Seçenekler
A
Kâinatın ve insanın yaratılışı
B
Olaylar genellikle üçüncü şahıs tarafından anlatılması
C
Hâdiseler, zaman ve mekân boyutuna inilerek aktarılması
D
Konuşanın sürekli Allah olması
E
Kayda geçirilme şekli
Açıklama:
Kur’ân’la Kitâb-ı Mukaddes arasındaki farklılıkların yanı sıra başta kıssalar olmak üzere bazı konularda benzerlikler de vardır. Özellikle kâinatın ve insanın yaratılışı, cennetten çıkarılış, Nûh tufanı, Hz. İbrahim, İshak ve Ya’kub, İsrâiloğullarının tarihi, Hz. Yûsuf, Hz. Mûsâ ve onun Firavun’la mücadelesi, Mısır’dan çıkış, İsrâiloğullarının çöldeki hayatı, buzağıya tapma, Tâlût, Dâvûd ve Süleyman, çeşitli peygamberlerin tebliğ faaliyetleri, Zekeriyyâ ve oğlu Yahya, Meryem ve oğlu Îsâ ile havariler gibi konular, Kitâb-ı Mukaddes’le Kur’ân arasındaki ortak konulardır.
Soru 3
Aşağıdakilerden hangisi Kur’ân’ın tamamını veya bazı sûre ya da âyetlerini öğrenip okuyan, öğreten, dinleyen, ezberleyen, hükümlerine göre amel edenlerin kazanacakları sevapları, bazı sûre yahut âyetlerin şifalı olduğunu bildiren hadisleri içeren literatür için kullanılan bir tabirdir?
Seçenekler
A
Ahsenü'l-Hadis
B
Fezâilü’l-Kur’ân
C
Beyânü'l-Kur’ân
D
Mübeyyin
E
Nebe-i Azîm
Açıklama:
Fezâilu’l-Kur’ân, Kur’ân’ın tamamını veya bazı sûre ya da âyetlerini öğrenip okuyan, öğreten, dinleyen, ezberleyen, hükümlerine göre amel edenlerin kazanacakları sevapları, bazı sûre yahut âyetlerin şifalı olduğunu bildiren hadisleri içeren literatür için kullanılan bir tabirdir. Bunun için kaynaklarda “Fezâilu’l-Kur’ân”, “Sevâbu’l-Kur’ân”, “Menâfiu’l-Kur’ân” gibi terimler kullanılmıştır.
Soru 4
Kur’ân yaklaşık olarak kaç yılda indirilmiştir?
Seçenekler
A
7
B
11
C
19
D
23
E
27
Açıklama:
-
Kur’ân, toptan değil, yaklaşık olarak 23 yılda peyderpey indirilmiştir.
Kur’ân, toptan değil, yaklaşık olarak 23 yılda peyderpey indirilmiştir.
Soru 5
Kur'an'da 6236 ayet olduğunu aşağıdakilerden hangisi ifade etmiştir?
Seçenekler
A
İbn Abbas
B
Basralılar
C
Kûfeliler
D
Medîneliler
E
Şamlılar
Açıklama:
Kûr’ân’daki âyetlerin sayısı konusunda farklı rakamlar bulunmaktadır. Kur’ân’da, İbn Abbas 6216, Basralılar 6204, Medîneliler 6219, Şamlılar 6226, Kûfeliler de 6236 âyet bulunduğunu ifade etmektedirler. Bu son (6236) görüşün daha doğru olduğu belirtilmektedir. Âyetlerin sayısı hakkında bu değişik rakamların ortaya atılması, bazı âyetlerin sonlarının neresi olduğu, sûrelerin başlarında bulunan besmelelerin âyet olarak kabul edilip edilmemesi ve hurûf-ı mukatta’anın müstakil bir âyet sayılıp sayılmaması gibi konularda ileri sürülen görüşlerin farklılığından kaynaklanmaktadır.
Soru 6
Âlimlerin çoğuna göre, ilk inen âyetler aşağıdakilerden hangisidir?
Seçenekler
A
Fâtiha
B
Tebbet
C
Fil
D
Müzzemmil
E
Alak
Açıklama:
-
Âlimlerin çoğuna göre, ilk inen âyetler Alak sûresinin ilk beş âyetidir.
Âlimlerin çoğuna göre, ilk inen âyetler Alak sûresinin ilk beş âyetidir.
Soru 7
Aşağıdakilerden hangisi secde ayetinin yer aldığı surelerden birisi değildir?
Seçenekler
A
Nahl
B
Meryem
C
Furkân
D
Kadr
E
Fussilet
Açıklama:
-
Kur’ân’da on dört sûrede secde âyeti vardır. Bunlar şunlardır: I) Arâf (7), 206. II) Ra’d (13), 15. III) Nahl (16), 49. IV) İsrâ’ (17), 107. V) Meryem (19), 58. VI) Hac (22), 18. Şâfiî’ye göre bu sûrede iki secde vardır. Biri bu 18. âyette, diğeri de şu 77. âyettedir. Hanefîlere göre, 77. âyetteki namaz secdesidir. VII) Furkân (25), 60. VIII) Neml (27), 25. IX) Secde (32), 15. X) Sad (38), 24. XI) Fussilet (41), 37. XII) Necm (53), 62. XIII) İnşikâk (84), 21. XIV) Alak (96), 19.
Kur’ân’da on dört sûrede secde âyeti vardır. Bunlar şunlardır: I) Arâf (7), 206. II) Ra’d (13), 15. III) Nahl (16), 49. IV) İsrâ’ (17), 107. V) Meryem (19), 58. VI) Hac (22), 18. Şâfiî’ye göre bu sûrede iki secde vardır. Biri bu 18. âyette, diğeri de şu 77. âyettedir. Hanefîlere göre, 77. âyetteki namaz secdesidir. VII) Furkân (25), 60. VIII) Neml (27), 25. IX) Secde (32), 15. X) Sad (38), 24. XI) Fussilet (41), 37. XII) Necm (53), 62. XIII) İnşikâk (84), 21. XIV) Alak (96), 19.
Soru 8
Aşağıdaki sûrelerden hangisi ismini başındaki hurûf-ı mukatta’a’dan almıştır?
Seçenekler
A
Casiye
B
Duhan
C
Yâsîn
D
Şuara
E
Müminun
Açıklama:
Sûreler isimlerini, ilk kelimelerinden (lem yekün gibi), başlarındaki hurûf-ı mukatta’a’dan (Yâsîn gibi), kıssasını ihtivâ ettikleri şahsiyetlerden (Nûh gibi) veya topluluklardan (Münâfikûn gibi) ya da konularının birinden almışlardır.
Müminun: İnananlar Suresi, İnananların başarıya ulaşacaklarından bahsedildiğinden bu adı almıştır.
Şuara: Şairler Suresi, 224. ayetinde şairlerden söz edildiği için bu adı almıştır.
Duhan: Duman Suresi, ismini 10. ayetinde geçen duhan kelimesinden almıştır.
Casiye: Diz Çöküş Suresi, ismini 28. ayetinde geçen casiye kelimesinden alır.
Müminun: İnananlar Suresi, İnananların başarıya ulaşacaklarından bahsedildiğinden bu adı almıştır.
Şuara: Şairler Suresi, 224. ayetinde şairlerden söz edildiği için bu adı almıştır.
Duhan: Duman Suresi, ismini 10. ayetinde geçen duhan kelimesinden almıştır.
Casiye: Diz Çöküş Suresi, ismini 28. ayetinde geçen casiye kelimesinden alır.
Soru 9
Yalan üzere ittifak etmeleri aklen mümkün olmayan bir topluluğun diğer bir topluluktan rivâyet ettiği kırâat aşağıdakilerden hangisidir?
Seçenekler
A
Âhâd kırâat
B
Meşhur kırâat
C
Mevzû kırâat
D
Şâz kırâat
E
Mütevâtir kırâat
Açıklama:
-
Senetleri bakımından kırâatların çeşitleri şunlardır:
1. Mütevâtir kırâat: Yalan üzere ittifak etmeleri aklen mümkün olmayan bir topluluğun diğer bir topluluktan rivâyet ettiği kırâata, mütevâtir kırâat denir.
2. Meşhur kırâat: Senedi sahîh, Arap dilinin kâidelerine ve Hz. Osman döneminde çoğaltılan nüshalardan birinin hattına uygun olan, ancak tevâtür derecesine ulaşamayan kırâata, meşhur kırâat denir. Mütevâtir ve meşhûr kırâatlar ile Kur’ân okunur. Bunlara inanmak gerekir. İnkâr edilmeleri câiz değildir.
3. Âhâd kırâat: Senedi sahîh olup, ya Arapça kâidelere ya da Hz. Osman döneminde çoğaltılan nüshalardan birinin hattına uygun olmayan kırâata, âhâd kırâat denir. Bu kırâat ile okumak câiz değildir.
4. Şâz kırâat: Senedi sahîh olmayan kırâattır. Bununla da Kur’ân okumak câiz değildir.
5. Mevzû (uydurma) kırâat: Asılsız olarak yalnız okuyanına isnat edilen kırâattır. Bu kırâata göre de Kur’ân okumak câiz değildir.
Senetleri bakımından kırâatların çeşitleri şunlardır:
1. Mütevâtir kırâat: Yalan üzere ittifak etmeleri aklen mümkün olmayan bir topluluğun diğer bir topluluktan rivâyet ettiği kırâata, mütevâtir kırâat denir.
2. Meşhur kırâat: Senedi sahîh, Arap dilinin kâidelerine ve Hz. Osman döneminde çoğaltılan nüshalardan birinin hattına uygun olan, ancak tevâtür derecesine ulaşamayan kırâata, meşhur kırâat denir. Mütevâtir ve meşhûr kırâatlar ile Kur’ân okunur. Bunlara inanmak gerekir. İnkâr edilmeleri câiz değildir.
3. Âhâd kırâat: Senedi sahîh olup, ya Arapça kâidelere ya da Hz. Osman döneminde çoğaltılan nüshalardan birinin hattına uygun olmayan kırâata, âhâd kırâat denir. Bu kırâat ile okumak câiz değildir.
4. Şâz kırâat: Senedi sahîh olmayan kırâattır. Bununla da Kur’ân okumak câiz değildir.
5. Mevzû (uydurma) kırâat: Asılsız olarak yalnız okuyanına isnat edilen kırâattır. Bu kırâata göre de Kur’ân okumak câiz değildir.
Soru 10
Kendisinden sonrası ile lafız ve manâ yönünden alakası bulunmayan bir kelime üzerinde yapılan vakıf aşağıdakilerden hangisidir?
Seçenekler
A
Kâfî vakıf
B
Tam vakıf
C
Hasen vakıf
D
Kabih vakıf
E
Sahih vakıf
Açıklama:
Vakfın kısımları şu şekildedir:
1. Tam vakıf (vakf-ı tâm): Kendisinden sonrası ile lafız ve manâ yönünden alakası bulunmayan bir kelime üzerinde yapılan vakfa tam vakıf denir. Bu vakıf yapıldığında kırâata, kendisinden sonraki lafızla devam edilir. Tam vakıa, mutlaka vakıf yapılmalıdır, eğer yapılmazsa manânın bozulma ihtimali kuvvetlidir. Bu vakfa, vakf-ı lâzım ve vakf-ı vâcib de denmektedir.
2. Kâfî vakıf (vakf-ı kâfî): Kelâm, lafız ve manâ yönünden tamamlanmakla beraber yine de kendinden sonrası ile anlam bakımından bir alakası varsa bu tür yerlerde yapılan vakfa, kâfî vakıf denir. Vakf-ı kâfî, fâsılalarda ve âyet aralarında bulunur. Böyle bir yerde vakıf yapılmışsa kırâata kendisinden sonraki lafızla devam edilir.
3. Hasen vakıf (vakf-ı hasen): Kelâm, lafız ve manâ bakımından tamamlanmakla beraber, yine de onun kendisinden öncesi veya sonrası ile lafız yönünden bir ilgisi varsa bu vakfa, vakf-ı hasen denir. Vakf-ı hasen âyetin başında veya ortasında olabilir. Şayet âyet başı ise, vakıf yapılır ve kendisinden sonraki kelime ile kırâat sürdürülür. Eğer âyet başı değilse bu durumda, münasipse vakıf yapılan kelimeden, değilse evvelinden başlamak suretiyle okumaya devam edilir.
4. Kabih vakıf (vakf-ı kabîh): Kelâm, lafız ve manâ yönünden tamamlanmadan ve kendisinden sonraki lafız ile her iki cihetten şiddetli alakası bulunan yerde yapılan vakfa, vakf-ı kabîh denir. Vakf-ı kabîhde, kelâm tamamlanmadığı için okunandan bir manâ anlaşılmaz.
1. Tam vakıf (vakf-ı tâm): Kendisinden sonrası ile lafız ve manâ yönünden alakası bulunmayan bir kelime üzerinde yapılan vakfa tam vakıf denir. Bu vakıf yapıldığında kırâata, kendisinden sonraki lafızla devam edilir. Tam vakıa, mutlaka vakıf yapılmalıdır, eğer yapılmazsa manânın bozulma ihtimali kuvvetlidir. Bu vakfa, vakf-ı lâzım ve vakf-ı vâcib de denmektedir.
2. Kâfî vakıf (vakf-ı kâfî): Kelâm, lafız ve manâ yönünden tamamlanmakla beraber yine de kendinden sonrası ile anlam bakımından bir alakası varsa bu tür yerlerde yapılan vakfa, kâfî vakıf denir. Vakf-ı kâfî, fâsılalarda ve âyet aralarında bulunur. Böyle bir yerde vakıf yapılmışsa kırâata kendisinden sonraki lafızla devam edilir.
3. Hasen vakıf (vakf-ı hasen): Kelâm, lafız ve manâ bakımından tamamlanmakla beraber, yine de onun kendisinden öncesi veya sonrası ile lafız yönünden bir ilgisi varsa bu vakfa, vakf-ı hasen denir. Vakf-ı hasen âyetin başında veya ortasında olabilir. Şayet âyet başı ise, vakıf yapılır ve kendisinden sonraki kelime ile kırâat sürdürülür. Eğer âyet başı değilse bu durumda, münasipse vakıf yapılan kelimeden, değilse evvelinden başlamak suretiyle okumaya devam edilir.
4. Kabih vakıf (vakf-ı kabîh): Kelâm, lafız ve manâ yönünden tamamlanmadan ve kendisinden sonraki lafız ile her iki cihetten şiddetli alakası bulunan yerde yapılan vakfa, vakf-ı kabîh denir. Vakf-ı kabîhde, kelâm tamamlanmadığı için okunandan bir manâ anlaşılmaz.
Soru 11
“Kur’ân’ın herhangi bir sûresinde, bir veya birkaç kelime ya da cümleden meydana gelen ve başından ve sonundan ayrılmış olan bölümler” olarak tanımlanan aşağıdakilerden hangisidir?
Seçenekler
A
ayet
B
Mekki sure
C
Medeni süre
D
besmele
E
vakıf
Açıklama:
Terim olarak âyet,
“Kur’ân’ın herhangi bir sûresinde, bir veya birkaç kelime ya da cümleden meydana gelen ve başından ve sonundan ayrılmış olan bölümlere” denir.
“Kur’ân’ın herhangi bir sûresinde, bir veya birkaç kelime ya da cümleden meydana gelen ve başından ve sonundan ayrılmış olan bölümlere” denir.
Soru 12
Kur’ân’ın âyetlerinin bazıları uzun, bazıları da kısadır. En uzun âyeti hangisidir?
Seçenekler
A
Müdhâmmetân,
B
müdâyene
C
ve’l-fecr,
D
yasin
E
rahman
Açıklama:
Kur’ân’ın âyetlerinin bazıları uzun, bazıları da kısadır. Onun en uzun âyeti,
müdâyene âyeti denilen Bakara sûresinin 282. âyetidir. Bu konuda bir ihtilaf yoktur. Ancak en kısa âyetin hangisi olduğu konusunda ise ihtilaf vardır. Bu hususta zikredilenler şunlardır: Müdhâmmetân, ve’l-fecr, ve’l-asr, ve’d-duhâ, müddessir, rahmân ve yâsîn.
müdâyene âyeti denilen Bakara sûresinin 282. âyetidir. Bu konuda bir ihtilaf yoktur. Ancak en kısa âyetin hangisi olduğu konusunda ise ihtilaf vardır. Bu hususta zikredilenler şunlardır: Müdhâmmetân, ve’l-fecr, ve’l-asr, ve’d-duhâ, müddessir, rahmân ve yâsîn.
Soru 13
Kur’ân’da on dört sûrede secde âyeti vardır. Aşağıdakilerden hangisi bunlardan değildir?
Seçenekler
A
İsrâ’ (17),
B
Meryem (19)
C
İnşikâk (84)
D
Fussilet (41)
E
Bakara (11)
Açıklama:
Kur’ân’da on dört sûrede secde âyeti vardır. Bunlar şunlardır: I) Arâf (7), 206. II) Ra’d (13), 15. III) Nahl (16), 49. IV) İsrâ’ (17), 107. V) Meryem (19), 58. VI) Hac (22), 18. Şâfiî’ye göre bu sûrede iki secde vardır. Biri bu 18. âyette, diğeri de şu 77. âyettedir. Hanefîlere göre, 77. âyetteki namaz secdesidir. VII) Furkân (25), 60. VIII) Neml (27), 25. IX) Secde (32), 15. X) Sad (38), 24. XI) Fussilet (41), 37. XII) Necm (53), 62. XIII) İnşikâk (84), 21. XIV) Alak (96), 19.
Soru 14
“Ayetlerden -en az üç âyetten- meydana gelen, başı ve sonu bulunan müstakil Kur’ân parçası” olarak tanımlanan aşağıdakilerden hangisidir?
Seçenekler
A
Ayet
B
secde ayeti
C
tilavet secdesi
D
süre
E
kıraat
Açıklama:
Terim olarak sûre, “âyetlerden -en az üç âyetten- meydana gelen,
başı ve sonu bulunan müstakil Kur’ân parçası” demektir.
başı ve sonu bulunan müstakil Kur’ân parçası” demektir.
Soru 15
Kur’ân sûrelerinin tasnifinde kullanılan kriterlerden biri, surenin uzun ya da kısa oluşudur. Aşağıdaki hangisi en uzun surelerden biri değildir?
Seçenekler
A
Bakara
B
Âl-i İmrân
C
Yâsîn
D
Nisâ
E
Tevbe
Açıklama:
Yasin suresi, el-Mesâni olarak tanımlanan ayet sayısı yüzden az olan surelerden birisidir.
Soru 16
Aşağıdakilerden hangisi Mekkî sûrelerin özelliklerinden değildir?
Seçenekler
A
İçinde “kellâ” lafzı olan,
B
Secde âyeti ihtiva eden,
C
Bakara sûresi hariç, içinde Âdem ve İblîs kıssası yer alan,
D
Bakara ve Âl-i İmrân sûresi hariç, başında hurûf-ı mukatta’a bulunan
E
Cihâda izin veren ve cihad hükümlerini beyan eden
Açıklama:
Mekkî sûrelerin özellikleri:
1. İçinde “kellâ” lafzı olan, 2. Secde âyeti ihtiva eden, 3. Bakara sûresi hariç,
içinde Âdem ve İblîs kıssası yer alan, 4. Bakara ve Âl-i İmrân sûresi hariç, başında hurûf-ı mukatta’a bulunan, 5. Bakara hariç, içinde peygamberlerin ve geçmiş milletlerin kıssaları anlatılan 6. Bazı istisnalar dışında, içinde “ey insanlar” ibaresi bulunup, “ey îmân edenler” ibaresi bulunmayan sûrelerin hepsi Mekkîdir. 7. Muhtevâ olarak: a. Mekkî sûrelerde şirke ve putperestliğe karşı bir mücadele vardır. Müşriklerin bâtıl inançları çürütülerek şirk ortadan kaldırılmaya çalışılır. b.
Tek Allah inancı, nübüvvet ve âhirete îmân esasları veciz ifadelerle anlatılır. c. İyi
ahlaka sarılmaya ve istikamete teşvik ederler. d. Âyet ve sûreler kısa, ifadeler hararetli ve vurguludur. c. Kasemlere fazla yer verilmiştir. e. Mekkî sûrelerde, rûhânî cezbeler ve tatlı mûsıkî ahenkler vardır.
1. İçinde “kellâ” lafzı olan, 2. Secde âyeti ihtiva eden, 3. Bakara sûresi hariç,
içinde Âdem ve İblîs kıssası yer alan, 4. Bakara ve Âl-i İmrân sûresi hariç, başında hurûf-ı mukatta’a bulunan, 5. Bakara hariç, içinde peygamberlerin ve geçmiş milletlerin kıssaları anlatılan 6. Bazı istisnalar dışında, içinde “ey insanlar” ibaresi bulunup, “ey îmân edenler” ibaresi bulunmayan sûrelerin hepsi Mekkîdir. 7. Muhtevâ olarak: a. Mekkî sûrelerde şirke ve putperestliğe karşı bir mücadele vardır. Müşriklerin bâtıl inançları çürütülerek şirk ortadan kaldırılmaya çalışılır. b.
Tek Allah inancı, nübüvvet ve âhirete îmân esasları veciz ifadelerle anlatılır. c. İyi
ahlaka sarılmaya ve istikamete teşvik ederler. d. Âyet ve sûreler kısa, ifadeler hararetli ve vurguludur. c. Kasemlere fazla yer verilmiştir. e. Mekkî sûrelerde, rûhânî cezbeler ve tatlı mûsıkî ahenkler vardır.
Soru 17
Aşağıdakilerden hangisi Medenî sûrelerin özelliklerinden değildir?
Seçenekler
A
Secde âyeti ihtiva eden,
B
Ankebût sûresi hariç, içinde münafıklardan bahsedilen,
C
Cihâda izin veren ve cihad hükümlerini beyan eden,
D
Hudûd ve miras paylaşımından bahseden,
E
Bazı istisnalar dışında, içinde “ey îmân edenler” ibaresi bulunan
Açıklama:
Medenî sûrelerin özellikleri: 1. Ankebût sûresi hariç, içinde münafıklardan
bahsedilen, 2. Cihâda izin veren ve cihad hükümlerini beyan eden, 3. Hudûd ve
miras paylaşımından bahseden, 4. Bazı istisnalar dışında, içinde “ey îmân edenler” ibaresi bulunan, 5. İbâdât ve muâmelât konuları tafsîlatlı olarak yer alan, 6. Ehl-i kitabın batıl inançları ve yanlış davranışlarını anlatıp onları İslâm’a davet eden sûrelerin hepsi Medenîdir.
bahsedilen, 2. Cihâda izin veren ve cihad hükümlerini beyan eden, 3. Hudûd ve
miras paylaşımından bahseden, 4. Bazı istisnalar dışında, içinde “ey îmân edenler” ibaresi bulunan, 5. İbâdât ve muâmelât konuları tafsîlatlı olarak yer alan, 6. Ehl-i kitabın batıl inançları ve yanlış davranışlarını anlatıp onları İslâm’a davet eden sûrelerin hepsi Medenîdir.
Soru 18
Aşağıdakilerden hangisi yedi harfle ilgili olarak ileri sürülen görüşlerden biri değildir?
Seçenekler
A
Yedi harften maksat, meşhur yedi imamın kırâatıdır.
B
Yedi harften maksat, Arap kabilelerinden meşhur olan yedisinin lehçesidir.
C
Yedi harften maksat, yedi önemli süredir.
D
Yedi harften maksat, aynı manaya gelen çeşitli lafızlardır.
E
Yedi harften maksat, yedi vecihtir. Bu görüşü savunanlar çoktur.
Açıklama:
Yedi harf, ihtilaflı bir meseledir. Konuya dair kırk civarında görüş vardır. Bunların belli başlı olanları şunlardır:
1. Yedi harften maksat, Arap kabilelerinden meşhur olan yedisinin lehçesidir.
2. Yedi harften maksat, meşhur yedi imamın kırâatıdır.
3. Yedi harften maksat, aynı manaya gelen çeşitli lafızlardır.
4. Yedi harften maksat, yedi vecihtir. Bu görüşü savunanlar çoktur.
1. Yedi harften maksat, Arap kabilelerinden meşhur olan yedisinin lehçesidir.
2. Yedi harften maksat, meşhur yedi imamın kırâatıdır.
3. Yedi harften maksat, aynı manaya gelen çeşitli lafızlardır.
4. Yedi harften maksat, yedi vecihtir. Bu görüşü savunanlar çoktur.
Soru 19
Yalan üzere ittifak etmeleri aklen mümkün olmayan bir topluluğun diğer bir topluluktan rivâyet ettiği kırâata verilen isim aşağıdakilerden hangisidir?
Seçenekler
A
Mütevâtir kırâat
B
Âhâd kırâat
C
Şaz kırâat
D
Mevzû (uydurma) kırâat
E
Meşhur kırâat
Açıklama:
Mütevâtir kırâat: Yalan üzere ittifak etmeleri aklen mümkün olmayan bir
topluluğun diğer bir topluluktan rivâyet ettiği kırâata, mütevâtir kırâat
denir.
topluluğun diğer bir topluluktan rivâyet ettiği kırâata, mütevâtir kırâat
denir.
Soru 20
Kelâm, lafız ve manâ bakımından tamamlanmakla beraber, yine de onun kendisinden öncesi veya sonrası ile lafız yönünden bir ilgisi varsa bu vakfa, verilen isin aşağıdakilerden hangisidir?
Seçenekler
A
Tam vakıf (vakf-ı tâm)
B
İbtida
C
Kabih vakıf (vakf-ı kabîh)
D
Hasen vakıf (vakf-ı hasen)
E
Kâfî vakıf (vakf-ı kâfî)
Açıklama:
Hasen vakıf (vakf-ı hasen): Kelâm, lafız ve manâ bakımından tamamlanmakla beraber, yine de onun kendisinden öncesi veya sonrası ile lafız yönünden bir ilgisi varsa bu vakfa, vakf-ı hasen denir.
Soru 21
Hz. Peyamber’e inen vahiylerden müteşekkil ilahî mesajlar bütününe ne ad verilir?
Seçenekler
A
Kur’ân-ı Kerîm
B
Mekruh
C
Sünnet
D
Vacip
E
Farz
Açıklama:
Kur’ân-ı Kerîm, Hz. Peyamber’e inen vahiylerden müteşekkil ilahî mesajlar bütünüdür.
Soru 22
Kur’ân’ın terim anlamı şöyledir: “Kur’ân, Hz. Muhammed’e vahiyle indirilmiş, tevâtürle nakledilmiş, mushaflarda yazılmış, tilâvetiyle ibâdet edilen, bir sûresinin -dahi olsa- meydana getirilmesi için meydan okuyan, Fâtiha sûresiyle başlayıp Nâs sûresiyle sona eren, Allah’ın kelâmıdır”. Bu açıklamaya göre hangisi yanlıştır?
Seçenekler
A
“Allah’ın kelâmı” ifadesiyle, insanların, meleklerin ve cinlerin sözleri tanımın
dışında kalmıştır. Çünkü Kur’ân, sadece Allah’ın kelâmıdır
dışında kalmıştır. Çünkü Kur’ân, sadece Allah’ın kelâmıdır
B
“Hz. Muhammed’e vahiyle” sözü, Kur’ân’ın vahiyle sadece Hz. Peygamber’e indirildiğini ifade etmektedir. Buna göre diğer peygamberlere indirilen ilâhî kitap
ve sayfalar tarifin dışına çıkarılmıştır
ve sayfalar tarifin dışına çıkarılmıştır
C
“İndirilmiş” kelimesi, Allah’ın kelâmının sadece Resûlullah’a indirilen kısmını
içine alır, diğerlerini tanımın dışında bırakır.
içine alır, diğerlerini tanımın dışında bırakır.
D
“Tevâtürle nakledilmiş” ifadesiyle, şâz olan kırâat şekilleri ve diğer nakiller tarifin dışında bırakılmıştır. Ayrıca bu ifade, Kur’ân’ın sübûtunun kat’î olduğunu da
göstermektedir.
göstermektedir.
E
“Mushafarda yazılmış” sözüyle, sadece Hz. Osman döneminde yazılan Kur’ân nüshaları değl onların dışındaki nüshalarda tanıma alınmıştır.
Açıklama:
“Mushafarda yazılmış” sözüyle, Hz. Osman döneminde yazılan Kur’ân nüshaları kastedilmiştir. Onların dışındaki nüshalar tanıma alınmamıştır
Soru 23
Kutsal kitaplarla ilgili verilenlerden hangisi yanlıştır?
Seçenekler
A
Kur’ân, Tevrat. Zebur ve İncil’i kuşatıcı bir mahiyet arzetmekte ve önceki
peygamberlere inanmayı da şart koşmaktadır.
peygamberlere inanmayı da şart koşmaktadır.
B
Kur’ân ile daha önceki ilahî kitaplar arasında vahyedilme, kayda geçirilme, günümüze gelme, üslûp ve muhtevâ açısından önemli farklılıklar yoktur.
C
Yahudi ve Hıristiyan geleneğinde, muhafaza için ezberleme yoluna gidilmemiştir
D
Yahudilere göre Hz. Mûsâ kendisine gelen vahyi yazılı bir kitap haline getirerek daha sonra gelenlere teslim etmiştir.
E
Tevrat’ın oluşumu, Hz. Mûsâ’dan sonraki durumu, günümüze gelişi, bugünkü Tevrat’ın hangi devirde kimler tarafından yazıldığı gibi hususların ilmî açıdan kesin ispatı yapılamamaktadır.
Açıklama:
Kur’ân ile daha önceki ilahî kitaplar arasında vahyedilme,
kayda geçirilme, günümüze gelme, üslûp ve muhtevâ açısından önemli farklılıklar vardır. Kutsal kitapların korunması ve sonraki dönemlere intikalinde
hıfzetme ve yazma şeklinde iki yol kullanılmıştır. Yahudi ve Hıristiyan geleneğinde, muhafaza için ezberleme yoluna gidilmemiştir.
kayda geçirilme, günümüze gelme, üslûp ve muhtevâ açısından önemli farklılıklar vardır. Kutsal kitapların korunması ve sonraki dönemlere intikalinde
hıfzetme ve yazma şeklinde iki yol kullanılmıştır. Yahudi ve Hıristiyan geleneğinde, muhafaza için ezberleme yoluna gidilmemiştir.
Soru 24
Kur’ân’ın tamamını veya bazı sûre ya da âyetlerini öğrenip okuyan, öğreten, dinleyen, ezberleyen, hükümlerine göre amel edenlerin kazanacakları sevapları, bazı sûre yahut âyetlerin şifalı olduğunu bildiren hadisleri içeren literatür için kullanılan tabir hangisidir?
Seçenekler
A
Fezâilu’l-Kur’ân
B
el-Mufassal
C
el-Mesânî
D
el-Mi’ûn
E
es-Sebu’t-tuvel
Açıklama:
Kur’ân’ın tamamını veya bazı sûre ya da âyetlerini öğrenip okuyan, öğreten, dinleyen, ezberleyen, hükümlerine göre amel edenlerin kazanacakları sevapları, bazı sûre yahut âyetlerin şifalı olduğunu bildiren hadisleri içeren literatür için kullanılan tabir Fezâilu’l-Kur’ân'dır.
Soru 25
Sözlükte, iz, açık işaret, burhân, emâre, ibret, nişâne, şaşırtıcı iş
ve mucize manasına gelen kelime hangisidir?
ve mucize manasına gelen kelime hangisidir?
Seçenekler
A
İlim
B
Kelam
C
Tefsir
D
Ayet
E
Hadis
Açıklama:
Âyet kelimesi sözlükte, iz, açık işaret, burhân, emâre, ibret, nişâne, şaşırtıcı iş
ve mucize manasına gelmektedir
ve mucize manasına gelmektedir
Soru 26
Âlimlerin çoğuna göre, ilk inen âyetler Alak sûresinin ilk beş âyetidir; fetret devrinden sonra da Müddessir sûresinin baş kısmı nâzil olmuştur. En son nâzil olan âyet hakkında ise görüş ayrılığı vardır. Hangisi bu ayetlerden değildir?
Seçenekler
A
“Bugün size dininizi ikmal ettim, üzerinize nimetimi tamamladım ve sizin
için din olarak İslâm’ı beğendim”
için din olarak İslâm’ı beğendim”
B
“Allah’ın yardımı ve zaferi geldiği ve insanların bölük bölük Allah’ın dinine girmekte olduklarını gördüğün vakit Rabbine hamdederek O’nu tesbih et ve O’ndan mağfiret dile. Çünkü O, tevbeleri çok kabul edendir”
C
“Ey îmân edenler! Allah’tan korkun. Eğer gerçekten inanıyorsanız mevcut faiz
alacaklarınızı terk edin”
alacaklarınızı terk edin”
D
“Allah’a döndürüleceğiniz, sonra da herkese hak ettiğinin eksiksiz verileceği ve
kimsenin haksızlığa uğratılmayacağı bir günden sakının”
kimsenin haksızlığa uğratılmayacağı bir günden sakının”
E
“Muhakkak ki Allah, adaleti, iyiliği, akrabaya yardım etmeyi emreder, çirkin işleri, fenalık ve azgınlığı da yasaklar. O, düşünüp tutasınız diye size öğüt veriyor”
Açıklama:
Kur’ân, toptan değil, yaklaşık olarak 23 yılda peyderpey indirilmiştir. Bazen bir sûreye aradan uzun bir zaman geçtikten sonra nâzil olan birtakım âyetler yerleştirilmiştir. Nâzil olan bütün âyetler, bizzat Hz. Peygamber’in göstermiş olduğu yerlere yazdırılmışlardır. Dolayısı ile âyetlerin tertîbi tevkîfîdir, yani vahye dayanmaktadır. Bu konuda herhangi bir ihtilaf yoktur. Âyetlerin tertibinin tevkîfî olduğuna dair birçok rivâyet vardır. Meselâ Osman b. Ebî’l-Âs şu hâdiseyi aktarmaktadır: “Bir gün Hz. Peygamber’le beraber otururken o, birden bakışlarını bir noktaya dikti ve sonra doğrulup: “Cebrâil bana geldi ve “muhakkak ki Allah, adaleti, iyiliği, akrabaya yardım etmeyi emreder, çirkin işleri, fenalık ve azgınlığı da yasaklar. O, düşünüp tutasınız diye size öğüt veriyor” (Nahl (16), 90) âyetini, ait olduğu sûrenin şurasına yerleştirmemi açıkça istedi” buyurdu”
"Bugün size dininizi ikmal ettim, üzerinize nimetimi tamamladım ve sizin
için din olarak İslâm’ı beğendim”, “Allah’ın yardımı ve zaferi geldiği ve insanların bölük bölük Allah’ın dinine girmekte olduklarını gördüğün vakit Rabbine hamdederek O’nu tesbih et ve O’ndan mağfiret dile. Çünkü O, tevbeleri çok kabul edendir”,
“Ey îmân edenler! Allah’tan korkun. Eğer gerçekten inanıyorsanız mevcut faiz alacaklarınızı terk edin” ve “Allah’a döndürüleceğiniz, sonra da herkese hak ettiğinin eksiksiz verileceği ve kimsenin haksızlığa uğratılmayacağı bir günden sakının” bu ayetlerdendir.
"Bugün size dininizi ikmal ettim, üzerinize nimetimi tamamladım ve sizin
için din olarak İslâm’ı beğendim”, “Allah’ın yardımı ve zaferi geldiği ve insanların bölük bölük Allah’ın dinine girmekte olduklarını gördüğün vakit Rabbine hamdederek O’nu tesbih et ve O’ndan mağfiret dile. Çünkü O, tevbeleri çok kabul edendir”,
“Ey îmân edenler! Allah’tan korkun. Eğer gerçekten inanıyorsanız mevcut faiz alacaklarınızı terk edin” ve “Allah’a döndürüleceğiniz, sonra da herkese hak ettiğinin eksiksiz verileceği ve kimsenin haksızlığa uğratılmayacağı bir günden sakının” bu ayetlerdendir.
Soru 27
Yüksek rütbe, mevki, şeref, yüksek bina, sûr gibi manalara gelen kelime hangisidir?
Seçenekler
A
Ayet
B
Sure
C
Hadis
D
Kelam
E
Tefsir
Açıklama:
Sûre sözlükte, yüksek rütbe, mevki, şeref, yüksek bina, sûr gibi manalara gelir. Çoğulu suver’dir. Terim olarak sûre, “âyetlerden -en az üç âyetten- meydana gelen, başı ve sonu bulunan müstakil Kur’ân parçası” demektir.
Soru 28
“el-ehrufu’s-seb’a” içerisindeki "Ehruf" hangi kelimenin çoğuludur?
Seçenekler
A
Harf
B
Cümle
C
Sözcük
D
Sözcük öbeği
E
İmla
Açıklama:
Yedi harf yani, “el-ehrufu’s-seb’a”, iki kelimeden meydana gelmiştir. “Ehruf ” sözlükte, bir şeyin ucu ve kenarı, sivri ve keskin kısmı, vecih, üslup, kırâat ve lügat anlamlarına gelen “harf ” kelimesinin çoğuludur.
Soru 29
Sadece Sudan’ın bir kısmında okunmakta olan kıraat hangisidir?
Seçenekler
A
Ebû Amr’ın kırâatı
B
Nâfi kırâatı
C
Mütevâtir kırâat
D
Âhâd kırâat
E
Şâz kırâat
Açıklama:
Ebû Amr’ın kırâatı: Sadece Sudan’ın bir kısmında okunmaktadır.
Soru 30
Kelâm, lafız ve manâ bakımından tamamlanmakla beraber, yine de onun kendisinden öncesi veya sonrası ile lafız yönünden bir ilgisi varsa bu vakfa ne denir?
Seçenekler
A
Hasen vakıf
B
Kabih vakıf
C
Kâfî vakıf
D
Tam vakıf
E
vakf-ı kabîh
Açıklama:
Hasen vakıf (vakf-ı hasen): Kelâm, lafız ve manâ bakımından tamamlanmakla beraber, yine de onun kendisinden öncesi veya sonrası ile lafız yönünden bir ilgisi varsa bu vakfa, vakf-ı hasen denir. Vakf-ı hasen âyetin başında veya ortasında olabilir. Şayet âyet başı ise, vakıf yapılır ve kendisinden
sonraki kelime ile kırâat sürdürülür. Eğer âyet başı değilse bu durumda,
münasipse vakıf yapılan kelimeden, değilse evvelinden başlamak suretiyle
okumaya devam edilir.
sonraki kelime ile kırâat sürdürülür. Eğer âyet başı değilse bu durumda,
münasipse vakıf yapılan kelimeden, değilse evvelinden başlamak suretiyle
okumaya devam edilir.
Soru 31
Aşağıdakilerden hangisi ''Kur'an'' kelimesinin etimolojisi için müsteşriklerin öne sürdüğü görüştür?
Seçenekler
A
“Kur’ân” lafzı, çıkarıp atmak anlamına gelen kara’e’den türemiiştiir.
B
“Kur’ân” lafzı, “okumak” anlamına gelen kara'e’den türemiiştir.
C
Kur’ân” lafzı, keryânî - kiiryânî keliimeleriinden alınmıştır.
D
Kur’ân lafzı, sözlükte toplamak anlamına gelen kara’e’den türemiştir.
E
Kur’ân lafzı, “karînetün” keliimesiiniin çoğulu ve aynı zamanda hemzesiiz olan “el-karâiin” lafzından türemiiştiir.
Açıklama:
Şiimdii de müsteşriikleriin “Kur’ân” lafzının köküne daiir görüşleriinii iinceleyeliim. Schwally, Wellhausen ve Horovitz gibi oryantaliistlere göre “Kur’ân” lafzı Süryaniice veya İbrâniice, keryânî - kiiryânî keliimeleriinden alınmıştır.
Soru 32
Kur'an-ı Kerim'in, ''Kur'an'' kelimesi dışında kaç tane daha isminin olduğu bildirilmektedir?
Seçenekler
A
15
B
25
C
35
D
45
E
55
Açıklama:
Kur’ân’ın, el-Kiitâb, Ümmü’l-Kiitâb, el-Furkân, el-Mesânî, en-Nûr, ez-Ziikr, el-Hüdâ, eş-Şiifâ, Sıdk ve el-Hak giibii 55 iismiiniin olduğu biilidiiriilmektediir.
Soru 33
Kur'an-ı Kerim'in terim anlamında rastlanan 'tevatürle nakledilmiş' ifadesi ne anlama gelmektedir?
Seçenekler
A
Kur’ân’ın sübûtunun kat’î olduğunu göstermektediir.
B
Allah’ın kelâmının sadece Resûlullah’a iindiiriilen kısmını iiçiine alır, diiğerleriini tanımın dışında bırakır.
C
Kur’ân’ın vahiiyle sadece Hz. Peygamber’e iindiiriildiiğiinii iifade etmektediir.
D
İinsanların, melekleriin ve ciinleriin sözlerii tanımın dışında kalmıştır.
E
Hz. Osman dönemiinde yazılan Kur’ân nüshaları kastediilmiiştiir.
Açıklama:
“Tevâtürle nakledilmiş” iifadesiiyle, şâiz olan kırâat şekiilleri ve diiğer nakiiller tariifiin dışında bırakılmıştır. Ayrıca bu iifade, Kur’ân’ın sübûtunun kat’î olduğunu da göstermektedir.
Soru 34
Kur’ân’ın tamamını veya bazı sûre ya da âyetleriinii öğreniip okuyan, öğreten, diinleyen, ezberleyen, hükümleriine göre amel edenleriin kazanacakları sevapları, bazı sûre yahut âyetleriin şiifalı olduğunu biildiiren hadiislerii iiçeren liiteratür iiçiin kullanılan tabiir aşağıdakilerden hangisidir?
Seçenekler
A
Fezâilu’l-Kur’ân
B
Kiitâb-ı Mukaddes
C
Sure
D
Ayet
E
Ehruf
Açıklama:
Fezâilu’l-Kur’ân, Kur’ân’ın tamamını veya bazı sûre ya da âyetleriinii öğreniip okuyan, öğreten, diinleyen, ezberleyen, hükümleriine göre amel edenleriin kazanacakları sevapları, bazı sûre yahut âyetleriin şiifalı olduğunu biildiiren hadiislerii iiçeren liiteratür iiçiin kullanılan bir tabiirdir.
Soru 35
Kur’ân’ın herhangii biir sûresiinde, biir veya biirkaç keliime ya da cümleden meydana gelen ve başından ve sonundan ayrılmış olan bölümlere verilen ad aşağıdakilerden hangisidir?
Seçenekler
A
Sure
B
Hadis
C
Sünnet
D
Ayet
E
Ehruf
Açıklama:
Terim olarak ayet: ''Kur’ân’ın herhangii biir sûresiinde, biir veya biirkaç keliime ya da cümleden meydana gelen ve başından ve sonundan ayrılmış olan bölümler'' denir.
Soru 36
I.Müdhâmmetân
II.Ve'l-fecr
III.Allahus'Samed
IV.Ve'l-asr
Verilenlerden hangisi Kur'an-ı Kerim'in en kısa ayetleri arasında gösterilebilir?
II.Ve'l-fecr
III.Allahus'Samed
IV.Ve'l-asr
Verilenlerden hangisi Kur'an-ı Kerim'in en kısa ayetleri arasında gösterilebilir?
Seçenekler
A
II ve IV
B
II ve III
C
I, II ve III
D
II, III ve IV
E
I, II ve IV
Açıklama:
Kur’ân’ın en kısa âyetinin hangisi olduğu konusunda ihtilaf vardır. Bu hususta zikredilenler şunlardır: Müdhâmmetân, ve’l-fecr, ve’l-asr, ve’d-duhâ, müddessir, rahmân ve yâsîn. Dolayısıyla İhla suresinin 2. ayeti bunlar arasında yer almadığı için E şıkkı doğrudur.
Soru 37
Kur'an'da yer alan aşağıdaki surelerin hangisinde secde ile ilgili bir ayet bulunmaz?
Seçenekler
A
Meryem
B
Bakara
C
Neml
D
Arâf
E
Alak
Açıklama:
Kur'an'da on dört sûrede secde âyeti vardır. Bunlar şunlardır: I) Arâf (7), 206. II) Ra’d (13), 15. III) Nahl (16), 49. IV) İsrâ’ (17), 107. V) Meryem (19), 58. VI) Hac (22), 18. Şâfiî’ye göre bu sûrede iikii secde vardır. Biri bu 18. âyette, diğeri de şu 77. âyettedir. Hanefîlere göre, 77. âyetteki namaz secdesidir. VII) Furkân (25), 60. VIII) Neml (27), 25. IX) Secde (32), 15. X) Sad (38), 24. XI)Fussiilet (41), 37. XII) Necm (53), 62. XIII) İnşiikâk (84), 21. XIV)Alak (96), 19.
Soru 38
Kur'an'da bir sure en az kaç ayetten meydana gelir?
Seçenekler
A
2
B
3
C
4
D
5
E
6
Açıklama:
Teriim olarak sûre, “âyetlerden -en az üç âyetten- meydana gelen, başı ve sonu bulunan müstakil Kur’ân parçası” demektir.
Soru 39
Kur'an okumaları üzerine bahsedilen yedi harf konusunda;
görüşlerinden hangisi en zayıf olandır?
- Yedi harften maksat, meşhur yedi imamın kırâatıdır.
- Yedi harften maksat, Arap kabilelerinden meşhur olan yedisinin lehçesidir.
- Yedi harften maksat, yedi vecihtir.
görüşlerinden hangisi en zayıf olandır?
Seçenekler
A
Yalnız I
B
Yalnız II
C
Yalnız III
D
I ve II
E
II ve III
Açıklama:
Yedi harf, ihtilaflı bir meseledir. Konuya dair kırk civarında görüş vardır. Bunların belli başlı olanları şunlardır:
1. Yedi harften maksat, Arap kabilelerinden meşhur olan yedisinin lehçesidir. Bu kabileler Kureyş, Kinâne, Huzeyl, Hevâzin, Sekîf, Yemen ve Temim’dir. Ancak bu kabîlelerin hangileri olduğu konusu ihtilaflıdır.
2. Yedi harften maksat, meşhur yedi imamın kırâatıdır. Ancak bu görüş en zayıf olan görüştür. Çünkü yedi harf meselesi gündeme geldiğinde henüz yedi kırâat ortada yoktu.
3. Yedi harften maksat, aynı manaya gelen çeşitli lafızlardır.
4. Yedi harften maksat, yedi vecihtir. Bu görüşü savunanlar çoktur.
1. Yedi harften maksat, Arap kabilelerinden meşhur olan yedisinin lehçesidir. Bu kabileler Kureyş, Kinâne, Huzeyl, Hevâzin, Sekîf, Yemen ve Temim’dir. Ancak bu kabîlelerin hangileri olduğu konusu ihtilaflıdır.
2. Yedi harften maksat, meşhur yedi imamın kırâatıdır. Ancak bu görüş en zayıf olan görüştür. Çünkü yedi harf meselesi gündeme geldiğinde henüz yedi kırâat ortada yoktu.
3. Yedi harften maksat, aynı manaya gelen çeşitli lafızlardır.
4. Yedi harften maksat, yedi vecihtir. Bu görüşü savunanlar çoktur.
Soru 40
Ebû Zekeriyyâ’ Yahyâ b. Ziyâd el-Ferrâ’ya göre Kur'an kelimesi nereden türemiştir?
Seçenekler
A
Kur’ân lafzı, “karînetün” kelimesinin çoğulu ve aynı zamanda hemzesiz olan “el-karâin/القرائن” lafzından türemiştir.
B
Kur’ân kelimesi, sözlükte bir şeyi diğer bir şeye yaklaştırmak anlamına gelen karene قرن/fiilinden türemiştir.
C
“Kur’ân” lafzı, çıkarıp atmak anlamına gelen kara’e’den türemiştir
D
“Kur’ân” lafzı, “okumak” anlamına gelen kara’e’den türemiş, fu’lân vezninde bir kelimedir.
E
Kur’ân lafzı, sözlükte toplamak anlamına gelen kara’e’den türemiş fu’lân vezninde bir kelimedir.
Açıklama:
Kur’ân lafzı, “karînetün” kelimesinin çoğulu ve aynı zamanda hemze- siz olan “el-karâin/القرائن” lafzından türemiştir. Bu görüşü Ebû Zekeriyyâ’ Yahyâ b. Ziyâd el-Ferrâ’ ileri sürmüştür.
Soru 41
Şafiî ve taraftarlarına göre “Kur’ân lafzı...
Seçenekler
A
“Kur’ân” lafzı, çıkarıp atmak anlamına gelen kara’e’den türemiştir.
B
Hemzeli değildir, türememiştir.
C
Kur’ân lafzı, sözlükte toplamak anlamına gelen kara’e’den türemiş fu’lân/ vezninde bir kelimedir.
D
“Kur’ân” lafzı, “okumak” anlamına gelen kara’e’den türemiştir.
E
Kur’ân lafzı, hemzesiz olan “el-karâin/القرائن” lafzından türemiştir.
Açıklama:
Şafiî ve tara arlarına göre “Kur’ân lafzı hemzeli değildir; “el/ال” ile ma’rife yapılmış ve mürteceldir (bir tür özel isimdir); Hz. Peygamber’e inen kelâma özel isim olarak konmuştur, türememiş, kara’e/قرأ’den de alınmamıştır, şayet kara’e’den alınmış olsaydı her okunan şeyin Kur’ân olması gerekirdi”.
Soru 42
"Kur’ân, insanlar için basîret nurları, kesin inanan bir toplum için hidâyet ve rahmettir" ayetiyle ne anlatılmak istenmiştir?
Seçenekler
A
Kur'an'ın gönderiliş şekli
B
Kur'an'ın kime gönderildiği
C
Kur'an'ın gönderiliş amacı
D
Kur'an'ın gönderilme süreci hakkında bilgi
E
Kur'an'ın müminler için müjdelediği mükafatlar
Açıklama:
Gönderiliş amacı olan bu aslî görev ve hedefini pek çok âyetinde açıkça dile getirmiştir. Bunlardan bazıları şunlardır: “Kur’ân, insanlar için basîret nurları, kesin inanan bir toplum için hidâyet ve rahmettir”
Soru 43
Hangi dönemde inen âyet ve sûrelerde, Yahudiler ve Ehl-i kitaba karşı oldukça yumuşak ifadeler yer almaktadır?
Seçenekler
A
Mekke döneminin başında
B
Mekke döneminin sonunda
C
Medine dönemininin başında
D
Medine döneminin sonunda
E
Her iki dönemde de
Açıklama:
Medîne döneminin başlangıcında nâzil olan âyet ve sûrelerde, Yahudiler ve Ehl-i kitaba karşı oldukça yumuşak ifadeler yer almaktadır. Ancak hicretten yaklaşık bir yıl sonra Müslümanlarla Yahudiler arasında problemler ortaya çıkmaya ve buna paralel olarak âyetlerin üslûbu da giderek sertleşmeye başlamıştır.
Soru 44
Aşağıdakilerden hangisi Kur’ân’la Kitâb-ı Mukaddes arasındaki benzerliklerden birisi değildir?
Seçenekler
A
Kâinatın ve insanın yaratılışı
B
Cennetten çıkarılış
C
İsrâiloğullarının tarihi
D
Teslis inancı
E
Hz. Mûsâ ve onun Firavun’la mücadelesi
Açıklama:
Özellikle kâinatın ve insanın yaratılışı, cennetten çıkarılış, Nûh tufanı, Hz. İbrahim, İshak ve Ya’kub, İsrâiloğullarının tarihi, Hz. Yûsuf, Hz. Mûsâ ve onun Firavun’la mücadelesi, Mısır’dan çıkış, İsrâiloğullarının çöldeki hayatı, buzağıya tapma, Tâlût, Dâvûd ve Süleyman, çeşitli peygamberlerin tebliğ faaliyetleri, Zekeriyyâ ve oğlu Yahya, Meryem ve oğlu Îsâ ile havariler gibi konular, Kitâb-ı Mukaddes’le Kur’ân arasındaki ortak konulardır.
Soru 45
Kur’ân’ın tamamını veya bazı sûre ya da âyetlerini öğrenip okuyan, öğreten, dinleyen, ezberleyen, hükümlerine göre amel edenlerin kazanacakları sevapları, bazı sûre yahut âyetlerin şifalı olduğunu bildiren hadisleri içeren literatür için kullanılan tabir nedir?
Seçenekler
A
Fezâilu’l-Kur’ân
B
Kelamullah
C
Siyer
D
Müjde
E
Mükafat
Açıklama:
Fezâilu’l-Kur’ân, Kur’ân’ın tamamını veya bazı sûre ya da âyetlerini öğrenip okuyan, öğreten, dinleyen, ezberleyen, hükümlerine göre amel edenlerin kazanacakları sevapları, bazı sûre yahut âyetlerin şifalı olduğunu bildiren hadisleri içeren literatür için kullanılan bir tabirdir.
Soru 46
sözlükte, iz, açık işaret, burhân, emâre, ibret, nişâne, şaşırtıcı iş ve mucize manasına gelen sözcük hangisidir?
Seçenekler
A
Hadis
B
Ayet
C
Sure
D
Vahiy
E
Besmele
Açıklama:
Âyet kelimesi sözlükte, iz, açık işaret, burhân, emâre, ibret, nişâne, şaşırtıcı iş ve mucize manasına gelmektedir.
Soru 47
Ayetlerin tertîbi neye dayanmaktadır?
Seçenekler
A
Konulara dayanmaktadır.
B
İniş sırasına dayanmaktadır.
C
Vahye dayanmaktadır.
D
Uzunluklarına dayanmaktadır.
E
Kıyasa dayanmaktadır.
Açıklama:
Nâzil olan bütün âyetler, bizzat Hz. Peygamber’in göstermiş olduğu yerlere yazdırılmışlardır. Dolayısı ile âyetlerin tertîbi tevkîfîdir, yani vahye dayanmaktadır.
Soru 48
“Hz. Muhammed’e vahiyle indirilmiş, tevâtürle nakledilmiş, mushaflarda yazılmış, tilâvetiyle ibâdet edilen, bir sûresinin -dahi olsa- meydana getirilmesi için meydan okuyan, Fâtiha sûresiyle başlayıp Nâs sûresiyle sona eren, Allah’ın kelâmıdır” şeklinde tanımlanan terim hangisidir?
Seçenekler
A
Kur-an
B
tefsir
C
meal
D
ayet
E
hadis
Açıklama:
“Kur’ân, Hz. Muhammed’e vahiyle indirilmiş, tevâtürle nakledilmiş, mushaflarda yazılmış, tilâvetiyle ibâdet edilen, bir sûresinin -dahi olsa- meydana getirilmesi için meydan okuyan, Fâtiha sûresiyle başlayıp Nâs sûresiyle sona eren, Allah’ın kelâmıdır”.
Soru 49
Kur-an'ın terim anlamındaki unsurlardan “Tevâtürle nakledilmiş” ifadesiyle ne ifade edilmektedir?
Seçenekler
A
insanların, meleklerin ve cinlerin sözleri tanımın dışında kalmıştır
B
şâz olan kırâat şekilleri ve diğer nakiller tarifin dışında bırakılmıştır
C
Allah’ın kelâmının tamamını tanımın içine almaz
D
Hz. Osman döneminde yazılan Kur’ân nüshaları kastedilmiştir
E
Allah’ın kelâmının sadece Resûlullah’a indirilen kısmını içine alır, diğerlerini tanımın dışında bırakır
Açıklama:
“Tevâtürle nakledilmiş” ifadesiyle, şâz olan kırâat şekilleri ve diğer nakiller tarifin dışında bırakılmıştır. Ayrıca bu ifade, Kur’ân’ın sübûtunun kat’î olduğunu da
göstermektedir.
göstermektedir.
Soru 50
“Kur’ân’ın herhangi bir sûresinde, bir veya birkaç kelime ya da cümleden meydana gelen ve başından ve sonundan ayrılmış olan bölümler” olarak tanımlanan hangisidir?
Seçenekler
A
hadis
B
ayet
C
besmele
D
sure
E
Kur-an
Açıklama:
“Kur’ân’ın herhangi bir sûresinde, bir veya birkaç kelime ya da cümleden meydana gelen ve başından ve sonundan ayrılmış olan bölümlere” denir.
Soru 51
Ayetlerle ilgili aşağıdakilerden hangisi doğru değildir?
Seçenekler
A
Nâzil olan bütün âyetler, bizzat Hz. Peygamber’in göstermiş olduğu yerlere yazdırılmamışlardır.
B
Ayetlerin tertîbi tevkîfîdir, yani vahye dayanmaktadır.
C
Kûr’ân’daki âyetlerin sayısı konusunda farklı rakamlar bulunmaktadır.
D
Kuran'ın en uzun âyeti, müdâyene âyeti denilen Bakara sûresinin 282. âyetidir.
E
Âlimlerin çoğuna göre, ilk inen âyetler Alak sûresinin ilk beş âyetidir.
Açıklama:
Nâzil olan bütün âyetler, bizzat Hz. Peygamber’in göstermiş olduğu yerlere yazdırılmışlardır.
Soru 52
“Ayetlerden -en az üç âyetten- meydana gelen, başı ve sonu bulunan müstakil Kur’ân parçası” olarak tanımlanan aşağıdakilerden hangisidir?
Seçenekler
A
ayet
B
besmele
C
sure
D
secde
E
tefsir
Açıklama:
Terim olarak sûre, “âyetlerden -en az üç âyetten- meydana gelen,
başı ve sonu bulunan müstakil Kur’ân parçası” demektir.
başı ve sonu bulunan müstakil Kur’ân parçası” demektir.
Soru 53
Surelerle ilgili aşağıdakilerden hangisi doğru değildir?
Seçenekler
A
Pek çok sûre tam olarak bir defada, bir kısmı da parça parça vahyedilmiştir.
B
Kur’ân’da 115 sûre vardır.
C
Sûrelerin en uzunu, 286 âyeti olan Bakara sûresi, en kısası ise, 3 âyetten oluşan Kevser sûresidir.
D
Sûrelerin tamamının tertibi Hz. Peygamber’e dayanmaktadır.
E
Sûreler isimlerini, ilk kelimelerinden (lem yekün gibi), başlarındaki hurûf-ı
mukatta’a’dan (Yâsîn gibi), kıssasını ihtivâ ettikleri şahsiyetlerden (Nûh gibi) veya topluluklardan (Münâfikûn gibi) ya da konularının birinden almışlardır.
mukatta’a’dan (Yâsîn gibi), kıssasını ihtivâ ettikleri şahsiyetlerden (Nûh gibi) veya topluluklardan (Münâfikûn gibi) ya da konularının birinden almışlardır.
Açıklama:
Kur’ân’da 114 sûre vardır. Bu 114 sûrenin, Übey b. Ka’b’a göre 87’si Mekkî,
27’si ise Medenîdir. Mısır Kralı Fuâd’ın ilmî bir heyete tetkik ettirerek bastırdığı Mushaf ’a göre ise sûrelerin 86’sı Mekkî, 28’i Medenîdir (Mekkî-Medenî
sûreler konusu aşağıda ele alınacaktır).
27’si ise Medenîdir. Mısır Kralı Fuâd’ın ilmî bir heyete tetkik ettirerek bastırdığı Mushaf ’a göre ise sûrelerin 86’sı Mekkî, 28’i Medenîdir (Mekkî-Medenî
sûreler konusu aşağıda ele alınacaktır).
Soru 54
“Kur’ân’ın kelimelerinin eda keyfiyetlerini ve ihtilaarını nakledenlerine isnat ederek bilmektir” şeklinde tanımlanan hangisidir?
Seçenekler
A
sure
B
ayet
C
besmele
D
kıraat
E
tefsir
Açıklama:
Kırâat, “Kur’ân’ın kelimelerinin eda keyfiyetlerini ve ihtilaarını nakledenlerine
isnat ederek bilmektir”. Konusu: Telauzlarındaki ihtilaf ve edâlarındaki keyfiyet
bakımından Kur’ân’ın kelimeleridir. Gayesi: Mütevâtir kırâatların zabt melekesini
elde etmektir.
isnat ederek bilmektir”. Konusu: Telauzlarındaki ihtilaf ve edâlarındaki keyfiyet
bakımından Kur’ân’ın kelimeleridir. Gayesi: Mütevâtir kırâatların zabt melekesini
elde etmektir.
Soru 55
'Kendisinden sonrası ile lafız ve manâ yönünden alakası bulunmayan bir kelime üzerinde yapılan vakıf' olarak tanımlanan vakıf türü hangisidir?
Seçenekler
A
Kafi vakıf
B
Hasen vakıf
C
Kabih vakıf
D
Tam vakıf
E
Yarım vakıf
Açıklama:
Kendisinden sonrası ile lafız ve manâ yönünden alakası bulunmayan bir kelime üzerinde yapılan vakfa tam vakıf denir.
Soru 56
Kur’ân yaklaşık olarak kaç yılda indirilmiştir?
Seçenekler
A
7
B
11
C
19
D
23
E
27
Açıklama:
Kur’ân, toptan değil, yaklaşık olarak 23 yılda peyderpey indirilmiştir.
Soru 57
Âlimlerin çoğuna göre, ilk inen âyetler aşağıdakilerden hangisidir?
Seçenekler
A
Fatiha
B
Tebbet
C
Fil
D
Muzzemmil
E
Alak
Açıklama:
Âlimlerin çoğuna göre, ilk inen âyetler Alak sûresinin ilk beş âyetidir.
Soru 58
Kur’ân’ın tamamını veya bazı sûre ya da âyetlerini öğrenip okuyan, öğreten, dinleyen, ezberleyen, hükümlerine göre amel edenlerin kazanacakları sevapları, bazı sûre yahut âyetlerin şifalı olduğunu bildiren hadisleri içeren literatür için kullanılan tabir hangisidir?
Seçenekler
A
Fezâilu’l-Kur’ân
B
Mübhemâtu’l-Kur’ân
C
Müşkilu’l-Kur’ân
D
Aksâmu’l-Kur’ân
E
Müteşâbihu’l-Kur’ân
Açıklama:
Kur’ân’ın tamamını veya bazı sûre ya da âyetlerini öğrenip okuyan, öğreten, dinleyen, ezberleyen, hükümlerine göre amel edenlerin kazanacakları sevapları, bazı sûre yahut âyetlerin şifalı olduğunu bildiren hadisleri içeren literatür için kullanılan tabir Fezâilu’l-Kur’ân'dır.
Soru 59
Sadece Sudan’ın bir kısmında okunmakta olan kıraat hangisidir?
Seçenekler
A
Ebû Amr’ın kırâatı
B
Nâfi kırâatı
C
Mütevâtir kırâat
D
Âhâd kırâat
E
Şâz kırâat
Açıklama:
Ebû Amr’ın kırâatı: Sadece Sudan’ın bir kısmında okunmaktadır.
Soru 60
Kur'an'da bir sure en az kaç ayetten meydana gelir?
Seçenekler
A
2
B
3
C
4
D
5
E
6
Açıklama:
Terim olarak sûre, “âyetlerden -en az üç âyetten- meydana gelen, başı ve sonu bulunan müstakil Kur’ân parçası” demektir.
Soru 61
Şafiî ve taraftarlarına göre “Kur’ân lafzı.........Boşluğa gelmesi gereken cümle hangi şıkta doğru verilmiştir?
Seçenekler
A
“Kur’ân” lafzı, çıkarıp atmak anlamına gelen kara’e’den türemiştir.
B
Hemzeli değildir, türememiştir.
C
Kur’ân lafzı, sözlükte toplamak anlamına gelen kara’e’den türemiş fu’lân/ vezninde bir kelimedir.
D
“Kur’ân” lafzı, “okumak” anlamına gelen kara’e’den türemiştir.
E
Kur’ân lafzı, hemzesiz olan “el-karâin/القرائن” lafzından türemiştir.
Açıklama:
Şafiî ve tara arlarına göre “Kur’ân lafzı hemzeli değildir; “el/ال” ile ma’rife yapılmış ve mürteceldir (bir tür özel isimdir); Hz. Peygamber’e inen kelâma özel isim olarak konmuştur, türememiş, kara’e/قرأ’den de alınmamıştır, şayet kara’e’den alınmış olsaydı her okunan şeyin Kur’ân olması gerekirdi”.
Soru 62
İbn Abbas'a göre Kur'an'da kaç ayet bulunmaktadır?
Seçenekler
A
6216
B
6204
C
6219
D
6226
E
6236
Açıklama:
Kûr’ân’daki âyetlerin sayısı konusunda farklı rakamlar bulunmaktadır. Kur’ân’da, İbn Abbas 6216, Basralılar 6204, Medîneliler 6219, Şamlılar 6226, Kûfeliler de 6236 âyet bulunduğunu ifade etmektedirler.
Soru 63
“Kur’ân’ın herhangi bir sûresinde, bir veya birkaç kelime ya da cümleden meydana gelen ve başından ve sonundan ayrılmış olan bölümler” olarak tanımlanan hangisidir?
Seçenekler
A
Hadis
B
Ayet
C
Besmele
D
Sure
E
Makam
Açıklama:
“Kur’ân’ın herhangi bir sûresinde, bir veya birkaç kelime ya da cümleden meydana gelen ve başından ve sonundan ayrılmış olan bölümlere” denir.
Soru 64
“Ayetlerden -en az üç âyetten- meydana gelen, başı ve sonu bulunan müstakil Kur’ân parçası” olarak tanımlanan aşağıdakilerden hangisidir?
Seçenekler
A
Ayet
B
Sure
C
Besmele
D
Makam
E
Secde
Açıklama:
Terim olarak sûre, “âyetlerden -en az üç âyetten- meydana gelen,
başı ve sonu bulunan müstakil Kur’ân parçası” demektir.
başı ve sonu bulunan müstakil Kur’ân parçası” demektir.
Soru 65
“Kur’ân’ın kelimelerinin eda keyfiyetlerini ve ihtilaflarını nakledenlerine
isnat ederek bilmektir” şeklinde tanımlanan hangisidir?
isnat ederek bilmektir” şeklinde tanımlanan hangisidir?
Seçenekler
A
Sure
B
Ayet
C
Makam
D
Kıraat
E
Secde
Açıklama:
Kırâat, “Kur’ân’ın kelimelerinin eda keyfiyetlerini ve ihtilafarını nakledenlerine
isnat ederek bilmektir”. Konusu: Telaffuzlarındaki ihtilaf ve edâlarındaki keyfiyet
bakımından Kur’ân’ın kelimeleridir. Gayesi: Mütevâtir kırâatların zabt melekesini
elde etmektir.
isnat ederek bilmektir”. Konusu: Telaffuzlarındaki ihtilaf ve edâlarındaki keyfiyet
bakımından Kur’ân’ın kelimeleridir. Gayesi: Mütevâtir kırâatların zabt melekesini
elde etmektir.
Ünite 3
Soru 1
Kur’an’ın bütünlüğü içerisinde te’vil kavramının geldiği anlamlardan hangisi aşağıda verilen seçeneklerde doğru olarak verilmiştir?
Seçenekler
A
İhya etmek
B
Bildirmek
C
Vazgeçme
D
Zikir
E
Sonuç
Açıklama:
‘Sonuç’ anlamı Te’vil sözcüğünün Kur’an’da geldiği manalardan biridir
Soru 2
Kur’an'ın yorumu için en uygun te’vil yöntemi aşağıdaki seçeneklerden hangisinde doğru olarak verilmiştir?
Seçenekler
A
İşari te’vil
B
Beyânı te’vil
C
İhlası te’vil
D
İrfânı te’vil
E
Burhani te’vil
Açıklama:
Te’vil tarzlarından Kur’an yorumu için en uygun olanı Beyanı Te’vil’dir.
Soru 3
Aşağıdaki seçeneklerin hangisinde tefsir ile te’vil arasındaki herhangi bir farktan bahsedilmemektedir?
Seçenekler
A
Tefsir soyut, te’vil somut kavramlar içermektedir
B
Tefsir ilahi beyanlara, tevil bireysel içtihatlara dayalıdır
C
Tefsir, genelde ayetlerin lafızlarında, te’vil ise manalarında görülmektedir
D
Tefsir hakikat yoluyla lafızların zahiri manalarında, te’vil ise onların içsel manalarında belirmektedir
E
Te’vil çoğunlukta semavi kitaplarda kullanılır, tefsir ise bu kitaplarda kullanıldığı gibi bunların dışındaki kitaplarda da kullanılmaktadır
Açıklama:
Tefsirin soyut ve te’vil somut kavramlar içerdiğini söylemek aralarında böyle bir fark olduğunu göstermez.
Soru 4
Aşağıda verilen şıkların hangisinde müfessirliğin en önemli kriterlerinden birisi paylaşılmıştır?
Seçenekler
A
İyi bir diksiyona sahip olmalı
B
Ezber gücü yüksek olmalı
C
İradesine hakim biri olmalı
D
Kamil bir imana sahip olmalı
E
Mücadeleci bir yapıya sahip olmalı
Açıklama:
Süyûtî bu konuda bilgi verirken müfessirde aranan ilk kriterin sağlam ve sahih bir inanç olduğunu söyler.
Soru 5
Aşağıdaki seçeneklerin hangisinde tefsirin konusu açık bir şekilde verilmiştir?
Seçenekler
A
Melekler
B
Fıkıh
C
Hz. Peygamber
D
Kur’an-ı Kerim
E
Cinler
Açıklama:
Tefsirin konusu ‘Kur’an’dır’.
Soru 6
Aşağıdaki şıkların hangisinde tefsir ilminin gayesi net bir şekilde belirtilmiştir?
Seçenekler
A
Kur’an’ın sahip olduğu bilgileri yorumlamak
B
Kur’an’da bulunan gizli manaları belirlemek
C
Kur’an’ın içerdiği nükteli ifadeleri betimlemek
D
Kur’an’da bulunan yüce manaları açıklığa kavuşturmak
E
Kur’an’ın anlamsal olarak incelenmesini sağlamak
Açıklama:
Tefsîr ilminin de tıpkı diğer ilimler gibi bir konusu ve gayesi vardır. Onun konusu Kur’ân, gayesi de Kur’ân’ın içerdiği yüce manaları ve hakikatleri araştırıp ortaya çıkarmak ve insanın bu hakikatlere göre bir hayat sürmesini sağlamaktır.
Soru 7
Aşağıdaki seçeneklerin hangisinde Kur’an’ı tefsir etmeyi zorunlu kılan hususlardan herhangi birine yer verilmiştir?
Seçenekler
A
Bazı ayetlerin açık ve anlaşılabilir nitelikte olmadığı
B
Kur’an’ı zihinde tutmanın zorluğu
C
Kur’an’ı kavramanın kolay olmaması
D
Kur’an’da verilen mesajların derin manalar içermesi
E
Ku’an’ın her kesime ulaşmasının sağlanamaması
Açıklama:
Kur'an'ın bütün âyetleri muhkem yani tefsîre ihtiyaç göstermeyecek derecede açık ve anlaşılabilir nitelikte değildir. Bir kısmı böyle olmakla beraber bir kısmı da tefsîre ihtiyaç duyacak âyetlerden oluşmaktadır. İşte bu özelliği sebebiyle söz konusu kitabın tefsîr edilmesi elbette ki zarurîdir.
Soru 8
Aşağıda verilen seçeneklerin hangisinde Kur’an’dan kaynaklanan öznelliğin sebeplerinden birisine yer verilmiştir?
Seçenekler
A
Kur’an’ın tüm insanlığa seslenmesine rağmen onu yorumlarken kişisel yaklaşımlarda bulunulması
B
Kur’an’ı Kerimin gönderilen son mukaddes kitap olması
C
Kur’an’ı Kerimin derin manalar okyanusuna sahip olması
D
Kur’an’ın Arapça olarak indirilmesi
E
Kur’an’ın sadece Müslümanlara değil tüm insanlığa indirilmiş olması
Açıklama:
Esasen Kur’ân, bütün insanlığa hitap etmektedir. Yani Kur’ân aynı zaman- da bilgi, kültür ve anlayış seviyesi itibariyle sıradan insanlardan filozo ara, bilim ve fikir adamlarına kadar geniş bir kitleyi muhatap almaktadır. Kısacası Kur’ân’la uğraşan her insan kendi gerçeği doğrultusunda onda bir şeyler bulabilmektedir. Bir başka ifadeyle Kur’ân her muhatabı farklı bir açıdan kendisine çekmektedir. Bu da onun bir din ve ahlâk kitabı olarak bütün insanlığı kucaklama hedefinin bir göstergesidir. Böyle olması sebebiyledir ki Kur’ân’ın anlam boyutuyla ilgilenen herkes gerek anlama gerekse yorumlama konusunda kişisel tercih ve yaklaşımlarda bulunmaktadır.
Soru 9
Aşağıda verilen seçeneklerin hangisinde Müfessirden kaynaklanan öznelliğin sebeplerinden birisine yer verilmiştir?
Seçenekler
A
Medeni hallerinin değişiklik göstermesi
B
Aralarında cinsiyet farklılığının bulunması
C
Karakter özelliklerinin çeşitliliği
D
Dünya görüşlerinin aynı olamaması
E
Bilgi birikimlerinin farklılık göstermesi
Açıklama:
İslâm bilginleri, müfessirlerin belli bir bilgi birikimine ve güçlü bir altyapıya sahip olmalarının gereğine işaret etmişlerdir. Zira bu konudaki yetersizlik müfessiri öznel tecrübe bakımından etkilemektedir. Doğal olarak bu da Kur’ân yorumunda farklılığa yol açmaktadır.
Soru 10
Tefsirin aşağıdaki seçeneklerde verilen ilim dallarından hangisiyle doğrudan bir bağlantısının bulunduğu söylenemez?
Seçenekler
A
Hadis
B
Fıkıh
C
Kıraat
D
Siyer
E
Tarih
Açıklama:
Tefsîrin, hadis, fıkıh, kelâm, siyer, tarih ve ahlâk ilminden ibarettir. Bu nedenle tefsirin bu alanlarla doğrudan bir ilişkisinin olduğu söylenebilir. Fakat, kıraat ilmi ise Kur'an'ı Kerim'in sesli okunuşuyla ilgili bir alan olduğundan tefsirle doğrudan bir bağlantısının bulunduğunu söyleyemeyiz.
Soru 11
Kur’ân âyetlerini Arap dili ve edebiyatı açısından tahlile tâbi tutup kastedilen manayı tespit etmek olarak tanımlanan kavram aşağıdakilerden hangisidir?
Seçenekler
A
Meâl
B
Müfessir
C
Tefsîr
D
Tercüme
E
Te’vîl
Açıklama:
Tefsîr kavram olarak da kısaca, “Kur’ân âyetlerini Arap dili ve edebiyatı açısından tahlile tâbi tutup kastedilen manayı tespit etmek” diye tanımlanabilir.
Soru 12
I. Sebep
II. Sonuç
III. Rüyâ tabiri
Yukarıdakilerden hangisi ya da hangileri te’vîl kelimesinin Kur’ân bütünlüğü içerisinde ifade ettiği farklı anlamlardandır?
II. Sonuç
III. Rüyâ tabiri
Yukarıdakilerden hangisi ya da hangileri te’vîl kelimesinin Kur’ân bütünlüğü içerisinde ifade ettiği farklı anlamlardandır?
Seçenekler
A
Yalnız I
B
Yalnız III
C
I ve II
D
II ve III
E
I, II, III
Açıklama:
Te’vîl kelimesi Kur’ân bütünlüğü içerisinde farklı anlamlar ifade etmektedir:
1. Tefsîr
2. Sebep
3. Sonuç
4. Rüyâ tabiri
1. Tefsîr
2. Sebep
3. Sonuç
4. Rüyâ tabiri
Soru 13
1. Te’vîle esas olan mananın, mecâz yoluyla da olsa lafzın kendisine delâlet
ettiği manalardan farklı olması lazımdır.
2. Te’vîlin anlam yönüyle açık bir âyete ters düşmemesi gereklidir.
3. Lafzın ilk anda akla gelen zâhirî anlamının dışında başka bir mananın verilmesine imkân tanıyan dînî bir delile dayanması zorunludur.
Yukarıdakilerden hangisi ya da hangileri te’vîl şartlarındandır?
ettiği manalardan farklı olması lazımdır.
2. Te’vîlin anlam yönüyle açık bir âyete ters düşmemesi gereklidir.
3. Lafzın ilk anda akla gelen zâhirî anlamının dışında başka bir mananın verilmesine imkân tanıyan dînî bir delile dayanması zorunludur.
Yukarıdakilerden hangisi ya da hangileri te’vîl şartlarındandır?
Seçenekler
A
Yalnız I
B
Yalnız III
C
I ve II
D
II ve III
E
I, II, III
Açıklama:
Göz önünde bulundurulması gereken şartlar:
1. Te’vîle esas olan mananın, mecâz yoluyla da olsa lafzın kendisine delâlet ettiği manalardan olması lazımdır.
2. Te’vîlin anlam yönüyle açık bir âyete ters düşmemesi gereklidir.
3. Lafzın ilk anda akla gelen zâhirî anlamının dışında başka bir mananın verilmesine imkân tanıyan dînî bir delile dayanması zorunludur.
1. Te’vîle esas olan mananın, mecâz yoluyla da olsa lafzın kendisine delâlet ettiği manalardan olması lazımdır.
2. Te’vîlin anlam yönüyle açık bir âyete ters düşmemesi gereklidir.
3. Lafzın ilk anda akla gelen zâhirî anlamının dışında başka bir mananın verilmesine imkân tanıyan dînî bir delile dayanması zorunludur.
Soru 14
I. Beyânî
II. Burhânî
III. İrfânî
Yukarıdakilerden hangisi ya da hangileri te’vîl çeşitlerindendir?
II. Burhânî
III. İrfânî
Yukarıdakilerden hangisi ya da hangileri te’vîl çeşitlerindendir?
Seçenekler
A
Yalnız I
B
Yalnız III
C
I ve II
D
II ve III
E
I, II, III
Açıklama:
Nassları yorumlama faaliyeti anlamındaki te’vîlin Müslümanların ondört asrı aşkın ilmî geleneğinde üç çeşidi mevcuttur. Bunlar, beyânî, burhânî ve irfânî te’vîldir.
Soru 15
Aşağıdakilerden hangisi doğrudur?
Seçenekler
A
Te’vîl bireysel ictihâdlara, tefsîr tevkifî/ilâhî beyanlara dayalıdır.
B
Te’vîl, ekseriya âyetlerin lafızlarında, tefsîr ise manalarında görülür.
C
Te’vîlde ekseriyetle tek bir anlam, tefsîrde ise birden çok anlam söz konusudur.
D
Te’vîl lafızların zâhirî manalarını, tefsîr ise içsel anlamlarını ortaya çıkarmaktadır.
E
Tefsîr sadece semâvî kitaplarda, te’vîlse bunların dışındaki kitaplarda da kullanılır.
Açıklama:
Tefsîr ve te’vîl kavramlarıyla ilgili bu genel bilgilerden sonra şunu da hemen belirtelim ki aynı alana ait olmakla birlikte söz konusu iki kavram arasında bazı anlam farklılıkları mevcuttur. Bunları şöyle sıralamak mümkündür:
1. Tefsîr, Hz. Peygamber ve sahâbeden geldiği için kesinlik arzeder; ancak te’vîl
herhangi bir karîneden/delilden dolayı lafzın muhtemel manalarından birisini tercih etmek anlamı taşıdığı için katiyet (kesinlik) ifade etmez. Çünkü kaynağı itibariyle tefsîr tevkifî/ilâhî beyanlara, te’vîl bireysel ictihâdlara dayalıdır.
2. Tefsîr, ekseriya âyetlerin lafızlarında, te’vîl ise manalarında görülür. Başka
bir ifadeyle tefsîr lafzın gerçek anlamını ve konusunu beyan ederken, te’vîl
lafızlarda kastedilen anlamları ortaya koyar.
3. Tefsîrde hakikate delâlet ettiği için ekseriyetle tek bir anlam, te’vîlde ise yoruma müsait olması hasebiyle birden çok anlam söz konusudur.
4. Tefsîr hakikat yoluyla lafızların zâhirî manalarını, te’vîl ise onların içsel anlamlarını ortaya çıkarmaktadır.
5. Te’vîl ekseriya semâvî kitaplarda kullanılır, tefsîr ise bu kitaplarda kullanıldığı gibi bunların dışındaki kitaplarda da kullanılmaktadır.
1. Tefsîr, Hz. Peygamber ve sahâbeden geldiği için kesinlik arzeder; ancak te’vîl
herhangi bir karîneden/delilden dolayı lafzın muhtemel manalarından birisini tercih etmek anlamı taşıdığı için katiyet (kesinlik) ifade etmez. Çünkü kaynağı itibariyle tefsîr tevkifî/ilâhî beyanlara, te’vîl bireysel ictihâdlara dayalıdır.
2. Tefsîr, ekseriya âyetlerin lafızlarında, te’vîl ise manalarında görülür. Başka
bir ifadeyle tefsîr lafzın gerçek anlamını ve konusunu beyan ederken, te’vîl
lafızlarda kastedilen anlamları ortaya koyar.
3. Tefsîrde hakikate delâlet ettiği için ekseriyetle tek bir anlam, te’vîlde ise yoruma müsait olması hasebiyle birden çok anlam söz konusudur.
4. Tefsîr hakikat yoluyla lafızların zâhirî manalarını, te’vîl ise onların içsel anlamlarını ortaya çıkarmaktadır.
5. Te’vîl ekseriya semâvî kitaplarda kullanılır, tefsîr ise bu kitaplarda kullanıldığı gibi bunların dışındaki kitaplarda da kullanılmaktadır.
Soru 16
Herhangi bir dilde kaleme alınan bir metni yine yazılı olarak başka bir dile aktaran kimse olarak tanımlanan kavram aşağıdakilerden hangisidir?
Seçenekler
A
Meâl
B
Müfessir
C
Mütercim
D
Tefsîr
E
Tercüman
Açıklama:
Tercüman, bir sözü şifâhen bir dilden başka bir dile çevirene denir. Mütercim,
herhangi bir dilde kaleme alınan bir metni yine yazılı olarak başka bir dile aktaran kimse demektir.
herhangi bir dilde kaleme alınan bir metni yine yazılı olarak başka bir dile aktaran kimse demektir.
Soru 17
Aşağıdakilerden hangisi nazmında yani söz dizimi ve tertibinde aslına benzemesi
gözetilen tercüme çeşididir?
gözetilen tercüme çeşididir?
Seçenekler
A
Beyânî tercüme
B
Burhânî tercüme
C
İrfânî te’vîl
D
Lafzî tercüme
E
Tefsîrî tercüme
Açıklama:
Lafzî tercüme, nazmında yani söz dizimi ve tertibinde aslına benzemesi
gözetilen tercüme çeşididir.
gözetilen tercüme çeşididir.
Soru 18
I. Hadis
II. Kırâat
III. Nahiv
IV. İştikak
Yukarıdakilerden hangisi ya da hangileri süyûtî bir müfessirin sahip olması gereken ilimlerdendir?
II. Kırâat
III. Nahiv
IV. İştikak
Yukarıdakilerden hangisi ya da hangileri süyûtî bir müfessirin sahip olması gereken ilimlerdendir?
Seçenekler
A
I ve II
B
III ve IV
C
I, II, III
D
II, III, IV
E
I, II, III, IV
Açıklama:
Süyûtî bir müfessirin; 1. lügat, 2. nahiv, 3. sarf, 4. iştikak, 5. meânî, 6. beyân, 7. bedîî, 8.kırâat, 9. kelâm, 10. fıkıh usûlü, 11. esbâb-ı nüzûl, 12. nâsih-mensûh, 13. fıkıh, 14. hadis, 15. mevhibe (ilham) ilmine sahip olmasını da şart koşmaktadır.
