⚠️ Bu portal eğitim amaçlıdır. İçerikler ticari amaçla kullanılamaz. Detaylı bilgi
4. Dönem İLH2007

Kelam'a Giriş

Toplam 560 soru bulundu.

Ders Materyalleri

Kelam'a Giriş - Tüm Sorular

Ünite 1

Soru 1

Aşağıdakilerden hangisi Kelam sözcüğünün sözlük anlamlarından biri değildir?

Seçenekler

A
Lafız
B
Nutuk
C
Konuşma
D
İbare
E
Güzel söz
Açıklama:
Güzel söz kelam kelimesinin sözlük anlamlarından değildir

Soru 2

Gazali ilimleri sınıflandırırken Kelamı hangi kategoriye sokar?

Seçenekler

A
Fer'i ilim
B
Külli ilim
C
Akli ilim
D
Şer'i ilim
E
Nakli ilim
Açıklama:
Gazali Kelam ilmini tasnif ederken onu külli ilimler içinde sıralamaktadır

Soru 3

Gazali "her beldede kelam öğrenen birilerinin olması gereklidir. bu sebeple kelam öğrenmenin hükmü .............." der.
yukarıda boşluk hangi kelime ile doldurulmalıdır?

Seçenekler

A
sünnettir
B
vaciptir
C
Farz-ı kifayedir
D
Farz-ı ayndır
E
müstehaptır
Açıklama:
Gazali kelam ilminin her islam beldesinde birisi tarafından öğrenilmesi gerektiğini düşünerek kelam ilminin talimini farz-ı kifaye olarak görmektedir.

Soru 4

Kelam ilminin avama değil, havassa ait entelektüel bir bilgi olduğunu söyleyen kimdir?

Seçenekler

A
Gazali
B
Taftazani
C
İbn Sina
D
Adudiddin el-İcî
E
Sekkaki
Açıklama:
Kelam ilminin avama değil, havassa ait entelektüel bir bilgi olduğunu söyleyen1

Soru 5

Kitâbu't-tevhid ve İsbâtu sıfâtu'r-rab adlı eserin yazarı kimdir?

Seçenekler

A
Ebu Mansur Maturidi
B
Ebu'l Hasan el-Eş'ari
C
Bakıllanî
D
Muhammed b. Huzeyme es-Sülemi
E
Fahruddin er-Razî
Açıklama:
Kitâbu't-tevhid ve İsbâtu sıfâtu'r-rab adlı eserin yazarı İbn Huzeyme'dir

Soru 6

Kelamın konuları hangi başlıklar altında toplanmıştır?

Seçenekler

A
makasıd, nübuvvat, sem'iyat
B
vesail, makasıd, sem'iyat
C
ilahiyat, makasıd, mesai
D
ilahiyat, nübuvvat, sem'iyat
E
makasıd, mesail, vesail
Açıklama:
Kelamın konuları İlahiyat, Nübuvvat, Sem'iyat başlıklar altında toplanmıştır

Soru 7

Hangisi kelam ilminin önemini gösterir?

Seçenekler

A
islam inancını içeriden ve dışarıdan yapılabilecek itirazlara cevap vermek
B
ortaya atılacak şüphe ve tereddütlere cevap vermek
C
itikadi konularda çelişkili görünen meselelere izah getirmek
D
batıl inanç ve hurafeleri tespit ederek onları izale etmek
E
hepsi
Açıklama:
yukarıda sayılan görevlerin hepsini ifa etmesinden dolayı tüm şıklar kelam ilminin önemini göstermektedir.

Soru 8

eşya hakkında düşünme ve bu yolla henüz bilgisine ulaşılamamış şeylerin bilgisine ulaşmak amacıyla zihinde önceden var olan bilgileri düzenlemek, bir araya getirmek ve böylece bir sonuca ulaşmak çabasına verilen ad aşağıdakilerden hangisidir?

Seçenekler

A
tevhid ve sıfatlar ilmi
B
muamelat ve itikad ilmi
C
asl ve fer' ilmi
D
nazar ve istidlal ilmi
E
ictihad ve istinbat ilmi
Açıklama:
soruda verilen tanımın cevabı nazar ve istidlal ilmidir.

Soru 9

  1. akli ilimler
  2. nakli ilimler
  3. keşfi ilimler
hangisi veya hangileri kelamın kaynağını doğru şekilde verir?

Seçenekler

A
Yalnız I
B
Yalnız II
C
I ve II
D
II ve III
E
I ve III
Açıklama:
Kelamın kaynağı hem akli hem de nakli ilimlerdir. kelamın felsefeden farklarından birisi de sadece akli ilimler değil nakli ilimlerin de kendi kaynağını teşkil etmesi yönüdür.

Soru 10

aşağıdakilerden hangisi kelamın konuları içinde ilahiyat başlığı altında tartışılması gereken konudur?

Seçenekler

A
vahyin keyfiyeti meselesi
B
Allah'ın sıfatları meselesi
C
peygamberlerin sıfatları meselesi
D
Melekler ve cinlerin mevcudiyeti meselesi
E
Kabir azabının mevcudiyeti meselesi
Açıklama:
b şıkkı ilahiyat başlığı altında tartışılır. geri kalan konular nübuvvat ve sem'iyat başlığının altındaki konulardır.

Soru 11

Kelam ilminin konusu İslam dininin inanç alanıdır. Buna göre aşağıdakilerden hangisi kelam ilminin konusuna girmez?

Seçenekler

A
Semiyyat
B
Nübüvvat
C
İlahiyyat
D
Risalet
E
Ameli Meseleler
Açıklama:
Kelâm ilminin konusu, Kur’an ve vahyin bütünüdür ve dolayısıyla o bütünlüğün şifreleri olan altı iman esasıdır. Ancak, geleneğimizde bu altı esasın bazıları diğerinin içinde var kabul edilip, indirgeme yapılarak daha kısa şekilde üç esas (usûl-iselâse) olarak ifade olunur ki bunlar; Allah’a, peygamberlere ve Âhirete imandır. Kelâm ilminde ıstılahlaşmış haliyle bu üç esas kaynaklarımızda ilâhiyyât, nübüvvât ve semiyyât şeklinde ifade edilir. İşte buradan hareketle kelâm ilmi; Allah’ın zatından, sıfatlarından; peygamberliğe ait meselelerden; dünya ve ahiret (mebde ve meâd) bakımından yaratılmışların hallerinden İslâm ilke ve esaslarına göre bahseden ilimdir diye tarif edilmiştir

Soru 12

Allah’ın varlığı, birliği, sıfatları ve fiilleri, yani yaratıp var etmesi ve tüm varlık âlemiyle ilişkili meseleler kelamın işlediği hangi konulardan biridir?

Seçenekler

A
İlahiyat
B
Risalet
C
Nübüvvat
D
Semiyyat
E
Vesail
Açıklama:
İlâhiyât denince bu başlık altında öncelikle Allah’ın varlığı, birliği,sıfatları ve fiilleri, yani yaratıp var etmesi ve tüm varlık âlemiyle ilişkisi konu edinilir

Soru 13

Kelamın işlediği inanç kaynaklarından semiyyat aşağıdaki meselelerden hangisinden bahsetmez?

Seçenekler

A
Cennet ve Cehennem
B
Ölüm
C
Ahiret Hayatı
D
Melekler ve Cin
E
Allaha İman
Açıklama:
Semiyyât konusunda, melek, cin, şeytan gibi görünmeyen varlıkların yanında bu dünya hayatının geçiciliği, ölümün bir son olmayıp, yeni bir hayatın, bir dirilişin başlangıcı olduğu, ebedî hayatın âhirette yaşanacağı, bu hayatın kıyamet denilen bir hâdise ile başlatılacağı konuları işlenir. Ayrıca burada yaşadığımız hayatın hesabının verileceği, onun sonucuna göre Cennet ve Cehennem hayatının yaşanılacağı, Cennet ve Cehennem’in mahiyeti gibi âhiret hayatıyla ilgili tüm meselelerden bahsedilir

Soru 14

Aşağıdakilerden hangisi kelam ilminin fayda ve gayelerinden biri değildir?

Seçenekler

A
Kelâm ilmi sayesinde insan, aklî ve naklî delillerle desteklenmiş bir imanla taklitten tahkîke, gerçek ve sağlam bir inanca ulaşır
B
Kelâm ilmi sayesinde elde edilen sağlam inanç bilgisi ve imanıyla insan, İslâm inançlarına ters düşen sapık akım ve cereyanlardan, her çeşit hurafe ve batıl inançlardan kurtulur
C
Kelâm ilminin en önemli faydalarından birisi yaratıcı olarak Allah’a ve O’nun yaratmış olduğu tüm evrene, mahlûkata karşı görev ve sorumluluklarını bilen bunun bilincinde olan bir imana sahip insanı yetiştirmektir
D
Kelam ilmi ibadetlerin nasıl yerine getirileceğini açıklar
E
Kelâm ilmi doğru yolu arayanlara rehberlik ederken, hakkı, hakikati kabule yanaşmayan, ona karşı itirazlarda bulunan, şüpheler ortaya atanlara bunlardan kurtulmaları hususunda yardımcı olur
Açıklama:
Kelâm ilmi sayesinde insan, aklî ve naklî delillerle desteklenmiş bir imanla taklitten tahkîke, gerçek ve sağlam bir inanca ulaşır. Kelâm ilmi sayesinde elde edilen sağlam inanç bilgisi ve imanıyla insan, İslâm inançlarına ters düşen sapık akım ve cereyanlardan, her çeşit hurafe ve batıl inançlardan kurtulur. Böylece gerçek anlamda sahip olduğu inancını korur. Kelâm ilmi doğru yolu arayanlara rehberlik ederken, hakkı, hakikati kabule yanaşmayan, ona karşı itirazlarda bulunan, şüpheler ortaya atanlara bunlardan kurtulmaları hususunda yardımcı olur. Kelâm ilmi, sahip olduğu yöntemiyle gerek diğer din mensupları tarafından ortaya atılan kasıtlı şüphe ve itirazları, gerekse samimi olmalarına rağmen kimi şüpheleri olan insanlarca ileri sürülen tereddütleri ve itirazları göğüsleyerek İslâm inancını sarsıntıya uğramaktan korur

Soru 15

Aşağıdakilerden hangisi kelam ilminin isimlerinden biri değiidir?

Seçenekler

A
El-Fıkhu’l-ekber
B
Akâid
C
Tevhîd
D
Usûlü’d-dîn
E
Tefsir
Açıklama:
İslâm dininin inanç alanını konu edinen kelâm ilmi, tarihi süreç içerisinde çeşitli safhalar geçirmiş ve farklı isimlerle anılmıştır. Bu isimler: El-Fıkhu’l-ekber, Akâid, Tevhîd ve Sıfatlar İlmi, Usûlü’d-dîn, Nazar ve İstidlal İlmi, Kelâm İlmi

Soru 16

Kelam ilmini; “Kişinin lehinde ve aleyhinde olan şeyleri bilmesidir”şeklinde tarif eden mezhep imamı aşağıdakilerden hangisidir?

Seçenekler

A
İbn Asakir
B
Ebû Hanîfe
C
Ebû Mansûr el-Mâturîdî
D
Abdulkahir el-Bağdâdî
E
Ebu’l-Yusr Muhammed el-Pezdevî
Açıklama:
Ebû Hanîfe fıkhı Kelam ilmini; “Kişinin lehinde ve aleyhinde olan şeyleri bilmesidir” şeklinde tarif eder.

Soru 17

Dinin aslını, esasını oluşturan, dinin amel, ahlâk gibi diğer unsurlarının kendisi üzerine bina edildiği temel, yani imana, itikada taalluk eden konularını işleyen kelâm ilmi aşağıdakilerden hangisiyle isimlendirilir?