Soru 19
I. Allah'ın Hz. Peygamber’e Kur’ân’ı tefsîr etmesini emretmesi
II. Kur’ân'da bilimsel hakikatler içeren kozmolojik âyetler bulunması
III. Kur’ân’da mecâz, kinâye, istiâre ve teşbih gibi edebî sanatların yer alması
Yukarıdakilerden hangisi ya da hangileri Kur’ân’ı tefsîr etmeyi zorunlu kılan bazı hususlardandır?
II. Kur’ân'da bilimsel hakikatler içeren kozmolojik âyetler bulunması
III. Kur’ân’da mecâz, kinâye, istiâre ve teşbih gibi edebî sanatların yer alması
Yukarıdakilerden hangisi ya da hangileri Kur’ân’ı tefsîr etmeyi zorunlu kılan bazı hususlardandır?
Seçenekler
A
Yalnız I
B
Yalnız III
C
I ve II
D
II ve III
E
I, II, III
Açıklama:
Allah'ın Hz. Peygamber’e Kur’ân’ı tefsîr etmesini emretmesi, Kur’ân'da bilimsel hakikatler içeren kozmolojik âyetler bulunması, Kur’ân’da mecâz, kinâye, istiâre ve teşbih gibi edebî sanatların yer alması Kur’ân’ı tefsîr etmeyi zorunlu kılan bazı hususlardandır.
Soru 20
Tefsîrin kendileri için temin etmiş olduğu malzemenin yorumlanması ve Kur’ân öğretisinin değişik zamanlara taşınması hususunda çok önemli bir görev üstlenmişler; bunun sonucunda da, tefsîrin dilsel ve tarihsel incelemesinden çıkardığı sonuçları ele alıp yorumladıktan sonra, bunları Müslümanların önüne hüküm olarak koymuşlardır. Çünkü ______, Müslüman toplum için inanç yönüyle bir çerçeve çizmekte; Allah, ahlâk, siyaset vb. alanlarda hükümler üretmektedir. ______ ise kitap, sünnet ve icmâ gibi kaynaklardan kıyas yoluyla elde ettiği neticeleri Müslümanların, hayatlarında izleyecekleri amelî hükümler şeklinde belirlemektedir.
Yukarıdaki boşlukları sırasıyla dolduracak ifadeler aşağıdakilerden hangisinde verilmiştir?
Yukarıdaki boşlukları sırasıyla dolduracak ifadeler aşağıdakilerden hangisinde verilmiştir?
Seçenekler
A
hadis - Fıkıh
B
kelâm - Fıkıh
C
kelâm - Hadis
D
siyer - Hadis
E
siyer - Fıkıh
Açıklama:
Tefsîrin kendileri için temin etmiş olduğu malzemenin yorumlanması ve Kur’ân öğretisinin değişik zamanlara taşınması hususunda çok önemli bir görev üstlenmişler; bunun sonucunda da, tefsîrin dilsel ve tarihsel incelemesinden çıkardığı sonuçları ele alıp yorumladıktan sonra, bunları Müslümanların önüne hüküm olarak koymuşlardır. Çünkü kelâm, Müslüman toplum için inanç yönüyle bir çerçeve çizmekte; Allah, ahlâk, siyaset vb. alanlarda hükümler üretmektedir. Fıkıh da kitap, sünnet ve icmâ gibi kaynaklardan kıyas yoluyla elde ettiği neticeleri Müslümanların, hayatlarında izleyecekleri amelî hükümler şeklinde belirlemektedir.
Soru 21
Aşağıdakilerden hangisi örtüyü açmak, beyan etmek ve açıklamak anlamlarında kullanılan kelimedir?
Seçenekler
A
Meal
B
Tefsir
C
Te'vil
D
Tercüme
E
Müfessir
Açıklama:
Tefsir, sözlük anlamı itibariyle keşfetmek, ortaya çıkarmak, üzerindeki örtüyü açmak, beyan etmek, açıklamak, anlaşılır hale getirmek gibi manalara gelmektedir.
Soru 22
Aşağıdakilerden hangisi aslına dönmek manasındaki kelimedir?
Seçenekler
A
Tefsir
B
Meal
C
Te'vil
D
Tercüme
E
Müfessir
Açıklama:
Te’vîl kelimesi, sözlük manası itibariyle aslına dönmek anlamına gelen (أول) kökünden (تفعيل) vezninde mastar olup, döndürmek ve herhangi bir şeyi varacağı yere vardırmak demektir.
Soru 23
Aşağıdakilerden hangisi bir sözü diğer bir dilde tefsir ve beyan etmek anlamındaki kelimedir?
Seçenekler
A
Te'vil
B
Tefsir
C
Tercüme
D
Meal
E
Müfessir
Açıklama:
Kök itibariyle, dört harfli (rubâî) terceme (ترجم) veya üç harfli (sülâsî) receme
(رجم) fiilinden türediği öne sürülen tercüme kelimesi sözlükte, “bir kelâmı bir
dilden başka bir dile çevirmek, bir sözü diğer bir dilde tefsîr ve beyân etmek, bir lafzı kendisinin yerini tutacak başka bir lafızla değiştirmek” gibi manalara gelmektedir.
(رجم) fiilinden türediği öne sürülen tercüme kelimesi sözlükte, “bir kelâmı bir
dilden başka bir dile çevirmek, bir sözü diğer bir dilde tefsîr ve beyân etmek, bir lafzı kendisinin yerini tutacak başka bir lafızla değiştirmek” gibi manalara gelmektedir.
Soru 24
Bir şeyin özü, hülasası ve akıbeti anlamlarına gelen kelime aşağıdakilerden hangisidir?
Seçenekler
A
Meal
B
Tefsir
C
Tercüme
D
Te'vil
E
Müfessir
Açıklama:
Meal de te’vîl kavramı gibi evl (أول (kökünden türemiş mimli masdar ya da bir şeyin varacağı yer ve gaye manasında ism-i mekândır. Sözlükte bir şeyin
özü, hülâsası ve âkıbeti anlamına geldiği gibi, eksik bırakmak manasını da içermektedir
özü, hülâsası ve âkıbeti anlamına geldiği gibi, eksik bırakmak manasını da içermektedir
Soru 25
Açıklayan anlamındaki İslami ilimlerden tefsire özgü olan kavram aşağıdakilerden hangisidir?
Seçenekler
A
Meal
B
Tefsir
C
Te'vil
D
Müfessir
E
Tercüman
Açıklama:
Müfessir kelimesi (فسر) sülâsi/üçlü kök fiilinden (تفعيل) vezninde türetilmiş ism-i fâil, yani edilgen ortaçtır. Tefsîr eden, açıklayan anlamını ifade etmektedir. İslâmî ilimlerin önemli bir branşı olan tefsîre özgü bir kavramdır. Buna göre “müfessir, Kur’ân’ı başından sonuna kadar âyet âyet ele alıp belli bir yöntemle açıklamaya çalışan kişi” demektir.
Soru 26
Kur’ân âyetlerini Arap dili ve edebiyatı açısından tahlile tâbi tutup kastedilen manayı tespit etmek biçiminde de tanımlanabilecek çalışma aşağıdakilerden hangisidir?
Seçenekler
A
Te'vil
B
Tefsir
C
Tercüme
D
Meal
E
Müfessir
Açıklama:
Tefsîr kavram olarak da kısaca, “Kur’ân âyetlerini Arap dili ve edebiyatı açısından tahlile tâbi tutup kastedilen manayı tespit etmek” diye tanımlanabilir. Buna göre müfessir, Arap dili ve belâgatı ile ilgili bütün araçları kullanarak ve âyetleri çevreleyen her şartı dikkate alarak Allah’ın muradını ortaya koymaya çalışmak durumundadır. Bu da esasen doğruluğu kesin olan delillere dayanılarak yapılmalıdır. Aksi halde sıhhatli bir tefsîrden söz etmek mümkün olmayacaktır. Bu yüzdendir ki ilk dönemlerde tefsîr denilince Hz. Peygamber ve sahâbeden gelen sahih rivâyetler akla gelirdi. Demek ki tefsîr, birbiriyle çelişen yahut birbirine alternatif olan anlamların bulunduğu lafız ve cümleler için değil, daha ziyade bir lafzın tek olan anlamını açıklamak için kullanılan bir kavram olarak karşımıza çıkmaktadır.
Soru 27
Aşağıdakilerden hangisi Te'vil çeşitlerinden birisidir?
Seçenekler
A
Ayn te'vil
B
Fevk te'vil
C
Vech te'vil
D
Burhani te'vil
E
İstiva te'vil
Açıklama:
Burhani te'vilde burhana dayalı olarak yapılan akıl yürütme, varlık hakkında bilgi verdiği gibi, nasslar da varlık hakkında bilgi verirler. Ancak bazen nassların bilgi vermediği durumlar da söz konusu olabilir. Şayet nasslarda herhangi bir konuda bilgi yoksa, o zaman burhana dayalı yorum yani aklî bilgi esas alınır. Fakat aynı konuda nasslarda da bilgi bulunuyorsa, o durumda bu bilginin zâhiren aklî bilgiye uygun düşüp düşmediğine bakılır. Şayet uygun düşüyorsa tabii olarak aklî bilgi kabul edilir.
Soru 28
Aşağıdakierden hangisi Tefsir ile Te'vil arasındaki farklardan birisi değildir?
Seçenekler
A
Tefsîr, Hz. Peygamber ve sahâbeden geldiği için kesinlik arzeder
B
Te'vil ayetlerin manalarında görülür
C
Tefsîrde hakikate delâlet ettiği için ekseriyetle tek bir anlam vardır
D
Te’vîl lafızların içsel anlamlarını ortaya çıkarmaktadır
E
Tefsir yalnız semavi kitaplarda kullanılır
Açıklama:
Tefsîr, Hz. Peygamber ve sahâbeden geldiği için kesinlik arzeder; ancak te’vîl
herhangi bir karîneden/delilden dolayı lafzın muhtemel manalarından birisini tercih etmek anlamı taşıdığı için katiyet (kesinlik) ifade etmez. Tefsîr, ekseriya âyetlerin lafızlarında, te’vîl ise manalarında görülür. Tefsîrde hakikate delâlet ettiği için ekseriyetle tek bir anlam, te’vîlde ise yoruma müsait olması hasebiyle birden çok anlam söz konusudur. Tefsîr hakikat yoluyla lafızların zâhirî manalarını, te’vîl ise onların içsel anlamlarını ortaya çıkarmaktadır.Te’vîl ekseriya semâvî kitaplarda kullanılır, tefsîr ise bu kitaplarda kullanıldığı gibi bunların dışındaki kitaplarda da kullanılmaktadır
herhangi bir karîneden/delilden dolayı lafzın muhtemel manalarından birisini tercih etmek anlamı taşıdığı için katiyet (kesinlik) ifade etmez. Tefsîr, ekseriya âyetlerin lafızlarında, te’vîl ise manalarında görülür. Tefsîrde hakikate delâlet ettiği için ekseriyetle tek bir anlam, te’vîlde ise yoruma müsait olması hasebiyle birden çok anlam söz konusudur. Tefsîr hakikat yoluyla lafızların zâhirî manalarını, te’vîl ise onların içsel anlamlarını ortaya çıkarmaktadır.Te’vîl ekseriya semâvî kitaplarda kullanılır, tefsîr ise bu kitaplarda kullanıldığı gibi bunların dışındaki kitaplarda da kullanılmaktadır
Soru 29
Burhani Te'vilin İslam düşüncesindeki en meşhur kuramcısı ve Faslu’l-Makâl eserinin yazarı aşağıdakilerden hangisidir?
Seçenekler
A
İbn Rüşd
B
İbn Sina
C
Gazali
D
Mevlana
E
İbn'ül Heysem
Açıklama:
Burhânî te’vîlin İslâm düşüncesindeki en meşhur kuramcısı İbn Rüşd’dür. Bu yüzden söz konusu te’vîli İbn Rüşd’ün anlayışı istikametinde tanımlamak gerekmektedir. Hemen belirtelim ki söz konusu filozof Faslu’l-Makâl adlı eserinde burhânî te’vîli, nassları bütünsellik içinde ele alarak, zâhirî manalarına uygun düşecek şekilde yorumlamaktadır.
Soru 30
Kur’ân âyetlerini Arap dili ve edebiyatı açısından tahlile tâbi tutup kastedilen manayı tespit etmek anlamına gelen kavram aşağıdakilerden hangisidir?
Seçenekler
A
Tefsir
B
Hadis
C
İcma
D
Kelam
E
Kıyas
Açıklama:
Tefsîr kavram olarak da kısaca, “Kur’ân âyetlerini Arap dili ve edebiyatı açısından tahlile tâbi tutup kastedilen manayı tespit etmek” diye tanımlanabilir. Buna göre müfessir, Arap dili ve belâgatı ile ilgili bütün araçları kullanarak ve âyetleri çevreleyen her şartı dikkate alarak Allah’ın muradını ortaya koymaya çalışmak durumundadır. Doğru yanıt A'dır.
Soru 31
Ayetin lafzî tahlilinden sonra ortaya çıkan manasını, -makul ve kuvvetli delillerle desteklenmiş olmak şartıyla- muhtemel manalarından bağlamına en uygun olana çevirme faaliyetine ne ad verilir?
Seçenekler
A
Kelam
B
Te'vil
C
Tefsir
D
Hadis
E
İcma
Açıklama:
Terim olarak “te’vîl, âyetin lafzî tahlilinden sonra ortaya çıkan manasını, -makul ve kuvvetli delillerle desteklenmiş olmak şartıyla- muhtemel manalarından bağlamına en uygun olana çevirme” faaliyetidir. Doğru yanıt B'dir.
Soru 32
Bu yöntem, daha ziyade kelâmcı, fakih, müfessir ve dilcilerin kullandığı bir yorum yöntemidir. “Arap dilinin kuralları dahilinde hareket edilerek Kur’ân’dan anlamlar üretmek” olarak tanımlanmaktadır. Ancak bu te’vîl tarzı bir tercih işidir. Yukarıdaki paragrafta te’vîl türlerinden hangisi anlatılmaktadır?
Seçenekler
A
İlhami te’vîl
B
Hâlidi te’vîl
C
Beyânî te’vîl
D
Burhânî te’vîl
E
İrfânî te’vîl
Açıklama:
Nassları yorumlama faaliyeti anlamındaki te’vîlin Müslümanların ondört asrı aşkın ilmî geleneğinde üç çeşidi mevcuttur. Bunlar, beyânî, burhânî ve irfânî te’vîldir.
1. Beyânî te’vîl: Bu yöntem, daha ziyade kelâmcı, fakih, müfessir ve dilcilerin
kullandığı bir yorum yöntemidir. “Arap dilinin kuralları dahilinde hareket edilerek Kur’ân’dan anlamlar üretmek” olarak tanımlanmaktadır. Ancak bu te’vîl tarzı bir tercih işidir. Yani beyânî te’vîl, bir içtihad yahut içtihâdî bir etkinlik demektir. İçtihâd da esasen yorumcunun (fakih, müfessir, müevvil/te’vîlci) ilâhî irâdeyi keşfetme çabası olarak algılanmaktadır. Buna göre beyânî te’vîl kısaca, Kur’ânî nassların anlamlarını subjektif bir tercihle ortaya çıkarmak olarak ifade edilebilir. Doğru yanıt C'dir.
1. Beyânî te’vîl: Bu yöntem, daha ziyade kelâmcı, fakih, müfessir ve dilcilerin
kullandığı bir yorum yöntemidir. “Arap dilinin kuralları dahilinde hareket edilerek Kur’ân’dan anlamlar üretmek” olarak tanımlanmaktadır. Ancak bu te’vîl tarzı bir tercih işidir. Yani beyânî te’vîl, bir içtihad yahut içtihâdî bir etkinlik demektir. İçtihâd da esasen yorumcunun (fakih, müfessir, müevvil/te’vîlci) ilâhî irâdeyi keşfetme çabası olarak algılanmaktadır. Buna göre beyânî te’vîl kısaca, Kur’ânî nassların anlamlarını subjektif bir tercihle ortaya çıkarmak olarak ifade edilebilir. Doğru yanıt C'dir.
Soru 33
I. Arap dili ve Edebiyatı
II. Kur’ân İlimleri
III. Fıkıh
IV. Sosyal-Psikoloji
Yukarıdakilerden hangileri müfessirlerin bilmesi gereken ilimlerdendir?
II. Kur’ân İlimleri
III. Fıkıh
IV. Sosyal-Psikoloji
Yukarıdakilerden hangileri müfessirlerin bilmesi gereken ilimlerdendir?
Seçenekler
A
I ve II
B
II ve III
C
III ve IV
D
II, III ve IV
E
I, II, III ve IV
Açıklama:
Müfessir olabilmenin bir takım kriterleri söz konusudur. Süyûtî bu konuda bilgi
verirken müfessirde aranan ilk kriterin sağlam ve sahih bir inanç olduğunu söyler. Ona göre bu kriter, tefsîrle ilgili olarak ileri sürülecek yöntemsel ve mekanik kriterlerden önce, Kur’ân’ı yorumlayacak kişinin müslümanlık açısından en temel özelliğini ortaya koymaktadır. Çünkü yöntemsel kriterleri herkes uygulayabilir. Ancak bunları uygulayacak kişinin İslâm Dini açısından öncelikle sahih bir niyete ve kâmil bir imana sahip olması gerekmektedir. Aksi halde art niyetle hareket etmek her zaman mümkün olabilir. Bu temel kriterin dışında Süyûtî bir müfessirin; 1. lügat, 2. nahiv, 3. sarf, 4. iştikak, 5. meânî, 6. beyân, 7. bedîî, 8. kırâat, 9. kelâm, 10. fıkıh usûlü, 11. esbâb-ı nüzûl, 12. nâsih-mensûh, 13. fıkıh, 14. hadis, 15. mevhibe (ilham) ilmine sahip olmasını da şart koşmaktadır. Çünkü ona göre Kur’ân’ın dili Arapça’dır ve söz konusu kitap bir peygamber aracılığıyla ilk muhatap kitle olan ashâba indirilmiştir. Dolayısıyla Arap dili ve edebiyatı iyi bilinmez ve Allah Resûlü ile ondan sonra gelen ashâb ve tâbiûnun Kur’ân’a dair beyanları temel alınmazsa, Kur’ân’ın doğru tefsîrine ulaşmada zorluklar ortaya çıkabilir. Son devrin yetiştirdiği önemli bir İslâm bilgini olan Ömer Nasûhi Bilmen de bu ilimlere ahlâk, psikoloji, sosyoloji, biyoloji, astronomi, coğrafya, tarih ve siyer ilimlerini eklemektedir. (Bilmen, 1973).
Burada söz konusu edilen ilimleri günümüz ihtiyaçları doğrultusunda;
1. Arap dili ve Edebiyatı,
2. Kur’ân İlimleri,
3. Fıkıh,
4. Fıkıh Usûlü,
5. Hadis,
6. Sosyo-Kültürel Tarih,
7. Sosyal-Psikoloji,
8. Astronomi şeklinde sınıflandırmak mümkündür. Doğru yanıt E'dir.
verirken müfessirde aranan ilk kriterin sağlam ve sahih bir inanç olduğunu söyler. Ona göre bu kriter, tefsîrle ilgili olarak ileri sürülecek yöntemsel ve mekanik kriterlerden önce, Kur’ân’ı yorumlayacak kişinin müslümanlık açısından en temel özelliğini ortaya koymaktadır. Çünkü yöntemsel kriterleri herkes uygulayabilir. Ancak bunları uygulayacak kişinin İslâm Dini açısından öncelikle sahih bir niyete ve kâmil bir imana sahip olması gerekmektedir. Aksi halde art niyetle hareket etmek her zaman mümkün olabilir. Bu temel kriterin dışında Süyûtî bir müfessirin; 1. lügat, 2. nahiv, 3. sarf, 4. iştikak, 5. meânî, 6. beyân, 7. bedîî, 8. kırâat, 9. kelâm, 10. fıkıh usûlü, 11. esbâb-ı nüzûl, 12. nâsih-mensûh, 13. fıkıh, 14. hadis, 15. mevhibe (ilham) ilmine sahip olmasını da şart koşmaktadır. Çünkü ona göre Kur’ân’ın dili Arapça’dır ve söz konusu kitap bir peygamber aracılığıyla ilk muhatap kitle olan ashâba indirilmiştir. Dolayısıyla Arap dili ve edebiyatı iyi bilinmez ve Allah Resûlü ile ondan sonra gelen ashâb ve tâbiûnun Kur’ân’a dair beyanları temel alınmazsa, Kur’ân’ın doğru tefsîrine ulaşmada zorluklar ortaya çıkabilir. Son devrin yetiştirdiği önemli bir İslâm bilgini olan Ömer Nasûhi Bilmen de bu ilimlere ahlâk, psikoloji, sosyoloji, biyoloji, astronomi, coğrafya, tarih ve siyer ilimlerini eklemektedir. (Bilmen, 1973).
Burada söz konusu edilen ilimleri günümüz ihtiyaçları doğrultusunda;
1. Arap dili ve Edebiyatı,
2. Kur’ân İlimleri,
3. Fıkıh,
4. Fıkıh Usûlü,
5. Hadis,
6. Sosyo-Kültürel Tarih,
7. Sosyal-Psikoloji,
8. Astronomi şeklinde sınıflandırmak mümkündür. Doğru yanıt E'dir.
Soru 34
Aşağıdakilerden hangisinde tefsirin gayesi verilmiştir?
Seçenekler
A
Kur'an'ın mealini tüm dillere çevirerek herkesin Kur'an'a inanmasını sağlamaktır.
B
Kur'an da geçen muhkem ve müteşabih ayetleri tam anlamıyla açıklamaktadır.
C
Kur'an'ın herkesin anlayabileceği bir tercümesini yapmaktır.
D
Kur’ân’ın içerdiği yüce manaları ve hakikatleri araştırıp ortaya çıkarmak ve insanın bu hakikatlere göre bir hayat sürmesini sağlamaktır.
E
Kur'an'a ilişkin eleştirel bir bakış açısı geliştirmektir.
Açıklama:
Tefsîr ilminin de tıpkı diğer ilimler gibi bir konusu ve gayesi vardır. Onun konusu Kur’ân, gayesi de Kur’ân’ın içerdiği yüce manaları ve hakikatleri araştırıp ortaya çıkarmak ve insanın bu hakikatlere göre bir hayat sürmesini sağlamaktır. Zira insan dünya denilen mücadele alanında kendi kendine yeterli bir varlık değildir. Yani yaratılış gayesine uygun hareket tarzlarını belirlemesi ve cennete giden yoldaki tehlikelerden sakınması konusunda bir yol gösterici, bir mürşid, bir rehber olmadan insanın, sırf aklı ve duygularıyla hareket etmesi mümkün değildir. Çünkü insana, her ne kadar hayır-şer, güzel-çirkin, doğru-yanlış arasında bir tercih yapma kabiliyeti ihsan edilmişse de, bununla beraber sorumluluktan hoşlanmayan bir nefis, hevâ (Furkân (25), 43) ve unutkanlık (Tâhâ (20), 115) gibi duygular da verilmiştir. Doğru yanıt D'dir.
Soru 35
Aşağıdakilerden hangisi Kur'an'ı tefsir etme zorunluluklarından biri değildir?
Seçenekler
A
Kur’ân'da tefsirin emredilmiş olması
B
Bütün âyetlerin açık ve anlaşılabilir nitelikte olmaması
C
Kur’ân metnini yalnızca dilsel açıdan çözümlemeye ihtiyaç olması
D
Daha önceden kullanılan bazı kavramlara yeni anlamlar yüklenmiş olması
E
Kur’ân’da ki edebi sanatların söz konusu sanatları iyi bilenler tarafından tefsir edilmesine ihtiyaç olması
Açıklama:
Kur’ân’ı tefsîr etmeyi zorunlu kılan bazı hususlar vardır. Bunları şöyle sıralamak mümkündür:
1. Bilindiği gibi semâvî kitapların sonuncusu ve en mükemmeli Kur’ân-ı Kerîm’dir. Çünkü o, Hz. Peygamber’e verilen ve yeryüzüne inişinden itibaren kıyamete kadar yürürlükte kalacak olan evrensel bir kitaptır. Ancak onun bütün âyetleri muhkem yani tefsîre ihtiyaç göstermeyecek derecede açık ve anlaşılabilir nitelikte değildir. Bir kısmı böyle olmakla beraber bir kısmı da tefsîre ihtiyaç duyacak âyetlerden oluşmaktadır. İşte bu özelliği sebebiyle söz konusu kitabın tefsîr edilmesi elbette ki zarurîdir.
2. Yüce Allah Hz. Peygamber’e, “Ey Peygamber! Sana Rabbinden gönderileni
tebliğ et. Eğer bunu yapmazsan O’nun elçilik görevini (insanlara) ulaştırmamış olursun” (Mâide (5), 67). “Sana Kur’ân’ı gönderdik ki insanlara indirileni kendilerine açıklayasın” (Nahl (16), 44) âyetlerinde de ifade edildiği gibi Kur’ân’ı tefsîr etmesini emretmiştir.
3. Kur’ân, ilk muhataplarının terim olarak anlamını bilmedikleri “salât/ الصالة” ,“zekât/الزكاة “vb. birtakım kavramlara yeni mana ve mefhumlar yüklemiştir. Bildiğimiz kadarıyla Kur’ân öncesi dönemlerde bu kelimeler lügat anlamında kullanılıyordu. Buna göre meselâ salât, dua etmek, yalvarmak ve bağışlanma dilemek demekti. Ancak İslâmiyet’ten sonra bu kelime Allah tarafından farz kılınan, belli vakitlerde yapılması istenen namaz ibâdetine isim oldu. Zekât da böyle idi. İlk dönemlerde artma, çoğalma, arınma, temizlenme ve bereket gibi anlamlara gelirken İslâmiyet’le birlikte, dînen zengin sayılan kişilerin mallarından alınıp ihtiyaç sahiplerine verilen belirli bir pay olarak kavramlaştı. Bu durum, bir taraftan hicrî ikinci asırda el-vücûh ve’n-nezâir adıyla müstakil bir ilmin ortaya çıkmasına zemin hazırlarken; diğer taraftan söz konusu lafız ve kavramlarla ilgili olarak yapılması gereken semantik tahliller, Kur’ân tefsîrine olan ihtiyacı gündeme getirmiştir.
4. Kur’ân, müminlerin şahsî ve toplumsal hayatlarını düzenlemek gayesiyle ibâdât ve muâmelât konularında hükümler koymuştur. Bu hükümleri ortaya çıkarmak yalnızca Kur’ân metnini dilsel açıdan çözümlemekle mümkün değildir. Bunun için onu öncelikle kendi bütünlüğü içerisinde ele almak, ardından da Hz. Peygamber’in sahih sünnetinden, ashâbın şahsî tercihlerinden, esbâb-ı nüzûl rivâyetlerinden, kısacası ilk muhatapların yaşadığı tarihî ve sosyo-kültürel gerçeklikten hareket etmek suretiyle tefsîr etmek gerekmektedir. 5. Kur’ân’da mecâz, kinâye, istiâre ve teşbih gibi edebî sanatların yer aldığı da bir vâkıadır. Tabii ki bu tarz âyetler söz konusu sanatları iyi bilenler tarafından tefsîr edilmelidir. Çünkü bu sanatları sırf Arapça bilgisiyle kavramak mümkün değildir. Şayet Kur’ân-ı Kerîm’in sözü edilen sanatlarla ilgili yönü, bu konularda söz sahibi olan müfessirler tarafından ele alınıp incelenmezse, o zaman Kur’ân’ın mesajını anlamada sıkıntılar ortaya çıkabilir.
6. Kur’ân-ı Kerîm’de ayrıca bilimsel hakikatler içeren kevnî (kozmolojik) âyetler bulunmaktadır. Sözgelimi Kur’ân’da yer verilen göklerin ve yerin yaratılışı (Enbiyâ (21), 30), kâinâtın genişlemesi (Zâriyât (51), 47), yer çekimi (R’ad (13), 2; Lokman (31), 10), dünyanın yuvarlaklığı (Nâziât (79), 30) ve deniz sularının birbirine karışmaması (Furkân (25), 53); Rahmân (55), 19-20) gibi hususlar bunlardan bazılarıdır. Bu nassları bilimsel keşiflerden istifade ederek tefsîr etmek gerekmektedir. Çünkü bu tür âyetler bir taraftan müminlerin imanını kemâle erdirmekte, diğer taraftan da inkârcıların hidâyete ermesine sebep olmaktadır. Bundan dolayı müslüman bilginlerin bu âyetlerin insanlığa ne demek istediğini açık bir şekilde ortaya koymaları gerekmektedir. Doğru yanıt C'dir.
1. Bilindiği gibi semâvî kitapların sonuncusu ve en mükemmeli Kur’ân-ı Kerîm’dir. Çünkü o, Hz. Peygamber’e verilen ve yeryüzüne inişinden itibaren kıyamete kadar yürürlükte kalacak olan evrensel bir kitaptır. Ancak onun bütün âyetleri muhkem yani tefsîre ihtiyaç göstermeyecek derecede açık ve anlaşılabilir nitelikte değildir. Bir kısmı böyle olmakla beraber bir kısmı da tefsîre ihtiyaç duyacak âyetlerden oluşmaktadır. İşte bu özelliği sebebiyle söz konusu kitabın tefsîr edilmesi elbette ki zarurîdir.
2. Yüce Allah Hz. Peygamber’e, “Ey Peygamber! Sana Rabbinden gönderileni
tebliğ et. Eğer bunu yapmazsan O’nun elçilik görevini (insanlara) ulaştırmamış olursun” (Mâide (5), 67). “Sana Kur’ân’ı gönderdik ki insanlara indirileni kendilerine açıklayasın” (Nahl (16), 44) âyetlerinde de ifade edildiği gibi Kur’ân’ı tefsîr etmesini emretmiştir.
3. Kur’ân, ilk muhataplarının terim olarak anlamını bilmedikleri “salât/ الصالة” ,“zekât/الزكاة “vb. birtakım kavramlara yeni mana ve mefhumlar yüklemiştir. Bildiğimiz kadarıyla Kur’ân öncesi dönemlerde bu kelimeler lügat anlamında kullanılıyordu. Buna göre meselâ salât, dua etmek, yalvarmak ve bağışlanma dilemek demekti. Ancak İslâmiyet’ten sonra bu kelime Allah tarafından farz kılınan, belli vakitlerde yapılması istenen namaz ibâdetine isim oldu. Zekât da böyle idi. İlk dönemlerde artma, çoğalma, arınma, temizlenme ve bereket gibi anlamlara gelirken İslâmiyet’le birlikte, dînen zengin sayılan kişilerin mallarından alınıp ihtiyaç sahiplerine verilen belirli bir pay olarak kavramlaştı. Bu durum, bir taraftan hicrî ikinci asırda el-vücûh ve’n-nezâir adıyla müstakil bir ilmin ortaya çıkmasına zemin hazırlarken; diğer taraftan söz konusu lafız ve kavramlarla ilgili olarak yapılması gereken semantik tahliller, Kur’ân tefsîrine olan ihtiyacı gündeme getirmiştir.
4. Kur’ân, müminlerin şahsî ve toplumsal hayatlarını düzenlemek gayesiyle ibâdât ve muâmelât konularında hükümler koymuştur. Bu hükümleri ortaya çıkarmak yalnızca Kur’ân metnini dilsel açıdan çözümlemekle mümkün değildir. Bunun için onu öncelikle kendi bütünlüğü içerisinde ele almak, ardından da Hz. Peygamber’in sahih sünnetinden, ashâbın şahsî tercihlerinden, esbâb-ı nüzûl rivâyetlerinden, kısacası ilk muhatapların yaşadığı tarihî ve sosyo-kültürel gerçeklikten hareket etmek suretiyle tefsîr etmek gerekmektedir. 5. Kur’ân’da mecâz, kinâye, istiâre ve teşbih gibi edebî sanatların yer aldığı da bir vâkıadır. Tabii ki bu tarz âyetler söz konusu sanatları iyi bilenler tarafından tefsîr edilmelidir. Çünkü bu sanatları sırf Arapça bilgisiyle kavramak mümkün değildir. Şayet Kur’ân-ı Kerîm’in sözü edilen sanatlarla ilgili yönü, bu konularda söz sahibi olan müfessirler tarafından ele alınıp incelenmezse, o zaman Kur’ân’ın mesajını anlamada sıkıntılar ortaya çıkabilir.
6. Kur’ân-ı Kerîm’de ayrıca bilimsel hakikatler içeren kevnî (kozmolojik) âyetler bulunmaktadır. Sözgelimi Kur’ân’da yer verilen göklerin ve yerin yaratılışı (Enbiyâ (21), 30), kâinâtın genişlemesi (Zâriyât (51), 47), yer çekimi (R’ad (13), 2; Lokman (31), 10), dünyanın yuvarlaklığı (Nâziât (79), 30) ve deniz sularının birbirine karışmaması (Furkân (25), 53); Rahmân (55), 19-20) gibi hususlar bunlardan bazılarıdır. Bu nassları bilimsel keşiflerden istifade ederek tefsîr etmek gerekmektedir. Çünkü bu tür âyetler bir taraftan müminlerin imanını kemâle erdirmekte, diğer taraftan da inkârcıların hidâyete ermesine sebep olmaktadır. Bundan dolayı müslüman bilginlerin bu âyetlerin insanlığa ne demek istediğini açık bir şekilde ortaya koymaları gerekmektedir. Doğru yanıt C'dir.
Soru 36
I. Tüm ayetlerin muhkem olması II. Gaybî konuların yer alması III. İndirildiği dönemdeki bireysel ve toplumsal konularla ilgili yasak ve emirlerin yer alması IV. Farklı kırâatlerle okunması Yukarıdakilerden hangileri Kur’ân’dan kaynaklanan öznelliğin sebeplerindendir?
Seçenekler
A
I ve II
B
II ve III
C
I, III ve IV
D
II, III ve IV
E
I, II, III ve IV
Açıklama:
Kur’ân’dan kaynaklanan öznelliğin bir takım sebeplerinden söz edilebilir. Bunları ana hatlarıyla şöyle sıralamak mümkündür:
- Kur’ân-ı Kerîm, ابَ ِ ت ِ ْك م ال ُ َّن أُُّ ات ه ٌ َ ات ُْم َكم ٌ َ اي َ ُ ء ْه ن ِ اب م َ َ ت ِ ْك ْ َك ال َي ل َ ََل ع ْـز ِي أَن َ الَّذ ُو ه ات ٌ َ ِ َ َشاب ت ُ ُ م َر أُخ َ و”/ Sana Kitab’ı indiren O’dur. Onun (Kur’ân’ın) bazı âyetleri muhkemdir, bunlar Kitab’ın esasıdır. Diğerleri de müteşâbihtir” (Âl-i İmrân (3), 7) âyetiyle içerdiği nassların bir kısmının muhkem bir kısmının da müteşâbih olduğunu ifade etmektedir. Muhkem âyetlerin anlaşılması ve yorumunda herhangi bir problem söz konusu değildir. Ancak müteşâbih âyetlerde antropomorfik (insan biçimci) ve sembolik bir dil kullanıldığı için onları anlamada bazı sıkıntılar bulunmaktadır. Bu yüzden müteşâbihâtın yorumlanmasında mutlaka başka nasslara ihtiyaç vardır ve yapılan yorumların Allah’ın maksadını kesin olarak ortaya koyduğunu iddia etmek de zordur. Dolayısıyla müteşâbihler üslup ve içerik itibariyle insan zihninde çeşitli çağrışımlara ve değişik algılamalara yol açmaktadır.
- Kur’ân-ı Kerîm, gaybî (metafizik) konulara da zaman zaman değinmektedir. Sözgelimi ölüm, berzah (kabir âlemi), ba’s (yeniden dirilme), haşir (mahşerde toplanma), yargılama, cezâ ve mükâfat, cennet ve cehennem gibi âhiretle ilgili temel kavramların söz konusu ettiği hususlar, Kur’ân’ın bildirdiği bazı gaybî haberlerdir. Kur’ân bunları anlatırken kendine özgü bir üslup tarzı kullanmaktadır. Anlatılanların muhataplar tarafından tecrübe edilme imkânı da olmadığı için, söz konusu nassların farklı yorumlanmaları mümkün olabilmektedir.
- Kur’ân, indirildiği dönemin Arap toplumundaki bireysel ve toplumsal hayatla ilgili cevaplar, tespitler, öğütler, tavsiyeler, emir ve yasaklara yer vermiştir. Bu tür nasslar da yorumcunun farklı bir şekilde onları anlamasına ve te’vîl etmesine yol açabilmektedir. Çünkü ashâbın dışındaki Kur’ân yorumcuları nassların tefsîrinde söz konusu tarihî referanslara müracaat ederek ilgili rivâyetlere ulaşsalar da âyetlerin nüzûl anını yaşamadıkları için sadece haberleri değerlendirebilmektedirler. Bu da ister istemez farklı algılamaların ve yorumların ortaya çıkmasına zemin hazırlamaktadır.
- Esasen Kur’ân, bütün insanlığa hitap etmektedir. Yani Kur’ân aynı zamanda bilgi, kültür ve anlayış seviyesi itibariyle sıradan insanlardan filozoflara, bilim ve fikir adamlarına kadar geniş bir kitleyi muhatap almaktadır. Kısacası Kur’ân’la uğraşan her insan kendi gerçeği doğrultusunda onda bir şeyler bulabilmektedir. Bir başka ifadeyle Kur’ân her muhatabı farklı bir açıdan kendisine çekmektedir. Bu da onun bir din ve ahlâk kitabı olarak bütün insanlığı kucaklama hedefinin bir göstergesidir. Böyle olması sebebiyledir ki Kur’ân’ın anlam boyutuyla ilgilenen herkes gerek anlama gerekse yorumlama konusunda kişisel tercih ve yaklaşımlarda bulunmaktadır. Bütün bunların sonucunda Kur’ân’ın, hem lüzumu halinde sözün sahibine soramamaktan hem de üslubundan kaynaklanan birtakım sebeplerle öznel yorumlamalara açık bir metin olduğu söylenebilir.
- Müfessirlerin farklı anlayışlara gitmesine yol açan önemli bir öznellik sebebi de Kur’ân’ın farklı kırâatlerle okunmasıdır. Bilindiği gibi bu kırâatlerin bir kısmı sahih bir kısmı da şaz olarak nitelendirilmektedir. Doğru yanıt D'dir.
Soru 37
I. Farklı zekâ ve kabiliyette olmaları II. Siyasi, ekonomik, sosyal değişmelere bağlı olarak düşünce tarzlarındaki farklılık III. Tefsirde farklı eğilimlerin benimsenmesi Yukarıdakilerden hangisi ya da hangileri Kur'an'ın tefsirinde müfessirlerden kaynaklanan öznelliklerdendir?
Seçenekler
A
Yalnız I
B
Yalnız II
C
I ve II
D
II ve III
E
I, II ve III
Açıklama:
Yukarıda ifade etmeye çalıştığımız hususlar Kur’ân’ın içerik, üslup ve metinsel
özelliklerinden kaynaklanmaktadır. Ancak şunu hemen belirtelim ki öznellik,
doğası gereği Kur’ân’ı anlama ve tefsîr etme durumunda bulunan özne ile de yakından ilişkilidir. Burada söz konusu ilişkiyi doğuran birtakım sebeplerden söz edilebilir:
1. Müfessirler akıl, zekâ, kabiliyet ve bilgi birikimi yönünden birbirlerinden
farklı seviyededirler. Bunun böyle olması da gayet doğaldır. Çünkü her insan, doğuştan gelen birtakım kabiliyetlere ve farklı bir zekâ düzeyine sahiptir. Dolayısıyla insanların zihinsel muhtevaları ve zihinlerinin işleyiş biçimleri farklıdır. Tabii ki bilgi seviyeleri de buna bağlı olarak farklı olacaktır.
2. Ayrıca insanların farklı medeniyet, kültür, çevre ve ortamlarda sahip oldukları bilinç farklılığı da Kur’ân yorumcusunun öznel anlayışında etkili
bir unsur olarak görünmektedir. Çünkü bilinci oluşturan söz konusu unsurlar değiştikçe insanların dünyaya bakışları ve eşyayı algılama biçimleri
de değişmektedir.
3. İlk dönemlerden itibaren Kur’ân tefsîrinde başlıca iki eğilim söz konusudur. Bunlardan biri naklî, diğeri aklî yaklaşımdır. Tarihe bakıldığı zaman
görülecektir ki başlangıçtan itibaren ortaya çıkan tefsîr hareketi her iki örneği de içerisinde barındırmıştır. Ancak her müfessirin naklî tefsîr malzemesine olan ihtiyacı sebebiyle olsa gerektir ki bu tefsîr şekline -tenkide açık
bazı yönleri hariç- hiçbir zaman karşı çıkılmamış; buna karşılık hemen her
dönemde aklî tefsîri câiz görmeyip ona karşı çıkanlar olmuştur. İşte aklî
tefsîrin yanında yer alma veya ona karşı çıkma olgusu, tefsîr geleneğinde
doğal olarak farklı yorumların ortaya çıkmasına da zemin hazırlamıştır.
4. Bilindiği gibi insan, olgular dünyasında yaşamaktadır. Yani o, bulundu ğu dünyaya ve yaşadığı çevreye aittir. Bu sebeple içinde var olduğu anlam
dünyasından koparak yorumda bulunamaz. Hele bu yaşam biçimi, belli bir
inanç ve dini tecrübe ile çevrilmiş, aynı temel kültür kodlarını kullanan bir
topluluk içinde gerçekleşiyorsa, onun etkisi elbette ki daha büyük olacaktır. İşte bu noktadan hareketle denilebilir ki tarih içinde siyasi, ekonomik,
sosyal, kültürel gelişme ve değişmeler, İslâm toplumunu belli fikir ve düşünceler etrafında gruplaşmaya götürmüştür. Böylece ortaya çıkan düşünce
grupları giderek kendi kanaat, inanç ve kabullerinin daha doğru olduğunu
ispat edebilmek için, Kur’ân’a yönelmişler ve onun nasslarını bir anlamda
kendi düşünce ve tercihlerini delillendirme yönünde yorumlamışlardır.
Çünkü Kur’ân, Müslümanların tartışmasız ana kaynağıdır. Her Müslüman
âlimin kendi anlayışına ondan destek araması, esasen bu temel kabulün
bir neticesidir. Dolayısıyla tarihte ortaya çıkan hemen her düşünce ekol ve
grubu, kendi fikrini Kur’ân’a onaylatmak için öncelikle ona başvurmuştur.
5. İslâm düşünce tarihi boyunca çeşitli ilim dallarına mensup din bilginlerinin, Kur’ân nasslarını yorumlama konusunda farklı bakış açısı benimsedikleri anlaşılmaktadır. Bu gruplar içerisinde kesinlikle kabul edilemeyecek nitelikte olanı, Kur’ân nasslarının zâhirî tarafını hiç dikkate almayarak yalnızca bâtınî yönüne itibar etme anlayışıdır. İşte bu anlayışın tezâhürüne aşırı yorum denilmektedir. Görebildiğimiz kadarıyla bu anlayış sahipleri, yoruma konu olan Kur’ân nasslarını nâzil olduğu dilin verilerinden ve nuzül ortamından koparmaktadırlar. Dahası nâzil olduğu zaman içerisinde ilâhî hitabın kime ne dediğinden, neyi niçin söylediğinden, ilk muhatap kitlenin ondan ne anladıklarından tamamen bağımsız bir yaklaşımla hareket ederek, Kur’ân’ı son derece subjektif ve keyfi bir şekilde yorumlamaktadırlar. Doğru yanıt E'dir.
özelliklerinden kaynaklanmaktadır. Ancak şunu hemen belirtelim ki öznellik,
doğası gereği Kur’ân’ı anlama ve tefsîr etme durumunda bulunan özne ile de yakından ilişkilidir. Burada söz konusu ilişkiyi doğuran birtakım sebeplerden söz edilebilir:
1. Müfessirler akıl, zekâ, kabiliyet ve bilgi birikimi yönünden birbirlerinden
farklı seviyededirler. Bunun böyle olması da gayet doğaldır. Çünkü her insan, doğuştan gelen birtakım kabiliyetlere ve farklı bir zekâ düzeyine sahiptir. Dolayısıyla insanların zihinsel muhtevaları ve zihinlerinin işleyiş biçimleri farklıdır. Tabii ki bilgi seviyeleri de buna bağlı olarak farklı olacaktır.
2. Ayrıca insanların farklı medeniyet, kültür, çevre ve ortamlarda sahip oldukları bilinç farklılığı da Kur’ân yorumcusunun öznel anlayışında etkili
bir unsur olarak görünmektedir. Çünkü bilinci oluşturan söz konusu unsurlar değiştikçe insanların dünyaya bakışları ve eşyayı algılama biçimleri
de değişmektedir.
3. İlk dönemlerden itibaren Kur’ân tefsîrinde başlıca iki eğilim söz konusudur. Bunlardan biri naklî, diğeri aklî yaklaşımdır. Tarihe bakıldığı zaman
görülecektir ki başlangıçtan itibaren ortaya çıkan tefsîr hareketi her iki örneği de içerisinde barındırmıştır. Ancak her müfessirin naklî tefsîr malzemesine olan ihtiyacı sebebiyle olsa gerektir ki bu tefsîr şekline -tenkide açık
bazı yönleri hariç- hiçbir zaman karşı çıkılmamış; buna karşılık hemen her
dönemde aklî tefsîri câiz görmeyip ona karşı çıkanlar olmuştur. İşte aklî
tefsîrin yanında yer alma veya ona karşı çıkma olgusu, tefsîr geleneğinde
doğal olarak farklı yorumların ortaya çıkmasına da zemin hazırlamıştır.
4. Bilindiği gibi insan, olgular dünyasında yaşamaktadır. Yani o, bulundu ğu dünyaya ve yaşadığı çevreye aittir. Bu sebeple içinde var olduğu anlam
dünyasından koparak yorumda bulunamaz. Hele bu yaşam biçimi, belli bir
inanç ve dini tecrübe ile çevrilmiş, aynı temel kültür kodlarını kullanan bir
topluluk içinde gerçekleşiyorsa, onun etkisi elbette ki daha büyük olacaktır. İşte bu noktadan hareketle denilebilir ki tarih içinde siyasi, ekonomik,
sosyal, kültürel gelişme ve değişmeler, İslâm toplumunu belli fikir ve düşünceler etrafında gruplaşmaya götürmüştür. Böylece ortaya çıkan düşünce
grupları giderek kendi kanaat, inanç ve kabullerinin daha doğru olduğunu
ispat edebilmek için, Kur’ân’a yönelmişler ve onun nasslarını bir anlamda
kendi düşünce ve tercihlerini delillendirme yönünde yorumlamışlardır.
Çünkü Kur’ân, Müslümanların tartışmasız ana kaynağıdır. Her Müslüman
âlimin kendi anlayışına ondan destek araması, esasen bu temel kabulün
bir neticesidir. Dolayısıyla tarihte ortaya çıkan hemen her düşünce ekol ve
grubu, kendi fikrini Kur’ân’a onaylatmak için öncelikle ona başvurmuştur.
5. İslâm düşünce tarihi boyunca çeşitli ilim dallarına mensup din bilginlerinin, Kur’ân nasslarını yorumlama konusunda farklı bakış açısı benimsedikleri anlaşılmaktadır. Bu gruplar içerisinde kesinlikle kabul edilemeyecek nitelikte olanı, Kur’ân nasslarının zâhirî tarafını hiç dikkate almayarak yalnızca bâtınî yönüne itibar etme anlayışıdır. İşte bu anlayışın tezâhürüne aşırı yorum denilmektedir. Görebildiğimiz kadarıyla bu anlayış sahipleri, yoruma konu olan Kur’ân nasslarını nâzil olduğu dilin verilerinden ve nuzül ortamından koparmaktadırlar. Dahası nâzil olduğu zaman içerisinde ilâhî hitabın kime ne dediğinden, neyi niçin söylediğinden, ilk muhatap kitlenin ondan ne anladıklarından tamamen bağımsız bir yaklaşımla hareket ederek, Kur’ân’ı son derece subjektif ve keyfi bir şekilde yorumlamaktadırlar. Doğru yanıt E'dir.
Soru 38
İslâm düşünce tarihi boyunca çeşitli ilim dallarına mensup din bilginlerinin, Kur’ân nasslarını yorumlama konusunda farklı bakış açısı benimse dikleri anlaşılmaktadır. Bu gruplar içerisinde kesinlikle kabul edilemeyecek nitelikte olanı, Kur’ân nasslarının zâhirî tarafını hiç dikkate almayarak yalnızca bâtınî yönüne itibar etme anlayışıdır. İşte bu anlayışın tezâhürüne ... denilmektedir. Yukarıdaki boşluğa hangi kavram gelmelidir?
Seçenekler
A
Aşırı yorum
B
Aşırı tefsir
C
Aşırı icmâ
D
Aşırı kelam
E
Aşırı izân
Açıklama:
İslâm düşünce tarihi boyunca çeşitli ilim dallarına mensup din bilginlerinin, Kur’ân nasslarını yorumlama konusunda farklı bakış açısı benimsedikleri anlaşılmaktadır. Bu gruplar içerisinde kesinlikle kabul edilemeyecek nitelikte olanı, Kur’ân nasslarının zâhirî tarafını hiç dikkate almayarak yalnızca bâtınî yönüne itibar etme anlayışıdır. İşte bu anlayışın tezâhürüne aşırı yorum denilmektedir. Görebildiğimiz kadarıyla bu anlayış sahipleri, yoruma konu olan Kur’ân nasslarını nâzil olduğu dilin verilerinden ve nuzül ortamından koparmaktadırlar. Dahası nâzil olduğu zaman içerisinde ilâhî hitabın kime ne dediğinden, neyi niçin söylediğinden, ilk muhatap kitlenin ondan ne anladıklarından tamamen bağımsız bir yaklaşımla hareket ederek, Kur’ân’ı son derece subjektif ve keyfi bir şekilde yorumlamaktadırlar. Doğru yanıt A'dır.
Soru 39
Aşağıdaki ilimlerden hangileri tefsîrin kendileri için temin etmiş olduğu malzemenin yorumlanması ve Kur’ân öğretisinin değişik zamanlara taşınması hususunda çok önemli bir görev üstlenmiştir?
Seçenekler
A
Siyer ve tarih
B
Kelâm ve fıkıh
C
Ahlak ve siyer
D
Ahlak ve fıkıh
E
Siyer ve kelâm
Açıklama:
İslâmî ilimler, Müslümanların Kur’ân’ı anlamak üzere geliştirmiş oldukları dînî
ilimlerdir. Bunlar tefsîr, hadis, fıkıh, kelâm, siyer, tarih ve ahlâk ilminden ibarettir. Bütün bu ilimlerin kaynağı da Kur’ân’dır. Müslümanların bu ilimleri ortaya çıkarma ve geliştirmedeki en temel amaçları, Kur’ân’ın doğru anlamına ulaşmaktır. Tabii ki bu bağlamda en önemli görev tefsîr ilminindir. Vahyin nuzülünü takiben ortaya çıkmış olan tefsîr ilmi sonraki dönemlerde de büyük bir ivme kazanarak gelişme göstermiştir. Çünkü tefsîrin işlevi, Kur’ânî nassların ne anlama geldiğini ortaya çıkarmaktır. Bunu yaparken o, başta Hz. Peygamber ve onun ashâbından yani hadis, siyer ve tarih ilminden; ayrıca hem Kur’ân’ın hem de bütün İslâmî ilimlerin dilini oluşturan Arapça’dan yararlanmıştır. Tefsîr bir taraftan burada sözünü ettiğimiz bazı ilimlerden yararlanırken, diğer taraftan da Müslümanların bireysel ve toplumsal hayatlarında çok önemli bir yere sahip olan kelâm ve fıkıh ilmine de malzeme sağlamıştır. Bu münasebetle özellikle kelâm ve fıkıh ilmi, tefsîrin kendileri için temin etmiş olduğu malzemenin yorumlanması ve Kur’ân öğretisinin değişik zamanlara taşınması hususunda çok önemli bir görev üstlenmişler; bunun sonucunda da, tefsîrin dilsel ve tarihsel incelemesinden çıkardığı sonuçları ele alıp yorumladıktan sonra, bunları Müslümanların önüne hüküm olarak koymuşlardır. Çünkü kelâm, Müslüman toplum için inanç yönüyle bir çerçeve çizmekte; Allah, ahlâk, siyaset vb. alanlarda hükümler üretmektedir. Fıkıh da kitap, sünnet ve icmâ gibi kaynaklardan kıyas yoluyla elde ettiği neticeleri Müslümanların, hayatlarında izleyecekleri amelî hükümler şeklinde belirlemektedir. Doğru yanıt B'dir.
ilimlerdir. Bunlar tefsîr, hadis, fıkıh, kelâm, siyer, tarih ve ahlâk ilminden ibarettir. Bütün bu ilimlerin kaynağı da Kur’ân’dır. Müslümanların bu ilimleri ortaya çıkarma ve geliştirmedeki en temel amaçları, Kur’ân’ın doğru anlamına ulaşmaktır. Tabii ki bu bağlamda en önemli görev tefsîr ilminindir. Vahyin nuzülünü takiben ortaya çıkmış olan tefsîr ilmi sonraki dönemlerde de büyük bir ivme kazanarak gelişme göstermiştir. Çünkü tefsîrin işlevi, Kur’ânî nassların ne anlama geldiğini ortaya çıkarmaktır. Bunu yaparken o, başta Hz. Peygamber ve onun ashâbından yani hadis, siyer ve tarih ilminden; ayrıca hem Kur’ân’ın hem de bütün İslâmî ilimlerin dilini oluşturan Arapça’dan yararlanmıştır. Tefsîr bir taraftan burada sözünü ettiğimiz bazı ilimlerden yararlanırken, diğer taraftan da Müslümanların bireysel ve toplumsal hayatlarında çok önemli bir yere sahip olan kelâm ve fıkıh ilmine de malzeme sağlamıştır. Bu münasebetle özellikle kelâm ve fıkıh ilmi, tefsîrin kendileri için temin etmiş olduğu malzemenin yorumlanması ve Kur’ân öğretisinin değişik zamanlara taşınması hususunda çok önemli bir görev üstlenmişler; bunun sonucunda da, tefsîrin dilsel ve tarihsel incelemesinden çıkardığı sonuçları ele alıp yorumladıktan sonra, bunları Müslümanların önüne hüküm olarak koymuşlardır. Çünkü kelâm, Müslüman toplum için inanç yönüyle bir çerçeve çizmekte; Allah, ahlâk, siyaset vb. alanlarda hükümler üretmektedir. Fıkıh da kitap, sünnet ve icmâ gibi kaynaklardan kıyas yoluyla elde ettiği neticeleri Müslümanların, hayatlarında izleyecekleri amelî hükümler şeklinde belirlemektedir. Doğru yanıt B'dir.
Soru 40
Tefsîr ne demektir?
Seçenekler
A
Tefsîr Kur’ân metninin anlaşılmasına yönelik bir faaliyettir.
B
Tefsîr Kur’ân metninin yazılmasına yönelik bir faaliyettir.
C
Tefsîr Kur’ân metninin okunmasına yönelik bir faaliyettir.
D
Tefsîr Kur’ân metninin çoğaltılmasına yönelik bir faaliyettir.
E
Tefsîr Kur’ân metninin yayılmasına yönelik bir faaliyettir.
Açıklama:
Tefsîr esasen Kur’ân metninin anlaşılmasına yönelik bir faaliyettir.
Soru 41
Müfessir'in görevi nedir?
Seçenekler
A
Kur’ân’ın ne dediğini okumak
B
Kur’ân’ın ne dediğini açıklamak
C
Kur’ân’ın içeriğini kopyalamak
D
Kur’ân’ın yeniden düzenlenmesinin sağlamak
E
Kur’ân’ın ezberlenmesini sağlamak
Açıklama:
Müfessir bir taraftan Kur’ân’ın ne dediğini diğer taraftan da ne demek istediğini ortaya koymaya çalışmaktadır.
Soru 42
Te’vîl kelimesi ne anlama gelir?
Seçenekler
A
Açıklama yapmak
B
Bir şeyin nedenini bulmak
C
Aslına dönmek
D
Yeni fikirler ortaya atmak
E
Eskiyi reddetmek
Açıklama:
Te’vîl kelimesi, sözlük manası itibariyle aslına dönmek anlamına gelir.
Soru 43
Daha ziyade kelâmcı, fakih, müfessir ve dilcilerin kullandığı ve “Arap dilinin kuralları dahilinde hareket edilerek Kur’ân’dan anlamlar üretmek” olarak tanımlanan tevil türü hangisidir?
Seçenekler
A
Rahmanî te’vîl
B
Burhânî te’vîl
C
Ruhanî te’vîl
D
Beyânî te’vîl
E
İrfânî te’vîl
Açıklama:
Beyânî te’vîl: Bu yöntem, daha ziyade kelâmcı, fakih, müfessir ve dilcilerin kullandığı bir yorum yöntemidir. “Arap dilinin kuralları dahilinde hareket edilerek Kur’ân’dan anlamlar üretmek” olarak tanımlanmaktadır.
Soru 44
Aşağıdakilerden hangisi tefsîr ile te’vîl arasındaki farklardan biri değildir?
Seçenekler
A
Tefsîr, Hz. Peygamber ve sahâbeden geldiği için kesinlik arzeder; ancak te’vîl herhangi bir delilden dolayı lafzın muhtemel manalarından birisini tercih etmek anlamı taşıdığı için kesinlik ifade etmez.
B
Tefsîr lafzın gerçek anlamını ve konusunu beyan ederken, te’vîl lafızlarda kastedilen anlamları ortaya koyar.
C
Tefsîrde hakikate delâlet ettiği için ekseriyetle tek bir anlam, te’vîlde ise yoruma müsait olması hasebiyle birden çok anlam söz konusudur.
D
Tefsîr hakikat yoluyla lafızların zâhirî manalarını, te’vîl ise onların içsel anlamlarını ortaya çıkarmaktadır.
E
Tefsîr semâvî kitaplarda kitaplarda kullanıldığı gibi bunların dışındaki kitaplarda da kullanılmaktadır.Te’vîl ise ekseriya semâvî kitaplarda kullanılmaz,
Açıklama:
Tefsîr ile Te’vîl Arasındaki Farklar
Tefsîr ve te’vîl kavramlarıyla ilgili bu genel bilgilerden sonra şunu da hemen belirtelim ki aynı alana ait olmakla birlikte söz konusu iki kavram arasında bazı anlam farklılıkları mevcuttur. Bunları şöyle sıralamak mümkündür:
1. Tefsîr, Hz. Peygamber ve sahâbeden geldiği için kesinlik arzeder; ancak te’vîl herhangi bir karîneden/delilden dolayı lafzın muhtemel manalarından birisini tercih etmek anlamı taşıdığı için katiyet (kesinlik) ifade etmez. Çünkü kaynağı itibariyle tefsîr tevkifî/ilâhî beyanlara, te’vîl bireysel ictihâdlara dayalıdır.
2. Tefsîr, ekseriya âyetlerin lafızlarında, te’vîl ise manalarında görülür. Başka bir ifadeyle tefsîr lafzın gerçek anlamını ve konusunu beyan ederken, te’vîl lafızlarda kastedilen anlamları ortaya koyar.
3. Tefsîrde hakikate delâlet ettiği için ekseriyetle tek bir anlam, te’vîlde ise yoruma müsait olması hasebiyle birden çok anlam söz konusudur.
4. Tefsîr hakikat yoluyla lafızların zâhirî manalarını, te’vîl
Te’vîl ekseriya semâvî kitaplarda kullanılır, tefsîr ise bu kitaplarda kullanıldığı gibi bunların dışındaki kitaplarda da kullanılmaktadır. Bu nedenle tevilin bu kitaplarda lullanılmadığını ifade eden E seçeneği yanlıştır.
Tefsîr ve te’vîl kavramlarıyla ilgili bu genel bilgilerden sonra şunu da hemen belirtelim ki aynı alana ait olmakla birlikte söz konusu iki kavram arasında bazı anlam farklılıkları mevcuttur. Bunları şöyle sıralamak mümkündür:
1. Tefsîr, Hz. Peygamber ve sahâbeden geldiği için kesinlik arzeder; ancak te’vîl herhangi bir karîneden/delilden dolayı lafzın muhtemel manalarından birisini tercih etmek anlamı taşıdığı için katiyet (kesinlik) ifade etmez. Çünkü kaynağı itibariyle tefsîr tevkifî/ilâhî beyanlara, te’vîl bireysel ictihâdlara dayalıdır.
2. Tefsîr, ekseriya âyetlerin lafızlarında, te’vîl ise manalarında görülür. Başka bir ifadeyle tefsîr lafzın gerçek anlamını ve konusunu beyan ederken, te’vîl lafızlarda kastedilen anlamları ortaya koyar.
3. Tefsîrde hakikate delâlet ettiği için ekseriyetle tek bir anlam, te’vîlde ise yoruma müsait olması hasebiyle birden çok anlam söz konusudur.
4. Tefsîr hakikat yoluyla lafızların zâhirî manalarını, te’vîl
Te’vîl ekseriya semâvî kitaplarda kullanılır, tefsîr ise bu kitaplarda kullanıldığı gibi bunların dışındaki kitaplarda da kullanılmaktadır. Bu nedenle tevilin bu kitaplarda lullanılmadığını ifade eden E seçeneği yanlıştır.
Soru 45
Tercüme kelimesi ne anlama gelmektedir?
Seçenekler
A
Bir söylemi bir dilden başka bir dile çevirmek
B
Bir söylemi başka bir dile yorum katarak ve mesajı gerekirse değiştirerek çevirmek
C
Bir şeyi denemek
D
Bir şeyi anlayabilmek için bir otoriteye danışmak
E
Farklı dildeki şeyi anlamak için çevirmenlerden yardım almak
Açıklama:
Tercüme kelimesi sözlükte, “bir kelâmı bir dilden başka bir dile çevirmek, bir sözü diğer bir dilde tefsîr ve beyân etmek, bir lafzı kendisinin yerini tutacak başka bir lafızla değiştirmek” gibi manalara gelmektedir.
Soru 46
Aşağıdakilerden hangisi tefsîr ile tercüme arasındaki farklardan birisi değildir?
Seçenekler
A
Tercüme aslın yerine geçer ve artık asla ihtiyaç kalmaz. Tefsîr ise böyle değildir. Tefsîr aslın aynı olmayıp açıklamasıdır.
B
Tercüme daha az kelamla gerçekleştirilmesine karşın hazırlanabilmesi için çok fazla zaman ve imkana sahiptir, bu yüzden daha zengindir. Oysa tefsi zaman, imkan ve içerik açısından daha kısıtlıdır.
C
Tercümede istidrat (daha fazla izah ve açıklama) mümkün değildir. Tefsîr ise böyle değildir. Onda istidrat yapmak caiz, hatta bazen gerekli bile olmaktadır.
D
Tercüme örf yönünden aslın bütün mana ve maksatlarına uygunluk manasını taşır. Tefsîr için böyle bir durum söz konusu değildir. Tefsîr aslın bütün
mana ve maksatlarına uygun olma manasını ihtiva etmez.
mana ve maksatlarına uygun olma manasını ihtiva etmez.
E
Tercüme tercümesi yapılan sözün ifade ettiği anlamlar olduğuna ve bu sözün sahibinin de söz konusu anlamları kasdettiğine dair bir güven duygusu vermelidir. Halbuki tefsîr böyle değildir. Ancak müfessirin yanında birçok delil bulunursa karşı tarafta böyle bir güven duygusu oluşur.
Açıklama:
Tefsîr ile Tercüme Arasındaki Farklar
Tefsîrle te’vîl arasında olduğu gibi, tefsîrle tercüme arasında da bir takım farklılıklar vardır. Bunları da şu şekilde sıralamak mümkündür:
1. Tercümeyle, asıl metinden müstağni olma kastedilir. Yani tercüme aslın yerine geçer ve artık asla ihtiyaç kalmaz. Tefsîr ise böyle değildir. Tefsîr aslın
aynı olmayıp açıklamasıdır. O, aslın yerine geçemediği gibi asıl ile irtibatını da kesemez.
2. Tercümede istidrat (daha fazla izah ve açıklama) mümkün değildir. Çünkü tercüme, ne fazla ne noksan, aslın tıpa tıp aynıdır. Lafza bakarak bundan şu
mana da anlaşılabilir denemez; denilirse tercüme aslın aynı olmaktan çıkar. Tefsîr ise böyle değildir. Onda istidrat yapmak caiz, hatta bazen gerekli bile
olmaktadır. Zira tefsîr bir beyan ve izah demektir.
3. Tercüme örf yönünden aslın bütün mana ve maksatlarına uygunluk manasını taşır. Tefsîr için böyle bir durum söz konusu değildir. Tefsîr aslın bütün
mana ve maksatlarına uygun olma manasını iht
Tercüme kısıtlı zaman ve imkan içerisinde yapıldığında içeriği de zenginlik anlamında kısıtlıdır ancak tefsîr için böyle zaman kısıtlması olmadığından hazırlanması ve aktarılması için daha fazla zaman ve imkan vardır, bu yüzden daha zengindir. B şıkkında tefsir ve tercümeyle ilgili bilgiler yer değiştirmiştir.
Tefsîrle te’vîl arasında olduğu gibi, tefsîrle tercüme arasında da bir takım farklılıklar vardır. Bunları da şu şekilde sıralamak mümkündür:
1. Tercümeyle, asıl metinden müstağni olma kastedilir. Yani tercüme aslın yerine geçer ve artık asla ihtiyaç kalmaz. Tefsîr ise böyle değildir. Tefsîr aslın
aynı olmayıp açıklamasıdır. O, aslın yerine geçemediği gibi asıl ile irtibatını da kesemez.
2. Tercümede istidrat (daha fazla izah ve açıklama) mümkün değildir. Çünkü tercüme, ne fazla ne noksan, aslın tıpa tıp aynıdır. Lafza bakarak bundan şu
mana da anlaşılabilir denemez; denilirse tercüme aslın aynı olmaktan çıkar. Tefsîr ise böyle değildir. Onda istidrat yapmak caiz, hatta bazen gerekli bile
olmaktadır. Zira tefsîr bir beyan ve izah demektir.
3. Tercüme örf yönünden aslın bütün mana ve maksatlarına uygunluk manasını taşır. Tefsîr için böyle bir durum söz konusu değildir. Tefsîr aslın bütün
mana ve maksatlarına uygun olma manasını iht
Tercüme kısıtlı zaman ve imkan içerisinde yapıldığında içeriği de zenginlik anlamında kısıtlıdır ancak tefsîr için böyle zaman kısıtlması olmadığından hazırlanması ve aktarılması için daha fazla zaman ve imkan vardır, bu yüzden daha zengindir. B şıkkında tefsir ve tercümeyle ilgili bilgiler yer değiştirmiştir.
Soru 47
"Bir sözün manasını tam olarak değil de, biraz noksanıyla ifade etmek” anlamına gelen ifade aşağıdakilerden hangisidir?
Seçenekler
A
Tercüme
B
Tefsir
C
Meâl
D
Te’vîl
E
Müfessir
Açıklama:
Meâl sözlükte bir şeyin özü, hülâsası ve âkıbeti anlamına geldiği gibi, eksik bırakmak manasını da içermektedir. Kavram olarak da, “bir sözün manasını tam olarak değil de, biraz noksanıyla ifade etmek” demektir.
Meâl sözlükte “bir sözün manasını tam olarak değil de, biraz noksanıyla ifade etmek” demektir.
Meâl sözlükte “bir sözün manasını tam olarak değil de, biraz noksanıyla ifade etmek” demektir.
Soru 48
Kur’ân’ın tamamını içeren ilk meâl hicri takvime göre hangi yıl tamamlanmıştır?
Seçenekler
A
120
B
122
C
125
D
127
E
129
Açıklama:
Kur’ân’ın tamamını içeren ilk meâl de (İtalyan müsteşrik Guidi’ye göre) hicrî 127 senesinde Berberice olarak kaleme alınmıştır.
Soru 49
Tefsîr ilminin gayesi aşağıdakilerden hangisinde doğru olarak verilmiştir?
Seçenekler
A
Tefsîr ilminin gayesi Kur’ân’ın tüm insanlara ulaşmasını sağlamaktır.
B
Tefsîr ilminin gayesi Kur’ân’ın içerdiği yüce manaları ve hakikatleri diğer dinlerle karşılaştırmaktır.
C
Tefsîr ilminin gayesi Kur’ân’ın içerdiği ayetlerin insanlarca okunup ezberlenmesinin sağlanmasıdır.
D
Tefsîr ilminin gayesi Kur’ân’ın diğer kitaplardan üstün yanlarını ortaya koymaktır.
E
Tefsîr ilminin gayesi Kur’ân’ın içerdiği yüce manaları ve hakikatleri araştırıp ortaya çıkarmaktır.
Açıklama:
Tefsîr ilminin konusu Kur’ân, gayesi de Kur’ân’ın içerdiği yüce manaları ve hakikatleri araştırıp ortaya çıkarmak ve insanın bu hakikatlere göre bir hayat sürmesini sağlamaktır.
Soru 50
Batı'da en eski Kur'an meali Latince olarak hangi tarihte hazırlanmıştır?
Seçenekler
A
1043
B
1143
C
1243
D
1343
E
1443
Açıklama:
Batı’da ise en eski Kur’ân meâli, Latince olarak 1143 tarihinde hazırlanıp 1543 de İsviçre’de basılmıştır.
Soru 51
İlk Türkçe Kur'an mealleri hangi yüzyılda hazırlanmaya başlamıştır?
Seçenekler
A
9. Yüzyıl
B
10. Yüzyıl
C
11. yüzyıl
D
12. Yüzyıl
E
13. Yüzyıl
Açıklama:
İlk Türkçe Kur’ân meâlleri 9. asırdan itibaren yapılmaya başlanmıştır.
Soru 52
Süyuti'ye göre bir müfessirin sahip olması gereken en temel özellik aşağıdakilerden hangisidir?
Seçenekler
A
Arap dil bilgisine hakim olmak
B
Hadis ilmine vakıf olmak
C
Sağlam bir hadis bilgisine sahip olmak
D
Kelam ve fıkıh ilimlerine vakıf olmak
E
Sağlam ve sahih bir inanca sahip olmak
Açıklama:
Müfessir olabilmenin bir takım kriterleri söz konusudur. Süyûtî bu konuda bilgi verirken müfessirde aranan ilk kriterin sağlam ve sahih bir inanç olduğunu söy- ler. Ona göre bu kriter, tefsîrle ilgili olarak ileri sürülecek yöntemsel ve mekanik kriterlerden önce, Kur’ân’ı yorumlayacak kişinin müslümanlık açısından en temel özelliğini ortaya koymaktadır.
Soru 53
Süyuti'nin bir müfessirin sahip olması gereken ilimler arasında saydığı mevhibe ne anlama gelmektedir?
Seçenekler
A
Dil bilgisi
B
İlham
C
Hadis bilgisi
D
İnanç
E
İman
Açıklama:
Bu temel kriterin dışında Süyûtî bir müfessirin; 1. lügat, 2. nahiv, 3. sarf, 4. iştikak, 5. meânî, 6. beyân, 7. bedîî, 8. kırâat, 9. kelâm, 10. fıkıh usûlü, 11. esbâb-ı nüzûl, 12. nâsih-mensûh, 13. fıkıh, 14. hadis, 15. mevhibe (ilham) ilmine sahip olmasını da şart koşmaktadır.
Soru 54
Hz. Muhammed'in, Selman-i Farisi'ye tercüme etmesi için izin verdiği sure aşağıdakilerden hangisidir?
Seçenekler
A
Yasin
B
Bakara
C
Fil
D
Fatiha
E
Alak
Açıklama:
Sözgelimi, Resûlullah’ın birçok hadisinde ashabına, kendisinden öğrendiklerini başkala- rına iletmelerini emretmesi, vahiy kâtiplerinden Zeyd b. Sâbit’e ihtiyaç üzerine İbrânice ve Süryânice öğrenmesini söylemesi, Selmân-ı Fârisi’ye Fâtiha Sûresi’ni tercüme etme müsaadesi, ayrıca değişik ülke krallarına diplomatik mektuplar gönderdiğinde bu mektuplara, tercüme edileceğini bile bile âyetler yazdırması, Kur’ân’ın başka dillere çevrilmesi konusunda bir teşviki ifade etmektedir.
Soru 55
Aşağıdakilerden hangisi, Ömer Nasuhi Bilmen'e göre bir müfessirin sahip olması gereken ilimlerden biridir?
Seçenekler
A
Fizik
B
Matematik
C
Astronomi
D
Astroloji
E
Kimya
Açıklama:
Son devrin yetiştirdiği önemli bir İslâm bilgini olan Ömer Nasûhi Bilmen de bu ilimlere ahlâk, psikoloji, sosyoloji, biyoloji, astronomi, coğrafya, tarih ve siyer ilimlerini eklemektedir. (Bilmen, 1973).
Burada söz konusu edilen ilimleri günümüz ihtiyaçları doğrultusunda;
Burada söz konusu edilen ilimleri günümüz ihtiyaçları doğrultusunda;
Arap dili ve Edebiyatı,
Kur’ân İlimleri,
Fıkıh,
Fıkıh Usûlü,
Hadis,
Sosyo-Kültürel Tarih,
Sosyal-Psikoloji,
Astronomi şeklinde sınıflandırmak mümkündür.
Soru 56
Burhani te'vilin islam düşüncesindeki en meşhur kuramcısı aşağıdakilerden hangisidir?
Seçenekler
A
İmam Gazali
B
İbn Sina
C
İbn Tufeyl
D
Farabi
E
İbn Rüşd
Açıklama:
Burhânî te’vîlin İslâm düşüncesindeki en meşhur kuramcısı İbn Rüşd’dür.
Soru 57
Mutasavvıfların Kur'an okuyarak, onun derin manaları üzerine düşüncelere dalmaları anlamına gelen terim aşağıdakilerden hangisidir?
Seçenekler
A
Tedebbür
B
Teemmül
C
Tefekkür
D
Tezekkür
E
Vecd
Açıklama:
Yani mutasavvıflar Kur’ân okuyarak onun derinanlamları üzerinde düşünceye dalmak (tedebbür), dış dünyanın angajman- larından (bağlantılar) olabildiğince sıyrılarak ilâhî ve ezelî hakikatler üzeri- ne yoğun biçimde kafa yormak (teemmül), eşyanın yaratılış hikmeti yahut Allah’ın nimetleri üzerinde düşünmek (tefekkür) suretiyle bu tür bir te’vîle ulaşabilirler.
Ünite 4
Soru 1
Kendisinden ne kastedildiği anlaşılmayacak derecede kapalı olan âyete ne denir?
Seçenekler
A
Mübhem
B
Mücmel
C
Mutlak
D
Müşkil
E
Mevhum
Açıklama:
Mücmel, kendisinden ne kastedildiği anlaşılmayacak derecede kapalı olan âyet
demektir. Bunların bir kısmı Yüce Allah, bir kısmı da Hz. Peygamber tarafından
açıklanmıştır. Doğru yanıt B'dir.
demektir. Bunların bir kısmı Yüce Allah, bir kısmı da Hz. Peygamber tarafından
açıklanmıştır. Doğru yanıt B'dir.
Soru 2
Bir kelime ve nitelemenin Kur’ân’da açık değil de ism-i işâretler, ism-i mevsuller, zamirler, cins isimleri, belirsiz zaman zarfları ve belirsiz mekân isimleriyle zikredilmesine ne denir?
Seçenekler
A
Mübhem
B
Mücmel
C
Mutlak
D
Mekruh
E
Müşkil
Açıklama:
Mübhem kavramı, insan, melek ve cin gibi varlıkların veya bir topluluk ya da kabilenin veyahut bir kelime ve nitelemenin Kur’ân’da açık değil de ism-i işâretler, ism-i mevsuller, zamirler, cins isimleri, belirsiz zaman zarfları ve belirsiz mekân isimleriyle zikredilmesi anlamına gelmektedir. Doğru yanıt A'dır.
Soru 3
İçinizden oraya (cehenneme) girmeyecek hiç kimse yoktur. Bu Rabbin üzerine (almış
olduğu) kesinleşmiş bir hükümdür” (Meryem (19), 71). َ
Allah, inanan ve iyi işler yapanları, altlarından ırmaklar akan cennetlere sokacaktır” (Hac (22), 14).
Yukarıdaki gibi birbirine tezat görünen ayetlerin sünnette açıklanma usülüne ne denir?
olduğu) kesinleşmiş bir hükümdür” (Meryem (19), 71). َ
Allah, inanan ve iyi işler yapanları, altlarından ırmaklar akan cennetlere sokacaktır” (Hac (22), 14).
Yukarıdaki gibi birbirine tezat görünen ayetlerin sünnette açıklanma usülüne ne denir?
Seçenekler
A
Muhkemin Tefsiri
B
Mübhemin Tafsili
C
Müşkilin Te’lîfi
D
Mutlakın Takyidi
E
Mücmelin Tebyini
Açıklama:
Sözlükte “karışık olan” anlamına gelen müşkil kavram olarak da, Kur”an’ın bazı
âyetleri arasında ilk bakışta ihtilaf ve tezat gibi görünen hususlar diye tanımlanabilir. Ancak şunu hemen belirtmek lazım ki Eğer o (Kur’ân) Allah’tan başkası tarafından olsaydı, elbette içinde birbirini tutmayan birçok şey bulurlardı” (Nisâ (4), 82) âyeti Kur’ân’da birbiriyle çelişen âyetlerin bulunmasının kesinlikle mümkün olmadığını göstermektedir. Meselâ ”/ İçinizden oraya (cehenneme) girmeyecek hiç kimse yoktur. Bu Rabbin üzerine (almış olduğu) kesinleşmiş bir hükümdür” (Meryem (19), 71) buyurularak, istisnâsız herkesin cehenneme gireceği belirtilmekte, birçok âyette ise, َ
”/ Allah, inanan ve iyi işler yapanları, altlarından ırmaklar akan cennetlere sokacaktır” (Hac (22), 14) denilmektedir. Tabiatıyla bu da ilk bakışta bir çelişki gibi görünmektedir. İşte Hz. Peygamber, “(Âyette geçen) vürûd lafzı, girmek manasınadır. Ne günahsız
ne de günahkâr, cehenneme girmeyen hiç kimse kalmayacaktır. Ancak cehennem müminlere, Hz. İbrahim’e olduğu gibi serin ve selâmet olacak, hatta cehennem ateşi onların serinliğinden dolayı feryad edecektir. Sonra Yüce Allah müttakileri kurtaracak, zâlimleri ise öyle diz üstü çökmüş olarak cehenneme atacaktır” hadisiyle, bu müşkili yani ilk bakışta âyetler arasındaki çelişki zannını ortadan kaldırmış olmaktadır. Doğru yanıt C'dir.
âyetleri arasında ilk bakışta ihtilaf ve tezat gibi görünen hususlar diye tanımlanabilir. Ancak şunu hemen belirtmek lazım ki Eğer o (Kur’ân) Allah’tan başkası tarafından olsaydı, elbette içinde birbirini tutmayan birçok şey bulurlardı” (Nisâ (4), 82) âyeti Kur’ân’da birbiriyle çelişen âyetlerin bulunmasının kesinlikle mümkün olmadığını göstermektedir. Meselâ ”/ İçinizden oraya (cehenneme) girmeyecek hiç kimse yoktur. Bu Rabbin üzerine (almış olduğu) kesinleşmiş bir hükümdür” (Meryem (19), 71) buyurularak, istisnâsız herkesin cehenneme gireceği belirtilmekte, birçok âyette ise, َ
”/ Allah, inanan ve iyi işler yapanları, altlarından ırmaklar akan cennetlere sokacaktır” (Hac (22), 14) denilmektedir. Tabiatıyla bu da ilk bakışta bir çelişki gibi görünmektedir. İşte Hz. Peygamber, “(Âyette geçen) vürûd lafzı, girmek manasınadır. Ne günahsız
ne de günahkâr, cehenneme girmeyen hiç kimse kalmayacaktır. Ancak cehennem müminlere, Hz. İbrahim’e olduğu gibi serin ve selâmet olacak, hatta cehennem ateşi onların serinliğinden dolayı feryad edecektir. Sonra Yüce Allah müttakileri kurtaracak, zâlimleri ise öyle diz üstü çökmüş olarak cehenneme atacaktır” hadisiyle, bu müşkili yani ilk bakışta âyetler arasındaki çelişki zannını ortadan kaldırmış olmaktadır. Doğru yanıt C'dir.
Soru 4
Kendisine ebben (Abese (80), 31) kelimesinin anlamı sorulduğunda: “Allah’ın kitabına dair herhangi bir şeyi kendi fikrime göre tefsîr eder veya anlamını bilmediğim bir şey hakkında konuşursam, hangi arz beni üzerinde taşır ve hangi semâ beni altında gölgelendirir?” demiştir. Yukarıdaki paragrafta hangi sahabeden bahsedilmektedir?
Seçenekler
A
Hz. Talha
B
Hz. Osman
C
Hz. Ali
D
Hz. Ömer
E
Hz. Ebû Bekir
Açıklama:
Hz. Ebû Bekir kendisine ebben (Abese (80), 31) kelimesinin anlamı sorulduğunda: “Allah’ın kitabına dair herhangi bir şeyi kendi fikrime göre tefsîr eder veya anlamını bilmediğim bir şey hakkında konuşursam, hangi arz beni üzerinde taşır ve hangi semâ beni altında gölgelendirir?” demiştir. Doğru yanıt E'dir.
Soru 5
I. Sünnet II. Kur’ân III. İçtihad Yukarıda karışık olarak verilen sahabilerin Kur’ân’ı tefsir etme yollarının doğru sırası aşağıdaki seçeneklerden hangisinde verilmiştir?
Seçenekler
A
II-I-III
B
III-I-II
C
I-II-III
D
I-III-II
E
III-II-I
Açıklama:
Bir kısım sahâbî de naklin bulunmadığı yerde kendi içtihâdlarıyla Kur’ân’ı tefsîr etme cihetine gidiyordu. Bu durumdaki sahâbîler, herhangi bir âyeti tefsîr ederken öncelikle Kur’ân’a, sonra da Resûlullah’ın sünnetine başvuruyorlar; şayet aradıklarını bu iki kaynakta bulamazlarsa, o takdirde kendi içtihadlarıyla tefsîr ediyorlardı. Doğru yanıt A'dır.
Soru 6
Aşağıdakilerden hangisi sahabenin yapmış olduğu tefsirin genel özelliklerinden biri değildir?
Seçenekler
A
Kur’ân’ı âyet âyet baştan sona tefsîr etme
B
Aralarında tenevvü (çeşitlilik) ihtilâfı olması
C
Ahkâm âyetlerinden hüküm istinbatında bulunmama
D
Tefsîri tedvin etmeme
E
Âyetlerin nuzûl sebeplerini açıklama
Açıklama:
Sahâbîlerin yapmış olduğu tefsîrin genel özelliklerini şöylece sıralamak mümkündür:
1. Sahâbîler Kur’ân’ı âyet âyet baştan sona tefsîr etmemişlerdi. Zira onlar,
Kur’ân’ın tümünü tefsîr etmeye ihtiyaç duymuyorlardı. Bu yüzden yaptıkları açıklamalar, garip, muğlak, müphem, müşkil ve mücmel lafızlarla
sınırlı idi.
2. Zaman zaman sahâbîler arasında bir kısım ihtilâflar ortaya çıkmıştı. Ancak
bu ihtilâflar tezat ihtilâfı olmayıp tenevvü (çeşitlilik) ihtilâfı idi.
3. Ahkâm âyetlerinden hüküm istinbatında bulunmuş değillerdi.
4. Tefsîr bu dönemde henüz tedvin edilmemişti.
5. Âyetlerin nuzûl sebeplerini açıklamışlardı. Onların en önemli özelliği
âyetlerin inmesine sebep olan olaylara şâhit olmalarıydı. Doğru yanıt A'dır.
1. Sahâbîler Kur’ân’ı âyet âyet baştan sona tefsîr etmemişlerdi. Zira onlar,
Kur’ân’ın tümünü tefsîr etmeye ihtiyaç duymuyorlardı. Bu yüzden yaptıkları açıklamalar, garip, muğlak, müphem, müşkil ve mücmel lafızlarla
sınırlı idi.
2. Zaman zaman sahâbîler arasında bir kısım ihtilâflar ortaya çıkmıştı. Ancak
bu ihtilâflar tezat ihtilâfı olmayıp tenevvü (çeşitlilik) ihtilâfı idi.
3. Ahkâm âyetlerinden hüküm istinbatında bulunmuş değillerdi.
4. Tefsîr bu dönemde henüz tedvin edilmemişti.
5. Âyetlerin nuzûl sebeplerini açıklamışlardı. Onların en önemli özelliği
âyetlerin inmesine sebep olan olaylara şâhit olmalarıydı. Doğru yanıt A'dır.
Soru 7
Mekke Tefsîr Mektebi kim tarafından kurulmuştur?
Seçenekler
A
Hz. Abdullah
B
Hz. Ömer
C
Hz. Zubeyr
D
Hz. Osman
E
Hz. Ali
Açıklama:
İlk tefsîr mektebi Mekke’de kurulmuştu. Kurucusu, Müslümanların tefsîrde en
büyük otorite kabul ettiği Abdullah b. Abbas’tı. Dini doğru anlaması ve Kur’ân’ın
derin anlamına nüfûz edebilmesi için Hz. Peygamber’in duâsına mazhar olan İbn
Abbas, Kur’ân konusundaki bilgisi sebebiyle Hz. Ömer tarafından da saygı görmüştü. Kur’ân tefsîrinin duayeni olan bu sahâbînin kurmuş olduğu tefsîr ekolü/
mektebi hakkında İbn Teymiyye, “Tâbiîler içerisinde tefsîrde en önde gelenler İbn
Abbas’ın öğrencileridir” diyerek Mekke ekolünde/mektebinde yetişen öğrencilerin
tefsîrdeki üstünlüğünü ortaya koymuştur. Bu ekolün yetiştirdiği en seçkin öğrenciler, Mücâhid b. Cebr, İkrime, Sa’îd b. Cübeyr, Tâvus b. Keysân ve Atâ b. Ebî Rabâh’tır. Doğru yanıt A'dır.
büyük otorite kabul ettiği Abdullah b. Abbas’tı. Dini doğru anlaması ve Kur’ân’ın
derin anlamına nüfûz edebilmesi için Hz. Peygamber’in duâsına mazhar olan İbn
Abbas, Kur’ân konusundaki bilgisi sebebiyle Hz. Ömer tarafından da saygı görmüştü. Kur’ân tefsîrinin duayeni olan bu sahâbînin kurmuş olduğu tefsîr ekolü/
mektebi hakkında İbn Teymiyye, “Tâbiîler içerisinde tefsîrde en önde gelenler İbn
Abbas’ın öğrencileridir” diyerek Mekke ekolünde/mektebinde yetişen öğrencilerin
tefsîrdeki üstünlüğünü ortaya koymuştur. Bu ekolün yetiştirdiği en seçkin öğrenciler, Mücâhid b. Cebr, İkrime, Sa’îd b. Cübeyr, Tâvus b. Keysân ve Atâ b. Ebî Rabâh’tır. Doğru yanıt A'dır.
Soru 8
İbn Mes’ûd’un oluşturduğu tefsir ekolüne ne denilmektedir?
Seçenekler
A
Mekki ekol
B
Mezhebi ekol
C
İçtimaî ekol
D
Rey ekolü
E
Sûfî ekol
Açıklama:
İslâm âlimleri İbn Mes’ûd’un oluşturduğu ekolü, ictihâdî hareketlerin çekirdeği
kabul edip rey ekolü olarak nitelendirdiler. Doğru yanıt D'dir.
kabul edip rey ekolü olarak nitelendirdiler. Doğru yanıt D'dir.
Soru 9
Aşağıdakilerden hangisi tâbiî müfessirlerinin tefsîr kaynaklarından biri değildir?
Seçenekler
A
Kur’ân’ın Kur’ân’la tefsîri
B
Kur’ân’ın icmayla tefsîri
C
Yahudi ve Hirıstiyan kültürleri
D
Sahâbî sözleri
E
Kendi içtihatları
Açıklama:
Tâbiûn da Kur’ân’ı tefsîr ederken bazı yöntem ve kaynaklara başvurmuştur. Bir
kısmına yukarıda işaret edilen bu kaynakların, sahâbenin kaynaklarıyla hemen
hemen aynı olduğu görülmektedir. Söz konusu kaynakları şu şekilde sıralamak
mümkündür:
1. Kur’ân’ın Kur’ân’la tefsîri.
2. Kur’ân’ın Sünnetle tefsîri.
3. Şiirle istişhad etmek.
4. Yahudi ve Hirıstiyan kültürleri.
5. Sahâbî sözleri (görüş ve içtihatları).
6. Kendi içtihatları (görüşleri). Doğru yanıt B'dir.
kısmına yukarıda işaret edilen bu kaynakların, sahâbenin kaynaklarıyla hemen
hemen aynı olduğu görülmektedir. Söz konusu kaynakları şu şekilde sıralamak
mümkündür:
1. Kur’ân’ın Kur’ân’la tefsîri.
2. Kur’ân’ın Sünnetle tefsîri.
3. Şiirle istişhad etmek.
4. Yahudi ve Hirıstiyan kültürleri.
5. Sahâbî sözleri (görüş ve içtihatları).
6. Kendi içtihatları (görüşleri). Doğru yanıt B'dir.
Soru 10
Tefsîr rivâyetleri hangi dönemden itibaren tedvin edilmeye başlanmıştır?
Seçenekler
A
Dört halife dönemi
B
Sahabe dönemi
C
Asr-ı saadet dönemi
D
Tâbiûn dönemi
E
Etbâu’t-tâbiîn dönemi
Açıklama:
Tefsîr daha önce belirttiğimiz gibi tedvîn edilmeden yani yazıya geçirilmeden önce ashâb ve tâbiûn döneminde sözlü nakil yoluyla aktarılıyordu. Etbâu’ttâbiîn dönemine gelindiğinde ise tefsîr rivâyetleri artık yavaş yavaş bir araya toplanarak yazılmaya başlanmıştı. Doğru yanıt E'dir.
Soru 11
Kuran ayetlerini ilk kez tefsir eden kişi kimdir?
Seçenekler
A
Hz. Muhammed
B
Hz. Ebubekir
C
Hz. Ali
D
Hz. Ömer
E
Abdullah bin Mesud
Açıklama:
Bilindiği gibi sözün olduğu yerde açıklama, anlama ve yorumlama faaliyeti kendiliğinden bir ihtiyaç olarak ortaya çıkmaktadır. Bu türden bir faaliyet Tevrat ve
İncil gibi önceki kutsal metinler için de söz konusudur. Bu ilâhî kitapların sonuncusu olan Kur’ân da tabiatıyla bu anlamda bir faaliyete ihtiyaç duymaktadır.
Onun metnine yönelik tefsîr faaliyeti de hiç kuşkusuz Hz. Peygamber’le başlamıştır. Doğru cevap A'dır.
İncil gibi önceki kutsal metinler için de söz konusudur. Bu ilâhî kitapların sonuncusu olan Kur’ân da tabiatıyla bu anlamda bir faaliyete ihtiyaç duymaktadır.
Onun metnine yönelik tefsîr faaliyeti de hiç kuşkusuz Hz. Peygamber’le başlamıştır. Doğru cevap A'dır.
Soru 12
“Ey Peygamber! Sana Rabbinden gönderileni tebliğ et. Eğer bunu yapmazsan O’nun yüklediği elçilik görevini (insanlara) ulaştırmamış olursun” (Mâide (5), 67); “Sana Kur’ân’ı gönderdik ki insanlara indirileni onlara açıklayasın” (Nahl (16), 44)
Yukarıdaki ayetlerin her ikisinde de Hz. Peygamber'in hangi görevini vurgulanmaktadır?
Yukarıdaki ayetlerin her ikisinde de Hz. Peygamber'in hangi görevini vurgulanmaktadır?
Seçenekler
A
Ayetleri tefsir etme
B
İnsanları uyarma
C
İnsanlara örnek olma
D
Kuran okuma
E
Peygamberliğini ilan etme
Açıklama:
İlâhî kitapların sonuncusu olan Kur’ân da tabiatıyla bu anlamda bir faaliyete ihtiyaç duymaktadır.Onun metnine yönelik tefsîr faaliyeti de hiç kuşkusuz Hz. Peygamber’le başlamıştır. Çünkü Kur’ân ona vahyedilmiş ve Yüce Allah, “Ey Peygamber! Sana Rabbinden gönderileni tebliğ et. Eğer bunu yapmazsan O’nun yüklediği elçilik görevini (insanlara) ulaştırmamış olursun” (Mâide (5), 67); “Sana Kur’ân’ı gönderdik ki
insanlara indirileni onlara açıklayasın” (Nahl (16), 44) âyetlerinde de belirtildiği
gibi, Hz. Peygamber’e Kur’ân’ı tefsîr etme görevini vermiştir. Bu sebeple nübüvvet
tarihi boyunca Hz. Peygamber, bir taraftan kendisine vahyedilen Kur’ân bölümlerini muhataplarına okumuş, tebliğ etmiş diğer taraftan da manası anlaşılmayan hususları açıklamıştır.
insanlara indirileni onlara açıklayasın” (Nahl (16), 44) âyetlerinde de belirtildiği
gibi, Hz. Peygamber’e Kur’ân’ı tefsîr etme görevini vermiştir. Bu sebeple nübüvvet
tarihi boyunca Hz. Peygamber, bir taraftan kendisine vahyedilen Kur’ân bölümlerini muhataplarına okumuş, tebliğ etmiş diğer taraftan da manası anlaşılmayan hususları açıklamıştır.
Soru 13
Kendisinden ne kastedildiği anlaşılmayacak derecede kapalı olan âyetlere genel olarak verilen ad aşağıdakilerden hangisidir?
Seçenekler
A
Muhkem
B
Mücmel
C
Mutlak
D
Müşkil
E
Mübhem
Açıklama:
Mücmel, kendisinden ne kastedildiği anlaşılmayacak derecede kapalı olan âyet demektir. Bunların bir kısmı Yüce Allah, bir kısmı da Hz. Peygamber tarafından açıklanmıştır. Allah Resûlü’nün açıkladığı nasların başında ahkâm, gayb, yaratılış,
kader, kıyâmet vb. konuları içeren âyetler gelmektedir.
kader, kıyâmet vb. konuları içeren âyetler gelmektedir.
Soru 14
“َ حافِظُ َ وا علَ َّ ى الصلََ و ِ ات َو َّ الصَ لِ ة الُْ و ْ سطَى Namazlara (özellikle) orta namaza devam edin” (Bakara (2), 238) âyetindeki orta namazdan maksadın ne olduğunu Resûlullah’ın: “Orta namaz ikindi namazıdır” diyerek açıklamıştır.
Yukarıdaki örnekte Hz. Peygamber tefsir usullerinden hangisini uygulamıştır?
Yukarıdaki örnekte Hz. Peygamber tefsir usullerinden hangisini uygulamıştır?
Seçenekler
A
Mücmelin Tebyini
B
Mübhemin Tafsili
C
Mutlakın Takyidi
D
Müşkilin Te’lîfi
E
Mutlakın tebyini
Açıklama:
Mübhem kavramı, insan, melek ve cin gibi varlıkların veya bir topluluk ya
da kabilenin veyahut bir kelime ve nitelemenin Kur’ân’da açık değil de ism-i
işâretler, ism-i mevsuller, zamirler, cins isimleri, belirsiz zaman zarfları ve belirsiz mekân isimleriyle zikredilmesi anlamına gelmektedir. "Namazlara (özellikle) orta namaza devam edin” (Bakara (2), 238) âyetindeki orta namazdan maksadın ne oldu-
ğu açık değildir. Yani cins bir isim olan “namaz” ve onu tavsif eden “vustâ” lafzından dolayı âyette anlam yönüyle bir mübhemiyet vardır. İşte burada Resûlullah’ın:
“Orta namaz ikindi namazıdır” sözü, bu müphemiyeti ortadan kaldırıp âyeti anlaşılır hale getirmektedir.
da kabilenin veyahut bir kelime ve nitelemenin Kur’ân’da açık değil de ism-i
işâretler, ism-i mevsuller, zamirler, cins isimleri, belirsiz zaman zarfları ve belirsiz mekân isimleriyle zikredilmesi anlamına gelmektedir. "Namazlara (özellikle) orta namaza devam edin” (Bakara (2), 238) âyetindeki orta namazdan maksadın ne oldu-
ğu açık değildir. Yani cins bir isim olan “namaz” ve onu tavsif eden “vustâ” lafzından dolayı âyette anlam yönüyle bir mübhemiyet vardır. İşte burada Resûlullah’ın:
“Orta namaz ikindi namazıdır” sözü, bu müphemiyeti ortadan kaldırıp âyeti anlaşılır hale getirmektedir.
Soru 15
Aşağıdakilerden hangisi Hz. Muhammed'in Kuran'ın tamamını tefsir ettiğine dair bir delil niteliği taşıyabilir?
Seçenekler
A
“Onlar Kur’ân’ı düşünmüyorlar mı? Yoksa kalpleri kilitli mi?” (Muhammed (47), 24) gibi, insanları Kuran'ı anlamaya teşvik eden âyetlerin varlığı.
B
Hz. Âişe'nin şöyle demiş olması: “Hz. Peygamber, Cebrâil’in kendisine öğrettiği belirli âyetlerden başka Kur’ân’dan bir şey tefsîr etmezdi”.
C
Bugün elimizde mevcut olan hadis kitaplarında Hz. Peygamber’in Kur’ân tefsîrine yönelik merfû rivâyetleri sayıca az olması.
D
Hz. Muhammedîn İbn Abbâs için, “Allah’ım onu dinde fakih kıl ve ona te’vîli öğret” diye dua etmiş olması.
E
Hz. Muhammed'in Kur’ân’ın mesajını ilk önce hayata geçiren ve ashâbına da bunu bizzat gösteren model bir insan olması.
Açıklama:
A, B, C ve D seçeneklerinde sıralananlar Kuran'ın bir kısmının Hz. Muhammed tarafından tefsir edildiğini ileri sürenlerin delilleridir.
Hz. Peygamber’in Kur’ân’ın tamamını tefsîr ettiğini söyleyebiliriz. Şöyle ki Allah Resûlü, Kur’ân’ı sadece metinsel anlamda tebliğ edip uygulamalarıyla ilgilenmeyen bir peygamber değildi. Aksine Kur’ân’ın mesajını ilk önce hayata geçiren ve ashâbına da bunu bizzat gösteren model bir insandı. Yani Hz. Peygamber yaşayan bir Kur’ân’dı. Böyle olunca o, Kur’ân’ı baştan sona fiilen tefsîr etmişti. Bu anlayıştan hareketle denilebilir ki Hz. Peygamber’in bize bırakmış olduğu Kur’ân tefsîri kısmen sözlü; kısmen de fiilî bir tefsîrdir. Ancak onun sözlü tefsîri de esasen fiile döküldüğü için, baştan sona bütün Kur’ân, Allah Resûlü tarafından yaşanarak tefsîr edilmiş demektir. Doğru cevap E'dir.
Hz. Peygamber’in Kur’ân’ın tamamını tefsîr ettiğini söyleyebiliriz. Şöyle ki Allah Resûlü, Kur’ân’ı sadece metinsel anlamda tebliğ edip uygulamalarıyla ilgilenmeyen bir peygamber değildi. Aksine Kur’ân’ın mesajını ilk önce hayata geçiren ve ashâbına da bunu bizzat gösteren model bir insandı. Yani Hz. Peygamber yaşayan bir Kur’ân’dı. Böyle olunca o, Kur’ân’ı baştan sona fiilen tefsîr etmişti. Bu anlayıştan hareketle denilebilir ki Hz. Peygamber’in bize bırakmış olduğu Kur’ân tefsîri kısmen sözlü; kısmen de fiilî bir tefsîrdir. Ancak onun sözlü tefsîri de esasen fiile döküldüğü için, baştan sona bütün Kur’ân, Allah Resûlü tarafından yaşanarak tefsîr edilmiş demektir. Doğru cevap E'dir.
Soru 16
Sahâbiler bir taraftan dil tahlilleriyle diğer taraftan da eski Arap şiiriyle istişhâdda bulunmak suretiyle Kur’ân’ı tefsîr etmişlerdi. Aşağıdaki sahabelerden hangisi Kuran'ı tefsir etmede Arap şiirinden sıkça yaralanmıştır?
Seçenekler
A
Hz. Ömer
B
Hz. Ali
C
Abdullah bin Mesud
D
Musab bin Umeyr
E
İbn Abbas
Açıklama:
İbn Abbâs’ın, tefsîrde Arap şiirini çok kullandığı hatta kendisini imtihan etmek maksadıyla soru soran Nâfi b. el-Ezrak’ın sorduğu her kelimeyi şiirlerden beyit okuyarak cevaplandırdığı bildirilmektedir.
Soru 17
I. Hz. Peygamberin yanında geçirilen süre
II. Zeka ve anlayış farkı
III. Toplumsal statü
Yukarıdakilerden hangisi veya hangileri sahabenin Kuran'ı tefsir etmede farklılaşmasının temel nedenlerindendir?
II. Zeka ve anlayış farkı
III. Toplumsal statü
Yukarıdakilerden hangisi veya hangileri sahabenin Kuran'ı tefsir etmede farklılaşmasının temel nedenlerindendir?
Seçenekler
A
Yalnız I
B
Yalnız II
C
Yalnız III
D
I ve II
E
I, II ve III
Açıklama:
Sahâbe arasındaki zekâ, anlayış, ilim ve kültür farklılığı, ayrıca sahâbilerden bir kısmının daima Hz. Peygamber’in yanında bulunma imkânına sahip olması, nuzül sebepleri, örf, âdet ve gelenekleri iyi bilenlerle bilmeyenler arasındaki farklılıklar, Kur’ân’ı tefsîrde bazı ihtilâflara sebep olmuştu. Doğru cevap D'dir.
Soru 18
Aşağıdakilerden hangisi sahabelerin Kuran tefsiri bağlamındaki en önemli özelliğidir?
Seçenekler
A
Kuran'ı ayet ayet baştan sona tefsir etmiş olmaları
B
Kuran'la ilgili olarak garip, muğlak, müphem, müşkil ve mücmel lafızlarla sınırlı açıklamalar yapmış olmaları
C
Ayetlerin inmesine sebep olan olaylara şahit olduklarından ayetlerin nüzul sebeplerini açıklamaları.
D
Ahkam ayetlerinden hüküm istinbatında bulunmuş olmaları
E
Kuran'ı kendi içtihatları ile tefsir etmeleri
Açıklama:
Sahâbîlerin yapmış olduğu tefsîrin genel özelliklerini şöylece sıralamak mümkündür:
1. Sahâbîler Kur’ân’ı âyet âyet baştan sona tefsîr etmemişlerdi. Yaptıkları açıklamalar, garip, muğlak, müphem, müşkil ve mücmel lafızlarla sınırlı idi.
2. Zaman zaman sahâbîler arasında bir kısım ihtilâflar ortaya çıkmıştı.
3. Ahkâm âyetlerinden hüküm istinbatında bulunmuş değillerdi.
4. Tefsîr bu dönemde henüz tedvin edilmemişti.
5. Âyetlerin nuzûl sebeplerini açıklamışlardı. Onların en önemli özelliği âyetlerin inmesine sebep olan olaylara şâhit olmalarıydı.
1. Sahâbîler Kur’ân’ı âyet âyet baştan sona tefsîr etmemişlerdi. Yaptıkları açıklamalar, garip, muğlak, müphem, müşkil ve mücmel lafızlarla sınırlı idi.
2. Zaman zaman sahâbîler arasında bir kısım ihtilâflar ortaya çıkmıştı.
3. Ahkâm âyetlerinden hüküm istinbatında bulunmuş değillerdi.
4. Tefsîr bu dönemde henüz tedvin edilmemişti.
5. Âyetlerin nuzûl sebeplerini açıklamışlardı. Onların en önemli özelliği âyetlerin inmesine sebep olan olaylara şâhit olmalarıydı.
Soru 19
Bir konuşmasında, “Bana Allah’ın kitabından sorunuz. Allah’a yemin ederim ki Kur’ân’daki her âyetin nerede nâzil olduğunu,gece mi? gündüz mü? ovada mı? dağda mı? indiğini mutlaka bilirim” diyen ve Kuran'ın tefsirine önemli katkıları olan sahabe aşağıdakilerden hangisidir?
Seçenekler
A
Hz. Ebubekir
B
Hz. Osman
C
Hz. Ali
D
Hz. Ömer
E
İbn Abbas
Açıklama:
Hz. Ali ashâb-ı kirâm arasında tefsîr, hadis ve fıkıh alanındaki bilgileriyle kendini kabul ettirmiş bir otoritedir. Bir konuşmasında, “bana Allah’ın kitabından sorunuz. Allah’a yemin ederim ki Kur’ân’daki her âyetin nerede nâzil olduğunu, gece mi? gündüz mü? ovada mı? dağda mı? indiğini mutlaka bilirim” diyerek her zaman Kur’ân’ın mana ufuklarında dolaşan ve onun zenginliğine âşina olan bir sahâbi olduğunu göstermiştir. Çünkü o, Hz. Peygamber daha hayatta iken Kur’ân’ın tamamını ezberlemiş ve anlamı konusunda Hz. Peygamber’in açıklamalarından çok yararlanmıştır. Bundan dolayı Hz. Ali, ahkâm âyetlerinin tefsîrinde özellikle hukûkî konularda ashâb tarafından çok itimat edilen bir şahsiyet olmuştur. Onun bu yönünü Hz. Ömer, “en isabetli hüküm verenimiz Ali idi” sözüyle ortaya koymaktadır. Doğru cevap C'dir.
Soru 20
Aşağıdakilerden hangisi sünnetin Kur’an’ı açıklamada dikkate aldığı şekil ve usullerden biri değildir?
Seçenekler
A
mücmelin tebyini
B
mübhemin tafsili
C
gaybin tasrihi
D
mutlakın takyidi
E
müşkilin te’lifi
Açıklama:
Resûlullah’a gelen vahiyler çoğu zaman ashab tarafından anlaşıldığı için hiçbir açıklamayı gerektirmezdi. Böylesi durumlarda o, inen âyetleri tebliğ etmekle yetinirdi. Ancak bazen de bunun tersi olur, açıklama zarureti doğardı. O zaman da genellikle Hz. Peygamber ihtiyaç duyulduğu kadar tefsîr ederdi. Meselâ Yüce Allah namazı, orucu, haccı, zekâtı farz kılmış; ancak bunların nasıl yapılacağını, şartlarını, miktarlarını, mânilerini açıklama işini sünnete bırakmıştır. Ayrıca avlanma, hayvanları boğazlama, nikâh, talak vb. birtakım hususlar aynı şekilde sünnetle açıklanmıştır. İşte sünnet, Kur’ân’ı açıklamaya yönelik bu görevi gelişigüzel değil belli bir şekil ve usüllerle gerçekleştirmiştir ki bunları şöyle sıralamak mümkündür: Mücmelin tebyini, mübhemin tafsili, mutlakın takyidi ve müşkilin te’lîfi. Bu usuller arasından gaybin tasrihi ilkesi yoktur. Doğru cevap C’dir.
Soru 21
Aşağıdakilerden hangisi sahabe tefsirinin özelliklerinden biri değildir?
Seçenekler
A
Yaptığı açıklamalar muğlak, müphem ve mücmel lafızlarla sınırlıydı.
B
Kur’an’ı ayet ayet baştan sona tefsir etmişlerdir.
C
Ahkâm ayetlerinden hüküm istinbatında bulunmadılar.
D
Tefsir bu dönemde henüz tedvin edilmemişti.
E
Ayetlerin nüzul sebeplerini açıklarlardı.
Açıklama:
Sahabilerin yapmış olduğu tefsirin genel özelliklerini şöylece sıralamak mümkündür: 1. Sahabiler Kur’an’ı ayet ayet baştan sona tefsir etmemişlerdi. Zira onlar, Kur’an’ın tümünü tefsir etmeye ihtiyaç duymuyorlardı. Bu yüzden yaptıkları açıklamalar, garip, muğlak, müphem, müşkül ve mücmel lafızlarla sınırlı idi. 2. Zaman zaman sahibiler arasında bir kısım ihtilâflar ortaya çıkmıştı. Ancak bu ihtilâflar tezat ihtilâfı olmayıp tenevvü (çeşitlilik) ihtilâfı idi. 3. Ahkâm ayetlerinden hüküm istinbatında bulunmuş değillerdi. 4. Tefsir bu dönemde henüz tedvin edilmemişti. 5. Ayetlerin nüzul sebeplerini açıklamışlardı. Onların en önemli özelliği ayetlerin inmesine sebep olan olaylara şâhit olmalarıydı. Doğru cevap B’dir.
Soru 22
Aşağıdakilerden hangisi sahabenin tefsirde başvurduğu kaynaklardan biri olamaz?
Seçenekler
A
Tabiûnun görüşüne başvurmak
B
Kur’an’ı Kur’an’la tefsir etmek
C
Kur’an’ı sünnetle tefsir etmek
D
Şiirle istişhad etmek
E
Yahudi ve Hıristiyanların kültürlerinden yararlanmak
Açıklama:
Sahabe Kur’an’ı tefsir ederken bazı yöntem ve kaynaklara başvurmuştur. Bunları şöylece sıralamak mümkündür: 1. Kur’an’ın Kur’an’la tefsiri. 2. Kur’an’ın Sünnetle tefsiri. 3. Şiirle istişhad etmek. 4. Yahudi ve Hristiyan kültürleri. 5. Kendi içtihatları. Tabiûn, Sahabeden sonraki nesil olduğu için, Sahabenin onlardan yararlanması mümkün değildir. Doğru cevap A’dır.
Soru 23
Aşağıdakilerden hangisi önde gelen Sahabi müfessirlerden biri değildir?
Seçenekler
A
Abdullah b. Abbas
B
Abdullah b. Mes’ûd
C
Ubeyy b. Ka’b
D
Ali b. Ebi Talib
E
Ebu Zer el-Gıfârî
Açıklama:
Tefsirde temayüz etmiş sahibiler arasında Hz. Ebû Bekir, Hz. Osman, Hz. Ali, Abdullah b. Abbâs, Abdullah b. Mes’ûd, Ubey b. Ka’b ve Ebû Musâ el-Eş’arî’nin isimleri zikredilmektedir. Ancak Kur’ân nasslarının yorumunu içeren rivayetlerin sayısı ile tefsir ilmine yaptıkları katkı bakımından söz konusu sahibiler farklı konumlara sahiptirler. Sözgelimi tefsirde rivayetlerinin fazlalığı esas alınarak bir sıralama yapılacak olursa, o takdirde Abdullah b. Abbas, Abdullah b. Mes’ûd, Ubeyy b. Ka’b ve Hz. Ali’nin isimlerini ön sıralarda zikretmek gerekir. Meşhur müfessir sahabiler arasında Abu Zer yoktur. Doğru cevap E’dir.
Soru 24
Kur’an tefsirine verdiği büyük emek dolayısıyla “hibru’l-ümme (ümmetin bilgini)” ve “Tercümânu’l-Kur’ân” lakaplarıyla anılan ünlü sahabi aşağıdakilerden hangisidir?
Seçenekler
A
Hz. Ali
B
Hz. Ebu Bekir
C
Ebû Musâ el-Eş’arî
D
Abdullah b. Abbas
E
Abdullah b. Mes’ûd
Açıklama:
Abdullah b. Abbas ashap devrinden itibaren hibru’l-ümme (ümmetin bilgini), Tercümânu’l-Kur’ân (Kur’ân’ın Hz. Peygamber’den sonra en yetkili müfessiri) unvanlarıyla anılagelmiştir. Bu niteliğinden dolayı olmalı ki Hz. Ömer, Bedir ashabının da katıldığı ilim meclislerinde yaşı küçük olmasına rağmen onu da bulundurur ve fikirlerine başvurarak değer verirdi. Doğru cevap D’dir.
Soru 25
Önde gelen müfessir sahabeden biri olan ve ünlü “Bana Allah’ın kitabından sorunuz. Allah’a yemin ederim ki Kur’ân’daki her âyetin nerede nâzil olduğunu, gece mi? gündüz mü? ovada mı? dağda mı? indiğini mutlaka bilirim.” sözünün sahibi aşağıdakilerden hangisidir?
Seçenekler
A
Ebû Musâ el-Eş’arî
B
Abdullah b. Abbas
C
Abdullah b. Mes’ûd
D
Ali b. Ebî Tâlib
E
Osman b. Affan
Açıklama:
Hz. Ali ashâb-ı kirâm arasında tefsir, hadis ve fıkıh alanındaki bilgileriyle kendini kabul ettirmiş bir otoritedir. Bir konuşmasında, “bana Allah’ın kitabından sorunuz. Allah’a yemin ederim ki Kur’an’daki her ayetin nerede nâzil olduğunu, gece mi? gündüz mü? ovada mı? dağda mı? indiğini mutlaka bilirim” diyerek her zaman Kur’ân’ın mana ufuklarında dolaşan ve onun zenginliğine âşina olan bir sahibi olduğunu göstermiştir. Doğru cevap D’dir.
Soru 26
Rey ekolü olarak da anılan Tabiûn dönemi tefsir mektebi aşağıdakilerden hangisidir?
Seçenekler
A
Mekke Tefsir Mektebi
B
Kûfe Tefsir Mektebi
C
Medine Tefsir Mektebi
D
Kahire Tefsir Mektebi
E
Şam Tefsir Mektebi
Açıklama:
İbn Mes’ûd, Kûfe’ye geldiğinde orada başka sahibiler de vardı. Ancak insanlar kısa zamanda onun etrafında büyük bir halka oluşturdular. Bunun üzerine o da kendisinden Kur’an’ın anlamını öğrenmek isteyen insanları bilgilendirmek amacıyla bir tefsir faaliyetine başladı. Nakledildiğine göre bu faaliyet içerik itibariyle daha çok aklî muhakeme ve içtihat temeli üzerine bina edilmişti. Bu sebepten dolayıdır ki İslâm âlimleri İbn Mes’ûd’un oluşturduğu bu ekolü, içtihadı hareketlerin çekirdeği kabul edip rey ekolü olarak nitelendirdiler. Doğru cevap B’dir.
Soru 27
Aşağıdakilerden hangisi Tabiûn tefsirinin genel nitelikleri arasında yer almaz?
Seçenekler
A
Tâbiiler döneminde Kur’an’ın bütünü tefsire konu olmuştur.
B
Geniş fıkhî izahlar ve tarihi bilgiler de yer almıştır.
C
Şiirle istişhâd metoduyla bazı lafızları açıklanmasına karşı çıkılmıştır.
D
Kur’an’da geçen kıssaların tafsilatını öğrenebilmek için Ehl-i kitap âlimlerine fazla müracaatta bulunmuşlardır.
E
Herhangi bir Kur’an ayeti tefsir edilirken bazen de kıyas yoluna gidilirdi.
Açıklama:
Şiirle istişhâd metoduyla bazı lafızları açıklamak ve bazı garip lügatları izah etmek de Tabiûn dönemi tefsirinin genel özelliklerinden biridir. Doğru cevap C’dir.
Soru 28
Aşağıdakilerden hangisi Tabiî müfessirlerin tefsir kaynaklarından biri değildir?
Seçenekler
A
Kur’an’ın Kur’an’la tefsiri
B
Kur’an’ın Sünnetle tefsir
C
Şiirle istişhad etmek
D
Yahudi ve Hirıstiyan kültür ve yorumlarından uzak durmak
E
Sahabenin görüş ve içtihatları
Açıklama:
Tâbiûn da Kur’an’ı tefsir ederken bazı yöntem ve kaynaklara başvurmuştur. Bir kısmına yukarıda işaret edilen bu kaynakların, sahabenin kaynaklarıyla hemen hemen aynı olduğu görülmektedir. Söz konusu kaynakları şu şekilde sıralamak mümkündür: 1. Kur’an’ın Kur’an’la tefsiri. 2. Kur’an’ın Sünnetle tefsiri. 3. Şiirle istişhad etmek. 4. Yahudi ve Hristiyan kültürleri. 5. Sahibi sözleri (görüş ve içtihatları). 6. Kendi içtihatları (görüşleri). Doğru cevap D’dir.
Soru 29
et-Tefsîrü’l-Kebîr adlı tefsir eseri, aşağıdaki müfessirlerin hangisine aittir?
Seçenekler
A
Mukâtil b. Süleyman
B
Süfyânu’s-Sevrî
C
Yahyâ b. Sellâm
D
Ebû Ubeyde
E
Abdurrezzâk b. Hemmâm
Açıklama:
Belh şehrinde dünyaya gelen Mukâtil, Merv ve Bağdat’ta ilim tahsil etmiş, daha sonra da Basra’ya giderek ölünceye kadar (150/767) orada yaşamıştır. Selef âlimlerinden olan Ahmed b. Hanbel ve İmâm Şâfii Mukâtil’i tefsir ilminde bir otorite kabul etmektedirler. Fikrî cereyanların kaynaştığı ve düşüncelerin yavaş yavaş rayına oturmaya başladığı ikinci hicri asrın ilk yarısında et-Tefsîrü’l-Kebîr adıyla bir kitap yazan Mukâtil, bu eserinde Kur’an’ı başından sonuna kadar mevcut sûre tertibine göre tefsir etmiştir. Müellif, bir yandan ayetlerin nüzûl sebepleri, nüzûl zamanları ve kastedilen şahısların kimler olduğu konusunda bilgiler vermiş; diğer yandan da kelimelerle ilgili etimolojik açıklamalar ve nahvî tahliller yapmıştır. Ayrıca o, bu eserinde muğlak olan sözcüklere izahlar getirmiş, Ehl-i kitâbı tavsif eden ayetlerde ise bol bol şahıs isimlerine yer vermiştir. Nâdir olarak bir kısım ayetlerle ilgili isnâdlara rastlanan Mukâtil’in tefsîri, sened zincirinden anlaşıldığına göre otuz kadar şeyhten alınmıştır. Doğru cevap A’dır.
Soru 30
ْط ُس ْو ِ ال الصَلة َّ َ ِ ات و َ َو َ َّ ى الصل ل َ ُوا ع ِظ َاف ح”/ Namazlara (özellikle) orta namaza devam edin” (Bakara (2), 238) âyetindeki orta namazdan maksadın ne olduğu açık değildir. Yani cins bir isim olan “namaz” ve onu tavsif eden “vustâ” lafzından dolayı âyette anlam yönüyle bir mübhemiyet vardır. İşte burada Resûlullah’ın: “Orta namaz ikindi namazıdır” sözü, bu müphemiyeti ortadan kaldırıp âyeti anlaşılır hale getirmektedir. Yukarıdaki paragrafta Kur’ân'a yönelik sünnete dayalı açıklamala usullerinden hangisi anlatılmaktadır?
Seçenekler
A
Mücmelin Tebyini
B
Mübhemin Tafsili
C
Mutlakın Takyidi
D
Müşkilin Te’lîfi
E
Müteşabih Te’lîfi
Açıklama:
Mübhem kavramı, insan, melek ve cin gibi varlıkların veya bir topluluk ya da kabilenin veyahut bir kelime ve nitelemenin Kur’ân’da açık değil de ism-i işâretler, ism-i mevsuller, zamirler, cins isimleri, belirsiz zaman zarfları ve belirsiz mekân isimleriyle zikredilmesi anlamına gelmektedir. Görüldüğü gibi müphem lafızlar anlam bakımından bir belirsizliği ve anlaşılmazlığı ifade etmektedir. Böyle olunca mübhem olan hususların açıklığa kavuşturulmasında doğal olarak bir zaruret söz konusudur. Bu zaruretin ortadan kaldırılmasında da belirleyici olan aklî yaklaşımlar değil rivâyetlerdir. Bu sebepledir ki İslâm âlimleri mübhem lafızların açıklığa kavuşturulması konusunda sahâbe kavillerini bağlayıcı görmüşlerdir. َى Meselâ ْط ُس ْو ِ ال الصَلة َّ َ ِ ات و َ َو َ َّ ى الصل ل َ ُوا ع ِظ َاف ح”/ Namazlara (özellikle) orta namaza devam edin” (Bakara (2), 238) âyetindeki orta namazdan maksadın ne olduğu açık değildir. Yani cins bir isim olan “namaz” ve onu tavsif eden “vustâ” lafzından dolayı âyette anlam yönüyle bir mübhemiyet vardır. İşte burada Resûlullah’ın: “Orta namaz ikindi namazıdır” sözü, bu müphemiyeti ortadan kaldırıp âyeti anlaşılır hale getirmektedir. Doğru yanıt B'dir.
Soru 31
Çelişkili gibi görünen ayetlere yönelik Hz. Peygamber'in tefsiri Kur'an'ı sünnete dayalı açıklama usullerinden hangisinin kapsamına girmektedir?
Seçenekler
A
Müşkilin Te’lîfi
B
Mutlakın Takyidi
C
Mübhemin Tafsili
D
Mücmelin Tebyini
E
Müteşabihin Tafsili
Açıklama:
Müşkilin Te’lîfi sözlükte “karışık olan” anlamına gelen müşkil kavram olarak da, Kur”an’ın bazı âyetleri arasında ilk bakışta ihtilaf ve tezat gibi görünen hususlar diye tanımlanabilir. Ancak şunu hemen belirtmek lazım ki واُ َد َج ِ لَو ِ اللَّه ْ ِ َ غي ْد ن ِ ْ ع ِن ان م ْ َ ك َ لَو َ و ا ً ِري ً َ ا كث َلف ِ ْت ِ اخ ِيه ف”/ Eğer o (Kur’ân) Allah’tan başkası tarafından olsaydı, elbette içinde birbirini tutmayan birçok şey bulurlardı” (Nisâ (4), 82) âyeti Kur’ân’da birbiriyle çelişen âyetlerin bulunmasının kesinlikle mümkün olmadığını göstermektedir. Meselâ اًّ ْ ِضي ق َ ًا م ْم ت َ ِّ َك ح ب َ َى ر ل َ ان ع َ َ ا ك َ ُه ِ ارد َ َِّل و ْ إ ْ ُكم ن ِ ِ ْن م إ َ و”/ İçinizden oraya (cehenneme) girmeyecek hiç kimse yoktur. Bu Rabbin üzerine (almış olduğu) kesinleşmiş bir hükümdür” (Meryem (19), 71) buyurularak, istisnâsız herkesin cehenneme gireceği belirtilmekte, birçok âyette ise, َ ِين ُ الَّذ ِ ل ُْدخ َ ي ِ َّن اللَّه إ ُ َار ْـه َ ْ ا الَن ِه ت ْ ْ َ ت ِن ِري م ْ نَّ ٍ ات َ ت َ َ ِ ات ج ِ ُ َّ وا الصال ِل َم َع ُوا و ن َ َام ء”/ Allah, inanan ve iyi işler yapanları, altlarından ırmaklar akan cennetlere sokacaktır” (Hac (22), 14) denilmektedir. Tabiatıyla bu da ilk bakışta bir çelişki gibi görünmektedir. İşte Hz. Peygamber, “(Âyette geçen) vürûd lafzı, girmek manasınadır. Ne günahsız ne de günahkâr, cehenneme girmeyen hiç kimse kalmayacaktır. Ancak cehennem müminlere, Hz. İbrahim’e olduğu gibi serin ve selâmet olacak, hatta cehennem ateşi onların serinliğinden dolayı feryad edecektir. Sonra Yüce Allah müttakileri kurtaracak, zâlimleri ise öyle diz üstü çökmüş olarak cehenneme atacaktır” hadisiyle, bu müşkili yani ilk bakışta âyetler arasındaki çelişki zannını ortadan kaldırmış olmaktadır. Doğru yanıt A’dır.
Soru 32
I. Kur'an'da “onlar Kur’ân’ı düşünmüyorlar mı? Yoksa kalpleri kilitli mi?” (Muhammed (47), 24) gibi, onu anlamaya teşvik eden âyetlerin olması II. Hz. Âişe'nin : “Hz. Peygamber, Cebrâil’in kendisine öğrettiği belirli âyetlerden başka Kur’ân’dan bir şey tefsîr etmezdi” sözü III. Hz. Peygamber'in İbn Abbâs için, “Allah’ım onu dinde fakih kıl ve ona te’vîli öğret” diye ettiği dua Yukarıdakilerden hangileri Hz. Peygamber'in Kur’ân’ın bir kısmını tefsîr ettiğini ileri süren bilginlerin dayandıkları delillerdendir?
Seçenekler
A
Yalnız I
B
Yalnız II
C
Yalnız III
D
I ve II
E
I, II ve III
Açıklama:
Kaynaklardan öğrendiğimize göre Peygamberimizin Kur’ân’a yönelik tefsîri, onun bir kısmını içermektedir tezini ortaya atan ilk İslâm bilgini Gazâli’dir. Ondan sonra da Süyûtî bu görüşü savunmuştur. Hz. Peygamber’in Kur’ân’ın bir kısmını tefsîr ettiğini ileri süren bu bilginlerin dayandıkları delillerden bazıları şunlardır:
- Hz. Peygamber Kur’ân’ın tamamını tefsîr etseydi, “onlar Kur’ân’ı düşünmüyorlar mı? Yoksa kalpleri kilitli mi?” (Muhammed (47), 24) gibi, onu anlamaya teşvik eden âyetlerin bir anlamı kalmazdı.
- Hz. Âişe şöyle demiştir: “Hz. Peygamber, Cebrâil’in kendisine öğrettiği belirli âyetlerden başka Kur’ân’dan bir şey tefsîr etmezdi”. Dolayısıyla bu haber, söz konusu tefsîrin belli âyetlerle ilgili olduğunu ifade etmektedir.
- Hz. Peygamber’in Kur’ân’a dair beyanları onun, sadece manası anlaşılmayan âyetleriyle ilgilidir. Dolayısıyla manaları açık olan âyetlerin Resûlullah tarafından tefsîr edilmesinin bir anlamı yoktur. Çünkü bu, mâlûmu i’lâm yani bilineni tekrar etmek demektir.
- Bugün elimizde mevcut olan hadis kitapları incelendiğinde görülür ki Hz. Peygamber’in Kur’ân tefsîrine yönelik merfû rivâyetleri sayıca azdır. Bu da onun Kur’ân’ın bir kısmını tefsîr ettiğinin çok açık bir kanıtıdır.
- Resûlullah, Kur’ân’daki her âyetin manasını açıklasaydı, o zaman İbn Abbâs için, “Allah’ım onu dinde fakih kıl ve ona te’vîli öğret” diye dua bir anlamı olmazdı. Zira bu dua, kendisinden sonra İbn Abbâs’ın, gerektiğinde Kur’ân’ı tefsîr etmesi konusundaki temennisini ifade etmektedir.
- Kaynakların belirttiğine göre Ahmed b. Hanbel “megâzi (kahramanlık kıssaları), melâhim (harp tarihi) ve tefsîr gibi üç şeyin aslı yoktur” demiştir. Hz. Peygamber Kur’ân’ın tamamını tefsîr etmiş olsaydı, Ahmed b. Hanbel tefsîri, asılsız olarak nitelendirdiği megâzi ve melâhimle birlikte zikretmezdi. Doğru yanıt E'dir.
Soru 33
Aşağıdakilerden hangisi sahâbîlerin yapmış olduğu tefsîrin genel özelliklerinden biri değildir?
Seçenekler
A
Tefsîr bu dönemde henüz tedvin edilmemiştir.
B
Tefsirde aralarında çıkan ihtilaflar tezat ihtilâfı olmayıp tenevvü (çeşitlilik) ihtilâfıdır.
C
Ahkâm âyetlerinden hüküm istinbatında bulunmamışlardır.
D
Kur’ân’ı âyet âyet baştan sona tefsîr etmişlerdir.
E
Âyetlerin nuzûl sebeplerini açıklamışlardır.
Açıklama:
Sahâbîlerin yapmış olduğu tefsîrin genel özelliklerini şöylece sıralamak mümkündür:
1. Sahâbîler Kur’ân’ı âyet âyet baştan sona tefsîr etmemişlerdi. Zira onlar,
Kur’ân’ın tümünü tefsîr etmeye ihtiyaç duymuyorlardı. Bu yüzden yaptıkları açıklamalar, garip, muğlak, müphem, müşkil ve mücmel lafızlarla
sınırlı idi.
2. Zaman zaman sahâbîler arasında bir kısım ihtilâflar ortaya çıkmıştı. Ancak
bu ihtilâflar tezat ihtilâfı olmayıp tenevvü (çeşitlilik) ihtilâfı idi.
3. Ahkâm âyetlerinden hüküm istinbatında bulunmuş değillerdi.
4. Tefsîr bu dönemde henüz tedvin edilmemişti.
5. Âyetlerin nuzûl sebeplerini açıklamışlardı. Onların en önemli özelliği
âyetlerin inmesine sebep olan olaylara şâhit olmalarıydı. Doğru yanıt D'dir.
1. Sahâbîler Kur’ân’ı âyet âyet baştan sona tefsîr etmemişlerdi. Zira onlar,
Kur’ân’ın tümünü tefsîr etmeye ihtiyaç duymuyorlardı. Bu yüzden yaptıkları açıklamalar, garip, muğlak, müphem, müşkil ve mücmel lafızlarla
sınırlı idi.
2. Zaman zaman sahâbîler arasında bir kısım ihtilâflar ortaya çıkmıştı. Ancak
bu ihtilâflar tezat ihtilâfı olmayıp tenevvü (çeşitlilik) ihtilâfı idi.
3. Ahkâm âyetlerinden hüküm istinbatında bulunmuş değillerdi.
4. Tefsîr bu dönemde henüz tedvin edilmemişti.
5. Âyetlerin nuzûl sebeplerini açıklamışlardı. Onların en önemli özelliği
âyetlerin inmesine sebep olan olaylara şâhit olmalarıydı. Doğru yanıt D'dir.
Soru 34
I. Kur’ân’ın Kur’ân’la tefsîri II. Kur’ân’ın Sünnetle tefsîri III. Şiirle istişhad etmek IV. Yahudi ve Hirıstiyan kültürleri Yukarıdakilerden hangileri sahâbenin Kur’ân’ı tefsîr ederken başvurduğu kaynaklardandır?
Seçenekler
A
I ve II
B
II ve III
C
III ve IV
D
II, III ve IV
E
I, II, III ve IV
Açıklama:
Sahâbe Kur’ân’ı tefsîr ederken bazı yöntem ve kaynaklara başvurmuştur. Bunları
şöylece sıralamak mümkündür:
1. Kur’ân’ın Kur’ân’la tefsîri.
2. Kur’ân’ın Sünnetle tefsîri.
3. Şiirle istişhad etmek.
4. Yahudi ve Hirıstiyan kültürleri.
5. Kendi ictihatları. Doğru yanıt E'dir.
şöylece sıralamak mümkündür:
1. Kur’ân’ın Kur’ân’la tefsîri.
2. Kur’ân’ın Sünnetle tefsîri.
3. Şiirle istişhad etmek.
4. Yahudi ve Hirıstiyan kültürleri.
5. Kendi ictihatları. Doğru yanıt E'dir.
Soru 35
Ashap devrinden itibaren hibru’l-ümme (ümmetin bilgini), Tercümânu’l-Kur’ân (Kur’ân’ın Hz. Peygamber’den sonra en yetkili müfessiri) unvanlarıyla anılan sahabe kimdir?
Seçenekler
A
Hz. Ömer
B
Hz. Abdullah b. Abbâs
C
Hz. Enes b. Mâlik
D
Hz. Ebû Hureyre
E
Hz. Ali
Açıklama:
İbn Abbâs ashap devrinden itibaren hibru’l-ümme (ümmetin bilgini), Tercümânu’l-Kur’ân (Kur’ân’ın Hz. Peygamber’den sonra en yetkili müfessiri) ünvanlarıyla anılagelmiştir. Bu niteliğinden dolayı olmalı ki Hz. Ömer, Bedir
ashabının da katıldığı ilim meclislerinde yaşı küçük olmasına rağmen onu da bulundurur ve fikirlerine başvurarak değer verirdi. doğru yanıt B'dir.
ashabının da katıldığı ilim meclislerinde yaşı küçük olmasına rağmen onu da bulundurur ve fikirlerine başvurarak değer verirdi. doğru yanıt B'dir.
Soru 36
İlk tefsir mektebi nerede kurulmuştur?
Seçenekler
A
Mekke
B
Medine
C
Kufe
D
Kudüs
E
Şam
Açıklama:
İlk tefsîr mektebi Mekke’de kurulmuştu. Kurucusu, Müslümanların tefsîrde en
büyük otorite kabul ettiği Abdullah b. Abbas’tı. Dini doğru anlaması ve Kur’ân’ın derin anlamına nüfûz edebilmesi için Hz. Peygamber’in duâsına mazhar olan İbn Abbas, Kur’ân konusundaki bilgisi sebebiyle Hz. Ömer tarafından da saygı görmüştü. Kur’ân tefsîrinin duayeni olan bu sahâbînin kurmuş olduğu tefsîr ekolü/ mektebi hakkında İbn Teymiyye, “Tâbiîler içerisinde tefsîrde en önde gelenler İbn Abbas’ın öğrencileridir” diyerek Mekke ekolünde/mektebinde yetişen öğrencilerin tefsîrdeki üstünlüğünü ortaya koymuştur. Bu ekolün yetiştirdiği en seçkin öğrenciler, Mücâhid b. Cebr, İkrime, Sa’îd b. Cübeyr, Tâvus b. Keysân ve Atâ b. Ebî Rabâh’tır. Doğru yanıt A'dır.
büyük otorite kabul ettiği Abdullah b. Abbas’tı. Dini doğru anlaması ve Kur’ân’ın derin anlamına nüfûz edebilmesi için Hz. Peygamber’in duâsına mazhar olan İbn Abbas, Kur’ân konusundaki bilgisi sebebiyle Hz. Ömer tarafından da saygı görmüştü. Kur’ân tefsîrinin duayeni olan bu sahâbînin kurmuş olduğu tefsîr ekolü/ mektebi hakkında İbn Teymiyye, “Tâbiîler içerisinde tefsîrde en önde gelenler İbn Abbas’ın öğrencileridir” diyerek Mekke ekolünde/mektebinde yetişen öğrencilerin tefsîrdeki üstünlüğünü ortaya koymuştur. Bu ekolün yetiştirdiği en seçkin öğrenciler, Mücâhid b. Cebr, İkrime, Sa’îd b. Cübeyr, Tâvus b. Keysân ve Atâ b. Ebî Rabâh’tır. Doğru yanıt A'dır.
Soru 37
Aşağıdakilerden hangisi tabiûn tefsirinin özelliklerinden biridir?
Seçenekler
A
Tabiûn tefsîri manası kapalı olan âyetlerle sınırlıdır.
B
Ayetlerin tafsilatını öğrenebilmek için hhl-i kitap âlimlerine müracaatta bulunmamışlardır.
C
Şiirle istişhâd metoduyla bazı lafızları açıklamışlardır.
D
Tefsir tedvin edilmiştir.
E
Tefsirde kıyas yolunu kullanmamışlardır.
Açıklama:
Nasıl ilk muhatap topluluk olan ashâbın Kur’ân’a dair beyanlarının kendine özgü bir niteliği söz konusu ise, onlardan sonra gelen ve tefsîre büyük hizmetlerde bulunan tâbiûn tefsîrinin de kendine has bir takım özellikleri bulunmaktadır. Bunlar maddeler halinde şöyle sıralanabilir:
1. Sahâbe tefsîri manası kapalı olan âyetlerle sınırlı iken tâbiiler döneminde
Kur’ân’ın bütünü tefsîre konu olmuştur.
2. Tâbiûn tefsîrinde kelime açıklamaları yanında, geniş fıkhî izahlar,
âyetlerden istinbât ve istidlâl yoluyla çıkarılan hükümler ve tarihi bilgiler
de yer almıştır.
3. Şiirle istişhâd metoduyla bazı lafızları açıklamak ve bazı garip lügatları izah
etmek de bu dönemin bir başka özelliğidir.
4. Tâbiîler Kur’ân’da geçen kıssalarla manası müphem olan âyetlerin tafsilatını
öğrenebilmek için Ehl-i kitap âlimlerine fazla müracaatta bulunmuşlardır.
Dolayısıyla isrâiliyat denilen gayr-i İslâmî bilgiler, sahâbe dönemine kıyasla
daha çok bu devirde Kur’ân tefsîrine girmişti.
5. Bu dönemde de tefsîr, henüz tedvin edilmiş değildi. Tefsîre dair haberler
yine şifâhî olarak aktarılmıştı. Ancak bu haberler, Mekke, Medine ve Kûfe
gibi belli başlı ilim muhitlerinde yerleşmiş olan ashâbın ileri gelenleri tarafından rivâyet edilmiş; böylece tâbiûn dönemindeki rivâyetlerde bir ekolleşme meydana gelmiştir.
6. Tâbiiler herhangi bir Kur’ân âyetini tefsîr ederken bazen de kıyas yolunu
kullanırlardı. Yani bildikleri bir âyetin tefsîrinden hareketle çıkarsama
yöntemiyle tefsîr etmeye çalışıyorlardı. Bu da tâbiiler döneminde boşlukların doldurularak tefsîre yeni birçok görüşün ilave edilmesi anlamına gelmektedir. Doğru yanıt C'dir.
1. Sahâbe tefsîri manası kapalı olan âyetlerle sınırlı iken tâbiiler döneminde
Kur’ân’ın bütünü tefsîre konu olmuştur.
2. Tâbiûn tefsîrinde kelime açıklamaları yanında, geniş fıkhî izahlar,
âyetlerden istinbât ve istidlâl yoluyla çıkarılan hükümler ve tarihi bilgiler
de yer almıştır.
3. Şiirle istişhâd metoduyla bazı lafızları açıklamak ve bazı garip lügatları izah
etmek de bu dönemin bir başka özelliğidir.
4. Tâbiîler Kur’ân’da geçen kıssalarla manası müphem olan âyetlerin tafsilatını
öğrenebilmek için Ehl-i kitap âlimlerine fazla müracaatta bulunmuşlardır.
Dolayısıyla isrâiliyat denilen gayr-i İslâmî bilgiler, sahâbe dönemine kıyasla
daha çok bu devirde Kur’ân tefsîrine girmişti.
5. Bu dönemde de tefsîr, henüz tedvin edilmiş değildi. Tefsîre dair haberler
yine şifâhî olarak aktarılmıştı. Ancak bu haberler, Mekke, Medine ve Kûfe
gibi belli başlı ilim muhitlerinde yerleşmiş olan ashâbın ileri gelenleri tarafından rivâyet edilmiş; böylece tâbiûn dönemindeki rivâyetlerde bir ekolleşme meydana gelmiştir.
6. Tâbiiler herhangi bir Kur’ân âyetini tefsîr ederken bazen de kıyas yolunu
kullanırlardı. Yani bildikleri bir âyetin tefsîrinden hareketle çıkarsama
yöntemiyle tefsîr etmeye çalışıyorlardı. Bu da tâbiiler döneminde boşlukların doldurularak tefsîre yeni birçok görüşün ilave edilmesi anlamına gelmektedir. Doğru yanıt C'dir.
Soru 38
I. Hadislerin Kur’ân’la karışma endişesi II. Kur’ân’ın ilk muhataplarının ümmî olması III. Kur'ân'ın ilk muhataplarının yazıya fazlaca güvenmeleri Yukarıdakilerden hangisi ya da hangileri tefsir rivayetlerinin tedvininin etbâu’t-tâbiîn dönemine kalmasının nedenlerindendir?
Seçenekler
A
Yalnız I
B
Yalnız II
C
Yalnız III
D
I ve II
E
I, II ve III
Açıklama:
Tefsîr daha önce belirttiğimiz gibi tedvîn edilmeden yani yazıya geçirilmeden önce ashâb ve tâbiûn döneminde sözlü nakil yoluyla aktarılıyordu. Etbâu’ttâbiîn dönemine gelindiğinde ise tefsîr rivâyetleri artık yavaş yavaş bir araya toplanarak yazılmaya başlanmıştı. Bu, tefsîr açısından çok önemli bir adımdı. Çünkü sözlü olarak yapılan nakiller zamanla unutulabilir veya değiştirilebilir, eksiltme ve çoğaltma gibi durumlarla karşılaşılabilirdi. Oysa nakledilecek bilgiler yazıyla tespit edilip korunduğu zaman artık bu tür olumsuzluklar söz konusu değildir. Tefsîre dair birikim tedvin edilmesine edilmişti belki ama bu, 150 yıla yakın bir gecikmeyi de beraberinde getirmişti. Zira ilk iki nesil boyunca şifâhen nakledilen tefsîr rivâyetleri, ancak etbâu’t-tâbiîn döneminde tedvin edilebilmişti. Tabii ki bunun da bir takım sebepleri vardı:
- Bilindiği gibi Kur’ân indirilmeye başladığı andan itibaren Hz. Peygamber, vahyi yazdırmak üzere görevlendirdiği bazı kâtiplere Kur’ân parçalarını kaydettiriyordu. Ancak başlangıçta Kur’ân’la karışma endişesiyle hadislerin yazılmasına müsade etmemişti. Bildiğimiz kadarıyla bu durum, sahâbenin belli bir ilmî birikime erişmesine kadar böylece devam etmiş ve bu endişesi ortadan kalktıktan sonra Hz. Peygamber,“ilmi yazıyla tespit ediniz” diyerek öncelikle hadislerin yazılmasına izin vermişti. Ancak bu izin, Resûlullah’ın hayatının sonlarına doğru vermiş olduğu bir izindi. Dolayısıyla bu müddet içinde sahâbîler Kur’ân’dan başka bir şeyin yazımıyla pek uğraşma imkânına sahip olamamışlar, bunun tabii bir sonucu olarak da ne Hz. Peygamber’in Kur’ân’a dair beyânlarını ne de vahye sebep teşkil eden olayları yazabilmişlerdi. Kendilerine verilen izinden sonra da öyle anlaşılıyor ki ashâb öncelikle, zâyi olur endişesiyle hadisleri yazmaya başlamıştı.
- Kur’ân’ın ilk muhatapları ümmî idi yani okur-yazar değildi. Nitekim Kur’ân, اب َ َ ت ِ ْك ُ ال ُم ُه ِّم ل َ ـع ُ ي َ ْ و ِّك ِ يهم َز ُ يـ َ ِ و ه ِ ات َ اي َ ْ ء ِهم ْ َي ل َ ُو ع ل ْ ـتـ َ ْ ي ُم ْـه ن ِ ُ ًول م َس ِّ َني ر َ َث ِ ف ْ الُِّمي ع َ ِي بـ َ الَّذ ُو ه ِ ٍني ب ُ ِ َ ي ضَلٍل م ُ لَف ْل َـب ْ ق ِن ُوا م ِ ْن َ كان إ َ َ و ة َ ِ ْكم َ ْ ال و”/ Ümmilere içlerinden kendilerine âyetlerini okuyan, onları temizleyen, onlara kitabı ve hikmeti öğreten bir peygamber gönderen O’dur. Kuşkusuz onlar önceden apaçık bir sapıklık içindeydiler” (Cuma (62), 2) diyerek bu hakikati ortaya koymakta, Resûlullah da, “Ben ümmî bir topluluğa gönderildim”, “Biz ümmî bir topluluğuz, okuma-yazmayı ve hesabı bilmeyiz” demek suretiyle Kur’ân’ın bu bağlamdaki beyânını teyit etmektedir. Dolayısıyla başlangıçta hâkim vasfı ümmîlik olan bu toplum, İslâm’ın gelişinden sonra ancak okuma yazmaya ehemmiyet vermeye başlamıştı. Çünkü İslâm dini kitâbeti zaruri kılan âmilleri de beraberinde getirmişti. Bu durum da doğal olarak İslâmî ilimlerin diğer disiplinlerinde olduğu gibi tefsîrin de yazıya geçirilmesini bir süre engellemişti.
- Tefsîrin tedvinindeki gecikmenin önemli bir sebebi de ilk muhatap kitlenin yazıdan ziyade hâfızalarına güvenmeleriydi. İbnu’l-Cezeri’nin de dediğine göre Araplar binlerce beyitlik şiirler ezberliyorlar; hatta nesepleriyle ilgili çok uzun bilgileri hâfızalarında tutuyor ve okuyorlardı. Bu yüzden vahyin nüzûlü esnasında o toplumda herhangi bir metni yazarak muhafaza altına alma henüz bir gelenek haline gelmemişti. Doğru yanıt D'dir.
Soru 39
Ömrünün sonuna doğru gözlerini kaybetmesi nedeniyle ‘’kendisinden yapılan nakiller konusunda ihtiyatlı olunmasına’’ ilişkin Ahmed b. Hanbel’in uyarıda bulunduğu müfessir kimdir?
Seçenekler
A
Süfyânu’s-Sevrî
B
Yahyâ b. Sellâm
C
Ferrâ
D
Ebû Ubeyde
E
Abdurrezzâk b. Hemmâm
Açıklama:
Hicrî 126 (743-744) yılında San’a’da doğan Abdurrezzak ilk tahsilini aile çevresinde yapıp yirmi yaşlarında ilmî seyahetlere çıkmıştır. Hicâz, Şâm ve Irak gibi ilim merkezlerinde Ma’mer b. Râşid, Süfyânu’s-Sevrî, Süfyân b. Uyeyne, Mâlik b. Enes ve diğer âlimlerden hadis ve fıkıh ilimleri tahsil etmiştir. Bunlar arasında kendisinden en çok yararlandığı hadis âlimi Ma’mer b. Râşid’dir. Kaynaklar Abdurrezzak’ın söz konusu âlimin yanında tam sekiz sene kalarak ondan on bin hadis yazdığını kaydetmektedirler. Ancak Ahmed b. Hanbel, Abdurrezzak’ın ömrünün sonuna doğru gözlerini kaybettiğini, dolayısıyla görme yetisini kaybettiği andan itibaren, ondan yapılan nakiller konusunda itiyatlı davranılması gerektiğini belirtmektedir. Çünkü Ahmed b. Hanbel’e göre Abdurrezzak’ın kitabında bulunmayan bazı hadisler, gözlerini kaybettikten sonra kendisinden nakledilmeye başlanmıştır. Bu da ister istemez akla bir takım kuşkuların gelmesine sebebiyet vermektedir. Ancak bütün bunlara rağmen Yahyâ b. Ma’în, Ali b. el-Medinî, İshak b. Râhûye ve Züheyr b. Harb gibi hadis bilginleri Abdurrezzak’tan rivâyette bulunmuşlardır. Hadis ilminde böylesine önemli bir mevkiye sahip olan söz konusu âlim, yazmış olduğu Kur’ân tefsîriyle de tefsîr tarihindeki yerini almıştır. Bu zâtın vefat tarihi de 211/828 olarak zikredilmektedir. Doğru yanıt E'dir.
Soru 40
Bir kelime ve nitelemenin Kur’ân’da açık değil de ism-i işâretler, ism-i mevsuller, zamirler, cins isimleri, belirsiz zaman zarfları ve belirsiz mekân isimleriyle zikredilmesine ne denir?
Seçenekler
A
Mübhem
B
Mücmel
C
Mutlak
D
Mekruh
E
Müşkil
Açıklama:
Mübhem kavramı, insan, melek ve cin gibi varlıkların veya bir topluluk ya da kabilenin veyahut bir kelime ve nitelemenin Kur’ân’da açık değil de ism-i işâretler, ism-i mevsuller, zamirler, cins isimleri, belirsiz zaman zarfları ve belirsiz mekân isimleriyle zikredilmesi anlamına gelmektedir.
Soru 41
Kendisine ebben (Abese (80), 31) kelimesinin anlamı sorulduğunda: “Allah’ın kitabına dair herhangi bir şeyi kendi fikrime göre tefsîr eder veya anlamını bilmediğim bir şey hakkında konuşursam, hangi arz beni üzerinde taşır ve hangi semâ beni altında gölgelendirir?” demiştir.
Yukarıdaki paragrafta hangi sahabeden bahsedilmektedir?
Yukarıdaki paragrafta hangi sahabeden bahsedilmektedir?
Seçenekler
A
Hz. Talha
B
Hz. Osman
C
Hz. Ali
D
Hz. Ömer
E
Hz. Ebû Bekir
Açıklama:
Hz. Ebû Bekir kendisine ebben (Abese (80), 31) kelimesinin anlamı sorulduğunda: “Allah’ın kitabına dair herhangi bir şeyi kendi fikrime göre tefsîr eder veya anlamını bilmediğim bir şey hakkında konuşursam, hangi arz beni üzerinde taşır ve hangi semâ beni altında gölgelendirir?” demiştir. Doğru yanıt E'dir.
Soru 42
Aşağıdakilerden hangisi tâbiî müfessirlerinin tefsîr kaynaklarından biri değildir?
Seçenekler
A
Kur’ân’ın Kur’ân’la tefsîri
B
Kur’ân’ın icmayla tefsîri
C
Yahudi ve Hirıstiyan kültürleri
D
Sahâbî sözleri
E
Kendi içtihatları
Açıklama:
Tâbiûn da Kur’ân’ı tefsîr ederken bazı yöntem ve kaynaklara başvurmuştur. Bir
kısmına yukarıda işaret edilen bu kaynakların, sahâbenin kaynaklarıyla hemen
hemen aynı olduğu görülmektedir. Söz konusu kaynakları şu şekilde sıralamak
mümkündür:
1. Kur’ân’ın Kur’ân’la tefsîri.
2. Kur’ân’ın Sünnetle tefsîri.
3. Şiirle istişhad etmek.
4. Yahudi ve Hirıstiyan kültürleri.
5. Sahâbî sözleri (görüş ve içtihatları).
6. Kendi içtihatları (görüşleri). Doğru yanıt B'dir.
kısmına yukarıda işaret edilen bu kaynakların, sahâbenin kaynaklarıyla hemen
hemen aynı olduğu görülmektedir. Söz konusu kaynakları şu şekilde sıralamak
mümkündür:
1. Kur’ân’ın Kur’ân’la tefsîri.
2. Kur’ân’ın Sünnetle tefsîri.
3. Şiirle istişhad etmek.
4. Yahudi ve Hirıstiyan kültürleri.
5. Sahâbî sözleri (görüş ve içtihatları).
6. Kendi içtihatları (görüşleri). Doğru yanıt B'dir.
Soru 43
Tefsîr rivâyetleri hangi dönemden itibaren tedvin edilmeye başlanmıştır?
Seçenekler
A
Dört halife dönemi
B
Sahabe dönemi
C
Asr-ı saadet dönemi
D
Tâbiûn dönemi
E
Etbâu’t-tâbiîn dönemi
Açıklama:
Tefsîr daha önce belirttiğimiz gibi tedvîn edilmeden yani yazıya geçirilmeden önce ashâb ve tâbiûn döneminde sözlü nakil yoluyla aktarılıyordu. Etbâu’ttâbiîn dönemine gelindiğinde ise tefsîr rivâyetleri artık yavaş yavaş bir araya toplanarak yazılmaya başlanmıştı. Doğru yanıt E'dir.
Soru 44
“Ey Peygamber! Sana Rabbinden gönderileni tebliğ et. Eğer bunu yapmazsan O’nun yüklediği elçilik görevini (insanlara) ulaştırmamış olursun” (Mâide (5), 67); “Sana Kur’ân’ı gönderdik ki insanlara indirileni onlara açıklayasın” (Nahl (16), 44)
Yukarıdaki ayetlerin her ikisinde de Hz. Peygamber'in hangi görevini vurgulanmaktadır?
Yukarıdaki ayetlerin her ikisinde de Hz. Peygamber'in hangi görevini vurgulanmaktadır?
Seçenekler
A
Ayetleri tefsir etme
B
İnsanları uyarma
C
İnsanlara örnek olma
D
Kuran okuma
E
Peygamberliğini ilan etme
Açıklama:
İlâhî kitapların sonuncusu olan Kur’ân da tabiatıyla bu anlamda bir faaliyete ihtiyaç duymaktadır.Onun metnine yönelik tefsîr faaliyeti de hiç kuşkusuz Hz. Peygamber’le başlamıştır. Çünkü Kur’ân ona vahyedilmiş ve Yüce Allah, “Ey Peygamber! Sana Rabbinden gönderileni tebliğ et. Eğer bunu yapmazsan O’nun yüklediği elçilik görevini (insanlara) ulaştırmamış olursun” (Mâide (5), 67); “Sana Kur’ân’ı gönderdik ki
insanlara indirileni onlara açıklayasın” (Nahl (16), 44) âyetlerinde de belirtildiği
gibi, Hz. Peygamber’e Kur’ân’ı tefsîr etme görevini vermiştir. Bu sebeple nübüvvet
tarihi boyunca Hz. Peygamber, bir taraftan kendisine vahyedilen Kur’ân bölümlerini muhataplarına okumuş, tebliğ etmiş diğer taraftan da manası anlaşılmayan hususları açıklamıştır.
insanlara indirileni onlara açıklayasın” (Nahl (16), 44) âyetlerinde de belirtildiği
gibi, Hz. Peygamber’e Kur’ân’ı tefsîr etme görevini vermiştir. Bu sebeple nübüvvet
tarihi boyunca Hz. Peygamber, bir taraftan kendisine vahyedilen Kur’ân bölümlerini muhataplarına okumuş, tebliğ etmiş diğer taraftan da manası anlaşılmayan hususları açıklamıştır.
Soru 45
Sahâbiler bir taraftan dil tahlilleriyle diğer taraftan da eski Arap şiiriyle istişhâdda bulunmak suretiyle Kur’ân’ı tefsîr etmişlerdi. Aşağıdaki sahabelerden hangisi Kuran'ı tefsir etmede Arap şiirinden sıkça yararlanmıştır?
Seçenekler
A
Hz. Ömer
B
Hz. Ali
C
Abdullah bin Mesud
D
Musab bin Umeyr
E
İbn Abbas
Açıklama:
İbn Abbâs’ın, tefsîrde Arap şiirini çok kullandığı hatta kendisini imtihan etmek maksadıyla soru soran Nâfi b. el-Ezrak’ın sorduğu her kelimeyi şiirlerden beyit okuyarak cevaplandırdığı bildirilmektedir.
Soru 46
et-Tefsîrü’l-Kebîr adlı tefsir eseri, aşağıdaki müfessirlerin hangisine aittir?
Seçenekler
A
Mukâtil b. Süleyman
B
Süfyânu’s-Sevrî
C
Yahyâ b. Sellâm
D
Ebû Ubeyde
E
Abdurrezzâk b. Hemmâm
Açıklama:
Belh şehrinde dünyaya gelen Mukâtil, Merv ve Bağdat’ta ilim tahsil etmiş, daha sonra da Basra’ya giderek ölünceye kadar (150/767) orada yaşamıştır. Selef âlimlerinden olan Ahmed b. Hanbel ve İmâm Şâfii Mukâtil’i tefsir ilminde bir otorite kabul etmektedirler. Fikrî cereyanların kaynaştığı ve düşüncelerin yavaş yavaş rayına oturmaya başladığı ikinci hicri asrın ilk yarısında et-Tefsîrü’l-Kebîr adıyla bir kitap yazan Mukâtil, bu eserinde Kur’an’ı başından sonuna kadar mevcut sûre tertibine göre tefsir etmiştir. Müellif, bir yandan ayetlerin nüzûl sebepleri, nüzûl zamanları ve kastedilen şahısların kimler olduğu konusunda bilgiler vermiş; diğer yandan da kelimelerle ilgili etimolojik açıklamalar ve nahvî tahliller yapmıştır. Ayrıca o, bu eserinde muğlak olan sözcüklere izahlar getirmiş, Ehl-i kitâbı tavsif eden ayetlerde ise bol bol şahıs isimlerine yer vermiştir. Nâdir olarak bir kısım ayetlerle ilgili isnâdlara rastlanan Mukâtil’in tefsîri, sened zincirinden anlaşıldığına göre otuz kadar şeyhten alınmıştır. Doğru cevap A’dır.
Soru 47
I. Kur'an'da “onlar Kur’ân’ı düşünmüyorlar mı? Yoksa kalpleri kilitli mi?” (Muhammed (47), 24) gibi, onu anlamaya teşvik eden âyetlerin olması
II. Hz. Âişe'nin : “Hz. Peygamber, Cebrâil’in kendisine öğrettiği belirli âyetlerden başka Kur’ân’dan bir şey tefsîr etmezdi” sözü
III. Hz. Peygamber'in İbn Abbâs için, “Allah’ım onu dinde fakih kıl ve ona te’vîli öğret” diye ettiği dua
Yukarıdakilerden hangileri Hz. Peygamber'in Kur’ân’ın bir kısmını tefsîr ettiğini ileri süren bilginlerin dayandıkları delillerdendir?
II. Hz. Âişe'nin : “Hz. Peygamber, Cebrâil’in kendisine öğrettiği belirli âyetlerden başka Kur’ân’dan bir şey tefsîr etmezdi” sözü
III. Hz. Peygamber'in İbn Abbâs için, “Allah’ım onu dinde fakih kıl ve ona te’vîli öğret” diye ettiği dua
Yukarıdakilerden hangileri Hz. Peygamber'in Kur’ân’ın bir kısmını tefsîr ettiğini ileri süren bilginlerin dayandıkları delillerdendir?
Seçenekler
A
Yalnız I
B
Yalnız II
C
Yalnız III
D
I ve II
E
I, II ve III
Açıklama:
Kaynaklardan öğrendiğimize göre Peygamberimizin Kur’ân’a yönelik tefsîri, onun bir kısmını içermektedir tezini ortaya atan ilk İslâm bilgini Gazâli’dir. Ondan sonra da Süyûtî bu görüşü savunmuştur. Hz. Peygamber’in Kur’ân’ın bir kısmını tefsîr ettiğini ileri süren bu bilginlerin dayandıkları delillerden bazıları şunlardır:
- Hz. Peygamber Kur’ân’ın tamamını tefsîr etseydi, “onlar Kur’ân’ı düşünmüyorlar mı? Yoksa kalpleri kilitli mi?” (Muhammed (47), 24) gibi, onu anlamaya teşvik eden âyetlerin bir anlamı kalmazdı.
- Hz. Âişe şöyle demiştir: “Hz. Peygamber, Cebrâil’in kendisine öğrettiği belirli âyetlerden başka Kur’ân’dan bir şey tefsîr etmezdi”. Dolayısıyla bu haber, söz konusu tefsîrin belli âyetlerle ilgili olduğunu ifade etmektedir.
- Hz. Peygamber’in Kur’ân’a dair beyanları onun, sadece manası anlaşılmayan âyetleriyle ilgilidir. Dolayısıyla manaları açık olan âyetlerin Resûlullah tarafından tefsîr edilmesinin bir anlamı yoktur. Çünkü bu, mâlûmu i’lâm yani bilineni tekrar etmek demektir.
- Bugün elimizde mevcut olan hadis kitapları incelendiğinde görülür ki Hz. Peygamber’in Kur’ân tefsîrine yönelik merfû rivâyetleri sayıca azdır. Bu da onun Kur’ân’ın bir kısmını tefsîr ettiğinin çok açık bir kanıtıdır.
- Resûlullah, Kur’ân’daki her âyetin manasını açıklasaydı, o zaman İbn Abbâs için, “Allah’ım onu dinde fakih kıl ve ona te’vîli öğret” diye dua bir anlamı olmazdı. Zira bu dua, kendisinden sonra İbn Abbâs’ın, gerektiğinde Kur’ân’ı tefsîr etmesi konusundaki temennisini ifade etmektedir.
- Kaynakların belirttiğine göre Ahmed b. Hanbel “megâzi (kahramanlık kıssaları), melâhim (harp tarihi) ve tefsîr gibi üç şeyin aslı yoktur” demiştir. Hz. Peygamber Kur’ân’ın tamamını tefsîr etmiş olsaydı, Ahmed b. Hanbel tefsîri, asılsız olarak nitelendirdiği megâzi ve melâhimle birlikte zikretmezdi. Doğru yanıt E'dir.
Soru 48
Aşağıdakilerden hangisi sahâbîlerin yapmış olduğu tefsîrin genel özelliklerinden biri değildir?
Seçenekler
A
Tefsîr bu dönemde henüz tedvin edilmemiştir.
B
Tefsirde aralarında çıkan ihtilaflar tezat ihtilâfı olmayıp tenevvü (çeşitlilik) ihtilâfıdır.
C
Ahkâm âyetlerinden hüküm istinbatında bulunmamışlardır.
D
Kur’ân’ı âyet âyet baştan sona tefsîr etmişlerdir.
E
Âyetlerin nuzûl sebeplerini açıklamışlardır.
Açıklama:
Sahâbîlerin yapmış olduğu tefsîrin genel özelliklerini şöylece sıralamak mümkündür:
1. Sahâbîler Kur’ân’ı âyet âyet baştan sona tefsîr etmemişlerdi. Zira onlar,
Kur’ân’ın tümünü tefsîr etmeye ihtiyaç duymuyorlardı. Bu yüzden yaptıkları açıklamalar, garip, muğlak, müphem, müşkil ve mücmel lafızlarla
sınırlı idi.
2. Zaman zaman sahâbîler arasında bir kısım ihtilâflar ortaya çıkmıştı. Ancak
bu ihtilâflar tezat ihtilâfı olmayıp tenevvü (çeşitlilik) ihtilâfı idi.
3. Ahkâm âyetlerinden hüküm istinbatında bulunmuş değillerdi.
4. Tefsîr bu dönemde henüz tedvin edilmemişti.
5. Âyetlerin nuzûl sebeplerini açıklamışlardı. Onların en önemli özelliği
âyetlerin inmesine sebep olan olaylara şâhit olmalarıydı. Doğru yanıt D'dir.
1. Sahâbîler Kur’ân’ı âyet âyet baştan sona tefsîr etmemişlerdi. Zira onlar,
Kur’ân’ın tümünü tefsîr etmeye ihtiyaç duymuyorlardı. Bu yüzden yaptıkları açıklamalar, garip, muğlak, müphem, müşkil ve mücmel lafızlarla
sınırlı idi.
2. Zaman zaman sahâbîler arasında bir kısım ihtilâflar ortaya çıkmıştı. Ancak
bu ihtilâflar tezat ihtilâfı olmayıp tenevvü (çeşitlilik) ihtilâfı idi.
3. Ahkâm âyetlerinden hüküm istinbatında bulunmuş değillerdi.
4. Tefsîr bu dönemde henüz tedvin edilmemişti.
5. Âyetlerin nuzûl sebeplerini açıklamışlardı. Onların en önemli özelliği
âyetlerin inmesine sebep olan olaylara şâhit olmalarıydı. Doğru yanıt D'dir.
Soru 49
Kendisinden ne kastedildiği anlaşılmayacak derecede kapalı olan âyetlere verilen isim aşağıdakilerden hangisidir?
Seçenekler
A
Mücmel
B
Mübhem
C
Mutlak
D
Müşkil
E
Meşakkat
Açıklama:
Mücmel, kendisinden ne kastedildiği anlaşılmayacak derecede kapalı olan âyet demektir. Bunların bir kısmı Yüce Allah, bir kısmı da Hz. Peygamber tarafından açıklanmıştır.
Doğru cevap A'dır.
Doğru cevap A'dır.
Soru 50
Aşağıdakilerden hangisi "Allah, inanan ve iyi işler yapanları, altlarından ırmaklar akan cennetlere sokacaktır” (Hac (22), 14) ayetine göre müşkil bir ayettir?
Seçenekler
A
“Onlar Kur’ân’ı düşünmüyorlar mı? Yoksa kalpleri kilitli mi?” (Muhammed (47), 24)
B
”İçinizden oraya (cehenneme) girmeyecek hiç kimse yoktur. Bu Rabbin üzerine (almış olduğu) kesinleşmiş bir hükümdür.” (Meryem (19), 71)
C
”Artık Kur’ân’dan kolayınıza geleni okuyun.” (Müzzemmil (73), 20)
D
"Namazlara (özellikle) orta namaza devam edin” (Bakara (2), 238)
E
"Hayır! Bilakis onların işlemekte oldukları (kötülükler) kalplerini paslandırmıştır” (Mutaffifîn (83), 14)
Açıklama:
Sözlükte “karışık olan” anlamına gelen müşkil kavram olarak da, Kur”an’ın bazı âyetleri arasında ilk bakışta ihtilaf ve tezat gibi görünen hususlar diye tanımlanabilir. Meselâ اًّ ْ ِضي ق َ ًا م ْم ت َ ِّ َك ح ب َ َى ر ل َ ان ع َ َ ا ك َ ُه ِ ارد َ َِّل و ْ إ ْ ُكم ن ِ ِ ْن م إ َ و”/ İçinizden oraya (cehenneme) girmeyecek hiç kimse yoktur. Bu Rabbin üzerine (almış olduğu) kesinleşmiş bir hükümdür” (Meryem (19), 71) buyurularak, istisnâsız herkesin cehenneme gireceği belirtilmekte, birçok âyette ise, َ ِين ُ الَّذ ِ ل ُْدخ َ ي ِ َّن اللَّه إ ُ َار ْـه َ ْ ا الَن ِه ت ْ ْ َ ت ِن ِري م ْ نَّ ٍ ات َ ت َ َ ِ ات ج ِ ُ َّ وا الصال ِل َم َع ُوا و ن َ َام ء”/ Allah, inanan ve iyi işler yapanları, altlarından ırmaklar akan cennetlere sokacaktır” (Hac (22), 14) denilmektedir. Tabiatıyla bu da ilk bakışta bir çelişki gibi görünmektedir. İşte Hz. Peygamber, “(Âyette geçen) vürûd lafzı, girmek manasınadır. Ne günahsız ne de günahkâr, cehenneme girmeyen hiç kimse kalmayacaktır. Ancak cehennem müminlere, Hz. İbrahim’e olduğu gibi serin ve selâmet olacak, hatta cehennem ateşi onların serinliğinden dolayı feryad edecektir. Sonra Yüce Allah müttakileri kurtaracak, zâlimleri ise öyle diz üstü çökmüş olarak cehenneme atacaktır” hadisiyle, bu müşkili yani ilk bakışta âyetler arasındaki çelişki zannını ortadan kaldırmış olmaktadır.
Doğru cevap B'dir.
Doğru cevap B'dir.
Soru 51
I. “Onlar Kur’ân’ı düşünmüyorlar mı? Yoksa kalpleri kilitli mi?” (Muhammed (47), 24) ayeti
II. Hz. Âişe'nin “Hz. Peygamber, Cebrâil’in kendisine öğrettiği belirli âyetlerden başka Kur’ân’dan bir şey tefsîr etmezdi” sözü
III. Mevcut hadis kitaplarındi Hz. Peygamber’in Kur’ân tefsîrine yönelik merfû rivâyetlerinin az olması
Yukarıdakilerden hangisi ya da hangileri Hz. Peygamberin Kur'ân'ın bir kısmını tefsir ettiğini destekleyen sebeplerdir?
II. Hz. Âişe'nin “Hz. Peygamber, Cebrâil’in kendisine öğrettiği belirli âyetlerden başka Kur’ân’dan bir şey tefsîr etmezdi” sözü
III. Mevcut hadis kitaplarındi Hz. Peygamber’in Kur’ân tefsîrine yönelik merfû rivâyetlerinin az olması
Yukarıdakilerden hangisi ya da hangileri Hz. Peygamberin Kur'ân'ın bir kısmını tefsir ettiğini destekleyen sebeplerdir?