Seçenekler

A
Nazar ve İstidlal İlmi
B
Tevhid
C
Usûlü’d-dîn
D
Nübüvvat
E
Akâid
Açıklama:
Usûl, asıl kelimesinin çoğuludur. Asıl kelimesi lügatte; kök, esas, temel, kaynak, başlangıç yeri, belli başlı, en mühim, en önemli, gerçek ve hakîkat, bir şeyin üzerine bina edildiği temel anlamına gelmektedir. Usûlü’d-dîn ise, dinin aslını, esasını oluşturan, dinin amel, ahlâk gibi diğer unsurlarının kendisi üzerine bina edildiği temel, yani imana, itikada taalluk eden konulardır. Kelâm ilmi, dinin aslını oluşturan akîdeyi, temel inanç ilkelerini kendisine konu edindiği için bu isimle adlandırılmıştır

Soru 18

Kelâm ilmine verilen isimlerden biri “Usûlü’d-dîn”dir. Aşağıdaki bilgilerden hangisi bu isim kapsamında değerlendirilemez?

Seçenekler

A
Abdulkahir el-Bağdâdî, bu konuda Usûlü'd Dîn adlı bir eser kaleme almıştır.
B
Pezdevî, kelam eserine Usûlü'd-Din adını vermiştir.
C
Dinin temel inanç ilkeleri konu alındığından ahkâm-ı asliyye olarak nitelenmiştir.
D
Dinîn fıkhî ve ahlakî hükümleri, kendisine temel oluşturur.
E
Tevhid, nübüvvet ve ahiretin ispatı, bir inancın asl/temelini oluşturur.
Açıklama:
Usûl, asıl kelimesinin çoğuludur. Asıl kelimesi lügatte; kök, esas, temel, kaynak, başlangıç
yeri, belli başlı, en mühim, en önemli, gerçek ve hakîkat, bir şeyin üzerine bina edildiği temel anlamına gelmektedir. Usûlü’d-dîn ise, dinin aslını, esasını oluşturan, dinin amel, ahlâk gibi diğer unsurlarının kendisi üzerine bina edildiği temel, yani imana, itikada taalluk eden konulardır. Kelâm ilmi, dinin aslını oluşturan akîdeyi, temel inanç ilkelerini kendisine konu edindiği için bu isimle adlandırılmıştır. İslâm dininin hem itikada hem de amele taalluk eden hükümleri vardır. Dinin inanca taalluk eden hükümleri asıl, amele ilişkin yönünü ifade eden fıkıh ise fer’î hükümler olarak ifade edilir. Onun için inanç konularıyla ilgili hükümlere “ahkâm-ı asliyye”, bundan
bahseden ilme de Usûlü’d-dîn denilmiştir. Çünkü iman hakîkati dinin temelidir. Dolayısıyla bu ilim sayesinde Allah’ın varlığı, birliği, nübüvvet müessesesinin hak oluşu, ceza ve mükâfat gününün vukû bulacağı ispat edilmedikçe İslâmın ne fıkhî meselelerinden ne de ahlâkî prensiplerinden bahsetmek mümkün değildir. İşte bu düşüncelerden hareketle kelâm alanında yazılmış eserlerin bir kısmına “Usûlü’d-dîn” adı verilmiştir. Abdulkahir el-Bağdâdî (ö. 429/1038) ile Ebu’l-Yusr Muhammed el-Pezdevî (ö. 493/1099)’nin Usûlü’d-dîn isimli kelâm eserleri bunun birer örneğidirler. Ayrıca Ebu’l-Hasan el-Eş‘arî (ö. 324/936)’nin “el-İbâne an usûli’d-diyâne” adlı eserinde de bu isme vurgu yapılmaktadır.

Soru 19

İslâm dininde kesinlikle inanılan hususlar gönülden bağlanılan, kesinlikle karar verilen, düğümlenmişcesine sağlam şekilde katiyetle inanılan şey, itikad ve iman olarak tanımlanan ilim aşağıdakilerden hangisidir?

Seçenekler

A
Akaid
B
Kelam
C
Fıkıh
D
Tevhid
E
İhlas
Açıklama:
Akâid, akîde kelimesinin çoğuludur. Akîde, gönülden bağlanılan, kesinlikle karar verilen, düğümlenmişcesine sağlam şekilde katiyetle inanılan şey, itikad ve iman demektir.O halde İslâm akâidi, İslâm dininde kesinlikle inanılan hususlar anlamına gelir ki bunlara iman esasları adı verilir. Binaenaleyh akâid ilmi iman esaslarını konu edinen ilmin adıdır. Şu halde İslâm akâidi, İslâm dininin amelî alanıyla değil, itikadî alanıyla ilgili hükümlerden bahseden bir ilimdir

Soru 20

Usulu’d din ile ilgili yazılan “El-İbâne an usûli’d-diyâne” adlı eser kime aittir?

Seçenekler

A
Ebu Hanife
B
Ebu’l-Hasan el-Eş‘arî
C
Abdulkahir el-Bağdâdî
D
Ebu’l-Yusr Muhammed el-Pezdevî
E
İbn Asakir
Açıklama:
Ebu’l-Hasan el-Eş‘arî (ö.324/936)’nin “el-İbâne an usûli’d-diyâne”

Soru 21

Dinin inanç alanıyla ilgili hüküm ve delilleri kaynaklarından, yani Kur’an ve Sünnet’ten elde eden ilme ne ad verilir?

Seçenekler

A
Kelâm
B
Fıkıh
C
İtikad
D
Amelî
E
İlâhiyyât
Açıklama:
Dinin inanç alanıyla ilgili hüküm ve delilleri kaynaklarından, yani Kur’an ve Sünnet’ten elde eden ilme kelâm, amelî alanıyla ilgili hükümleri bilmeyi sağlayan ilme de fıkıh denilmiştir.

Soru 22

Kelâm ilmi; Allah’ın zatından ve sıfatlarından bahseden ilimdir diye tarif edilmiştir. Bu tarife Allah'ın sıfatlarından maksat nedir?

Seçenekler

A
O’nun başka hiçbir varlığa benzemeyen varlığı.
B
O’nun hiçbir şeye ihtiyacı olmayan varlığı.
C
O’nun zatından olan varlığı.
D
O’nun ezelî ve ebedî mutlak varlığı.
E
O'nun hiçbir varlıkta bulunmayan vasıfları.
Açıklama:
Bu tarifte yer alan Allah’ın zatından maksat, O’nun başka hiçbir varlığa benzemeyen, hiçbir şeye ihtiyacı olmayan, varlığı zatından olan, ezelî ve ebedî mutlak varlığıdır. Allah’ın sıfatlarından maksat ise bu mutlak varlığa ait olan, dolayısıyla benzerleri hiçbir varlıkta bulunmayan vasıflarıdır.

Soru 23

_____ ilmi, aklî ve naklî delillere dayanarak İslâm inançları ile ilgili ortaya çıkabilecek şüpheleri ortadan kaldırmaya ve anılan inanç ilkelerini açıklamaya ve ispat etmeye çalışan bir ilimdir. Boşluğa aşağıdakilerden hangisi gelebilir?

Seçenekler

A
Akide
B
Kelâm
C
Nübüvvât
D
Fıkıh
E
Tefsir
Açıklama:
Kelam ilmi, aklî ve naklî delillere dayanarak İslâm inançları ile ilgili ortaya çıkabilecek şüpheleri ortadan kaldırmaya ve anılan inanç ilkelerini açıklamaya ve ispat etmeye çalışan bir ilimdir.
Kelâm ilminin Kur’an ve Sünnet’te yer alan İslâm inanç esaslarıyla ilgili olmak üzere iki temel görevi ve gayesi vardır. Bunlardan birincisi; İslâm dininin inanç esaslarını aklî ve naklî delillerle ispat etmeye çalışmaktır. İkincisi ise; bu esaslar hakkında ortaya çıkabilecek şüpheleri izale etmek ve Müslüman olmayanların İslâm’a yöneltecekleri eleştirilere cevap vermek, onların iddia ve delillerini çürütmektir.

Soru 24

Hangisi kelâm ilminin fayda veya gayelerinden birisi değildir?

Seçenekler

A
Kelâm ilmi sayesinde insan, aklî ve naklî delillerle desteklenmiş bir imanla taklitten tahkîke, gerçek ve sağlam bir inanca ulaşır.
B
Kelâm ilmi sayesinde elde edilen sağlam inanç bilgisi ve imanıyla insan, İslâm inançlarına ters düşen sapık akım ve cereyanlardan, her çeşit hurafe ve batıl inançlardan kurtulur.
C
Kelâm ilmi doğru yolu arayanlara rehberlik ederken, hakkı, hakikati kabule yanaşmayan, ona karşı itirazlarda bulunan, şüpheler ortaya atanlara bunlardan kurtulmaları hususunda yardımcı olur.
D
Kelâm ilmi, sahip olduğu yöntemiyle gerek diğer din mensupları tarafından ortaya atılan kasıtlı şüphe ve itirazları, gerekse samimi olmalarına rağmen kimi şüpheleri olan insanlarca ileri sürülen tereddütleri ve itirazları göğüsleyerek İslâm inancını sarsıntıya uğramaktan korur.
E
Kelâm ilmi ibadet şekillerindeki hataları gösterir ve yanlış ibadet şekillerini önler.
Açıklama:
  • Kelâm ilmi sayesinde insan, aklî ve naklî delillerle desteklenmiş bir imanla taklitten tahkîke, gerçek ve sağlam bir inanca ulaşır.
  • Kelâm ilmi sayesinde elde edilen sağlam inanç bilgisi ve imanıyla insan, İslâm inançlarına ters düşen sapık akım ve cereyanlardan, her çeşit hurafe ve batıl inançlardan kurtulur. Böylece gerçek anlamda sahip olduğu inancını korur.
  • Kelâm ilmi doğru yolu arayanlara rehberlik ederken, hakkı, hakikati kabule yanaşmayan, ona karşı itirazlarda bulunan, şüpheler ortaya atanlara bunlardan kurtulmaları hususunda yardımcı olur.
  • Kelâm ilmi, sahip olduğu yöntemiyle gerek diğer din mensupları tarafından ortaya atılan kasıtlı şüphe ve itirazları, gerekse samimi olmalarına rağmen kimi şüpheleri olan insanlarca ileri sürülen tereddütleri ve itirazları göğüsleyerek İslâm inancını sarsıntıya uğramaktan korur.
  • Kelâm ilmi, diğer dini ilimler için bir temel oluşturur. Diğer dini ilimler kelâm ilmine istinad eder. Kelâm ilmi, konusu olması hasebiyle Allah’ın varlığını ve birliğini, nübüvvetin hak oluşunu, ilâhî kitapların gönderildiğini ispat edip âhiretin varlığını temellendirmedikçe diğer ilimlerin bu alanlarda yorum yapmalarından bahsetmek mümkün olamaz. Bu ilimler ancak kelâm ilminin tespitlerine dayanarak yorumlarda bulunabilirler.
  • Kelâm ilminin en önemli faydalarından birisi de yaratıcı olarak Allah’a ve O’nun yaratmış olduğu tüm evrene, mahlûkata karşı görev ve sorumluluklarını bilen, bunun bilincinde olan bir imana sahip insanı yetiştirmek, bu insanlardan müteşekkil bir cemiyet inşa etmek ve böylece amelî (pratik) hayatta insanı mutlu kılmaktır.

Soru 25

İslâm'ın inanç ilkelerini rakamlarla ifade edip sınırlandırmak esasen mümkün olmamakla ve bu anlamda tüm Kur’an’ın muhtevasına inanmak temel ilke olmakla beraber, bu geniş muhteva önce altı, sonra üç ilkeye indirgenerek, anlaşılması ve akılda tutulması kolaylaştırılmıştır. Hangi seçenek bu altı ilkeden biri değildir?

Seçenekler

A
Allah'a iman.
B
Meleklere iman
C
Kitaplara iman
D
Peygamberlere iman
E
Namaz kılmak
Açıklama:
İlâhiyât denince bu başlık altında öncelikle Allah’ın varlığı, birliği, sıfatları ve fiilleri, yani yaratıp var etmesi ve tüm varlık âlemiyle ilişkisi konu edinilir. İkinci temel konu olan nübüvvât başlığı altında, vahiy ve vahyi getiren melek ile tüm meleklere iman ve vahyin toplanıp yazıldığı Kitap (Kur’an) ile tüm ilâhî kitaplara iman incelenir. Üçüncü ana başlık olan semiyyât konusunda, melek, cin, şeytan gibi görünmeyen varlıkların yanında bu dünya hayatının geçiciliği, ölümün bir son olmayıp, yeni bir hayatın, bir dirilişin başlangıcı olduğu, ebedî hayatın âhirette yaşanacağı, bu hayatın kıyamet denilen bir hâdise ile başlatılacağı konuları işlenir. Ayrıca burada yaşadığımız hayatın hesabının verileceği, onun sonucuna göre Cennet ve Cehennem hayatının yaşanılacağı, Cennet ve Cehennem’in mahiyeti gibi âhiret hayatıyla ilgili tüm meselelerden bahsedilir.