Seçenekler
A
Yalnız I
B
I-II
C
II-III
D
I-III
E
I-II-III
Açıklama:
1. Hz. Peygamber Kur’ân’ın tamamını tefsîr etseydi, “onlar Kur’ân’ı düşünmüyorlar mı? Yoksa kalpleri kilitli mi?” (Muhammed (47), 24) gibi, onu anlamaya teşvik eden âyetlerin bir anlamı kalmazdı. 2. Hz. Âişe şöyle demiştir: “Hz. Peygamber, Cebrâil’in kendisine öğrettiği belirli âyetlerden başka Kur’ân’dan bir şey tefsîr etmezdi”. Dolayısıyla bu haber, söz konusu tefsîrin belli âyetlerle ilgili olduğunu ifade etmektedir. 3. Hz. Peygamber’in Kur’ân’a dair beyanları onun, sadece manası anlaşılmayan âyetleriyle ilgilidir. Dolayısıyla manaları açık olan âyetlerin Resûlullah tarafından tefsîr edilmesinin bir anlamı yoktur. Çünkü bu, mâlûmu i’lâm yani bilineni tekrar etmek demektir. 4. Bugün elimizde mevcut olan hadis kitapları incelendiğinde görülür ki Hz. Peygamber’in Kur’ân tefsîrine yönelik merfû rivâyetleri sayıca azdır. Bu da onun Kur’ân’ın bir kısmını tefsîr ettiğinin çok açık bir kanıtıdır. 5. Resûlullah, Kur’ân’daki her âyetin manasını açıklasaydı, o zaman İbn Abbâs için, “Allah’ım onu dinde fakih kıl ve ona te’vîli öğret” diye dua bir anlamı olmazdı. Zira bu dua, kendisinden sonra İbn Abbâs’ın, gerektiğinde Kur’ân’ı tefsîr etmesi konusundaki temennisini ifade etmektedir. 6. Kaynakların belirttiğine göre Ahmed b. Hanbel “megâzi (kahramanlık kıssaları), melâhim (harp tarihi) ve tefsîr gibi üç şeyin aslı yoktur” demiştir. Hz. Peygamber Kur’ân’ın tamamını tefsîr etmiş olsaydı, Ahmed b. Hanbel tefsîri, asılsız olarak nitelendirdiği megâzi ve melâhimle birlikte zikretmezdi.
Doğru cevap E'dir.
Doğru cevap E'dir.
Soru 52
Hz. peygamberin Kur'ân'ın tamamını tefsir ettiğini ilk kez öne süren aşağıdakilerden hangisidir?
Seçenekler
A
Gazali
B
Süyuti
C
İbn Teymiyye
D
İbn Abbas
E
Ahmed b. Hanbel
Açıklama:
Daha önce de ifade edildiği gibi bazı İslâm âlimleri de Peygamberimizin Kur’ân’ın tamamını tefsîr ettiğini ileri sürmektedir. Kaynakların belirttiğine göre söz konusu iddiayı da ilk olarak İbn Teymiyye dile getirmiş, daha sonra da bazı âlimler onunla bu kanaati paylaşmışlardır.
Doğru cevap C'dir.
Doğru cevap C'dir.
Soru 53
Aşağıdakilerden hangisi Hz. Peygamberin Kur'ân'ın tamamını tefsir ettiğini düşünenlerin sebeplerinden biri değildir?
Seçenekler
A
”İnsanlara, kendilerine indirileni beyan etmen için sana da Kur’ân’ı indirdik” (Nahl (16), 44) âyeti
B
Resûlullah’ın ashabdan on âyet öğrendiklerinde manalarını kavrayıp onlarla amel etmedikçe, başka âyetlere geçmemeleri istemesi
C
Herhangi bir ilim dalında yazılmış bir kitabın bile izaha muhtaç olduğu düşüncesi
D
Peygamber dönemindeki sahabenin çoğununun okur-yazar vasfı taşımıyor olması
E
Hz. Peygamberin Kur’ân’ın mesajını ilk önce hayata geçiren ve ashâbına da model olması
Açıklama:
1. ْ ِهم ْ لَي ِ ـزَل إ ُِّ َا ن ِلنَّ ِ اس م َ ل ـي َِّ ـب ُ ت ِ َ ل الذْكر ِّ ْ َك لَي ِ َا إ ْن ل َ ْـز أَن َ و”/ İnsanlara, kendilerine indirileni beyan etmen için sana da Kur’ân’ı indirdik” (Nahl (16), 44) âyeti, Hz. Peygamber’e Kur’ân’ı tefsîr etme sorumluluğu yüklemektedir. Ayrıca âyetteki beyân lafzı, Kur’ân’ın bütününü içine alan bir lafızdır. Buna göre Hz. Peygamber Kur’ân’ın tamamını tefsîr etmek durumundadır.
2. Ashâbın, Resûlullah’tan on âyet öğrendiklerinde manalarını kavrayıp onlarla amel etmedikçe, başka âyetlere geçmediklerini ifade eden rivâyetler Hz. Peygamber’in sahâbilerine her âyetin manasını açıkladığını göstermektedir.
3. Herhangi bir ilim dalında yazılmış bir kitabın bile izaha muhtaç olduğu düşünülürse, insana dünya ve âhiret mutluluğunun yollarını gösteren Kur’ân’ın bir bütün olarak tefsîre ihtiyacının olmadığını ileri sürmek aklen de mümkün değildir.
4. Allah Resûlü, Kur’ân’ı sadece metinsel anlamda tebliğ edip uygulamalarıyla ilgilenmeyen bir peygamber değildi. Aksine Kur’ân’ın mesajını ilk önce hayata geçiren ve ashâbına da bunu bizzat gösteren model bir insandı. Yani Hz. Peygamber yaşayan bir Kur’ân’dı. Böyle olunca o, Kur’ân’ı baştan sona fiilen tefsîr etmişti.
Doğru cevap D'dir.
2. Ashâbın, Resûlullah’tan on âyet öğrendiklerinde manalarını kavrayıp onlarla amel etmedikçe, başka âyetlere geçmediklerini ifade eden rivâyetler Hz. Peygamber’in sahâbilerine her âyetin manasını açıkladığını göstermektedir.
3. Herhangi bir ilim dalında yazılmış bir kitabın bile izaha muhtaç olduğu düşünülürse, insana dünya ve âhiret mutluluğunun yollarını gösteren Kur’ân’ın bir bütün olarak tefsîre ihtiyacının olmadığını ileri sürmek aklen de mümkün değildir.
4. Allah Resûlü, Kur’ân’ı sadece metinsel anlamda tebliğ edip uygulamalarıyla ilgilenmeyen bir peygamber değildi. Aksine Kur’ân’ın mesajını ilk önce hayata geçiren ve ashâbına da bunu bizzat gösteren model bir insandı. Yani Hz. Peygamber yaşayan bir Kur’ân’dı. Böyle olunca o, Kur’ân’ı baştan sona fiilen tefsîr etmişti.
Doğru cevap D'dir.
Soru 54
I. Kendi içtihatlarını kullanmak
II. Hadislere başvurmak
III. Peygamber hanımlarına sormak
Yukarıdakilerden hangisi ya da hangileri sahabenin tefsir etme yöntemlerindendir?
II. Hadislere başvurmak
III. Peygamber hanımlarına sormak
Yukarıdakilerden hangisi ya da hangileri sahabenin tefsir etme yöntemlerindendir?
Seçenekler
A
Yalnız I
B
Yalnız II
C
I-II
D
II-III
E
I-III
Açıklama:
Bir kısım sahâbî naklin bulunmadığı yerde kendi içtihâdlarıyla Kur’ân’ı tefsîr etme cihetine gidiyordu. Bu durumdaki sahâbîler, herhangi bir âyeti tefsîr ederken öncelikle Kur’ân’a, sonra da Resûlullah’ın sünnetine başvuruyorlar; şayet aradıklarını bu iki kaynakta bulamazlarsa, o takdirde kendi içtihadlarıyla tefsîr ediyorlardı. Bunun dışında ashâbın âyetleri tefsîr ederken nâsih ve mensûha işaret etme, nüzûl sebeplerini zikretme şeklindeki yöntemlerinden de söz etmek gerekmektedir.
Soru 55
Tefsir ilmine en çok rivayetle katkıda bulunan sahabi aşağıdakilerden hangisidir?
Seçenekler
A
Abdullah b. Abbas
B
Hz. Ebû Bekir
C
Hz. Ömer
D
Ubey b. Ka’b
E
Hz. Osman
Açıklama:
Tefsîrde temayüz etmiş sahâbiler arasında Hz. Ebû Bekir, Hz. Osman, Hz. Ali, Abdullah b. Abbâs, Abdullah b. Mes’ûd, Ubey b. Ka’b ve Ebû Musâ el-Eş’arî’nin isimleri zikredilmektedir. Ancak Kur’ân nasslarının yorumunu içeren rivâyetlerin sayısı ile tefsîr ilmine yaptıkları katkı bakımından söz konusu sahâbîler farklı konumlara sahiptirler. Sözgelimi tefsîrde rivâyetlerinin fazlalığı esas alınarak bir sıralama yapılacak olursa, o takdirde Abdullah b. Abbas, Abdullah b. Mes’ûd, Ubeyy b. Ka’b ve Hz. Ali’nin isimlerini ön sıralarda zikretmek gerekir. En az rivâyette bulunanlar ise, Hz. Ebû Bekir, Hz. Ömer ve Hz. Osman’dır.
Doğru cevap A'dır.
Doğru cevap A'dır.
Soru 56
Aşağıdakilerden hangisi Mekke tefsir ekolünün yetiştirdiği önemli isimlerden biridir?
Seçenekler
A
Alkame b. Kays
B
Zeyd b. Eslem
C
Mücâhid b. Cebr
D
Ka’b el-Kurazî
E
el-Hasan el-Basrî
Açıklama:
Mekke ekolün yetiştirdiği en seçkin öğrenciler, Mücâhid b. Cebr, İkrime, Sa’îd b. Cübeyr, Tâvus b. Keysân ve Atâ b. Ebî Rabâh’tır.
Ubey b. Ka’b’ın kurduğu Medine tefsîr ekolünde/mektebinde, Ebu’lÂliye, Muhammed b. Ka’b el-Kurazî ve Zeyd b. Eslem gibi ilim otoriteleri yetişmişti.
Kufede yetişenlerin en ünlüleri arasında Alkame b. Kays, Mesrûk b. el-Ecdâ, Esved b. Yezîd, el-Hasan el-Basrî ve Katâde b. Diâme’nin isimleri zikredilmektedir.
Doğru cevap C'dir.
Ubey b. Ka’b’ın kurduğu Medine tefsîr ekolünde/mektebinde, Ebu’lÂliye, Muhammed b. Ka’b el-Kurazî ve Zeyd b. Eslem gibi ilim otoriteleri yetişmişti.
Kufede yetişenlerin en ünlüleri arasında Alkame b. Kays, Mesrûk b. el-Ecdâ, Esved b. Yezîd, el-Hasan el-Basrî ve Katâde b. Diâme’nin isimleri zikredilmektedir.
Doğru cevap C'dir.
Soru 57
I. Kur'ân'ın tamamını tefsir etmiş olmaları II. Ehl-i Kitaptan yardım almış olmaları III. Ayetlerle ilgil geniş tarihi bilgiler vermiş olmaları Yukarıdakilerden hangisi ya da hangileri Tabiun tefsirini Sahabe tefsirinden ayıran özelliklerdendir?
Seçenekler
A
Yalnız I
B
I-II
C
I-III
D
II-III
E
I-II-III
Açıklama:
Sahâbe tefsîri manası kapalı olan âyetlerle sınırlı iken tâbiiler döneminde Kur’ân’ın bütünü tefsîre konu olmuştur.
Tâbiûn tefsîrinde kelime açıklamaları yanında, geniş fıkhî izahlar, âyetlerden istinbât ve istidlâl yoluyla çıkarılan hükümler ve tarihi bilgiler de yer almıştır.
Tâbiîler Kur’ân’da geçen kıssalarla manası müphem olan âyetlerin tafsilatını öğrenebilmek için Ehl-i kitap âlimlerine fazla müracaatta bulunmuşlardır.
Doğru cevap E'dir.
Tâbiûn tefsîrinde kelime açıklamaları yanında, geniş fıkhî izahlar, âyetlerden istinbât ve istidlâl yoluyla çıkarılan hükümler ve tarihi bilgiler de yer almıştır.
Tâbiîler Kur’ân’da geçen kıssalarla manası müphem olan âyetlerin tafsilatını öğrenebilmek için Ehl-i kitap âlimlerine fazla müracaatta bulunmuşlardır.
Doğru cevap E'dir.
Soru 58
I. Kur'ân'a dair nakilleri derleyip tamamıyla tefsir eden ilk kişidir.
II. Et-Tefsîrü’l-kebîr kitabının yazarıdır.
III. Ahmed b. Hanbel ve İmâm Şâfii tarafından otorite kabul edilir.
Yukarıdakilerden hangisi ya da hangileri Mukâtil b. Süleyman ile ilgili doğrudur?
II. Et-Tefsîrü’l-kebîr kitabının yazarıdır.
III. Ahmed b. Hanbel ve İmâm Şâfii tarafından otorite kabul edilir.
Yukarıdakilerden hangisi ya da hangileri Mukâtil b. Süleyman ile ilgili doğrudur?
Seçenekler
A
Yalnız I
B
I-II
C
II-III
D
I-III
E
I-II-III
Açıklama:
Şu anda elimizdeki belgeler Kur’ân’a dair nakilleri bir araya toplayarak onu baştan sona tefsîr eden ilk şahsın, Mukâtil b. Süleyman olduğunu göstermektedir.
Belh şehrinde dünyaya gelen Mukâtil, Merv ve Bağdat’ta ilim tahsil etmiş, daha sonra da Basra’ya giderek ölünceye kadar (150/767) orada yaşamıştır. Selef âlimlerinden olan Ahmed b. Hanbel ve İmâm Şâfii Mukâtil’i tefsîr ilminde bir otorite kabul etmektedirler.
Fikrî cereyanların kaynaştığı ve düşüncelerin yavaş yavaş rayına oturmaya başladığı ikinci hicri asrın ilk yarısında et-Tefsîrü’l-Kebîr adıyla bir kitap yazan Mukâtil, bu eserinde Kur’ân’ı başından sonuna kadar mevcut sûre tertibine göre tefsîr etmiştir.
Doğru cevap E'dir.
Belh şehrinde dünyaya gelen Mukâtil, Merv ve Bağdat’ta ilim tahsil etmiş, daha sonra da Basra’ya giderek ölünceye kadar (150/767) orada yaşamıştır. Selef âlimlerinden olan Ahmed b. Hanbel ve İmâm Şâfii Mukâtil’i tefsîr ilminde bir otorite kabul etmektedirler.
Fikrî cereyanların kaynaştığı ve düşüncelerin yavaş yavaş rayına oturmaya başladığı ikinci hicri asrın ilk yarısında et-Tefsîrü’l-Kebîr adıyla bir kitap yazan Mukâtil, bu eserinde Kur’ân’ı başından sonuna kadar mevcut sûre tertibine göre tefsîr etmiştir.
Doğru cevap E'dir.
Ünite 5
Soru 1
Aşağıdakilerden hangisi rivayet tefsiri ile ilgili olarak doğru bir ifadedir?
Seçenekler
A
Dirayet tefsirinden sonra ortaya çıkmıştır.
B
Yöntemde Kuran'ı nakilsiz olarak tefsir etmek esastır.
C
Kur’ân, Hz. Peygamber’in sünneti ve selefin açıklamaları ile tefsîr edilmektedir.
D
Hâricî bir kaynaktan çok müfessirin kendi aklı ve bilgisi ile tefsir yapılır.
E
Kur’ân’ın Kur’ân, Arap dili ve cahiliye şiiri ile tefsîr edilmesi bu yöntemin yaklaşımlarından değildir.
Açıklama:
Rivâyet tefsîri yönteminde müfessirin kendisinden daha çok, hâricî bir kaynağa dayanması söz konusu olmaktadır. Kur’ân’ın Kur’ân, Arap dili ve cahiliye şiiri ile tefsîr edilmesi, hâricî kaynak olmaları açısından rivâyet tefsîri kapsamına dâhil edilmiştir. Doğru cevap C'dir.
Soru 2
Aşağıdakilerden hangisi Kur’an’ı rivayet yoluyla tefsir etmenin gerekçelerinden biri olamaz?
Seçenekler
A
Kur’an’a karşı daha sorumlu bir yaklaşım içinde olmak.
B
Kur’an’ı nakilsiz tefsir etmenin hoş karşılamamak.
C
Kur’an’ı kişisel görüşe dayalı olarak tefsir etmek.
D
Herhangi bir konuda delilsiz hüküm vermekten kaçınmak.
E
Hz. Peygamber’in hadislerine dayanarak Kur’an’ı tefsir etmek.
Açıklama:
Kur’ân’ın Allah kelamı olması, ona ve tefsîrine karşı daha sorumlu bir yaklaşım içinde olmayı gerektirmektedir. Bu yüzden tefsîr tarihinin ilk tabakalarında, müfessirin Kur’ân’ı nakilsiz olarak kendi başına tefsîr etmesi hoş karşılanmamış, tenkit edilmiştir. Aslında bu durum sadece Kur’ân tefsîriyle sınırlı da değildir. Zira Kur’ân herhangi bir konuda delilsiz ve bilgisiz hüküm vermeyi zann kapsamında değerlendirmiş ve zanna tabi olmayı yasaklamıştır (İsra (17), 36; Yunus (10), 36; Hucurat (49), 12; Necm (53), 28). Bu konuda Hz. Peygamber’in, “kim Kur’ân’ı kendi görüşüyle tefsîr ederse, cehennemdeki yerine hazırlansın” şeklindeki hadisi de etkili olmuştur. Âlimler bu ve benzeri hadislerde tehdit edilen kimselerin Kur’ân’ı şahsi görüş, fikir veya mezhebi doğrultusunda tefsîr edenler olduğunu ifade ederler. Bu yüzden müfessirler tefsîr etmek istedikleri âyet hakkında başta Hz. Peygamber olmak üzere, öncelikle kendilerinden önceki nesillerin neler söylediğini dikkate almışlardır. Doğru cevap C’dir.
Soru 3
Kur’an’ı herhangi bir ayetini veya kavramını, Kur’an’ın başka ayet veya kavramları ile tefsir eden yönteme ne ad verilir?
Seçenekler
A
Hz. Peygamber’in tefsiri
B
Kur’an’ın Kur’an’la tefsiri
C
Sahabe tefsiri
D
Tabiûn tefsiri
E
Dirayet tefsiri
Açıklama:
Kur’ân, günümüzde alışa geldiğimiz kitap düzeninde değildir. Onda konular değişik boyut ve kapsamda çeşitli yerlerde geçebilmektedir. Ayrıca bir çok konu aynı anda başka konularla da ilgili olabilmektedir. Kur’ân’da bir yerde kapalı olan bir husus, bir başka yerde açıklanmış olabilmektedir. Âlimler arasında “Kur’ân kendi kendisini tefsîr eder” sözü meşhurdur. Kur’ân’ın kendisini tefsîr etmesinin çeşitli şekilleri vardır. Bazen Kur’ân’daki mutlak bir ifade istisna, sebebini zikretmek, tahsis etmek veya içeriğini bir başka yerde açıklamak suretiyle kayıtlı hale gelmektedir. Yine bazen ism-i mevsul, ism-i işaret veya zamir gibi müphem ifadeler de başka bir âyette açıklanabilmektedir. Bazen de Kur’ân’daki garib bir kelime bir başka yerde izah edilebilmektedir. Buna Kur’an’ın Kur’an’la tefsiri denir. Doğru cevap B’dir.
Soru 4
Aşağıdakilerden hangisi tefsir tür ve eğilimlerinden biri olamaz?
Seçenekler
A
Keyfi çıkarımları esas alan tefsir türü
B
Dil temelli tefsir türü
C
Ahkâm ayetlerine dayalı tefsir türü
D
Kıssaları esas alan tefsiri türü
E
Rivayet temelli tefsir türü
Açıklama:
Kur’an, tema itibariyle de zengin ve kapsamlı bir kitaptır. Bu bakımdan Kur’an’ı anlama ve yorumlamada birçok eğilim ve yöntemden söz etmek mümkündür. Zaten tefsir tarihi boyunca müfessirlerin Kur’an’ı anlama ve tefsir etme sürecinde ilgi duydukları hususlar aynı olmamıştır. Meselâ bazı müfessirler Kur’an’ın dilsel özelliklerine ilgi duyarken, bazıları hükümlerine, bazıları kıssalarına, bazıları Kevni yasalar konusundaki temaslarına, bazıları da insana yol gösterme, hidayet etme yönüne ilgi duymuştur. Keyfi çıkarımları temel alan bir tefsir türü olamaz. Doğru cevap A’dır.
Soru 5
Aşağıdakilerden hangisi rivayet tefsirinin zaaf noktalarından biridir?
Seçenekler
A
Hz. Peygamber’in hadislerinin dayanak alınması.
B
Sahabenin görüşlerinin dikkate alınması.
C
Hz. Peygamber’in sünnetinin esas alınması.
D
Tefsirde uydurma haberlerin çok olması.
E
Kur’an’ın hadislerle beraber Kur’an’la tefsir edilmesi.
Açıklama:
Rivayet tefsirinin zaaf noktaları, eleştiriye açık yönleri ortaya çıkmaktadır. Bu hususları üç maddede toplamak mümkündür: Tefsirde uydurma haberlerin çok olması, isnatların hazfedilerek sadece metinlerin yer alması ve İsrailiyata dair haberlerin tefsire karışması. Doğru cevap D’dir.
Soru 6
Bir rivayet tefsiri olan Câmiu’l-Beyân an Te’vîli Âyi’l-Kur’ân adlı eser, aşağıdaki müfessirlerin hangisine aittir?
Seçenekler
A
İbn Ebî Hâtim
B
İbn Cerîr et-Taberî
C
Ebu’l-Fidâ İsmâîl İbn Kesîr
D
Celâleddîn es-Suyûtî
E
Ebû’l-Leys es-Semerkandi
Açıklama:
Câmiu’l-Beyân an Te’vîli Âyi’l-Kur’ân adlı rivayet tefsiri, İbn Cerîr et-Taberî’ye aittir. Doğru cevap B’dir.
Soru 7
Aşağıdakilerden hangisi dirayet tefsirini rivayet tefsirinden ayıran en belirgin özelliktir?
Seçenekler
A
Kur’an’ın Kur’an’la tefsir edilmesi
B
Tefsirde Hz. Peygamber’in rivayetlerinden yararlanılması.
C
Sahabeden aktarılan görüşlerin dikkate alınması.
D
Müfessirin kendi bilgi ve birikimine dayanarak kendi kanaatine yer vermesi
E
Müfessirin sadece kişisel kanaatine dayanarak Kur’an’ı tefsir etmesi.
Açıklama:
Dirayet tefsirini rivayet tefsirinden ayıran en belirgin özellik, müfessirin çeşitli yollarla elde ettiği bilgi ve birikimi neticesinde oluşan kanaatine yer vermesidir. Dirayet tefsirinde müfessir, rivayet müfessirine oranla çok daha aktif ve teyakkuz durumundadır. Doğru cevap D’dir.
Soru 8
Dil, edebiyat, mantık, kıyas ve daha başka ilimlere de dayanılarak yapılan Kur’an tefsirine ne ad verilir?
Seçenekler
A
Me’sur tefsir
B
Naklî tefsir
C
Kıssa tefsiri
D
Dirayet tefsiri
E
Rivayet tefsiri
Açıklama:
Kelime olarak dirayet, bir şeyin mahiyetini bilmek, kavramak, idrak etmek demektir. Dil uzmanları aynı manaya gelmek üzere dirayet kelimesinin ilim demek olduğunu ifade ederler. Terim olarak ise dirayet tefsiri, “yalnızca rivayetlere bağlı kalmayıp dil, edebiyat, mantık, kıyas ve daha başka ilimlere dayanılarak yapılan Kur’an tefsiri” demektir. Buna rey ve aklî tefsir de denir. Doğru cevap D’dir.
Soru 9
Aşağıdakilerden hangisi dirayet tefsirinin esaslarından biri değildir?
Seçenekler
A
Mezhep taassubundan uzak durmak
B
Yorumlarında bir delil ve karineye dayanmak
C
Müteşabih alana ait hususiyetlerin farkında olmak
D
Delilsiz olarak Allah’ın muradı konusunda kesin yargıya varmamak
E
Gaybi konularda sübjektif yorumda bulunmak ve kesin hüküm vermek
Açıklama:
Rivayet tefsiri verileri yanında dil, edebiyat, mantık ve diğer ilimler doğrultusunda oluşan görüş ve çıkarımlara göre tefsir yapan bir dirayet müfessirinin hataya düşmemesi, yanlış görüş beyan etmemesi ve yorum yapmaması şu kurallara dikkat etmesine bağlıdır: 1. Müteşabih alana ait hususiyetlerin farkında olmak. 2. Yorumlarında delil ve karineye dayanmak, kişisel ve subjektif yorum yapmaktan kaçınmak. 3. Mezhep taassubundan uzak durmak. 4. Delilsiz olarak Allah’ın muradı konusunda kesin yargıya varmamak. Allah’ın zatı, sıfatları ve gaybi konular alanında kesin hüküm vermek uygun değildir. Doğru cevap E’dir.
Soru 10
Aşağıdakilerden hangisi dirayet tefsiri yönteminde uyulması gereken noktalardan biri olamaz?
Seçenekler
A
Nüzul sebeplerini gözetmek
B
Ayetlerin siyak ve sibakını dikkate almak
C
Ayetlerin vahyediliş gayesini göz ardı etmek
D
Hakikat-mecaz ayırımına dikkat etmek
E
İsrâiliyyât ve uydurma hadis zikretmekten kaçınmak
Açıklama:
Dirayet tefsircisi manayı önce Kur’an’da, bulamadığı takdirde sünnette araması gerekir. Mana sünnette de bulunamadığında sahabe kavline müracaat edilmelidir. Müfessir ayetin doyurucu yorumunu bu kaynaklarda bulamadığı takdirde rey ve içtihat yoluna başvurmalıdır. Bu noktada şu hususların da müfessir tarafından dikkate alınması zorunludur: 1. Tefsir, tefsir edilen kavram, konu veya ayete noksansız ve ziyadesiz bir şekilde mutabık olmalıdır. 2. Hakikat-mecaz ayırımına dikkat edilmelidir. Sözde aslolanın hakikat olduğu, hakikatin mümkün olmaması durumunda mecaza/tevile gidilebileceği unutulmamalıdır. 3. Ayetlerin vahyediliş gayesini gözetmelidir. 4. Ayetlerin siyakını dikkate almalıdır. 5. Nüzul sebeplerini gözetmelidir. 6. Ayetlerdeki lafızların lügat, sarf, nahiv ve belagat gibi yönlerini göz önünde tutmalıdır. 7. Ayetlerin ruhuna ve iniş gayesine uymayan haşviyât türü detaylı sarf ve nahiv kaidelerine, fıkıh ve fıkıh usulü meselelerine, akaid ve kelam münakaşalarına dalmaktan uzak durmalıdır. Aynı şekilde müfessirin israiliyyat, uydurma hadis, haber ve kıssa zikretmekten de kaçınması gerekir. 8. Müfessirin, bir ayetin çeşitli vecihlere muhtemel olması durumunda tutarlı ve makbul tercihte bulunabilmesi, bunun için de tercih kurallarını bilmesi gerekir. Doğru cevap C’dir.
Soru 11
Meşhur dirayet tefsirlerinden biri olan el-Keşşâf an Hakâiki’t-Tenzîl adlı eser aşağıdaki müfessirlerin hangisine aittir?
Seçenekler
A
Zemahşerî
B
Râzî
C
Kâdî Beydâvî
D
Nesefî
E
Reşid Rızâ
Açıklama:
Meşhur dirâyet tefsîrlerinden bazıları şunlardır: Zemahşerî, el-Keşşâf an Hakâiki’t-Tenzîl; Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb; Kâdî Beydâvî, Envâru’t-Tenzîl ve Esrâru’t-Te’vîl; Nesefî, Medâriku’t-Tenzîl ve Hakâiku’t-Te’vîl; Ebû Hayyân, elBahru’l-Muhît; Hatîb Şirbînî, es-Sirâcu’l-Münîr; Ebussuûd, İrşâdu’l-Akli’s-Selîm; Âlûsî, Rûhu’l-Meâni fî Tefsîri’l-Kur’âni’l-Azîm; Reşid Rızâ, Tefsîru’l-Menâr; Elmalılı Hamdi Yazır, Hak Dini Kur’ân Dili.
Soru 12
“İman edip imanlarına zulüm karıştırmayanlar var ya, işte onlar korkudan emin olacaklardır, hidâyette olanlar da bunlardır” (En’am (6), 82) âyeti nazil olduğunda bu durum sahabeye ağır gelmiş, “hangimiz haksızlık yapmaktan kurtulabiliriz ki” diye endişelerini belirtmişlerdir. Peygamberimiz onlara, “siz Lokman’ın oğluna söylediği sözleri görmüyor musunuz?” diyerek
“Hani Lokman oğluna nasihat ederken, evladım dedi, sakın Allah’a şirk koşma, çünkü şirk büyük bir zulümdür” (Lokman (31), 13) âyetini okumuştur. (Taberî, 2000). Böylece Peygamberimiz En’am sûresindeki zulmü, Allah’a şirk koşma olarak açıklamıştır.
Yukarıdaki örnekte Peygamberimizin uyguladığı tefsir metodu aşağıdakilerden hangisidir?
“Hani Lokman oğluna nasihat ederken, evladım dedi, sakın Allah’a şirk koşma, çünkü şirk büyük bir zulümdür” (Lokman (31), 13) âyetini okumuştur. (Taberî, 2000). Böylece Peygamberimiz En’am sûresindeki zulmü, Allah’a şirk koşma olarak açıklamıştır.
Yukarıdaki örnekte Peygamberimizin uyguladığı tefsir metodu aşağıdakilerden hangisidir?
Seçenekler
A
Kuran’ın Rivayetle Tefsiri
B
Sahabe Tefsiri
C
İşari tefsir
D
Kuran'ın kuran'la tefsiri
E
İçtimai tefsir
Açıklama:
Örnekte Peygamberimiz Kuran'daki bir ayeti başka bir ayetle açıklamış ve ilişkilendirmiştir. Böylece Kuran'ı Kuran'la tefsir etmiştir. Doğru cevap D'dir.
Soru 13
I. Uydurma haberlerin çokluğu
II. İsnatların hazfedilerek sadece metinlerin yer alması
III. Aklın ikinci planda olması
IV. İsrailiyata dair haberlerin tefsire karışması
Yukarıdakilerden hangisi veya hangileri rivayet tefsirinin zaaf yönlerindendir?
II. İsnatların hazfedilerek sadece metinlerin yer alması
III. Aklın ikinci planda olması
IV. İsrailiyata dair haberlerin tefsire karışması
Yukarıdakilerden hangisi veya hangileri rivayet tefsirinin zaaf yönlerindendir?
Seçenekler
A
Yalnız I
B
Yalnız II
C
I ve III
D
Yalnız III
E
I, II ve IV
Açıklama:
Rivayet tefsirinin zaaf yönleri:
- Uydurma haberlerin çokluğu,
- İsnatların hazfedilerek sadece metinlerin yer alması,
- İsrailiyata dair haberlerin tefsire karışması
Soru 14
Rivayet tefsirinin zaaflarından biri olan "İsrailiyata dair haberlerin tefsire karışması" durumu aşağıdakilerden hangisinde açıklanmıştır?
Seçenekler
A
Rivayet tefsirlerine Yahudi, Hıristiyan ve diğer kültürlere ait bilgilerin geçmesi durumudur.
B
Rivayet tefsirlerine sahabe tarafından aktarılan uydurma olayların geçmesi durumudur.
C
Rivayet tefsirlerine tabiun tarafından aktarılan uydurma olayların geçmesi durumudur.
D
Rivayet tefsirlerine Ehl-i Bidat'tan olan Müslümanların fikirlerinin geçmesi durumudur.
E
Rivayet tefsirlerine Ehl-i Sünnet'ten olan Müslümanların fikirlerinin geçmesi durumudur.
Açıklama:
İsrailiyata dair haberlerin tefsîre karışması: Rivâyet tefsîrlerine Yahudi, Hıristiyan ve diğer kültürlere ait bilgilerin geçmesidir.
İnsandaki aşırı merak ve hırs, bazı âyetlerin detaylarını öğrenmeye sevk ediyordu. Meselâ Ashab-ı Kehf ’in isimleri, kaç kişi oldukları, köpeklerinin rengi; Nûh’un gemisinin büyüklüğü, içerisine alınan hayvanların sayıları ve cinsleri; Hz. Yusuf ’un rüyasında gördüğü yıldızların adları; Hz. Musa’nın Medyen’de hizmetkârlık yaptığı evin büyük kızıyla mı, yoksa küçük kızıyla mı evlendiği gibi birçok gereksiz konu ehli kitaba sorulmuştur. Zaten gerekli olmadığı için bu bilgileri ne Kur’ân, ne de Hz. Peygamber vermişti. Bazı Müslümanlar bu tür bilgilere ulaşmak maksadıyla Ehl-i kitabın önde gelenlerine özellikle İslâm’ı kabul etmiş bulunan Abdullah b. Selam, Vehb b.Münebbih ve Ka’b el-Ahbar gibi kimselere soruyorlar ve aldıkları cevapları muhafaza ediyorlardı. Doğru cevap A'dır.
İnsandaki aşırı merak ve hırs, bazı âyetlerin detaylarını öğrenmeye sevk ediyordu. Meselâ Ashab-ı Kehf ’in isimleri, kaç kişi oldukları, köpeklerinin rengi; Nûh’un gemisinin büyüklüğü, içerisine alınan hayvanların sayıları ve cinsleri; Hz. Yusuf ’un rüyasında gördüğü yıldızların adları; Hz. Musa’nın Medyen’de hizmetkârlık yaptığı evin büyük kızıyla mı, yoksa küçük kızıyla mı evlendiği gibi birçok gereksiz konu ehli kitaba sorulmuştur. Zaten gerekli olmadığı için bu bilgileri ne Kur’ân, ne de Hz. Peygamber vermişti. Bazı Müslümanlar bu tür bilgilere ulaşmak maksadıyla Ehl-i kitabın önde gelenlerine özellikle İslâm’ı kabul etmiş bulunan Abdullah b. Selam, Vehb b.Münebbih ve Ka’b el-Ahbar gibi kimselere soruyorlar ve aldıkları cevapları muhafaza ediyorlardı. Doğru cevap A'dır.
Soru 15
Müellifinin ismiyle birlikte verilen aşağıdaki tefsir eserlerinden hangisi bir rivayet tefsiridir?
Seçenekler
A
Zemahşerî, el-Keşşâf an Hakâiki’t-Tenzîl
B
İbn Kesîr, Tefsîru’l-Kur’âni’l-Azîm
C
Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb
D
Kâdî Beydâvî, Envâru’t-Tenzîl
E
Ebû Hayyân, elBahru’l-Muhît
Açıklama:
Ebu’l-Fidâ İsmâîl İbn Kesîr tarafından yazılan Tefsîru’l-Kur’âni’l-Azîm bir rivayet tefsiridir. A, C, D ve E seçeneklerinde yer alan tefsirler dirayet tefsiri türündendir. İDoğru cevap B'dir.
Soru 16
Rivâyet tefsîr ekolünün en önemli örneği aşağıdakilerden hangisidir?
Seçenekler
A
İbn Ebî Hâtim, Tefsîru’l-Kur’âni’l-Azîm
B
Ebû’l-Leys es-Semerkandi, Tefsîru’l-Kur’âni’l-Azîm;
C
İbn Cerîr et-Taberî, Câmiu’l-Beyân an Te’vîli Âyi’l-Kur’ân
D
Ebû İshâk es-Sa’lebî, elKeşf ve’l-Beyân an Te’vîli’l-Kur’ân
E
Ebu’l-Fidâ İsmâîl İbn Kesîr, Tefsîru’l-Kur’âni’l-Azîm
Açıklama:
Rivâyet tefsîr ekolünün mümtaz siması Muhammed b. Cerîr et-Taberî’nin yetiştiği üçüncü asır, İslâmî ilimlerin gelişme çağıdır. Taberî tefsîri rivâyet tefsîr ekolünün tartışmasız en önemli örneğidir. Müfessirimiz 224/838’de Taberistan’ın Âmûl şehrinde doğmuş, yedi yaşında Kur’ân’ı ezberlemiş, dokuz yaşında hadis toplamaya başlamıştır. İlim tahsili için Rey, Basra, Kûfe, Medine, Suriye ve Mısır gibi beldelere seyahatler yapmış, sonrasında da hilafet merkezi Bağdad’a yerleşmiş, ömrünün sonuna kadar bu şehirde kalmıştır. Kendisini tam anlamıyla ilme adamış olan Taberî, ömrü boyunca hem okumuş, hem okutmuş; tarih, kırâat, fı-
kıh, hadis, tefsîr, meânî gibi ilim dallarında otorite olmuştur. Doğru cevap C'dir.
kıh, hadis, tefsîr, meânî gibi ilim dallarında otorite olmuştur. Doğru cevap C'dir.
Soru 17
Aşağıdakilerden hangisinin dirayet tefsirinin ortaya çıkışına zemin hazırladığı söylenilebilir?
Seçenekler
A
Müslümanların vahyî ve nebevî bilgilerinin artması
B
Peygamberimizin Kuran'ın tamamını tefsir etmiş olması
C
Kuran'ın kolay anlaşılmayan bazı ayetlerinin Kuran'daki açık ayetler ile tefsir edilebilir olması
D
Kuran'ı tefsir etmeye yetecek kadar hadis naklinin bulunması
E
Fetihlerle birlikte Müslümanlar arasında daha önce hiç duyulmamış yeni problemlerin ortaya çıkması
Açıklama:
İnsanın karşısına değişik dönemlerde farklı meselelerin çıkması doğaldır. Tâbiîn ve sonrası dönemlerde konuşulan meseleler de sahabe döneminde gündemde olan ve cevap aranan meselelerden farklı olmuştur. Fetihlerle birlikte İslâm coğrafyasının genişlemesi sonucunda Müslümanlar arasında daha önce hiç duyulmamış yeni problemler, felsefî fikirler ve akımlar ortaya çıkmıştır. Bir de nübüvvet asrından uzaklaştıkça Müslümanların vahyî ve nebevî bilgi ve kültürlerinin zayıflaması, hem daha önce üzerinde durulmayan nassların, hem de açıklanmış olmakla birlikte yeniden ele alınması gereken âyetlerin tefsîrini zorunlu hale getirmişti. İşte böylesine hassas dönemde müfessirin çeşitli yollarla elde ettiği bilgi ve birikimi neticesinde oluşan kanaatine yer tefsirinde yer vermesine ihtiyaç duyulmuş ve dirayet tefsiri gelişmeye başlamıştır. Doğru cevap E'dir.
Soru 18
Farklı ilimlere dayanılarak yapılan, aynı zamanda "rey tefsir" ve "aklî tefsir" olarak da adlandırılan, temel tefsir yöntemlerinden biri olan tefsir yöntemi aşağıdakilerden hangisidir?
Seçenekler
A
Dirayet tefsiri
B
Sahabe tefsiri
C
Tabiun tefsiri
D
Rivayet tefsiri
E
İcazi tefsir
Açıklama:
Kelime olarak dirâyet, bir şeyin mahiyetini bilmek, kavramak, idrak etmek demektir. Dil uzmanları aynı manaya gelmek üzere dirâyet kelimesinin ilim demek olduğunu ifade ederler. Terim olarak ise dirâyet tefsîri, “yalnızca rivâyetlere bağlı kalmayıp dil, edebiyat, mantık, kıyas ve daha başka ilimlere dayanılarak yapılan Kur’ân tefsîri” demektir. Buna rey ve aklî tefsîr de denir. Doğru cevap A'dır.
Soru 19
Müellifinin ismiyle birlikte verilen aşağıdaki tefsir eserlerinden hangisi bir dirayet tefsiridir?
Seçenekler
A
İbn Ebî Hâtim, Tefsîru’l-Kur’âni’l-Azîm
B
Ebussuûd, İrşâdu’l-Akli’s-Selîm
C
Ebû’l-Leys es-Semerkandi, Tefsîru’l-Kur’âni’l-Azîm
D
Ebû Muhammed el-Hüseyin el-Begavî, Meâlimu’t-Tenzîl
E
Celâleddîn esSuyûtî, ed-Dürrü’l-Mensûr fî Tefsîri’l-Me’sûr
Açıklama:
Otuz yıl boyunca hem Kanuni Sultan Süleyman, hem de II. Sultan Selim dönemlerinde devletin şeyhülislamlık makamını temsil eden Ebussuûd Efendi, dirâyet tefsîr alanında telif ettiği İrşâdu’l-Akli’s-Selîm ilâ Mezâye’l-Kitâbi’lKerîm adlı tefsîriyle ün kazanmıştır. A, C, D, ve E seçeneklerinde yer alan tefsirler rivayet tefsir ekolündendir. Doğru cevap B'dir.
Soru 20
I. Kur'ân
II. Hz. Peygamber'in sünneti
III. Selefin açıklamaları
IV. Mezhebe dayalı görüşler
V. Zann
Yukarıdakilerden hangileri, rivâyet tefsirinin tanımlamasında tefsir için başvurulacak kaynaklar arasında yer almaktadır?
II. Hz. Peygamber'in sünneti
III. Selefin açıklamaları
IV. Mezhebe dayalı görüşler
V. Zann
Yukarıdakilerden hangileri, rivâyet tefsirinin tanımlamasında tefsir için başvurulacak kaynaklar arasında yer almaktadır?
Seçenekler
A
I, II ve III
B
I ve V
C
II, III ve IV
D
II ve IV
E
III, IV ve V
Açıklama:
Rivâyet sözlükte, birini su kaynağına götürmek ve su içirmek gibi anlamlara gelir. Buna göre rivâyet, bir kaynağa gitmek, başka bir ifadeyle nakle dayanmak demektir. Terim olarak ise “Kur’ân’ı Kur’ân, Hz. Peygamber’in sünneti ve selefin açıklamaları ile tefsîr etmek” diye tanımlamak mümkündür. Doğru cevap A seçeneğidir.
Soru 21
I. Okur-yazarlık seviyesinin düşüklüğü
II. O dönemdeki meselelerin azlığı
III. İnsanların vahyin inişine şahit olmaları
IV. Kullanılan dilin saflığını koruması
V. Bu görevin dönem şairlerinde olması
Yukarıdaki gerekçelerden hangileri, Hz. Peygamber’in bütün Kur’ân’ı tefsîr etmesini gerekli kılmamıştır?
II. O dönemdeki meselelerin azlığı
III. İnsanların vahyin inişine şahit olmaları
IV. Kullanılan dilin saflığını koruması
V. Bu görevin dönem şairlerinde olması
Yukarıdaki gerekçelerden hangileri, Hz. Peygamber’in bütün Kur’ân’ı tefsîr etmesini gerekli kılmamıştır?
Seçenekler
A
I, II ve III
B
II, III ve IV
C
III, IV ve V
D
I, II ve IV
E
I, III ve V
Açıklama:
Hz. Peygamber döneminde meselelerin azlığı, insanların vahyin inişine şahit olmaları ve dillerinin saflığını koruması gibi sebepler, Hz. Peygamber’in bütün Kur’ân’ı tefsîr etmesini gerekli kılmamıştır. Doğru cevap B seçeneğidir.
Soru 22
Rivâyet tefsîr yönteminde, 3. sırada başvurulan kaynak aşağıdakilerden hangisidir?
Seçenekler
A
Kur’ân
B
Hz. Peygamber
C
Sahabe
D
Tâbiîn
E
Tebei tâbiîn
Açıklama:
Rivâyet tefsîr yönteminde, Kur’ân başta olmak üzere, Hz. Peygamber, sahabe, tâbiîn ve tebei tâbiîn tefsîrleri dikkate alınmaktadır. Doğru cevap C seçeneğidir.
Soru 23
I. Müfessirin çeşitli yollarla elde ettiği bilgi ve birikimi neticesinde oluşan kanaatine yer verir.
II. “Kur’ân’ı Kur’ân, Hz. Peygamber’in sünneti ve selefin açıklamaları ile tefsîr etmek” anlamına gelir.
III. Kur’ân başta olmak üzere, Hz. Peygamber, sahabe, tâbiîn ve tebei tâbiîn tefsîrleri dikkate alınmıştır.
Yukardakilerden hangisi ya da hangileri Rivayet tefsir yöntemine göre doğrudur?
II. “Kur’ân’ı Kur’ân, Hz. Peygamber’in sünneti ve selefin açıklamaları ile tefsîr etmek” anlamına gelir.
III. Kur’ân başta olmak üzere, Hz. Peygamber, sahabe, tâbiîn ve tebei tâbiîn tefsîrleri dikkate alınmıştır.
Yukardakilerden hangisi ya da hangileri Rivayet tefsir yöntemine göre doğrudur?
Seçenekler
A
I, II ve III
B
II ve III
C
Sadece III
D
Sadece I
E
I ve II
Açıklama:
Rivâyet sözlükte, birini su kaynağına götürmek ve su içirmek gibi anlamlara gelir. Buna göre rivâyet, bir kaynağa gitmek, başka bir ifadeyle nakle dayanmak demektir. Terim olarak ise “Kur’ân’ı Kur’ân, Hz. Peygamber’in sünneti ve selefin açıklamaları ile tefsîr etmek” diye tanımlamak mümkündür. Rivâyet tefsîrine bu yüzden me’sûr veya naklî tefsîr de denilmektedir. Hz. Peygamber’le birlikte sahabe, tâbiîn ve sonraki nesillere ait tefsîrle ilgili görüşler, hadis ilminde detaylı şekilde geliştirilmiş usul kurallarına uygun olarak rivâyet edilmektedir. Rivâyet tefsîr yönteminde, Kur’ân başta olmak üzere, Hz. Peygamber, sahabe, tâbiîn ve tebei tâbiîn tefsîrleri dikkate alınmaktadır B'dir.
Soru 24
Aşağıdakilerden hangisi Rivayet Tefsirinin olumlu yönlerinden biridir?
Seçenekler
A
Dikkate alınan haberlerin hadis usulü kriterlerine uygun olması.
B
Tefsîrde uydurma haberlerin çok olması:
C
İsnatların hazfedilerek sadece metinlerin yer alması:
D
İsrailiyata dair haberlerin tefsîre karışması
E
Kur'an da bulunmayan bilgilerle ilgili detayların öğrenilip muhafaza edilmesi
Açıklama:
Rivâyet tefsîr yönteminde dikkate alınan haberler hadis usulü kriterlerine uygun olmak durumundadır. Şayet Peygamberimize ait olan bir tefsîr, hadis usulüne göre sahih ise buna zaten bir itiraz olamaz ve tüm Müslümanlar tarafından kabul edilir. Doğru cevap A'dır.
Soru 25
''İman edip imanlarına zulüm karıştırmayanlar var ya, işte onlar korkudan emin olacaklardır, hidâyette olanlar da bunlardır” (En’am (6), 82) âyeti nazil olduğunda bu durum sahabeye ağır gelmiş, “hangimiz haksızlık yapmaktan kurtulabiliriz ki” diye endişelerini belirtmişlerdir. Peygamberimiz onlara, “siz Lokman’ın oğluna söylediği sözleri görmüyor musunuz?” diyerek, ِّ Hani Lokman oğluna nasihat ederken, evladım dedi, sakın Allah’a şirk koşma, çünkü şirk büyük bir zulümdür” (Lokman (31), 13) âyetini okumuştur.
Yukarıda örneklenen tefsir yöntemi aşağıdakilerden hangisidir?
Yukarıda örneklenen tefsir yöntemi aşağıdakilerden hangisidir?
Seçenekler
A
Kur’ân’ın Kur’ân’la Tefsîri
B
Hz. Peygamber’in Tefsîri
C
Sahabe Tefsiri
D
Tâbiûn Tefsîri
E
Dirayet Tefsir
Açıklama:
Peygamberimiz tarafından uygulanmış bir Kur’ân’ın Kur’ân’la tefsîri örneğidir. ونُ َ َد ت ْ م مه ُّ ُ ه َ ُ و ْن ُ األَم ُم ِ َك لَـه لَئ ْ ُْلٍم أُو ِظ ُم ب َـه َان ِمي ُوا إ ِس ـلب ْ َ ْ ي َل َ ُوا و ن َ َ آم ِين İman /“الَّذ edip imanlarına zulüm karıştırmayanlar var ya, işte onlar korkudan emin olacaklardır, hidâyette olanlar da bunlardır” (En’am (6), 82) âyeti nazil olduğunda bu durum sahabeye ağır gelmiş, “hangimiz haksızlık yapmaktan kurtulabiliriz ki” diye endişelerini belirtmişlerdir. Peygamberimiz onlara, “siz Lokman’ın oğluna söylediği sözleri görmüyor musunuz?” diyerek, نِ َّ ِ إ ِاللَّه ُ ْشِرْك ب ََّ َ ل ت ُن َا بـ ُ ي ُه ِظ ع َ َ ي ُو ه َ ِ و ه ِ ن ْ ِ ب ان ل ُ َ ْم َ َال لُق ْذ ق ِ إ َ و ٌ ِيم َظ ٌ ع ُْلم ْ َك لَظ الشر”/ ِّ Hani Lokman oğluna nasihat ederken, evladım dedi, sakın Allah’a şirk koşma, çünkü şirk büyük bir zulümdür” (Lokman (31), 13) âyetini okumuştur. (Taberî, 2000). Böylece Peygamberimiz En’am sûresindeki zulmü, Allah’a şirk koşma olarak açıklamıştır. Bunu yaparken de Lokman sûresindeki ilgili âyete dayanmıştır. Doğru cevap A'dır.
Soru 26
Aşağıdakilerden hangisi Dirayet tefsirlerden biridir?
Seçenekler
A
İbn Cerîr et-Taberî,
B
Câmiu’l-Beyân an Te’vîli Âyi’l-Kur’ân
C
İbn Ebî Hâtim
D
el-Keşşâf an Hakâiki’t-Tenzîl;
E
Tefsîru’l-Kur’âni’l-Azîm
Açıklama:
el-Keşşâf an Hakâiki’t-Tenzîl dirayet tefsirlerinden biridir. Doğru cevap D'dir.
Soru 27
Aşağıdakilerden hangisi Rivayet müfessirlerinden biridir?
Seçenekler
A
Zemahşerî,
B
el-Keşşâf an Hakâiki’t-Tenzîl
C
Ebû Muhammed el-Hüseyin el-Begavî,
D
Mefâtîhu’l-Gayb
E
Kâdî Beydâvî
Açıklama:
Ebû Muhammed el-Hüseyin el-Begavî, Rivayet müfessirlerinden biridir.
Soru 28
Tefsîru’l-Kur’âni’l Azîm adlı eser aşağıdaki müfessirlerden hangisine aittir?
Seçenekler
A
Taberî
B
Ebu’l-Leys es-Semerkandî
C
Begavî
D
Muhammed bin Ahmed
E
Razi
Açıklama:
Ebu’l-Leys es-Semerkandî ismiyle meşhur olmuş rivâyet müfessirimizin tam adı Nasr b. Muhammed b. Ahmed b. İbrâhim’dir. Muhtemelen Semerkand’ta doğmuştur. Hanefi mezhebinin meşhur fakihleri arasında yer alır. Zâhid bir kişidir. Hanefi fakihler hiyerarşisinde “meselede müctehid” kabul edilen Ebu’l-Leys, Hanefi fıkıh sistematiğinin gelişimine de önemli katkılar sağlamıştır. Fıkhın yanı sıra tefsîr, hadis ve kelam sahalarında da tahsil görmüştür. Semerkand, Belh, Buhara ve Bağdad gibi ilim merkezlerine seyahatler gerçekleştirmiştir. 373/983’de vefat eden Ebu’l-Leys özellikle vaaz, nasihat ve ilmihal alanında telif ettiği eserleri sayesinde İslâm dünyasının tanınan âlimlerinden olmuştur. Kendi kitapları ve adına nispet edilen bazı eserler Endülüs’ten Endonezya’ya varıncaya kadar yayılmıştır. Hatta Tefsîru’l-Kur’âni’l-Azîm adlı tefsîri de Bahru’l-Ulûm adıyla karıştırılmıştır. Oysa bunlar farklı tefsîrlerdir. Birincisinin müellifi Ebu’l-Leys iken, ikincisi Alâeddîn Ali b. Yahyâ es-Semerkandî’ye ait bir tefsîrdir. Doğru cevap B'dir.
Soru 29
I. Müfessir çeşitli yollarla elde ettiği bilgi ve birikimi neticesinde oluşan kanaatine yer verir.
II. “Kur’ân’ı Kur’ân, Hz. Peygamber’in sünneti ve selefin açıklamaları ile tefsîr eder.
III.Meşhur olan tefsîrlerinden bazıları İbn Cerîr et-Taberî, Câmiu’l-Beyân an Te’vîli Âyi’l-Kur’ân; İbn Ebî Hâtimdir.
Dirayet tefsiri yöntemi ile ilgi yukarıda verilen bilgilerden hangisi ya da hangileri doğrudur?
II. “Kur’ân’ı Kur’ân, Hz. Peygamber’in sünneti ve selefin açıklamaları ile tefsîr eder.
III.Meşhur olan tefsîrlerinden bazıları İbn Cerîr et-Taberî, Câmiu’l-Beyân an Te’vîli Âyi’l-Kur’ân; İbn Ebî Hâtimdir.
Dirayet tefsiri yöntemi ile ilgi yukarıda verilen bilgilerden hangisi ya da hangileri doğrudur?
Seçenekler
A
I,II ve III
B
II ve III
C
I ve III
D
Yalnız I
E
Yalnız III
Açıklama:
Dirayet müfessiri çeşitli yollarla elde ettiği bilgi ve birikimi neticesinde oluşan kanaatine yer verir. Doğru cevap D'dir.
Soru 30
Aşağıdakilerden hangisi Dirayet müfessiri tarafından dikkate alınması gereken kurallardan biri değildir?
Seçenekler
A
Âyetlerin vahyediliş gayesini gözetmelidir.
B
Âyetlerin siyakını dikkate almalıdır.
C
Nüzul sebeplerini gözetmelidir.
D
Âyetlerdeki lafızların lügat, sarf, nahiv ve belagat gibi yönlerini göz önünde tutmalıdır.
E
Haşviyât türü detaylı sarf ve nahiv kaidelerine, fıkıh ve fıkıh usulü meselelerine, yer vermelidir.
Açıklama:
Dirayet müfessiri ayetlerin vahyediliş gayesini gözetmelidir. Âyetlerin siyakını dikkate almalıdır. Nüzul sebeplerini gözetmelidir. Âyetlerdeki lafızların lügat, sarf, nahiv ve belagat gibi yönlerini göz önünde tutmalıdır. Âyetlerin ruhuna ve iniş gayesine uymayan haşviyât türü detaylı sarf ve nahiv kaidelerine, fıkıh ve fıkıh usulü meselelerine, akaid ve kelam münakaşalarına dalmaktan uzak durmalıdır. Doğru cevap E'dir.
Soru 31
Otuz yıl boyunca hem Kanuni Sultan Süleyman, hem de II. Sultan Selim dönemlerinde devletin şeyhülislamlık makamını temsil etmiş olan müfessir aşağıdakilerden hangisidir?
Seçenekler
A
Ebussuûd
B
Nesefi
C
Kâdî Beydâvî
D
Razi
E
Alusi
Açıklama:
Osmanlı İmparatorluğu altı asır boyunca üç kıtada hüküm sürmüş ve ilim, kültür, sanat, mimari, yönetim gibi pek çok sahada kayda değer başarılar elde etmiştir. Osmanlı döneminin böyle bir ortamda yetiştirdiği büyük âlimlerden birisi de Ebussuûd Efendi’dir. Tam adı Ebussuud Muhammed b. Muhammed b. Mustafa İskilîbî İmâdî’dir. Vakfiyesinde İskilip’te dünyaya geldiğine dair kayıt vardır. Otuz yıl boyunca hem Kanuni Sultan Süleyman, hem de II. Sultan Selim dönemlerinde devletin şeyhülislamlık makamını temsil etmiştir. Ebussuûd Efendi 982/1574’de vefat etmiştir. Doğru cevap A'dır.
Soru 32
Tefsîr konularına girerken ilmî ve aklî yöntemleri kullanan, müslümanların ahlâkî alanda da meleke kazanmaları için sâlih kimselerin öykülerini, sûfi kıssalarını, hikmetli insanların mev’izelerini, âdil hükümdarların davranışlarını anlatan müfessir aşağıdakilerden hangisidir?
Seçenekler
A
Kâdî Beydâvî
B
Nesefî
C
Ebussuûd
D
Âlûsî
E
Razi
Açıklama:
Razinin Mefâtihu’l-Gayb tefsîri, kelâmî meseleleri Kur’ân’a dayanarak ele alır, tefsîr konularına girerken ilmî ve aklî yöntemleri kullanır. Bu arada Müslümanların ahlâkî alanda da meleke kazanmaları için sâlih kimselerin öykülerini, sûfi kıssalarını, hikmetli insanların mev’izelerini, âdil hükümdarların davranışlarını anlatır. Tefsîre başlarken konuyla ilgili bütün fikirleri zikreder, sonra onların delillerini arz ederek münakaşalara girişir. Delillerini ortaya koyarak tercihler yapar. Bütün meseleleri ikna edici bir üslûpla ve sağlam felsefî münakaşalara dayandırarak inceler, nübüvvet ve mucizeler hakkında kuvvetli aklî deliller ortaya koyar. Nakil, sahih ve sabit olduğu zaman onu esas alır. Şayet bir konu hakkında rivâyetlerde bir şey bulamazsa akla müracaat eder. Tatbik edilebilecek önemli bir fikir bulduğunda onu muhtelif şekillerde sunar. Âyetlerin kültür açılımlarını ortaya koyar. Bazen de önceki tefsîrlere atıfta bulunarak okuyucuyu onlara sevk eder. Tefsîrinde yaptığı münazaralardan, seyahatlerden ve başından geçen ilginç olaylardan bahsetmesi de yine bu eserin hususiyetlerindendir. Doğru cevap E'dir.
Soru 33
Öğle namazının farzının dört rekât olduğu ve kırâatin açıktan okunmayacağı, aşağıdaki tefsîr kaynaklarından ilk hangisinde yer bulmuştur?
Seçenekler
A
Kur’ân
B
Tebei tâbiîn
C
Sahabe
D
Hz. Peygamber'in sünneti
E
Tâbiîn
Açıklama:
İmran b. Husayn’ın bulunduğu bir mecliste biri, “sadece Kur’ân’da olandan söz edin” deyince İmran, “sen ahmak bir adamsın! Öğle namazının dört rekât olduğunu, onda kırâatin açıktan okunmayacağını Allah’ın kitabında gördün mü?” diye çıkışır. Sonra namazı, zekâtı ve benzeri hükümleri sayarak şöyle der: “Bütün bunları Allah’ın kitabında açıklanmış, olarak buluyor musun? Kur’ân bunları müphem bırakmıştır. Sünnet ise tefsîr etmiştir”. Doğru cevap D seçeneğidir.
Soru 34
İmam Şafii'nin "İbn Abbas’dan nakledilen haberlerden ancak yüz kadarı sahihtir" söylemi, rivâyet tefsîrlerindeki hangi zaafa işaret etmektedir?
Seçenekler
A
İsrailiyata dair haberlerin tefsîre karışması
B
Rivâyetlerin hiçbir zaman gerçeği yansıtmaması
C
İsnatların hazfedilerek sadece metinlerin yer alması
D
Mezhepsel farklılıkların ön plana çıkması
E
Tefsîrde uydurma haberlerin çok olması
Açıklama:
Hadisler içerisinde uydurma haberlerin ortaya çıkmasına paralel olarak, tefsîrde de böyle bir olumsuz durum görülmüştür. Uydurma haberlerin başlamasında ilk dönemdeki siyasi ve mezhebi ayrışmalardan kaynaklanan taassup ve bidatlar önemli oranda etkili olmuştur. Kötü niyetli insanlar birtakım haberler uydurarak bunları otorite isimlere nispet etmişlerdir. Meselâ İmam Şafii, “İbn Abbas’dan nakledilen haberlerden ancak yüz kadarı sahihtir” diyerek bu duruma dikkat çekmiştir. Doğru cevap E seçeneğidir.
Soru 35
Câmiu’l-Beyân an Te’vîli Âyi’l-Kur’ân adlı rivâyet tefsîri, aşağıdakilerden hangisine aittir?
Seçenekler
A
İbn Cerîr et-Taberî
B
İbn Ebî Hâtim
C
Ebû’l-Leys es-Semerkandi
D
Ebû İshâk es-Sa’lebî
E
Ebû Muhammed el-Hüseyin el-Begavî
Açıklama:
Hicri ilk dört asra ait tefsîr verilerini Câmiu’l-Beyân an Te’vîli Âyi’l-Kur’ân adlı şaheserinde toplayan İbn Cerîr et-Taberî, Kur’ân’ı tefsîr ederken 38.397 rivâyet malzemesini belirli bir sistematik içerisinde kullanmıştır. Geliştirdiği dakik ve etkileyici tefsîr yöntemi sayesinde rivâyetler, kuru bir bilgi yığını olmaktan çıkmış ve tefsîri asırlarca önem ve şöhretini hiç eksiltmeden sürdürmüştür. Doğru cevap A seçeneğidir.
Soru 36
Dirâyet tefsîrini rivâyet tefsîrinden ayıran en belirgin özellik, aşağıdakilerden hangisidir?
Seçenekler
A
Tefsirlerde rivâyete asla yer verilmemesi
B
Müfessirin kanaatine yer vermesi
C
Nispeten kısa ve öz olması
D
Zahiri manalara yer verilmemesi
E
Müfessirlerin edebiyat eğitimi almaları
Açıklama:
Dirâyet tefsîrini rivâyet tefsîrinden ayıran en belirgin özellik, müfessirin çeşitli yollarla elde ettiği bilgi ve birikimi neticesinde oluşan kanaatine yer vermesidir. Dirâyet tefsîrinde müfessir, rivâyet müfessirine oranla çok daha aktif ve teyakkuz durumundadır. Doğru cevap B seçeneğidir.
Soru 37
I. Delil
II. Heva
III. Keyfiyet
IV. Heves
V. Karine
Dirâyet müfessirinin yorumları, yukarıdakilerden hangilerine dayalı olmalıdır?
II. Heva
III. Keyfiyet
IV. Heves
V. Karine
Dirâyet müfessirinin yorumları, yukarıdakilerden hangilerine dayalı olmalıdır?
Seçenekler
A
I ve II
B
II ve III
C
I ve V
D
III ve IV
E
IV ve V
Açıklama:
Kabule şayan görülen memduh dirâyet tefsîrinin takip etmesi gereken belki en sağlıklı yöntem, öncelikle rivâyet tefsîri kaynaklarına başvurmak olmalıdır. Sonra da dirâyet müfessiri bu kaynaklardan elde ettiği bilgileri, kendi döneminin bilgi, birikim ve akıl süzgecinden geçirmelidir. Ortaya koyduğu yorumların heva ve hevese değil, delil ve karineye dayalı olmasına dikkat etmelidir. Dirâyet müfessirinin ortaya koyacağı bu zihinsel çaba esasında içtihat demektir. Doğru cevap C seçeneğidir.
Soru 38
Aşağıdakilerden hangisi, bir dirâyet müfessirinin dikkat etmesi ve uyması gereken kurallardan değildir?
Seçenekler
A
Müteşabih alana ait hususiyetlerin farkında olmak
B
Allah’ın muradı konusunda delilsiz kesin yargıya varmamak
C
Mezhep taassubundan uzak durmak
D
İsrâiliyyât, uydurma hadis, haber ve kıssalara yer vermek
E
Yorumlarında delil ve karineye dayanmak
Açıklama:
Bir dirâyet müfessirinin şu kurallara dikkat etmesi gerekmektedir:
- Müteşabih alana ait hususiyetlerin farkında olmak.
- Yorumlarında delil ve karineye dayanmak, kişisel ve subjektif yorum yapmaktan kaçınmak.
- Mezhep taassubundan uzak durmak.
- Delilsiz olarak Allah’ın muradı konusunda kesin yargıya varmamak.
Soru 39
İrşâdu’l-Akli’s-Selîm adlı tefsîrin ve "Nu’man-ı Sânî" (İkinci Ebu Hanife), "Hatîbu’l-Müfessirîn", "Rûm diyarının Zemahşerîsi" gibi lakabların sahibi âlim, aşağıdakilerden hangisidir?
Seçenekler
A
Fahreddîn Râzî
B
Kâdî Beydâvî
C
Nesefî
D
Reşid Rızâ
E
Ebussuûd Efendi
Açıklama:
Osmanlı döneminin yetiştirdiği büyük âlimlerden birisi de Ebussuûd Efendi’dir. Tam adı Ebussuud Muhammed b. Muhammed b. Mustafa İskilîbî İmâdî’dir. Otuz yıl boyunca hem Kanuni Sultan Süleyman, hem de II. Sultan Selim dönemlerinde devletin şeyhülislamlık makamını temsil etmiştir. Dirâyet tefsîr alanında telif ettiği İrşâdu’l-Akli’s-Selîm ilâ Mezâye’l-Kitâbi’l-Kerîm adlı tefsîriyle haklı bir ün kazanmıştır. Ebussuûd’a, ilminin derinliğinden dolayı “Nu’man-ı Sânî” (İkinci Ebu Hanife), “Hatîbu’l-Müfessirîn” ve “Rûm diyarının Zemahşerîsi” gibi lakablar verilmiştir. Doğru cevap E seçeneğidir.
Soru 40
I. İctihadi
II. Bağımlı
III. Nakilci
IV. Öznel
V. Serbest
VI.Köklü
Yukarıdakilerden hangisi dirayet tefsir yönteminin özellikleridir?
II. Bağımlı
III. Nakilci
IV. Öznel
V. Serbest
VI.Köklü
Yukarıdakilerden hangisi dirayet tefsir yönteminin özellikleridir?
Seçenekler
A
I-II-IV-VI
B
I-III-VI
C
I-IV-V
D
II-III-IV
E
III-IV-V-VI
Açıklama:
Rivâyet tefsîr yöntemi bağımlı ve nakilci bir niteliği öne çıkarırken; dirâyet tefsîr yöntemi öznel, ictihadî ve serbest bir yaklaşımı çağrıştırmaktadır. Rivâyet tefsîrinin diğerine göre daha köklü ve daha erken olduğu rahatlıkla söylenebilir. Doğru cevap C'dir.
Soru 41
I. Sahabe
II. Tabiin
III. Hz. Peygamber
IV. Kur'an-ı Kerim
V. Tebei tabiin
Rivayet tefsir yönteminde yukarıdaki maddeleri öncelik sırasına göre sıraladığımızda hangi sıralama doğru olur?
II. Tabiin
III. Hz. Peygamber
IV. Kur'an-ı Kerim
V. Tebei tabiin
Rivayet tefsir yönteminde yukarıdaki maddeleri öncelik sırasına göre sıraladığımızda hangi sıralama doğru olur?
Seçenekler
A
I-III-IV-V-II
B
III-IV-I-II-V
C
II-V-IV-III-I
D
V-II-I-III-IV
E
IV-III-I-II-V
Açıklama:
Rivâyet tefsîr yönteminde, Kur’ân başta olmak üzere, Hz. Peygamber, sahabe, tâbiîn ve tebei tâbiîn tefsîrleri dikkate alınmaktadır. Doğru sıralama E seçeneğinde verilmiştir?
Soru 42
Aşağıdakilerden hangisi tabiin dönemi müfessirlerinden biridir?
Seçenekler
A
Mukâtil
B
Mücahid
C
Ebu'd-Derda
D
İbn Abbas
E
İbn Mes'ud
Açıklama:
Mücâhid tâbiîn âlimlerinin önde gelenlerinden bir müfessirdir. Doğru cevap B'dir.
Soru 43
Aşağıdakilerden hangisi meşhur rivayet tefsirlerinden biridir?
Seçenekler
A
Câmiu’l-Beyân an Te’vîli Âyi’l-Kur’ân
B
Mefâtîhu’l-Gayb
C
el-Keşşâf an Hakâiki’t-Tenzîl
D
Envâru’t-Tenzîl ve Esrâru’t-Te’vîl
E
el- Bahru’l-Muhît
Açıklama:
Meşhur olan rivâyet tefsîrlerinden bazıları şunlardır: İbn Cerîr et-Taberî, Câmiu’l-Beyân an Te’vîli Âyi’l-Kur’ân; İbn Ebî Hâtim, Tefsîru’l-Kur’âni’l-Azîm; Ebû’l-Leys es-Semerkandi, Tefsîru’l-Kur’âni’l-Azîm; Ebû İshâk es-Sa’lebî, el- Keşf ve’l-Beyân an Te’vîli’l-Kur’ân; Ebû Muhammed el-Hüseyin el-Begavî, Meâlimu’t-Tenzîl; Ebu’l-Fidâ İsmâîl İbn Kesîr, Tefsîru’l-Kur’âni’l-Azîm; Ebû Zeyd Abdurrahmân es-Seâlibî, el-Cevâhiru’l-Hisân fî Tefsîri’l-Kur’ân; Celâleddîn es- Suyûtî, ed-Dürrü’l-Mensûr fî Tefsîri’l-Me’sûr. Doğru cevap A'dır.
Soru 44
Orta büyüklükte bir hacme, açık ve akıcı bir dile sahip olan eser, Ebû Ubeyde Ma’mer b. el-Müsennâ’dan sıklıkla alıntılar yapmış, nüzul sebepleri, kıraat farklılıkları ve nesih konularına ağırlık vermiş, aynı zamanda tasavvufî-işârî tefsîr ekolün ilk örneklerinden kabul edilmiş, itikada dair görüşleri Maturidilik doğrultusunda olmuştur.Bahsi geçen eser aşağıdakilerden hangisidir?
Seçenekler
A
el-Cevâhiru’l-Hisân fî Tefsîri’l-Kur’ân
B
Meâlimu’t-Tenzîl
C
el- Keşf ve’l-Beyân an Te’vîli’l-Kur’ân
D
Bahru'l Ulûm
E
Tefsîru’l-Kur’âni’l- Azîm
Açıklama:
Orta büyüklükte bir hacme, açık ve akıcı bir dile sahip olan Tefsîru’l-Kur’âni’l- Azîm adlı eser, Ebû Ubeyde Ma’mer b. el-Müsennâ’dan sıklıkla alıntılar yapmış, nüzul sebepleri, kıraat farklılıkları ve nesih konularına ağırlık vermiş, aynı zamanda tasavvufî-işârî tefsîr ekolün ilk örneklerinden kabul edilmiş, itikada dair görüşleri Maturidilik doğrultusunda olmuştur. Doğru cevap E'dir.
Soru 45
Diğer âlimlerin aksine ilmi seyahatlerde bulunamamıştır. Merv şehrine yerleşerek ilmini bu şehirde tamamlamıştır. Kur’ân, sünnet ve fıkıh ilimlerinde temayüz etmiştir. Müçtehit bir âlimdir. Sünnet ilminde otorite olmasından dolayı kendisine “Muhyi’s-sünne” ve “Rüknu’d-dîn” gibi lakaplar verilen alim aşağıdakilerden hangisidir?
Seçenekler
A
İbn Kesir
B
Begavî
C
Ebu'l Leys es-Semerkandî
D
Taberî
E
Ebu İshak es-Sa'lebi
Açıklama:
Tam adı Ebû Muhammed el-Huseyn b. Mes’ud el-Ferrâ eş-Şâfiî el-Begavî olup, Horasan’da Merv ile Herât arasında bulunan “Bağ” veya “Bağşûr” adlı bir kasabada 433/1041 veya 436/1044’de dünyaya gelmiştir. Genç yaşta babasını kaybetmesi ve ailenin sorumluluğunu yüklenmesi sebebiyle ilk bilgilerini Horasan bölgesinde almış, diğer âlimlerin aksine ilmi seyahatlerde bulunamamıştır. Merv şehrine yerleşerek ilmini bu şehirde tamamlamıştır. Begavî Kur’ân, sünnet ve fıkıh ilimlerinde temayüz etmiştir. Müçtehit bir âlimdir. Sünnet ilminde otorite olmasından dolayı kendisine “Muhyi’s-sünne” ve “Rüknu’d-dîn” gibi lakaplar verilmiştir. Doğru cevap B'dir.
Soru 46
Dirayet tefsirini rivayet tefsirinden ayıran en belirgin özellik nedir?
Seçenekler
A
Rivayetlerden hiç istifade etmemesi
B
Müfessirin kanaatine yer vermesi
C
Mumduh dirayet tefsirinin hakim olması
D
Tahlil üzere çalışmalar yapması
E
Nassların desteği ile yorumlar yapması
Açıklama:
Dirâyet tefsîrini rivâyet tefsîrinden ayıran en belirgin özellik, müfessirin çeşitli yollarla elde ettiği bilgi ve birikimi neticesinde oluşan kanaatine yer vermesidir. Dirâyet tefsîrinde müfessir, rivâyet müfessirine oranla çok daha aktif ve teyakkuz durumundadır. Fakat burada bir meseleye açıklık getirmekte yarar vardır: Acaba dirâyet tefsîri, rivâyetlerden hiç istifade edemeyecek midir? İşte burada dirâyet tefsîrinin kabule şayan görülen kısmıyla, yani memduh dirâyet ile kabule şayan görülmeyen, kötülenen, yani mezmum dirâyet kısımları anlaşılır hale gelmektedir. Sağlıklı ve kabule şayan görülen bir dirâyet tefsîri, elbette rivâyet tefsîr kaynaklarını kullanmalıdır. Memduh dirâyet tefsîrinin takip etmesi gereken belki en sağlıklı yöntem, öncelikle rivâyet tefsîri kaynaklarına başvurmak olmalıdır. Sonra da dirâyet müfessiri bu kaynaklardan elde ettiği bilgileri, kendi döneminin bilgi, birikim ve akıl süzgecinden geçirmelidir. Ortaya koyduğu yorumların heva ve hevese değil, delil ve karineye dayalı olmasına dikkat etmelidir. Dirâyet müfessirinin ortaya koyacağı bu zihinsel çaba esasında içtihat demektir. Her âyet için böyle bir çalışma yapılması gerekmeyebilir. Rivâyet tefsîri kaynaklarından elde ettiği bilginin problemi çözmesi durumunda dirâyet müfessirinin belki sadece problemi ve bulduğu çözümü tahlil etmesi gerekecektir. Doğru cevap B'dir.
Soru 47
Aşağıdakilerden hangisi tefsir yapan bir dirayet müfessirinin hataya düşmemesi için dikkat etmesi gereken şeylerden biri değildir?
Seçenekler
A
Müteşabih alana ait hususiyetlerin farkında olmak
B
Yorumlarında delil ve karineye dayanmak
C
Subjektif yorumlarla sonuca varmak
D
Delilsiz olarak Allah’ın muradı konusunda kesin yargıya varmamak
E
Mezhep taassubundan uzak durmak
Açıklama:
Rivâyet tefsîri verileri yanında dil, edebiyat, mantık ve diğer ilimler doğrultusunda oluşan görüş ve çıkarımlara göre tefsîr yapan bir dirâyet müfessirinin hataya düşmemesi, yanlış görüş beyan etmemesi ve yorum yapmaması şu kurallara dikkat etmesine bağlıdır:
- Müteşabih alana ait hususiyetlerin farkında olmak.
- Yorumlarında delil ve karineye dayanmak, kişisel ve subjektif yorum yapmaktan kaçınmak.
- Mezhep taassubundan uzak durmak.
- Delilsiz olarak Allah’ın muradı konusunda kesin yargıya varmamak.
Soru 48
İlminin derinliğinden dolayı kendisine “Nu’man-ı Sânî” (İkinci Ebu Hanife), “Hatîbu’l-Müfessirîn” ve “Rûm diyarının Zemahşerîsi” gibi lakablar verilen alim kimdir?
Seçenekler
A
Ebussuûd
B
Alûsî
C
Nesefî
D
Beydavî
E
Razî
Açıklama:
Ebussuûd’a, ilminin derinliğinden dolayı “Nu’man-ı Sânî” (İkinci Ebu Hanife), “Hatîbu’l-Müfessirîn” ve “Rûm diyarının Zemahşerîsi” gibi lakablar verilmiştir. Tefsîrinde nüktelerin çokluğu ve âyetler arasındaki tenasüp ve insicamın başarılı bir şekilde açıklanmasından dolayı, bu eserin Zemahşerî ve Beydâvî’nin tefsîrlerinden daha üstün olduğunu söyleyenler olmuştur. Doğru cevap A'dır.
Soru 49
"Birini su kaynağına götürmek ve su içirmek" anlamına kelen terim hangisidir?
Seçenekler
A
Rivayet
B
Dirayet
C
Hamaset
D
Hitabet
E
Hadis
Açıklama:
Rivâyet sözlükte, birini su kaynağına götürmek ve su içirmek gibi anlamlara gelir.
Soru 50
Rivayet tefsirinde bahsedilemsi gereken ilk malzeme kime aittir?
Seçenekler
A
Hz. Muhammed (S.A.V.)
B
Hz. Ömer
C
Hz. Ali
D
Hz. Ebubekir
E
Hz. Osman
Açıklama:
Rivâyet tefsîrinin tarihinde ilk bahsedilmesi gereken malzeme Hz. Peygamber’in tefsîridir. Zira Hz. Peygamber’in, Kur’ân’ın tamamını olmasa da bir kısmını tefsîr ettiği bilinmektedir. Ashabına Kur’ân’ın müphem, mücmel ve müşkil yönlerini açıklamıştır.
Soru 51
Rivayet tefsirinde en ayrıcalıklı ve en önemli grup kimdir?
Seçenekler
A
Tabei Tabiin
B
Tabiin
C
Sahabîler
D
Halifeler
E
Ümmet
Açıklama:
Hz. Peygamber’in vefatının ardından fetihler hızla devam etmiş, Müslümanlar yeni kültürler ve dini gruplar ile karşılaşmışlardır. Böyle bir ortamda ortaya çıkan meselelere çözüm bulma yolunda sahabîler, gerek Hz. Peygamber’den duydukları açıklamaları, gerekse vahyin ortamına vakıf olmaları neticesinde oluşan kendi görüş ve çıkarımlarını (içtihatlarını) sonraki nesillere aktarmışlardır. Onların bu türden yaptıkları tefsîrlerde bile yetiştikleri nebevî çevrenin etkisi göz ardı edilmemelidir. Bu yüzden rivâyet tefsîrinde sahabe tabakası çok önemli ve ayrıcalıklı bir konuma sahiptir.
Soru 52
"Kur’ân’da bir yerde kapalı olan bir husus, bir başka yerde açıklanmış olabil- mektedir."
Bu durum hangi tefsir çeşidini açıklamaktadır?
Bu durum hangi tefsir çeşidini açıklamaktadır?
Seçenekler
A
Kur’ân’ın Rivâyetle Tefsîri
B
Hz. Peygamber’in Tefsîri
C
Sahabe Tefsîri
D
Kur'an'ın Kur'an'la tefsiri
E
Tâbiûn Tefsîri
Açıklama:
Kur’ân’da bir yerde kapalı olan bir husus, bir başka yerde açıklanmış olabilmektedir. Âlimler arasında “Kur’ân kendi kendisini tefsîr eder” sözü meşhurdur.
Soru 53
I. Tebliğ
II. Tebyin
III. İkna
Yukarıdakilerden hangisi ya da hangileri Hz. Peygamber’in Kur’ân’a karşı olan görevleridir?
II. Tebyin
III. İkna
Yukarıdakilerden hangisi ya da hangileri Hz. Peygamber’in Kur’ân’a karşı olan görevleridir?
Seçenekler
A
II ve III
B
I ve III
C
I, II, III
D
Yalnız I
E
I,II
Açıklama:
Hz. Peygamber’in Kur’ân’a karşı teblîğ ve tebyîn olmak üzere iki temel görevi vardır. Ancak anlattıklarına muhataplarını ikna etmek sorumluluk sahasında değildir.
Soru 54
“İbn Abbas’dan nakledilen haberlerden ancak yüz kadarı sahihtir” sözü kime aittir?
Seçenekler
A
Vehb b.Münebbih
B
Abdullah b. Selam
C
Ebu Hanefi
D
İmam Hanbeli
E
İmam Şafi
Açıklama:
İmam Şafi'ye aittir.
Soru 55
Aşağıdaki rivayet tefsiri ve yazarları eşleştirmelerinden hangisi yanlıştır?
Seçenekler
A
İbn Cerîr et-Taberî, Câmiu’l-Beyân an Te’vîli Âyi’l-Kur’ân
B
İbn Ebî Hâtim, Tefsîru’l-Kur’âni’l-Azîm
C
Ebû’l-Leys es-Semerkandi, Tefsîru’l-Kur’âni’l-Azîm
D
Ebû Muhammed el-Hüseyin el-Begavî, el-Cevâhiru’l-Hisân fî Tefsîri’l-Kur’ân
E
Ebû İshâk es-Sa’lebî, el- Keşf ve’l-Beyân an Te’vîli’l-Kur’ân
Açıklama:
Ebû Muhammed el-Hüseyin el-Begavî, Meâlimu’t-Tenzîl'i yazmıştır.
Soru 56
"Mücerred ve müstakil rey ile Kur’ân’ı tefsîr etmekten kaçınmış, aksine davrananları da uyarmıştır. Ona göre peygamberin beyanı ya da ona delalet edecek bir delil bulunmadıkça hiç kimsenin bir âyetin tefsîrinde “bu benim reyimdir” demesi caiz değildir"
Bu görüş hangi müfessire aittir?
Bu görüş hangi müfessire aittir?
Seçenekler
A
Ebu’l-Leys es-Semerkandî
B
Begavî
C
Taberi
D
İbn Kesîr
E
Celâleddîn es Suyûtî
Açıklama:
Taberî mücerred ve müstakil rey ile Kur’ân’ı tefsîr etmekten kaçınmış, aksine davrananları da uyarmıştır. Ona göre peygamberin beyanı ya da ona delalet edecek bir delil bulunmadıkça hiç kimsenin bir âyetin tefsîrinde “bu benim reyimdir” demesi caiz değildir.
Soru 57
Hangi müfessir tefsîrinin hemen her sayfasında hadiste bir otorite olduğunu, yaptığı tespit ve yorumlarla göstermektedir?
Seçenekler
A
Taberi
B
Begavi
C
İbn Kesîr
D
Ebû Zeyd Abdurrahmân es-Seâlibî
E
Celâleddîn es- Suyûtî
Açıklama:
Begavî tefsîrinin hemen her sayfasında hadiste bir otorite olduğunu, yaptığı tespit ve yorumlarla göstermektedir.
Ünite 6
Soru 1
I. İslâm coğrafyasının genişlemesi
II. İslâm toplumunda siyasi karışıklıkların baş göstermesi
III. Temsilcilerinin interdisipliner şahıslar olması
Yukarıdakilerden hangisi ya da hangileri tefsîr ilmi içerisinde farklı ekollerin çıkmasına sebeptir?
II. İslâm toplumunda siyasi karışıklıkların baş göstermesi
III. Temsilcilerinin interdisipliner şahıslar olması
Yukarıdakilerden hangisi ya da hangileri tefsîr ilmi içerisinde farklı ekollerin çıkmasına sebeptir?
Seçenekler
A
Yalnız I
B
Yalnız III
C
I ve II
D
II ve III
E
I, II, III
Açıklama:
Bu ekollerin ortaya çıkıp gelişmesinde birçok etken vardır. Ancak bunlar arasında en önemli etken, temsilcilerinin interdisipliner (değişik ilimlerde ihtisas sahibi) şahıslar olmasıdır. Yani, hem tefsîr alanı, hem de başka alanda uzman olan şahısların tefsîre dair çalışma yapmaları neticesinde ilgili akımlar ortaya çıkmıştır. Bir başka etken ise hicrî birinci yıldan itibaren İslâm coğrafyasının genişlemesi, Arap olmayan unsurların Müslüman olması, İslâm toplumunda siyasi karışıklıkların baş göstermesi, akaid ve iman konusunda ihtilafların ortaya çıkmasıdır. Bu sebeplerden dolayı itikâdî açıdan İslâm toplumu, fırkalara ayrılmış, buna bağlı olarak da bu alanda bilimsel ekoller ortaya çıkmıştır.
Soru 2
I. Fıkhî tefsîr ekolü
II. Mezhebî Tefsîr ekolü
III. İctimâî tefsîr ekolü
Yukarıdakilerden hangisi ya da hangileri klasik tefsir ekolleri arasındadır?
II. Mezhebî Tefsîr ekolü
III. İctimâî tefsîr ekolü
Yukarıdakilerden hangisi ya da hangileri klasik tefsir ekolleri arasındadır?
Seçenekler
A
Yalnız I
B
Yalnız III
C
I ve II
D
II ve III
E
I, II, III
Açıklama:
Klasik tefsîr ekolleri, üç temel başlıkta incelenmektedir: Mezhebî Tefsîr Ekolleri
(Mutezilî, Şîî, Hâricî ekoller), Fıkhî tefsîr ekolü ve İşârî Tefsîr ekolü. Çağdaş tefsîr ekolleri ise konulu tefsîr ekolü, bilimsel tefsîr ekolü ve ictimâî tefsîr ekolü olarak üç kısımda ele alınmaktadır.
(Mutezilî, Şîî, Hâricî ekoller), Fıkhî tefsîr ekolü ve İşârî Tefsîr ekolü. Çağdaş tefsîr ekolleri ise konulu tefsîr ekolü, bilimsel tefsîr ekolü ve ictimâî tefsîr ekolü olarak üç kısımda ele alınmaktadır.
Soru 3
I. İşari ekolü
II. Mutezile ekolü
III. Hâricîyye ekolü
Yukarıdakilerden hangisi ya da hangileri mezhebî tefsîr ekolleri arasındadır?
II. Mutezile ekolü
III. Hâricîyye ekolü
Yukarıdakilerden hangisi ya da hangileri mezhebî tefsîr ekolleri arasındadır?
Seçenekler
A
Yalnız I
B
Yalnız III
C
I ve II
D
II ve III
E
I, II, III
Açıklama:
Mezhebî tefsîr ekolleri, esas itibariyle mutezile ekolü, şîa ekolü ve hâricîyye ekolü olarak üç kısma ayrılmaktadır.
Soru 4
Emevîler zamanında, hicri ikinci asırda Hişam b. Abdülmelik zamanında yaşayan Vâsıl b. Ata’nın kurmuş olduğu mezheptir. Hasan Basri’nin ders halkasında yer alan Vâsıl, büyük günah konusunda hocasından farklı bir görüşe sahip olmasından dolayı ondan ayrılmıştır.
Yukarıda verilen bilgiler hangi tefsir ekolünü anlatmaktadır?
Yukarıda verilen bilgiler hangi tefsir ekolünü anlatmaktadır?
Seçenekler
A
İctimâî
B
Hâricîyye
C
Kelâmî
D
Mutezile
E
Şîa
Açıklama:
Mutezile, Emevîler zamanında, hicri ikinci asırda Hişam b. Abdülmelik zamanında yaşayan Vâsıl b. Ata’nın kurmuş olduğu mezheptir. Hasan Basri’nin ders halkasında yer alan Vâsıl, büyük günah konusunda hocasından farklı bir görüşe sahip olmasından dolayı ondan ayrılmış (itizal), bu yüzden de mezhebe “mutezile” (ayrılanlar) ismi verilmiştir.
Soru 5
I. Hâricîler'in kaba-nezaketsiz bedevilerden oluşması
II. İlmî-fikrî seviyelerinin yetersizliği
III. Ayrılıkçı grup olarak sürekli hilafet makamı tarafından saldırılara maruz kalması
Yukarıdakilerden hangisi ya da hangileri Hâricîler'in literatür oluşturacak düzeyde bir tefsîr birikimi meydana getirememelerinin sebepleri arasındadır?
II. İlmî-fikrî seviyelerinin yetersizliği
III. Ayrılıkçı grup olarak sürekli hilafet makamı tarafından saldırılara maruz kalması
Yukarıdakilerden hangisi ya da hangileri Hâricîler'in literatür oluşturacak düzeyde bir tefsîr birikimi meydana getirememelerinin sebepleri arasındadır?
Seçenekler
A
Yalnız I
B
Yalnız III
C
I ve II
D
II ve III
E
I, II, III
Açıklama:
Hâricîler, esas itibariyle kaba-nezaketsiz bedevilerden oluşması, ilmî-fikrî seviyelerinin yetersizliği ve ayrılıkçı grup olarak sürekli hilafet makamı tarafından saldırılara maruz kalması gibi sebeplerle literatür oluşturacak düzeyde bir tefsîr birikimi meydana getirememişlerdir.
Soru 6
Keşf, ilham ve sezgi yoluyla elde edilen bâtıni/ledünni bilgiyle Kur’ân âyetlerinin bir kısmını veya tamamını yorumlama yöntemi hangi tefsir ekolü ile açıklanır?
Seçenekler
A
Hâricî
B
İşârî
C
Kelâmî
D
Mutezilî
E
Şiî
Açıklama:
İşârî tefsîr ise, keşf, ilham ve sezgi yoluyla elde edilen bâtıni/ledünni bilgiyle Kur’ân âyetlerinin bir kısmını veya tamamını yorumlama yönteminin ismi olmuştur.
Soru 7
Aşağıdakilerden hangisi İşârî tefsîr'in 2 alt kolundan biridir?
Seçenekler
A
Bâtınî tefsir
B
Kelamî tefsir
C
Ledünni tefsir
D
Nazarî sufi tefsîr
E
Zâhiri tefsir
Açıklama:
Tasavvuf, amelî ve nazarî olarak iki kısma ayrılır. Buna göre işârî tefsîr de
ikiye ayrılır: İşârî sufi tefsîr ve nazarî sufi tefsîr.
ikiye ayrılır: İşârî sufi tefsîr ve nazarî sufi tefsîr.
Soru 8
Literatürü “Ahkâmü’l-Kur’ân” adıyla anılan, ahkâm âyetlerini tefsîr etme mantık ve mantalitesiyle yorum yapan akım aşağıdakilerden hangisidir?
Seçenekler
A
Fıkhî tefsîr ekolü
B
Hâricî Tefsîr Ekolü
C
İşârî tefsîr ekolü
D
Mutezilî Tefsîr Ekolü
E
Şiî Tefsîr Ekolü
Açıklama:
Fakihler, tefsîr alanında sadece Kur’ân’daki ahkâm âyetlerini tefsîr etme mantık ve mantalitesiyle yorum yapan bir akım geliştirmişlerdir. Bu akım, “fıkhî tefsîr
ekolü”; literatürü de “Ahkâmü’l-Kur’ân” adıyla anılmaktadır.
ekolü”; literatürü de “Ahkâmü’l-Kur’ân” adıyla anılmaktadır.
Soru 9
I. İslâm davetçisine yardımcı olması
II. Çağdaş problemlere çözüm arayışı
III. Müfessiri bütüncül bir yaklaşımdan uzaklaştırması
Yukarıdakilerden hangisi ya da hangileri konulu tefsîr yönteminin gelişmesindeki etkenlerden değildir?
II. Çağdaş problemlere çözüm arayışı
III. Müfessiri bütüncül bir yaklaşımdan uzaklaştırması
Yukarıdakilerden hangisi ya da hangileri konulu tefsîr yönteminin gelişmesindeki etkenlerden değildir?
Seçenekler
A
Yalnız I
B
Yalnız III
C
I ve II
D
II ve III
E
I, II ve III
Açıklama:
İslâm davetçisine yardımcı olması, çağdaş problemlere çözüm arayışı, müfessire bütüncül bir yaklaşımı kazandırması gibi etkenler konulu tefsîr yönteminin gelişmesine katkı sağlamıştır.
Soru 10
Pozitivizmin büyük oranda etkili olduğu 19. asrın son çeyreğinde ortaya çıkan reaksiyonik tefsîr akımı aşağıdakilerden hangisidir?
Seçenekler
A
Fıkhî Tefsîr Ekolü
B
Hâricî Tefsîr Ekolü
C
İctimâî tefsîr ekolü
D
İşârî Tefsîr Ekolü
E
Mutezilî Tefsîr Ekolü
Açıklama:
İctimâî tefsîr ekolü, pozitivizmin büyük oranda etkili olduğu 19. asrın son
çeyreğinde ortaya çıkan reaksiyonik bir tefsîr akımıdır.
çeyreğinde ortaya çıkan reaksiyonik bir tefsîr akımıdır.
Soru 11
Tefsir alanında çeşitli ekollerin ortaya çıkmasında aşağıda verilen nedenlerin hangisinin etkin bir rol oynadığı söylenemez?
Seçenekler
A
Farklı farklı alanlarda uzman olan şahısların tefsire dair çalışma yapması
B
İslam coğrafyasının genişlemesi
C
Arap coğrafyasında İslam karşıtlığının artması
D
Arap olmayan unsurların Müslüman olması
E
İslam toplumunda siyasi karışıklıkların baş göstermesi
Açıklama:
Yani, hem tefsîr alanı, hem de başka alanda uzman olan şahısların tefsîre dair çalışma yapmaları neticesinde ilgili akımlar ortaya çıkmıştır. Bir başka etken ise hicrî birinci yıldan itibaren İslâm coğrafyasının genişlemesi, Arap olmayan unsurların Müslüman olması, İslâm toplumunda siyasi karışıklıkların baş göstermesi, akaid ve iman konusunda ihtilafların ortaya çıkmasıdır.
Soru 12
Tefsir alanında ''mezhebi ekol'' kavramı temelde hangi alan ile ilgili olduğu aşağıda verilen seçeneklerde doğru olarak verilmiştir?
Seçenekler
A
Fıkıh
B
Şia
C
Kelam
D
Mutezile
E
Hariciyye
Açıklama:
Tefsîr alanında “mezhebî ekol” kavramı, temelde itikat alanıyla ilgili olup bir anlamda Kelâm ilmi ile ilgilenen mezhepleri kapsamaktadır.
Soru 13
Mutezile ekolünün Ehl-i sünnet tarafından kabul edilmeyen temel görüşlerinden hangisine aşağıdaki seçeneklerde rastlanılmamaktadır?
Seçenekler
A
Kaderi inkar ederler
B
İnsan’ın mutlak iradeye sahip olduğunu; kendi eylemlerini yarattığını benimserler
C
Allah’ın hayrı yarattığına; şerri yaratmadığına inanırlar
D
Allah’ın bazı kadim sıfatlarını ona nispet etmezler
E
Tövbe etmeden ölenlerin bağışlanacağını ve fasıkın ebedi olarak cehennemde kalmayacağını savunurlar.
Açıklama:
E şıkkında geçen ifade 'Tövbe etmeden ölenlerin BAĞIŞLANMAYACAĞI ve fasıkın ebedi olarak cehennemde KALACAĞI savunurlar' şeklinde olması gerektiğinden yanlış seçenek E şıkkıdır. Diğer seçenekler müntezile ekolünün ehl-i sünnet tarafından kabul edilmeyen temel görüşlerindendir.
Soru 14
Aşağıda verilen akımlardan hangisi çağdaş tefsir ekollerine örnek olarak gösterilmektedir?
Seçenekler
A
İşari
B
Mutezile
C
Şia
D
Fıkhi
E
İçtimai
Açıklama:
- yüzyıl sonrası gelişen bu akımlara, çağdaş tefsîr ekolleri denmektedir ki bunlar, konulu tefsîr ekolü, ictimâî tefsîr ekolü ve bilimsel tefsîr ekolüdür. Şimdi bu ekolleri, anahatlarıyla sunmaya çalışalım.
Soru 15
Kur’ân’ın temel hedef ve ilkelerine uygun bir şekilde belli usûller çerçevesinde bütüncül olarak araştırıp ortaya koyma yöntemine ne ad verildiği aşağıdaki seçeneklerin hangisinde yer verilmiştir?
Seçenekler
A
Kelami yöntem
B
İtikati yöntem
C
Kavratıcı yöntem
D
Konulu yöntem
E
işari yöntem
Açıklama:
Arap tefsîr literatüründe “et-tefsîru’l-mevzûî” olarak geçen “konulu tefsîr”, Kur’ândaki bir konuyu, Kur’ân’ın temel hedef ve ilkelerine uygun bir şekilde belli usûller çerçevesinde bütüncül olarak araştırıp ortaya koyma yöntemine verilen isimdir.
Soru 16
Konulu tefsir yönteminin gelişmesinde aşağıda verilen hangisi etkenin tesirli olduğu söylenemez?
Seçenekler
A
Kur’anın temel amacıyla uygunluk
B
Çağdaş problemlere çözüm arayışı
C
Sade ve kesin bir dil gütmesi
D
İslam davetçisine yardımcı olması
E
Oryantalistlerin Kur’ân hakkındaki iddialarına cevap verme
Açıklama:
Açıklamalarında sade ve kesin bir dil gütmesi hemen hemen birçok ekolün gütmüş olabileceği bir yöntem olması düşünülmektedir. Bu sadece konulu tefsir yöntemi için söylenemez.
Soru 17
İçtimai Tefsir Ekolünün en belirgin yönü aşağıdaki seçeneklerin hangisinde açıkça verilmiştir?
Seçenekler
A
Mesajını doğrudan vermek istemesi
B
Olaylara temkinli yaklaşması
C
Önceliğinin temiz bir dil olması
D
Tefsirde durgun ve donukluk göstermesi
E
Çelişkiye mahal vermemesi
Açıklama:
İctimâî tefsîr ekolünün en belirgin yönü, tefsîrde donukluğu ve durgunluğu aşmak; mesajın ötesindeki faydasız gramatik polemikler ve ileri detaylardan uzaklaşarak doğrudan mesaja yoğunlaşmaktır.
Soru 18
Günümüzde yaşanan olaylara Kur’an-ı Kerim eksenli çözüm arayan ekol aşağıdaki seçeneklerin hangisindedir?
Seçenekler
A
Şiari Tefsir Ekolü
B
Kelami Tefsir Ekolü
C
Mutezeli Tefsir Ekolü
D
Konulu Tefsir Ekolü
E
İçtimai Tefsir Ekolü
Açıklama:
İçtimai Tefsir Ekolünün en belirgin özelliklerinden biri yaşanan çağda ortaya çıkan problemlere Kur’ân çerçevesinde çözüm üretmektir.
Soru 19
Aşağıdaki seçeneklerin hangisi İçtimai tefsir ekolünün olumlu bulunan yönünü bulundurmamaktadır?
Seçenekler
A
Körükörüne taklidi reddedip araştırma ve doğruyu bulma konusunda çaba gösterme
B
Açıkça beyanda bulunma ve yanlışlığından şüphe duymama
C
Mezheplerin tesirinde kalmadan doğrudan ahkâma ve mesaja yönelme
D
Kevnî âyetleri, pozitif bilimlerin ispat edilmiş verileriyle yorumlama
E
Sarf, nahiv ve benzeri ilimleri bir araç konumunda görüp yeterince kullanma
Açıklama:
İctimâî tefsîr ekolünün olumlu bulunan yönleri şu şekilde sıralanabilir: Körükörüne taklidi reddedip araştırma ve doğruyu bulma konusunda çaba gösterme; Kur’ân mesajına engel olan ilgisiz ve faydasız bilgilerden, isrâiliyattan uzakdurma; Mezheplerin tesirinde kalmadan doğrudan ahkâma ve mesaja yönelme; Kevnî âyetleri, pozitif bilimlerin ispat edilmiş verileriyle yorumlama. Sarf, nahiv ve benzeri ilimleri bir araç konumunda görüp yeterince kullanma; Belağatın anlamdaki fonksiyonuna binaen edebi dile ağırlık verme; Vahiy-vâkıa ilişkisini büyük ölçüde gerçekleştirme; bir taraftan Kur’ânın mesajını insanlara iletirken, diğer taraftan da toplumda ortaya çıkan prolemlere çözüm üretme.
Soru 20
Kur’ân’daki evren, insan ve canlılarla ilgili kevnî âyetlerin, pozitif bilimlerin verileriyle tefsîr edilmesini amaçlayan akım ve ekole ‘_____________________’ denilmektedir? Yandaki boşluğa uygun düşen ifade aşağıdaki seçeneklerin hangisinde yer almaktadır?
Seçenekler
A
Bilimsel tefsir
B
Konulu tefsir
C
Mutezile tefsir
D
İçtimai tefsir
E
Şiari tefsir
Açıklama:
Bilimsel tefsîr, Kur’ân’daki evren, insan ve canlılarla ilgili kevnî âyetlerin, pozitif bilimlerin verileriyle tefsîr edilmesini amaçlayan akım ve ekole verilen isimdir.
Soru 21
I. Şii tefsir ekolü
II. İşari tefsir ekolü
III. Mutezili tefsir ekolü
Yukarıdakilerden hangisi veya hangileri mezhebi tefsir ekollerindendir?
II. İşari tefsir ekolü
III. Mutezili tefsir ekolü
Yukarıdakilerden hangisi veya hangileri mezhebi tefsir ekollerindendir?
Seçenekler
A
Yalnız I
B
I ve II
C
Yalnız II
D
I ve III
E
II ve III
Açıklama:
MEzhebi tefsir ekolleri; Mutezili ekol, Şii ekol, Harici ekol, Eşari ekol, Maturidi ekol olarak sıralanmaktadır. İşari ekol mezhebi bir ekol değildir. Doğru cevap D'dir.
Soru 22
I. İctimai tefsir ekolü
II. Mezhebi tefsir ekolleri
III. Fıkhi tefsir ekolü
Yukarıdakilerden hangisi veya hangileri klasik tefsir ekollerindendir?
II. Mezhebi tefsir ekolleri
III. Fıkhi tefsir ekolü
Yukarıdakilerden hangisi veya hangileri klasik tefsir ekollerindendir?
Seçenekler
A
Yalnız I
B
Yalnız II
C
Yalnız III
D
I ve II
E
II ve III
Açıklama:
Klasik tefsir ekolleri; mezhebî (kelâmî) tefsîr ekolleri, işârî tefsîr ekolü ve fıkhî tefsîr ekolüdür. İctimai tefsir ekolü çağdaş tefsir ekollerindendir. Doğru cevap E'dir.
Soru 23
I. Konulu tefsir ekolü
II. Bilimsel tefsir ekolü
III. Fıkhi tefsir ekolü
Yukarıdakilerden hangisi veya hangileri çağdaş tefsir ekollerindendir?
II. Bilimsel tefsir ekolü
III. Fıkhi tefsir ekolü
Yukarıdakilerden hangisi veya hangileri çağdaş tefsir ekollerindendir?
Seçenekler
A
Yalnız I
B
I ve II
C
II ve III
D
Yalnız III
E
I, II ve III
Açıklama:
Çağdaş tefsîr ekolleri konulu tefsîr ekolü, bilimsel tefsîr ekolü ve ictimâî tefsîr ekolü olarak üç kısımda ele alınmaktadır. Doğru cevap B'dir.
Soru 24
Kur’ân tefsîrini özellikle tevhid ve adalet prensipleri üzerine temellendirildiği, bu prensiplerin yanında dayandığı en önemli unsur akıl olan, aklın kudretli bir unsur, insanın bütünüyle hür ve özgür olduğunun benimsendiği mezhep aşağıdakilerden hangisidir?
Seçenekler
A
Eşarilik
B
Şiilik
C
Mutezile
D
Maturudilik
E
Haricilik
Açıklama:
Mutezile, Kur’ân tefsîrini özellikle tevhid ve adalet prensipleri üzerine temellendirmiştir. Bu prensiplerin dışında mutezile ekolünün dayandığı en önemli unsur, akıldır. Aklın kudretli bir unsur, insanın da bütünüyle hür ve özgür olduğunu benimseyen mutezile, akıl unsurunu, doktrinlerini tevhid ve adalete uygun olmayan her şeyden temizleme aracı olarak kullanır. Onlara göre, sağlam akıl ile sahih nakil (nass) birbiriyle çelişmez. Şâyet akıl ile nakil arasında bir çelişki ortaya çıkarsa, o zaman nakil mutlaka te’vîl edilmelidir. Doğru cevap C'dir.
Soru 25
Mutezili tefsircilerinden en meşhur olanı aşağıdakilerden hangisidir?
Seçenekler
A
Zemahşerî
B
Ebû Müslim el-Isfahânî
C
Kâdî Abdulcebbâr
D
Şerif Murtezâ
E
El-Kummî
Açıklama:
Önemli mutezili tefsircileri ve eserleri şöyle sıralanmaktadır: Ebû Müslim el-Isfahânî, Câmiü’tTe’vîl li Muhkemi’t-Tenzîl; Kâdî Abdulcebbâr, Tenzîhu’l-Kur’ân ani’l-Metâ’in; Şerif Murtezâ, Ğureru’l-Fevâid ve Dureru’l-Kalâid; Zemahşerî, el-Keşşâf an
Hakâiki’t-Tenzîl. Bu tefsîrler içerisinde en meşhur olanı, Zemahşerî’nin Keşşâf ’ıdır. İlgili tefsîr, kelimelerin anlamları, etimolojileri ve gramatik tahlilleri ön plana alarak zâhirî anlamı en güzel şekilde tefsîr etmesi, Kur’ân’ın sanat yönünü belağat ilminin verilerinden yararlanarak titiz ve beliğ bir üslupla ortaya koyması açısından kayda değerdir. Doğru cevap A'dır.
Hakâiki’t-Tenzîl. Bu tefsîrler içerisinde en meşhur olanı, Zemahşerî’nin Keşşâf ’ıdır. İlgili tefsîr, kelimelerin anlamları, etimolojileri ve gramatik tahlilleri ön plana alarak zâhirî anlamı en güzel şekilde tefsîr etmesi, Kur’ân’ın sanat yönünü belağat ilminin verilerinden yararlanarak titiz ve beliğ bir üslupla ortaya koyması açısından kayda değerdir. Doğru cevap A'dır.
Soru 26
Tefsir anlayışı imamet inancıyla şekillenmiş olan mezhep aşağıdakilerden hangisidir?
Seçenekler
A
Şia
B
Eşarilik
C
Maturudilik
D
Mutezile
E
Haricilik
Açıklama:
İmâmiye Şîasının tefsîr anlayışı, başta imâmet olmak üzere temel inançlarıyla doğrudan ilgilidir. Onlara göre, imâmet, vahiy kurumunun devamı niteliğindedir. Hz. Peygamber vefat edince vahiy kesilmiş ve tebliğ vazifesi sona ermiştir. Ondan sonra dinin hükümlerini uygulama ve dünyada peygamberi temsilen müminleri o hüküm ve emirlere göre idare etme vazifesi, sonraki imâmlara aittir. Doğru cevap A'dır.
Soru 27
I. Bâtınî anlamın, zâhirî anlama ters düşmesi
II. Bâtınî anlamın doğruluğunu teyid eden aklî veya naklî bir delilin bulunması.
III. Bâtınî manaya aykırı dini veya akli bir delilin bulunmaması.
Yukarıdakilerden hangisi veya hangileri işari tefsirin kabul görmesi için gerekli şartlardandır?
II. Bâtınî anlamın doğruluğunu teyid eden aklî veya naklî bir delilin bulunması.
III. Bâtınî manaya aykırı dini veya akli bir delilin bulunmaması.
Yukarıdakilerden hangisi veya hangileri işari tefsirin kabul görmesi için gerekli şartlardandır?
Seçenekler
A
Yalnız I
B
I ve II
C
II ve III
D
I ve III
E
I, II ve III
Açıklama:
İşârî tefsîrin kabul görmesi için müfessirler, şu şartları ileri sürmüşlerdir:
1. Bâtınî anlamın, zâhirî anlama ters düşmemesi.
2. Bâtınî anlamın doğruluğunu teyid eden aklî veya naklî bir delilin bulunması.
3. Bâtınî manaya aykırı dini veya akli bir delilin bulunmaması.
4. Zâhirî mana olmaksızın sadece bâtınî mananın kastedildiğinin iddia edilmemesi gerekmektedir.
Doğru cevap C'dir.
1. Bâtınî anlamın, zâhirî anlama ters düşmemesi.
2. Bâtınî anlamın doğruluğunu teyid eden aklî veya naklî bir delilin bulunması.
3. Bâtınî manaya aykırı dini veya akli bir delilin bulunmaması.
4. Zâhirî mana olmaksızın sadece bâtınî mananın kastedildiğinin iddia edilmemesi gerekmektedir.
Doğru cevap C'dir.
Soru 28
Kur’ândaki bir konuyu, Kur’ân’ın temel hedef ve ilkelerine uygun bir şekilde usûller çerçevesinde bütüncül olarak araştırıp ortaya koymaya çalışan tefsir türü aşağıdakilerden hangisidir?
Seçenekler
A
Konulu tefsir
B
İçtimai tefsir
C
Bilimsel tefsir
D
Fıkhi tefsir
E
İşari tefsir
Açıklama:
Arap tefsîr literatüründe “et-tefsîru’l-mevzûî” olarak geçen “konulu tefsîr”, Kur’ândaki bir konuyu, Kur’ân’ın temel hedef ve ilkelerine uygun bir şekilde belli usûller çerçevesinde bütüncül olarak araştırıp ortaya koyma yöntemine verilen isimdir. Doğru cevap A'dır.
Soru 29
Tefsîr geleneğine ve pozitivizme karşı olan, amacı taklit ve geri kalmışlık bataklığına düşen ümmeti islah edip onun yeniden yükselişini sağlamak ve toplumda meydana gelen problemlere çözüm üretmek olan tefsir ekolü aşağıdakilerden hangisidir?
Seçenekler
A
Fıkhi tefsir ekolü
B
İşari tefsir ekolü
C
Bilimsel tefsir ekolü
D
Harici tefsir ekolü
E
İçtimai tefsir ekolü
Açıklama:
İctimâî tefsîr ekolü, pozitivizmin büyük oranda etkili olduğu 19. asrın son çeyreğinde ortaya çıkan reaksiyonik bir tefsîr akımıdır. Reaksiyonu iki boyut arzetmektedir: Birincisi, tefsîr geleneğine karşıdır. Bu akım sahiplerine göre, önceki bütüncül tefsîrler, içerdiği malzemeler, gramatik polemikler ve gereksiz bilgiler yüzünden Kur’ân mesajını iletmekten uzaklaşmışlardır. İkincisi ise pozitivizme karşıdır. Pozitivist akılcılığa karşı, Kur’ân’ın akla önem verdiğini ve İslâm’ın akla olan uygunluğunu ispat etmeye çalışmışlardır. Amaçları ise taklit ve geri kalmışlık bataklığına düşen ümmeti islah edip onun yeniden yükselişini sağlamaktır. Doğru cevap E'dir.
Soru 30
Emevi zamanında Vâsıl b. Ata tarafından kurulan mezhebe bağlı tefsir ekolü aşağıdakilerden hangisidir?
Seçenekler
A
İctimâî ekolü
B
Mutezile ekolü
C
İşârî ekolü
D
Şîa ekolü
E
Hâricîyye ekolü
Açıklama:
Mutezile, Emevîler zamanında, hicri ikinci asırda Hişam b. Abdülmelik zamanında yaşayan Vâsıl b. Ata’nın kurmuş olduğu mezheptir. Hasan Basri’nin ders halkasında yer alan Vâsıl, büyük günah konusunda hocasından farklı bir görüşe sahip olmasından dolayı ondan ayrılmış (itizal), bu yüzden de mezhebe “mutezile” (ayrılanlar) ismi verilmiştir. Bu mezhebin tefsir ekolü de Mutezile ekolü olarak geçer.
Soru 31
Aşağıdakilerden hangisi Mutezile mezhebinde hakim olan usûl-i hamse isimli beş temel prensipten birisi değildir?
Seçenekler
A
Allah’ın zatında, sıfatlarında ve eylemlerinde tek olduğu inancı
B
Allah’ın hayrı yapması, şerrin meydana gelmesinde etkisinin olmaması
C
Allah’ın sözüne sadık kalması
D
Büyük günah işleyenin ne kâfir ne de mümin olacağı yani, fasık olduğu
E
İyiliği emretmek, kötülüklere engel olamayacağı
Açıklama:
Mutezile, düşünce sistemini “usûl-i hamse” (beş temel prensip) üzerine kurmuştur. Bu beş prensip, tevhid (Allah’ın zatında, sıfatlarında ve eylemlerinde tek olduğu inancı), adalet (Allah’ın hayrı yapması, şerrin meydana gelmesinde etkisinin olmaması), va’d-vaid (Allah’ın sözüne sadık kalması), menzile beynel menzileteyn (büyük günah işleyenin ne kâfir ne de mümin olacağı yani, fasık olduğu) ve emr-i bil ma’ruf ve nehyi ani’l-münkerdir (iyiliği emretmek, kötülüklere engel olmaktır).
Soru 32
Kelime olarak taraftar anlamına gelen ve kendi içinde mutedil-aşırı olmak üzere iki gruba ayrılan mezhebin tefsir ekolü aşağıdakilerden hangisidir?
Seçenekler
A
İşârî ekolü
B
Mutezile ekolü
C
Hâricîyye ekolü
D
Şîa ekolü
E
Fıkhî ekolü
Açıklama:
Şîa, kelime olarak “taraftar” anlamına gelip terim olarak ise Hz. Peygamber’in vefatından sonra Hz. Ali ve Ehl-i beytini halifeliğe layık gören ve halifelerin Hz. Ali soyundan gelmesi gerektiğine inanan topluluğun genel adıdır. Şîa, kendi içinde mutedil ve aşırı olmak üzere iki temel kola ayrılır. Bunların da birçok alt grubu vardır. Şîa’nın genel olarak diğer mezheplerden ayrıldığı temel nokta, mâmet/halifelik meselesidir. Tefsîr bağlamında Şîa’nın büyük bir çoğunluğunu temsil eden
İmâmiyye Mezhebî önem arzetmektedir.
İmâmiyye Mezhebî önem arzetmektedir.
Soru 33
Bir bilim ve sanat dalında ayrı nitelik ve özellikleri bulunan yöntemve akım anlamına gelen kavram, aşağıdakilerden hangisidir?
Seçenekler
A
Ekol
B
Tefsir
C
Mezhep
D
Fıkhi Tefsir
E
İşari Tefsir
Açıklama:
Ekol kavramı, bir bilim ve sanat dalında ayrı nitelik ve özellikleri bulunan yöntem ve akım anlamına gelmektedir
Soru 34
Tefsîr’in temel ekollerini oluşturan yöntemler hangileridir?
Seçenekler
A
Mezhep ve Fıkıh
B
Dirayet ve Rivayet
C
Tefsir ve Bilim
D
Bilim ve Sanat
E
Rivayet ve Fıkıh
Açıklama:
Bir önceki bölümde anlatılan dirâyet ve rivâyet yöntemleri, Tefsîr’in temel
ekollerini oluşturmaktadır. Bunların yanında zaman içerisinde özellikle dirâyet
tefsîr yönteminin alt ekolleri olarak daha dar çerçeveli; ancak derinlikli yeni ekoller ortaya çıkmış; zamanla kendi içerisinde yöntem ve prensipleri geliştirilmiş, temsilcileri oluşmuş ve belli bir literatüre sahip olmuştur.
ekollerini oluşturmaktadır. Bunların yanında zaman içerisinde özellikle dirâyet
tefsîr yönteminin alt ekolleri olarak daha dar çerçeveli; ancak derinlikli yeni ekoller ortaya çıkmış; zamanla kendi içerisinde yöntem ve prensipleri geliştirilmiş, temsilcileri oluşmuş ve belli bir literatüre sahip olmuştur.
Soru 35
İslâm toplumu içerisinde gelişen fırkaların tümü için Kur’ân ve Sünnet vazgeçilmez iki kaynak olduğundan, Ehl-i Sünnet başta olmak üzere Şîa, Mutezile ve Hâricîler kendi mezheplerinin doğruluğunu ıspatlamak için bu iki kaynağa başvurarak görüşlerini bunlarla temellendirmek zorundaydı. Bu zorunluluk bir taraftan Kelâm ilmi içerisinde bir gelişmeye sebep olurken, diğer taraftan tefsîr bağlamında her grubun Kur’ân’ı tefsîr yöntemini de beraberinde getirmiştir. Her grup kendi mezhebine göre bir tefsîr geleneği oluşturmuş, böylece tefsîr ekolleri içerisinde, “...............” alanı yerini almıştır.
Yukarıdaki boşluğa gelecek kavram aşağıdakilerden hangisidir?
Yukarıdaki boşluğa gelecek kavram aşağıdakilerden hangisidir?
Seçenekler
A
Fıkhî Tefsîrler
B
İşârî Tefsîrler
C
Mezhebî Tefsîrler
D
İctimai Tefsirler
E
Bilimsel Tefsirler
Açıklama:
İslâm toplumu içerisinde gelişen fırkaların tümü için Kur’ân ve Sünnet vazgeçilmez iki kaynak olduğundan, Ehl-i Sünnet başta olmak üzere Şîa, Mutezile ve Hâricîler kendi mezheplerinin doğruluğunu ıspatlamak için bu iki kaynağa başvurarak görüşlerini bunlarla temellendirmek zorundaydı. Bu zorunluluk bir taraftan Kelâm ilmi içerisinde bir gelişmeye sebep olurken, diğer taraftan tefsîr bağlamında her grubun Kur’ân’ı tefsîr yöntemini de beraberinde getirmiştir. Her grup kendi mezhebine göre bir tefsîr geleneği oluşturmuş, böylece tefsîr ekolleri içerisinde, “mezhebî tefsîrler” alanı yerini almıştır. Başta Ehl-i Sünnet olmak üzere Şîa, Mu’tezile ve Hâricîye ekolleri büyük oranda sistemleşmiş, diğerleri ise Kelâmî fırka düzeyinde kalmıştır.
Soru 36
Klasik Tefsir Ekolleri aşağıdakilerden hangisidir?
1- mezhebî (kelâmî) tefsîr ekolleri
2-işârî tefsîr ekolü
3-fıkhî tefsîr ekolü
1- mezhebî (kelâmî) tefsîr ekolleri
2-işârî tefsîr ekolü
3-fıkhî tefsîr ekolü
Seçenekler
A
Yanlız 1
B
1-3
C
Yanlız 3
D
Hepsi
E
2-3
Açıklama:
Tefsîr ilminin genel yorumlama yöntemlerinin (dirâyet ve rivâyet) dışında Kur’ân âyetlerinin belli bir kısmıyla alakalı olarak özel açıklama biçimlerine sahip ekoller ortaya çıkmıştır. Bu açıklama biçimlerinin birçoğu, tefsîr tarihinin başlangıcına kadar uzanır. Çağdaş döneme kadar gelişen bu akımlar, klasik tefsîr ekolleri olarak adlandırılır. Bu ekoller, mezhebî (kelâmî) tefsîr ekolleri, işârî tefsîr ekolü ve fıkhî tefsîr ekolüdür
Soru 37
Tefsir bağlamında Şia'nın büyük çoğunluğunu oluşturan ve İsna aşeriyye ve Caferiyye gibi isimlerle de anılan mezhep aşağıdakilerden hangisidir?
Seçenekler
A
Zeyd'iyye Mezhebi
B
İsmâ‘il’îyye Mezhebi
C
Hâricîye Mezhebi
D
İmâmiyye Mezhebî
E
Mutezile Mezhebi
Açıklama:
Tefsîr bağlamında Şîa’nın büyük bir çoğunluğunu temsil eden İmâmiyye Mezhebî önem rzetmektedir.İsna aşeriyye ve Caferiyye gibi adlarla da anılan İmâmiyye mezhebi, Hz. Peygamberin hayatında iken, kendisinden sonra halifeliğe (imâmet) Hz. Ali’nin geçmesini açıkça beyan ettiğine; Ali’den sonra da hilafetin onun çocuklarına geçmesi gerektiğine inanan Şîa koludur. Daha açık bir ifade ile Hz. Ali’den sonra on iki imâmın halife, 12. imâm Muhammed Mehdî’nin de kayıb ve beklenen imâm olduğuna inanmaktadırlar.
Soru 38
Tahkim Olayı'ndan sonra ayrılan ve yerleştikleri bölge nedeniyle isimlerini alan mezhep aşağıdakilerden hangisidir?
Seçenekler
A
Hâriciyye
B
İsnâaşeriyye
C
Zeyd’îyye
D
İsmâ‘il’îyye
E
Şiîlik
Açıklama:
Üçüncü halife Hz. Osman’ın şehid edilmesinden sonra yeni halifenin seçimi konusunda sahabe arasında ihtilaf baş göstermiş, bir kısmı Hz. Ali’nin; bir kısmı da Hz. Muaviye’nin halife olmasını istemiştir. Tartışmalar büyümüş, sonra iki grup Sıffin savaşını yapmıştır. Yenilmek üzere olan Hz. Muaviye’nin hilesiyle bilirkişinin hakemliğine başvurulması önerilmiş, bu nedenle Amr b. As ve Ebû Musa el-Eşari
hakem tayin edilmiştir. Bu olaya tarihte “tahkim olayı” denmektedir. Tahkim olayını Hz. Ali’nin kabul etmesinden dolayı Hz. Ali taraftarları (Şîa) arasından hilafetin zaten Hz. Ali’ye ait olduğunu; onun bu tahkim olayını kabulüyle hata ettiğini ileri süren ve Şîa’dan ayrılan yeni bir fırka oluşmuştur. “Hüküm, Allah’ındır” sloganıyla ayrılan fırka, Hz. Ali’ye bu tahkim olayına razı olmaması gerektiğini söylemiş, kabul görmeyince de Kufe’den ayrılarak “Harura” denilen yere çekilmişlerdir. Bölgeye nispetle bu fırka, Haruriyye, Hz. Ali’den ayrılmasına nispetle de Hâriciyye olarak isimlendirilmiştir.
hakem tayin edilmiştir. Bu olaya tarihte “tahkim olayı” denmektedir. Tahkim olayını Hz. Ali’nin kabul etmesinden dolayı Hz. Ali taraftarları (Şîa) arasından hilafetin zaten Hz. Ali’ye ait olduğunu; onun bu tahkim olayını kabulüyle hata ettiğini ileri süren ve Şîa’dan ayrılan yeni bir fırka oluşmuştur. “Hüküm, Allah’ındır” sloganıyla ayrılan fırka, Hz. Ali’ye bu tahkim olayına razı olmaması gerektiğini söylemiş, kabul görmeyince de Kufe’den ayrılarak “Harura” denilen yere çekilmişlerdir. Bölgeye nispetle bu fırka, Haruriyye, Hz. Ali’den ayrılmasına nispetle de Hâriciyye olarak isimlendirilmiştir.
Soru 39
Ayetlerin mutasavvıfın keşf ve ilham yoluyla elde ettiği bilgiyle yorumlamasına dayanan tefsir türü aşağıdakilerden hangisidir?
Seçenekler
A
İşârî tefsir
B
Fıkhî tefsir
C
Bilimsel tefsir
D
Mutezile tefsir
E
İçtimâî tefsir
Açıklama:
İşârî tefsîr yöntemi, Kur’ân’ı mutasavvıfların (sufilerin) yorumlama tarzıdır. Âyeti, zâhirinden çıkan anlamın ötesinde mutasavvıfın keşf ve ilham yoluyla elde ettiği bilgiyle yorumlamasını ifade etmektedir. Bir anlamda metnin bâtınî anlamının keşfidir. Bu yöntemde yorumlama tarzı, işaret ve remz; yorumlamanın kaynağı, keşf ve ilham; ortaya çıkan bilgi ise “hakikat, latife ve sır” olarak adlandırılmaktadır.
Soru 40
Aşağıdakilerden hangisi önemli İşârî tefsîrlerden birisi değildir?
Seçenekler
A
Rûhu’l-Beyân
B
Bahru’l-Hâkaik ve’l-Me’ânî
C
Letâifü’l İşârât
D
Tefsîru’lKur’âni’l-Azîm
E
Fütubtit-ı Mekkiyye
Açıklama:
En önemli işârî tefsîrler şunlardır: Sehl b. Abdullah et-Tüsterî, Tefsîru’lKur’âni’l-Azîm; Abdurrahman es-Sülemî, Hakâikü’t-Tefsîr; Kuşeyrî, Letâifü’lİşârât; Necmüddin ed-Dâye, Bahru’l-Hâkaik ve’l-Me’ânî; Nimetullah Nahcivânî, el-Fevâtihu’l-İlâhiyye; İsmail Hakkı Bursevî, Rûhu’l-Beyân.
Soru 41
Yalnızca ibadet ve hukukla ilgili ayetleri konu alan tefsirler aşağıdakilerden hangisidir?
Seçenekler
A
Fıkhî tefsir
B
Mutezile tefsir
C
İşârî tefsir
D
Hâricîyye tefsir
E
İçtimâî tefsir
Açıklama:
Kur’ân’da itikâdî, ahlakî, iktisadî, kevnî vb. alanlarla ilgili âyetler bulunduğu gibi, ibadet ve hukukla ilgili âyetler de mevcuttur. Söz konusu âyetlere “ahkâm âyetleri” ismi verilmektedir. İbâdât, muamelat (hukuk) ve ukubat (cezalar) ile ilgili olan bu âyetler, esasen Fıkıh (İslâm Hukuku) ilminin konusudur.
Soru 42
Kur’ân'daki bir hususun araştırılarak belirli usuller çerçevesinde yazıldığı tefsirler aşağıdakilerden hangisidir?
Seçenekler
A
Konulu tefsir
B
Mutezile tefsir
C
İşârî tefsir
D
Fıkhî tefsir
E
İçtimâî tefsir
Açıklama:
Arap tefsîr literatüründe “et-tefsîru’l-mevzûî” olarak geçen “konulu tefsîr”, Kur’ândaki bir konuyu, Kur’ân’ın temel hedef ve ilkelerine uygun bir şekilde belli usûller çerçevesinde bütüncül olarak araştırıp ortaya koyma yöntemine verilen isimdir.
Soru 43
Toplumdaki sosyal, siyasal ve kültüral sorunlara Kur'an'dan yola çıkarak çözüm üretmeyi hedefleyen tefsir türü aşağıdakilerden hangisidir?
Seçenekler
A
İçtimâî tefsir
B
Mutezile tefsir
C
İşârî tefsir
D
Fıkhî tefsir
E
Bilimsel tefsir
Açıklama:
İctimâî tefsîr ekolü, Kur’ân’ın bir hidâyet kitabı olduğu düşüncesinden hareketle mesajını doğrudan bütüncül olarak insanlara ulaştırmayı ve toplumdaki sosyal, siyasal ve kültürel sorunlara Kur’ân’dan çözüm üretmeyi amaçlayan akıma verilen isimdir.
Soru 44
İbadet, hukuk, ahlak ve insan-ilişkileriyle ilgilenen mezheplere ne ad verilir?
Seçenekler
A
İtikadi Mezhep
B
Fıkhi Mezhep
C
Ehl-i Sünnet
D
Ehl-i Bidat
E
Şii mezhebi
Açıklama:
İbadet, hukuk, ahlak ve insan-ilişkileriyle ilgilenen mezheplere ' fıkhî mezhepler ' denmektedir. Tefsîr literatüründe, fıkhî mezhep kavramı ayrı bir ekol (fıkhî tefsîr ekolü) olarak incelenirken, mezhebî tefsîr ekolleri itikat ve Kelâm alanındaki mezheplerle özdeşleşmiş, çeşitlere ayrılmıştır.
Soru 45
Mutezile, düşünce sistemini “usûl-i hamse” (beş temel prensip) üzerine kurmuştur.
Aşağıdakilerden hangisi bu 5 prensipten biri değildir?
Aşağıdakilerden hangisi bu 5 prensipten biri değildir?
Seçenekler
A
tevhid (Allah’ın zatında, sıfatlarında ve eylemlerinde tek
olduğu inancı),
olduğu inancı),
B
adalet (Allah’ın hayrı yapması, şerrin meydana gelmesinde etkisinin olmaması)
C
va’d-vaid (Allah’ın sözüne sadık kalması)
D
menzile beynel menzileteyn (büyük günah işleyenin ne kâfir ne de mümin olacağı yani, fasık olduğu)
E
Mutezili vasıl (iyiliği emretmek, kötülüklere önder olmaktır)
Açıklama:
Mutezile, düşünce sistemini “usûl-i hamse” (beş temel prensip) üzerine kurmuştur. Bu beş prensip, tevhid (Allah’ın zatında, sıfatlarında ve eylemlerinde tek olduğu inancı), adalet (Allah’ın hayrı yapması, şerrin meydana gelmesinde etkisinin olmaması), va’d-vaid (Allah’ın sözüne sadık kalması), menzile beynel menzileteyn (büyük günah işleyenin ne kâfir ne de mümin olacağı yani, fasık olduğu) ve emr-i bil ma’ruf ve nehyi ani’l-münkerdir (iyiliği emretmek, kötülüklere engel olmaktır).
Soru 46
Üçüncü halife Hz. Osman’ın şehid edilmesinden sonra yeni halifenin seçimi konusunda sahabe arasında ihtilaf baş göstermiş, bir kısmı Hz. Ali’nin; bir kısmı da Hz. Muaviye’nin halife olmasını istemiştir. Tartışmalar büyümüş, sonra iki grup Sıffin savaşını yapmıştır. Yenilmek üzere olan Hz. Muaviye’nin hilesiyle bilirkişinin hakemliğine başvurulması önerilmiş, bu nedenle Amr b. As ve Ebû Musa el-Eşari hakem tayin edilmiştir. Tarihte bu olaya ne denir?
Seçenekler
A
Tefsir Olayı
B
Tenkir Olayı
C
Tahkim Olayı
D
Harura Olayı
E
İşari Tefsir Olayı
Açıklama:
Üçüncü halife Hz. Osman’ın şehid edilmesinden sonra yeni halifenin seçimi konusunda sahabe arasında ihtilaf baş göstermiş, bir kısmı Hz. Ali’nin; bir kısmı da Hz. Muaviye’nin halife olmasını istemiştir. Tartışmalar büyümüş, sonra iki grup Sıffin savaşını yapmıştır. Yenilmek üzere olan Hz. Muaviye’nin hilesiyle bilirkişinin hakemliğine başvurulması önerilmiş, bu nedenle Amr b. As ve Ebû Musa el-Eşari hakem tayin edilmiştir. Bu olaya tarihte “tahkim olayı” denmektedir.
Soru 47
Günümüze gelen tek Hariciye tefsîr , aşağıdakilerden hangisidir?
Seçenekler
A
Ezarika
B
Himyanü’z-Zad ila Dari’lMead
C
Sufriyye,
D
İbaziyye
E
Sealibe
Açıklama:
Günümüze gelen tefsîr sadece, İbaziye koluna mensup olan Muhammed b. Yusuf Itfiyyiş’in Himyanü’z-Zad ila Dari’lMead isimli 13 ciltten oluşan matbû tefsîrdir. O da geç dönemlerde yazıldığı için ilk hâricîlerin görüşlerini yansıtan bir tefsîr olmaktan uzaktır. Bu tefsîrin 7 ciltlik Teysirü’t-Tefsîr isimli bir muhtasarı da mevcut olup basılmıştır
Soru 48
İşârî tefsîrin kabul görmesi için müfessirler, şu şartları ileri sürmüşlerdir:
1. Bâtınî anlamın, zâhirî anlama ters düşmemesi.
2. Bâtınî anlamın doğruluğunu teyid eden aklî veya naklî bir delilin bulunması.
3. Bâtınî manaya aykırı dini veya akli bir delilin bulunmaması.
4. Zâhirî mana olmaksızın sadece bâtınî mananın kastedildiğinin iddia edilmemesi gerekmektedir
Aşağıdakilerden hangisinde tüm şartlar doğru olarak verilmiştir?
1. Bâtınî anlamın, zâhirî anlama ters düşmemesi.
2. Bâtınî anlamın doğruluğunu teyid eden aklî veya naklî bir delilin bulunması.
3. Bâtınî manaya aykırı dini veya akli bir delilin bulunmaması.
4. Zâhirî mana olmaksızın sadece bâtınî mananın kastedildiğinin iddia edilmemesi gerekmektedir
Aşağıdakilerden hangisinde tüm şartlar doğru olarak verilmiştir?
Seçenekler
A
Yanlız 1
B
2-3
C
1-3-4
D
1-4
E
1-2-3-4
Açıklama:
İşârî tefsîrin kabul görmesi için müfessirler, şu şartları ileri sürmüşlerdir:
1. Bâtınî anlamın, zâhirî anlama ters düşmemesi.
2. Bâtınî anlamın doğruluğunu teyid eden aklî veya naklî bir delilin bulunması.
3. Bâtınî manaya aykırı dini veya akli bir delilin bulunmaması.
4. Zâhirî mana olmaksızın sadece bâtınî mananın kastedildiğinin iddia edilmemesi gerekmektedir.
Müfessirler nazarında bu şartlara uyan işârî tefsîrin sahih te’vîl olarak kabul
edileceği; uymayanların ise reddedileceği benimsenmiştir.
Yani hepsi.
1. Bâtınî anlamın, zâhirî anlama ters düşmemesi.
2. Bâtınî anlamın doğruluğunu teyid eden aklî veya naklî bir delilin bulunması.
3. Bâtınî manaya aykırı dini veya akli bir delilin bulunmaması.
4. Zâhirî mana olmaksızın sadece bâtınî mananın kastedildiğinin iddia edilmemesi gerekmektedir.
Müfessirler nazarında bu şartlara uyan işârî tefsîrin sahih te’vîl olarak kabul
edileceği; uymayanların ise reddedileceği benimsenmiştir.
Yani hepsi.
Soru 49
Kur’ân’ın bir hidâyet kitabı olduğu düşüncesinden hareketle mesajını doğrudan bütüncül olarak insanlara ulaştırmayı ve toplumdaki sosyal, siyasal ve kültürel sorunlara Kur’ân’dan çözüm üretmeyi amaçlayan akım , aşağıdakilerden hangisidir?
Seçenekler
A
İctimai Tefsir Ekolu
B
Bilimsel Tefsir Ekolu
C
Konulu Tefsir Ekolu
D
Fıkhî Tefsîr Ekolü
E
İşârî Tefsîr Ekolü
Açıklama:
İctimâî tefsîr ekolü, Kur’ân’ın bir hidâyet kitabı olduğu düşüncesinden hareketle mesajını doğrudan bütüncül olarak insanlara ulaştırmayı ve toplumdaki sosyal, siyasal ve kültürel sorunlara Kur’ân’dan çözüm üretmeyi amaçlayan akıma verilen isimdir.
Soru 50
Aşağıdaki mezheplerden hangisi Emevîler zamanında, hicri ikinci asırda Hişam b. Abdülmelik zamanında yaşayan Vâsıl b. Ata tarafından kurulmuştur?
Seçenekler
A
Cehmiyye
B
Mutezile
C
Şîa
D
Hâricîyye
E
Müşebbihe
Açıklama:
Mutezilî Tefsîr Ekolü
Mutezile, Emevîler zamanında, hicri ikinci asırda Hişam b. Abdülmelik zamanında
yaşayan Vâsıl b. Ata’nın kurmuş olduğu mezheptir. Hasan Basri’nin ders
halkasında yer alan Vâsıl, büyük günah konusunda hocasından farklı bir görüşe
sahip olmasından dolayı ondan ayrılmış (itizal), bu yüzden de mezhebe “mutezile”
(ayrılanlar) ismi verilmiştir.
Mutezile, Emevîler zamanında, hicri ikinci asırda Hişam b. Abdülmelik zamanında
yaşayan Vâsıl b. Ata’nın kurmuş olduğu mezheptir. Hasan Basri’nin ders
halkasında yer alan Vâsıl, büyük günah konusunda hocasından farklı bir görüşe
sahip olmasından dolayı ondan ayrılmış (itizal), bu yüzden de mezhebe “mutezile”
(ayrılanlar) ismi verilmiştir.
Soru 51
Mutezile âlimleri, hangi halifeyi etkileyerek mezhebi resmi ideoloji haline getirdiler?
Seçenekler
A
Mervan
B
Mansur
C
Muaviye
D
Me’mun
E
Mustekfi
Açıklama:
Mutezile, Vâsıl b. Ata ve Amr b. Ubeyd’in görüşleriyle ortaya çıkmış, Abbâsîler
döneminde gelişme göstermiştir. Özellikle Halife Me’mun döneminde mutezile
âlimleri, halifeyi etkileyerek mezhebi resmi ideoloji haline getirdiler; hatta Ehl-i
Sünnet âlimlerine karşı çeşitli baskı ve şiddet uygulanmasına sebebiyet verdiler.
döneminde gelişme göstermiştir. Özellikle Halife Me’mun döneminde mutezile
âlimleri, halifeyi etkileyerek mezhebi resmi ideoloji haline getirdiler; hatta Ehl-i
Sünnet âlimlerine karşı çeşitli baskı ve şiddet uygulanmasına sebebiyet verdiler.
Soru 52
Aşağıdakilerden hangisi Mutezile'nin Ehl-i Sünnet tarafından kabul edilmeyen görüşlerden değildir??
Seçenekler
A
Kaderin inkâr edilmesi
B
İnsan’ın mutlak iradeye sahip olması
C
Kâfirlerin cehennemde sonsuz kalması
D
Tövbe etmeden ölenlerin bağışlanmayacağı
E
Allah’ın şerrin meydana gelmesinde etkisinin olmaması
Açıklama:
Mutezile, düşünce sistemini “usûl-i hamse” (beş temel prensip) üzerine kurmuştur.
Bu beş prensip, tevhid (Allah’ın zatında, sıfatlarında ve eylemlerinde tek
olduğu inancı), adalet (Allah’ın hayrı yapması, şerrin meydana gelmesinde etkisinin
olmaması), va’d-vaid (Allah’ın sözüne sadık kalması), menzile beynel menzileteyn
(büyük günah işleyenin ne kâfir ne de mümin olacağı yani, fasık olduğu)
ve emr-i bil ma’ruf ve nehyi ani’l-münkerdir (iyiliği emretmek, kötülüklere engel
olmaktır). Kelâmî sistemlerini bu beş temel üzerine kuran Mutezile’nin Ehl-i Sünnet
tarafından kabul edilmeyen temel görüşleri şunlardır: Kaderi inkâr ederler.
İnsan’ın mutlak iradeye sahip olduğunu; kendi eylemlerini yarattığını benimserler.
Allah’ın hayrı yarattığına; şerri yaratmadığına inanırlar. Allah’ın bazı kadim
sıfatlarını ona nispet etmezler. Tövbe etmeden ölenlerin bağışlanmayacağını ve
fasıkın ebedi olarak cehennemde kalacağını savunurlar.
Bu beş prensip, tevhid (Allah’ın zatında, sıfatlarında ve eylemlerinde tek
olduğu inancı), adalet (Allah’ın hayrı yapması, şerrin meydana gelmesinde etkisinin
olmaması), va’d-vaid (Allah’ın sözüne sadık kalması), menzile beynel menzileteyn
(büyük günah işleyenin ne kâfir ne de mümin olacağı yani, fasık olduğu)
ve emr-i bil ma’ruf ve nehyi ani’l-münkerdir (iyiliği emretmek, kötülüklere engel
olmaktır). Kelâmî sistemlerini bu beş temel üzerine kuran Mutezile’nin Ehl-i Sünnet
tarafından kabul edilmeyen temel görüşleri şunlardır: Kaderi inkâr ederler.
İnsan’ın mutlak iradeye sahip olduğunu; kendi eylemlerini yarattığını benimserler.
Allah’ın hayrı yarattığına; şerri yaratmadığına inanırlar. Allah’ın bazı kadim
sıfatlarını ona nispet etmezler. Tövbe etmeden ölenlerin bağışlanmayacağını ve
fasıkın ebedi olarak cehennemde kalacağını savunurlar.
Soru 53
Tefsîr bağlamında Şîa’nın büyük bir çoğunluğunu hangi mezhep temsil eder?
Seçenekler
A
İmamiyye
B
Zeydiyye
C
İsmailiyye
D
Cehmiyye
E
Hâricîyye
Açıklama:
Şîa, kelime olarak “taraftar” anlamına gelip terim olarak ise Hz. Peygamber’in vefatından sonra Hz. Ali ve Ehl-i beytini halifeliğe layık gören ve halifelerin Hz. Ali soyundan gelmesi gerektiğine inanan topluluğun genel adıdır. Şîa, kendi içinde mutedil ve aşırı olmak üzere iki temel kola ayrılır. Bunların da birçok alt grubu vardır. Şîa’nın genel olarak diğer mezheplerden ayrıldığı temel nokta, imâmet/halifelik meselesidir. Tefsîr bağlamında Şîa’nın büyük bir çoğunluğunu temsil eden İmâmiyye Mezhebî önem arzetmektedir.
Soru 54
Aşağıdaki mezheplerden hangisi 12. imâmın ahir zamanda ortaya çıkacağına ve Şîîleri kurtaracağına, mehdînin ortaya çıkışından sonra Hz. Peygamber, Hz. Ali, Hasan, Hüseyin ve hatta tüm imâmların tekrar dünyaya döneceğine, mehdînin dönüşüne kadar düşmanlarından korunmak için kendilerini gizleyip, olduklarından farklı görünmeleri gerektiğine inanırlar?
Seçenekler
A
Zeydiyye
B
İsmailiyye
C
Cehmiyye
D
İmamiyye
E
Hâricîyye
Açıklama:
İmamiyye mezhebinin temel görüşleri şunlardır: Onlar, imâmların günahtan korunduklarına (masum), 12. imâmın ahir zamanda ortaya çıkacağına ve Şîîleri kurtaracağına (mehdî muntazar); mehdînin ortaya çıkışından sonra Hz. Peygamber, Hz. Ali, Hasan, Hüseyin ve hatta tüm imâmların tekrar dünyaya döneceğine (ricat); mehdînin dönüşüne kadar düşmanlarından korunmak için kendilerini gizleyip, olduklarından farklı görünmeleri gerektiğine (takiyye) inanırlar.
Soru 55
Aşağıdakilerden hangisi tahkim olayını Hz. Ali’nin kabul etmesinden dolayı Hz. Ali taraftarları (Şîa) arasından hilafetin
zaten Hz. Ali’ye ait olduğunu; onun bu tahkim olayını kabulüyle hata ettiğini ileri
sürererek Şîa’dan ayrılan fırkadır?
zaten Hz. Ali’ye ait olduğunu; onun bu tahkim olayını kabulüyle hata ettiğini ileri
sürererek Şîa’dan ayrılan fırkadır?
Seçenekler
A
İsmailiyye
B
Zeydiyye
C
Hâricîyye
D
İmamiyye
E
Cehmiyye
Açıklama:
Üçüncü halife Hz. Osman’ın şehid edilmesinden sonra yeni halifenin seçimi konusunda sahabe arasında ihtilaf baş göstermiş, bir kısmı Hz. Ali’nin; bir kısmı da
Hz. Muaviye’nin halife olmasını istemiştir. Tartışmalar büyümüş, sonra iki grup
Sıffin savaşını yapmıştır. Yenilmek üzere olan Hz. Muaviye’nin hilesiyle bilirkişinin
hakemliğine başvurulması önerilmiş, bu nedenle Amr b. As ve Ebû Musa el-Eşari
hakem tayin edilmiştir. Bu olaya tarihte “tahkim olayı” denmektedir. Tahkim olayını
Hz. Ali’nin kabul etmesinden dolayı Hz. Ali taraftarları (Şîa) arasından hilafetin
zaten Hz. Ali’ye ait olduğunu; onun bu tahkim olayını kabulüyle hata ettiğini ileri
süren ve Şîa’dan ayrılan yeni bir fırka oluşmuştur. “Hüküm, Allah’ındır” sloganıyla
ayrılan fırka, Hz. Ali’ye bu tahkim olayına razı olmaması gerektiğini söylemiş, kabul
görmeyince de Kufe’den ayrılarak “Harura” denilen yere çekilmişlerdir. Bölgeye
nispetle bu fırka, Haruriyye, Hz. Ali’den ayrılmasına nispetle de Hâriciyye olarak
isimlendirilmiştir. Hz. Ali, onlarla savaşmış, onları hezimete uğratmış, fakat tamamıyla ortadan kaldıramamıştır. Sonra Hz. Ali’nin şehid olmasına bu grup sebeb
olmuştur. Aynı grupla önce Emevîler, sonra da Abbâsîler mücadele ederek onlara
büyük zararlar vermişlerdir. Bundan sonra Hâricîler de kendi içlerinde farklı konularda ihtilafa düşerek çeşitli kollara (Ezarika, Sufriyye, Sealibe, İbaziyye, Acaride vb.) ayrılmışlardır. Günümüze kadar sadece İbaziyye fırkası varlığını sürdürebilmiştir.
Mağrib ve Yemen taraflarında azınlık olarak mevcutturlar.
Hz. Muaviye’nin halife olmasını istemiştir. Tartışmalar büyümüş, sonra iki grup
Sıffin savaşını yapmıştır. Yenilmek üzere olan Hz. Muaviye’nin hilesiyle bilirkişinin
hakemliğine başvurulması önerilmiş, bu nedenle Amr b. As ve Ebû Musa el-Eşari
hakem tayin edilmiştir. Bu olaya tarihte “tahkim olayı” denmektedir. Tahkim olayını
Hz. Ali’nin kabul etmesinden dolayı Hz. Ali taraftarları (Şîa) arasından hilafetin
zaten Hz. Ali’ye ait olduğunu; onun bu tahkim olayını kabulüyle hata ettiğini ileri
süren ve Şîa’dan ayrılan yeni bir fırka oluşmuştur. “Hüküm, Allah’ındır” sloganıyla
ayrılan fırka, Hz. Ali’ye bu tahkim olayına razı olmaması gerektiğini söylemiş, kabul
görmeyince de Kufe’den ayrılarak “Harura” denilen yere çekilmişlerdir. Bölgeye
nispetle bu fırka, Haruriyye, Hz. Ali’den ayrılmasına nispetle de Hâriciyye olarak
isimlendirilmiştir. Hz. Ali, onlarla savaşmış, onları hezimete uğratmış, fakat tamamıyla ortadan kaldıramamıştır. Sonra Hz. Ali’nin şehid olmasına bu grup sebeb
olmuştur. Aynı grupla önce Emevîler, sonra da Abbâsîler mücadele ederek onlara
büyük zararlar vermişlerdir. Bundan sonra Hâricîler de kendi içlerinde farklı konularda ihtilafa düşerek çeşitli kollara (Ezarika, Sufriyye, Sealibe, İbaziyye, Acaride vb.) ayrılmışlardır. Günümüze kadar sadece İbaziyye fırkası varlığını sürdürebilmiştir.
Mağrib ve Yemen taraflarında azınlık olarak mevcutturlar.
Soru 56
Aşağıdakilerden hangisi Hz. Ali'nin şehid olmasına sebep olmuştur?
Seçenekler
A
İsmailiyye
B
Zeydiyye
C
Hâricîyye
D
İmamiyye
E
Cehmiyye
Açıklama:
Tahkim olayını Hz. Ali’nin kabul etmesinden dolayı Hz. Ali taraftarları (Şîa) arasından hilafetin zaten Hz. Ali’ye ait olduğunu; onun bu tahkim olayını kabulüyle hata ettiğini ileri süren ve Şîa’dan ayrılan yeni bir fırka oluşmuştur. “Hüküm, Allah’ındır” sloganıyla ayrılan fırka, Hz. Ali’ye bu tahkim olayına razı olmaması gerektiğini söylemiş, kabul görmeyince de Kufe’den ayrılarak “Harura” denilen yere çekilmişlerdir. Bölgeye nispetle bu fırka, Haruriyye, Hz. Ali’den ayrılmasına nispetle de Hâriciyye olarak isimlendirilmiştir. Hz. Ali, onlarla savaşmış, onları hezimete uğratmış, fakat tamamıyla ortadan kaldıramamıştır. Sonra Hz. Ali’nin şehid olmasına bu grup sebep olmuştur.
Soru 57
Aşağıdaki harici kollarından hangisi günümüzde Mağrib ve Yemen taraflarında azınlık olarak mevcutturlar?
Seçenekler
A
Acaride
B
Sufriyye
C
Ezarika
D
Sealibe
E
İbaziyye
Açıklama:
Tahkim olayını Hz. Ali’nin kabul etmesinden dolayı Hz. Ali taraftarları (Şîa) arasından hilafetin zaten Hz. Ali’ye ait olduğunu; onun bu tahkim olayını kabulüyle hata ettiğini ileri süren ve Şîa’dan ayrılan yeni bir fırka oluşmuştur. “Hüküm, Allah’ındır” sloganıyla ayrılan fırka, Hz. Ali’ye bu tahkim olayına razı olmaması gerektiğini söylemiş, kabul görmeyince de Kufe’den ayrılarak “Harura” denilen yere çekilmişlerdir. Bölgeye nispetle bu fırka, Haruriyye, Hz. Ali’den ayrılmasına nispetle de Hâriciyye olarak isimlendirilmiştir. Hz. Ali, onlarla savaşmış, onları hezimete uğratmış, fakat tamamıyla ortadan kaldıramamıştır. Sonra Hz. Ali’nin şehid olmasına bu grup sebep olmuştur. Aynı grupla önce Emevîler, sonra da Abbâsîler mücadele ederek onlara büyük zararlar vermişlerdir. Bundan sonra Hâricîler de kendi içlerinde farklı konularda ihtilafa düşerek çeşitli kollara (Ezarika, Sufriyye, Sealibe, İbaziyye, Acaride vb.) ayrılmışlardır. Günümüze kadar sadece İbaziyye fırkası varlığını sürdürebilmiştir.Mağrib ve Yemen taraflarında azınlık olarak mevcutturlar.
Soru 58
Aşağıdaki tefsîr yöntemlerinden hangisi Kur’ân’ı mutasavvıfların (sufilerin) yorumlama tarzıdır ve âyeti, zâhirinden çıkan anlamın ötesinde mutasavvıfın keşf ve ilham yoluyla elde ettiği bilgiyle yorumlamasını ifade etmektedir?
Seçenekler
A
haricî
B
şiî
C
mutezilî
D
işârî
E
bilimsel
Açıklama:
İşârî tefsîr yöntemi, Kur’ân’ı mutasavvıfların (sufilerin) yorumlama tarzıdır.
Âyeti, zâhirinden çıkan anlamın ötesinde mutasavvıfın keşf ve ilham yoluyla
elde ettiği bilgiyle yorumlamasını ifade etmektedir. Bir anlamda metnin bâtınî
anlamının keşfidir. Bu yöntemde yorumlama tarzı, işaret ve remz; yorumlamanın
kaynağı, keşf ve ilham; ortaya çıkan bilgi ise “hakikat, latife ve sır” olarak
adlandırılmaktadır.
Âyeti, zâhirinden çıkan anlamın ötesinde mutasavvıfın keşf ve ilham yoluyla
elde ettiği bilgiyle yorumlamasını ifade etmektedir. Bir anlamda metnin bâtınî
anlamının keşfidir. Bu yöntemde yorumlama tarzı, işaret ve remz; yorumlamanın
kaynağı, keşf ve ilham; ortaya çıkan bilgi ise “hakikat, latife ve sır” olarak
adlandırılmaktadır.
Soru 59
Aşağıdakilerden hangisi klasik tefsîr ekollerinden biri değildir?
Seçenekler
A
Mutezilî
B
Şîî
C
Hâricî
D
Fıkhi
E
vİctimai
Açıklama:
Söz konusu tefsîr ekollerini, klasik ve çağdaş şeklinde iki kısma ayırıyoruz.
Klasik dönem, 19. yüzyıl öncesini; çağdaş dönem ise sonrasını içine almaktadır.
Klasik tefsîr ekolleri, üç temel başlıkta incelenmektedir: Mezhebî Tefsîr Ekolleri
(Mutezilî, Şîî, Hâricî ekoller), Fıkhî tefsîr ekolü ve İşârî Tefsîr ekolü. Çağdaş tefsîr
ekolleri ise konulu tefsîr ekolü, bilimsel tefsîr ekolü ve ictimâî tefsîr ekolü olarak üç
kısımda ele alınmaktadır.
İctimâî tefsîr ekolünün en belirgin yönü, tefsîrde donukluğu ve durgunluğu
aşmak; mesajın ötesindeki faydasız gramatik polemikler ve ileri detaylardan
uzaklaşarak doğrudan mesaja yoğunlaşmaktır. Bir diğeri ise yaşanan çağda ortaya
çıkan problemlere Kur’ân çerçevesinde çözüm üretmektir. Dolayısıyla bu ekol, bir
taraftan Kur’ân’ın mesajını insanlara iletmek, diğer taraftan da toplumda meydana
gelen problemlere çözüm üretmek şeklinde çift boyutlu bir yaklaşıma sahiptir. Bu
yönüyle vahiy-vakıa ilişkisini çift taraflı dinamik ve işlek bir yapıda sunan bir ekol
olduğu söylenebilir.
İctimâî tefsîr ekolü, pozitivizmin büyük oranda etkili olduğu 19. asrın son
çeyreğinde ortaya çıkan reaksiyonik bir tefsîr akımıdır. Reaksiyonu iki boyut
arzetmektedir: Birincisi, tefsîr geleneğine karşıdır. Bu akım sahiplerine göre,
önceki bütüncül tefsîrler, içerdiği malzemeler, gramatik polemikler ve gereksiz
bilgiler yüzünden Kur’ân mesajını iletmekten uzaklaşmışlardır. İkincisi ise
pozitivizme karşıdır. Pozitivist akılcılığa karşı, Kur’ân’ın akla önem verdiğini ve
İslâm’ın akla olan uygunluğunu ispat etmeye çalışmışlardır. Amaçları ise taklit
ve geri kalmışlık bataklığına düşen ümmeti islah edip onun yeniden yükselişini
sağlamaktır.
Klasik dönem, 19. yüzyıl öncesini; çağdaş dönem ise sonrasını içine almaktadır.
Klasik tefsîr ekolleri, üç temel başlıkta incelenmektedir: Mezhebî Tefsîr Ekolleri
(Mutezilî, Şîî, Hâricî ekoller), Fıkhî tefsîr ekolü ve İşârî Tefsîr ekolü. Çağdaş tefsîr
ekolleri ise konulu tefsîr ekolü, bilimsel tefsîr ekolü ve ictimâî tefsîr ekolü olarak üç
kısımda ele alınmaktadır.
İctimâî tefsîr ekolünün en belirgin yönü, tefsîrde donukluğu ve durgunluğu
aşmak; mesajın ötesindeki faydasız gramatik polemikler ve ileri detaylardan
uzaklaşarak doğrudan mesaja yoğunlaşmaktır. Bir diğeri ise yaşanan çağda ortaya
çıkan problemlere Kur’ân çerçevesinde çözüm üretmektir. Dolayısıyla bu ekol, bir
taraftan Kur’ân’ın mesajını insanlara iletmek, diğer taraftan da toplumda meydana
gelen problemlere çözüm üretmek şeklinde çift boyutlu bir yaklaşıma sahiptir. Bu
yönüyle vahiy-vakıa ilişkisini çift taraflı dinamik ve işlek bir yapıda sunan bir ekol
olduğu söylenebilir.
İctimâî tefsîr ekolü, pozitivizmin büyük oranda etkili olduğu 19. asrın son
çeyreğinde ortaya çıkan reaksiyonik bir tefsîr akımıdır. Reaksiyonu iki boyut
arzetmektedir: Birincisi, tefsîr geleneğine karşıdır. Bu akım sahiplerine göre,
önceki bütüncül tefsîrler, içerdiği malzemeler, gramatik polemikler ve gereksiz
bilgiler yüzünden Kur’ân mesajını iletmekten uzaklaşmışlardır. İkincisi ise
pozitivizme karşıdır. Pozitivist akılcılığa karşı, Kur’ân’ın akla önem verdiğini ve
İslâm’ın akla olan uygunluğunu ispat etmeye çalışmışlardır. Amaçları ise taklit
ve geri kalmışlık bataklığına düşen ümmeti islah edip onun yeniden yükselişini
sağlamaktır.
Ünite 7
Soru 1
Kur’an’da hakîkat anlamında kullanılmış bir kelimenin yan anlamını vermek veya tersine yan anlamında kullanılan bir kelimeye hakîkat anlamını vermenin ne gibi sonuçlar doğurabileceği aşağıdaki şıkların hangisinde açıkça yer verilmiştir?
Seçenekler
A
Anlam kaybını önlemek
B
Şüpheye düşmek
C
Kararsızlık içinde yorumlamak
D
Yanlış tutum sergilemek
E
Anlam tahriflerine yol açmak
Açıklama:
Hakîkat anlamında kullanılmış bir kelimenin yan anlamını vermek veya tersine yan anlamında kullanılan bir kelimeye hakîkat anlamını vermek, anlam değişmelerine, hatta bozulma ve tahriflerine yol açacak; bu durumda ilahi iradenin verdiği mesaj ya yanlış ya da tersi anlaşılacaktır.
Soru 2
Birisine hitaben ‘O, bir arslandır’ ifadesinde hayvanı değil de onun cesaret yönünü karşılamak üzere kullanılırsa hangi anlam türünün ortaya çıktığı aşağıda verilen şıklarda doğru olarak verilmiştir?
Seçenekler
A
Lugavi hakikat
B
Dini hakikat
C
Umumi örfi hakikat
D
Lugavi mecaz
E
Hususi örfi hakikat
Açıklama:
“Esed” (arslan) kelimesi, aslana yönelik olarak “bu hayvan arslandır” sözünde, bilinen yırtıcı hayvan için kulla nılırsa, luğavî hakîkat; bir insana hitaben “Ahmed bir arslandır” ifadesinde de hayvanı değil de onun cesaret yönünü karşılamak üzere kullanılırsa luğavî mecâz olur. Birincisinde, temel anlam “aslan”; ikincisinde ise mecâz anlam olan “cesaret” kastedilmiştir.
Soru 3
Hakîkî failine isnâdına mani bir karînenin bulunması şartıyla, bir alakadan dolayı bir eylemin gerçek failinden başkasına isnâd edilmesine ‘____________________’ denilmektedir? Yandaki boşluğa gelmesi gereken uygun ifade aşağıdaki seçeneklerin hangisinde bulunmaktadır?
Seçenekler
A
Akli mecaz
B
Lugavi mecaz
C
Şeri mecaz
D
Mecaz-ı mürsel
E
İsti’are
Açıklama:
Aklî mecâz, hakîkî failine isnâdına mani bir karînenin bulunması şartıyla, bir alakadan dolayı bir eylemin gerçek failinden başkasına isnâd edilmesidir.
Soru 4
طَلَ َع البَ ْدُر علينا / “üzerimize ay doğdu.” Bahsi geçen ifadede nasıl bir söz sanatı icra edildiği aşağıdaki şıkların hangisinde doğru bir şekilde verilmiştir?
Seçenekler
A
İsti’âre-i müfrede
B
Lugavi hakikat
C
İsti’âre-i asliyye
D
Lugavi mecaz
E
İsti’âre-i tebeiyye
Açıklama:
Peygamberimiz yerine ay kelimesi kullanılmıştır. Cümledeki “bedr/ay” kelimesi, türeme yen isim olduğu için bu isti’âre, isti’ârei asliyyedir.
Soru 5
Aşağıdakilerden hangisinde mecaz-ı mürselde önemli olan unsurlardan biri paylaşılmamıştır?
Seçenekler
A
Sebep-müsebbeb
B
Külliyyet cüziyyet
C
Hal-mahal
D
Faili-meçhul
E
Lazım-melzum
Açıklama:
Mecâzı mürselde alaka, benzerliğin dışındaki başka unsurlardır ki bunların sayısı çoktur. En önemlileri şunlardır: Sebebmüsebbeb (sebebsonuç), külliyyet cüziyyet (bütünparça), halmahal (durumyer), lazımmelzum, âliyet, umûm husûs.
Soru 6
إِنـََّما الُْمْؤِمنُوَن إِ ْخَوةٌ ‘’Müminler, ancak kardeştir” (Hucurat (49), 10) âyetinde ne tür söz sanatından yararlanıldığı aşağıdaki şıkların hangisinde geçmektedir?
Seçenekler
A
Mecaz-ı mürsel
B
Kinaye
C
Teşbih
D
İsti’are
E
Akli mecaz
Açıklama:
Bu ayette hem teşbîh edatı, hem de vechi şebeh hazfedilmiştir. Dolayısı ile bu, teşbîhi beliğdir. Anababaları bir olmadığı için müminler hakîkî manada kardeş olamaya cağından, teşbîhin iki unsurunun hazfiyle beliğ teşbîh yapılmıştır.
Soru 7
َوقَالَ ِت الْيـَُهوُد يَُد اللِّه َمْغلُولَةٌ (Maide, 5)‘’Yahudiler, Allah’ın eli bağlıdır, dediler” ayetindeki ‘eli bağlıdır’ sözüyle kinaye edilmek istenenin ne olduğu aşağıdaki seçeneklerin hangisinde yer almaktadır?
Seçenekler
A
Hikmet sahibi
B
Kudretli olma
C
Adil davranma
D
Cimrilik
E
Merhametli olma
Açıklama:
Bu ayette kinaye edilen ‘cimriliktir’.
Soru 8
Aşağıdakilerden hangisi Kur’an’da umum ifade eden lafızların önemlilerin biri değildir?
Seçenekler
A
İsm-i mevsuller
B
Olumsuz cümlede geçen nekra (belirsiz) kelimeler
C
Başında Lam-ı tarif bulunan kelimeler
D
Cins isimler
E
Soyut isimler
Açıklama:
Soyut isimler Kur’an’da umum ifade eden lafızların önemlilerinden biri değildir.
Soru 9
Kur’an’da geçen Garip kelimelerinin araştırılması ve öğretilmesinin ne zaman başladığı aşağıda verilen şıkların hangisinde genel olarak verilmiştir?
Seçenekler
A
Uhud savaşından sonra
B
Bedir savaşında sonra
C
Hicretle birlikte
D
Hz. Peygamberden sonra
E
Hz. Peygamber zamanında
Açıklama:
Garîb kelimelerin araştırılması ve manalarının öğrenilmesi hususunda Hz. Peygamber’in emri ve sahabenin çabası sonucu genelde Me’ani’lKur’ân, özelde Garîbü’lKur’ân adıyla sözlükler ortaya çıkmıştır.
Soru 10
Aşağıdaki seçeneklerin hangisinde Arap dilinde lafızları farklı, anlamları ise aynı olan kelimelere ne isim verildiği doğru bir şekilde verilmiştir?
Seçenekler
A
Müteradif
B
Mütekarib
C
Müşterek
D
Mütezad
E
Mütebayin
Açıklama:
Arap dilinde lafızları farklı, anlamları ise aynı olan kelimelere müterâdif (eşan lamlı); bu olguya da terâdüf (eşanlamlılık) denmektedir.
Soru 11
Bir tefsîr terimi olarak, her biri kendi içinde müstakil bir çeşit olan ve belli prensip ve kurallara sahip lafız türlerini karşılayan kavram aşağıdakilerden hangisidir?
Seçenekler
A
Elfâzu’l-Kur’ân
B
Garîbu’l-Kur’ân
C
Mücmel-Mübeyyen
D
Mübhemâtü’l-Kur’ân
E
Belagü'l-Kur'an
Açıklama:
Bir tefsîr terimi olarak Elfâzu’l-Kur’ân, her biri kendi içinde müstakil bir çeşit olan ve belli prensip ve kurallara sahip lafız türlerini karşılayan bir kavramdır.
Soru 12
Kur’ân lafızları, yüklendiği anlamlar açısından ya temel anlama ya da yan anlamlara gelirler. Aşağıdakilerden hangisi yan anlam değildir?
Seçenekler
A
mecâzî
B
İsti’âri
C
Kinâî
D
Teşbîhî
E
İbtidaî
Açıklama:
Bu tanım kapsamına giren Kur’ân lafızları, yüklendiği anlamlar açısından ya temel anlama ya da yan anlamlara gelirler. Temel anlam, hakîkî anlam; yan anlamlar da mecâzî, isti’âri, kinâî ve teşbîhî anlam kavramlarıyla ifade edilir.
Soru 13
Kelimelerin anlamının geniş veya dar olan kısmları için .............. (genel anlamlı) lafız veya hâss (dar anlamlı) lafız kavramları kullanılır.
Boş bırakılan yere aşağıdakilerden hangisi getirilmelidir?
Boş bırakılan yere aşağıdakilerden hangisi getirilmelidir?
Seçenekler
A
Garîb
B
Âmm
C
Hâss
D
Mücmel
E
Mübhemâtü’l
Açıklama:
Kelimelerin anlamının geniş veya dar olan kısmları için âmm (genel anlamlı) lafız veya hâss (dar anlamlı) lafız kavramları kullanılır.
Soru 14
Kur’ân lafızlarının yaşadığı toplumda az kullanıldığı veya yabancı kaynaklı olduğu için anlaşılması zor olan kapalı lafızlarına hangi sim verilir?
Seçenekler
A
Mübhem
B
Mücmel
C
Garîb
D
Nahiv
E
Sarf
Açıklama:
Kur’ân lafızlarının yaşadığı toplumda az kullanıldığı veya yabancı kaynaklı olduğu için anlaşılması zor olan kapalı lafızlarına garîb denir.
Soru 15
Kur’ân’da ismi açıkça zikredilmeyip kapalı ifadelerle (ism-i mevsul, zamir vb.) zikredildiğinden kapalı kalan lafız ve ibarelere ne denir?
Seçenekler
A
Garîb
B
Mübhem
C
Mücmel
D
Mücmel-Mübeyyen
E
Sarf
Açıklama:
Kur’ân’da ismi açıkça zikredilmeyip kapalı ifadelerle (ism-i mevsul, zamir vb.) zikredildiğinden kapalı kalan lafız ve ibareleri mübhem ve Kur’ân’da sözü söyleyenin açıklamadığı sürece anlaşılamayan lafızları da mücmel kavramlarıyla karşılamaktadır.
Soru 16
.................... “hakka” kelimesinden türemiş olup sözlükte, “gerçek, öz, temel, asıl” gibi anlamlara gelmektedir.
Boş bırakılan yere aşağıdakilerden hangisi getirilmelidir?
Boş bırakılan yere aşağıdakilerden hangisi getirilmelidir?
Seçenekler
A
Haysiyet
B
Hidayet
C
Hakkaniyet
D
Hakîkat
E
Hikmet
Açıklama:
Hakîkat, “hakka” kelimesinden türemiş olup sözlükte, “gerçek, öz, temel, asıl”
gibi anlamlara gelmektedir.
gibi anlamlara gelmektedir.
Soru 17
Sözlükte “bir şeyi aşmak, geçmek” anlamına gelen “câze” fiilinden türemiş olan terim aşağıdakilerden hangisidir?
Seçenekler
A
Mâcez
B
İzâfet
C
Mecâz
D
İcâzet
E
Âciz
Açıklama:
Mecâz, sözlükte “bir şeyi aşmak, geçmek” anlamına gelen “câze” fiilinden türemiş olup terim olarak, kelimenin, hakîkî anlamıyla arasındaki bir ilgiden ve hakîkî anlamın kastedilmesine engel olan bir karîneden dolayı hakîkat anlamı dışında başka bir manada kullanılmasıdır.
Soru 18
Lafzın umûmî dilde konulduğu anlamda kullanılmasına ne denir?