Soru 26

Hangi ilim var olan her şeyi (mevcûd) içine alan tüm bilgileri ele alması bakımından konusu itibariyle en geniş ve en genel bir ilimdir?

Seçenekler

A
Kelâm ilmi
B
Fıkıh İlmi
C
Tefsir İlmi
D
Akide ilmi
E
Hadis ilmi
Açıklama:
Kelâm ilmi, var olan her şeyi (mevcûd) içine alan tüm bilgileri ele alması bakımından konusu itibariyle en geniş ve en genel bir ilimdir. Bu genellikteki konuları işlerken insan için bilgi kaynakları olan akıl ile duyu organlarına ilaveten ilahî bir bilgi kaynağı olarak nakli, yani vahyi de esas aldığından delilleri ve yöntemi bakımından da oldukça sağlam ve tutarlı bir ilimdir.

Soru 27

Hangi büyük İslâm bilgini ilim tasnifi yaparken onları önce aklî ve dinî olmak üzere ikiye ayırır, sonra bunların her birinin küllî ve cüzî kısımlara ayrıldığını söyler?

Seçenekler

A
Farabi
B
İbn Arabi
C
İbn Haldun
D
Gâzzâli
E
Abdülkadir Geylani
Açıklama:
Büyük İslâm bilgini Gazzâlî (ö. 505/1111) ilim tasnifi yaparken onları önce aklî ve dinî olmak üzere ikiye ayırır. Sonra bunların her birinin küllî ve cüzî kısımlara ayrıldığını söyler. Ona göre dinî ilimlerin içinde küllî olan kelâm ilmidir. Fıkıh, tefsir, hadîs gibi diğer ilimler ise cüzî ilimlerdir. Çünkü müfessir, sadece Kur’an’ın manasına bakar.

Soru 28

Hangi büyük İslam alimi fıkhı; “Kişinin lehinde ve aleyhinde olan şeyleri bilmesidir” şeklinde tarif eder?

Seçenekler

A
Malik İbn Enes
B
Ebû Hanîfe
C
Ahmed İbn Hanbel
D
Muhammed el Buhari
E
Ebu Yusuf
Açıklama:
Ebû Hanîfe fıkhı; “Kişinin lehinde ve aleyhinde olan şeyleri bilmesidir” şeklinde tarif eder. İslâm düşüncesinin amelî alanında ortaya çıkan en önemli ve yaygın mezheplerden birisinin imamı kabul edilen Ebû Hanîfe, fıkhı böyle tanımlarken, inanç alanında yazdığı eserine bu ismi vererek şöyle demek istemektedir: İtikadî alandaki bilgi fıkıh ilminde konu edinilen amelî alandaki bilgiden daha üstündür. Çünkü itikattaki bilgi asıldır, ameldeki bilgi ise ferîdir, ikinci derecededir. Onun için kişinin bilmesi gereken ilk ve en önemli bilgi inanç alanına ait bilgidir. Zira sahih ve sağlam bir inanç olmadan makbul bir amelin olması düşünülemez.

Soru 29

İslâm düşüncesinin ilk asrında Allah’ın sıfatları meselesi anlaşılmaya çalışılırken bu çerçevede üzerinde en çok tartışma yapılan sıfat Allah'ın hangi sıfatı olmuştur?

Seçenekler

A
Hayat
B
İlim
C
Semi
D
İrade
E
Kelam
Açıklama:
İslâm düşüncesinin ilk asrında Allah’ın sıfatları meselesi anlaşılmaya çalışılırken bu çerçevede üzerinde en çok tartışma yapılan sıfat kelâm sıfatı olmuştur. Bu yüzden bu ilme kelâm ilmi denilmiştir.

Soru 30

Kelam ve felsefe arasındaki ilişkiyi anlatan ifadelerden hangisi yanlıştır?

Seçenekler

A
Her ikisi de başlangıcı ve sonucu itibariyle varlığı, onun mahiyetini, nedenini ve niçinini araştırırlar.
B
Gerek kelâm ilmi gerekse felsefe bir bilgi kaynağı olarak akla ve aklî ilkelere önem verirler.
C
Felsefe, meselelere çözüm bulmaya çalışırken sadece akla dayanırken; kelâm ilmi, akla dayandığı gibi nakli yani vahiy yoluyla bize ulaştırılmış olan ilahî bilgiyi de önemli bir bilgi kaynağı olarak kabul eder ve ele aldığı konuları her iki bilgi kaynağından hareketle izah ve ispata çalışır.
D
Felsefecilerin düşünce sistemi salt akla dayanır.
E
Filozof aklıyla bir sonuca ulaştığında onu sorgular.
Açıklama:
Kelâm ilmi ile felsefe, konuları itibariyle sıkı bir münasebet içindedirler. Çünkü her ikisi de başlangıcı ve sonucu itibariyle varlığı, onun mahiyetini, nedenini ve niçinini araştırırlar. Ancak, bu iki ilim, metotları itibariyle farklılık arz ederler. Gerek kelâm ilmi gerekse felsefe bir bilgi kaynağı olarak akla ve aklî ilkelere önem verirler. Fakat felsefe, meselelere çözüm bulmaya çalışırken sadece akla dayanır. Halbuki kelâm ilmi, akla dayandığı gibi nakli yani vahiy yoluyla bize ulaştırılmış olan ilahî bilgiyi de önemli bir bilgi kaynağı olarak kabul eder ve ele aldığı konuları her iki bilgi kaynağından hareketle izah ve ispata çalışır. Felsefenin yöntemi ise böyle değildir. Filozofun düşünce sistemi salt akla dayanır. Akıl, filozofu nereye kadar götürür ve hangi sonuca ulaştırırsa onu kabul eder. Kelâm ilmi ise ulaştığı neticelerin ilâhî bilgi ile örtüşüp örtüşmediğine ve dinin temel ilke ve değerlerine uygun olup olmadığına dikkat eder. Böylece felsefenin tek bilgi kaynağına nisbetle Kelam ilmi iki ayrı bilgi kaynağınına sahiptir.

Soru 31

Vahiy ve vahyi getiren melek ile tüm meleklere imanın incelendiği ilke aşağıdakilerden hangisidir?

Seçenekler

A
Vesâil
B
Nübüvvât
C
Semiyyât
D
Müteahhirîn
E
İlâhiyât
Açıklama:
İlâhiyât denince bu başlık altında öncelikle Allah’ın varlığı, birliği, sıfatları ve fiilleri, yani yaratıp var etmesi ve tüm varlık âlemiyle ilişkisi konu edinilir. İkinci temel konu olan nübüvvât başlığı altında, vahiy ve vahyi getiren melek ile tüm meleklere iman ve vahyin toplanıp yazıldığı Kitap (Kur’an) ile tüm ilâhî kitaplara iman incelenir.

Soru 32

Gönülden bağlanılan, kesinlikle karar verilen, düğümlenmişcesine sağlam şekilde katiyetle inanılan şey, itikad ve iman anlamına gelen ilim aşağıdakilerden hangisidir?

Seçenekler

A
Tevhîd
B
Hadîs
C
Akîde
D
Fıkıh
E
Tefsir
Açıklama:
Akîde, gönülden bağlanılan, kesinlikle karar verilen, düğümlenmişcesine sağlam şekilde katiyetle inanılan şey, itikad ve iman demektir.

Soru 33

Aşağıdakilerden hangisi lügat açısından bir şeyin bir olduğuna hükmetmek, birlemek, bir kılmak anlamlarına gelmektedir?

Seçenekler

A
Asıl
B
Vesâil
C
Akîde
D
Tevhîd
E
Hadîs
Açıklama:
Lügat açısından tevhîd; bir şeyin bir olduğuna hükmetmek, onu bir olarak bilmek, bir şeyi diğerlerinden ayırarak onu tek kılmak, birlemek, bir kılmak anlamlarına gelmektedir

Soru 34

El-Fıkhu’l-ekber'i kim yazmıştır?

Seçenekler

A
İmam Ebû Mansûr el-Mâturîdî
B
Abdulkahir el-Bağdâdî
C
Ebu’l-Yusr Muhammed el-Pezdevî
D
İmam Gazzali
E
İmam Azam Ebû Hanîfe
Açıklama:
Kelâm ilmi için kullanılan ilk isimlerden olan bu adlandırmayı Hanefî mezhebinin büyük imamı; İmam Azam Ebû Hanîfe yapmış ve bu sahada yazdığı eserine el Fıkhu’l-ekber (en büyük fıkıh) adını vermiştir.

Soru 35

Eşya hakkında düşünme ve zihinde önceden var olan bilgileri düzenlemek, bir araya getirmek ve böylece bir sonuca ulaşmak çabasına ne ad verilir?

Seçenekler

A
nazar ve istidlâl
B
tevhîd ve sıfât
C
akâid ve akîde
D
riyazî ve mantık
E
nübüvvât ve semiyyât
Açıklama:
Eşya hakkında düşünme ve bu yolla, henüz bilgisine ulaşılamamış şeylerin bilgisine ulaşmak amacıyla zihinde önceden var olan bilgileri düzenlemek, bir araya getirmek ve böylece bir sonuca ulaşmak çabasına nazar ve istidlal denir.

Soru 36

Fıkıh, Hadîs ve Tefsir hangi ilmin alt dallarıdır?

Seçenekler

A
Aklî İlim
B
Fer‘i İlim
C
Dinî İlim
D
Küllî İlim
E
Tabiî ilim
Açıklama:
Şekil 1.1 Gazzâlî’nin ilim tasnifi
Fer‘i İlimler : Fıkıh, Hadîs, Tefsir

Soru 37

Duyular aleminin dışında kalan alana ne ad verilir?

Seçenekler

A
Vahiy
B
Söz
C
Gâib
D
Mesâil
E
Asıl
Açıklama:
Halbuki kelâm ilmi varlığı ele alırken ilk ve mutlak varlık olan ve diğer varlıkları da yaratan Allah’ın zâtını konu edindiği gibi, duyulur alemin dışında kalan gâib alanla doğrudan ilgili bir bilim dalıdır.

Soru 38

Konusu itibariyle kelâm ilmi ile çok yakın olan ve varlığı, onun mahiyetini, nedenini ve niçinini araştıran diğer bilim dalı aşağıdakilerden hangisidir?

Seçenekler

A
Astronomi
B
Psikoloji
C
Biyoloji
D
Felsefe
E
Sosyoloji
Açıklama:
Kelâm ilmi ile felsefe, konuları itibariyle sıkı bir münasebet içindedirler. Çünkü her ikisi de başlangıcı ve sonucu itibariyle varlığı, onun mahiyetini, nedenini ve niçinini araştırırlar.

Soru 39

Aşağıdakilerden hangisi dinin aslını, esasını oluşturan, dinin amel, ahlâk gibi unsurlarının kendisi üzerine bina edildiği temel anlamına gelmektedir?

Seçenekler

A
Semiyyât
B
Muamelât
C
Nübüvvet
D
Ulûhiyet
E
Usûlü’d-dîn
Açıklama:
Usûlü’d-dîn ise, dinin aslını, esasını oluşturan, dinin amel, ahlâk gibi diğer unsurlarının kendisi üzerine bina edildiği temel, yani imana, itikada taalluk eden konulardır. Kelâm ilmi, dinin aslını oluşturan akîdeyi, temel inanç ilkelerini kendisine konu edindiği için bu isimle adlandırılmıştır.

Soru 40

Gazalli'nin ilim tasnifine göre aşağıdaki seçeneklerden hangisinde yer alan ilim, kulli ilimdir?

Seçenekler

A
Kelam
B
Fıkıh
C
Hadis
D
Tefsir
E
Riyazi ilimler
Açıklama:
Kelâm ilmini konusu ve amacı açısından tanımlayabileceksiniz,
Sorunun B, C, D seçeneğinde yer alan ilimler Gazalli'nin ilim sınıflandırmasına göre "Fer'i ilimler" olarak tanımlanmaktadır. Sorunun E seçeneğinde yer alan "Riyazi ilimler" ise "Akli ilimler" olarak sınıflandırılmaktadır. Sorunun doğru yanıtı A seçeneğinde yer alan kelamdır.