Seçenekler
A
Luğavî hakîkat
B
Şerî/dînî hakîkat
C
Umûmî örfî hakîkat
D
Husûsî örfî hakîkat
E
sti’âre
Açıklama:
Luğavî hakîkat: Lafzın umûmî dilde konulduğu anlamda kullanılmasıdır. Bunun karşısında ise luğavî mecâz vardır; bu ise lafzın umûmî dilde konulduğu mananın dışında bir anlamda kullanılmasıdır.
Soru 19
İsti’âre sözlükte hangi anlama gelir?
Seçenekler
A
“Ayrıntılı olarak açıklanmamış lafız, anahatlarıyla sunulan söz, muğlak/kapalı”
B
“Birinden bir şeyi ödünç almak”
C
“Bilinmeyen, az bilinen, kapalı, tek/nadir, yabancı, tuhaf ”
D
“Gerçek, öz, temel, asıl”
E
“Bir şeyi aşmak, geçmek”
Açıklama:
İsti’âre, sözlükte “birinden bir şeyi ödünç almak” anlamına gelir.
Soru 20
Müterâdif Lafızlar denildiğinde aşağıdakilerden hangisi anlaşılmalıdır?
Seçenekler
A
Eşanlamlılık
B
Ayrı Anlamlılık
C
Yakınanlamlılık
D
Çokanlamlılık
E
Zıt Anlamlılık
Açıklama:
Arap dilinde lafızları farklı, anlamları ise aynı olan kelimelere müterâdif (eşanlamlı); bu olguya da terâdüf (eşanlamlılık) denmektedir.
Soru 21
Kur’an lafızlarının yaşadığı toplumda az kullanıldığı veya yabancı kaynaklı olduğu için anlaşılması zor olan kapalı lafızlara ne ad verilir?
Seçenekler
A
hâss lafız (dar anlam)
B
garîb lafız
C
âmm lafız (genel anlam)
D
mübhem lafız
E
mücmel lafız
Açıklama:
Kur’an lafızlarının yaşadığı toplumda az kullanıldığı veya yabancı kaynaklı olduğu için anlaşılması zor olan kapalı lafızlara garîb ve bu Kur’an ilmine de Garîbu’l-Kur’an denir. Doğru cevap B’dir.
Soru 22
Bir kelimenin, hakiki anlamıyla arasındaki bir ilgiden ve hakiki anlamın kastedilmesine engel olan bir karineden dolayı hakikat anlamı dışında başka bir manada kullanılmasına ne ad verilir?
Seçenekler
A
hakikat
B
istiare
C
mecaz
D
mecaz-ı mürsel
E
teşbih
Açıklama:
Hakikat, bir kelimenin dilde konulduğu ilk ve temel anlamında kullanılmasıdır. Mecaz ise kelimenin, hakiki anlamıyla arasındaki bir ilgiden ve hakiki anlamın kastedilmesine engel olan bir karineden dolayı hakikat anlamı dışında başka bir manada kullanılmasıdır. Doğru cevap C’dir.
Soru 23
Bir kelimenin özel bir bilim ve sanat dalında kazanmış olduğu terim anlamında kullanımına ne ad verilir?
Seçenekler
A
luğavî hakikat
B
dinî hakikat
C
umumî örfî hakikat
D
hususî örfî hakikat
E
aklî mecaz
Açıklama:
kelimenin özel bir bilim ve sanat dalında kazanmış olduğu terim anlamında kullanımıdır. Bunun karşısında ise hususî örfî mecaz olup lafzın bu anlamın dışında kullanımıdır. Meselâ “fiil”, luğavî hakikat olarak “eylem, iş” anlamlarına gelirken gramerde zamana bağlı olarak bir işin yapılmasını anlatan bir terim manasıyla hususî örfî hakikat olmuştur. Bu son anlamın dışında kullanılması da hususî örfî mecazî olur. Doğru cevap D’dir.
Soru 24
Kendisinden istiare yapılan unsura ne ad verilir?
Seçenekler
A
müsteârun minh
B
müsteâr
C
müsteârun leh
D
karine
E
istiare-i asliyye
Açıklama:
Müste’ârun minh, kendisinden istiare yapılan unsura denir. Doğru cevap A’dır.
Soru 25
Teşbih edatının zikredildiği teşbih türüne ne ad verilir?
Seçenekler
A
Teşbih-i müekked
B
Teşbih-i mücmel
C
Teşbih-i mufassal
D
Teşbih-i beliğ
E
Teşbih-i mürsel
Açıklama:
Teşbihin unsurlarının bulunup bulunmaması açısından beş çeşidi vardır: 1. Teşbih-i mürsel: Teşbih edatının zikredildiği teşbih türüdür. 2. Teşbih-i müekked: Teşbih edatının hazfedildiği türdür. 3. Teşbih-i mücmel: Vech-i şebehin hazfedildiği teşbih türüdür. 4. Teşbih-i mufassal: Vech-i şebehin zikredildiği teşbih türüdür. 5. Teşbih-i beliğ: Vech-i şebeh ve teşbih edatının her ikisinin hazfedilip sadece müşebbeh ve müşebbehün bihin zikredildiği teşbîh türüdür. Teşbihin en kuvvetli ve en beliğ çeşididir. Bunun sebebi ise, o iki öğenin hazfedilmesiyle müşebbeh ile müşebbehün bihin eşit düzeyde ilgili sıfatta birleştirilmesidir. Yani müşebbehin, neredeyse müşebbehün bih seviyesine getirilmesidir.
Soru 26
Bir sözün, hakiki manası da kastedilebilecek şekilde, hakiki anlamın dışında bir anlamda kullanmasına ne ad verilir?
Seçenekler
A
teşbih
B
kinaye
C
istiare
D
mecaz
E
hakikat
Açıklama:
Kinaye, gizlemek, örtmek anlamına gelen “كىن “fiilinden türemiş olup terim olarak bir sözü, hakiki manası da kastedilebilecek şekilde, hakiki anlamın dışında bir anlamda kullanmaya verilen isimdir. Doğru cevap B’dir.
Soru 27
Kur’an’da az kullanılması, farklı lehçe ve dillerden alınması sebebiyle manası sözlüklere veya ilgili mercilere başvurulmadan anlaşılmayan kapalı lafızlara ne ad verilir?
Seçenekler
A
mübhemâtü’l-Kur’an
B
mücmel-mübeyyen
C
muhassıs
D
garîbu’l-Kur’an
E
mufassal
Açıklama:
Garîb lafzı, sözlükte “bilinmeyen, az bilinen, kapalı, tek/nadir, yabancı, tuhaf ” gibi anlamlara gelmektedir. Terim olarak ise az kullanılması, farklı lehçe ve dillerden alınması sebebiyle manası sözlüklere veya ilgili mercilere başvurulmadan anlaşılmayan kapalı lafız şeklinde tanımlanmaktadır. Kur’ân’ın nazil olduğu dönemlerde Hicaz bölgesinde Araplar, çok sayıda kabileden; Arap dili ise, onlarca lehçeden oluşmaktaydı. Peygamberin lehçesi ise Kureyş lehçesiydi. Tüm lehçeler, büyük oranda dil malzemesi ve kullanımı açısından birleşmekle beraber lafız, anlam ve ses yönünden birbirinden farklılık arzeden yönleri de vardı. Ayrıca Arap kabilelerinin ziyaret ve ticaret ilişkileri, gerek anlam gerekse ses boyutunda etkileşime, kelime aktarımına ve dil özelliklerinin transferine sebep olabiliyordu. Doğru cevap D’dir.
Soru 28
Aşağıdakilerden hangisi Kur’an’da yer alan müphem ifadelerin sebeplerinden biri değildir?
Seçenekler
A
Müphem kelimenin anlamının Kur’an’ın başka bir yerinde geçmesi.
B
Müphem lafzın meşhur olmasından dolayı kolayca tespit edilebilmesi.
C
Mesajın anlaşılmasını zorlaştırmak.
D
Kişiyi rencide etmemek için adının açıklanmaması.
E
İsim belirtilmesinde önemli bir faydanın olmaması.
Açıklama:
C seçeneğinde verilen bilgi yanlıştır. Kur’an’ın, mesajın anlaşılmasını zorlaştırmak gibi özel bir gayesi olmaz. Doğru cevap C’dir.
Soru 29
Arap dilinde lafızları da anlamları da farklı kelimelere ne ad verilir?
Seçenekler
A
mütebâyin
B
müterâdif
C
mütekârib
D
müşterek
E
mütezâd
Açıklama:
Arap dilinde lafızları da anlamları da farklı kelimelere mütebâyin (ayrı anlamlı lafızlar), bu olguya da tebâyün (ayrı anlamlılık) denir.
Soru 30
Arap dilinde lafızları farklı, fakat anlamları yakın olan kelimelere ne ad verilir?
Seçenekler
A
mütebâyin
B
müterâdif
C
müşterek
D
mütekârib
E
mütezâd
Açıklama:
Arap dilinde lafızları farklı, fakat anlamları yakın olan kelimelere mütekârib (yakınanlamlı) kelimeler; bu olguya da tekârüb denir. Dilde terâdüf şartlarını bütünüyle sağlayan kelime sayısının azlığına binaen, terâdüf, tam ve cüzi şeklinde taksim edilmiş, cüzi terâdüf kısmı, mütekârib terimiyle karşılanmıştır. Doğru cevap D’dir.
Soru 31
Kur'an'ın anlaşılması hangi düzeyde başlar?
Seçenekler
A
Lafız
B
Terkib (Tamlama)
C
Cümle
D
Paragraf
E
Pasaj
Açıklama:
Kur’ân’ın anlaşılması lafız düzeyinde başlar. Lafızları çeşitleri ve özellikleri ile bilmek, anlamanın başlangıcını teşkil eder. Arap dilinde lafız, isim, fiil ve edat olmak üzere üç kısma ayrılır. Bu üç kısım da kendi içlerinde çeşitlere ayrılır. Bu çeşitlerin prensiplerini Sarf (morfoloji/çekimbilim) ilmi ortaya koyar. Morfolojik olarak Arapça, baştan, ortadan ve sondan eklemeli bir dildir. Bu yüzden de çekim şekilleriyle her üç grup (isim, fiil ve edat) için engin bir çeşitlilik ve anlam zengin liğine sahiptir. Çünkü her bir morfolojik kalıp, kelimenin sözlük anlamı yanında kalıp (siğa) anlamını yüklenir.
Soru 32
Kur’ân lafızları, yüklendiği anlamlar açısından ya temel anlama ya da yan anlamlara gelirler. Anlam çeşitlerinden hangisi 'temel' anlamdır?
Seçenekler
A
Mecâzî anlam
B
Hakiki anlam
C
İsti’âri anlam
D
Kinâî anlam
E
Teşbîhî anlam
Açıklama:
Kur’ân lafızları, yüklendiği anlam lar açısından ya temel anlama ya da yan anlamlara gelirler. Temel anlam, hakîkî anlam; yan anlamlar da mecâzî, isti’âri, kinâî ve teşbîhî anlam kavramlarıyla ifade edilir.
Soru 33
Mecazın iki şartından biri olan hakîkî anlamın kastedilmediğine dair bir ipucunun bulunmasına ne denir?
Seçenekler
A
Alaka
B
Câze
C
Hakka
D
Karine
E
Kinâi
Açıklama:
Kelimenin hakîkat anlamı asıldır. Bir kelimenin mecâz olarak kullanılma sı için, iki temel şart vardır: 1. Mecâzî anlamı hakîkî anlama bağlayan bir bağın bulunmasıdır ki buna “alaka” denir. 2. Hakîkî anlamın kastedilmediğine dair bir ipucunun bulunmasıdır ki buna da “karîne” denir. Karîne de ya karînei lafziyye ya da karînei haliyye olur.
Soru 34
Kelimenin özel bir bilim ve sanat dalında kazanmış olduğu terim anlamında kullanımı ne çeşit hakîkattir?
Seçenekler
A
Luğavî hakîkat
B
Şerî/dînî hakîkat
C
Umûmî örfî hakîkat
D
Aklî hakîkat
E
Husûsî örfî hakîkat
Açıklama:
Husûsî örfî hakîkat, kelimenin özel bir bilim ve sanat dalında kazanmış olduğu terim anlamında kullanımıdır. Bunun karşısında ise husûsî örfî mecâz olup lafzın bu anlamın dışında kullanımıdır. Meselâ “fiil”, luğavî hakîkat olarak “eylem, iş” anlamlarına gelirken gramerde zamana bağlı olarak bir işin yapılmasını anlatan bir terim manasıyla husûsî örfî hakîkat olmuştur. Bu son anlamın dışında kulla nılması da husûsî örfî mecâzî olur.
Soru 35
(Duhan, 44,29) âyetinin anlamı “gök ve yer onlar için ağlamadı”dır. Burada ağlamanın, sema ve arzın değil de insanın bir özelliği olmasına ne isim verilir?
Seçenekler
A
Müste’âr
B
Müste’ârun leh
C
Müste’ârun minh
D
Karîne
E
Alaka
Açıklama:
İsti’ârenin unsurları şunlardır:
1. Müste’âr: isti’âre lafzı (müste’ârun minhten müste’ârun lehe nakledilen la
fız).
2. Müste’ârun leh: kendisi için isti’âre yapılan unsur.
3. Müste’ârun minh: kendisinden isti’âre yapılan unsur.
4. Hakîkî anlamı kullanmaya engel karîne.
5. Benzetme yönü (alaka).
Şimdi bunlara bir misâl verelim: “فَما ب َك ْت عليهم ال َّسماء والارض” (Duhan (44), ََ ََُُْ
29) âyetinin anlamı “gök ve yer onlar için ağlamadı” şeklindedir. Âyette sema ve arz insandan isti’âre yapılmıştır. Sema ve arz, müste’ârun leh; insan, müste’ârun minh; “ağlamak” ise müste’ârdır. Ağlamanın, sema ve arzın değil de insanın bir özelliği olması ise karînedir. Bu yüzden sema ve arz, isti’âre yoluyla insandan ağlama özelliğini almıştır.
1. Müste’âr: isti’âre lafzı (müste’ârun minhten müste’ârun lehe nakledilen la
fız).
2. Müste’ârun leh: kendisi için isti’âre yapılan unsur.
3. Müste’ârun minh: kendisinden isti’âre yapılan unsur.
4. Hakîkî anlamı kullanmaya engel karîne.
5. Benzetme yönü (alaka).
Şimdi bunlara bir misâl verelim: “فَما ب َك ْت عليهم ال َّسماء والارض” (Duhan (44), ََ ََُُْ
29) âyetinin anlamı “gök ve yer onlar için ağlamadı” şeklindedir. Âyette sema ve arz insandan isti’âre yapılmıştır. Sema ve arz, müste’ârun leh; insan, müste’ârun minh; “ağlamak” ise müste’ârdır. Ağlamanın, sema ve arzın değil de insanın bir özelliği olması ise karînedir. Bu yüzden sema ve arz, isti’âre yoluyla insandan ağlama özelliğini almıştır.
Soru 36
Hangisi Kur’ân’daki umûm ifade eden lafızlardan değildir?
Seçenekler
A
Küll ve cemî kelimeleri
B
İsmi mevsuller
C
Başında lamı tarif (ال) bulunan kelimeler
D
Olumsuz cümlede geçen nekra (belirsiz) kelimeler
E
Sonuç bildiren “حتى” edatı
Açıklama:
Kur’ân’daki umûm ifade eden lafızların önemlileri şunlardır:
ِِ1. Hepsi, her, bütün kelimeleri.
2. İsmi mevsuller: الذي، التي، َمن، م.
3. Başında lamı tarif (ال) bulunan kelimeler.
4. Cins isimler.
5. Şart isimleri.
6. Olumsuz cümlede geçen nekra (belirsiz) kelimeler.
ِِ1. Hepsi, her, bütün kelimeleri.
2. İsmi mevsuller: الذي، التي، َمن، م.
3. Başında lamı tarif (ال) bulunan kelimeler.
4. Cins isimler.
5. Şart isimleri.
6. Olumsuz cümlede geçen nekra (belirsiz) kelimeler.
Soru 37
Garîb lafzı, sözlükte hangi anlama gelir?
Seçenekler
A
Az bilinen, kapalı
B
Gerçek, öz
C
Bir şeyi aşmak
D
Birinden bir şeyi ödünç almak
E
Benzetmek
Açıklama:
Garîb lafzı, sözlükte “bilinmeyen, az bilinen, kapalı, tek/nadir, yabancı, tuhaf ” gibi anlamlara gelmektedir. Terim olarak ise az kullanılması, farklı lehçe ve dillerden alınması sebebiyle manası sözlüklere veya ilgili mercilere başvurulmadan anlaşıl- mayan kapalı lafız şeklinde tanımlanmaktadır.
Soru 38
Kur’ân’da yer alan garîb kelime lerle ilgili ilk çalışmayı kim yapmıştır?
Seçenekler
A
Abbas İbn Abd al-Muttalib
B
Abdullah İbn Masud
C
Nafi b. Ezrak
D
Hakim İbn Hizam
E
Khalid İbn Sa'id
Açıklama:
Garîb kelimelerin araştırılması ve manalarının öğrenilmesi hususunda Hz. Peygamber’in emri ve sahabenin çabası sonucu genelde Me’ani’l Kur’ân, özelde Garîbü’l Kur’ân adıyla sözlükler ortaya çıkmıştır. Kur’ân’da yer alan garîb kelime lerle ilgili ilk çalışmayı Nafi b. Ezrak yapmıştır. İbn Abbas’a sorduğu sorulara cevap aldığı yaklaşık 200 garîb kelimeyi bir eserde toplamıştır. Bundan sonra Ebu Ubeyd, İbn Sellâm el Cümahî, Ferrâ, Ahfeş, Zeccâc gibi birçok müellif eser telif etmiştir. Ayrıca konu, Ulûmu’l Kur’ân isimli eserlerin ilgili bölümlerinde incelenmiştir.
Soru 39
Kur’ân’da lafızların birbiriyle ilişkisi bağlamında bazı çeşitler ve olgular ortaya çıkmıştır. Mütebâyin lafızlarla ortaya çıkan olgu hangisidir?
Seçenekler
A
Tebâyün olgusu
B
Terâdüf olgusu
C
Tekârüb olgusu
D
İştirâk olgusu
E
Tezâd olgusu
Açıklama:
Gerek Arap dilinde ve gerekse Kur’ân’da lafızların birbiriyle ilişkisi bağlamında şu çeşitler ve olgular ortaya çıkmıştır: Mütebâyin lafızlar ve tebâyün olgusu, müterâdif lafızlar ve terâdüf olgusu, mütekârib lafızlar ve tekârüb olgusu, müşterek lafızlar ve iştirâk olgusu, mütezâd kelimeler ve tezâd olgusu.
Soru 40
Başta itikadî olmak üzere, amelî ve ahlakî konularda yapılan Kur’ân’daki temsîlî anlatımla değişik gayeler hedeflenmiştir. Hangisi bu gayelerden değildir?
Seçenekler
A
Bilgi vermek
B
İkna etmek
C
Övmek veya yermek
D
Kıskandırmak
E
Örnek vermek
Açıklama:
Başta itikadî olmak üzere, amelî ve ahlakî konularda yapılan Kur’ân’daki temsîlî anlatımla değişik gayeler hedeflenmiştir:
1. Bilgi vermek, öğretmek.
2. İkna etmek.
3. Özendirme ve caydırmak.
4. Övmek veya yermek; yüceltmek veya aşağılamak.
5. İbret ve ders almak.
6. Örnek vermek.
7. Edeb ve hayâyı korumak.
1. Bilgi vermek, öğretmek.
2. İkna etmek.
3. Özendirme ve caydırmak.
4. Övmek veya yermek; yüceltmek veya aşağılamak.
5. İbret ve ders almak.
6. Örnek vermek.
7. Edeb ve hayâyı korumak.
Soru 41
Sözlük anlamı olarak, ayrıntılı olarak açıklanmamış lafız, anahatlarıyla sunulan söz, muğlak/kapalı anlamında kullanılan kelime aşağıdakilerden hangisidir?
Seçenekler
A
Mübeyyen
B
Mücmel
C
Mufassal
D
Mütezad
E
Müterâdif
Açıklama:
İcmâl mastarından türeyen mücmel kelimesi, sözlükte “ayrıntılı olarak açıklan mamış lafız, anahatlarıyla sunulan söz, muğlak/kapalı” gibi anlamlara gelir.
Soru 42
Sarf ilminin diğer adı aşağıdakilerden hangisidir?
Seçenekler
A
Nahiv
B
Belagat
C
Leksikoloji
D
Dilbilim
E
Morfoloji
Açıklama:
Bu çeşitlerin prensiplerini Sarf (morfoloji/çekimbilim) ilmi ortaya koyar.
Soru 43
Terkip hangi anlama gelmektedir?
Seçenekler
A
Tamlama
B
Mecaz
C
Cümle
D
Gramer
E
Deyim
Açıklama:
Kelime düzeyinin bir ileri derecesi terkip (tamlama), boyutudur.
Soru 44
Dar anlamlı lafız anlamında kullanılan kelime aşağıdakilerden hangisidir?
Seçenekler
A
Mübhem
B
Sarîh
C
Hâss
D
Karîne
E
Luğavî
Açıklama:
Yine kelimelerin anlamının geniş veya dar olan kısmları için âmm (genel anlamlı) lafız veya hâss (dar anlamlı) lafız kavramları kullanılır.
Soru 45
Arap dilinde lafızları da anlamları da farklı kelimelere ne ad verilir?
Seçenekler
A
Mütebâyin
B
Müterâdif
C
Mütekârib
D
Müşterek
E
Mütezâd
Açıklama:
Arap dilinde lafızları da anlamları da farklı kelimelere mütebâyin (ayrı anlamlı lafızlar); bu olguya da tebâyün (ayrı anlamlılık) denir.
Soru 46
İki mütekârib kelime arasındaki ince farkları tespit etmeyi amaçlayan bir dil nazariyesi aşağıdakilerden hangisidir?
Seçenekler
A
İştirâk
B
Furûk
C
Nezâir
D
Terâdüf
E
Âmm
Açıklama:
Furûk, iki mütekârib kelime arasındaki ince farkları tespit etmeyi amaçlayan bir dil nazariyesidir.
Soru 47
Kur'an'da kaç türlü lafızlar arası ilişki vardır?
Seçenekler
A
3
B
4
C
5
D
6
E
7
Açıklama:
Kur’ân’da beş türlü lafızlar arası ilişki vardır: tebayün, teradüf, tekarüb, iştirak ve tezad.
Soru 48
Aşağıdakilerden hangisi lafızlar arasındaki ilişki türlerinden biri değildir?
Seçenekler
A
Tebayün
B
Teradüf
C
Tekarüb
D
İştirak
E
Kinâye
Açıklama:
Kur’ân’da beş türlü lafızlar arası ilişki vardır: tebayün, teradüf, tekarüb, iştirak ve tezad.
Soru 49
Aşağıdakilerden hangisi dil merkezli Kur'an ilimlerinden biri değildir?
Seçenekler
A
Ezdâd
B
Terâdüf
C
Kasem
D
Mütezâd
E
Mesel
Açıklama:
DİL MERKEZLİ KUR’ÂN İLİMLERİ
Kur’ân, Arapça bir metin olduğu için Arap dilinin özelliklerini yansıttığı gibi, Arap dilinde etkin olan bazı dil olgularını ve dilbilim konularını metin düzeyin de kullanmış; bu yüzden de bunların bazısıyla ilgili Kur’ân ilimleri oluşmuştur. Bunlardan bazıları şunlardır: “Ezdâd, terâdüf, iştirâk, kasem, mesel vb. Bunlardan bir kısmını daha önce inceledik.
Kur’ân, Arapça bir metin olduğu için Arap dilinin özelliklerini yansıttığı gibi, Arap dilinde etkin olan bazı dil olgularını ve dilbilim konularını metin düzeyin de kullanmış; bu yüzden de bunların bazısıyla ilgili Kur’ân ilimleri oluşmuştur. Bunlardan bazıları şunlardır: “Ezdâd, terâdüf, iştirâk, kasem, mesel vb. Bunlardan bir kısmını daha önce inceledik.
Soru 50
Sözlük anlamı yemin, ahid, akt olan kelime aşağıdakilerden hangisidir?
Seçenekler
A
Kasem
B
Sarîh
C
Mütezâd
D
Nezâir
E
Furûk
Açıklama:
Kasem sözlükte, yemin, ahid, akt gibi anlamlara gelmektedir.
Soru 51
Kur’ân’da sözü söyleyenin açıklamadığı sürece anlaşılamayan lafızlara ne denilmektedir?
Seçenekler
A
Âmm
B
Hâss
C
Garîb
D
Mübhem
E
Mücmel
Açıklama:
Elfâzu’l-Kur’ân ifadesi, burada sıradan Kur’ân kelimeleri anlamını karşılamak için kullanılan bir ifade değildir. Bir tefsîr terimi olarak Elfâzu’l-Kur’ân, her biri kendi içinde müstakil bir çeşit olan ve belli prensip ve kurallara sahip lafız türlerini karşılayan bir kavramdır. Bu tanım kapsamına giren Kur’ân lafızları, yüklendiği anlamlar açısından ya temel anlama ya da yan anlamlara gelirler. Temel anlam, hakîkî anlam; yan anlamlar da mecâzî, isti’âri, kinâî ve teşbîhî anlam kavramlarıyla ifade edilir. Yine kelimelerin anlamının geniş veya dar olan kısmları için âmm (genel anlamlı) lafız veya hâss (dar anlamlı) lafız kavramları kullanılır. Kur’ân lafızlarının yaşadığı toplumda az kullanıldığı veya yabancı kaynaklı olduğu için anlaşılması zor olan kapalı lafızları garîb; Kur’ân’da ismi açıkça zikredilmeyip kapalı ifadelerle (ism-i mevsul, zamir vb.) zikredildiğinden kapalı kalan lafız ve ibareleri mübhem ve Kur’ân’da sözü söyleyenin açıklamadığı sürece anlaşılamayan lafızları da mücmel kavramlarıyla karşılamaktadır ki birincisi için Garîbu’l-Kur’ân, ikincisi için Mübhemâtü’l-Kur’ân, üçüncüsü için ise Mücmel-Mübeyyen ismiyle birer Kur’ân ilmi oluşmuştur.
Soru 52
Kelimenin hakîkî anlamının kastedilmediğine dair bir ipucunun bulunmasına ne ad verilmektedir?
Seçenekler
A
Karîne
B
Mecâz
C
Alaka
D
Vücûh
E
Nezâir
Açıklama:
Kelimenin hakîkat anlamı asıldır. Bir kelimenin mecâz olarak kullanılması için, iki temel şart vardır: 1. Mecâzî anlamı hakîkî anlama bağlayan bir bağın bulunmasıdır ki buna “alaka” denir. 2. Hakîkî anlamın kastedilmediğine dair bir ipucunun bulunmasıdır ki buna da “karîne” denir. Karîne de ya karîne-i lafziyye ya da karîne-i haliyye olur.
Soru 53
"Esed” (arslan) kelimesi, aslana yönelik olarak “bu hayvan arslandır” sözünde, bilinen yırtıcı hayvan için kullanılırsa aşağıdakilerden hangisine girmektedir?
Seçenekler
A
Luğavî mecâz
B
Luğavî hakîkat
C
Umûmî örfî hakîkat
D
Umûmî örfî mecâz
E
Şerî/dînî mecâz
Açıklama:
-
Luğavî hakîkat: Lafzın umûmî dilde konulduğu anlamda kullanılmasıdır. Bunun karşısında ise luğavî mecâz vardır; bu ise lafzın umûmî dilde konulduğu mananın dışında bir anlamda kullanılmasıdır. Meselâ “esed” (arslan) kelimesi, aslana yönelik olarak “bu hayvan arslandır” sözünde, bilinen yırtıcı hayvan için kullanılırsa, luğavî hakîkat; bir insana hitaben “Ahmed bir arslandır” ifadesinde de hayvanı değil de onun cesaret yönünü karşılamak üzere kullanılırsa luğavî mecâz olur. Birincisinde, temel anlam “aslan”; ikincisinde ise mecâz anlam olan “cesaret” kastedilmiştir.
Umûmî örfî hakîkat, kelimenin luğavî hakîkatın dışında umûm olarak insanların dilinde kazandığı anlamda kullanılmasıdır. Bunun karşısında ise umûmî örfî mecâz olup lafzın, umûmî örfî hakîkatın dışındaki bir anlamda kullanılmasıdır. Meselâ “merkep” lafzı, luğavî hakîkat olarak “binek” manasına gelirken, umûmî örfî hakîkatta “eşek” anlamında kullanılmakta; bunun dışında bir anlamda kullanılması ise umûmî örfî mecâz olmaktadır.
Şerî/dînî hakîkat, kelimenin din dilindeki terim anlamıyla kullanılmasıdır. Bunun karşısında ise şerî/dînî mecâz vardır. Bu ise şerî hakîkî anlamın dışında başka bir anlamda kullanılmasıdır. Meselâ din dilinde “salât” kelimesinin, namazı karşılaması, dînî hakîkat; bu anlamın dışında luğavî hakîkat anlamında (dua) kullanımı ise dînî mecâz olur.
Luğavî hakîkat: Lafzın umûmî dilde konulduğu anlamda kullanılmasıdır. Bunun karşısında ise luğavî mecâz vardır; bu ise lafzın umûmî dilde konulduğu mananın dışında bir anlamda kullanılmasıdır. Meselâ “esed” (arslan) kelimesi, aslana yönelik olarak “bu hayvan arslandır” sözünde, bilinen yırtıcı hayvan için kullanılırsa, luğavî hakîkat; bir insana hitaben “Ahmed bir arslandır” ifadesinde de hayvanı değil de onun cesaret yönünü karşılamak üzere kullanılırsa luğavî mecâz olur. Birincisinde, temel anlam “aslan”; ikincisinde ise mecâz anlam olan “cesaret” kastedilmiştir.
Umûmî örfî hakîkat, kelimenin luğavî hakîkatın dışında umûm olarak insanların dilinde kazandığı anlamda kullanılmasıdır. Bunun karşısında ise umûmî örfî mecâz olup lafzın, umûmî örfî hakîkatın dışındaki bir anlamda kullanılmasıdır. Meselâ “merkep” lafzı, luğavî hakîkat olarak “binek” manasına gelirken, umûmî örfî hakîkatta “eşek” anlamında kullanılmakta; bunun dışında bir anlamda kullanılması ise umûmî örfî mecâz olmaktadır.
Şerî/dînî hakîkat, kelimenin din dilindeki terim anlamıyla kullanılmasıdır. Bunun karşısında ise şerî/dînî mecâz vardır. Bu ise şerî hakîkî anlamın dışında başka bir anlamda kullanılmasıdır. Meselâ din dilinde “salât” kelimesinin, namazı karşılaması, dînî hakîkat; bu anlamın dışında luğavî hakîkat anlamında (dua) kullanımı ise dînî mecâz olur.
Soru 54
Aşağıdakilerden hangisi isti’ârenin unsurlarından birisi değildir?
Seçenekler
A
Müste’âr
B
Müste’ârun leh
C
Müste’ârun minh
D
Mürsel
E
Alaka
Açıklama:
-
İsti’ârenin unsurları şunlardır:
1. Müste’âr: isti’âre lafzı (müste’ârun minhten müste’ârun lehe nakledilen lafız).
2. Müste’ârun leh: kendisi için isti’âre yapılan unsur.
3. Müste’ârun minh: kendisinden isti’âre yapılan unsur.
4. Hakîkî anlamı kullanmaya engel karîne.
5. Benzetme yönü (alaka).
İsti’ârenin unsurları şunlardır:
1. Müste’âr: isti’âre lafzı (müste’ârun minhten müste’ârun lehe nakledilen lafız).
2. Müste’ârun leh: kendisi için isti’âre yapılan unsur.
3. Müste’ârun minh: kendisinden isti’âre yapılan unsur.
4. Hakîkî anlamı kullanmaya engel karîne.
5. Benzetme yönü (alaka).
Soru 55
Müste’ârun minhin hazfedildiği, ama ona bağlı bir unsurun zikredildiği isti’âre çeşidi aşağıdakilerden hangisidir?
Seçenekler
A
İsti’âre-i mürekkebe
B
İsti’âre-i mutlaka
C
İsti’âre-i muraşşaha
D
İsti’âre-i mekniyye
E
İsti’âre-i musarraha
Açıklama:
İsti’âre-i mekniyye (kapalı isti’âre), müste’ârun minhin hazfedildiği, ama ona bağlı bir unsurun zikredildiği isti’âre çeşididir. Meselâ َ َاح ن َ َا ج م ُ ِ ْض َ لـ ْف َاخ ِ و ة َ َّ ْح َ الر ِن ل م ِّ الذ ُّ / “Onlara acımadan dolayı, küçülme kanadını indir” (İsrâ (17), 24) âyetinde müste’ârun leh evlattır; müste’ârun minh ise kuştur; hazfedilmiştir. Ancak onun yerine kuşun bir parçası olan “kanat” zikredilmiştir. Bu yüzden isti’âre-i mekniyye olmuştur.
Soru 56
Teşbîh edatının hazfedildiği teşbih türü aşağıdakilerden hangisidir?
Seçenekler
A
Teşbîh-i mürsel
B
Teşbîh-i müekked
C
Teşbîh-i mücmel
D
Teşbîh-i mufassal
E
Teşbîh-i beliğ
Açıklama:
Teşbîhin unsurlarının bulunup bulunmaması açısından beş çeşidi vardır:
1. Teşbîh-i mürsel: Teşbîh edatının zikredildiği teşbîh türüdür.
2. Teşbîh-i müekked: Teşbîh edatının hazfedildiği türdür.
3. Teşbîh-i mücmel: Vech-i şebehin hazfedildiği teşbîh türüdür.
4. Teşbîh-i mufassal: Vech-i şebehin zikredildiği teşbîh türüdür.
5. Teşbîh-i beliğ: Vech-i şebeh ve teşbîh edatının her ikisinin hazfedilip sadece müşebbeh ve müşebbehün bihin zikredildiği teşbîh türüdür.
1. Teşbîh-i mürsel: Teşbîh edatının zikredildiği teşbîh türüdür.
2. Teşbîh-i müekked: Teşbîh edatının hazfedildiği türdür.
3. Teşbîh-i mücmel: Vech-i şebehin hazfedildiği teşbîh türüdür.
4. Teşbîh-i mufassal: Vech-i şebehin zikredildiği teşbîh türüdür.
5. Teşbîh-i beliğ: Vech-i şebeh ve teşbîh edatının her ikisinin hazfedilip sadece müşebbeh ve müşebbehün bihin zikredildiği teşbîh türüdür.
Soru 57
”Tüm müminler kurtuluşa ermiştir" ayetindeki umûm ifade eden lafız aşağıdakilerden hangisine bir örnektir?
Seçenekler
A
İsm-i mevsuller
B
Olumsuz cümlede geçen nekra (belirsiz) kelimeler
C
Başında lam-ı tarif bulunan kelimeler
D
Cins isimler
E
Şart isimleri
Açıklama:
Kur’ân’daki umûm ifade eden lafızların önemlileri şunlardır:
1. ّ كل) ُhepsi, her) ve يعِ ُ َون .kelimeleri) bütünَ (ج ع َ أَ ْج ْ ُم ه ُّ ُ ُ كل ِ َكة َآلئ ْم َ ال َد َج َس Hicr (ف (15), 30) âyetindeki küll ve cemî kelimeleri gibi. Âyet, “meleklerin tümü, eksiksiz bir şekilde secde ettiler” anlamına gelmektedir.
2. İsm-i mevsuller: ما، نَ م، اليت، الذي kelimeleri, umûm anlamlara sahiptirler ve bunlar, birlikte geldikleri lafızlara umum anlamı verirler. Meselâ ا ْ َو َ اتَّـق ِين لَّذ ِ لت نَّ ٌ َ ْ ج ِم ب ِّ َ َ ر ِند ع”/ Allah’tan korkan bütün şahıslar için, Rabbleri katında cennetler vardır” (Âl-i İmran (3), 15) âyetinde ittika kelimesinin başına gelen “ellezîne” “bütün korkanlar” şeklinde umûm ifade etmektedir.
3. Başında lam-ı tarif (ال (bulunan kelimeler. ونُ َ ن ِ ْم ُؤ ْم َ ال َح ْـل َ ْدأَف ق”/ Tüm müminler kurtuluşa ermiştir” (Müminun (23), 1) âyeti gibi.
4. Cins isimler. İnsan ve hayvan gibi bir cinsi ifade eden kelimeler de umûm ifade eder.
5. Şart isimleri. ِ ِه َ ب ْز ً ُ ا ي ُوء ْ س َل ْم ـع َ ْ ي َن م” / Kim bir kötülük yaparsa onun cezasını görür” (Nisa (4), 123) âyetindeki “men” gibi.
6. Olumsuz cümlede geçen nekra (belirsiz) kelimeler. ِ ِيه َ ف ْب ي َ َ ر اب ال ُ َ ت ِ ْك َك ال ِ ذل”/ َBu kitap, kendisinde hiçbir şüphe olmayan bir kitaptır” (Bakara (2), 2) âyetindeki “reyb/şüphe” kelimesi gibi.
1. ّ كل) ُhepsi, her) ve يعِ ُ َون .kelimeleri) bütünَ (ج ع َ أَ ْج ْ ُم ه ُّ ُ ُ كل ِ َكة َآلئ ْم َ ال َد َج َس Hicr (ف (15), 30) âyetindeki küll ve cemî kelimeleri gibi. Âyet, “meleklerin tümü, eksiksiz bir şekilde secde ettiler” anlamına gelmektedir.
2. İsm-i mevsuller: ما، نَ م، اليت، الذي kelimeleri, umûm anlamlara sahiptirler ve bunlar, birlikte geldikleri lafızlara umum anlamı verirler. Meselâ ا ْ َو َ اتَّـق ِين لَّذ ِ لت نَّ ٌ َ ْ ج ِم ب ِّ َ َ ر ِند ع”/ Allah’tan korkan bütün şahıslar için, Rabbleri katında cennetler vardır” (Âl-i İmran (3), 15) âyetinde ittika kelimesinin başına gelen “ellezîne” “bütün korkanlar” şeklinde umûm ifade etmektedir.
3. Başında lam-ı tarif (ال (bulunan kelimeler. ونُ َ ن ِ ْم ُؤ ْم َ ال َح ْـل َ ْدأَف ق”/ Tüm müminler kurtuluşa ermiştir” (Müminun (23), 1) âyeti gibi.
4. Cins isimler. İnsan ve hayvan gibi bir cinsi ifade eden kelimeler de umûm ifade eder.
5. Şart isimleri. ِ ِه َ ب ْز ً ُ ا ي ُوء ْ س َل ْم ـع َ ْ ي َن م” / Kim bir kötülük yaparsa onun cezasını görür” (Nisa (4), 123) âyetindeki “men” gibi.
6. Olumsuz cümlede geçen nekra (belirsiz) kelimeler. ِ ِيه َ ف ْب ي َ َ ر اب ال ُ َ ت ِ ْك َك ال ِ ذل”/ َBu kitap, kendisinde hiçbir şüphe olmayan bir kitaptır” (Bakara (2), 2) âyetindeki “reyb/şüphe” kelimesi gibi.
Soru 58
Aşağıdakilerden hangisi müphem kelimenin anlamının Kur’ân’ın başka bir yerinde geçmesine bir örnektir?
Seçenekler
A
"(Bizi) nimet verdiğin kimselerin yoluna ilet” (Fatiha (1), 7)
B
”Ey Adem! Sen ve eşin cennete yerleşin” (Bakara (2), 35)
C
“Kim, Allah ve Resulü için hicret etmek üzere evinden çıkar da yolda ölürse, onun mükâfatı Allah’a aittir” (Nisa (4), 100)
D
”Doğruyu getirene ve onu tasdik edene gelince, işte muttakiler onlardır” (Zümer (39), 33)
E
“Asıl sonu/soyu kesik olan, sana buğzeden kişidir” (Kevser (108), 3)
Açıklama:
Müphem kelimenin anlamının Kur’ân’ın başka bir yerinde geçmesine örnek olarak şu verilebilir: ْ َ ِ يهم ل َ َ َمت ع َ أَنع ِين اط الَّذ َ َ صر)”/ ِBizi) nimet verdiğin kimselerin yoluna ilet” (Fatiha (1), 7) âyetinde ism-i mevsul olan ellezine ile nimet verilen kimselerin kimler olduğu belirtilmemiştir. Bunun sebebi, اءَ َد َ ُّ الشه ِ َني و ديق الصِّ ِّ َ ِّ َني و ِي َ النَّب م من ِّ ِه ْ َي ل َ ُ ع َ اللّه َم ْـع َ أَن ِين الَّذ َني ِِ الصال َّ َ و) Nisa (4), 69) âyetinde bu kimseler “nebiler, sıddıklar, şehidler ve salihler” şeklinde açıklanmasıdır.
Soru 59
Arap dilinde lafızları farklı, fakat anlamları yakın olan kelimelere ne ad verilmektedir?
Seçenekler
A
Müşterek
B
Mütezâd
C
Müterâdif
D
Mütebâyin
E
Mütekârib
Açıklama:
-
Arap dilinde lafızları farklı, fakat anlamları yakın olan kelimelere mütekârib (yakınanlamlı) kelimeler; bu olguya da tekârüb denir. Dilde terâdüf şartlarını bütünüyle sağlayan kelime sayısının azlığına binaen, terâdüf, tam ve cüzi şeklinde taksim edilmiş, cüzi terâdüf kısmı, mütekârib terimiyle karşılanmıştır.
Arap dilinde lafızları farklı, fakat anlamları yakın olan kelimelere mütekârib (yakınanlamlı) kelimeler; bu olguya da tekârüb denir. Dilde terâdüf şartlarını bütünüyle sağlayan kelime sayısının azlığına binaen, terâdüf, tam ve cüzi şeklinde taksim edilmiş, cüzi terâdüf kısmı, mütekârib terimiyle karşılanmıştır.
Soru 60
"Rabbinin izniyle güzel ülkenin bitkisi güzel çıkar, kötü olandan ise faydasız bitkiden başkası çıkmaz” (Araf (7), 58) âyeti aşağıdakilerden hangisine bir misâldir?
Seçenekler
A
Sarîh mesel
B
Gizli mesel
C
Mürsel Mesel
D
Hakiki mesel
E
Hissî mesel
Açıklama:
Kur’ân’daki meseller, üç kısma ayrılmaktadır:
a) Sarîh mesel: Mesel lafzı kullanılarak teşbîh yoluyla yapılan mesellerdir. Bunun Kur’ân’daki örnekleri çoktur. Bir misal verelim: لِ َ ث َ ِ َ كم َ اللّه ِند َى ع ِيس َ ع َل ث َ ِ َّن م إ َ َم آد”/ Allah katında İsa’nın durumu, Adem’in durumu gibidir” (Âl-i İmran (3), 59).
b) Gizli mesel: Mesel lafzı kullanılmadan bir durumu, bir niteliği veya bir olayı ya doğrudan ya da isti’âre ve kinâye yoluyla veciz bir şekilde anlatmaktır. Bu tür meseller, lafızları itibariyle değil, taşıdıkları anlam itibariyle meseldir. ُ ب ِّ َّي ُ الط َد ل َ ْبـ ال َ و ًا ِد َك َّ ن ِال ُ إ ُج ْر َ َ ي ُ َث ال ب َ ِي خ الَّذ َ ِ و ِّه ب َ ِ ر ِ ْذن إ ِ ُ ب ُه َات ـب َ ُ ن ُج ْر ي”/َRabbinin izniyle güzel ülkenin bitkisi güzel çıkar, kötü olandan ise faydasız bitkiden başkası çıkmaz” (Araf (7), 58) âyeti buna bir misâldir. Burada hakîkî mümin, toprağı verimli ülkeye; inkârcı ise çorak ülkeye benzetilmiştir.
c) Mürsel Mesel: Teşbîh unsuru olmaksızın çok veciz bir lafzın; yoğun bir anlamla ortaya konan bir kısım âyetlerin vecize gibi değerlendirilmesidir. Bu tür meseller, Arap dilindeki sair mesellere (atasözlerine) benzetilmiş; âyetler ile atasözleri arasında ilgi kurulmuştur. Meselâ ِ ِه َ ب ْز ا ُي ً ُوء ْ س َل ْم ـع َ ْ ي َن م” / Kötülük yapan onun cezasını görür” (Nisa (4), 123) âyeti, انَ ُد ِين ت َد gibi Cezalandırdığın /“كما ت cezalandırılırsın” atasözüne mukabil sayılmıştır.
a) Sarîh mesel: Mesel lafzı kullanılarak teşbîh yoluyla yapılan mesellerdir. Bunun Kur’ân’daki örnekleri çoktur. Bir misal verelim: لِ َ ث َ ِ َ كم َ اللّه ِند َى ع ِيس َ ع َل ث َ ِ َّن م إ َ َم آد”/ Allah katında İsa’nın durumu, Adem’in durumu gibidir” (Âl-i İmran (3), 59).
b) Gizli mesel: Mesel lafzı kullanılmadan bir durumu, bir niteliği veya bir olayı ya doğrudan ya da isti’âre ve kinâye yoluyla veciz bir şekilde anlatmaktır. Bu tür meseller, lafızları itibariyle değil, taşıdıkları anlam itibariyle meseldir. ُ ب ِّ َّي ُ الط َد ل َ ْبـ ال َ و ًا ِد َك َّ ن ِال ُ إ ُج ْر َ َ ي ُ َث ال ب َ ِي خ الَّذ َ ِ و ِّه ب َ ِ ر ِ ْذن إ ِ ُ ب ُه َات ـب َ ُ ن ُج ْر ي”/َRabbinin izniyle güzel ülkenin bitkisi güzel çıkar, kötü olandan ise faydasız bitkiden başkası çıkmaz” (Araf (7), 58) âyeti buna bir misâldir. Burada hakîkî mümin, toprağı verimli ülkeye; inkârcı ise çorak ülkeye benzetilmiştir.
c) Mürsel Mesel: Teşbîh unsuru olmaksızın çok veciz bir lafzın; yoğun bir anlamla ortaya konan bir kısım âyetlerin vecize gibi değerlendirilmesidir. Bu tür meseller, Arap dilindeki sair mesellere (atasözlerine) benzetilmiş; âyetler ile atasözleri arasında ilgi kurulmuştur. Meselâ ِ ِه َ ب ْز ا ُي ً ُوء ْ س َل ْم ـع َ ْ ي َن م” / Kötülük yapan onun cezasını görür” (Nisa (4), 123) âyeti, انَ ُد ِين ت َد gibi Cezalandırdığın /“كما ت cezalandırılırsın” atasözüne mukabil sayılmıştır.
Ünite 8
Soru 1
Kur’ân’da birçok manaya ihtimali olan ve bu manalardan birini tayin edebilmek için hârici bir delile ihtiyacı olan âyetlere verilen isim aşağıdakilerden hangisidir?
Seçenekler
A
Siyak
B
Müşkil
C
Müteşabih
D
Muhkem
E
İ’caz
Açıklama:
Müteşâbih ise birçok manaya ihtimali olan ve bu manalardan birini tayin edebilmek için hârici bir delile ihtiyacı olan âyetlerdir. Bu tür âyetlerde muhtemel manalar çoğu zaman eşit derecede birbirine benzerler, benzedikleri için de karıştırılırlar.
Soru 2
I. Âlimlerin büyük çoğunluğu müteşabih âyetlerin te’vîllerinin ancak Allah tarafından bilinebileceğini ifade etmişlerdir
II. Müteşâbih ayetler muhkem âyetlerin ışığı altında değerlendirilirler
III. Sadece müteşâbih ayetlerin peşine düşmek kalbin Allah’a tam teslim olmadığını gösterir
IV. Kur’ân’ın özü ve temeli çoğunlukla müteşabih ayetlerden oluşur
Müteşabih ayetler ile ilgili yukarıdaki ifadelerden hangileri doğrudur?
II. Müteşâbih ayetler muhkem âyetlerin ışığı altında değerlendirilirler
III. Sadece müteşâbih ayetlerin peşine düşmek kalbin Allah’a tam teslim olmadığını gösterir
IV. Kur’ân’ın özü ve temeli çoğunlukla müteşabih ayetlerden oluşur
Müteşabih ayetler ile ilgili yukarıdaki ifadelerden hangileri doğrudur?
Seçenekler
A
Yalnız I
B
I ve II
C
I, II ve III
D
I, III ve IV
E
II, III ve IV
Açıklama:
“Sana Kitabı (Kur’ân’ı) indiren O’dur. Onda bir kısım âyetler muhkemdir ki bunlar kitabın anasıdır. Diğer bir kısmı da müteşâbihlerdir. Kalplerinde eğrilik bulunanlar sırf fitne çıkarmak ve te’vîline yönelmek için onun müteşâbih kısmının ardına düşerler. Halbuki onun te’vîlini Allah’tan başka kimse bilmez. İlimde derinleşenler ise, biz ona inandık, hepsi Rabbimizden derler. Bunu ancak akıl sahipleri düşünür” (Âl-i İmrân (3), 7).
Görüldüğü gibi bu âyette Kur’ân’ın iki kısımdan oluştuğu ifade edilmiştir. Buna göre bir kısım âyetler muhkemdir ve bunlar Kur’ân’ın özünü ve temelini oluştururlar. Kur’ân’ın diğer kısım âyetleri ise müteşâbihlerdir. Bu âyetler müteşâbih olduğundan onların mahiyet ve keyfiyeti bilinemez. Âlimlerin büyük çoğunluğuna göre Kur’ân, bu tür âyetlerin te’vîllerini ancak Allah’ın bileceğini ifade etmektedir. Ne var ki müteşâbihler muhkem âyetlerin ışığı altında değerlendirilirler. Ancak kalpleri Allah’a tam teslim olmamış kimseler, kendilerini ve diğer insanları şaşırtmak için sadece müteşâbihlerin peşine düşerler. Bunu yaparken anlamı açık olan muhkemlere ise hiç iltifat etmezler, onların gereğini yerine getirmezler, bütün işleri müteşâbihlerdir. Açık olanın dediğini yapıp kurtulmak varken, onlar kapalı olanın ardına düşerler.
Görüldüğü gibi bu âyette Kur’ân’ın iki kısımdan oluştuğu ifade edilmiştir. Buna göre bir kısım âyetler muhkemdir ve bunlar Kur’ân’ın özünü ve temelini oluştururlar. Kur’ân’ın diğer kısım âyetleri ise müteşâbihlerdir. Bu âyetler müteşâbih olduğundan onların mahiyet ve keyfiyeti bilinemez. Âlimlerin büyük çoğunluğuna göre Kur’ân, bu tür âyetlerin te’vîllerini ancak Allah’ın bileceğini ifade etmektedir. Ne var ki müteşâbihler muhkem âyetlerin ışığı altında değerlendirilirler. Ancak kalpleri Allah’a tam teslim olmamış kimseler, kendilerini ve diğer insanları şaşırtmak için sadece müteşâbihlerin peşine düşerler. Bunu yaparken anlamı açık olan muhkemlere ise hiç iltifat etmezler, onların gereğini yerine getirmezler, bütün işleri müteşâbihlerdir. Açık olanın dediğini yapıp kurtulmak varken, onlar kapalı olanın ardına düşerler.
Soru 3
I. İnsan zihnini sürekli işletmek
II. İyi davranışların yapılmasını sağlamak
III. Kur’ân’ın daha kolay anlaşılmasına yardımcı olmak
IV. Helal, haram, hudûd, ferâiz gibi imân edilip amel edilen hususları açıklamak
Kur’ân’da müteşâbih âyetlerin bulunma sebebi ile ilgili yukarıdaki ifadelerden hangileri doğrudur?
II. İyi davranışların yapılmasını sağlamak
III. Kur’ân’ın daha kolay anlaşılmasına yardımcı olmak
IV. Helal, haram, hudûd, ferâiz gibi imân edilip amel edilen hususları açıklamak
Kur’ân’da müteşâbih âyetlerin bulunma sebebi ile ilgili yukarıdaki ifadelerden hangileri doğrudur?
Seçenekler
A
Yalnız I
B
I ve II
C
I, II ve III
D
I, III ve IV
E
II, III ve IV
Açıklama:
Kur’ân’da müteşâbih âyetlerin bulunmasında insanlığın ilerlemesi, medeniyetlerin kurulması açısından önemli faydalar bulunmaktadır. Bir taraftan arayış içinde olmak, diğer taraftan hangi noktaya ulaşırsa ulaşsın son noktaya ulaşamadığını bilmek, insanın halifelik görevinde başarılı olmasında, yönettiği dünyayı mamur ve huzurlu hale getirmesinde kilit rol oynamaktadır. Ayrıca bu sayede zihinler sürekli işlemeye devam etmekte, işledikçe de Yüce Allah karşısında ne kadar aciz olduklarını itiraf ederek her seferinde çözümü “iman ettik, hepsi Rabbimizin katından” demekte bulacaktır. Bu durumda insanlar çalışmaları sonucunda ulaştıkları son noktayı, hakikatte varılabilecek son nokta
olarak görmeyecek ve bunu diğer insanlara mutlak doğru olarak dayatamayacaklardır.
olarak görmeyecek ve bunu diğer insanlara mutlak doğru olarak dayatamayacaklardır.
Soru 4
Aşağıdakilerden hangisi müteşabih ayetlere konu olan hususlardan biri değildir?
Seçenekler
A
Mensûh
B
Mukaddem
C
Muahhar
D
Emsal
E
Nasih
Açıklama:
Mücâhid’in İbn Abbâs’tan naklettiği görüşe göre muhkemler, daha çok helal ve haramı açıklayan âyetlerdir. İbn Abbas’dan gelen bir başka izaha göre de “muhkemler nâsih, helâl, haram, hudûd, ferâiz gibi imân edilip amel edilen hususlardır. Müteşâbihler ise, mensûh, mukaddem, muahhar, emsal, yeminler gibi imân edilen, ancak amele konu olmayan hususlardır.
Soru 5
Aşağıdakilerden hangisi Hurûf-ı mukatta’ayı hece harfi kabul eden görüş mensuplarının ortaya attıklar manalardan biri değildir?
Seçenekler
A
Başında bulundukları sûrelerin isimleridir
B
Bu harfler iki sûreyi birbirinden ayırma işlevi görürler
C
Bu harfler ebced hesabıyla bazı önemli olayların tarihine işaret ederler
D
Bu harfler Kur’ân’a dikkat çekmektedir
E
Bu harfler ilahî isim veya sıfatların kısaltmasıdır
Açıklama:
Kesik harfleri hece harfleri olarak gören 1. görüş mensupları şu tür manaları ortaya atmışlardır: a. Başında bulundukları sûrelerin isimleridir.
b. Kur’ân’ın isimleridir. c. Bu harfler iki sûreyi birbirinden ayırma işlevi görürler. d. Bu harfler Kur’ân’a dikkat çekmektedir. Çünkü inkarcılar Kur’ân okunurken gürültü çıkarıyorlar ve insanları etkilemesine engel olmaya çalışıyorlardı. Dolayısıyla bu harfler, Kur’ân’a atıfta bulunan devamındaki âyetlere dikkat çekmek üzere nazil olmuştur. e. Bu harfler yemin için zikredilmişlerdir ve üzerlerine yemin edilmiştir. f. Bu harfler ebced hesabıyla bazı önemli olayların tarihine işaret ederler. g. Bunlar münferid harflerdir. Bu harflerin amacı müşriklerin dikkatini çekmektir.
Kur’ân, bunlarla meydan okumuştur.
b. Kur’ân’ın isimleridir. c. Bu harfler iki sûreyi birbirinden ayırma işlevi görürler. d. Bu harfler Kur’ân’a dikkat çekmektedir. Çünkü inkarcılar Kur’ân okunurken gürültü çıkarıyorlar ve insanları etkilemesine engel olmaya çalışıyorlardı. Dolayısıyla bu harfler, Kur’ân’a atıfta bulunan devamındaki âyetlere dikkat çekmek üzere nazil olmuştur. e. Bu harfler yemin için zikredilmişlerdir ve üzerlerine yemin edilmiştir. f. Bu harfler ebced hesabıyla bazı önemli olayların tarihine işaret ederler. g. Bunlar münferid harflerdir. Bu harflerin amacı müşriklerin dikkatini çekmektir.
Kur’ân, bunlarla meydan okumuştur.
Soru 6
Kur’ân'ın anlaşılması yolunda daha çok bilgi azlığı nedeniyle uyanan vehimleri giderip tatmin edici cevaplar hazırlayan ilim dalı aşağıdakilerden hangisidir?
Seçenekler
A
Üslûbu’l-Kur’ân
B
İ’câzu’l-Kur’ân
C
İ’râbu’l-Kurân
D
Müşkilü’l-Kur’ân
E
Siyakü'l Kuran
Açıklama:
Kur’ân’ın çeşitli özelliklerine vakıf olmayan ve bu konuda yeterli alt yapısı bulunmayan bazıları onun birtakım âyetleri arasında ihtilaf bulunduğunu zannedebilir. Başka bir ifadeyle bir âyetin manasının başka bir âyetin manasıyla çeliştiğini düşünebilir. Böyle bir vehme düşmüş kimseye cevap verilmesi ve vehminin giderilmesi gerekir. İşte bu tür izahları yaparak vehimleri ortadan kaldırmaya çalışan Kur’ân ilmine “Müşkilü’l-Kur’ân” denir. Müşkil kelimesi; zorluk, problem, sıkıntı gibi anlamlara gelir. Terkip halindeki Müşkilü’l-Kur’ân ifadesi ise daha çok bilgi azlığı nedeniyle uyanan vehimleri giderip tatmin edici cevaplar hazırlayan ilim dalı demek olur.
Soru 7
I. Hüküm hususunda Mekkî olanlar Medenî olanlara tercih edilir.
II. İki hükümden biri Mekkelilerin durumuna, diğeri Medinelilerin durumuna âit olursa, Medinelilerin ahvâli tercih edilir.
III. İki hükümden birisinin zahir manası müstakil bir hükme, diğer âyetin ise sadece lafzı bunu iktiza ederse, müstakil hüküm ifade eden âyet tercih olunur.
IV. İki âyetten her biri zahirde bir hükme işaret ettikleri halde; âyetlerden biri umum, diğeri tahsis olarak hükme işaret ediyorsa tahsis içeren âyet tercih edilir.
Yukarıdakilerden hangisi Müşkilü’l-Kur’ân ilminde âyetlerin birbirine zıt görünümlerini ortadan kaldırmaya yönelik kaidelerden biri değildir?
II. İki hükümden biri Mekkelilerin durumuna, diğeri Medinelilerin durumuna âit olursa, Medinelilerin ahvâli tercih edilir.
III. İki hükümden birisinin zahir manası müstakil bir hükme, diğer âyetin ise sadece lafzı bunu iktiza ederse, müstakil hüküm ifade eden âyet tercih olunur.
IV. İki âyetten her biri zahirde bir hükme işaret ettikleri halde; âyetlerden biri umum, diğeri tahsis olarak hükme işaret ediyorsa tahsis içeren âyet tercih edilir.
Yukarıdakilerden hangisi Müşkilü’l-Kur’ân ilminde âyetlerin birbirine zıt görünümlerini ortadan kaldırmaya yönelik kaidelerden biri değildir?
Seçenekler
A
Yalnız I
B
I ve II
C
I, II ve III
D
II, III ve IV
E
I, III ve IV
Açıklama:
Hüküm hususunda Medenî olanlar Mekkî olanlara tercih edilir.
Soru 8
I. Lügavî i’câzı açısından eşsiz ve benzersiz oluşu
II. Dinleyenlerin O'nu dinlemekten hiç usanmaması, daha çok dinlemek istemeleri
III. Kur’ân’da varlık kanunlarına ve ni-teliklerine aykırı bir durumun olmaması
IV. Nâzil olduğu dönemin beşeri bilgi düzeyiyle ifade edilmesi imkansız olan hakikatlerin söylenmesi
V. İnsanların bilmeye imkân bulamadıkları gayb haber-lerini ihtiva etmesi
Yukarıdakilerden hangiler Kur’ân’ın, şu ana kadar tespit edilen mucizevî yönleri arasında yer alır?
II. Dinleyenlerin O'nu dinlemekten hiç usanmaması, daha çok dinlemek istemeleri
III. Kur’ân’da varlık kanunlarına ve ni-teliklerine aykırı bir durumun olmaması
IV. Nâzil olduğu dönemin beşeri bilgi düzeyiyle ifade edilmesi imkansız olan hakikatlerin söylenmesi
V. İnsanların bilmeye imkân bulamadıkları gayb haber-lerini ihtiva etmesi
Yukarıdakilerden hangiler Kur’ân’ın, şu ana kadar tespit edilen mucizevî yönleri arasında yer alır?
Seçenekler
A
Yalnız I
B
I ve II
C
I, II ve III
D
I, II, III ve IV
E
I, II, III, IV ve V
Açıklama:
Kur'an lügavî i’câzı açısından eşsiz ve benzersizdir.Bununla birlikte Kur'anı dinleyenlerin O'nu dinlemekten hiç usanmazlar, daha çok dinlemek isterler. Ek olarak Kur'anda varlık kanunlarına ve ni-teliklerine aykırı bir durum bulunmaz. Kur'an hem nâzil olduğu dönemin beşeri bilgi düzeyiyle ifade edilmesi imkansız olan hakikatlerin söyler hem de insanların bilmeye imkân bulamadıkları gayb haber-lerini ihtiva eder.
Soru 9
I. Mana ve mesajı ileten eşsiz bir üslubu vardır
II. Belagat ve fesahat şartlarını yerine getirme açısından benzersizdir
III. İfadey-i meram tarzı insaf ve vicdan sahibi her insanı derinden etkiler
Kur'an'ın üslubu ile ilgili yukarıdaki ifadelerden hangileri doğrudur?
II. Belagat ve fesahat şartlarını yerine getirme açısından benzersizdir
III. İfadey-i meram tarzı insaf ve vicdan sahibi her insanı derinden etkiler
Kur'an'ın üslubu ile ilgili yukarıdaki ifadelerden hangileri doğrudur?
Seçenekler
A
Yalnız I
B
Yalnız II
C
I ve II
D
I ve III
E
I, II ve III
Açıklama:
Şiir ve nesir tarzının ötesinde kendine has niteli-ğiyle ön plana çıkan bir diğer husus da Kur’ân’ın üslubudur. Kur’ân’ın ifadey-i meram tarzı insaf ve vicdan sahibi her insanı derinden etkilemiş, kendine hayran bırakmıştır. Mana ve mesajı ileten üslubu; veciz olmak, harmoni, hazifler, bela-gat ve fesahat şartlarını yerine getirme gibi pek çok nitelik ihtiva eder.
Soru 10
I. Ehl-i Sünnet âlimleri tarafından öne sürülmüş ve yaygınca kabul görmüştür. II. Allah, muarızlara engel olduğu için Kur’ân’ın benzeri yapılamadığını ifade eder. III. Önceki âlimlerin büyük çoğunluğu tarafından kabul edilmiştir. IV. Günümüz alimleri tarafından büyük ölçüde kabul görmektedir. V. Yüce Allah’ın ulûhiyet ve rubûbiyet hikmetini zedeler niteliktedir. Sarfe Teorisi ile ilgili yukarıdaki ifadelerden hangileri doğrudur?
Seçenekler
A
Yalnız I
B
I ve III
C
II ve V
D
I, III ve IV
E
II, III ve V
Açıklama:
Bazı Mutezilî âlimlerin i’caz görüşü'ne göre Allah’ın engel olması yüzünden Kur’ân’a karşı koymaya, benzerini getirmeye yönelik teşebbüsler; başarısız olmuş, sonuçsuz kalmıştır. Ancak bu teori, âlimlerin büyük çoğunluğu tarafından reddedilmiştir. Sarfe teorisinin bu haliyle Yüce Allah’ın ulûhiyet ve rubûbiyet hikmetini zedelediği söylenebilir. Çünkü kullarının elinden mücadele güçlerini aldıktan sonra, “haydi gücünüz yetiyorsa Kur’ân’ın bir benzerini yapın” demesi Rahmân ve Rahîm olan Rabbimiz için mümkün gözükmemektedir. İslâm âlimleri sarfe teorisinin doğru olmadığına dair birtakım deliller öne sürmüşlerdir. Bu teori doğru olarak kabul edilirse; 1. Tahaddî (meydan okuma) zamanının geçmesiyle Kur’ân’ın icazının da ortadan kalkması gerekirdi. Halbu ki Kur’ân’ın icazı halen devam etmekte ve bundan sonra da devam edecektir. 2. Kur’ân, muarazayı men etmekle acizliğe düşerdi. 3. Kur’ân değil, sarfenin/menet-menin bizzat kendisi muciz olurdu.
Soru 11
Muhkem-Müteşâbih ne anlama gelir?
Seçenekler
A
Bölünme ve farklılaşma
B
Duyulma ve görülme
C
Yazılma ve okunma
D
Bilinme ve yayılma
E
Silinme ve yok olma
Açıklama:
Muhkem-Müteşâbih, Kur’ân’da sözlük ve terim anlamlarıyla geçen önemli kelimelerdendir. Özellikle terim anlamlarıyla bu kelimeler Kur’ân’da teknik bir bölümlemeyi ve farklı bir yaklaşımı gündeme getirirler.
Bölümlemeyi ve farklılaşma
Bölümlemeyi ve farklılaşma
Soru 12
Kur’ân, âyetleri muhkem kılınmış bir kitaptır derken ne kastedilmiştir?
Seçenekler
A
Kur’ân, âyetlerinin eşsizliği anlatılmıştır.
B
Kur’ân, âyetlerinin sağlamlığı ve değişmezliği anlatılmıştır.
C
Kur’ân, âyetlerinin çokluğu ve sayısal sistemi anlatılmıştır.
D
Kur’ân, âyetlerinin aralarındaki bağlantı ve ilişkiden söz edilmiştir.
E
Kur’ân, âyetlerinin sadeliğinin altı çizilmiştir.
Açıklama:
Kur’ân, âyetleri muhkem kılınmış bir kitaptır derken, âyetlerinin sağlam ve sâbit, nazım ve üslubunun kusursuz güzellikte olduğu kastedilmektedir.
Soru 13
Âlimlerin büyük çoğunluğuna göre hangi âyetlerin te’vîllerini ancak Allah’ın bileceği ifade edilmektedir?
Seçenekler
A
Tercümeler
B
Muhkemler
C
Müteşabihler
D
Teviller
E
Sureler
Açıklama:
Bu âyetler müteşâbih olduğundan onların mahiyet ve keyfiyeti bilinemez. Âlimlerin büyük çoğunluğuna göre Kur’ân, bu tür âyetlerin te’vîllerini ancak Allah’ın bileceğini ifade etmektedir.
Soru 14
Neden müteşâbih ayetlerin insanı imtihan eden araçlardan biri olduğu ifade edilir?
Seçenekler
A
Müteşabih ayetler uzun olduğundan anlaşılması zordur.
B
Müteşabih ayetler zaman içerisinde tahrifata uğradığından sorunludur.
C
Müteşabih ayetlerin tercümesi ve aktarımı mümkün değildir.
D
Müteşabih ayetler şüpheli ifadelere sahip olduğundan anlaşılması zordur.
E
Müteşabih ayetler pek az şeyden bahsettiklerinden içeriğini anlamak bir o kadar zordur.
Açıklama:
Müteşâbihlerin insanı imtihan eden araçlardan biri olduğu da ifade edilebilir. Acaba insan önünde açık ve kesin olarak duran muhkem nasslara mı uyacaktır?
Yoksa muhkemleri bırakıp muhtemel anlamları olan, şüpheli işlerin arkasından mı gidecektir?
Müteşabih ayetler şüpheli ifadelere sahip olduğundan anlaşılması zordur.
Yoksa muhkemleri bırakıp muhtemel anlamları olan, şüpheli işlerin arkasından mı gidecektir?
Müteşabih ayetler şüpheli ifadelere sahip olduğundan anlaşılması zordur.
Soru 15
Müteşâbihlerin kökeninde ne vardır?
Seçenekler
A
Yüce Allah’ın varlığı
B
Yüce Allah’ın nuru
C
Yüce Allah’ın hikmetleri
D
Yüce Allah’ın melekleri
E
Yüce Allah’ın istekleri
Açıklama:
Müteşâbihlerin kökeninde Yüce Allah’ın muradının gizlenmesi bulunmaktadır.
Soru 16
Selef mezhebine göre Allah’ın müteşâbih sıfatlarına nasıl yaklaşılmalıdır?
Seçenekler
A
Olduğu gibi kabul edilmeli yorum yapılmamalı
B
Ne anlama geldikleri konusunda ulemaya danışılmalı
C
Anlamları üzerinde kafa yorup doğru olanı herkes kendi bulmalı
D
Anlamlarını ulemadan öğrenip açıklamasını herkes kendi yapmalı
E
Allah'ın bahşettiği aklı kullanıp her birinin izahatı kendimizce yapılmalı
Açıklama:
Selef mezhebine göre Allah’ın müteşâbih sıfatları bilinir gibi görünse de, bu sıfatların Allah’a isnadı beşer açısından imkansızdır. Bu durumda yapılması gereken şey bu sıfatların delaletlerini Allah’a havale etmektir. Yani, bu sıfatlara sadece olduğu gibi inanmak ve mahiyetine ilişkin bir yorumda bulunmamak gerekir.
Soru 17
Selef ve halef mezheplerinin Allah’ın müteşâbih sıfatlarına yaklaşımı arasında ne fark vardır?
Seçenekler
A
Selefiler müteşâbih sıfatların tercüme dilerek anlaşılabileceğini halefiler ise bunun mümkün olmadığını söylerler
B
Selefiler müteşâbih sıfatların olduğu gibi kabul edilmesini halefiler ise bazılarının açıklanabileceğini söylerler
C
Selefiler müteşâbih sıfatların hiç var olmadığını halefiler ise var olduklarınısöylerler
D
Selefiler müteşâbih sıfatların değiştirilebileceğini halefiler ise olduğu gibi kalması gerektiğini söylerler
E
Selefiler müteşâbih sıfatların sayısının sabit olduğunu halefiler ise bunun bilinemeyeceğini söylerler
Açıklama:
İkincisi ise halef mezhebidir: Bu yaklaşımda olan âlimler ise manaları sadece Allah tarafından bilinenler hariç, müteşâbihlerin belli usul ve kurallar çerçevesinde te’vîl edilebileceğini, Allah’ın zâtına yakışır bir manaya hamledilebileceğini kabul ederler.
Selefiler müteşâbih sıfatların olduğu gibi kabul edilmesini halefiler ise bazılarının açıklanabileceğini söylerler
Selefiler müteşâbih sıfatların olduğu gibi kabul edilmesini halefiler ise bazılarının açıklanabileceğini söylerler
Soru 18
“Elhurûfu’l-mukatta’a” ne demektir?
Seçenekler
A
Uzun harfler
B
Devamlı harfler
C
Kesik harfler
D
Devamlı harfler
E
Tekrarlı harfler
Açıklama:
Kur’ân’da bazı sûrelerin başında bazen bir, bazen de bir kaç harfin birleşmesinden meydana gelen rumuzlar bulunmaktadır. Bu harflere kesik harfler manasında “elhurûfu’l-mukatta’a” adı verilmektedir.
Soru 19
Hakîm Tirmizî, Allah’ın kesik harflerle başlayan sûrelerde anlatılan tüm hüküm ve kıssaları bu harflere gizlediğini, sonra da bu hususları sûrede açıkladığını, fakat bu şifreleri ancak .................................... çözebileceğini ileri sürer.
Yukarıdaki boşluğa ne getirilmelidir?
Yukarıdaki boşluğa ne getirilmelidir?
Seçenekler
A
inananların
B
ashab-ı kiramın
C
bu ayetleri çok iyi bilenlerin
D
peygamber ve velilerin
E
Allah'ın ve meleklerinin
Açıklama:
Hakîm Tirmizî, Allah’ın kesik harflerle başlayan sûrelerde anlatılan tüm hüküm ve kıssaları bu harflere gizlediğini, sonra da bu hususları sûrede açıkladığını, fakat bu şifreleri ancak peygamber ve velilerin çözebileceğini ileri sürer.
Soru 20
Aşağıdakilerden hangisi Müşkilü’l-Kur’ân ilminde âyetlerin birbirine zıt görünümlerini ortadan kaldırmaya yönelik kaidelerden birisi değildir?
Seçenekler
A
Hüküm hususunda Medenî olanlar Mekkî olanlara tercih edilir.
B
İki hükümden biri Mekkelilerin durumuna, diğeri Medinelilerin durumuna âit olursa, Medinelilerin ahvâli tercih edilir.
C
İki âyetten her biri zahirde bir hükme işaret ettikleri halde; âyetlerden biri umum, diğeri tahsis olarak hükme işaret ediyorsa, bu durumda tahsis içeren âyet tercih edilir.
D
İki hükümden birisinin zahir manası müstakil bir hükme, diğer âyetin ise sadece lafzı bunu iktiza ederse, müstakil hüküm ifade eden âyet tercih olunur.
E
İki âyet bir müşkülle ilgili farklı hükümler içeriyorsa yazılış sırası itibariyle daha sonra yazılan ayet ve onun hükmü tercih edilir.
Açıklama:
Müşkilü’l-Kur’ân ilminde âyetlerin birbirine zıt görünümlerini ortadan kaldırmaya yönelik çeşitli kaideler geliştirilmiştir. Bu kuralları maddeler halinde şöylece
sıralayabiliriz:
1. Hüküm hususunda Medenî olanlar Mekkî olanlara tercih edilir.
2. İki hükümden biri Mekkelilerin durumuna, diğeri Medinelilerin durumuna âit olursa, Medinelilerin ahvâli tercih edilir.
3. İki hükümden birisinin zahir manası müstakil bir hükme, diğer âyetin ise sadece lafzı bunu iktiza ederse, müstakil hüküm ifade eden âyet tercih olunur.
4. İki âyetten her biri zahirde bir hükme işaret ettikleri halde; âyetlerden biri umum, diğeri tahsis olarak hükme işaret ediyorsa, bu durumda tahsis içeren âyet tercih edilir.
İki âyet bir müşkülle ilgili farklı hükümler içeriyorsa yazılış sırası itibariyle daha sonra yazılan ayet ve onun hükmü tercih edilir.
sıralayabiliriz:
1. Hüküm hususunda Medenî olanlar Mekkî olanlara tercih edilir.
2. İki hükümden biri Mekkelilerin durumuna, diğeri Medinelilerin durumuna âit olursa, Medinelilerin ahvâli tercih edilir.
3. İki hükümden birisinin zahir manası müstakil bir hükme, diğer âyetin ise sadece lafzı bunu iktiza ederse, müstakil hüküm ifade eden âyet tercih olunur.
4. İki âyetten her biri zahirde bir hükme işaret ettikleri halde; âyetlerden biri umum, diğeri tahsis olarak hükme işaret ediyorsa, bu durumda tahsis içeren âyet tercih edilir.
İki âyet bir müşkülle ilgili farklı hükümler içeriyorsa yazılış sırası itibariyle daha sonra yazılan ayet ve onun hükmü tercih edilir.
Soru 21
Delaleti açık, manası başka bir konuyla karışmayacak derecede net olan âyetlere verilen isim, aşağıdakilerden hangisidir?
Seçenekler
A
Muhkem
B
Usûl
C
Lafzî
D
Yemîn
E
Müteşâbih
Açıklama:
Muhkem, delaleti açık, manası başka bir konuyla karışmayacak derecede net olan âyetlere denir. Muhkem âyetlerin manaları, başka bir konuyla karıştırılmayacak şekilde kolaylıkla anlaşılmakta, manalarını anlamak için başka bir izah veya delile ihtiyaç duyulmamaktadır. Doğru cevap A seçeneğidir.
Soru 22
Birçok manaya ihtimali olan ve bu manalardan birini tayin edebilmek için hârici bir delile ihtiyacı olan âyetlere verilen isim, aşağıdakilerden hangisidir?
Seçenekler
A
Âlim
B
Müteşâbih
C
Manevî
D
Muhkem
E
Garib
Açıklama:
Müteşâbih, birçok manaya ihtimali olan ve bu manalardan birini tayin edebilmek için hârici bir delile ihtiyacı olan âyetlerdir. Bu tür âyetlerde muhtemel manalar çoğu zaman eşit derecede birbirine benzerler, benzedikleri için de karıştırılırlar. Doğru cevap B seçeneğidir.
Soru 23
Kur’ân’da müteşâbih âyetlerin te'vîllerinin aşağıdakilerden hangisince bilineceği ifade edilmektedir?
Seçenekler
A
Hz. Peygamber
B
Müslümanlar
C
Allah
D
Okur-yazarlar
E
Hafaza melekleri
Açıklama:
"Sana Kitabı (Kur’ân’ı) indiren O’dur. Onda bir kısım âyetler muhkemdir ki bunlar kitabın anasıdır. Diğer bir kısmı da müteşâbihlerdir. Kalplerinde eğrilik bulunanlar sırf fitne çıkarmak ve te’vîline yönelmek için onun müteşâbih kısmının ardına düşerler. Halbuki onun te’vîlini Allah’tan başka kimse bilmez. İlimde derinleşenler ise, biz ona inandık, hepsi Rabbimizden derler. Bunu ancak akıl sahipleri düşünür" (Âl-i İmrân (3), 7). Doğru cevap C seçeneğidir.
Soru 24
Kur’ân’a dair yeterli alt yapısı bulunmayanların âyetler ile ilgili düştükleri vehimleri giderip, onlara tatmin edici cevaplar hazırlayan ilim dalı, aşağıdakilerden hangisidir?
Seçenekler
A
Tefsîr
B
Hurûf-ı mukatta’a
C
Kelam
D
Müşkilü’l-Kur’ân
E
Akaid
Açıklama:
Henüz Kur’ân’ın çeşitli özelliklerine vakıf olmayan ve bu konuda yeterli alt yapısı bulunmayan bazıları bir âyetin manasının başka bir âyetin manasıyla çeliştiğini düşünebilir. Böyle bir vehme düşmüş kimseye cevap verilmesi ve vehminin giderilmesi gerekir. İşte bu tür izahları yaparak vehimleri ortadan kaldırmaya çalışan Kur’ân ilmine “Müşkilü’l-Kur’ân” denir. Müşkil kelimesi; zorluk, problem, sıkıntı gibi anlamlara gelir. Terkip halindeki Müşkilü’l-Kur’ân ifadesi ise daha çok bilgi azlığı nedeniyle uyanan vehimleri giderip tatmin edici cevaplar hazırlayan ilim dalı demek olur. Doğru cevap D seçeneğidir.
Soru 25
Aşağıdaki algı sorunlarından hangisi, Hz. Âdem’in farklı âyetlerde topraktan, balçıktan, cıvık çamurdan ve kupkuru balçıktan yaratıldığının ifade edilmesi konusunda çelişki vehminin uyanmasına yol açabilir?
Seçenekler
A
Fiilin farklı yönleri
B
Hakikat ve mecaz ayırımı
C
Konu farklılığı
D
Çeşitli vecihlerle oluşan farklılıklar
E
Hükmün çeşitli şekilleri
Açıklama:
Ortaya çıkan hüküm, çeşitli şekillerde göründüğü için çelişki vehmi uyanabilir. Meselâ Kur’ân’da Hz. Âdem’in yaratılış safhasından bahsedilirken onun bir yerde topraktan, bir yerde balçıktan, bir yerde cıvık çamurdan, bir yerde de kupkuru balçıktan yaratıldığı ifade edilmektedir. Dikkat edilirse âyetlerde yukarıdaki anlamları karşılamak üzere kullanılan “salsâl, hame ve türâb” kelimeleri esasında farklı kelimeler olmakla beraber hepsinin aslî unsuru topraktır ve bu kelimelerle topraktan yapılan yaratmanın değişik aşamalarından/safhalarından söz edilmektedir. Yani aralarında herhangi bir çelişki yoktur. Doğru cevap E seçeneğidir.
Soru 26
I. Bağlam
II. Sebep
III. Yorum
IV. Maksat
V. Ortam
Yukarıdakilerden hangileri, "siyak" ifadesinin Türkçe karşılıkları arasında yer almaktadır?
II. Sebep
III. Yorum
IV. Maksat
V. Ortam
Yukarıdakilerden hangileri, "siyak" ifadesinin Türkçe karşılıkları arasında yer almaktadır?
Seçenekler
A
I ve V
B
II ve IV
C
II, III ve IV
D
I ve II
E
IV ve V
Açıklama:
Arap dilinde sürmek, salmak, sevk etmek, göndermek gibi anlamlara gelen siyak kelimesi, ıstılah olarak bir ifadenin etrafındaki birimler diye tanımlanabilir. Batı dillerinde context kelimesiyle karşılanan siyak ifadesi için Türkçe’mizde daha ziyade “bağlam” ve “ortam” ifadeleri kullanılmaktadır. Türkçe’de bağlam ve ortam kelimeleri, bir ifadenin hem metin hem de tarih yönüne işaret etmektedir. Aynı kapsamı “siyak” terimi için de düşünmek mümkündür. Doğru cevap A seçeneğidir.
Soru 27
Fatiha sûresinin 5. âyeti olan "(Ya Rab) bizi dosdoğru yola hidâyet eyle" duası ile Bakara sûresinin 1. ve 2. âyetlerindeki "Elif lâm mîm. İşte bu kitap, kendisinde hiçbir şüphe yoktur, takva sahipleri için yol göstericidir, hidâyettir" cümleleri arasındaki siyak münasebeti, aşağıdakilerden hangisidir?
Seçenekler
A
Sûre içi siyak münasebeti
B
Sûreler arası siyak münasebeti
C
Farklı konular arası siyak münasebeti
D
Âyet içi siyak münasebeti
E
Bütün Kur’ân içi siyak münasebeti
Açıklama:
Sûreler arası siyak ilişkisine misâl olarak Fatiha ile Bakara sûresini vermek mümkündür. Zira Fatiha sûresinin 5. âyetinde mü’min kulların dilinden “(Ya Rab) bizi dosdoğru yola hidâyet eyle” duası yer almaktadır. Bakara sûresinin 1. ve 2. âyetlerinde ise “Elif lâm mîm. İşte bu kitap, kendisinde hiçbir şüphe yoktur, takva sahipleri için yol göstericidir, hidâyettir” cümleleri Allah’ın, kullarının hidâyet isteme duasına icabet ederek onlara yol gösterdiğini ortaya koymaktadır. Doğru cevap B seçeneğidir.
Soru 28
Kur'ân'ın i'câzına karşı geliştirilen ve temelinde "Kur’ân’ın benzeri rahatlıkla ortaya konabilirdi, ancak Allah buna engel olmuştur" düşüncesi yatan teori, aşağıdakilerden hangisidir?
Seçenekler
A
Gaybî teorisi
B
Ulûhiyet teorisi
C
Sarfe teorisi
D
Rubûbiyet teorisi
E
Kevnî teorisi
Açıklama:
Bazı Mutezilî âlimlerin i’caz görüşü olarak karşımıza çıkan “sarfe” teorisi, ilk asırlardan beri tartışılan bir yaklaşım olmuştur. Bu teoriye göre Kur’ân’ın benzeri rahatlıkla ortaya konabilirdi, ancak Allah buna engel olmuştur. Allah’ın engel olması yüzünden Kur’ân’a karşı koymaya, benzerini getirmeye yönelik teşebbüsler; başarısız olmuş, sonuçsuz kalmıştır. Doğru cevap C seçeneğidir.
Soru 29
Aşağıdakilerden hangisi, Kur'an üslubunun nitelikleri arasında yer almaz?
Seçenekler
A
Dış dünyayı gözleme ve tefekkür etme çağrısı yapması
B
Tedriciliğe riayet etmesi
C
Delillerinin ve mantık kurgusunun kuvveti
D
Tekrarları ile muhataplarını bıktırması
E
Soyutu somut şekilde zihinde canlandıran temsilleri
Açıklama:
Kur'an tekrarları ile muhataplarını bıktırmanın aksine, tekrarlarını her seferinde bağlamsal rötuşlarla zenginleştirmekte ve muhataplarını bıktırmamaktadır. Doğru cevap D seçeneğidir.
Soru 30
Kur’ân’ın gramer yapısını inceleyen ilim dalı, aşağıdakilerden hangisidir?
Seçenekler
A
Nazmü'l-Kur'ân
B
Müşkilü'l-Kur'ân
C
İ’câzu'l-Kur'ân
D
Üslûbu'l-Kur'ân
E
İ’rabu’l-Kur’ân
Açıklama:
Kur’ân’ın gramer yapısını inceleyen ilim dalına Kur’ân’ın irabı (İ’rabu’l-Kur’ân) denir. İ’rabu’l-Kur’ân ilmi, Kur’ân kelimelerini ve cümlelerini gramer yönünden incelemekte ve tahlil etmektedir. Doğru cevap E seçeneğidir.
Soru 31
Muhkem ayetlerle ilgili aşağıdakilerden hangisi yanlıştır?
Seçenekler
A
Delaleti açık olan ayetlerdir
B
Manası başka bir konuyla karışmayacak derecede net olan âyetlerdir
C
Manalarını anlamak için başka bir izah veya delile ihtiyaç duyulmamaktadır
D
Muhkem kılınmış bir kitaptır derken,âyetlerinin sağlam ve sâbit, nazım ve üslubunun kusursuz güzellikte olduğu kastedilmektedir.
E
Birçok manaya ihtimali olan ve bu manalardan birini tayin edebilmek için hârici bir delile ihtiyacı olan âyetlerdir
Açıklama:
Muhkem-müteşâbih kelimelerinin terim/ıstılah manaları: Muhkem, delaleti açık, manası başka bir konuyla karışmayacak derecede net olan âyetlere denir. Demek ki muhkem âyetlerin manaları, başka bir konuyla karıştırılmayacak şekilde kolaylıkla anlaşılmakta, manalarını anlamak için başka bir izah veya delile ihtiyaç duyulmamaktadır. Müteşâbih ise birçok manaya ihtimali olan ve bu manalardan birini tayin edebilmek için hârici bir delile ihtiyacı olan âyetlerdir. Bu tür âyetlerde muhtemel manalar çoğu zaman eşit derecede birbirine benzerler
Soru 32
Birçok manaya ihtimali olan ve bu manalardan birini tayin edebilmek için hârici bir delile ihtiyacı olan âyetlere ne denir?
Seçenekler
A
Müteşabih Ayetler
B
Muhkem Ayetler
C
Fiili Ayet
D
Münferit Ayet
E
Mekki Ayet
Açıklama:
Müteşâbih ayetler, birçok manaya ihtimali olan ve bu manalardan birini tayin edebilmek için hârici bir delile ihtiyacı olan âyetlerdir
Soru 33
Aşağıdakilerden hangisi Kur’ân’da Müteşâbih ayetlerin bulunmasının sebeplerinden değildir?
Seçenekler
A
İnsanın halifelik görevinde başarılı olması
B
Yönettiği dünyayı mamur ve huzurlu hale getirmesi
C
Allah karşısında ne kadar aciz olduğumuzu anlamak ve her seferinde çözümü “iman ettik, hepsi Rabbimizin katından” diyerek Allahın mucizesini kabul etme
D
Müteşâbihlerin insanı imtihan eden araçlardan biri olması
E
Müteşabih ayetlerin amacı insanları şüpheli işlere yönelterek imanını zayıflatması
Açıklama:
Kur’ân’da müteşâbih âyetlerin bulunmasında insanlığın ilerlemesi, medeniyetlerin kurulması açısından önemli faydalar bulunmaktadır. Bir taraftan arayış içinde olmak, diğer taraftan hangi noktaya ulaşırsa ulaşsın son noktaya ulaşamadığını bilmek, insanın halifelik görevinde başarılı olmasında, yönettiği dünyayı mamur ve huzurlu hale getirmesinde kilit rol oynamaktadır. Ayrıca bu sayede zihinler sürekli işlemeye devam etmekte, işledikçe de Yüce Allah karşısında ne kadar aciz olduklarını itiraf ederek her seferinde çözümü“iman ettik, hepsi Rabbimizin katından” demekte bulacaktır.
Soru 34
Müteşâbih sıfatlar hakkında ulemâ iki mezhebe ayrılmıştır. Birincisi selef mezhebidir. İkincisi ise halef mezhebidir. Aşağıdakilerden hangisi selef mezhebi imamlarından değildir?
Seçenekler
A
Evzai
B
İmam Şafi
C
Malik bin Enes
D
Hasan-i Basri
E
Süfyân-ı Sevrî
Açıklama:
Selef mezhebi alimleri olarak, Evzâî, Süfyân-ı Sevrî, Mâlik b. Enes, İmam Şafiî gibi isimleri saymak mümkündür
Soru 35
Aşağıdakilerden hangisi müteşabih sıfatlar hakkında yazılan eserlerden değildir?
Seçenekler
A
Kâdî Abdülcebbâr, Müteşâbihü’l Kur’ân
B
Şerîf Radî, Hakâiku’t-Te’vîl fî Müteşâbihi’t-Tenzîl
C
Ebu Hanife, Fıkhul ekber
D
Tâcu’l-Kurrâ Kirmânî, el-Burhân fî Müteşâbihi’l-Kur’ân
E
Muhsin Demirci, Kur’ân’ın Müteşâbihleri Üzerine
Açıklama:
Müteşabih sıfatlar hakkında yazılan eserler şunlardır: Kâdî Abdülcebbâr Müteşâbihü’l- Kur’ân; Şerîf Radî, Hakâiku’t-Te’vîl fî Müteşâbihi’t-Tenzîl; Tâcu’l-Kurrâ Kirmânî, el-Burhân fî Müteşâbihi’l-Kur’ân; Suyûtî, Kutfu’l-Ezhâr fî Keşfi’l-Esrâr; Muhsin Demirci, Kur’ân’ın Müteşâbihleri Üzerine.
Soru 36
Kur’ân’da bazı sûrelerin başında bazen bir, bazen de bir kaç harfin birleşmesinden meydana gelen rumuzlar bulunmaktadır. Bu harflere ne isim verilmektedir?
Seçenekler
A
Müteşâbih Sıfatlar
B
El-hurûfu’l-mukatta’a”
C
Muhkem Ayet
D
Müşkilul Kuran
E
Kuranın Siyakı
Açıklama:
Kur’ân’da bazı sûrelerin başında bazen bir, bazen de bir kaç harfin birleşmesinden meydana gelen rumuzlar bulunmaktadır. Bu harflere kesik harfler manasında “el-hurûfu’l-mukatta’a” adı verilmektedir
Soru 37
Aşağıdakilerden hangisi kesik harfleri(el huruful mukatta’a ) hece harfi olarak gören görüşlerden biri değildir?
Seçenekler
A
Başında bulundukları sûrelerin isimleridir
B
Kur’ân’ın isimleridir
C
Bu harfler yemin için zikredilmişlerdir ve üzerlerine yemin edilmiştir
D
Bu harfler ebced hesabıyla bazı önemli olayların tarihine işaret ederler
E
Bunlar ilahî isim veya sıfatların kısaltmasıdır
Açıklama:
Kesik harfleri hece harfleri olarak gören 1. görüş mensupları şu tür manaları ortaya atmışlardır:
Başında bulundukları sûrelerin isimleridir. Kur’ân’ın isimleridir. Bu harfler iki sûreyi birbirinden ayırma işlevi görürler.Bu harfler Kur’ân’a dikkat çekmektedir. Çünkü inkarcılar Kur’ân okunurken gürültü çıkarıyorlar ve insanları etkilemesine engel olmaya çalışıyorlardı. Dolayısıyla bu harfler, Kur’ân’a atıfta bulunan devamındaki âyetlere dikkat çekmek üzere nazil olmuştur. Bu harfler yemin için zikredilmişlerdir ve üzerlerine yemin edilmiştir. Bu harfler ebced hesabıyla bazı önemli olayların tarihine işaret ederler
Başında bulundukları sûrelerin isimleridir. Kur’ân’ın isimleridir. Bu harfler iki sûreyi birbirinden ayırma işlevi görürler.Bu harfler Kur’ân’a dikkat çekmektedir. Çünkü inkarcılar Kur’ân okunurken gürültü çıkarıyorlar ve insanları etkilemesine engel olmaya çalışıyorlardı. Dolayısıyla bu harfler, Kur’ân’a atıfta bulunan devamındaki âyetlere dikkat çekmek üzere nazil olmuştur. Bu harfler yemin için zikredilmişlerdir ve üzerlerine yemin edilmiştir. Bu harfler ebced hesabıyla bazı önemli olayların tarihine işaret ederler
Soru 38
“Eğer o (Kur’ân), Allah’tan başkası tarafından gelmiş olsaydı, elbette onda birçok ihtilaf bulurlardı” (Nisa (4), 82).
Yukarıdaki ayet aşağıdakilerden hangisiyle ilgilidir?
Yukarıdaki ayet aşağıdakilerden hangisiyle ilgilidir?
Seçenekler
A
Müşkilü’l-Kur’ân
B
El-hurûfu’l-mukatta’a
C
Kur’ân’ın Siyakı
D
Kur’ân’ın İ’cazı
E
İlmi İcaz
Açıklama:
KUR’ÂN’DA ÇELİŞKİ VEHMİ (MÜŞKİLÜ’L-KUR’ÂN)
Kur’ân’da hiçbir çelişki yoktur, çünkü O, Allah kelamıdır. Zaten Kur’ân kendisinde çelişki ve ihtilaf bulunmamasını Yüce Allah’ın katından gönderildiğinin delili olarak ileri sürer. Şâyet Kur’ân, Allah’tan değil de başka bir kaynaktan gelmiş olsaydı onda pek çok ihtilaf ve çelişki bulunurdu. Bu hakikat Kur’ân tarafından şöyle ifade edilir: “Eğer o (Kur’ân), Allah’tan başkası tarafından gelmiş olsaydı, elbette onda birçok ihtilaf bulurlardı”.
Kur’ân’da hiçbir çelişki yoktur, çünkü O, Allah kelamıdır. Zaten Kur’ân kendisinde çelişki ve ihtilaf bulunmamasını Yüce Allah’ın katından gönderildiğinin delili olarak ileri sürer. Şâyet Kur’ân, Allah’tan değil de başka bir kaynaktan gelmiş olsaydı onda pek çok ihtilaf ve çelişki bulunurdu. Bu hakikat Kur’ân tarafından şöyle ifade edilir: “Eğer o (Kur’ân), Allah’tan başkası tarafından gelmiş olsaydı, elbette onda birçok ihtilaf bulurlardı”.
Soru 39
Kur’ân’ın doğru anlaşılıp tefsîr edilmesine katkı sağlayan en önemli mana ilimlerinden birisidir. Arap dilinde sürmek, salmak, sevk etmek, göndermek gibi anlamlara gelir.
Yukarıda aşağıdaki ilkelerden hangisinin tanımı yapılmıştır?
Yukarıda aşağıdaki ilkelerden hangisinin tanımı yapılmıştır?
Seçenekler
A
Sarfe Teorisi
B
Kur’ân’ın İ’cazı
C
Kur’ân’ın Siyakı (Âyetler Ve Sûreler Arası Münasebet)
D
Kur’ân’da Çelişki Vehmi (Müşkilü’l-Kur’ân)
E
Üslûbu’l-Kur’ân
Açıklama:
Siyak ilkesi Kur’ân’ın doğru anlaşılıp tefsîr edilmesine katkı sağlayan en önemli mana ilimlerinden birisidir. Arap dilinde sürmek, salmak, sevk etmek, göndermek gibi anlamlara gelen siyak kelimesi, ıstılah olarak bir ifadenin etrafındaki birimler diye tanımlanabilir. Batı dillerinde context kelimesiyle karşılanan siyak ifadesi için Türkçe'de daha ziyade “bağlam” ve “ortam” ifadeleri kullanılmaktadır. Siyakın Kur’ân’ın doğru anlaşılıp yorumlanmasında oynadığı rol,Kur’ân’ın edebî mucizesinden başka bir ifadeyle onun beşer sözü değil, Allah kelamı olmasından kaynaklanmaktadır.
Soru 40
Aşağıdakilerden hangisi Sarfe Teorisi ile ilgili olarak söylenebilir?
Seçenekler
A
Ehl-i Sünnet âlimleri tarafından öne sürülmüştür
B
İnkarcılarca Kur’ân’ın bir benzeri yapılmıştır
C
Allah, muarızlara engel olduğu için Kur’ânın benzeri yapılamamıştır
D
Önceki âlimlerin büyük çoğunluğu tarafından kabul edilmiştir
E
Günümüz alimleri tarafından büyük ölçüde kabul görmektedir
Açıklama:
Bu teoriye göre Kur’ân’ın benzeri rahatlıkla ortaya konabilirdi, ancak Allah buna engel olmuştur. Allah’ın engel olması yüzünden Kur’ân’a karşı koymaya, benzerini getirmeye yönelik teşebbüsler;başarısız olmuş, sonuçsuz kalmıştır (sarfu’l-himem ani’l-muârada). Daha açık bir ifadeyle Allah tartışmasız kudretiyle Arapları Kur’ân’a muaraza etmekten alıkoymuş; onların edebî yetenek ve kudretlerini ellerinden alarak başarıya ulaşmalarına engel olmuştur. Bu teori alimlerin büyük çoğunluğu tarafından reddedilmiştir
Soru 41
Muhkem hangi kökten türemiştir?
Seçenekler
A
H-k-m
B
M-h-k-m
C
M-k-h
D
M-h-k
E
M-k-m
Açıklama:
Muhkem, h-k-m (حكم (kökünden türemiş bir isimdir.
Soru 42
Aşağıdaki fiil köklerinden hangisinin ''sağlam ve dayanıklı olmak'' anlamı vardır?
Seçenekler
A
Ş-b-h
B
H-k-m
C
K-t-l
D
B-d-l
E
T-r-k
Açıklama:
Muhkem, h-k-m (حكم (kökünden türemiş bir isimdir. H-k-m fiil kökü ise Arapça’da hüküm vermek, hükmetmek, sağlam ve dayanıklı olmak gibi anlamlara gelir.
Soru 43
Ş-b-h fiil kökünün anlamı aşağıdakilerden hangisidir?
Seçenekler
A
Güzelleşmek
B
Teşebbüs etmek
C
Benzemek
D
Farklılaşmak
E
Sağlamlaşmak
Açıklama:
Ş-b-h fiil kökü ise, benzemek, ayırt edilmesi zor olacak şekilde birbirine benzer olmak, benzediği için de şüphe uyandırmak gibi anlamları ifade eder.
Soru 44
Istılah ne demektir?
Seçenekler
A
Kavram
B
Mecaz
C
Benzetme
D
Terim
E
Mubaşere
Açıklama:
Terim'in Arapça karşılığı ıstılah'tır.
Soru 45
Kur’ân’ın iki kısımdan oluştuğu ifade edilmiştir. Buna göre bir kısım âyetler muhkemdir ve bunlar Kur’ân’ın özünü ve temelini oluştururlar. Kur’ân’ın diğer kısım âyetleri ise müteşâbihlerdir.
Müteşâbih ayetlerle ilgili olarak aşağıdakilerden hangisi doğrudur?
Müteşâbih ayetlerle ilgili olarak aşağıdakilerden hangisi doğrudur?
Seçenekler
A
Bu ayetlerin mahiyet ve keyfiyeti bilinemez.
B
Bu ayetlerin mahiyet ve keyfiyetini halifeler bilebilir.
C
Bu ayetlerin mahiyet ve keyfiyetini Müçtehitler bilebilir.
D
Bu ayetlerin mahiyet ve keyfiyetini âlimler bilebilir.
E
Bu ayetlerin mahiyet ve keyfiyetini her Müslüman bilebilir.
Açıklama:
Kur’ân’ın iki kısımdan oluştuğu ifade edilmiştir. Buna göre bir kısım âyetler muhkemdir ve bunlar Kur’ân’ın özünü ve temelini oluştururlar. Kur’ân’ın diğer kısım âyetleri ise müteşâbihlerdir. Bu âyetler müteşâbih olduğundan onların mahiyet ve keyfiyeti bilinemez. Âlimlerin büyük çoğunluğuna göre Kur’ân, bu tür âyetlerin te’vîllerini ancak Allah’ın bileceğini ifade etmektedir.
Soru 46
“Muhkemler nâsih, helâl, haram, hudûd, ferâiz gibi imân edilip amel edilen hususlardır. Müteşâbihler ise, mensûh, mukaddem, muahhar, emsal, yeminler gibi imân edilen, ancak amele konu olmayan hususlardır.
Bu izah aşağıdakilerden hangisine aittir?
Bu izah aşağıdakilerden hangisine aittir?
Seçenekler
A
İbn Mutezile
B
İbn Abbâs
C
İbn Hureyre
D
İbn Sâdık
E
İbn Teymiye
Açıklama:
Muhkem âyetler; anlamları açık, anlaşılmasında dışarıdan bir delile ihtiyaç duymayan, tek bir veche imkan tanıyan âyetlerdir. Mücâhid’in İbn Abbâs’tan naklettiği görüşe göre muhkemler, daha çok helal ve haramı açıklayan âyetlerdir. İbn Abbas’dan gelen bir başka izaha göre de “muhkemler nâsih, helâl, haram, hudûd, ferâiz gibi imân edilip amel edilen hususlardır. Müteşâbihler ise, mensûh, mukaddem, muahhar, emsal, yeminler gibi imân edilen, ancak amele konu olmayan hususlardır.
Soru 47
Kur’ân’da bazı sûrelerin başında bazen bir, bazen de bir kaç harfin birleşmesinden meydana gelen rumuzlar bulunmaktadır. Bu harflere kesik harfler manasında “elhurûfu’l-mukatta’a” adı verilmektedir.
Aşağıdakilerden hangisi bu harflerden değildir?
Aşağıdakilerden hangisi bu harflerden değildir?
Seçenekler
A
Elif lâm mîm
B
Elif lâm râ
C
Elif lâm mîm sâd
D
Tâ sîn mîm
E
Elif lâm dal
Açıklama:
Söz konusu harfler şunlardır: Elif lâm mîm, Elif lâm râ, Elif lâm mîm râ, Elif lâm mîm sâd, Kâf hâ yâ ayn sâd, Tâ sîn mîm, Tâ sîn, Yâ sîn, Tâ hâ, Hâ mîm, Sâd.
Soru 48
Hurûf-ı Mukatta’anın Tefsîri konusunda bir takım görüşler mevcuttur. Kesik harfleri hece harfleri olarak gören 1. görüş mensupları bazı manaları ortaya atmışlardır.
Aşağıdakilerden hangisi bunlardan birisi değildir?
Aşağıdakilerden hangisi bunlardan birisi değildir?
Seçenekler
A
Başında bulundukları sûrelerin isimleridir.
B
Kur’ân’ın isimleridir.
C
Bu harfler iki sûreyi birbirinden ayırma işlevi görürler.
D
Bu harfler ebced hesabıyla bazı önemli olayların tarihine işaret ederler.
E
Bu harfler okuma kolaylığı sağlarlar.
Açıklama:
190. sayfadaki bilgilere göre doğru cevap E seçeneğidir.
Soru 49
Aşağıdakilerden hangisi daha çok bilgi azlığı nedeniyle uyanan vehimleri giderip tatmin edici cevaplar hazırlayan ilim dalı demektir?
Seçenekler
A
Müşkilü’l-Kur’ân
B
Hurûf-ı mukatta’a
C
Müteşâbih ilmi
D
Lafz-ı Tezakir
E
Mütezilin İlmi
Açıklama:
Müşkilü’l-Kur’ân ifadesi daha çok bilgi azlığı nedeniyle uyanan vehimleri giderip tatmin edici cevaplar hazırlayan ilim dalıdır.
Soru 50
Aşağıdakilerden hangisi, Arap dilinde sürmek, salmak, sevk etmek, göndermek gibi anlamlara gelir ve Kur’ân’ın doğru anlaşılıp tefsîr edilmesine katkı sağlayan en önemli mana ilimlerinden birisidir?
Seçenekler
A
Müctehid
B
Siyak
C
Hurufat
D
Tefsir
E
Siyer
Açıklama:
Siyak ilkesi Kur’ân’ın doğru anlaşılıp tefsîr edilmesine katkı sağlayan en önemli mana ilimlerinden birisidir. Arap dilinde sürmek, salmak, sevk etmek, göndermek
gibi anlamlara gelen siyak kelimesi, ıstılah olarak bir ifadenin etrafındaki birimler diye tanımlanabilir.
gibi anlamlara gelen siyak kelimesi, ıstılah olarak bir ifadenin etrafındaki birimler diye tanımlanabilir.
Soru 51
I. Âlimlerin büyük çoğunluğu müteşabih âyetlerin te’vîllerinin ancak Allah tarafından bilinebileceğini ifade etmişlerdir
II. Müteşâbih ayetler muhkem âyetlerin ışığı altında değerlendirilirler
III. Sadece müteşâbih ayetlerin peşine düşmek kalbin Allah’a tam teslim olmadığını gösterir
IV. Kur’ân’ın özü ve temeli çoğunlukla müteşabih ayetlerden oluşur
Müteşabih ayetler ile ilgili yukarıdaki ifadelerden hangileri doğrudur?
II. Müteşâbih ayetler muhkem âyetlerin ışığı altında değerlendirilirler
III. Sadece müteşâbih ayetlerin peşine düşmek kalbin Allah’a tam teslim olmadığını gösterir
IV. Kur’ân’ın özü ve temeli çoğunlukla müteşabih ayetlerden oluşur
Müteşabih ayetler ile ilgili yukarıdaki ifadelerden hangileri doğrudur?
Seçenekler
A
Yalnız I
B
I ve II
C
I, II ve III
D
I, III ve IV
E
II, III ve IV
Açıklama:
“Sana Kitabı (Kur’ân’ı) indiren O’dur. Onda bir kısım âyetler muhkemdir ki bunlar kitabın anasıdır. Diğer bir kısmı da müteşâbihlerdir. Kalplerinde eğrilik bulunanlar sırf fitne çıkarmak ve te’vîline yönelmek için onun müteşâbih kısmının ardına düşerler. Halbuki onun te’vîlini Allah’tan başka kimse bilmez. İlimde derinleşenler ise, biz ona inandık, hepsi Rabbimizden derler. Bunu ancak akıl sahipleri düşünür” (Âl-i İmrân (3), 7).
Görüldüğü gibi bu âyette Kur’ân’ın iki kısımdan oluştuğu ifade edilmiştir. Buna göre bir kısım âyetler muhkemdir ve bunlar Kur’ân’ın özünü ve temelini oluştururlar. Kur’ân’ın diğer kısım âyetleri ise müteşâbihlerdir. Bu âyetler müteşâbih olduğundan onların mahiyet ve keyfiyeti bilinemez. Âlimlerin büyük çoğunluğuna göre Kur’ân, bu tür âyetlerin te’vîllerini ancak Allah’ın bileceğini ifade etmektedir. Ne var ki müteşâbihler muhkem âyetlerin ışığı altında değerlendirilirler. Ancak kalpleri Allah’a tam teslim olmamış kimseler, kendilerini ve diğer insanları şaşırtmak için sadece müteşâbihlerin peşine düşerler. Bunu yaparken anlamı açık olan muhkemlere ise hiç iltifat etmezler, onların gereğini yerine getirmezler, bütün işleri müteşâbihlerdir. Açık olanın dediğini yapıp kurtulmak varken, onlar kapalı olanın ardına düşerler.
Görüldüğü gibi bu âyette Kur’ân’ın iki kısımdan oluştuğu ifade edilmiştir. Buna göre bir kısım âyetler muhkemdir ve bunlar Kur’ân’ın özünü ve temelini oluştururlar. Kur’ân’ın diğer kısım âyetleri ise müteşâbihlerdir. Bu âyetler müteşâbih olduğundan onların mahiyet ve keyfiyeti bilinemez. Âlimlerin büyük çoğunluğuna göre Kur’ân, bu tür âyetlerin te’vîllerini ancak Allah’ın bileceğini ifade etmektedir. Ne var ki müteşâbihler muhkem âyetlerin ışığı altında değerlendirilirler. Ancak kalpleri Allah’a tam teslim olmamış kimseler, kendilerini ve diğer insanları şaşırtmak için sadece müteşâbihlerin peşine düşerler. Bunu yaparken anlamı açık olan muhkemlere ise hiç iltifat etmezler, onların gereğini yerine getirmezler, bütün işleri müteşâbihlerdir. Açık olanın dediğini yapıp kurtulmak varken, onlar kapalı olanın ardına düşerler.
Soru 52
Aşağıdakilerden hangisi Hurûf-ı mukatta’ayı hece harfi kabul eden görüş mensuplarının ortaya attıklar manalardan biri değildir?
Seçenekler
A
Başında bulundukları sûrelerin isimleridir
B
Bu harfler iki sûreyi birbirinden ayırma işlevi görürler
C
Bu harfler ebced hesabıyla bazı önemli olayların tarihine işaret ederler
D
Bu harfler Kur’ân’a dikkat çekmektedir
E
Bu harfler ilahî isim veya sıfatların kısaltmasıdır
Açıklama:
Kesik harfleri hece harfleri olarak gören 1. görüş mensupları şu tür manaları ortaya atmışlardır: a. Başında bulundukları sûrelerin isimleridir.
b. Kur’ân’ın isimleridir. c. Bu harfler iki sûreyi birbirinden ayırma işlevi görürler. d. Bu harfler Kur’ân’a dikkat çekmektedir. Çünkü inkarcılar Kur’ân okunurken gürültü çıkarıyorlar ve insanları etkilemesine engel olmaya çalışıyorlardı. Dolayısıyla bu harfler, Kur’ân’a atıfta bulunan devamındaki âyetlere dikkat çekmek üzere nazil olmuştur. e. Bu harfler yemin için zikredilmişlerdir ve üzerlerine yemin edilmiştir. f. Bu harfler ebced hesabıyla bazı önemli olayların tarihine işaret ederler. g. Bunlar münferid harflerdir. Bu harflerin amacı müşriklerin dikkatini çekmektir.
Kur’ân, bunlarla meydan okumuştur.
b. Kur’ân’ın isimleridir. c. Bu harfler iki sûreyi birbirinden ayırma işlevi görürler. d. Bu harfler Kur’ân’a dikkat çekmektedir. Çünkü inkarcılar Kur’ân okunurken gürültü çıkarıyorlar ve insanları etkilemesine engel olmaya çalışıyorlardı. Dolayısıyla bu harfler, Kur’ân’a atıfta bulunan devamındaki âyetlere dikkat çekmek üzere nazil olmuştur. e. Bu harfler yemin için zikredilmişlerdir ve üzerlerine yemin edilmiştir. f. Bu harfler ebced hesabıyla bazı önemli olayların tarihine işaret ederler. g. Bunlar münferid harflerdir. Bu harflerin amacı müşriklerin dikkatini çekmektir.
Kur’ân, bunlarla meydan okumuştur.
Soru 53
I. Hüküm hususunda Mekkî olanlar Medenî olanlara tercih edilir.
II. İki hükümden biri Mekkelilerin durumuna, diğeri Medinelilerin durumuna âit olursa, Medinelilerin ahvâli tercih edilir.
III. İki hükümden birisinin zahir manası müstakil bir hükme, diğer âyetin ise sadece lafzı bunu iktiza ederse, müstakil hüküm ifade eden âyet tercih olunur.
IV. İki âyetten her biri zahirde bir hükme işaret ettikleri halde; âyetlerden biri umum, diğeri tahsis olarak hükme işaret ediyorsa tahsis içeren âyet tercih edilir.
Yukarıdakilerden hangisi Müşkilü’l-Kur’ân ilminde âyetlerin birbirine zıt görünümlerini ortadan kaldırmaya yönelik kaidelerden biri değildir?
II. İki hükümden biri Mekkelilerin durumuna, diğeri Medinelilerin durumuna âit olursa, Medinelilerin ahvâli tercih edilir.
III. İki hükümden birisinin zahir manası müstakil bir hükme, diğer âyetin ise sadece lafzı bunu iktiza ederse, müstakil hüküm ifade eden âyet tercih olunur.
IV. İki âyetten her biri zahirde bir hükme işaret ettikleri halde; âyetlerden biri umum, diğeri tahsis olarak hükme işaret ediyorsa tahsis içeren âyet tercih edilir.
Yukarıdakilerden hangisi Müşkilü’l-Kur’ân ilminde âyetlerin birbirine zıt görünümlerini ortadan kaldırmaya yönelik kaidelerden biri değildir?
Seçenekler
A
Yalnız I
B
I ve II
C
I, II ve III
D
II, III ve IV
E
I, III ve IV
Açıklama:
Hüküm hususunda Medenî olanlar Mekkî olanlara tercih edilir.
Soru 54
I. Ehl-i Sünnet âlimleri tarafından öne sürülmüş ve yaygınca kabul görmüştür II. Allah, muarızlara engel olduğu için Kur’ân’ın benzeri yapılamadığını ifade eder III. Önceki âlimlerin büyük çoğunluğu tarafından kabul edilmiştir. IV. Günümüz alimleri tarafından büyük ölçüde kabul görmektedir. V. Yüce Allah’ın ulûhiyet ve rubûbiyet hikmetini zedeler niteliktedir. Sarfe Teorisi ile ilgili yukarıdaki ifadelerden hangileri doğrudur
Seçenekler
A
Yalnız I
B
I ve III
C
II ve V
D
I, III ve IV
E
II, III ve V
Açıklama:
Bazı Mutezilî âlimlerin i’caz görüşü'ne göre Allah’ın engel olması yüzünden Kur’ân’a karşı koymaya, benzerini getirmeye yönelik teşebbüsler; başarısız olmuş, sonuçsuz kalmıştır. Ancak bu teori, âlimlerin büyük çoğunluğu tarafından reddedilmiştir.Sarfe teorisinin bu haliyle Yüce Allah’ın ulûhiyet ve rubûbiyet hikmetini zedelediği söylenebilir. Çünkü kullarının elinden mücadele güçlerini aldıktan sonra, “haydi gücünüz yetiyorsa Kur’ân’ın bir benzerini yapın” demesi rahmân ve rahîm olan Rabbimiz için mümkün gözükmemektedir.İslâm âlimleri sarfe teorisinin doğru olmadığına dair birtakım deliller öne sürmüşlerdir. Bu teori doğru olarak kabul edilirse; 1. Tahaddî (meydan okuma) zamanının geçmesiyle Kur’ân’ın icazının da ortadan kalkması gerekirdi. Halbu-ki Kur’ân’ın icazı halen devam etmekte ve bundan sonra da devam edecektir. 2. Kur’ân, muarazayı men etmekle acizliğe düşerdi. 3. Kur’ân değil, sarfenin/menet-menin bizzat kendisi muciz olurdu.
Soru 55
Âlimlerin büyük çoğunluğuna göre hangi âyetlerin te’vîllerini ancak Allah’ın bileceği ifade edilmektedir?
Seçenekler
A
Tercümeler
B
Muhkemler
C
Müteşabihler
D
Teviller
E
Sureler
Açıklama:
Bu âyetler müteşâbih olduğundan onların mahiyet ve keyfiyeti bilinemez. Âlimlerin büyük çoğunluğuna göre Kur’ân, bu tür âyetlerin te’vîllerini ancak Allah’ın bileceğini ifade etmektedir.
Soru 56
Selef mezhebine göre Allah’ın müteşâbih sıfatlarına nasıl yaklaşılmalıdır?
Seçenekler
A
Olduğu gibi kabul edilmeli yorum yapılmamalı
B
Ne anlama geldikleri konusunda ulemaya danışılmalı
C
Anlamları üzerinde kafa yorup doğru olanı herkes kendi bulmalı
D
Anlamlarını ulemadan öğrenip açıklamasını herkes kendi yapmalı
E
Allah'ın bahşettiği aklı kullanıp her birinin izahatı kendimizce yapılmalı
Açıklama:
Selef mezhebine göre Allah’ın müteşâbih sıfatları bilinir gibi görünse de, bu sıfatların Allah’a isnadı beşer açısından imkansızdır. Bu durumda yapılması gereken şey bu sıfatların delaletlerini Allah’a havale etmektir. Yani, bu sıfatlara sadece olduğu gibi inanmak ve mahiyetine ilişkin bir yorumda bulunmamak gerekir.
Soru 57
Delaleti açık, manası başka bir konuyla karışmayacak derecede net olan âyetlere verilen isim, aşağıdakilerden hangisidir?
Seçenekler
A
Muhkem
B
Usûl
C
Lafzî
D
Yemîn
E
Müteşâbih
Açıklama:
Muhkem, delaleti açık, manası başka bir konuyla karışmayacak derecede net olan âyetlere denir. Muhkem âyetlerin manaları, başka bir konuyla karıştırılmayacak şekilde kolaylıkla anlaşılmakta, manalarını anlamak için başka bir izah veya delile ihtiyaç duyulmamaktadır. Doğru cevap A seçeneğidir.
Soru 58
Kur’ân’a dair yeterli alt yapısı bulunmayanların âyetler ile ilgili düştükleri vehimleri giderip, onlara tatmin edici cevaplar hazırlayan ilim dalı, aşağıdakilerden hangisidir?
Seçenekler
A
Tefsîr
B
Hurûf-ı mukatta’a
C
Kelam
D
Müşkilü’l-Kur’ân
E
Akaid
Açıklama:
Henüz Kur’ân’ın çeşitli özelliklerine vakıf olmayan ve bu konuda yeterli alt yapısı bulunmayan bazıları bir âyetin manasının başka bir âyetin manasıyla çeliştiğini düşünebilir. Böyle bir vehme düşmüş kimseye cevap verilmesi ve vehminin giderilmesi gerekir. İşte bu tür izahları yaparak vehimleri ortadan kaldırmaya çalışan Kur’ân ilmine “Müşkilü’l-Kur’ân” denir. Müşkil kelimesi; zorluk, problem, sıkıntı gibi anlamlara gelir. Terkip halindeki Müşkilü’l-Kur’ân ifadesi ise daha çok bilgi azlığı nedeniyle uyanan vehimleri giderip tatmin edici cevaplar hazırlayan ilim dalı demek olur. Doğru cevap D seçeneğidir.
Soru 59
Kur’ân’da bazı sûrelerin başında bazen bir, bazen de bir kaç harfin birleşmesinden meydana gelen rumuzlar bulunmaktadır. Bu harflere kesik harfler manasında “elhurûfu’l-mukatta’a” adı verilmektedir.
Aşağıdakilerden hangisi bu harflerden değildir?
Aşağıdakilerden hangisi bu harflerden değildir?
Seçenekler
A
Elif lâm mîm
B
Elif lâm râ
C
Elif lâm mîm sâd
D
Tâ sîn mîm
E
Elif lâm dal
Açıklama:
Söz konusu harfler şunlardır: Elif lâm mîm, Elif lâm râ, Elif lâm mîm râ, Elif lâm mîm sâd, Kâf hâ yâ ayn sâd, Tâ sîn mîm, Tâ sîn, Yâ sîn, Tâ hâ, Hâ mîm, Sâd.
Soru 60
Aşağıdaki fiil köklerinden hangisinin ''sağlam ve dayanıklı olmak'' anlamı vardır?
Seçenekler
A
Ş-b-h
B
H-k-m
C
K-t-l
D
B-d-l
E
T-r-k
Açıklama:
Muhkem, h-k-m (حكم (kökünden türemiş bir isimdir. H-k-m fiil kökü ise Arapça’da hüküm vermek, hükmetmek, sağlam ve dayanıklı olmak gibi anlamlara gelir.
Ünite 9
Soru 1
Aşağıdaki seçeneklerde verilen ilim çeşitlerinden hangisi Kur’an-ı anlama ve yorumlama üzere ortaya çıkmamıştır?
Seçenekler
A
Esbab-ı nüzul
B
Kur’an kıssaları
C
Belagat
D
Nasih-mensuh
E
İsrailiyat
Açıklama:
Bu çerçevede öne çıkan en önemli Kur’ân ilimleri arasında esbâb-ı nüzûl, Kur’ân kıssaları, nâsih-mensûh ve isrâiliyat konuları zikredilebilir.
Soru 2
Aşağıda verilen unsurların hangisi Esbab-ı Nüzulun çeşitlerindendir?
Seçenekler
A
Ansızın nüzul olan ayetler
B
Uzun sürede inen ayetler
C
Anlaşılması zor olan ayetler
D
Bilinmeyenin bilinir kılınması amacıyla inen ayetler
E
Doğrudan peygambere sorulan sorulara cevaben inen ayetler
Açıklama:
Doğrudan Hz. Peygamber’e yöneltilen sorulara cevaben inen âyetler: “Sana kıyametin ne zaman kopacağını soruyorlar. De ki: ‘Onun bilgisi ancak Rab- bimin katındadır ve kıyameti tam vaktinde ortaya çıkartacak olan O’ndan başkası değildir. Kıyamet, göklerin ve yerin taşıyamayacağı kadar ağırdır ve hiç beklemediğiniz bir anda kopuverecektir!’ Sanki sen onu biliyormuşsun da saklıyormuşsun gibi sorup duruyorlar! Onlara de ki: ‘Onun vaktini ancak Allah bilir. Fakat, insanların çoğu bilmez”
Soru 3
Aşağıdakilerden hangisi Esbab-ı Nüzulü bilmenin faydaları arasında gösterilemez?
Seçenekler
A
Ayetlerin manalarını anlamak kolaylaşır
B
Çeşitli konularla ilgili hükümler içeren ayetlerin hikmetlerini tespit etmek kolaylaşır
C
Ayetleri farklı faklı yorumlama imkanı sunar
D
Ayetlerin izafi anlamları kolayca tespit edilir
E
Bazı yanlış anlaşımların önüne geçilir
Açıklama:
Esbab-ı Nüzul bilmek ayetlerin farklı farklı manalara geldiğini çıkarmak değil onları asıl ve gerçek manalarıyla anlamayı kolaylaştırır.
Soru 4
Yanlış yorumlarda bulunmamak için Kur’an ayetlerinin nüzul sebeplerine ne şekilde bakılması gerektiği aşağıdaki seçeneklerin hangisinde yer almaktadır?
Seçenekler
A
Kur’an’ı ezberlemede önemli bir kaynak
B
Kur’an’ı hayatımıza uygulamada bir gereç
C
Kur’an’ı doğru düzgün okunmasında gerekli bir kaynak
D
Kur’an’ı anlamada yardımcı unsur
E
Kur’an’ı farklı bakış açılarıyla tahlil etmede bir yöntem
Açıklama:
Kaynağı itibarıyla vahiy olmayan bir eylemin (olaylarla âyetlerin inişi arasında irtibat kurmanın), kaynağı vahiy olan Kur’ân’ın inmesi için zorunlu bir şart olarak gösterilmesi doğru olmasa gerektir. En makul yol, nüzûl sebeplerini, Kur’ân’ı anlamada yardımcı unsurlar olarak görmektir.
Soru 5
Bir usûl terimi olarak düşünüldüğünde hükmü kaldırılmış olan âyete ‘_______________’, hükmü ortadan kaldıran âyete de ‘______________’ denmektedir. Üsteki boşluklara gelmesi gereken uygun ifadeler hangisidir?
Seçenekler
A
Menfi-Müspet
B
Mensuh-Nasih
C
Fıkhi-Kelami
D
Afaki-Akdi
E
İtikati-İhlasi
Açıklama:
Bir usûl terimi olarak düşünüldüğünde hükmü kaldırılmış olan âyete mensûh, hükmü ortadan kaldıran âyete de nâsih denmektedir.
Soru 6
''Biz, bir ayetin hükmünü yürürlükten kaldırır veya onu unutturursak mutlaka daha iyisini veya benzerini getiririz.'' Ayetinde asıl kastedilenin ne olduğu aşağıdaki şıkların hangisinde doğru olarak verilmiştir?
Seçenekler
A
Kur’an ayetleri
B
Kıssalar
C
Hadisi Şerifler
D
Diğer kitaplarda geçen hükümler
E
Tefsir
Açıklama:
“Biz, bir âyetin hükmünü yürürlükten kaldırır veya onu unutturursak mutlaka daha iyisini veya benzerini getiririz” (Bakara (2), 106). Bu âyetin içinde yer aldığı bağlam dikkatli bir şekilde incelendiğinde, buradaki âyet ile Kur’ân âyetlerinin değil, önceki kitaplarda varolan hükümlerin kastedildiği anlaşılır.
Soru 7
Mağara arkadaşları (ashab-ı kehf) ve Ebrehe’nin ordusu hakkındaki kıssaların aşağıdaki seçeneklerde verilen kategorilerin hangisine girdiği söylenilebilir?
Seçenekler
A
Peygamber döneminde yaşanan olaylarla ilgili kıssalar
B
Allah’ın elçilerini anlatan kıssalar
C
Geçmişte yaşayan bazı topluluklar hakkında anlatılan kıssalar
D
Elçilerin getirdikleri mesajları anlatan kıssalar
E
Elçilerin getirdikleri mesajlara verilen tepkileri anlatan kıssalar
Açıklama:
İkinci gruptaki kıssalar, geçmişte yaşayan bazı topluluklar hakkında anlatılan kıssalardır. Mağara arkadaşları (ashâb-ı kehf) ve Ebrehe’nin ordusu hakkındaki kıssalar bu kategoridedir.
Soru 8
“Ey iman edenler! Ne oldu size ki; “Allah yolunda toptan savaşa çıkın!” denildiğinde yere çakılıp kaldınız? Yoksa ahiretten geçip dünya hayatına mı razı oldunuz? Dünya hayatından alınacak haz, ahiret hayatından alınacak hazza nispetle çok çok az değil midir?” Ayetinde asıl verilmek istenen mesaj aşağıdakilerden hangisidir?
Seçenekler
A
Sadece ahiret için çalışılması gerektiği
B
Dünya’ya meyletmenin acı sonuçlar vereceği
C
Ahiret hayatının dünya hayatından daha mukaddes olduğu
D
Dünya malına tamah etmenin gerçeklik boyutu
E
Dünya hayatı ile ahiret hayatının eş değer olduğu
Açıklama:
Kur’ân’da dünya ve ahiret ikilisi, birbirlerinin alternatifi olarak kullanılmaz. Sadece, eğer insanların dünyaya dört elle sarılmaları gündeme gelmişse, işte o zaman bir tercih olarak ahiret öne çıkartılır. “Ey iman edenler! Ne oldu size ki; “Allah yolunda toptan savaşa çıkın!” denildiğinde yere çakılıp kaldınız? Yok- sa ahiretten geçip dünya hayatına mı razı oldunuz? Dünya hayatından alınacak haz, ahiret hayatından alınacak hazza nispetle çok çok az değil midir?”
Soru 9
Aşağıdaki seçeneklerin hangisinde Kur’an’da geçen kıssaların hedeflerinden bahsedilmemektedir?
Seçenekler
A
İtikati konuları öğretmek
B
Ümmetin eksik kalan bilgilerini tamamlayarak onları eğitimek
C
Hz. Peygamberi ve ashabını sıkıntılar karşısında teselli etmek
D
İslam toplumunu önceki ümmetlerin kıssalarıyla yetiştirmek
E
Akla ve kalbe hitap ederek yetiştirmek ve eğitmek
Açıklama:
Kıssalarla hedeflenen ümmetin eksik kalan bilgilerini tamamlayarak onları eğitimek. Burada bilgi tekrarı yapmak gibi bir durum söz konusu değildir
Soru 10
Yahudi, Hıristiyan ve diğer kültürlerden İslamiyet’e giren rivayetler bütününe ‘________________’ denilmektedir. Yandaki boşluğa gelmesi gereken uygun ifade aşağıdakilerden hangisidir?
Seçenekler
A
İsrailiyat
B
Kıssa
C
Tefsir
D
Hüküm
E
Batıl
Açıklama:
Kur’ân tefsîrinde isrâiliyât, Yahudi, Hıristiyan ve diğer kültürlerden İslâmiyet’e giren rivâyetler bütününe denir.
Soru 11
Aşağıdaki seçeneklerin hangisinde Esbâbı Nüzúlün çeşitlerinden herhangi birine yer verilmiştir?
Seçenekler
A
Müminlerin zor durumda kaldığı zaman inen ayetler
B
Hz. Peygamberin önemli konularda Ehli beytinin bilgilendirilmesi amacıyla inen ayetler
C
Toplumda infiale sebep olan bir olay hakkında inen ayetler
D
Peygamber ashabının bir konu hakkında şüpheye düştüğü durumlarda inen ayetler
E
Hz. Peygamberin herhangi bir mevzuda çelişkide kaldığı zamanlarda inen ayetler
Açıklama:
Toplumda infiale sebep olan bir olay hakkında inen ayetler Esbabı Nüzulün çeşitlerindendir.
Soru 12
‘’Ey iman edenler! Allah’tan korkun. Eğer müminseniz, faizden ortakalana el sürmeyin. Şayet böyle yapmazsanız, Allah ve peygamberi tarafından size bir savaş ilan edilmiş olduğunu bilin! Tövbe eder de vazgeçerseniz, anaparanız sizindir. Böylece haksızlık etmiş olmadığınız gibi haksızlığa da uğramış olmazsınız’’ (Bakara (2), 278-279). Yukarıda inen ayetin hangi amaçla indirilmiş olduğu aşağıda verilen seçeneklerin hangisinde doğru olarak verilmiştir?
Seçenekler
A
Bir meselenin dini hükmünü beyan etmek
B
Bir konunun açıklıya kavuşmasını sağlamak
C
Bir mevzunun belirsizliklerini ortadan kaldırmak
D
Şüpheciliği bertaraf etmek
E
Bir sorunun çözüme kavuşmasını sağlamak
Açıklama:
Herhangi bir meselenin dinî hükmünü beyan etmek için nâzil olan bir ayettir.
Soru 13
Aşağıda verilenlerden hangisi Esbab-ı Nüzulü bilmenin faydalarından biri olduğu söylenemez?
Seçenekler
A
Ayetlerin manalarını anlamak kolaylaşır
B
Ayetlerin hikmetlerini tespit etmeyi kolaylaşır
C
Ayette kastedilen asıl mananın belirlenmesi kolaylaşır
D
Yanlış yönlendirmelerin ve istismarın önüne geçilmiş olur
E
Ayetleri bir nesilden diğer bir nesle aktarmak kolaylaşır
Açıklama:
Esbab-ı Nüzulü bilmenin ayetleri bir nesilden diğer bir nesle aktarma hususunda kolaylık sağladığı söylenemez.
Soru 14
Nüzul sebepleriyle ilgili aşağıdaki verilen bilgilerden hangisinin doğruluğu kesindir?
Seçenekler
A
Hükümlerinin genel olduğu doğru değildir
B
Hz. Peygamberden sonraki dönemleri de kapsamaktadır
C
Kur’an’ın iniş sürecinde vuku bulan olaylarla ilgili bir kavramdır
D
Hz. Peygamberin hicrete başladığı dönemden itibaren gelişen konularla ilgili bir durumdur
E
Nüzul sebebi, çoğunlukla Hz. Peygamberden önceki dönemlerde gelişen olaylarla ilgili bir kavramdır
Açıklama:
Nüzül sebepleri, Kur’an’ın iniş sürecinde vuku bulmuş olaylarla ilgili bir kavramdır
Soru 15
Aşağıdaki seçeneklerde verilenlerden hangisi İslam alimlerinin bahsettiği nesih türlerinden değildir?
Seçenekler
A
Sünnetin Kur'an'ı neshi
B
Kur'an'ın Kur'an'ı neshi
C
Kur'an'ın sünneti neshi
D
Sünnetin sünneti neshi
E
Kur'an'ın kelamı neshi
Açıklama:
İslâm âlimleri dört tür nesihden söz etmektedir: 1.Kur’ân’ın Kur’ân’ı neshi. 2. Kur’ân’ın sünneti neshi. 3. Sünnetin sünneti neshi. 4. Sünnetin Kur’ân’ı neshi.
Soru 16
“Ey iman edenler! Ne oldu size ki; “Allah yolunda toptan savaşa çıkın!” denildiğinde yere çakılıp kaldınız? Yoksa ahiretten geçip dünya hayatına mı razı oldunuz? Dünya hayatından alına- cak haz, ahiret hayatından alınacak hazza nispetle çok çok az değil midir?” Ayetinde verilmek istenen kıssa aşağıdaki seçeneklerin hangisinde bulunmaktadır?
Seçenekler
A
Dünya hayatının en az ahiret kadar önemli olduğu
B
Ahiret hayatının dünya hayatına eşit olduğu
C
Ahiret hayatının dünya hayatından çok daha elzem olduğu
D
Dünya hayatının boş bir heves olduğu
E
Ahiret hayatını dünya hayatı yanında fani olduğu
Açıklama:
Kur’ân’da dünya ve ahiret ikilisi, birbirlerinin alternatifi olarak kullanılmaz. Sadece, eğer insanların dünyaya dört elle sarılmaları gündeme gelmişse, işte o zaman bir tercih olarak ahiret öne çıkartılır.
Soru 17
Aşağıda şıklarda verilenlerden hangisi Kur’an’daki kıssaların hedefleri arasında gösterilemez?
Seçenekler
A
Müminleri teselli etmek
B
Hz. Peygamberden sonra gelen nesli farklı kılmak
C
Doğru yolda olmanın önemine dikkat çekmek
D
Toplumu eğitmek ve yetiştirmek
E
Muhataplarına genel bir fikir vermek
Açıklama:
Hz. Peygamberden sonra gelenleri farklı kılmak kıssaların hedefleri arasında değildir
Soru 18
Yahudi, Hristiyan ve diğer kültürlerden İslamiyet’e giren rivayetler bütününe ‘____________’ denilmektedir. Yanda verilen boşluğa gelmesi gereken uygun ifade aşağıda verilen seçeneklerin hangisinde doğru bir şekilde paylaşılmıştır?
Seçenekler
A
Kıssa
B
Nesih
C
Nuzül
D
İsrailiyat
E
Mefhun
Açıklama:
Kur’ân tefsîrinde isrâiliyât, Yahudi, Hıristiyan ve diğer kültürlerden İslâmiyet’e giren rivâyetler bütününe denir.
Soru 19
Aşağıdakilerin hangisi Hz. Peygamberin ashabının İsrailiyata başvurduğu konulardan birine yer verilmiştir?
Seçenekler
A
İtikadı konular
B
Hz. Peygamber tarafından izahı yapılan meseleler
C
Fikhi hükümler
D
İlgilenilmesinde hiçbir fayda mülahaza edilmeyen polemikler
E
Kur'an Tefsiri
Açıklama:
Kur'an Tefsiri ashâbın israiliyâta başvurduğu konulardandır. B yüzden doğru şeçenek E şıkkıdır.
Soru 20
Aşağıdakilerden hangisi Hz. Peygamber’in risâlet döneminde meydana gelen ve Kur’ân’ın bir veya birkaç âyetinin yahut bir sûresinin inmesine yol açan olayı, durumu ya da soruyu ifade etmek üzere kullanılan tabirdir?
Seçenekler
A
Kasasu’l-Kur’ân
B
Esbâb-I Nüzûl
C
İsrâiliyat
D
Nâsih-Mensûh
E
Tahsîs
Açıklama:
ESBÂB-I NÜZÛL: “Nüzul sebepleri” anlamına gelen bu ifade, Hz. Peygamber’in risâlet döneminde meydana gelen ve Kur’ân’ın bir veya birkaç âyetinin yahut bir sûresinin inmesine yol açan olayı, durumu ya da soruyu ifade etmek üzere kullanılan bir tabirdir.
Soru 21
Âlimler Kur’ân-ı Kerîm’de ortalama kaç âyetin iniş sebeplerinin bulunduğunu tesbit etmişlerdir?
Seçenekler
A
100
B
200
C
300
D
400
E
500
Açıklama:
Kur’ân-ı Kerîm’in bütün âyetleri belli sebeplere bağlı olarak inmemiştir.
Âlimler sadece 500 kadar âyetin iniş sebeplerinin bulunduğunu tesbit etmişlerdir.
Bunların dışında kalan ve önemli bir kısmı geçmiş peygamberlerin kıssaları
ile âhirete dair haberlerden oluşan çok sayıdaki âyetin iniş sebeplerini herhangi
bir olayda değil, doğrudan doğruya bu âyetlerin kendi muhteva ve mânalarında
aramak gerektiğini belirtirler.
Âlimler sadece 500 kadar âyetin iniş sebeplerinin bulunduğunu tesbit etmişlerdir.
Bunların dışında kalan ve önemli bir kısmı geçmiş peygamberlerin kıssaları
ile âhirete dair haberlerden oluşan çok sayıdaki âyetin iniş sebeplerini herhangi
bir olayda değil, doğrudan doğruya bu âyetlerin kendi muhteva ve mânalarında
aramak gerektiğini belirtirler.
Soru 22
“Müslüman toplumlarda cahiliyeyi bilmeyenler zuhur ettiğinde İslâm ilmek ilmek çözülmeye başlar.” sözü kime aittir?
Seçenekler
A
Hz. Ömer
B
Hz. Muhammed
C
Hz. Ali
D
Hz. Nuh
E
Hz. Yusuf
Açıklama:
Erken dönem rivâyetlerinde, âyetleri anlamada nüzûl sebeplerini bilmenin çok önemli olduğunu vurgulayan pek çok ifade bulunur. Bunlardan birinde İbrahim et-Teymî’nin rivâyet ettiğine göre, yalnız başına kaldığı bir gün Hz. Ömer, ümmetin problemleri üzerine düşüncelere dalmıştı. İbn Abbas’a haber gönderip yanına çağırttı ve ona; “Peygamber’i, Kitab’ı ve kıblesi bir olan ümmet, nasıl olur da birbirine düşer?” diye sordu. İbn Abbas ona şu cevabı verdi: “Ey müminlerin Emiri! Biz, kendilerine Kur’ân’ın indiği insanlarız. İnen kitabı okurduk; okuduğumuz âyetlerin ne ya da kim hakkında indiğini pekâlâ bilirdik. Ne var ki bizim ardımızdan, Kur’ân’ı okuyan, ancak âyetlerin ne ya da kim hakkında indiğini bilmeyen insanlar gelecektir. Bunlardan her bir grubun kendine özgü görüşleri olacaktır. Öyle olunca da insanlar arasında ihtilaf baş gösterecek, ihtilaflar baş gösterince de insanlar birbiriyle savaşa tutuşacaktır.” Hz. Ömer, İbn Abbas’ın bu sözlerini beğenmeyip onu azarladı. İbn Abbas da halifenin yanından ayrıldı. Daha sonra Hz. Ömer, İbn Abbas’ı tekrar çağırdı ve görüşlerine katıldığını söyleyerek ondan, sözlerini tekrar etmesini istedi (Saîd b. Mansûr, 1404 h.). Bu sözden etkilendiği ya da esasen bu kanaati kendisinin de paylaştığı anlaşılan Hz.Ömer, konuyu daha kapsamlı olarak şöyle vurgular: “Müslüman toplumlarda cahiliyeyi bilmeyenler zuhur ettiğinde İslâm ilmek ilmek çözülmeye başlar.” (Reşid Rıza, 1990).
Soru 23
Aşağıdakilerden hangisi Esbâb-ı Nüzûlü bilmenin faydalarından değildir?
Seçenekler
A
Âyetlerin manalarını anlamak kolaylaşır
B
Hz. Peygamber’in peygamberliğinden önce geçen ya da vefatından sonra meydana gelen olaylar kolay kavranır
C
Âyet ile kastedilen asıl mana net bir şekilde ortaya çıkar
D
Çeşitli konularla ilgili hükümler içeren âyetlerin hikmetlerini tespit etmek kolaylaşır
E
Yanlış yönlendirmelerin ve istismarların önü alınmış olur.
Açıklama:
Esbâbu’n-Nüzûlle İlgili Bazı Sorunlar ve Dikkat Edilmesi Gereken Hususlar
Nüzûl sebepleri, Kur’ân’ın iniş sürecinde vukû bulmuş olaylarla ilgili bir kavramdır. Hz. Peygamber’in peygamberliğinden önce geçen ya da Peygamber efendimizin vefatından sonra meydana gelen olaylardan herhangi birisi, Kur’ân’da herhangi bir âyet için nüzûl sebebi olamaz. Meselâ Fîl sûresinin, Ebrehe ve askerlerinin Kabe’ye yaptığı saldırı sebebiyle; Kehf sûresinin de ashâb-ı kehf olayı münasebetiyle nâzil olduğu söylenemez. “Muhakkak ki Biz her şeyi bir kader (muayyen bir ölçü) ile yarattık. Bizim buyruğumuz, bir anlık bakış gibi bir tek sözden başka bir şey değildir. Andolsun ki Biz, sizin benzerlerinizi hep helâk ettik. Düşünüp ibret alan yok mudur?” (Kamer (54), 49-51) âyetlerinin nüzûl sebeplerinden birisinin de Kaderîlerle ilgili olduğunun rivâyet edilmesi (Sa’lebî, 2002) doğru değildir; çünkü Kaderîler, Hz. Peygamber döneminden çok daha sonra teşekkül etmiş bir fırka olup âyetin indiği dönemde henüz ortada yoklardı.
Nüzûl sebepleri, Kur’ân’ın iniş sürecinde vukû bulmuş olaylarla ilgili bir kavramdır. Hz. Peygamber’in peygamberliğinden önce geçen ya da Peygamber efendimizin vefatından sonra meydana gelen olaylardan herhangi birisi, Kur’ân’da herhangi bir âyet için nüzûl sebebi olamaz. Meselâ Fîl sûresinin, Ebrehe ve askerlerinin Kabe’ye yaptığı saldırı sebebiyle; Kehf sûresinin de ashâb-ı kehf olayı münasebetiyle nâzil olduğu söylenemez. “Muhakkak ki Biz her şeyi bir kader (muayyen bir ölçü) ile yarattık. Bizim buyruğumuz, bir anlık bakış gibi bir tek sözden başka bir şey değildir. Andolsun ki Biz, sizin benzerlerinizi hep helâk ettik. Düşünüp ibret alan yok mudur?” (Kamer (54), 49-51) âyetlerinin nüzûl sebeplerinden birisinin de Kaderîlerle ilgili olduğunun rivâyet edilmesi (Sa’lebî, 2002) doğru değildir; çünkü Kaderîler, Hz. Peygamber döneminden çok daha sonra teşekkül etmiş bir fırka olup âyetin indiği dönemde henüz ortada yoklardı.
Soru 24
Bir usûl terimi olarak düşünüldüğünde hükmü kaldırılmış olan âyete ne denir?
Seçenekler
A
Mevzû
B
Nâsih
C
Tehaddî
D
Mensûh
E
Tağlîb
Açıklama:
Kelime olarak nesh, yok etmek, gidermek, bir şeyi bir yerden başka bir yere nakletmek ve yazmak gibi anlamlara gelmektedir. Görüldüğü gibi hepsinde varolan temel anlam, yer değiştirmedir. Dinî bir terim olarak da nesh, herhangi bir şer’î hükmün yerine başka bir şer’î hükmün gelerek öncekinin ortadan kalkması anlamındadır. Sahabe döneminde nesh, en geniş lügavî anlamıyla kullanılmakta idi. Mutlakın takyîdi, mücmelin beyanı, tahsîs, tedricîlik gibi hususlar buna dâhildi; ancak daha sonraları bu ifade bir usûl terimi gibi kullanılmaya başlanmıştır. Bir usûl terimi olarak düşünüldüğünde hükmü kaldırılmış olan âyete mensûh, hükmü ortadan kaldıran âyete de nâsih denmektedir. Bu yaklaşım, tefsîr usûlü kaynaklarında da kullanılmış ve hüküm ifade eden bir âyetin, başka bir âyetin hükmü ile kaldırılması anlamında genel bir nesh tanımı haline gelmiştir.
Soru 25
Bir usûl terimi olarak düşünüldüğünde hükmü ortadan kaldıran âyete ne denir?
Seçenekler
A
Mevzû
B
Tehaddî
C
Nâsih
D
Mensûh
E
Tağlîb
Açıklama:
Kelime olarak nesh, yok etmek, gidermek, bir şeyi bir yerden başka bir yere nakletmek ve yazmak gibi anlamlara gelmektedir. Görüldüğü gibi hepsinde varolan temel anlam, yer değiştirmedir. Dinî bir terim olarak da nesh, herhangi bir şer’î hükmün yerine başka bir şer’î hükmün gelerek öncekinin ortadan kalkması anlamındadır. Sahabe döneminde nesh, en geniş lügavî anlamıyla kullanılmakta idi. Mutlakın takyîdi, mücmelin beyanı, tahsîs, tedricîlik gibi hususlar buna dâhildi; ancak daha sonraları bu ifade bir usûl terimi gibi kullanılmaya başlanmıştır. Bir usûl terimi olarak düşünüldüğünde hükmü kaldırılmış olan âyete mensûh, hükmü ortadan kaldıran âyete de nâsih denmektedir. Bu yaklaşım, tefsîr usûlü kaynaklarında da kullanılmış ve hüküm ifade eden bir âyetin, başka bir âyetin hükmü ile kaldırılması anlamında genel bir nesh tanımı haline gelmiştir.
Soru 26
Aşağıdakilerden hangisi Esbâbu’n-Nüzûlle ilgili bazı sorunlar ve dikkat edilmesi gereken hususlardan biri değildir?
Seçenekler
A
Nüzûl sebepleri her ne kadar özel olsa da bunların hükümlerinin genel olduğu asla unutulmamalıdır.
B
Nüzûl sebepleriyle ilgili rivâyetlerde bazen oldukça abartılı ve hatta asılsız bilgilere de yer verilmiştir.
C
Âyetlerin nüzûl sebeplerini bilmeden Kur’ân’ı anlamak mümkün değildir.
D
Bazen nüzûl sebeplerinde aynı âyetle ilgili birbirinden farklı rivâyetler nakledilir.
E
Âyetlerin iniş sebepleri aynıyla tekrar edilmedikçe içerdikleri hükümlerin aynıyla uygulanması söz konusu olamaz demek, asla doğru değildir.
Açıklama:
Âyetlerin nüzûl sebeplerini bilmek son derece önemli ise de bunları bilmeden Kur’ân’ı anlamanın imkânsız olduğunu söylemek doğru değildir. Her şeyden önce, var olan nüzûl sebepleri Kur’ân âyetlerinin yalnızca 500 kadarına tekabül etmektedir. Bu rivâyetlerin de bir kısmı zayıf rivâyetler kategorisindedir. Şâyet âyetlerin anlaşılması vazgeçilmez derecede nüzûl sebeplerine bağlı olsaydı o zaman Kur’ân’da pek çok âyetin bugün bize hitap etmediğini düşünmek gerekecekti. Çünkü âyetlerin büyük ekseriyeti hakkında nüzûl sebepleri bulunmamaktadır. Öte yandan nüzûl sebepleriyle ilgili rivâyetlerin hiç birine sahip olmasak da dinî açıdan Kur’ân’ı anlama noktasında bir eksiklik bulunduğunu söyleyemeyiz. Zira bu konudaki rivâyetlerin pek çoğu, dinin özüne ait değildir. Son olarak, nüzûl sebepleriyle ilgili rivâyetlerin neredeyse tamamına yakını sahâbenin, o dönemdeki olaylarla bu olayları ilgilendiren âyetler arasında kurdukları ilişkileri anlatmaktadır. Dolayısıyla bu tespitler vahyî bilgiler niteliğinde değildir. Kaynağı itibarıyla vahiy olmayan bir eylemin (olaylarla âyetlerin inişi arasında irtibat kurmanın), kaynağı vahiy olan Kur’ân’ın inmesi için zorunlu bir şart olarak gösterilmesi doğru olmasa gerektir. En makul yol, nüzûl sebeplerini, Kur’ân’ı anlamada yardımcı unsurlar olarak görmektir.
Soru 27
Aşağıdakilerden hangisi Kur’ân’da neshin varlığını kabul edenlerin fikirlerinden biridir?
Seçenekler
A
aklen neshin vukû bulabileceğini söylemektedirler
B
nâsih âyetin, mensûh âyetten sonra gelmiş olmasıyla ilgili birbirini tutmayan rivâyetler bulunduğunu iddia ederler
C
kendisinde nesh olduğu bildirilen âyetlerin bazılarında ahlakî konuların ele alınmış olduğunu bildirirler
D
nâsih ve mensûh âyetlerin, anlam itibarıyla birbiriyle uzlaştırılamayacak kadar çelişkili olmadığını düşünürler
E
âlimlerin icma etmediğini ileri sürmektedirler
Açıklama:
Neshi kabul edenler, nâsih ve mensûh âyetlerin, anlam itibarıyla birbiriyle uzlaştırılamayacak kadar çelişkili olması gerektiğini düşünürler. Hatta Kur’ân’daki bazı âyetlerin hüküm itibarıyla birbirinden farklı olduğunu, dolayısıyla bu âyetler arasında nesh ilişkisi bulunduğunu iddia ederler: Oysa Kur’ân’da neshin varolmadığını söyleyenlere göre böyle bir iddia, Kur’ân’da çelişki bulunduğunu söylemekle eş anlamlıdır. Aslında nesh ilişkisi olduğu söylenen âyetlerde tahsîs, takyîd, tedricîlik gibi hususların mevcut olduğunu öne sürerler.
Soru 28
Aşağıdakilerden hangisi Kur’ân’daki kıssaların hedeflerinden biri değildir?
Seçenekler
A
Akla ve kalbe dengeli hitap ederek toplumu eğitmek ve yetiştirmek
B
Tevhîd, nübüvvet ve ahiret inancı gibi itikadî konuları, önceki ümmetlerin kıssalarını anlatarak tahkim etmek
C
Hz. Peygamber’i ve müminleri teselli etmek
D
İslâm toplumunu, önceki ümmetlerin kıssalarıyla yetiştirmek
E
Anlatılan kıssalardan hareketle özgün bir prensibe ulaşmak
Açıklama:
Anlatılan kıssalardan hareketle ortak bir prensibe ulaşmak ve muhataplara genel bir ilke hakkında fikir vermek.
Soru 29
Aşağıdakilerden hangisi isrâiliyat’ın Kur’ân tefsîrine giriş yollarından biri değildir?
Seçenekler
A
İslâm düşmanlarının, İslâm’ın ruhunu kirletmek için kasıtlı olarak uydurup ortaya attıkları rivâyetler
B
Önceki kültüründen kendisini kurtaramayan mühtedilerden gelen nakiller
C
Ehl-i kitap hanımlarıyla evlenme izninin doğurduğu mevcut ortamda yetişen yorumcular
D
Konun ehli olmayan kişilerin bilgi yoksunluğundan ortaya atılan rivâyetler
E
Halkı oyalamak, gündemde kalma ve dinleyicilerin beğenisini kazanmak için uydurulan rivâyetler
Açıklama:
İsrâiliyat’ın Kur’ân Tefsîrine Giriş Yolları
İsrâiliyât tefsîre çeşitli kanallardan girmiştir. Bunlardan bazıları şunlardır:
yorumcular.
ortaya attıkları rivâyetler.
kazanmak için uydurdukları rivâyetler.
rivâyetler.
İsrâiliyât tefsîre çeşitli kanallardan girmiştir. Bunlardan bazıları şunlardır:
- Önceki kültüründen kendisini kurtaramayan mühtedilerden gelen nakiller.
- İsrâilî rivâyetleri tashih etmek için isrâiliyata müracaat edenler.
- Ehl-i kitap hanımlarıyla evlenme izninin doğurduğu mevcut ortamda yetişen
yorumcular.
- İslâm düşmanlarının, İslâm’ın ruhunu kirletmek için kasıtlı olarak uydurup
ortaya attıkları rivâyetler.
- Bazı hikâyecilerin halkı oyalamak, gündemde kalma ve dinleyicilerin beğenisini
kazanmak için uydurdukları rivâyetler.
- Ehl-i sünnete karşı cephe alan bazı sapık fırkaların siyâsî maksatla uydurdukları
rivâyetler.
- İsrâiliyâtın bir kısmı da bir şeyi izah etmek maksadıyla karışmıştır.
Soru 30
İlk resûl kimdir?
Seçenekler
A
Hz. Nuh
B
Hz. İbrahim
C
Hz. Adem
D
Hz. Musa
E
Hz. Muhammed
Açıklama:
Geldikleri dönem itibarıyla Âdem ilk insan ve ilk peygamber, Nuh ilk resûl, İbrahim ise insanlığın inanç atası olarak öne çıkar. Büyük bir zulüm ve baskı altındaki İsrailoğulları’na Musa, hak dini tahrif eden Yahudilere İsa ve nihâyet müşrik Araplara son peygamber Hz. Muhammed gönderilmiştir.
Soru 31
Hz. Peygamber’in risâlet döneminde meydana gelen ve Kur’ân’ın bir veya birkaç âyetinin yahut bir sûresinin inmesine yol açan olayı, durumu ya da soruyu ifade etmek üzere kullanılan tabir aşağıdakilerden hangisidir?
Seçenekler
A
Kur’ân kıssaları
B
Esbâb-ı nüzûl
C
Kur’ân ayetleri
D
Nâsih-mensûh
E
İsrâiliyat
Açıklama:
“Nüzul sebepleri” anlamına gelen bu ifade, Hz. Peygamber’in risâlet döneminde
meydana gelen ve Kur’ân’ın bir veya birkaç âyetinin yahut bir sûresinin inmesine yol
açan olayı, durumu ya da soruyu ifade etmek üzere kullanılan bir tabirdir.
Esbâb-ı nüzûl
meydana gelen ve Kur’ân’ın bir veya birkaç âyetinin yahut bir sûresinin inmesine yol
açan olayı, durumu ya da soruyu ifade etmek üzere kullanılan bir tabirdir.
Esbâb-ı nüzûl
Soru 32
Hz. Musa'dan sonra hangi peygamber gönderilmiştir?
Seçenekler
A
Hz. Nuh
B
Hz. İbrahim
C
Hz. İsa
D
Hz. Muhammed
E
Hz. İsmail
Açıklama:
Geldikleri dönem itibarıyla Âdem ilk insan ve ilk peygamber, Nuh ilk resûl, İbrahim ise insanlığın inanç atası olarak öne çıkar. Büyük bir zulüm ve baskı altındaki İsrailoğulları’na Musa, hak dini tahrif eden Yahudilere İsa ve nihâyet müşrik Araplara son peygamber Hz. Muhammed gönderilmiştir.
Büyük bir zulüm ve baskı altındaki İsrailoğulları’na Hz.Musa'dan sonra İsa peygamber gönderilmiştir.
Büyük bir zulüm ve baskı altındaki İsrailoğulları’na Hz.Musa'dan sonra İsa peygamber gönderilmiştir.
Soru 33
Büyük bir zulüm ve baskı altındaki İsrailoğulları’na hangi peygamber gönderilmiştir?
Seçenekler
A
Hz. Nuh
B
Hz. İsa
C
Hz. Muhammed
D
Hz. Musa
E
Hz. İbrahim
Açıklama:
Geldikleri dönem itibarıyla Âdem ilk insan ve ilk peygamber, Nuh ilk resûl, İbrahim ise insanlığın inanç atası olarak öne çıkar. Büyük bir zulüm ve baskı altındaki İsrailoğulları’na Musa, hak dini tahrif eden Yahudilere İsa ve nihâyet müşrik Araplara son peygamber Hz. Muhammed gönderilmiştir.
Hz. Musa
Hz. Musa
Soru 34
Mensûh neye denir?
Seçenekler
A
Hükmü kaldırılmamış olan âyete
B
Hükmü daim olan ayete
C
Hükmü ortadan kaldıran âyete
D
Hükmü sabit olan âyete
E
Hükmü kaldırılmış olan âyete
Açıklama:
Bir usûl terimi olarak düşünüldüğünde hükmü kaldırılmış olan âyete mensûh, hükmü ortadan kaldıran âyete de nâsih denmektedir.
Soru 35
Nâsih ne demektir?
Seçenekler
A
Hükmü ortadan kaldıran âyet
B
Hükmü kaldırılmış olan âyet
C
Hükmü devam eden âyet
D
Hükmü tevdi olan âyet
E
Hükmü saklı olan âyet
Açıklama:
Bir usûl terimi olarak düşünüldüğünde hükmü kaldırılmış olan âyete mensûh, hükmü ortadan kaldıran âyete de nâsih denmektedir.
Soru 36
Âyetler arasında neshin varlığını kabul edenler Kur’ân’da kaç tür neshin olduğunu ileri sürerler?
Seçenekler
A
6
B
3
C
5
D
2
E
1
Açıklama:
Âyetler arasında neshin varlığını kabul edenler Kur’ân’da üç tür neshin olduğunu ileri sürerler.
3
3
Soru 37
Aşağıdakilerden hangisi Kur’ân’daki kıssaların hedefleri arasında değildir?
Seçenekler
A
Tevhîd, nübüvvet ve ahiret inancı gibi itikadî konuları, önceki ümmetlerin kıssalarını anlatarak tahkim etmek.
B
Özellikle Hz. Peygamber’i ve müminleri teselli etmek.
C
Kur’ân’ın ezberlenmesini kolaylaştırmak.
D
İslâm toplumunu, önceki ümmetlerin kıssalarıyla yetiştirmek
E
Akla ve kalbe dengeli hitap ederek toplumu eğitmek ve yetiştirmek.
Açıklama:
Kur’ân’ın ezberlenmesini kolaylaştırmak.
Soru 38
Kur’ân’da hangi kıssanın anlatılacağına karar veren aşağıdakilerden hangisidir?
Seçenekler
A
Sahabeler
B
Ehl-i Beyt
C
Hz. Peygamber
D
Yüce Allah
E
Vahiy katibi
Açıklama:
Kur’ân’da hangi kıssanın anlatılacağına karar veren, şüphesiz ki Yüce Allah’tır.
Soru 39
İsrâiliyât ne demektir?
Seçenekler
A
İsrail bölgesi
B
Musevi dininin kuralları
C
Musevilerin diğer inançlara bakış açıları
D
Arap kavimlerinden İslâmiyet’e giren ve daha önceki kavimlerden aktarılan rivâyetler bütünü
E
Yahudi, Hıristiyan ve diğer kültürlerden İslâmiyet’e giren rivâyetler bütünü
Açıklama:
Buna göre Kur’ân tefsîrinde isrâiliyât, Yahudi, Hıristiyan ve diğer kültürlerden İslâmiyet’e giren rivâyetler bütününe denir.
Soru 40
İlk resûl kimdir?
Seçenekler
A
İsa
B
Nuh
C
Musa
D
Âdem
E
İbrahim
Açıklama:
Kur’ân’da kıssaları anlatılan peygamberler, belirli davranışlarıyla şöhret bulmuş toplumlara gönderilmişlerdir. Geldikleri dönem itibarıyla Âdem ilk insan ve ilk peygamber, Nuh ilk resûl, İbrahim ise insanlığın inanç atası olarak öne çıkar. Büyük bir zulüm ve baskı altındaki İsrailoğulları’na Musa, hak dini tahrif eden Yahudilere İsa ve nihâyet müşrik Araplara son peygamber Hz. Muhammed gönderilmiştir. Kuşkusuz adı geçen bu peygamberlerin her biri tarihte milat oluşturan peygamberlerdir. Bunlarla birlikte hayat hikâyeleri hakkında bilgi sahibi olduğumuz ya da olmadığımız pek çok peygamber gelip geçmiştir.
Soru 41
Gerek Kur’ân âyetlerinde ifade edilen hususlar gerekse Hz. Peygamber’in kendi hayatı ve yaşadığı coğrafya dikkate alındığında, bütün bir peygamberlik geleneğinin bize bu en yakın örneğinden hareketle aşağıdakilerden hangisini söyleyemeyiz?
Seçenekler
A
Her peygamber, belirli bir tarihe ve coğrafyaya gönderilmiştir.
B
Peygamberler, ilahî mesajları öncelikle kendi toplumlarında uygulamak zorundadırlar.
C
Her peygambere, öncelikle kendi tarihsel şartlarını dikkate alan mesajlar gönderilmiştir.
D
Kur’ân, tarihi göz önüne alan bir metindir ve bu açıdan tarihseldir ve bu tarihsellik o dönemin tarihiyle sınırlıdır.
E
Peygamberlere gelen mesajlar kendi kavimlerinin diliyle gönderilir, ilahî mesajları ilk olarak kendi kavimleri üzerinde tatbik ederler.
Açıklama:
Gerek Kur’ân âyetlerinde ifade edilen hususlar gerekse Hz. Peygamber’in kendi hayatı ve yaşadığı coğrafya dikkate alındığında, bütün bir peygamberlik geleneğinin bize bu en yakın örneğinden hareketle şunu söyleyebiliriz: Her peygamber, belirli bir tarihe ve coğrafyaya gönderilmiştir. Buna bağlı olarak her peygambere, öncelikle kendi tarihsel şartlarını dikkate alan mesajlar gönderilmiştir. Unutulmaması gerekir ki peygamberler, ilahî mesajları öncelikle kendi toplumlarında uygulamak zorundadırlar. Bunun için de kendi kavimlerinin diliyle gönderilir, ilahî mesajları ilk olarak kendi kavimleri üzerinde tatbik ederler. Bu noktada Kur’ân da Hz. Peygamber dönemi tarihsel şartlarını dikkate alan bir üslupla inmiş, bu tarihî dokuya ait örnekleri kullanmış, bu dönemde yaşayanlara yabancı olmayan coğrafî unsurlara vurgu yapmıştır. Bu açıdan bakıldığında Kur’ân, tarihi göz önüne alan bir metindir ve bu açıdan tarihseldir; ancak bu tarihsellik, Kur’ân’ı o dönemin tarihine hapseden bir tarihsellik değildir.
Soru 42
Kur’ân-ı Kerîm’in bütün âyetleri belli sebeplere bağlı olarak inmemiştir. Âlimler kaç ayetin iniş sebeplerinin bulunduğunu tesbit etmişlerdir?
Seçenekler
A
400
B
455
C
470
D
500
E
530
Açıklama:
Kur’ân-ı Kerîm’in bütün âyetleri belli sebeplere bağlı olarak inmemiştir. Âlimler sadece 500 kadar âyetin iniş sebeplerinin bulunduğunu tesbit etmişlerdir. Bunların dışında kalan ve önemli bir kısmı geçmiş peygamberlerin kıssaları ile âhirete dair haberlerden oluşan çok sayıdaki âyetin iniş sebeplerini herhangi bir olayda değil, doğrudan doğruya bu âyetlerin kendi muhteva ve mânalarında aramak gerektiğini belirtirler. Buna göre âyetlerin büyük bir kısmı özel bir olaya, konuya, dolayısıyla belirli bir sebebe bağlı olarak inmeyip genellikle insanları muhtaç oldukları hususlarda bilgilendirmek, eğitmek, aydınlatmak, yönlendirmek veya uyarmak maksadıyla indirilmiştir.
Soru 43
“Tevrat’ta onlara şöyle yazdık: Cana can, göze göz, buruna burun, kulağa kulak, dişe diş (karşılık ve cezadır). Yaralar da kısastır (her yaralama misli ile cezalandırılır). Kim bunu (kısası) bağışlarsa kendisi için o kefaret olur. Kim Allah’ın indirdiği ile hükmetmezse işte onlar zâlimlerdir” (Mâide (5), 45) âyeti, Esbâbu’n-Nüzûlle ilgili bazı sorunlar ve dikkat edilmesi gereken hususlara baktığımızda aşağıdakilerden hangisi ile ilgilidir?
Seçenekler
A
Bazen nüzûl sebeplerinde aynı âyetle ilgili birbirinden farklı rivâyetler nakledilir.
B
Nüzûl sebepleri, Kur’ân’ın iniş sürecinde vukû bulmuş olaylarla ilgili bir kavramdır.
C
Nüzûl sebepleri her ne kadar özel olsa da bunların hükümlerinin genel olduğu asla unutulmamalıdır.
D
Nüzûl sebepleriyle ilgili rivâyetlerde bazen oldukça abartılı ve hatta asılsız bilgilere de yer verilmiştir.
E
Âyetlerin nüzûl sebeplerini bilmek son derece önemli ise de bunları bilmeden Kur’ân’ı anlamanın imkânsız olduğunu söylemek doğru değildir.
Açıklama:
Elbette Taberî, bu âyetin özel olarak söz konusu inkârcılar hakkında indiğini söylü yorsa da bu davranış tarzına sahip olan her grubun söz konusu âyetin muhatabı olmadığını söylemek istememektedir. Nitekim bu konuyu ele aldığı satırların devamında, âyetteki hükmün, Ehl-i kitab’ı olduğu kadar bu davranış şeklini sergileyen diğer kişileri ya da toplumları kapsadığını da vurgulamaktadır.
Soru 44
“Hayır, Rabbine andolsun ki aralarında çıkan anlaşmazlık hususunda seni hakem kılıp sonra da verdiğin hükmü, içlerinde hiçbir sıkıntı duymaksızın kabullenmedikçe iman etmiş olmazlar” (Nisa (4), 65) âyeti, Esbâbu’n-Nüzûlle ilgili bazı sorunlar ve dikkat edilmesi gereken hususlara baktığımızda aşağıdakilerden hangisi ile ilgilidir?
Seçenekler
A
Bazen nüzûl sebeplerinde aynı âyetle ilgili birbirinden farklı rivâyetler nakledilir.
B
Nüzûl sebepleri, Kur’ân’ın iniş sürecinde vukû bulmuş olaylarla ilgili bir kavramdır.
C
Nüzûl sebepleri her ne kadar özel olsa da bunların hükümlerinin genel olduğu asla unutulmamalıdır.
D
Nüzûl sebepleriyle ilgili rivâyetlerde bazen oldukça abartılı ve hatta asılsız bilgilere de yer verilmiştir.
E
Âyetlerin nüzûl sebeplerini bilmek son derece önemli ise de bunları bilmeden Kur’ân’ı anlamanın imkânsız olduğunu söylemek doğru değildir.
Açıklama:
Nüzûl sebepleriyle ilgili rivâyetlerde bazen oldukça abartılı ve hatta asılsız bilgilere de yer verilmiştir. Öyle ki bu hikâyeler, Müslümanların hayata bakışlarını derinden etkiler. Bu ayetle ilgili İbn Kesîr’in yaptığı şu izahat son derece yerindedir: “Ebu’l-Esved’den nakledildiğine göre, iki adam aralarındaki bir anlaşmazlık sebebiyle Hz. Peygamber’in hakemliğine başvururlar. Hz. Peygamber onlara konuyla ilgili hükmünü beyan etse de adamlardan biri bunu beğenmez ve meseleyi bir de Hz. Ömer’e götürmeyi teklif eder. İkisi de Ömer’e giderek durumu anlatırlar. Ömer, bu adamların Hz. Peygamber’e danıştıktan sonra kendisine geldiklerini öğrenince kapıda kendisini beklemelerini söyler ve içeriden aldığı kılıcıyla ‘bu meseleyi bir de Ömer’e soralım’ diyen adamı öldürür. Diğeri canını zor kurtararak Peygamber’e gelir ve olup biteni anlatır. Hz. Peygamber adamı dinledikten sonra; ‘Ömer’in bir Müslüman’ı katledebileceğini hiç tahmin etmezdim’ der. İşte bu esnada yukarıdaki âyet iner (böylece Ömer’in hatalı olmadığı anlaşılmış olur)”. İbn Kesîr, bu rivâyetin garîb, mürsel olduğunu ifade eder. Senetteki İbn Lehîa’nın zayıf bir râvî olduğunu belirtir. Bir anlamda böyle bir olayın kabul edilemeyeceğini anlatmış olur.