Soru 41

Aşağıdaki ifadelerden hangisinde kelam ilmiyle ilgili tespitler yanlıştır?

Seçenekler

A
İslâm dininin muhteva ve prensiplerinde selim akılla çatışan ve çelişen bir şey yoktur. Şayet uyuşmayan şeylerin var olduğu iddia edilirse burada bir dini anlama ve yorumlama sorunu vardır.
B
Kelâm ilmi, dinin ilke ve prensiplerini ispat etmek ve desteklemek için tabiat bilimlerinin verilerinden elbette faydalanır
C
Kelâm ilmi nakli ve aklı bir arada tutan, her birine yerine ve durumuna göre değer veren metoduyla; meseleleleri sadece akılla çözmeye çalışan felsefeden ayrılmaktadır.
D
Kelam ilmi akıl ve vahiy gerçekliğinin insan ve varlık âlemindeki yerini ve rolünü vurgulamak yerine esas aldığı bu metotta akıl ile vahiy arasında bir öncelik ve sonralık belirlemeye çalışmaktadır.
E
Kelâm metodu genel olarak vahiy ile aklı bir arada tutmayı temel almaktadır. Onun için kelâm metodu , her ne kadar aklî delillere dayanmış olsa da sonuçta bu delillerin doğruluğuna dair dinden bir şahidin bulunmasına önem verir.
Açıklama:
Kelâm ilmini konusu ve amacı açısından tanımlayabileceksiniz,
Kelâm ilminin tarifinde dikkat çeken önemli bir husus da konuları elealırken “İslâmî ilke ve esaslara göre” hareket etmesi, böyle bir metodu kullanmasıdır. Bilindiği üzere felsefe de varlığın başlangıcı ve sonucundan yani, varlıkların bir başlangıcı olup olmadığıyla bir sonlarının olup olmayacağı, olacaksa nasıl olacağından bahseder. Bu demektir ki kelâm ilmi ile felsefe konu itibariyle benzer şeylerden bahsederler. Ancak bu iki düşünüş tarzı birbirlerinden metot itibariyle zaman zaman ayrılırlar. Kelâm ilmi nakli ve aklı bir arada tutan, her birine yerine vedurumuna göre değer veren metoduyla; meseleleleri sadece akılla çözmeye çalışan felsefeden ayrılmaktadır. Bu ayrılıkta kelâmın tanımındaki “İslâm ilke ve esaslarına göre bahsetmek” kaydı çok önemlidir. Çünkü kelâm ilmi, konu edindiği bütün meseleleri aklın yanında vahyi ve nakli, yani Kur’an ve sünneti dikkate alarak çözümler veya hükme bağlar. Kelam ilminin esas aldığı bu metotta akıl ile vahiy arasında bir öncelik ve sonralık belirlemekten ziyade her iki gerçekliğin insan ve varlık âlemindeki yerini ve rolünü vurgulamak ve doğru tespit etmek söz konusudur. Unutmamak gerekir ki başlangıçta vahyin doğruluğunu anlayarak onu kabul ve tasdik eden akıldır. Yani akıl, vahyin kabulünün kaynağıdır. Onun içindir ki din, aklı olmayanı muhatap almaz, onu sorumlu tutmaz.

Soru 42

Aşağıdaki tanımlardan hangisi amacına göre kelâmı tanımlar?

Seçenekler

A
Kelâm ilmi; Allah’ın mutlak varlığı ve birliğiyle O’nun varlık âlemiyle ilişkisinden bahseden ilimdir
B
Kelâm ilmi; Allah’ın zatından, sıfatlarından; peygamberliğe ait meselelerden; dünya ve ahiret (mebde ve meâd) bakımından yaratılmışların hallerinden İslâm ilke ve esaslarına göre bahseden ilimdir
C
Kelâm ilmi, başta Allah’ın zatı ve sıfatları olmak üzere bütün varlıkların nasıl var olduklarını, varlıklarının mahiyetini, varlıklarını nasıl devam ettirdiklerini ve varlıklarının bir sonunun olup olmadığını ve nasıl yok olacaklarını inceleyen bir ilimdi
D
Kelâm, Allah’ın mutlak varlığı ve birliği ile kâinatın yegâne yaratıcısı olarak O’nun bu evrenle ilişkisinin ilmi, çok kısa bir ifadeyle bir varlık bilgisi ilmidir.
E
Kelâm ilmi, aklî ve naklî delillere dayanarak İslâm inançları ile ilgili ortaya çıkabilecek şüpheleri ortadan kaldırmaya ve anılan inanç ilkelerini açıklamaya ve ispat etmeye çalışan bir ilimdir
Açıklama:
Kelâm ilmini konusu ve amacı açısından tanımlayabileceksiniz,
Kelâm ilminin konusu İslâm dininin inanç alanıdır. Dini anlamda iman;Kur’an’ın iki kapağı arasında var olan muhtevanın tamamına inanmaktır.Dolayısıyla bunları, yani iman prensiplerini tek tek saymak mümkün değildir. Ancak, bu muhtevayı, öğretimde kolaylık sağlamak ve akılda kalmasına imkân vermek için Hz. Peygamber (s.a.v.)’in hadîslerinden de istifade edilerek kısaca altı iman ilkesi şeklinde ifade edilmiştir. Şu halde kelâm ilminin konusu, Kur’an ve vahyin bütünüdür ve dolayısıyla o bütünlüğün şifreleri olan altı iman esasıdır. Konusuna göre kelâm ilminin bu tarifinden hareketle sorunun ilk dört seçeneğinde yer alan yanıtlar "Konusuna göre kelâm ilmini" tanımlamaktadır. E seçeneğinde yer alan yanıt kelâm ilminin konusudan ziyade gayesini tanımlamaktadır. Bu bakımdan doğru seçenek "E" seçeneğidir.

Soru 43

Aşağıdakilerden hangisi kelâm ilminin fayda ve amaçlarından değildir?

Seçenekler

A
Kelâm ilmi doğru yolu arayanlara rehberlik ederken, hakkı, hakikati kabule yanaşmayan, ona karşı itirazlarda bulunan, şüpheler ortaya atanlara bunlardan kurtulmaları hususunda yardımcı olur.
B
Kelâm ilminin gayesine göre yapılan tariften anlaşılmıştır ki bu ilmin esas fayda ve gayesi, insanın dünyada mutlu yaşamasından ziyade, âhirette de ebedî kurtuluşu elde etmesini sağlamaktır.
C
Kelâm ilmi sayesinde insan, aklî ve naklî delillerle desteklenmiş bir imanla taklitten tahkîke, gerçek ve sağlam bir inanca ulaşır.
D
Kelâm ilmi sayesinde elde edilen sağlam inanç bilgisi ve imanıyla insan, İslâm inançlarına ters düşen sapık akım ve cereyanlardan, her çeşit hurafe ve batıl inançlardan kurtulur. Böylece gerçek anlamda sahip olduğu inancını korur.
E
Kelâm ilmi, sahip olduğu yöntemiyle gerek diğer din mensupları tarafından ortaya atılan kasıtlı şüphe ve itirazları, gerekse samimi olmalarına rağmen kimi şüpheleri olan insanlarca ileri sürülen tereddütleri ve itirazları göğüsleyerek İslâm inancını sars
Açıklama:
Kelâm ilminin amacını ve bu ilmi konu edinen insan için faydalarını saptayabileceksiniz,
Din, dünya hayatına indirilmiş gerçekliğin adıdır. Onu burada anlamak ve yaşamak hem dünyayı hem de âhireti gerçekleştirmek demektir. İşte kelâm ilmi sağlam bir itikat oluşturmaya çalışırken inanan insana bu gerçekliği anlatmaya çalışır. Kelâm ilminin gayesine göre yapılan tariften anlaşılmıştır ki bu ilmin esas fayda ve gayesi, insanın dünyada mutlu yaşamasını, âhirette de ebedî kurtuluşu elde etmesini sağlamaktır. Bu nihaî hedefe ulaşabilmek için sorunun A-C-D-E seçeneklerinde yer alan fayda ve gayeleri de göz önünde bulundurmak gerekir. Buradan hareketle sorunun B seçeneğindekinin aksine kelâm ilmi akıl ile din arasında bir köprü vasıtası görerek, hem dünyada, hem ahirette saadetin elde edilmesini sağlar.

Soru 44

Aşağıdaki seçeneklerden hangisinde kelamın isimlerinden olan "akaid" doğru olarak tanımlanmıştır?

Seçenekler

A
Gönülden bağlanılan, kesinlikle karar verilen, düğümlenmişcesine sağlam şekilde katiyetle inanılan şey, itikad ve iman
B
Allah’ın zâtını, düşünce ve anlayışta tasavvur edilebilen, vehim ve zihinlerde tahayyül olunabilen her şeyden tecrid ve tenzih etmek
C
Mutlak manâda Allah’ın bir olduğunu bilmek, O’ndan başka ilâh bulunmadığına, zât, sıfat ve fiillerinde eşi, benzeri ve dengi olmadığına inanmak
D
Dinin aslını, esasını oluşturan, dinin amel, ahlâk gibi diğer unsurlarının kendisi üzerine bina edildiği temel, yani imana, itikada taalluk eden konular
E
İslâm dininin amele ilişkin yönünü ifade eden, amele taalluk eden hükümleri
Açıklama:
Kelâm ilmini konusu ve amacı açısından tanımlayabileceksiniz,
Sorunun B ve C seçenekleri özetle "Allah'ın hiçbir sûretle benzerinin olmaması, sahip olduğu yüce, ezelî ve ebedî isim ve sıfatlarıyla hiçbirşeye benzememesi, benzeri veya zıddının bulunmaması, bir sayısı da dahil olmak üzere yaratılmış tüm vasıflardan, değişimden, yok olmadan, maddi anlamda herhangi bir sınırlama ve huduttan münezzeh olması, doğmamış ve doğurmamış olması, kısa ve özlü Kur’an ifadesiyle “hiçbir sûretle denginin bulunmaması" anlamına gelen tevhiddir. Sorunun D seçeneği "Usûlü’d-dîn" tarifidir. E seçeneğindeki ifade ise fer’î hükümlerden fıkıhı tanımlamaktadır . Akâid, akîde kelimesinin çoğuludur. Akîde, gönülden bağlanılan, kesinlikle karar verilen, düğümlenmişcesine sağlam şekilde katiyetle inanılan şey, itikad ve iman demektir. O halde İslâm akâidi, İslâm dininde kesinlikle inanılan hususlar anlamına gelir ki bunlara iman esasları adı verilir. Bu bağlamda akâid ilmi iman esaslarını konu edinen ilmin adıdır. Şu halde İslâm akâidi, İslâm dininin amelî alanıyla değil, itikadî alanıyla ilgili hükümlerden bahseden bir ilimdir. Bu nedenle doğru yanıt "A" seçeneğidir.

Soru 45

I. Kelâm ve felsefenin her ikisi de başlangıcı ve sonucu itibariyle varlığı, onun mahiyetini, nedenini ve niçinini araştırır. II. Kelâm ilmi ve felsefe bir bilgi kaynağı olarak akla ve aklî ilkelere önem verir. III. Felsefe kelâmdan çok daha serbest bir ortamda faaliyet gösterdiği ve dinî referanslar aklı sınırlandırdığı için felsefe kelama göre daha rasyoneldir. Yukarıdaki ifadelerden hangileri kelâm ve felsefe arasındaki münasebeti doğru olarak ifade etmektedir?

Seçenekler

A
I, II, III
B
I, II
C
II, III
D
Yalnızca I
E
Yalnızca II
Açıklama:
Kelâm ilminin diğer bilimlerle olan ortak ve farklı yönlerini ayrıştırabileceksiniz.
Kelâm ilminin İslâm’ın inanç esaslarını ortaya koymak ve onların müdafaasını yapmak gibi bir gayesi vardır. Bunu yaparken tabiiolarak ilahî bilgiyi dikkate alır. Felsefenin böyle bir gayesi olmadığındanvahyî bilgi onun için delil teşkil etmez. Dolayısıyla ulaştığı neticelerin vahyin prensiplerine uygun olup olmadığı da felsefe için önemli değildir.Bu açıdan değerlendirildiğinde felsefenin kelâmdan çok daha serbest birortamda faaliyet gösterdiği ve felsefenin daha pozitif ve daha aklî neticelere ulaştığı, dinin ise aklı sınırlandırdığı söylenebilir. İlk planda akla yatkın gibi görünen bu durum, konu üzerinde daha derin ve dikkatli düşünüldüğünde gerçekte öyle olmadığı anlaşılır. Kelâm ilmi ile felsefe, konuları itibariyle sıkı bir münasebet içindedirler.Çünkü her ikisi de başlangıcı ve sonucu itibariyle varlığı, onun mahiyetini,nedenini ve niçinini araştırırlar. Ancak, bu iki ilim, metotları itibariylefarklılık arz ederler. Gerek kelâm ilmi gerekse felsefe bir bilgi kaynağı olarak akla ve aklî ilkelere önem verirler. Fakat felsefe, meselelere çözüm bulmaya çalışırken sadece akla dayanır. Halbuki kelâm ilmi, akla dayandığı gibi nakli yani vahiy yoluyla bize ulaştırılmış olan ilahî bilgiyi de önemli bir bilgi kaynağı olarak kabul eder ve ele aldığı konuları her iki bilgi kaynağından hareketle izah ve ispata çalışır. Felsefenin yöntemi ise böyle değildir. Filozofun düşünce sistemi salt akla dayanır. Akıl, filozofu nereye kadar götürür ve hangi sonuca ulaştırırsa onu kabul eder. Kelâm ilmi ise ulaştığı neticelerin ilâhî bilgi ile örtüşüp örtüşmediğine ve dinin temel ilke ve değerlerine uygun olup olmadığına dikkat eder. Böylece felsefenin tek bilgi kaynağına nisbetle Kelam ilmi iki ayrı bilgi kaynağınına sahiptir. Bu bağlamda değerlendirildiğinde;
I ve II. MADDELER DOĞRU ve METİNDE KARŞILIĞI VAR İKEN İKEN "III. seçenekte yer alan Felsefe kelâmdan çok daha serbest bir ortamda faaliyet gösterdiği ve din aklı sınırlandırdığı için felsefe daha pozitif ve daha aklî neticelere ulaşmaktadır" ifadesi doğru olarak kabul edilemez.

Soru 46

I. Nazar ve İstidlal II. Usûlü’d-dîn III. FıkıhIV. AkâidYukarıdakilerden hangileri kelâm ilmi hakkında İslâm düşünce tarihi boyunca yapılan adlandırmalardandır?

Seçenekler

A
I, II
B
II, IV
C
II, III
D
Yalnızca II
E
I, II, IV
Açıklama:
Kelâm ilmine tarihi gelişimi içinde ne tür isimler verildiğini ve bu isimlerin anlamlarını listeleyebileceksiniz,
İslâm dininin hem itikada hem de amele taalluk eden hükümlerivardır. Dinin inanca taalluk eden hükümleri asıl, amele ilişkin yönünü ifade eden fıkıh ise ferî, ikinci derecedeki hükümler olarak ifade edilir. Fıkıh dini bir ilim olmakla beraber, hadis ve tefsir ile birlikte fer'i ilimlerden olup, külli bir ilim olan kelâmdan farklıdır. I, II ve IV. seçeneklerde yer alan isimlendirmelerin tümü İslam tarihi boyunca kelamın farklı isimleri olarak kullanılmış - kullanılmaktadır.

Soru 47

I. Nübüvvât II. Muamelât III. SemiyyâtIV. İlahiyat Yukarıdakilerden hangileri kelâm ilminin ana konularındandır?

Seçenekler

A
I, III
B
I, III, IV
C
I, II, IV
D
I, II, III
E
III, IV
Açıklama:
Kelâm ilmini konusu ve amacı açısından tanımlayabileceksiniz,
Kelâm ilminin ele aldığı konuları başlıca iki başlık altında incelemek doğru olur. Bunlardan birincisi, doğrudan doğruya dinî akideleri oluşturankonulardır ki bunlara mesâil ve makâsıd, yani ana konular ve amaçlar adı verilir. Bu anlamda kelâm ilminin ana konusu, temel itikadî meseleler, inanç ilkeleridir. Yukarıda işaret edildiği üzere İslâmın inanç ilkelerini rakamlarla ifade edip sınırlandırmak esasen mümkün olmamakla ve bu anlamda tüm Kur’an’ın muhtevasına inanmak temel ilke olmakla beraber, bu geniş muhteva önce altı, sonra üç ilkeye indirgenerek, anlaşılması ve akılda tutulması kolaylaştırılmıştır. Ana kelâm kaynakları da inanç konularını bu üç temel esas (usûl-i selâse) başlığı altında ele almıştır. Bunlar, ilâhiyât, nübüvvât ve semiyyât konularıdır.

Soru 48

Aşağıdaki ifadelerden hangisinde tabiat ilimleri ve kelâm ilmi arasındaki ilişki yanlış olarak değerlendirilmiştir?

Seçenekler

A
Tabiat ilimlerinden farklı olarak kelâm ilmi varlığı ele alırken duyulur alemin dışında kalan gâib alanla doğrudan ilgili bir bilim dalıdır.
B
Tabiat ilimleri daha çok gözlem ve deneyle sonuca ulaşması ve olayın seyrini takip ederek tâbi oldukları kanunları keşfe ve izaha çalışması nedeniyle kelâm ilminden daha doğru sonuçlara ulaşır.
C
Tabiat bilimleri, kelâm ilminden farklı olarak varlığı yalnız bu dünyadaki durumuyla ele alır.
D
Tabiat bilimleri kelâm ilminin ilişkisi, her iki ilim türünün de varlığı ve onun özelliklerini konu edinmelerinden dolayıdır.
E
Varlığı konu edinmeleri açısından bu ilimler arasında konu birliği olmakla birlikte, kelâm ilminin varlık perspektifi daha geniştir.
Açıklama:
Kelâm ilminin diğer bilimlerle olan ortak ve farklı yönlerini ayrıştırabileceksiniz.
Tabiat bilimleri dediğimiz fizik, kimya, biyoloji, astronomi, matematik vebenzeri ilimlerle kelâm ilminin ilişkisi, her iki ilim türünün de varlığı ve onun özelliklerini konu edinmelerinden dolayıdır. Varlığı konu edinmeleriaçısından bu ilimler arasında konu birliği olmakla birlikte, kelâm ilmininvarlık perspektifi daha geniştir. Çünkü tabiat bilimleri varlığı yalnız budünyadaki durumuyla ele alır. Bir yaratanın bulunup bulunmadığıyla uğraşmadığı gibi, duyulur alemin dışıyla da ilgilenmez. Halbuki kelâm ilmi varlığı ele alırken ilk ve mutlak varlık olan ve diğer varlıkları da yaratan Allah’ın zâtını konu edindiği gibi, duyulur alemin dışında kalan gâib alanla doğrudan ilgili bir bilim dalıdır. Öte yandan tabiat ilimleri daha çok gözlem ve deneyle sonuca ulaşır. Sadece olayın seyrini takip ederek tâbi oldukları kanunları keşfe ve izaha çalışır. Kelâm ilmi ise tüm varlık ve olayların sebep ve nedenlerini sorar, araştırır. Tabiat kanunlarının nedeni nedir ve nedensellik nedir? Âlemde bir determinizm var mıdır? Sonra tabiat kanunlarını keşfedip anlamanın amacı nedir? Ve bütün bu evrende olup biten olaylar ve gerçeklikler ortasında insanın konumu nedir? Tümüyle eşya niçin ve kim tarafından yaratılmıştır? Bir yaratıcı var mıdır, yok mudur? Bütün bu sorular, kelâmın varlığı incelerken sorduğu temel sorulardır ve bu ilmin amacı da bu sorulara cevap bulmaktır. Tüm bu manada B seçeneğinde yer alan "Tabiat ilimleri daha çok gözlem ve deneyle sonuca ulaşması ve olayın seyrini takip ederek tâbi oldukları kanunları keşfe ve izaha çalışması nedeniyle kelâm ilminden daha doğru sonuçlara ulaşır" ifadesi yanlıştır.

Soru 49

I. Kur’an’ın ana konusunu kendine konu edinmesi ve itikadî meseleleri araştırırken insana söz söyleme gücü vermesiII. Naklî ve aklî delillerle desteklenen kuvvetli kanıtlara dayanmasıIII. Kelâm ilminin maksadını, yani ana ve öncelikli konusunu teşkil eden inanç esasları bütün peygamberlerin tebliğlerinde yer almış değişmez ve evrensel gerçeklikler olduğundan kelâm ilmi bu anlamda gerçek ve evrensel bir ilimdir. Öte yandan bu ilim, diğer dinî ilimlerin esas ve dayanağı konumundadır. Yukarıdaki ifadelerden hangileri kelâm ilmine kelâm adının verilme nedenlerindendir?

Seçenekler

A
I
B
II
C
I, II, III
D
I, II
E
III, IV
Açıklama:
Kelâm ilminin önemini açıklayabileceksiniz,
Her şeyden önce İslâm dininin inanç sistemini ortaya koymakta olan kelâm ilmi, insanın ve dinin temel meselesi olan Allah’ın varlığını ve birliğini aklî ve naklî delillerle anlatmaya çalışmaktadır. Sonrasında ise diğer inanç esaslarını yine aynı yöntemle insan aklına hitap ederek onun idrakine sunmaktadır. Bu çerçevede İslâm inançlarına içeriden ve dışarıdan yapılabilecek olan itirazlar, ortaya atılacak şüphe ve tereddütler ile İslâm itikadını sarsmayı hedef edinen akımları, hurafe ve batıl inançları tesbit ederek onlara gerekli cevabı vermesi kelâm ilminin önemini göstermektedir. Demek ki kelâm ilmi, bir taraftan İslâm’ın inanç esaslarını belirleyip onları izah ederken, diğer taraftan dışarıdan gelebilecek yıkıcı ve bâtıl inanç sistemlerine karşı gerçek İslâmî inanç, prensip ve kaideleri savunmak konumundadır. Bu anlamda kelâm ilmi içte İslâm inanç sisteminin tahkikini yaparken dışa doğru onun bir savunusunu gerçekleştirmektedir. Ayrıca kelâm ilmi, var olan her şeyi (mevcûd) içine alan tüm bilgileri ele alması bakımından konusu itibariyle en geniş ve en genel bir ilimdir. Bu genellikteki konuları işlerken insan için bilgi kaynakları olan akıl ile duyu organlarına ilaveten ilahî bir bilgi kaynağı olarak nakli, yani vahyi de esas aldığından delilleri ve yöntemi bakımından da oldukça sağlam ve tutarlı bir ilimdir. Şu husus da önemle hatırlanmalıdır ki kelâm ilminin maksadını, yani ana ve öncelikli konusunu teşkil eden inanç esasları bütün peygamberlerin tebliğlerinde yer almış değişmez ve evrensel gerçeklikler olduğundan kelâm ilmi bu anlamda gerçek ve evrensel bir ilimdir. Öte yandan bu ilim, diğer dinî ilimlerin esas ve dayanağı konumundadır. Çünkü onun ana konusu olan inanç esasları sahih ve sağlam bir şekilde ortaya konmadan bunlar üzerine inşâ edilebilecek bir fıkıh, bir tefsir, bir hadîs ve benzeri ilimlerden bahsolunamaz. Bu bağlamda soruda yer alan ifadelerin tümü kelâm ilmine kelâm adının verilme nedenlerindendir.

Soru 50

I. Toplum bilimleri ve diğer insan bilimlerinin ulaştığı sonuçlardan, özellikle fert ve kitle psikolojisinden, sosyolojiden, tarihden istifade etmek, kelâm ilmi için elzemdir. II. Kelâm ile insan ve toplum bilimleri, işin tabiatı gereği birbirleriyle yakından ilgilidir. Çünkü akâide dair meselelerin kaynağı ilahî ise de onların üzerinde gerçekleştiği ve bu meseleleri konu edinen insanın bizzat kendisidir. III. İtikat ve inanç insanın bilincinde ve toplumun vicdanında yaşar. Bu bakımdan inanç konuları aynı zamanda insanî ve toplumsal konulardır. Bu bağlamda sosyal ve beşeri bilimler ile yakından ilişkilidir.IV. Kelâm ilmi, amacını gerçekleştirmede başarılı olabilmesi için insanî ve toplumsal olguya, sosyal olaylara ve onları etkileyen unsur ve dinamiklere dikkat etmek, onları anlamak, onlardan yararlanmak zorundadır. Yukarıdakilerden hangileri Kelâm ve Sosyal-Beşerî İlimler arasındaki ilişkiyi doğru şekilde tanımlar?