Soru 45
Nesh konusunda ulema iki farklı düşünceyi savunmaktadır. Kur’ân’da neshin bulunduğunu kabul edenlerin delilleriyle karşı iddiaları. “Biz bir âyetin yerine başka bir âyeti getirdiğimiz zaman -ki Allah, neyi indireceğini çok iyi bilir- ‘sen ancak bir iftiracısın’ dediler. Hayır; onların çoğu bilmezler” (Nahl (16), 101) ayeti, Esbâbu’n-Nüzûlle ilgili bazı sorunlar ve dikkat edilmesi gereken hususlara baktığımızda aşağıdakilerden hangisi ile ilgilidir?
Seçenekler
A
Neshi kabul edenler, aklen de neshin vukû bulabileceğini söylemektedirler.
B
Kur’ân âyetleri arasında neshin vukû bulduğunu söyleyenler, bu konuda rivâyet edilen bazı haberleri delil gösterirler.
C
Kur’ân âyetleri arasında neshin vukû bulduğu görüşünde olanlar, bu konuda âlimlerin icma ettiğini ileri sürmektedirler.
D
Neshi kabul edenler, nâsih ve mensûh âyetlerin, anlam itibarıyla birbiriyle uzlaştırılamayacak kadar çelişkili olması gerektiğini düşünürler.
E
Bu konuda dayanılan bazı âyetler vardır ki neshi kabul edenlere göre bunlar, Kur’ân’da hükmü kaldırılan âyetler bulunduğuna delildir.
Açıklama:
Nahl sûresi Mekkî bir sûre olduğundan, Kur’ân âyetleri arasında nesh bulunmadığı kanaatinde olanlara göre, bu âyet Kur’ân’da neshin varlığına delil olamaz. Çünkü Mekkî sûrelerde ahkâm âyetleri bulunmamaktadır. Bu âyette de bahsedilen husus, önceki dinlerin neshidir. (Şimşek, 1991).
Soru 46
“Allah hikmeti dilediğine verir. Kime hikmet verilirse, ona pek çok hayır verilmiş demektir” (Bakara (2), 269) âyeti, Esbâbu’n-Nüzûlle ilgili bazı sorunlar ve dikkat edilmesi gereken hususlara baktığımızda aşağıdakilerden hangisi ile ilgilidir?
Seçenekler
A
Neshi kabul edenler, aklen de neshin vukû bulabileceğini söylemektedirler.
B
Kur’ân âyetleri arasında neshin vukû bulduğunu söyleyenler, bu konuda rivâyet edilen bazı haberleri delil gösterirler.
C
Kur’ân âyetleri arasında neshin vukû bulduğu görüşünde olanlar, bu konuda âlimlerin icma ettiğini ileri sürmektedirler.
D
Neshi kabul edenler, nâsih ve mensûh âyetlerin, anlam itibarıyla birbiriyle uzlaştırılamayacak kadar çelişkili olması gerektiğini düşünürler.
E
Bu konuda dayanılan bazı âyetler vardır ki neshi kabul edenlere göre bunlar, Kur’ân’da hükmü kaldırılan âyetler bulunduğuna delildir.
Açıklama:
Meselâ rivâyete göre İbn Abbas, “Allah hikmeti dilediğine verir. Kime hikmet verilirse, ona pek çok hayır verilmiş demektir” (Bakara (2), 269) âyetindeki hikmetin bir kısmını da “Kur’ân’daki nâsih-mensûh âyetleri bilmek” şeklinde yorumlamıştır (Taberî, 2000). Hz. Ali ise Kûfe’de halka aslı olmayan hikâyeler anlatan bir kıssacıyı hesaba çekmiş ve nâsih-mensûh konusunu bilmediği için insanlara vaaz vermesini yasaklamıştır. Nâsih-mensûh konusunu bilmeyen bir kadıya da Hz. Ali, “hem kendin helâk oldun hem de halkı helâk ettin” demiştir. (Zerkeşî, 1957). Doğrusu bu tür haberlere dayanarak Kur’ân’da neshin olduğunu söylemek, Kur’ân âyetleri arasında nesh bulunmadığı kanaatinde olanların kabul edeceği bir husus değildir. Kur’ân’da neshin olduğunu ispat etmek için daha güçlü delillere ihtiyaç vardır. Zîrâ hükmünü ortadan kaldırdığınız metin, ilahî kelamdır. Kaldı ki bu konulardaki haberler delil alınacak olsaydı, Hz. Peygamber’den konuyla ilgili hadisler nakledilmesi gerekirdi. Oysa bu konuda delil olarak dayanabileceğimiz sahih bir hadis yoktur.
Soru 47
Kıssalar, Kur’ân’ın önemli bir kısmını oluşturmaktadır. Kur’ân’da geçmişe dair anlatılan olaylara ‘tarih’ denmemiştir. Tarih, geçmişte yaşanan bir olaya ait kuru bir bilgi iken, Kur’ân’ın kıssaları, geçmişin haberleri üzerinden bir mesaj vermeyi amaçlar. Kur’ân’da üç tür kıssa bulunmaktadır. Üçüncü gruptaki kıssalar ise Hz. Peygamber dönemindeki olaylarla ilgilidir. Aşağıdaki olaylardan hangisi bu üçüncü grup ile ilgilidir?
Seçenekler
A
İsrâioğullarının kıssaları
B
Hz. Musa hakkındaki kıssalar
C
Ebrehe’nin ordusu hakkındaki kıssalar
D
Uhud ve Bedir harbini anlatan kıssalar
E
Mağara arkadaşları (ashâb-ı kehf) hakkındaki kıssalar
Açıklama:
Kıssalar, Kur’ân’ın önemli bir kısmını oluşturmaktadır. Kök itibarıyla ‘k-s-s/ّقص’dan türemiş bir kelime olan kıssa; iz sürmek, peşinden gitmek; bir haberi ya da sözü açıklamak, bildirmek; saçı makasla kesmek ya da göğsün üst kısmı anlamlarına gelir; ancak kelimenin en temel anlamı, bir şeyin izini sürmektir. (Ezherî, 2001). Kur’ân’da geçtiği şekliyle ‘kasas’ kelimesi, isim olup masdar yerine kullanılmaktadır; ancak kıssa kelimesinin çoğulu olan ‘kısas’, Kur’ân’da geçmemektedir. Kur’ân’da kasas kelimesinin yanı sıra nebe’/نبأ (çoğulu enbâ/أنباء) ve haber/خبر (çoğulu ahbâr/أخبار) kelimeleri de tarihsel olaylara dair anlatımları ifade etmek için kullanılmıştır; ancak Kur’ân’da geçmişe dair anlatılan olaylara ‘tarih’ denmemiştir. Tarih, geçmişte yaşanan bir olaya ait kuru bir bilgi iken, Kur’ân’ın kıssaları, geçmişin haberleri üzerinden bir mesaj vermeyi amaçlar. Kur’ân’da üç tür kıssa bulunmaktadır: İlk gruptaki kıssalar, Allah elçilerini, elçilerin getirdikleri mesajları ve bu mesajlara ümmetlerinin gösterdikleri tepkileri anlatır. Meselâ Hz. Musa ile İsrâioğullarının kıssaları bu gruba girer. İkinci gruptaki kıssalar, geçmişte yaşayan bazı topluluklar hakkında anlatılan kıssalardır. Mağara arkadaşları (ashâb-ı kehf) ve Ebrehe’nin ordusu hakkındaki kıssalar bu kategoridedir. Üçüncü gruptaki kıssalar ise Hz. Peygamber dönemindeki olaylarla ilgilidir. Uhud ve Bedir harbini anlatan âyetleri de bu gruba misâl verebiliriz.
Soru 48
“Andolsun biz, “Allah’a kulluk edin ve tâğûttan sakının” diye (emretmeleri için) her ümmete bir peygamber gönderdik. Allah, onlardan bir kısmını doğru yola iletti. Onlardan bir kısmı da sapıklığı hak ettiler. Yeryüzünde gezin de görün, inkâr edenlerin sonu nasıl olmuştur” (Nahl (16), 36) ayeti, Kur’ân’daki kıssaların hedeflerinden hangisi ile ilgilidir?
Seçenekler
A
İslâm toplumunu, önceki ümmetlerin kıssalarıyla yetiştirmek.
B
Akla ve kalbe dengeli hitap ederek toplumu eğitmek ve yetiştirmek.
C
Tevhîd, nübüvvet ve ahiret inancı gibi itikadî konuları, önceki ümmetlerin kıssalarını anlatarak tahkim etmek.
D
Anlatılan kıssalardan hareketle ortak bir prensibe ulaşmak ve muhataplara genel bir ilke hakkında fikir vermek.
E
Özellikle Hz. Peygamber’i ve müminleri teselli etmek ve önceki peygamberlerle ümmetlerinden misaller vererek tüm peygamberlerin tebliğ yaptığını, her ümmetin benzer sıkıntılardan geçtiğini anlatmak.
Açıklama:
Tevhîd, nübüvvet ve ahiret inancı gibi itikadî konuları, önceki ümmetlerin kıssalarını anlatarak tahkim etmek. Şu âyet bu hususu anlatır: “Andolsun biz, “Allah’a kulluk edin ve tâğûttan sakının” diye (emretmeleri için) her ümmete bir peygamber gönderdik. Allah, onlardan bir kısmını doğru yola iletti. Onlardan bir kısmı da sapıklığı hak ettiler. Yeryüzünde gezin de görün, inkâr edenlerin sonu nasıl olmuştur” (Nahl (16), 36).
Soru 49
Bazen ahiret hayatındaki sahnelerden pasajlar anlatmak ve Sünnetullahın (Allah’ın tabiata koymuş olduğu kanunların) değişmezliğine vurgu yaparak insanları, akıllarını kullanmaya yöneltmek, Kur’ân’daki kıssaların hedeflerinden hangisi ile ilgilidir?
Seçenekler
A
İslâm toplumunu, önceki ümmetlerin kıssalarıyla yetiştirmek.
B
Akla ve kalbe dengeli hitap ederek toplumu eğitmek ve yetiştirmek.
C
Tevhîd, nübüvvet ve ahiret inancı gibi itikadî konuları, önceki ümmetlerin kıssalarını anlatarak tahkim etmek.
D
Anlatılan kıssalardan hareketle ortak bir prensibe ulaşmak ve muhataplara genel bir ilke hakkında fikir vermek.
E
Özellikle Hz. Peygamber’i ve müminleri teselli etmek ve önceki peygamberlerle ümmetlerinden misaller vererek tüm peygamberlerin tebliğ yaptığını, her ümmetin benzer sıkıntılardan geçtiğini anlatmak.
Açıklama:
Akla ve kalbe dengeli hitap ederek toplumu eğitmek ve yetiştirmek. Bu çerçevede olmak üzere kıssalardaki tekrarlar aracılığı ile psikolojik açıdan insanlara daha etkili bir tebliğde bulunmak ve onların dinî duyarlılıklarını canlı tutmak.
Soru 50
Âlimler kaç âyetin iniş sebeplerinin bulunduğunu tespit etmişlerdir?
Seçenekler
A
100
B
200
C
300
D
400
E
500
Açıklama:
Âlimler 500 kadar âyetin iniş sebeplerinin bulunduğunu tesbit etmişlerdir.
Soru 51
İfk hâdisesiyle ilgili inen ayetler hangi surede bulunur?
Seçenekler
A
Bakara
B
Nur
C
A’râf
D
Duhan
E
Sad
Açıklama:
İfk hâdisesiyle ilgili inen ayetler Nur suresinde bulunur.
Soru 52
Hz. Aişe ve Mervan arasında geçen hadise Esbâb-ı Nüzûlü bilmenin faydalarından hangisini işaret etmektedir?
Seçenekler
A
Nüzûl sebepleri bilindiği zaman âyetlerin manalarını anlamak kolaylaşır.
B
Nüzûl sebepleri bilindiğinde, çeşitli konularla ilgili hükümler içeren âyetlerin hikmetlerini tespit etmek kolaylaşır.
C
Bazen bir âyetin zahir anlamı rahat bir şekilde anlaşılabilir; ancak âyet ile kastedilen asıl mana, onun nüzûl sebebi bilindiği zaman net bir şekilde ortaya çıkar.
D
Herhangi bir âyet özel olarak bir şahıs hakkında inmediği halde bazen, belli bir kişi hakkında nâzil olmuş gibi kullanılabilir.
E
Esbâb-ı Nüzûlü bilinmediğinde âyetten kastedilen mana tam olarak ortaya çıkmayabilir.
Açıklama:
Herhangi bir âyet özel olarak bir şahıs hakkında inmediği halde bazen, belli bir kişi hakkında nâzil olmuş gibi kullanılabilir. Mervan' ın yaptığı çarpıtmayı Hz. Aişe bu sayede düzeltmiştir.
Soru 53
Esbâbu’n-Nüzûlle ilgili aşağıdakilerden hangisi doğrudur?
Seçenekler
A
Esbâbu’n-Nüzûl Kur'an' ı daha kolay anlamamızı sağlar.
B
Ayetlerin iniş sebepleri aynıyla tekrar edilmedikçe içerdikleri hükümlerin aynıyla uygulanması söz konusu olamaz.
C
Peygamber efendimizin vefatından sonra meydana gelen olaylardan herhangi birisi, Kur’ân’da herhangi bir âyet için nüzûl sebebi olabilir.
D
Esbâbu’n-Nüzûl bilmeden Kur'an' ı anlamak mümkün değildir.
E
Nüzûl sebeplerinde aynı âyetle ilgili birbirinden farklı rivâyetler naklediliyorsa o ayet şaibelidir.
Açıklama:
Esbâbu’n-Nüzûl Kur'an' ı daha kolay anlamamızı sağlar.
Soru 54
Aşağıdakilerden hangisi Nesh bulunduğunu ileri sürelerin savını güçlendirir?
Seçenekler
A
Kıble yönünün değişmesi
B
Kur’ân ile Sünnet birbiriyle özdeş ve aynı seviyede olmaması
C
Ayetler hakkında farklı rivayetlerin olması
D
Kayıp bir sure olduğunun öne sürülmesi
E
Kur'an da çelişki olmaması
Açıklama:
Kıble yönünün Mescid-i Aksa' dan Mescid-i Haram' a değişmesi Neshin olduğunu savunların tezini güçlendirir.
Soru 55
Kur’ân kıssalarının özelliklerinden birisi, tekrar edilmeleridir. Tekrar esnasında farklılıkların olması bize hangisini gösterir?
Seçenekler
A
Kur’ân' da çelişkiler olduğunu
B
Kıssaların aslında gerçekleşmemiş olduğunu
C
Tekrar edilirken Nesh olduğu
D
Kur’ân, sıradan bir metin olmadığını
E
Yorumun Kur’ân' ı okuyanlara bırakıldığını
Açıklama:
Çünkü Kur’ân, sıradan bir metin değildir.
Soru 56
Kur’ân' ın Muhammed’in kendi uydurduğu bir düzmece olduğu iftirası hangi suredeki ayet ile cevaplanmıştır?
Seçenekler
A
Furkan
B
Bakara
C
Nur
D
Maide
E
Kehf
Açıklama:
“Hakikatı inkâr edenler dediler ki: ‘Şüphesiz ki bu (Kur’ân) Muhammed’in kendi uydurduğu bir düzmecedir! Bu konuda ona bir başka topluluk da yardım ediyor!’ Onlar ne büyük bir zulüm ve iftirada bulundular! Ve dediler ki: ‘Bunlar onun, evvelkilerin masallarından derleyip topladığı bir şeydir! Bunlar ona sabah akşam yazdırılıyor.’ Sen de ki: ‘Onu, göklerin ve yerin gizliliklerini bilen indirdi” (Furkân (25), 4-7).
Soru 57
Kur’ân’da kronolojik bir anlatımla naklediliyor gibi görünen tek kıssa hangi peygamber ile ilgilidir?
Seçenekler
A
Hz. Davut
B
Hz. İsa
C
Hz. Musa
D
Hz. İbrahim
E
Hz. Yusuf
Açıklama:
Kur’ân’da kronolojik bir anlatımla naklediliyor gibi görünen tek kıssa Hz. Yusuf hakkındadır.
Soru 58
Aşağıdakilerden hangisi Ashâbın israiliyâta baş vurduğu konulardandır?
Seçenekler
A
İtikâdî konular
B
Hz. Peygamber tarafından izahı yapılan meseleler
C
İlgilenilmesinde hiçbir fayda mülahaza edilmeyen polemikler
D
Fıkhî hükümler
E
Güneş, yıldızlar, ay, kâinatın yaratılması
Açıklama:
İbn Haldun, ilk Müslümanların özellikle güneş, yıldızlar, ay, kâinatın yaratılması gibi kevniyât konularını Ehl-i kitap mensuplarına sorduğunu naklet- mektedir. Çünkü çölde yaşayanlar, bu tür konulara meraklıdır.
Soru 59
İsrâiliyât tefsîre çeşitli kanallardan girmiştir. Hangisi bunlardan birisi değildir?
Seçenekler
A
Bazı hikâyecilerin halkı oyalamak, gündemde kalma ve dinleyicilerin beğenisini kazanmak için uydurdukları rivâyetler.
B
İslâm düşmanlarının, İslâm’ın ruhunu kirletmek için kasıtlı olarak uydurup ortaya attıkları rivâyetler.
C
Ehl-i kitap hanımlarıyla evlenme izninin doğurduğu mevcut ortamda yetişen yorumcular.
D
İsrâiliyâtın bir kısmı da bir şeyi izah etmek maksadıyla karışmıştır.
E
Zaten Kur’ân’daki pek çok âyetin (özellikle kıssaların) kaynağının da önceki kitaplar olması.
Açıklama:
Kur’ân’daki pek çok âyetin (özellikle kıssaların) kaynağının da önceki kitaplar değil ayetlerdir.
Ünite 10
Soru 1
Aşağıdaki seçeneklerin hangisinde Kur’an’ı anlama ve yorumlamada yeni yönelişlerin doğuşunu hazırlayan sebeplerden bahsedilmemektedir?
Seçenekler
A
Müslüman entelektüellerin Batı dünyasındaki gelişmelerden etkilenmiş olmaları
B
Sünnet konusundaki menfi tasavvurların ortaya çıkması
C
Tevhit şuurundan uzaklaşma alametleri
D
Kur’an’ın bütüncül tarzda okunması gerekliliği
E
İçtihada dönülme çabaları
Açıklama:
Tevhit şuurundan uzaklaşma göstergeleri Kur’an’ı anlama ve yorumlamada yeni yönelişlerin doğuşuna sebep olduğu söylenemez.
Soru 2
Kur’ân vahyinin tarihsel olduğunu geçmişte ilk defa iddia eden fırkanın adı aşağıda verilen şıkların hangisinde yer almaktadır?
Seçenekler
A
Berahime
B
Mutezile
C
Maturidi
D
Ahmedi
E
Farici
Açıklama:
Hz. Peygamber’in kendi kavminin dili ile gönderildiğini, dolayısıyla Kur’ân vahyinin tarihsel olduğunu geçmişte ilk defa iddia eden fırkanın Berâhime olduğu söylenir.
Soru 3
Kur’an ayetlerinin tarihsel metinler olarak değerlendiren ilk sistematik çalışma ‘________________’ olarak bilinmektedir. Yandaki boşluğa gelmesi gereken eserin adı aşağıdaki seçeneklerin hangisinde yer almaktadır?
Seçenekler
A
Kur’an’ın gizemi
B
Kur’an ve hakikat
C
Kur’an’da hiciv sanatı
D
Kur’an ve tevhit inancı
E
Kur’an’da öyküleme sanatı
Açıklama:
Kur’ân âyetlerini tarihsel metinler olarak değerlendiren ilk sistematik çalışma ise, Kur’ân kıssalarının tarihsel veriler olduğunu, bu verilerin o dönem Araplarının bilgileri ya da dil üslupları çerçevesinde serdedilmiş bilgilerden meydana geldiğini savunan Halefullah’ın, “Kur’ân’da Öyküleme Sanatı” adlı eseridir.
Soru 4
Kur’an’daki kelimelerin aslî manaları ile izafî manalarını ya da metindeki odak kavramını tespit etmek için müfessirler hangi yöntemi kullanıldığı söylenilebilir?
Seçenekler
A
Göstergebilimsel
B
Tarihsel
C
Anlambilimsel
D
Biçimsel
E
Kültürel
Açıklama:
Semantik ilminin, kelimelerin anlamlarını tespit ederken kullandığı yöntemlerin önemli bir kısmı, adı konmaksızın tefsîr kaynaklarında da kullanılmıştır.
Soru 5
Kur’an’ı semiyotik bir bakış açısıyla incelemedeki asıl sorunun ne olduğu aşağıdaki seçeneklerin hangisinde açıkça belirtilmektedir?
Seçenekler
A
Kur’an’ın anlaşılması zor bir üsluba sahip olması
B
Kur’an’ın çok derin manaları içinde taşıması
C
Kur’an’ın eda dili olması
D
Kur’an’ın tüm insanlığa mesaj veriyor olması
E
Kur’an’ın telakki dili olması
Açıklama:
Kur’ân’ın bir eda dili değil, bir telakkî dili olması da aslında böyle bir okumayı zora sok- maktadır; yani Kur’ân’da esas olan, metinde var olan manayı tespit etmektir. Beşerî metinlerde mütekellimin (konuşanın) konuştuğu kelam, en nihâyet muhatap tarafından bir anlama kavuşturuluyorsa anlamlıdır. Muhatabın anladığı, kimi zaman anlama sürecinde kişisel katkılarını devreye sokmasını da gerektirir. Oysa ilahî kelam, anlamlarını sürekli kontrol eden mucizevî bir dile sahiptir. Kur’ân, bi- zim kendisine sınırsız manalar yükleyebileceğimiz bir kelam değildir; aksine o, ısrarla kendi anlam dünyasını bize kabul ettirmek ister.
Soru 6
Kutsal kitap yorumlarında kullanılan hermenötik yönteminin asıl amacı aşağıdaki seçeneklerin hangisinde açıkça söylenmektedir?
Seçenekler
A
Metnin bütününü açıklamak
B
Metni diğer unsurlardan bağımsız ele almak
C
Metnin ne dediği değil, ne demek istediğini anlamak
D
Metindeki ana fikri yakalamak
E
Metin tarihsel süreç içerisinde incelemek
Açıklama:
Özellikle kutsal kitap yorumlarında kullanıldığı şekliyle teolojik hermenötik metnin ne dediğini değil, ne demek istediğini anlamaya, metindeki Tanrısal mesajı kavramaya çalışmıştır.
Soru 7
Bütün modern İslam düşünürlerinin benimsediği ortak görüş aşağıdaki şıkların hangisinde açıkça dile getirilmiştir?
Seçenekler
A
Eğitimin vazgeçilemez bir unsur oluşu
B
İslami yaşantının gittikçe zorlaşması
C
İslam dünyasının sorun üretmesi
D
İslam düşüncesinde yenilenmenin gerektiği
E
Ahlak ve edebin İslam için önem arz etmesi
Açıklama:
Neredeyse tüm modern İslam düşünürlerince islam düşüncesinde yenilenmenin zamanı geldiği ve gerekli olduğunu savunulmaktadır.
Soru 8
Türkçe meal ve Türkçe tefsir çalışmalarının ne zaman hızlandığı aşağıdaki seçeneklerin hangisinde yer aldığı söylenilebilir?
Seçenekler
A
İttihatçı söylemin egemen olmasıyla
B
Tevhit inancının yaygınlaşmasıyla
C
Ehl-i sünnet harekatının derinleşmesiyle
D
İtikat şuurunun benimsenmesiyle
E
Şerri hükümlerin kabul edilmesiyle
Açıklama:
Türkiye’de özellikle İttihatçı söylemin egemen olmasından sonra Türkçe Kur’ân ve Türkçe tefsîr çalışmaları hız kazanmıştır.
Soru 9
Kendinden sonraki tüm meal çalışmalarını etkileyen ve ‘Türkçe Kur’an’ ifadesine kati derecede karşı olan müfessirin kim olduğu aşağıdaki şıkların hangisinde yer almaktadır?
Seçenekler
A
Fahri Edepli
B
Şerahattin Beyzan
C
Elmalılı Muhammed Hamdi Yazır
D
Ömer Rıza Doğrul
E
Hasan Basri Çantay
Açıklama:
Tefsîrinin mukaddimesinde verdiği bilgilerde Hamdi Yazır, bazı kendini bil- mezlerin, “Kur’ân’ın Türkçesi” demekle iktifa etmeyerek “Türkçe Kur’ân” dediğini; bunun çok büyük bir hata olduğunu dile getirir. Ona göre tercüme dahi iddialı bir sözdür; Kur’ân, asla bir başka dile tam olarak çevrilemez. Bu sebeple Elmalılı kendi çalışmasını, bir tefsîr ve meâl olarak harfiyyen değerlendirmiştir. Bu meâlde sıklıkla dönemin tedavüldeki yeni kelimeleri kullanıldığı gibi, öteden beri kullanılmakta olan ve aslı itibarıyla Arapça veya Farsça olan kelimelere de yer verilmiştir. Türkçe’de yapılan en özgün meâl çalışmalarının başında gelen bu eseri kaleme alan Yazır, kendinden sonraki bütün meâl çalışmalarını etkilemiştir.
Soru 10
Kur’ân’ın nüzûl sebeplerine göre tefsîr edilmesi yönteminde öncelikli olarak ne yapılması gerektiği verilen şıkların hangisinde doğru olarak verilmiştir?
Seçenekler
A
Kur’an metinlerinin iç bağlamına yönelmek
B
Kur’an metinlerinde geçen sözcükleri tahlil etmek
C
Sûrelerin tarihsel ve mekânsal alt yapılarını tespit etmek
D
Ayetleri tarihsel bağlamda incelenmek
E
Ayetlerin izafi manalarının çıkarılması
Açıklama:
Kur’ân’ın nüzûl sebeplerine göre tefsîr edilmesi yöntemi, öncelikle sûrelerin tarihsel ve mekânsal alt yapılarını tespit etmeye çalışır.
Soru 11
Aşağıdakilerden hangisi bir dildeki kelimeleri ayrıntılı biçimde tahlil ederek anlamlarını ortaya koymaktır?
Seçenekler
A
Semantik
B
Semiyotik
C
Ontolojik
D
Hermeneutik
E
Etimolojik
Açıklama:
Semantik kelimesi, kök itibarıyla Grekçe’den gelir. İlmî bir disiplin olarak semantik, bir dilin temelini oluşturan kelimeleri ayrıntılı bir şekilde tahlil ederek anlamlarını doğru bir şekilde ortaya koyma demektir. Semantikte dilsel olmayan unsurlar a anlamı tespitte önemlidir.
Soru 12
Her türlü işaret sistemini ele alan ilim dalı aşağıdakilerden hangisidir?
Seçenekler
A
Etimoloji
B
Ontoloji
C
Semantik
D
Semiyoloji
E
Hermeneutik
Açıklama:
Semiyotik, canlı varlıkların birbirleri arasında bildirişim amacıyla kullandıkları her tür işaret sistemini ele alır. Semantik, kelimelerin anlamlarını tespit
eden ve bu anlamlardaki değişimleri inceleyen bir ilim dalı iken bu alanla
iç içe görünen semiyotik daha geniş bir sahayı ihata eder ve dilsel olsun ya da olmasın, tüm işaretlerin gösterilenleri üzerinde fikirler yürütür.
eden ve bu anlamlardaki değişimleri inceleyen bir ilim dalı iken bu alanla
iç içe görünen semiyotik daha geniş bir sahayı ihata eder ve dilsel olsun ya da olmasın, tüm işaretlerin gösterilenleri üzerinde fikirler yürütür.
Soru 13
Aşağıdakilerden hangisi semiyotik sürecin bir aşaması değildir?
Seçenekler
A
Algı
B
Bilme
C
Açıklama
D
Anlam
E
Ses
Açıklama:
Semiyotik süreç, dört aşamadan oluşur; algı, bilme, anlam ve açıklama. Algı;
koklama, görme, işitme ve dokunma duyularına dayanan ve somut âlemde var
olan maddî bir şeyin duyu organlarımızla algılanmasını ifade eden duyusal düzeydir
koklama, görme, işitme ve dokunma duyularına dayanan ve somut âlemde var
olan maddî bir şeyin duyu organlarımızla algılanmasını ifade eden duyusal düzeydir
Soru 14
İslam dünyasındaki en önemli mesele olarak eğitimi gören ve Batı hermenötik geleneğinden etkilenen modernist İslam düşünürüdür?
Seçenekler
A
Nasr Hamid Ebu Zeyd
B
Ömer Rıza Doğrul
C
Fazlurrahman
D
Muhammed Arkoun
E
Hasan Hanefi
Açıklama:
Fazlurrahman, son dönemde Kur’ân’ı anlamaya yönelik çalışmalarda adını en
sık duyduğumuz isimlerdendir. Fazlurrahman’ın önerdiği Kur’ân’ı anlama yönteminin Batı hermenötik geleneğinden etkilendiği bariz bir biçimde görülse de Fazlurrahman’ın bütünüyle Batı düşüncesine bağlı bir tefsîr yöntemi uygulamaya çalıştığı söylenemez. Almış olduğu sıkı dinî eğitim ve eserlerinde yoğun bir şekilde kullandığı İslâm düşüncesinin klasik kaynakları, onun Müslüman dünya görüşüne bağlı kaldığını gösterir. Fazlurrahman’a göre İslâm dünyasındaki en ciddi mesele, eğitim meselesidir. Bu meselenin halli ise İslâm düşüncesindeki yenilenmeyle alakalıdır.
sık duyduğumuz isimlerdendir. Fazlurrahman’ın önerdiği Kur’ân’ı anlama yönteminin Batı hermenötik geleneğinden etkilendiği bariz bir biçimde görülse de Fazlurrahman’ın bütünüyle Batı düşüncesine bağlı bir tefsîr yöntemi uygulamaya çalıştığı söylenemez. Almış olduğu sıkı dinî eğitim ve eserlerinde yoğun bir şekilde kullandığı İslâm düşüncesinin klasik kaynakları, onun Müslüman dünya görüşüne bağlı kaldığını gösterir. Fazlurrahman’a göre İslâm dünyasındaki en ciddi mesele, eğitim meselesidir. Bu meselenin halli ise İslâm düşüncesindeki yenilenmeyle alakalıdır.
Soru 15
İslam düşüncesinde tarihselciliği hakim kılmak için çalışmış Kur'an nasslarını yorumlayan Modernist İslam düşünürü aşağıdakilerden hangisidir?
Seçenekler
A
Muhammed Arkoun
B
Fazlurrahman
C
Nasr Hamid Ebu Zeyd
D
Hasan Hanefi
E
Hasan Basri Çantay
Açıklama:
Her ne kadar özel bir metoda uyularak kurgulanmamış olsa da Arkoun’un Kur’ân nasslarını yorumlama çabasına giriş yaptığı kapı, tarih kapısıdır. Kendisini bir felsefeciden önce tarihçi sayması da bunu gösterir. Kur’ân nassına tarihçi gözüyle yaklaşması Arkoun’a göre son derece tabiîdir; çünkü kurucu metin olarak Kur’ân, daha sonraki hadiselerle -ki bunlar, kelamî ve ideolojik tartışmaların serapa her yanı doldurduğu hadiselerdir- önemli bir ilişki içerisindedir. Filozof bu ilişkileri inceleyecek değildir. İlk elde yapılması gereken şey, yığınla önümüze gelen tarihsel malzemenin bir tarihçi elinde -ama bu modern anlamıyla bir tarihçi- tasnifi ve değerlendirilmesidir. Bunun ardından devreye filozof girer ve yorum ondan sonra başlar. Arkoun’un yorum ahasındaki tek çabası, Arap-İslâm düşüncesine tarihselci bakış açısını egemen kılabilmektir.
Soru 16
Kur'ana Batı metodolojilerini de kullanarak bir yorum teorisinin geliştirilmesi gerektiğini savunan Modernist İslam düşünürü aşağıdakilerden hangisidir?
Seçenekler
A
Nasr Hamid Ebu Zeyd
B
Hasan Hanefi
C
Muhammed Arkoun
D
Fazlurrahman
E
Ömer Rıza Doğrul
Açıklama:
Hasan Hanefi, geleneğin yorumlanmasının sadece kendi kaynaklarımızın ngördüğü metodolojilerle değil, aynı zamanda Batı kaynaklı yorum teorilerinden de yararlanmak suretiyle gerçekleştirilebileceğini düşünür. Neticede onlar da bir vahiy kaynağı ile tanışmışlardır ve problem, vahyi “yanlış” ya da “doğru yorumlama” problemidir. İşte bu noktada önemli olması gereken, bir “yorum teorisi” geliştirmektir
Soru 17
Kur'an ile olgu arasında teşkil-teşekkül ilişkisi kuran Modernist İslam düşünürü aşağıdakilerden hangisidir?
Seçenekler
A
Nasr Hamid Ebu Zeyd
B
Hasan Hanefi
C
Muhammed Arkoun
D
Fazlurrahman
E
Hasan Basri Çantay
Açıklama:
Kur’ân hem tarihsel şartların oluşturduğu bir kültürel üründür, hem de kendisi
o dönemde yeni bir kültür üretmiştir. Ebu Zeyd’in Kur’ân’ı anlama konusunda
gündeme getirdiği en önemli iddialardan birisi Kur’ân ile olgu arasındaki bu ilişkiye dair açıklamalarıdır. Buna göre, bazen Kur’ân olguyu belirlediği gibi bazen de olgu Kur’ân’ı belirler. Dolayısıyla Kur’ân ile olgu arasında bir teşkil-teşekkül ilişkisi söz konusudur.
o dönemde yeni bir kültür üretmiştir. Ebu Zeyd’in Kur’ân’ı anlama konusunda
gündeme getirdiği en önemli iddialardan birisi Kur’ân ile olgu arasındaki bu ilişkiye dair açıklamalarıdır. Buna göre, bazen Kur’ân olguyu belirlediği gibi bazen de olgu Kur’ân’ı belirler. Dolayısıyla Kur’ân ile olgu arasında bir teşkil-teşekkül ilişkisi söz konusudur.
Soru 18
1930'lu yıllarda çalışmalarını gerçekleştirmiş ve meali Hak Dini Kur'an Dili Meali adıyla neşredilen alim aşağıdakilerden hangisidir?
Seçenekler
A
Ömer Rıza Doğrul
B
Elmalılı Muhammed Hamdi Yazır
C
Hasan Basri Çantay
D
İsmail Cerrahoğlu
E
Abdullah Çekrâlevî
Açıklama:
Elmalılı Hamdi Yazır’ın 1930’lu yıllarda hazırlamış olduğu tefsîr çalışmasının meâl bölümü, Türkiye’deki mevcut meâllerin en önemlilerinden sayılır. Bu
meâlin günümüz Türkçesiyle birçok sadeleştirmesi yapılmıştır. Hamdi Yazır’ın
Kur’ân meâlini aslında iki bölümde mütalaa etmek gerekir. Bu bölümlerden ilkini, tefsîrinin sadece meâl kısmı oluştururken, ikincisini eserin tefsîr kısmında yer alan Kur’ân tercümeleri oluşturur. Hak Dini Kur’ân Dili Meâli şeklinde neşredilen bazı meâl çalışmalarında, eserin hem meâl kısmının hem de tefsîr kısmının kullanıldığı bilinmektedir.
meâlin günümüz Türkçesiyle birçok sadeleştirmesi yapılmıştır. Hamdi Yazır’ın
Kur’ân meâlini aslında iki bölümde mütalaa etmek gerekir. Bu bölümlerden ilkini, tefsîrinin sadece meâl kısmı oluştururken, ikincisini eserin tefsîr kısmında yer alan Kur’ân tercümeleri oluşturur. Hak Dini Kur’ân Dili Meâli şeklinde neşredilen bazı meâl çalışmalarında, eserin hem meâl kısmının hem de tefsîr kısmının kullanıldığı bilinmektedir.
Soru 19
İlk baskısı 1947 yılında Tanrı Buyruğu adıyla yayınlanan ve İslam hakkında genel bilgilerle tefsirden oluşan iki bölümlü eserin sahibi alim aşağıdakilerden hangisidir?
Seçenekler
A
Muhammed Esed
B
Seyyid Kutub
C
Hasan Basri Çantay
D
Ömer Rıza Doğrul
E
Elmalılı Muhammed Hamdi Yazır
Açıklama:
İki ciltlik ilk baskısı 1947 yılında neşredilen Tanrı Buyruğu, temel olarak iki
bölümden meydana gelmiştir. İlk bölüme “birinci ayırım” diyen müellif, burada daha ziyade İslâm hakkında genel bilgiler vermiş ve bir anlamda tefsîr usûlü
diyebileceğimiz tarzda bir mukaddime yazmıştır. “İkinci ayırım” dediği bölüm
ise Hafız Osman hattıyla yazılmış Kur’ân metninin de bulunduğu meâl ve tefsîr
bölümüdür. Doğrul bu meâli, Doğu-Batı kaynaklarını ayırt etmeksizin taramak
suretiyle kırk yılda tamamladığını anlatır. Harfî tercüme yerine tefsîrî tercümeyi
esas alır ve gerçekten akıcı ve anlaşılır bir Türkçe kullanır. Sûreler hakkında kısa bilgiler verir. Âyetler arasındaki bütünlüğe azami gayret gösterir.
bölümden meydana gelmiştir. İlk bölüme “birinci ayırım” diyen müellif, burada daha ziyade İslâm hakkında genel bilgiler vermiş ve bir anlamda tefsîr usûlü
diyebileceğimiz tarzda bir mukaddime yazmıştır. “İkinci ayırım” dediği bölüm
ise Hafız Osman hattıyla yazılmış Kur’ân metninin de bulunduğu meâl ve tefsîr
bölümüdür. Doğrul bu meâli, Doğu-Batı kaynaklarını ayırt etmeksizin taramak
suretiyle kırk yılda tamamladığını anlatır. Harfî tercüme yerine tefsîrî tercümeyi
esas alır ve gerçekten akıcı ve anlaşılır bir Türkçe kullanır. Sûreler hakkında kısa bilgiler verir. Âyetler arasındaki bütünlüğe azami gayret gösterir.
Soru 20
Harfi tercümeye riayet edilerek hazırlanan ve 1953 yılında Kur'an-ı Hakim ve Meal-i Kerim adıyla yayınlanan açıklamalı Kur'an mealini hazırlayan isim aşağıdakilerden hangisidir?
Seçenekler
A
Hasan Basri Çantay
B
Ömer Rıza Doğrul
C
İsmail Cerrahoğlu’
D
Elmalılı Muhammed Hamdi Yazır
E
Seyyid Kutub
Açıklama:
İlk defa 1953 yılında üç cilt halinde basılan Kur’ân-ı Hakim ve Meâl-i Kerîm, açıklamalı bir Kur’ân meâlidir. Önsözde verilen bilgilerden anlaşıldığı kadarıyla meâlde mümkün olduğu kadar harfî tercümeye riâyet edilmiştir. Dolayısıyla fiillerin zamanlarında, kelimelerin Arap dilindeki asıl karşılıklarında herhangi bir tasarrufa gidilmemiştir. Çantay, Türkçe’de kendinden önce kaleme alınmış Kur’ân tercümeleri hakkında da mukaddimede bilgiler vermiş, onların eksik yönlerine işaret etmiştir.
Soru 21
Kur’an’ı anlama ve yorumlamada yeni yönelişler dendiğinde hangi bölgelerde yeni gelişmeler olmamıştır?
Seçenekler
A
Hindistan
B
Malezya
C
Endonezya
D
Mısır
E
Somali
Açıklama:
Kur’ân’ı anlama ve yorumlamada yeni yönelişler dendiğinde Hindistan, Malezya, Endonezya, Mısır, Fas, Suudi Arabistan ile Avrupa ve Amerika’da tanık olunan pek çok gelişmeden bahsetmek mümkün olmakla birlikte Somali'de böylesi yönelişlerden söz etmek mümkün değildir.
Soru 22
Kur’an’ı anlama ve yorumlamada yeni yönelişlerin dikkat çekici bir özelliği ?
Seçenekler
A
Öze dönüş Kur’an’a dönüş demektir.
B
Kur'an'ın kıraatinin tekrarı üzerinden öze dönüş mümkündür.
C
Geleneği ihya etmek ile öze dönüş mümkündür.
D
Kur'an'ın anlaşılması hadislerin anlaşılmasına bağlıdır.
E
Kur'an'ı anlamak için ilk dönem tefsirlerini bilmek gerekir.
Açıklama:
Öze dönüş Kur’an’a dönüş demektir. dolayısıyla Kur'an'ı anlamada yeni yönelişlerde öze dönüş söylemi ile Kur’an’a dönüşü savunulmaktadır.
Soru 23
Kur’an’ı merkeze alan okumaların tabii bir neticesi nedir?
Seçenekler
A
Kur'an kıraat biçimlerinde yeniliklerin ortaya çıkması
B
Geleneğin merkeze alınarak tefsir yapılması
C
Sünnet konusundaki menfi yaklaşımların ortaya çıkması.
D
Kur'an dilinin zamanlar üstü olması hakikatinin ortaya çıkması
E
Arapçanın üstün özelliklerinin ortaya çıkması
Açıklama:
Kur’ân’ı merkeze alan okumaların tabiî bir neticesi, Sünnet konusundaki
menfi yaklaşımların ortaya çıkmasıdır. Bu cümleden olmak üzere rivâyet
eksenli tefsîrler de modern dönemde sık sık eleştiriye tâbi tutulmuştur.
Meselâ isrâiliyat konusunda büyük bir hassasiyetin geliştiğini bu dönemde
görmekteyiz.
menfi yaklaşımların ortaya çıkmasıdır. Bu cümleden olmak üzere rivâyet
eksenli tefsîrler de modern dönemde sık sık eleştiriye tâbi tutulmuştur.
Meselâ isrâiliyat konusunda büyük bir hassasiyetin geliştiğini bu dönemde
görmekteyiz.
Soru 24
Aşağıdakilerden hangisi tarihselcilerin dikkat çeken fikirlerinden biri değildir?
Seçenekler
A
Kur’ân’ın ezelî kelam olduğu düşüncesi reddedilir.
B
Kur’ân’ın sabiteleri ve değişkenleri olduğu öne sürülür.
C
Kur'an'daki bazı mucizeler pozitivist bir yaklaşımla tabiî hadiseler olarak tefsîr edilir
D
Kur’ân’ın bütüncül bir tarzda okunması gerekir
E
Kur'an'ı anlamının yolu hadisleri anlamaktan geçmektedir.
Açıklama:
Modernist Kur'an yorumcuları olan tarihselcilere göre rivayet eksenli gitmek yani hadislere göre tefsir yapmak Kur'an'ı anlamayı güçleştirir.
Soru 25
Tefsirindeki bazı yorumları tarihselci bakış açısının önemli argümanlarına benzeyen ama tarihselci söylem tarafından pek de bilinmeyen isim kimdir?
Seçenekler
A
Süleyman b. Mukatil
B
Mücahid
C
Tavus b. Keysan
D
Ebu Mansur Maturidi
E
Ataullah İskenderi
Açıklama:
tarihselci söylem tarafından pek de bilinmeyen bir başka isim, h. 333 tarihinde vefat eden Maturidî’dir. Tefsîrindeki bazı yorumları tarihselci bakış açısının en önemli argümanlarından birine benzer. Malum olduğu üzere tarihselci düşünürler, Kur’ân kıssalarında önemli olanın lafızlar değil, manalar olduğunu; dolayısıyla manayı yansıttığı sürece lafızlarda birbirinden farklı ifadelerin kullanılabileceğini söylerler ki Neml sûresinin 7. âyetine Maturidî’nin getirdiği açıklamalar, hemen hemen aynıdır. Ancak Maturidî de bu ifadelerle, Kur’ân’ı tarihselci bir bakış açısıyla ele almak gerektiğini söylemiş değildir.
Soru 26
Kur’an’ın mucizevi süpersentetik bir dil örgüsü olduğunu bu sebeple muhatabın Kur’an bütüncüllüğü içerisinde şık durmayan bir anlamı nasslara yükleyemeyeceğini ifade eden meşhur dilbilimci kimdir?
Seçenekler
A
Kadı Abdulcabba
B
Vehb b. Münebbih
C
Ata b. Ebi Rebah
D
Zemahşeri
E
Abdulkahir el Cürcani
Açıklama:
Kur’ân, bizim kendisine sınırsız manalar yükleyebileceğimiz bir kelam değildir; aksine o, ısrarla kendi anlam dünyasını bize kabul ettirmek ister. Dokusuna uymayan her anlamı dışlar. Meşhur dilbilimci Abdulkahir el-Cürcânî nazım teorisinde, Kur’ân’ın mucizevî, süpersentetik bir dil örgüsü olduğunu, bu sebeple muhatabın, Kur’ân’ın bütüncüllüğü içerisinde şık durmayan bir anlamı nasslara yükleyemeyeceğini ifade etmek ister
Soru 27
Son dönem de adı en sık duyulan batı hermenötik geleneğinden etkilendiği görülen modernist düşünür kimdir?…
Seçenekler
A
Hasan Hanefi
B
Muhammed Arkoun
C
Fazlurrahman
D
İzzet Dervez
E
Nasr Hamid Ebu Zeyd
Açıklama:
Fazlurrahman, son dönemde Kur’ân’ı anlamaya yönelik çalışmalarda adı en sık duyulan isimlerdendir. Fazlurrahman’ın önerdiği Kur’ân’ı anlama yönteminin Batı hermenötik geleneğinden etkilendiği bariz bir biçimde görülmektedir.
Soru 28
"Kur’an yetkinliğini inmiş olduğu dilden alır". diyen modernist düşünür kimdir?
Seçenekler
A
Fazlurrahman
B
Nasr Hamid Ebu Zeyd
C
Muhammed Arkoun
D
Hasan Hanefi
E
Cabirî
Açıklama:
Ebu Zeyd’e göre Kur’ân, yetkinliğini inmiş olduğu dilden alır. Bununla birlikte
Kur’ân bir dil olmayıp, dil içinde bir “söz”dür. Bu sebeple, dil, değişmeye direnen bir yapıda olsa da söz hem değişen hem de değiştiren bir enstrümandır. Yani
Kur’ân hem tarihsel şartların oluşturduğu bir kültürel üründür, hem de kendisi
o dönemde yeni bir kültür üretmiştir.
Kur’ân bir dil olmayıp, dil içinde bir “söz”dür. Bu sebeple, dil, değişmeye direnen bir yapıda olsa da söz hem değişen hem de değiştiren bir enstrümandır. Yani
Kur’ân hem tarihsel şartların oluşturduğu bir kültürel üründür, hem de kendisi
o dönemde yeni bir kültür üretmiştir.
Soru 29
"Hak Dini Kur'an Dili" adlı tefsir çalışması kime aittir?
Seçenekler
A
Hasan Basri Çantay
B
Ömer Rıza Doğrul
C
Elmalılı Hamdi Yazır
D
Konyalı Vehbi Efendi
E
Ömer Nasuhi Bilmen
Açıklama:
Elmalılı Hamdi Yazır’ın 1930’lu yıllarda hazırlamış olduğu tefsîr çalışmasının adı Hak Dini Kur'an Dili'dir.
Soru 30
Aşağıdakilerden hangisi Kur'an'ı anlamada yeni yönelişlerin doğmasına yol açan tarihi gelişmelerden biri değildir?
Seçenekler
A
Öze dönüş söylemi ile Kur’ân’a dönüşün savunılması
B
Sünnet konusundaki menfi yaklaşımların ortaya çıkması
C
Batı dünyasındaki gelişmelerden etkilenilmiş olması
D
Kur’ân’ın parçacı okuyuşla okunması gerektiği iddiası
E
Kur’ân âyetleri arasında nesh bulunduğu yaklaşımı
Açıklama:
Modern okumalarda dikkat çeken bir yön, Kur’ân’ın bütüncül bir tarzda okunması gerektiği iddiasıdır. Parçacı okuyuşların klasik tefsîrlerin ana karakteri olduğunu düşünenler, bu tür bir okumanın, muhatap için asla bütüncül bir din anlayışı oluşturamayacağını iddia eder. Dolayısıyla doğru cevap D'dir.
Soru 31
Kıssalar çerçevesinde Kur'an ayetlerini tarihsel metinler olarak değerlendiren ilk sistematik çalışma hangisidir?
Seçenekler
A
Kur'an'da Allah ve İnsan
B
İslam Düşüncesinde İman Kavramı
C
Tanrı Buyruğu
D
Hak Dini Kur'an Dili
E
Kur'an'da Öyküleme Sanatı
Açıklama:
Kıssalar çerçevesinde Kur’ân âyetlerini tarihsel metinler olarak değerlendiren ilk sistematik çalışma, Kur’ân kıssalarının tarihsel veriler olduğunu, bu verilerin o dönem Araplarının bilgileri ya da dil üslupları çerçevesinde serdedilmiş bilgilerden meydana geldiğini savunan Halefullah’ın, “Kur’ân’da Öyküleme Sanatı” adlı eseridir. Doğru Cevap E'dir.
Soru 32
Aşağıdakilerden hangisi semiyotik sürecin aşamalarından değildir?
Seçenekler
A
Karşılaşma
B
Algı
C
Bilme
D
Anlam
E
Açıklama
Açıklama:
Semiyotik süreç, dört aşamadan oluşur; algı, bilme, anlam ve açıklama. Doğru cevap A'dır.
Soru 33
Wilhelm Dilthey, anlama kavramını dile değil, doğrudan hayata dayandırır ve anlamayı, hayatın varoluşsal boyutuna çeker. İnsan hayatının eylem, jest, mimik ve eserler aracılığı ile kendisini açması, dil içinde kendisini ifade etmesi bu açıdan önem kazanır. Dilthey’in bu hermenötiğine ne denir?
Seçenekler
A
Varoluşçu hermenötik
B
Yöntembilimsel hermenötik
C
Felsefi hermenötik
D
Eleştirel hermenötik
E
Nesnel yorumsal hermenötiği
Açıklama:
Wilhelm Dithey anlama kavramını dile değil, doğrudan hayata dayandırır ve anlamayı, hayatın varoluşsal boyutuna çeker. İnsan hayatının eylem, jest, mimik ve eserler aracılığı ile kendisini açması, dil içinde kendisini ifade etmesi bu açıdan önem kazanır. Dilthey’in bu hermenötiğine yöntembilimsel hermenötik denir. Doğru cevap B'dir.
Soru 34
Hasan Hanefi'ye göre aşağıdaki Kur'an kategorilerinden hangisi bilimsel araştırmanın sınırları içerisinde yer almaz?
Seçenekler
A
Cibril’den Peygamber’e, muayyen bir zaman diliminde aktarılan kelam
B
Kulakların dinlediği, dillerin okuduğu kelam
C
Levh-i Mahfuz’da yazılı olan kelam.
D
Her asırda yorumlanan ve tefsîre tâbi tutulan kelam
E
Daha üst düzeyde yorumlanan kelam.
Açıklama:
Hanefi’ye göre, Kur’ân metni yedi kategoriye sahiptir: 1. Kadim olan Allah kelamıdır ki künhüne vakıf olunması imkânsızdır. 2. Levh-i Mahfuz’da yazılı olan kelam. 3. Peygamber’e ulaştırılması için Cibril’e verilmiş olan kelam. 4. Cibril’den Peygamber’e, muayyen bir zaman diliminde aktarılan kelam. 5. Kulakların dinlediği, dillerin okuduğu kelamdır ki Peygamberce yanlış anlamalara karşı tashihi ya da yeni bir vahiy ile değiştirilmesi söz konusuydu. 6. Her asırda yorumlanan ve tefsîre tâbi tutulan kelam. 7. Daha üst düzeyde yorumlanan kelam.
Bu taksimin ilk üç düzeyi, yorum kabul etmeyen bir yapıdadır; çünkü bilimsel araştırmanın sınırları içerisinde yer almazlar. Dolayısıyla tarihselci bir bakış açısı ya da modern dilbilimsel veriler ile bu alana girmek mümkün değildir. O halde tefsîr çalışmaları, ancak kalan dört alanla ilgilenmelidir. Doğru cevap C'dir.
Bu taksimin ilk üç düzeyi, yorum kabul etmeyen bir yapıdadır; çünkü bilimsel araştırmanın sınırları içerisinde yer almazlar. Dolayısıyla tarihselci bir bakış açısı ya da modern dilbilimsel veriler ile bu alana girmek mümkün değildir. O halde tefsîr çalışmaları, ancak kalan dört alanla ilgilenmelidir. Doğru cevap C'dir.
Soru 35
Kaynağı itibarıyla Kur’ân ilahî olsa da dünyaya indiği andan itibaren beşerileşmeye başlamıştır. Beşerileşen bir metin, beşer gelişimine paralel olarak değişime ve başkalaşıma uğrar. Hakikat olan bir anlam, zaman içerisinde mecaza dönüşebilir. Kur’ân da bu kurala uymak zorundadır. Kur’ân’ın tarihsel bir metne dönüştüğünü savunmak, onun kutsiyetine gölge düşürmez. Kur’ân, elbette ki inmiş olduğu toplumun dili ve kültürünü taşıyacak ve buna bağlı olarak tarihsel özelliğe sahip olacaktır görüşü aşağıdakilerden hangisine aittir?
Seçenekler
A
Fazlurrahman
B
Muhammed Arkoun
C
Hasan Hanefi
D
Nasr Hamid Ebu Zeyd
E
Elmalılı Hamdi Yazır
Açıklama:
Ebu Zeyd'e göre kaynağı itibarıyla Kur’ân ilahî olsa da dünyaya indiği andan itibaren beşerileşmeye başlamıştır. Beşerileşen bir metin, beşer gelişimine paralel olarak değişime ve başkalaşıma uğrar. Hakikat olan bir anlam, zaman içerisinde mecaza dönüşebilir. Kur’ân da bu kurala uymak zorundadır. Kur’ân’ın tarihsel bir metne dönüştüğünü savunmak, onun kutsiyetine gölge düşürmez. Kur’ân, elbette ki inmiş olduğu toplumun dili ve kültürünü taşıyacak ve buna bağlı olarak tarihsel özelliğe sahip olacaktır. Doğru cevap D'dir.
Soru 36
Aşağıdakilerden hangisi mealci söylemlerin toplumda kabul görmesine yol açan sebeplerden biri değildir?
Seçenekler
A
İslam dünyasının Kur'an'a yabancılaşması
B
Siyasi ve mezhebi kaygıların dinin önüne geçmesi
C
Geleneksel anlayışların fazladan güç kazanması
D
Taklitçiliğin müslüman toplumları etkilemesi
E
Kur'an'ı anlamada Arap dilinin Arapça bilmeyenler için problem oluşturması
Açıklama:
Kur’ân’ı anlama ve yorumlamada ortaya çıkan yeni yönelişleri oluşturan şartlar, meâlcilik hareketini de etkilemiştir. İslâm dünyasının Kur’ân’a yabancılaşması, geleneksel anlayışların Kur’ân’ın zengin anlam dünyasına ulaşılmasına engel olmaya başlaması, siyasî ve mezhebî kaygıların dinin önüne geçmesi, taklitçiliğin Müslüman toplumları ciddi anlamda etkilemesi ve Kur’ân’la ilişki kurmada Arap dilinin Arapça bilmeyen kitleler açısından bir problem olarak öne çıkması, meâlci söylemlerin toplumda kabul görmesine yol açmıştır. Ancak bu sebepler arasında gelenekçi anlayışların fazladan güç kazanması sebebiyle mealci söylemlerin onlara karşı durmak için tezahür etmesi diye bir durum söz konusu değildir. Doğru cevap C'dir.
Soru 37
Aşağıdaki eserleden hangisi Türkiye'deki mealci kesimi derinden etkileyen bir çalışma değildir?
Seçenekler
A
Fi Zilâli’l- Kur’ân
B
Yoldaki İşaretler
C
Te îmu’l-Kur’ân
D
Kur'an'da Dört Terim
E
Hayat Kitabı Kur'an
Açıklama:
1970’li yıllarda Seyyid Kutub’un Türkçe’ye tercüme edilen Fi Zilâli’l- Kur’ân adlı tefsîri ile Yoldaki İşaretler adındaki kitabı, daha sonra neşredilen Mevdûdî’nin Te îmu’l-Kur’ân’ı ile Kur’ân’da Dört Terim’i ve usûl sahasında İsmail Cerrahoğlu’nun Tefsîr Usûlü, Türkiye’deki meâlci kesimi derinden etkilemiştir. Meâlcilik hareketinin ilk temsilcileri üzerinde tabir caizse bir heyecan dalgası uyandıran bu eserler, “Kur’ân çalışmaları” adı verilen toplu okumaların yapılmasına da yol açmıştır. (Soyalan, 1999). Özellikle entelektüel yönleri güçlü, sosyal bilimlerde başarılı, ancak Arabî ilimlerde zayıf olan genç bir kuşak, bu eserlerin basımından sonra doğrudan Kur’ân ile ilgilenmeye başlamıştır. Doğru cevap E'dir.
Soru 38
Kur'an Mesajı isimli meal-tefsir eserinin yazarı aşağıdakilerden hangisidir?
Seçenekler
A
Muhammed Esed
B
Mustafa İslamoğlu
C
İhsan Eliaçık
D
Muhammed İzzet Derveze
E
Hasan Basri Çantay
Açıklama:
Meâl-tefsîrler sahasında Türkiye’de neşredilmiş en önemli eserler; Muhammed Esed’in Kur’ân Mesajı adındaki çalışması ile Mustafa İslâmoğlu’nun Hayat Kitabı Kur’ân’ı ve İhsan Eliaçık’ın Yaşayan Kur’ân’ıdır. Doğru cevap A'dır.
Soru 39
Aşağdakilerden hangisi Kur'an'ı nuzûl sırasına göre yorumlamış olan bir müfessirdir?
Seçenekler
A
Muhammed Esed
B
Muhammed İzzet Derveze
C
İhsan Eliaçık
D
Hasan Basri Çantay
E
Mustafa İslamoğlu
Açıklama:
Kur’ân’ı nüzûl sırasına göre yorumlayan tefsîrlerin en önemlilerinden ilki Muhammed İzzet Derveze’nin et-Tefsîru’l-Hadîs’idir. Türkçe’ye de tercüme edilen bu tefsirin müellifi ile aynı dönemde yaşayan Abdülkadir el-Furâtî’nin kaleme aldığı el-Beyânü’l-Meânî adındaki tefsîr de ikinci sırada yer alır. Doğru cevap B'dir.
Soru 40
Kur’ân’ı anlama ve yorumlamada yeni yönelişlerin doğuşunu hazırlayan sebeplere ilişkin aşağıdaki neden-sonuç ilişkilerinden hangisi doğrudur?
Seçenekler
A
Kur’ân âyetleri arasında nesh bulunmadığı söyleminin benimsenmesi - Olguların Kur’ân’ı biçimlendirdiği görüşünü savunmanın kolaylaşması
B
Kur’ân’a, yani öze dönüş söylemi - Kur’ân’ı anlamanın, remizlere veya sembollere bağlı olduğunun düşünülmesi
C
Kur’ân’ın ezelî kelam olduğu düşüncesinin yerine tarihselci bir bakış açısıyla Kur’ân’ın yorumlanması - Kur’ân’ın sabiteleri ve değişkenleri olduğunun öne sürülmesi
D
Kur’ân’ın parçacı bir tarzda okunması gerektiği iddiası - Bu tür bir okumanın, muhatap için daha anlaşılır bir din anlayışı oluşturacağını iddiası
E
Mezheplerin ve icmaın bağlayıcılığının öne çıkarılması - Böyle bir durumun, özgür düşünceyi destekleyeceği görüşünün hasıl olması
Açıklama:
- Modern okumaların ilk döneminde, Kur’ân âyetleri arasında nesh bulunmadığı söylenmekteydi; ancak son dönemde Kur’ân âyetleri arasında da neshin vuku bulduğu şeklinde bir yaklaşım kabul görmektedir. Çünkü neshin söz konusu olması durumunda olguların Kur’ân’ı biçimlendirdiği görüşünü savunmak daha kolay olacaktır.
- Kur’ân’ı anlama ve yorumlamada öze dönüş söylemi ile Kur’ân’a dönüşü savunanlara göre, Kur’ân’ın manaları, haricî bir beyana ihtiyaç duymayacak kadar açıktır. Kur’ân’ı anlamak, ne fukahanın ileri sürdüğü gibi bir kurallar bütününe ne de seçkin bir gruptan başka kimsenin bilmediği iddia edilen birtakım remizlere veya sembollere bağlıdır.
- Modern okumaların diğer bir yönü, Kur’ân’ın bütüncül bir tarzda okunması gerektiği iddiasıdır. Parçacı okuyuşların klasik tefsîrlerin ana karakteri olduğunu düşünenler, bu tür bir okumanın, muhatap için asla bütüncül bir din anlayışı oluşturamayacağını iddia eder.
- Bu dönemde bidatçiliğe, mezhepçiliğe ve taklitçiliğe karşı sert eleştiriler yapılmış, mezheplerin ve icmaın bağlayıcılığına karşı çıkılmış; icmaın pratikte gerçekleşmesinin mümkün olamayacağı iddia edilmiştir. Çünkü böyle bir durum, özgür düşünceyi yok edecektir. O halde yeniden içtihada dönülmelidir; ancak bu dönem düşünürlerinin kastettiği içtihat, geçmişin bağlayıcı içtihatlarından kurtulmayı da öngörmektedir.
Soru 41
- Tarihselcilik (historicism), insanı ve toplumu anlamak için mutlak surette tarihsel koşullara gidilmesi gerektiğini, tarihin dışına çıkarak insan tabiatını anlamanın imkânsız olduğunu savunur.
- Tarihte varlığın metafizik boyutu ele alınmaktadır.
- Tarihselciliğin görevi, sadece gerçeğin anlaşılabilmesi için diye tarihte gerçeğin oluşma koşullarını göstermektir.
Seçenekler
A
Yalnız I
B
Yalnız II
C
Yalnız III
D
I-II
E
I-III
Açıklama:
Tarihselcilik (historicism), insanı ve toplumu anlamak için mutlak surette tarihsel koşullara gidilmesi gerektiğini, tarihin dışına çıkarak insan tabiatını anlamanın imkânsız olduğunu savunur. Zaten tarihin dışına çıkabilmek varoluşsal olarak mümkün değildir. Buna göre, tarihte varlığın metafizik bir boyutu yoktur; çünkü metafizik boyut, tarihin konusu değildir. Dolayısıyla her mesele, kendi özel dünyasında ve tikelliğinde ele alınmalı ve hiçbir zaman bu özel durumlardan hareketle genellemelere gidilmemelidir.
Soru 42
- İlmî bir disiplin olarak semantik, bir dilin temelini oluşturan kelimeleri ayrıntılı bir şekilde tahlil ederek anlamlarını doğru bir şekilde ortaya koyma demektir.
- Semantikte dilsel olmayan unsurlar anlamı tespitte kapsam dışı bırakılır.
- Semantik, bir kelimenin anlamını lügavî/etimolojik açıdan doğru bir şekilde tespit etmeye çalışır, bu kelimelerin kendi dönemi içerisinde geçirmiş olduğu anlam değişikliklerini inceler ve bunların tarihî süreç içerisinde kazandığı ya da kaybettiği anlamları araştırır.
- Kelimelerin kendi dönemleri içerisindeki kullanımlarına artsüremli (diyakronik), gelişen tarihsel süreçteki kazanımlarına ya da kayıplarına eşsüremli (senkronik) incelemeyle incelemeyle ulaşılır.
Seçenekler
A
I-III
B
II-III
C
I-IV
D
II-IV
E
III-IV
Açıklama:
Semantik kelimesi, kök itibarıyla Grekçe’den gelir. İlmî bir disiplin olarak semantik, bir dilin temelini oluşturan kelimeleri ayrıntılı bir şekilde tahlil ederek anlamlarını doğru bir şekilde ortaya koyma demektir. Semantikte dilsel olmayan unsurlar da anlamı tespitte önemlidir. Ancak bu durum, semantiğin özü itibarıyla dilbilimsel bir çaba oluşuna halel getirmez. Semantik, bir kelimenin anlamını öncelikle lügavî/etimolojik açıdan doğru bir şekilde tespit etmeye çalışır. Daha sonra bu kelimelerin kendi dönemi içerisinde geçirmiş olduğu anlam değişikliklerini inceler. Son aşamada ise kelimelerin tarihî süreç içerisinde kazandığı ya da kaybettiği anlamları araştırır. Kelimelerin kendi dönemleri içerisindeki kullanımlarına eşsüremli (senkronik) incelemeyle, gelişen tarihsel süreçteki kazanımlarına ya da kayıplarına artsüremli (diyakronik) incelemeyle ulaşılır.
Soru 43
- Canlı varlıkların birbirleri arasında bildirişim amacıyla kullandıkları her tür işaret sistemini ele alır.
- Semiyotik, aynı zamanda kelimelerin anlamlarını tespit eder ve bu anlamlardaki değişimleri inceler.
- Semiyotik, tüm gösterge türleriyle ilgilendiği için hem semantikten hem de hermenötikten (yorumbilimi) daha geneldir.
Seçenekler
A
I-II
B
I-III
C
II-III
D
Yalnız II
E
Yalnız III
Açıklama:
Semantik, kelimelerin anlamlarını tespit eden ve bu anlamlardaki değişimleri inceleyen bir ilim dalı iken bu alanla iç içe görünen semiyotik daha geniş bir sahayı ihata eder ve dilsel olsun ya da olmasın, tüm işaretlerin gösterilenleri üzerinde fikirler yürütür.
Soru 44
- Teolojik hermenötik - Hıristiyan ilahiyatında Kutsal Kitap’ın yorumlanması
- Romantik hermenötik - Anlama kavramını dile değil, doğrudan hayata dayandıran yaklaşım
- Yöntembilimsel hermenötik - Batı’daki aydınlanma düşüncesine karşı geliştirilen, bir ifadenin dil ile ilişkisini gramatik ya da psikolojik bir ilişki olarak tanımlayan yaklaşım
- Felsefî hermenötik - Anlama, anlayan özne ile anlamaya konu olan nesne arasındaki diyalog olarak bakan yaklaşım
Seçenekler
A
I-II
B
II-III
C
I-IV
D
II-IV
E
III-IV
Açıklama:
- Teolojik hermenötik - Hıristiyan ilahiyatında Kutsal Kitap’ın yorumlanması
- Romantik hermenötik - Batı’daki aydınlanma düşüncesine karşı geliştirilen, bir ifadenin dil ile ilişkisini gramatik ya da psikolojik bir ilişki olarak tanımlayan yaklaşım
- Yöntembilimsel hermenötik - Anlama kavramını dile değil, doğrudan hayata dayandıran yaklaşım
- Felsefî hermenötik - Anlama, anlayan özne ile anlamaya konu olan nesne arasındaki diyalog olarak bakan yaklaşım
Soru 45
- Eserleri bütünüyle Batı hermenötik geleneğinin etkisindedir.
- İslâm dünyasındaki en ciddi meseleyi eğitim olarak görür ve bu sorunun, İslâm düşüncesindeki yenilenmeyle çözülebileceğine inanır.
- Kur’ân’ı çağın gereklerine uygun olarak anlaşılabilmesi için geleneksel bilginin doğru bir şekilde yorumlanması ve çağın problemlerine çözümler üretebilmesinin önemine vurgu yapar.
Seçenekler
A
I-II
B
II-III
C
Yalnız I
D
Yalnız II
E
Yalnız III
Açıklama:
Fazlurrahman’ın önerdiği Kur’ân’ı anlama yönteminin Batı hermenötik geleneğinden etkilendiği bariz bir biçimde görülse de Fazlurrahman’ın bütünüyle Batı düşüncesine bağlı bir tefsîr yöntemi uygulamaya çalıştığı söylenemez. Almış olduğu sıkı dinî eğitim ve eserlerinde yoğun bir şekilde kullandığı İslâm düşüncesinin klasik kaynakları, onun Müslüman dünya görüşüne bağlı kaldığını gösterir.
Soru 46
- Kur’ân’ın nüzûl sebeplerine göre tefsîr edilmesi yöntemi, öncelikle sûrelerin tarihsel ve mekânsal alt yapılarını tespit etmeye çalışır.
- Elde ettiği bütün tarihî verileri, bir de Kur’ân’ın âyet ve sûreler arası ilişki ağlarını gözden geçirip, her ifadeyi siyakını dikkate alarak yorumlar.
- Nüzûl sıralamasına göre yazılan tefsirlerin sahipleri, tespit ettikleri arkaplanlara ve metin içi bağlamlara sadık kalarak Kur’ân’ın ilk dönemde ifade ettiği manaları yakalamayı amaçlar.
Seçenekler
A
Yalnız I
B
Yalnız II
C
Yalnız III
D
I-II
E
II-III
Açıklama:
Nüzûl sıralamasına göre yazılan tefsirlerin sahipleri, tespit ettikleri arkaplanlara ve metin içi bağlamlara sadık kalarak Kur’ân’ın ilk dönemde ifade ettiği manaları yakalamayı amaçlasa da bu noktada durmaz ve elde edilen mananın güncel bir değerlendirmesini yapmak için bugüne de yönelirler.
Soru 47
"Tefsîr Usûlü" adlı eser, aşağıdaki isimlerden hangisine aittir?
Seçenekler
A
Ömer Rıza Doğrul
B
Hasan Basri Çantay
C
Elmalılı Muhammed Hamdi Yazır
D
İsmail Cerrahoğlu
E
Seyyid Kutub
Açıklama:
- Ömer Rıza Doğrul - "Tanrı Buyruğu"
- Hasan Basri Çantay - "Kur’ân-ı Hakîm ve Meâl-i Kerîm"
- Seyyid Kutub - "Fi Zilâli’l- Kur’ân" ile "Yoldaki İşaretler"
- İsmail Cerrahoğlu - "Tefsîr Usûlü"
- Elmalılı Muhammed Hamdi Yazır - Hak Dini Kur’ân Dili Meâli
Soru 48
Muhammed Esed, kaleme aldığı "Kur’ân Mesajı"ını, Kur’ân ve hadis ile sınırlandırma hususunda hangi düşünceden etkilenmiştir?
Seçenekler
A
Batı düşüncesi
B
Selefî düşünce
C
İslâm kültürü
D
Hint düşünce ekolü
E
Pakistan düşünce ekolü
Açıklama:
Esed’in Kur’ân Mesajı, Kur’ân’ı muasır dünyaya anlaşılır bir dille sunmak amacıyla kaleme alınmıştır. Esed, rasyonel bakışta Batı düşüncesinden, metot ve düşüncesini Kur’ân ve hadis ile sınırlandırma hususunda selefî düşünceden, âyetleri mecazî yoruma tâbi tutmada İslâm kültüründen, sembolik yaklaşımlarda ise kısmen Batı ve Hint-Pakistan alt kıtası düşünce ekollerinden etkilenmiştir.
Soru 49
- Rasyonalist meâl anlayışına göre melekleri, insanları iyiliğe sevk eden melekelere, şeytanı ise insanı kötülüğe sevk eden vasıtalara, bazı cennet nimetlerini ise mecazî manalara hamletmiştir.
- Meâlde mümkün olduğu kadar harfî tercümeye riâyet edilmiştir.
- Türkçe’de kendinden önce kaleme alınmış meâllerin, gelişen zamanla birlikte yeni ihtiyaçları karşılamadığından hareketle bir meâl yazmaya koyulmuştur.
Seçenekler
A
Yalnız I
B
Yalnız II
C
Yalnız III
D
I-II
E
II-III
Açıklama:
II ve III, Hasan Basri Çantay'ın kaleme aldığı "Kur’ân-ı Hakîm ve Meâl-i Kerîm" ile ilgilidir.
Soru 50
Kur’ân’da Öyküleme Sanatı isimli eserinde ayetleri tarihsel metinler olarak ilk kez değerlendiren ve bu verilerin o dönem Arap kültürüyle değerlendirilmesi gerektiğini savunan yazar aşağıdakilerden hangisidir?
Seçenekler
A
Halefullah
B
Muhammed Arkoun
C
Nasr Hamid Ebu Zeyd
D
Ömer Rıza Doğrul
E
Muhammed İzzet Derveze
Açıklama:
Kıssalar çerçevesinde Kur’ân âyetlerini tarihsel metinler olarak değerlendiren ilk sistematik çalışma ise, Kur’ân kıssalarının tarihsel veriler olduğunu, bu verilerin o dönem Araplarının bilgileri ya da dil üslupları çerçevesinde serdedilmiş bilgilerden meydana geldiğini savunan Halefullah’ın, “Kur’ân’da Öyküleme Sanatı” adlı eseridir.
Soru 51
Bir dili oluşturan kelimelerin derinlemesine tahlil edilmesi ve anlamlarının ortaya konulmasını hedefleyen yöntem aşağıdakilerden hangisidir?
Seçenekler
A
Ontoloji
B
Semantik
C
Göstergebilim
D
Hermeneutik
E
Tarihselcilik
Açıklama:
Semantik kelimesi, kök itibarıyla Grekçe’den gelir. İlmî bir disiplin olarak semantik, bir dilin temelini oluşturan kelimeleri ayrıntılı bir şekilde tahlil ederek anlamlarını doğru bir şekilde ortaya koyma demektir. Semantikte dilsel olmayan unsurlar da anlamı tespitte önemlidir.
Soru 52
Canlıların birbirleriyle iletişim maksadıyla kullandıkları her türlü işareti konu alan yöntem aşağıdakilerden hangisidir?
Seçenekler
A
Etimoloji
B
Ontoloji
C
Semiyoloji
D
Tarihselcilik
E
Hermeneutik
Açıklama:
Semiyotik, canlı varlıkların birbirleri arasında bildirişim amacıyla kullandıkları her tür işaret sistemini ele alır. Semantik, kelimelerin anlamlarını tespit eden ve bu anlamlardaki değişimleri inceleyen bir ilim dalı iken bu alanla iç içe görünen semiyotik daha geniş bir sahayı ihata eder ve dilsel olsun ya da olmasın, tüm işaretlerin gösterilenleri üzerinde fikirler yürütür.
Soru 53
İzah etmek, tercüme etmek gibi anlamlara gelen ve adını bir Antik Yunan tanrısından alan yöntem bilim aşağıdakilerden hangisidir?
Seçenekler
A
Semiyoloji
B
Etimoloji
C
Ontoloji
D
Hermeneutik
E
Atlasoloji
Açıklama:
Hermeneutik kelimesinin kökeni, Yunan düşüncesine dayanır. Yunan mitolojisinde tanrıların mesajlarını insanlara Hermes iletir, ilettiği bu mesajlara kendi yorumunu da katardı. Bu sebeple yorumbilimi anlamındaki hermenötiğin, köken itibarıyla bu kelimeden geldiği kabul edilir. Temeli itibarıyla hermenötiğin “söylemek”, “izah etmek” ve “tercüme etmek” anlamlarından oluşan üç manası vardır.
Soru 54
İslam dünyasındaki en ciddi meselenin eğitim olduğunu ileri süren ve çalışmalarında Hermeneutik'ten etkilenen fakat İslam kaynaklarından da kopmamış düşünür aşağıdakilerden hangisidir?
Seçenekler
A
Hasan Hanefi
B
Nasr Hamid Ebu Zeyd
C
Ömer Rıza Doğrul
D
Muhammed İzzet Derveze
E
Fazlurrahman
Açıklama:
Fazlurrahman, son dönemde Kur’ân’ı anlamaya yönelik çalışmalarda adını en sık duyduğumuz isimlerdendir. Fazlurrahman’ın önerdiği Kur’ân’ı anlama yönteminin Batı hermenötik geleneğinden etkilendiği bariz bir biçimde görülse de Fazlurrahman’ın bütünüyle Batı düşüncesine bağlı bir tefsîr yöntemi uygulamaya çalıştığı söylenemez. Almış olduğu sıkı dinî eğitim ve eserlerinde yoğun bir
şekilde kullandığı İslâm düşüncesinin klasik kaynakları, onun Müslüman dünya görüşüne bağlı kaldığını gösterir.
şekilde kullandığı İslâm düşüncesinin klasik kaynakları, onun Müslüman dünya görüşüne bağlı kaldığını gösterir.
Soru 55
Hadislerle birlikte Kur'an'ın tarihsel bir yaklaşımla tasnif edilip sonrasında bir düşünür gözüyle değerlendirilmesi gerektiğini ileri süren ve Arap-İslam düşüncesine tarihselci bakış açısını kazandırmayı hedefleyen düşünür aşağıdakilerden hangidisir?
Seçenekler
A
Nasr Hamid Ebu Zeyd
B
Ömer Rıza Doğrul
C
Muhammed Arkoun
D
Hasan Hanefi
E
Fazlurrahman
Açıklama:
Her ne kadar özel bir metoda uyularak kurgulanmamış olsa da Arkoun’un Kur’ân nasslarını yorumlama çabasına giriş yaptığı kapı, tarih kapısıdır. Kendisini bir felsefeciden önce tarihçi sayması da bunu gösterir. Kur’ân nassına tarihçi gözüyle yaklaşması Arkoun’a göre son derece tabiîdir; çünkü kurucu metin olarak Kur’ân, daha sonraki hadiselerle -ki bunlar, kelamî ve ideolojik tartışmaların serapa her yanı doldurduğu hadiselerdir- önemli bir ilişki içerisindedir. Filozof bu ilişkileri inceleyecek değildir. İlk elde yapılması gereken şey, yığınla önümüze gelen tarihsel malzemenin bir tarihçi elinde -ama bu modern anlamıyla bir tarihçi- tasnifi ve değerlendirilmesidir. Bunun ardından devreye filozof girer ve yorum ondan sonra başlar. Arkoun’un yorum sahasındaki tek çabası, Arap-İslâm düşüncesine tarihselci bakış açısını egemen kılabilmektir.
Soru 56
Kur'an'ı anlamak adına bir yorum teorisi geliştirilmesi gerektiğini ileri süren ve İslam dünyasında öne çıkartılması gerekenin olgusal tefsir olduğunu ileri süren düşünür aşağıdakilerden hangisidir?
Seçenekler
A
Hasan Hanefi
B
Muhammed Arkoun
C
Ömer Rıza Doğrul
D
Hasan Basri Çantay
E
Muhammed Esed
Açıklama:
Hasan Hanefi, geleneğin yorumlanmasının sadece kendi kaynaklarımızın öngördüğü metodolojilerle değil, aynı zamanda Batı kaynaklı yorum teorilerinden de yararlanmak suretiyle gerçekleştirilebileceğini düşünür. Neticede onlar da bir vahiy kaynağı ile tanışmışlardır ve problem, vahyi “yanlış” ya da “doğru yorumlama” problemidir. İşte bu noktada önemli olması gereken, bir “yorum teorisi” geliştirmektir. Hasan Hanefi’ye göre, bugün İslâm dünyasında öne çıkartılması gereken tefsîr “vakiî/olgusal tefsîr” olmalıdır. Vakiî tefsîr, asla literal (sadece lafzın sınırları
içerisinde hareket eden) bir tefsîr değildir.
içerisinde hareket eden) bir tefsîr değildir.
Soru 57
Kur'an ile olgu arasında karşılıklı bir ilişki kuran ve indiği andan itibaren Kur'an'ı beşerileşen bir metin olarak gören düşünür aşağıdakilerden hangisidir?
Seçenekler
A
Muhammed Arkoun
B
Hasan Hanefi
C
Hasan Basri Çantay
D
Nasr Hamid Ebu Zeyd
E
Muhammed İzzet Derveze
Açıklama:
Ebu Zeyd’e göre Kur’ân, yetkinliğini inmiş olduğu dilden alır. Bununla birlikte Kur’ân bir dil olmayıp, dil içinde bir “söz”dür. Bu sebeple, dil, değişmeye direnen bir yapıda olsa da söz hem değişen hem de değiştiren bir enstrümandır. Yani Kur’ân hem tarihsel şartların oluşturduğu bir kültürel üründür, hem de kendisi o dönemde yeni bir kültür üretmiştir. Ebu Zeyd’in Kur’ân’ı anlama konusunda
gündeme getirdiği en önemli iddialardan birisi Kur’ân ile olgu arasındaki bu ilişkiye dair açıklamalarıdır. Buna göre, bazen Kur’ân olguyu belirlediği gibi bazen de olgu Kur’ân’ı belirler. Ebu Zeyd’e göre kaynağı itibarıyla Kur’ân ilahî olsa da dünyaya indiği andan itibaren beşerileşmeye başlamıştır. Beşerileşen bir metin, beşer gelişimine paralel olarak değişime ve başkalaşıma uğrar.
gündeme getirdiği en önemli iddialardan birisi Kur’ân ile olgu arasındaki bu ilişkiye dair açıklamalarıdır. Buna göre, bazen Kur’ân olguyu belirlediği gibi bazen de olgu Kur’ân’ı belirler. Ebu Zeyd’e göre kaynağı itibarıyla Kur’ân ilahî olsa da dünyaya indiği andan itibaren beşerileşmeye başlamıştır. Beşerileşen bir metin, beşer gelişimine paralel olarak değişime ve başkalaşıma uğrar.
Soru 58
1930'lu yıllarda kaleme aldığı Hak Dini Kur’ân Dili Meâli isimli çalışmasıyla kendisinden sonraki bütün meal çalışmalarını etkilemiş mealci aşağıdakilerden hangisidir?
Seçenekler
A
Muhammed Esed
B
Hasan Basri Çantay
C
Hasan Hanefi
D
Elmalılı Muhammed Hamdi Yazır
E
Nasr Hamid Ebu Zeyd
Açıklama:
Elmalılı Hamdi Yazır’ın 1930’lu yıllarda hazırlamış olduğu tefsîr çalışmasının meâl bölümü, Türkiye’deki mevcut meâllerin en önemlilerinden sayılır. Bu meâlin günümüz Türkçesiyle birçok sadeleştirmesi yapılmıştır. Hamdi Yazır’ın Kur’ân meâlini aslında iki bölümde mütalaa etmek gerekir. Bu bölümlerden ilkini, tefsîrinin sadece meâl kısmı oluştururken, ikincisini eserin tefsîr kısmında yer
alan Kur’ân tercümeleri oluşturur. Hak Dini Kur’ân Dili Meâli şeklinde neşredilen bazı meâl çalışmalarında, eserin hem meâl kısmının hem de tefsîr kısmının kullanıldığı bilinmektedir. Türkçe’de yapılan en özgün meâl çalışmalarının başında gelen bu eseri kaleme alan Yazır, kendinden sonraki bütün meâl çalışmalarını etkilemiştir.
alan Kur’ân tercümeleri oluşturur. Hak Dini Kur’ân Dili Meâli şeklinde neşredilen bazı meâl çalışmalarında, eserin hem meâl kısmının hem de tefsîr kısmının kullanıldığı bilinmektedir. Türkçe’de yapılan en özgün meâl çalışmalarının başında gelen bu eseri kaleme alan Yazır, kendinden sonraki bütün meâl çalışmalarını etkilemiştir.
Soru 59
1947 yılında yayaınlanan Birinci ve İkinci ayırım olmak üzere iki bölümden oluşan Tanrı Buyruğu isimli mealin yazarı aşağıdakilerden hangisidir?
Seçenekler
A
Nasr Hamid Ebu Zeyd
B
Ömer Rıza Doğrul
C
Hasan Basri Çantay
D
Muhammed İzzet Derveze
E
Muhammed Esed
Açıklama:
İki ciltlik ilk baskısı 1947 yılında neşredilen Tanrı Buyruğu, temel olarak iki bölümden meydana gelmiştir. İlk bölüme “birinci ayırım” diyen müellif, burada daha ziyade İslâm hakkında genel bilgiler vermiş ve bir anlamda tefsîr usûlü diyebileceğimiz tarzda bir mukaddime yazmıştır. “İkinci ayırım” dediği bölüm ise Hafız Osman hattıyla yazılmış Kur’ân metninin de bulunduğu meâl ve tefsîr
bölümüdür
bölümüdür