Seçenekler

A
I, II, III
B
II, III, IV
C
I, III, IV
D
I, II, IV
E
I, II, III, IV
Açıklama:
Kelâm ilminin diğer bilimlerle olan ortak ve farklı yönlerini ayrıştırabileceksiniz.
Kelâm ile insan ve toplum bilimleri, işin tabiatı gereği birbirleriyle yakından ilgilidir. Çünkü akâide dair meselelerin kaynağı ilahî ise de onların üzerinde gerçekleştiği ve bu meseleleri konu edinen insanın bizzat kendisidir. İtikat ve inanç insanın bilincinde ve toplumun vicdanında yaşar. Bu bakımdan inanç konuları aynı zamanda insanî ve toplumsal konulardır. İnsan ise sahip olduğu değerleri bakımından toplumun çocuğudur. Toplumsa tek tek insanlardan oluşur. Onun için inanç alanıyla ilgilenen kelâm ilmi, amacını gerçekleştirmedebaşarılı olabilmesi için insanî ve toplumsal olguya, sosyal olaylara veonları etkileyen unsur ve dinamiklere dikkat etmek, onları anlamak, onlardan yararlanmak zorundadır. Bunun için de sosyal ve beşerî bilimlerin değerlendirmelerinden önemle istifade etmelidir. Toplum bilimleri ve diğer insan bilimlerinin ulaştığı sonuçlardan, özellikle fert ve kitle psikolojisinden, din sosyolojisinden, insanın ve inancın tarihinden istifade etmek, çağa hitap etmek durumunda olan bir kelâm ilmi için elzemdir. Bu bakımdan tüm seçeneklerdeki ifadeler doğrudur.

Soru 51

Aşağıdakilerden hangisi kelâm ilmine kelâm adının verilme nedenlerinden biri değildir?

Seçenekler

A
İtikadî meseleleri araştırırken insana söz söyleme gücü vermesi
B
Naklî ve aklî delillerle desteklenen kuvvetli kanıtlara dayanması
C
Kur’an’ın ana konusunu kendine konu edinmesi
D
İlk dönemlerde üzerinde çok durulan sıfâtullâh tartışmaları
E
Kelâm ilminin diğer dini ilimler için bir temel oluşturması
Açıklama:
Kelâm ilmine tarihi gelişimi içinde ne tür isimler verildiğini ve bu isimlerin anlamlarını listeleyebileceksiniz,
Kelâm ilmi ele aldığı problemlerin çözümünde metod itibariyle tefekkürü, düşünmeyi ve akıl yürütmeyi esas alır. Kalbe en fazla tesir yapan ve ona nüfuz eden ilm olduğundan yaralamak manasına gelen kelm kökünden türetilmiş kelam sözü bu ilme ad olarak verilmiştir. Diğer dini ilimler için temel oluşturup oluşturmamasının bu ilme kelâm adının verilmesinde her hangi bir rolü yoktur. Bu nedenle doğru cevap E şıkkıdır.

Ünite 2

Soru 1

  1. Hz. Osman'ın şehit edilmesi
  2. Cemel vakası
  3. Sıffin savaşı
  4. Kerbela olayı
yukarıda sayılan tarihi olayların hangileri kelam tartışmalara sebep olmuştur?

Seçenekler

A
Yalnız I
B
I ve III
C
II ve III
D
I, II ve IV
E
I, II, III ve IV
Açıklama:
soruda sayılan tarihi olayların tamamı kelam meselelerinin tartışılmasına sebebiyet vermiştir.

Soru 2

Resulullah (a.s.m) vefatından üç gün önce "bana bir kağıt getirin, size bir yazı yazdırayım ki benden sonra sapıklığa düşmeyesiniz" dediğine dair Sahih-i Buhari'de geçen bir rivayetten söz edilir. bu teklif karşısında sahabe kağıt getirme, getirmeme noktasında ihtilafa düşmüş ve bu olay daha sonra itikadi mezhep savunucularınca tartışılmış. söz konusu olaya kelam tarihinde verilen isim aşağıdakilerden hangisidir?

Seçenekler

A
mihne
B
garanik
C
harre
D
kırtas
E
gadir hum
Açıklama:
Hz. Peygamber'in bu uygulamaya geçmemiş bu teklifine kelam tarihinde Arapça kağıt anlamına gelen kırtas hadisesi denmektedir

Soru 3

bir grup âyet vardır ki Onların farklı anlamlara gelmeleri nedeniyle kesin anlamların verilmesi zordur. Bu âyetlere ............ âyetler denir. Bu âyetlerin, metin içerisinde hakikat, mecâz, teşbih, temsil gibi kullanımlarının olması onların anlaşılmasını güçleştirmektedir.
boşluğa gelmesi gereken kelime aşağıdakilerden hangisidir?

Seçenekler

A
Muhkem
B
Müşkil
C
Mübhem
D
Müteşabih
E
Mütevatir
Açıklama:
bir grup âyet vardır ki Onların farklı anlamlara gelmeleri nedeniyle kesin anlamların verilmesi zordur. Bu âyetlere MÜTEŞABİH âyetler denir. Bu âyetlerin, metin içerisinde hakikat, mecâz, teşbih, temsil gibi kullanımlarının olması onların anlaşılmasını güçleştirmektedir.

Soru 4

"sana kitabı indiren O’dur. Onun (Kur’an) bir kısım âyetleri muhkemdir, ki bunlar kitabın esasıdır; diğerleri ise müteşâbihtir. Kalplerinde eğrilik bulunanlar, fitne çıkarmak ve onu (kişisel arzularına göre) te’vil etmek için ondaki müteşâbihlerin peşine düşerler. Halbuki onun te’vilini ancak Allah bilir; bir de ilimde yüksek pâyeye erişenler. Derler ki: Ona inandık, hepsi rabbimiz katındandır. (Bu inceliği) yalnız aklıselim sahipleri düşünüp anlar. âl-i İmran, 7."
burada geçen ayet bağlamında ortaya çıkan tartışmanın konularından değildir?

Seçenekler

A
Kur'an'ın hangi ayetleri muhkem hangileri müteşâbihtir?
B
Müteşabih ne demektir?
C
müteşabihler tevil edilmeli miri, edilmemeli midir?
D
tevil ne demektir?
E
tefsir ne demektir?
Açıklama:
Kitabın âyetleri “muhkem olanlar” ve “müteşâbih olanlar” şeklinde iki kısma ayrılmakta ve muhkem olanlar hakkında “ümmü’l-kitâb” (kitabın esası, temeli) dendiği halde müteşâbih olanlar için herhangi bir nitelendirme yapılmaksızın kötü niyetle bunların peşine düşenler kınanmaktadır. Daha sonra müteşâbihatın te’vilinin (hangi anlama yorumlanabileceğinin) sadece Allah tarafından bilindiği yahut Allah’ın bilmesi yanında, ilimde yüksek mertebeye erişmiş kişiler tarafından da bilinebileceği şeklinde iki farklı tefsire imkân veren bir ifade yer almaktadır. bu bakımdan ayet bağlamında e şıkkı hariç diğer tüm şıklarda geçen tartışma mevzuları gündeme gelmektedir

Soru 5

  1. Ehl-i sünnet’e göre, kendisinden sonra kimin halife olacağına dair Hz. Pey- gamber bir belirlemede bulunmamıştır. Dolayısıyla halifenin belirlenmesi seçimle gerçekleştirilir. Onun için Ashab istişare sonucunda Hz. Ebû Be- kir’i halife seçmiştir.
  2. Şîa’ya göre halifelik meselesi insanların seçimine bırakılabilecek bir iş de-ğildir. Halife nasla belirlenir. Hz. Peygamber Hz. Ali’yi kendisinden son- ra yerine halife olarak tayin etmiştir.
  3. Haricîlerin bu konu hakkındaki görüşleri Ehl-i sünnet ile aynıdır. Onlara göre de halifenin belirlenmesinde esas olan seçimdir.
Halife ile ilgili görüşlerden hangisi veya hangileri doğrudur?

Seçenekler

A
Yalnız I
B
Yalnız II
C
I ve II
D
II ve III
E
I, II ve III
Açıklama:
Her üç görüş doğru olarak verilmiştir.

Soru 6

aşağıda sıralanan kelam mezhepler arasında hangisi Hıristiyanlarla aralarında geçen tartışmalardan en çok etkilenmiştir?

Seçenekler

A
selefiler
B
eş'ariler
C
mutezile
D
kaderiye
E
cebriye
Açıklama:
Mutezile mezhebi hristiyan kelamcılarla İsa (a.s)'ın durumu ile ilgili tartışmalarından dolayı İslam kelamında birçok mevzuyu gündeme taşımışlardır

Soru 7

felsefi eserlerin hilafet kurumunun himayesinde belli bir kurumun çatısı altında ve sistemli şekilde tercüme edilmesi hangi halife zamanında olmuştur?

Seçenekler

A
Me'mun
B
Mu'tasım
C
Harun Reşid
D
Mehdi-i Abbasi
E
Ömer b. Abdulaziz
Açıklama:
Felsefî anlamda ilk tercüme, halife Mansûr döneminde yapılmış olsa da sistemli şekilde tercüme faaliyeti Halife Me'mun zamanında başlamıştır.

Soru 8

Büyük günah işleyenin durumu hakkında aşağıdaki görüşlerden hangisi yanlış olarak verilmiştir?

Seçenekler

A
Hariciler: Büyük günah işleyen kafir olmuştur
B
Mutezile: iman ve küfür arasındadır
C
Mürcie: durumları ahirete ertelenmiştir
D
Ehl-i sünnet: günah ne kadar büyük olsa da dinden çıkma olmaz
E
Maturidiyye: büyük günah işleyenler arafta kalacaklardır
Açıklama:
büyük günah mevzusunda Maturidiyye ehl-i sünnet çatısı altında olduğundan e şıkkında verilen görüş Maturidi kelamının büyük günah noktasındaki görüşünü yansıtmamaktadır.

Soru 9

usul-ü hamse görüşünü hangi itikadi mezheb savunur?

Seçenekler

A
kaderiye
B
cebriye
C
mutezile
D
eş'arilik
E
selefiye
Açıklama:
Usul-ü hamse mutezile mezhebinin itikadi paradigmasıdır

Soru 10

Anlamı kesin olmakla birlikte herkes üstünde uygulama ve inançta bağlayıcılığı olup ihtilaf etmeye kapalı olan ayetlere ne denir?

Seçenekler

A
Mübhem
B
Müşkil
C
Mutlak
D
Muhkem
E
Müteşabih
Açıklama:
Anlamı kesin olmakla birlikte herkes üstünde uygulama ve inançta bağlayıcılığı olup ihtilaf etmeye kapalı olan ayetlere Muhkem ayetler denir.

Soru 11

İbn Abbâs’tan rivayet edilen bir hadîse göre; Hz. Peygamber’in, vefatıyla neticelenen son hastalığında, rahatsızlığının şiddetli olduğu bir anda yanında bulunan ashabına; “Bana bir kâğıt ve kalem getirin, size bir yazı yazdırayım ki benden sonra sapıklığa düşmeyesiniz” buyurmuştur. Hz.peygamberin bu emri hangi olay olarak bilinmektedir?

Seçenekler

A
Kırtas Hadisesi
B
İfk Vakası
C
Hilafet Meselesi
D
Sıffin Olayı
E
Cemel Vakası
Açıklama:
İbn Abbâs’tan rivayet edilen bir hadîse göre; Hz. Peygamber’in, vefatıyla neticelenen son hastalığında, rahatsızlığının şiddetli olduğu bir anda yanında bulunan ashabına; “Bana bir kâğıt ve kalem getirin, size bir yazı yazdırayım ki benden sonra sapıklığa düşmeyesiniz” (Bk. Buhârî, “Mardâ-Tıb”, 17), buyurmuştur. Orada bulunan ashaptan bir kısmı Hz. Peygamber’in bu emir ve arzusuna uyulmasını isterken, Hz. Ömer’in de içinde yer aldığı bir grup,burada bir vahiy durumunun olmadığını yani o esnada Hz. Peygamber’e yeni bir vahyin gelmiş bulunmadığını, dolayısıyla yazdırmak istediği şeyin vahiy olmayıp hastalığının şiddetlendiğini anlayınca ümmetine olan düşkünlüğünün bir tezahürü olarak böyle bir istekte bulunduğunu düşünmüşlerdir. Bundan dolayı onu rahatsız etmemek için kâğıt, kalem getirilmemiş ve neticede herhangi bir şey yazılmamıştır. Hz. Peygamber de bu arzusunu yenilememiş ve konu kapanmıştır. Bu olay Kırtas Hadisesi olarak bilinir.

Soru 12

Aşağıdakilerden hangisi hilafet meselesi ve halife seçimiyle ilgili olarak İslâm düşüncesinde ortaya çıkan temel görüşlerden biri değildir?

Seçenekler

A
Ehl-i sünnet’e göre, kendisinden sonra kimin halife olacağına dair Hz. Peygamber bir belirlemede bulunmamıştır
B
Ehli Sünnete göre Halifenin belirlenmesi seçimle gerçekleştirilir. Onun için Ashab istişare sonucunda Hz. Ebû Bekir’i halife seçmiştir
C
Şîa’ya göre halifelik meselesi insanların seçimine bırakılabilecek bir iş değildir. Halife nasla belirlenir. Hz. Peygamber Hz. Ali’yi kendisinden sonra yerine halife olarak tayin etmiştir
D
Haricîlerin bu konu hakkındaki görüşleri Ehl-i sünnet ile aynıdır. Onlara göre de halifenin belirlenmesinde esas olan seçimdir
E
Kuranda halife seçimi ile ilgili ayetler göz önüne alınmıştır
Açıklama:
Hilafet meselesi ve halife seçimiyle ilgili olarak İslâm düşüncesinde ortaya çıkan temel görüşleri kısaca şöyle özetlemek mümkündür:
a. Ehl-i sünnet’e göre, kendisinden sonra kimin halife olacağına dair Hz. Peygamber bir belirlemede bulunmamıştır. Dolayısıyla halifenin belirlenmesi seçimle gerçekleştirilir. Onun için Ashab istişare sonucunda Hz. Ebû Bekir’i halife seçmiştir.
b. Şîa’ya göre halifelik meselesi insanların seçimine bırakılabilecek bir iş değildir. Halife nasla belirlenir. Hz. Peygamber Hz. Ali’yi kendisinden sonra yerine halife olarak tayin etmiştir.
c. Haricîlerin bu konu hakkındaki görüşleri Ehl-i sünnet ile aynıdır. Onlara göre de halifenin belirlenmesinde esas olan seçimdir.

Soru 13

Aşağıdakilerden hasngisi Hz.Osman’ın şehadeti, Cemel ve Sıffîn olayları sonucunda ortaya çıkan kelâmî problemlerden değildir?

Seçenekler

A
İmam Azam’a göre adam öldürenin cezası necm edilmektir
B
Hâricîlere göre adam öldürmek gibi bir büyük günah işleyen dinden çıkar ve kâfir olur. Ölünce ebedî olarak Cehennem’de kalır. Azabı kâfirlerinkinden farklı olmaz
C
Mu‘tezile’ye göre büyük günah işleyen dinden çıkar ise de kâfir olmaz,iman ile küfür arasında kalır. Ne mümin ne kafir sayılır. Ölünceye kadar tevbe etmesi beklenir. Tevbe etmeden ölürse ebedî olarak Cehennem’de kalır, fakat azabı inkârcılarınkinden hafif olur
D
Mürcie’ye göre konu hakkında hüküm vermemek ve sorunu âhirete ertelemek uygundur
E
Ehl-i sünnet’e göre günahlar helal sayılarak işlenmediği müddetçe kişiyi dinden çıkarmaz. Fakat günahlar imana zarar verir ve sahibi ahrette cezalandırılır. Ne var ki, Allah dilerse onları af edebilir
Açıklama:
İslâm’da adam öldürme Kur’ân’ın açık beyanıyla büyük bir günahtır.Bununla ilgili ceşitli ekollerin görüşleri şunlardır:
Hâricîlere göre, adam öldürmek gibi bir büyük günah işleyen dinden çıkar ve kâfir olur. Ölünce ebedî olarak Cehennem’de kalır. Azabı kâfirlerinkinden farklı olmaz.
Mu‘tezile’ye göre, büyük günah işleyen dinden çıkar ise de kâfir olmaz,iman ile küfür arasında kalır. Ne mümin ne kafir sayılır. Ölünceye kadar tevbe etmesi beklenir. Tevbe etmeden ölürse ebedî olarak Cehennem’de kalır, fakat azabı inkârcılarınkinden hafif olur.
Mürcie’ye göre, konu hakkında hüküm vermemek ve sorunu âhirete ertelemek uygundur.
Ehl-i sünnet’e göre, günahlar helal sayılarak işlenmediği müddetçe kişiyi dinden çıkarmaz. Fakat günahlar imana zarar verir ve sahibi ahrette cezalandırılır. Ne var ki, Allah dilerse onları af edebilir

Soru 14

Kur’ân’da ifade edildiği üzere (Bkz. Âl-i İmrân, 3/7) bazı âyetlerin manâsı apaçık olup anlaşılması noktasında herhangi bir ihtilaf olmamış, orada ilahî muradın ne olduğu kolaylıkla anlaşılmıştır. Anlaşılması kolay olan bu ayetlere aşağıdaki isimlerden hangisi verilmektedir?

Seçenekler

A
Müteşabih Ayet
B
Muhkem Ayet
C
Mekki Ayet
D
Medeni Ayet
E
İlmi Ayet
Açıklama:
Kur’ân’da ifade edildiği üzere (Bkz. Âl-i İmrân, 3/7) bazı âyetlerin manâsı apaçık olup anlaşılması noktasında herhangi bir ihtilaf olmamış, orada ilahî muradın ne olduğu kolaylıkla anlaşılmıştır. Bu ayetlere muhkem ayetler denilir

Soru 15

Manaları muhkem ayetler kadar anlaşılır olamayan kesin anlamlar verilmesinin zor olduğu ayetlere ne denir?

Seçenekler

A
İlmi Ayet
B
Fıkhi Ayet
C
Müteşabih Ayet
D
Muhkem Ayet
E
Mekki Ayet
Açıklama:
Manâları muhkem âyetler kadar açık değildir. Onların farklı anlamlara gelmeleri nedeniyle kesin anlamların verilmesi zordur. Bu âyetlere müteşâbih âyetler denir.Bu âyetlerin, metin içerisinde hakikat, mecâz, teşbih, temsil gibi kullanımlarının olması onların anlaşılmasını güçleştirmektedir

Soru 16

Aşağıdakilerden hangisi Mu‘tezile’nin fikir önderi ve imamıdır?

Seçenekler

A
İbni Sina
B
Farabi
C
El Kındi
D
Vâsıl b. Atâ
E
Harun Reşid
Açıklama:
Mu‘tezile’nin fikir önderi ve imamı Vâsıl b. Atâ’dır. (ö. 131/748)

Soru 17

Kelâm ilminin, ana konularının ortaya çıkışı, bunları anlamaya yönelik ilmî tartışmaların doğuşu, başlaması ve kazandığı muhteva açılarından tarihi sürecini beş ayrı dönem halinde incelemek doğru olur. Aşağıdakilerden hangisi bu dönem içine girmez?

Seçenekler

A
Kur’ân vahyinin devam ettiği dönem; Hz. Peygamber dönemi
B
Kelâmî tartışmaların ortaya çıktığı ilk fikrî hareketler ve ihtilaflar dönemi
C
Vâsıl b. Atâ ve Amr b. Ubeyd ile Mu‘tezile mezhebinin ortaya çıkışı
D
Eş‘arîlik ve Mâtürîdîlik gibi Ehl-i Sünnet kelam mezheplerinin ortaya çıkışı
E
Aydınlanma Dönemi
Açıklama:
Kelâm ilminin geçirdiği süreci değerlendirirsek:
  1. Kur’ân vahyinin devam ettiği dönem; Hz. Peygamber dönemi.
  2. Kelâmî tartışmaların ortaya çıktığı ilk fikrî hareketler ve ihtilaflar dönemi
  1. Vâsıl b. Atâ ve Amr b. Ubeyd ile Mu‘tezile mezhebinin ortaya çıkışı
  2. Eş‘arîlik ve Mâtürîdîlik gibi Ehl-i Sünnet kelam mezheplerinin ortaya çıkışı
  1. Yeni ilm-i kelâm dönemi: XIX. asrın sonlarından başlayarak hâlen devam etmekte olan dönem

Soru 18

Aşağıdakilerden hangisi Kelâm ilminin müstakil bir ilim dalı olarak ortaya çıkışını hazırlayan sebeplerden değildir?

Seçenekler

A
Kırtas hâdisesi ve halife seçimi gibi ilk ihtilaflar
B
Siyâsî anlaşmazlıklar ve iç savaşlar
C
Kur’ân ve Sünnet metinlerinin yorumlanması meselesi
D
İfk Vakası
E
Tercüme hareketleri
Açıklama:
Kelâm ilminin müstakil bir ilim dalı olarak ortaya çıkışını hazırlayan sebepleri şöyle sıralamak mümkündür: Kırtas hâdisesi ve halife seçimi gibi ilk ihtilaflar. Siyâsî anlaşmazlıklar ve iç savaşlar Kur’ân ve Sünnet metinlerinin yorumlanması meselesi. Müslümanlar’ın diğer din, kültür ve medeniyetlerle karşılaşması. Tercüme hareketleri. İnsanın düşünen bir varlık olması gerçeği.

Soru 19

Aşağıdakilerden hangisi kelâm ilminin doğuşuna tesir eden öncelikli temel kaynaktır?

Seçenekler

A
Sünnet
B
Felsefe
C
Kuran
D
Hadis
E
Akıl
Açıklama:
Kelâm ilminin ana konularının kaynağı Kur’ân olduğu gibi onun bu konuları ele alış yöntemi de temelde Kur’ânî bir yöntemdir.

Soru 20

Hz. Osman’ın öldürülme nedenleri ve olayın sorumluları etrafında gelişen tartışma ve sürtüşmeler sonucunda adına iç savaşlar denilen olaylar aşağıdakilerden hangisidir?

Seçenekler

A
Cemel Vakası ve Sıffin Olayı
B
Bedir Savaşı
C
Mute Seferi
D
Tebük Seferi
E
Hıttin Savaşı
Açıklama:
Hz. Osman’ın hilafetinin özellikle son dönemlerinde idareyle ilgili siyâsî sorunlar nedeniyle huzur ve sükûnet bozularak yerini çatışma ve kargaşa aldı. Gittikçe büyüyen kargaşa sonucunda Hz. Osman şehid edildi. Yerine halife olarak Hz. Ali seçildi. Hz. Ali döneminde de siyâsî istikrar sağlanamadı. Hz. Osman’ın öldürülme nedenleri ve olayın sorumluları etrafında gelişen tartışma ve sürtüşmeler sonucunda adına iç savaşlar denilen Cemel (36/656) ve Sıffin (37/657) vakâları peş peşe yaşandı. Binlerce insan öldürüldü

Soru 21

1. Kur’ân vahyinin devam ettiği dönem
2. Mu‘tezile mezhebinin ortaya çıkışı
3. Kelâmî tartışmaların ortaya çıktığı ilk fikrî hareketler ve ihtilaflar dönemi
4. Yeni ilm-i kelâm dönemi
5. Ehl-i Sünnet kelam mezheplerinin ortaya çıkışı
Yukarıda, kelâm ilminin tarihi süreci beş ayrı dönem halinde verilmiştir. Aşağıdaki seçeneklerden hangisinde baştan sona doğru sıralama verilmiştir?

Seçenekler

A
1,3,2,5,4
B
5,4,3,2,1
C
3,5,2,1,4
D
4,2,5,1,3
E
4,3,2,5,1
Açıklama:
Doğru Sıralama,
1. Kur’ân vahyinin devam ettiği dönem
2. Kelâmî tartışmaların ortaya çıktığı ilk fikrî hareketler ve ihtilaflar dönemi
3. Mu‘tezile mezhebinin ortaya çıkışı
4. Ehl-i Sünnet kelam mezheplerinin ortaya çıkışı
5. Yeni ilm-i kelâm dönemi, şeklindedir.

Soru 22

Kelâmın temel kaynak noktası aşağıdaki seçeneklerin hangisinde verilmiştir?

Seçenekler

A
İnanç
B
Zekâ
C
Kur'ân
D
Vahiy
E
İtikâd
Açıklama:
Kelâmın temel kaynağı kelâmullah, yani Kur'ân-ı Kerim'dir.

Soru 23

Aşağıdakilerden hangisi Kelâmı doğuran etkenler arasında yer almaz?

Seçenekler

A
Hilâfet Meselesi
B
Kırtas Hâdisesi
C
İlk İhtilaflar
D
Kader ve İrâde Hürriyeti Sorunu
E
Cehalet Döneminin Sürmesi
Açıklama:
Cehalet döneminin sürmesi, kelâmın doğuran etkenler arasında yer almaz.

Soru 24

Hilâfet meselesinde halifenin nasla belirlendiği İslami görüş aşağıdakilerden hangisidir?

Seçenekler

A
Ehl-i sünnet
B
Şâfiî
C
Hanefi
D
Şîa
E
Harici
Açıklama:
Şîa’ya göre halifelik meselesi insanların seçimine bırakılabilecek bir iş değildir. Halife nasla belirlenir.

Soru 25

Anlamları ve aktarımlarıyla ilgili anlaşmazlığın olmadığı ve Kur'ân'da açıkça belirtilmiş, farklı anlamları taşımayan ayetlere ne denir?

Seçenekler

A
Muhkem ayetler
B
Müteşâbih ayetler
C
Hakikat ayetler
D
Teşbih ayetler
E
Temsil ayetler
Açıklama:
Bazı âyetlerin manâsı apaçık olup anlaşılması noktasında herhangi bir ihtilaf olmamış, orada ilahî muradın ne olduğu kolaylıkla anlaşılmıştır. Bu ayetlere
muhkem ayetler denilir.

Soru 26

Kelâmı doğuran etkenlerden hangisinin sonucunda üçüncü halife Hz. Osman şehid edilmiştir?

Seçenekler

A
Hilâfet Meselesi
B
Siyâsî Anlaşmazlıklar ve İç Savaşlar
C
Kader ve İrâde Hürriyeti Sorunu
D
Kur’ân ve Sünnet Metinlerinin Yorumu
E
Kırtas Hâdisesi
Açıklama:
Hz. Osman’ın hilafetinin özellikle son dönemlerinde idareyle ilgili siyâsî anlaşmazlıklar ve iç savaşlar nedeniyle huzur ve sükûnet bozularak yerini çatışma ve kargaşa aldı. Gittikçe büyüyen kargaşa sonucunda Hz. Osman şehid edildi.

Soru 27

Cemal ve Sıffîn olaylarından sonra büyük günah olan adam öldürmek farklı görüşler doğurmuştur. Bu görüşlere göre aşağıdaki ifadelerden hangisi yanlıştır?

Seçenekler

A
Mu‘tezile’ye göre büyük günah işleyen kâfir olmaz, iman ile küfür arasında kalır.
B
Hâricîlere göre adam öldürmek gibi bir büyük günah işleyen dinden çıkar.
C
Mürcie’ye göre konu hakkında hüküm vermek ve o anda idam edilmesi gerekir.
D
Ehl-i sünnet’e göre günahlar helal sayılarak işlenmediği müddetçe kişiyi dinden çıkarmaz.
E
Hâricîlere göre adam öldürmek gibi bir büyük günah işleyen ölünce ebedî olarak Cehennem’de kalır.
Açıklama:
Mürcie’ye göre konu hakkında hüküm vermemek ve sorunu âhirete ertelemek uygundur.

Soru 28

I. Hem felsefî hem de tıbbî, kimya, simya ve ahlâk bilimleri tercüme edilmiştir. II. Felsefenin sistemli tercümesi Halife Osman döneminde başlamıştır. III. Tercüme sonrasında ilk İslam filozofları yetişmiştir. IV. Felsefi düşünceden en çok etkilenen Mu'tezile mezhebi olmuştur. Yukarıdaki tercüme hareketleri ile ilgili ifadelerden hangisi/leri doğrudur?

Seçenekler

A
I, II, III
B
I, II
C
III, IV
D
I, IV
E
I, III, IV
Açıklama:
Felsefenin sistemli tercümesi Halife Osman değil Halife Memûn döneminde başlamıştır. Bu ifade yanlıştır. diğer ifadeler doğru bilgi içerimektedir.

Soru 29

Dine ve inanca göre ihtilaflarda bulunmanın yasaklanması aşağıdaki sebeplerden hangisi ile ilişkili olabilir?

Seçenekler

A
İnsanın düşünebilen bir varlık olması
B
Tevhid dininin gereklilikleri
C
Kur'ân'da din ve inançla ilgili kesin ve apaçık ayetlerin yer alması
D
Kargaşa ve anlaşmazlıklara yol açması
E
Kur'ân'ın herkesçe farklı yorumlanması
Açıklama:
Dine ve inanca göre ihtilaflarda bulunmanın yasaklanması, Çünkü Kur'ân'da, Usûlü'd-dîn ve inançla ilgili kesin ve apaçık ayetler yer almaktadır.

Soru 30

Kelâm ilminin doğuşunu hazırlayan etkenlerden ilki aşağıdakilerden hangisi kabul edilmektedir?

Seçenekler

A
Kırtas Hâdisesi
B
Hilâfet Meselesi
C
Siyâsî Anlaşmazlıklar ve İç Savaşlar
D
Kader ve İrâde Hürriyeti Sorunu
E
Kur’ân ve Sünnet Metinlerinin Yorumu
Açıklama:
Kelâm ilminin doğuşunu hazırlayan sebeplere tarih itibariyle baktığımızda bunların ilk işaretlerinin Hz. Peygamber’in son günlerinde tartışma konusu olan “kırtas hâdisesi”ne dayandığını görürüz.

Soru 31

Ruyetullah ne demektir?

Seçenekler

A
Allah'ın ahirette görülmesi
B
İnsan ve Allah ilişkisi
C
İnsanın hürriyeti
D
Ecel ve rızık meselesi
E
Cennet ve cehennem
Açıklama:
İslâm dininin inanç ilkeleri; tevhîd ekseninde olmak üzere Allah inancı, O’nun varlığı, birliği, sıfatları, melekler, ilahi kitaplar, peygamberler, âhiret hayatı, kader ve kaza konularıdır. Sonra, bu temel konularla alakalı ve onların bir açılımı olmak üzere ru’yetullâh, yani Allah’ın âhirette görülmesi meselesi, insan-Allah ilişkisi, insanın hürriyeti sorunu, ecel, rızık meseleleri, ölümden
sonra diriliş, Cennet, Cehennem hayatı, iman kavramı, iman-amel ilişkisi, günah problemi ve iman-küfür sorunu ve bütün bunların gerektirdiği ve çağrıştırdığı diğer birçok mesele kelâm ilminin doğrudan konularını oluşturmaktadır. Ayrıca tüm bu konuların daha iyi anlaşılmasına yardımcı olmak üzere varlık ve onunla ilgili birçok problem de ele alındığı gibi, bütün bu meselelere bir temel oluşturmak üzere bilgi problemi de konu edinilmektedir. Dolayısıyla doğru cevap A seçeneğidir.

Soru 32

Hz. Muhammet yaşadığı dönemde kendisine yöneltilen soruları cevaplarken ilk olarak neden yararlanıyordu?

Seçenekler

A
Aklından
B
Müslümanların fikirlerinden
C
Kuran vahyinden
D
Yaşanılmış olaylardan
E
Yazılmış kitaplardan
Açıklama:
Hz. Peygamber, gerek Müslümanlardan gerekse Müslüman olmayanlardan gelen tüm soruları cevaplandırırken vahiy ve Allah’ın kendisine verdiği bilgi ile hareket ediyordu. Bu işi yaparken O, hiç şüphesiz evvela Kur’ân vahyine dayanıyor, Kur’ân’ın delillerini kullanıyor ve bazen de bunlara başka deliller de ilave ediyordu. Muhatabının anlayacağı yöntem, seviye ve üslupta konuşmak O’nun âdetiydi ve bağlılarına da bunu tavsiye ediyordu. Dolayısıyla doğru cevap C seçeneğidir.

Soru 33

Hz. Peygamber’e vesvese sorulunca; “imanın halis olanıdır”, demiştir. (Bkz. Müslim, “İman”, 60; Ahmed b. Hanbel, II, 456).
Bu duruma göre Peygamber Efendimize her türlü soru sorulmasına karşın Efendimizin bu soruları men etmemesi hatta teşvik etmesinin en önemli nedeni nedir?

Seçenekler

A
Herkesin müslüman olmasını sağlamak
B
İnsanları sürekli etki ve baskı altında bırakmak
C
İslamla ilgili gereklilikleri kesin bir dille açıklamak
D
İmanını taklitten çıkarıp hakikate ulaştırmak
E
İnsanları konuşmaya teşvik etmek
Açıklama:
Hz. Peygamber ashabını çeşitli sorular sormaktan men etmemiş, bilakis onları bu suallerinden dolayı taltif ve teşvik etmiştir. Bu
davranışıyla o, daha sonraki dönemlerde ortaya çıkabilecek olan ve akli tefekkürü ön planda tutan kelam ilminin metodunun meşruiyetinin zeminini oluşturmuş ve imanı taklittten çıkarıp hakikate ulaştırmayı amaçlamıştır.

Soru 34

Kırtas Hadisesiyle ilgili olarak Şiiler neyi ileri sürmüşlerdir?

Seçenekler

A
Peygambere vahiy geldiğini
B
Peygambere kağıt kalem verilmemesinin doğru olduğunu
C
Peygambere kağıt kalem verilseydi Hz. Ali'yi halife ilan edeceğini
D
Peygamberin kendisinden sonra Hz. Ömer'i halife tayin edeceğini
E
Peygamberin ölüm döşeğindeyken herhangi bir istekte bulunmadığını
Açıklama:
Kırtas hadisesiyle ilgili rivayetler, sonraları Şia ile Ehl-i sünnet arasında ihtilaf konusu olmuş ve Şiiler; eğer kâğıt, kalem getirilseydi Hz. Peygamber Hz. Ali’yi kendisinden sonra halife tayin edecekti, demişlerdir. Dolayısıyla doğru cevap C seçeneğidir.

Soru 35

Peygamberin vefatından sonra yerine geçen üçüncü halife kimdir?

Seçenekler

A
Hz.Ebubekir
B
Hz. Ömer
C
Hz. Osman
D
Hz.Ali
E
Hz. Davut
Açıklama:
Hz. Ebubekir,Hz.Ömer,Hz.Osman ve Hz. Ali şeklindedir. Dolayısıyla doğru cevap C seçeneğidir.

Soru 36

"Büyük günah işleyen bir müminin iman bakımından dindeki konumu nedir?" sorusunun cevabı ehli sünnete göre nedir?

Seçenekler

A
Büyük günah işleyenler dinden çıkar ve kafir olurlar
B
Büyük günah işleyenler tövbe etmeden ölürlerse ölünceye kadar cehennemde kalırlar
C
Bu konu hakkında kelamlar hüküm veremez
D
Günahlar imana zarar verir ve cezası ahirette verilir
E
Cehennemde kalır ve asla affı yoktur
Açıklama:
Hâricîlere göre adam öldürmek gibi bir büyük günah işleyen dinden çıkar ve kafir olur. Ölünce ebedi olarak Cehennem’de kalır. Azabı kafirlerinkinden farklı olmaz.
Mu‘tezile’ye göre büyük günah işleyen dinden çıkar ise de kâfir olmaz, iman ile küfür arasında kalır. Ne mümin ne kafir sayılır. Ölünceye kadar tevbe etmesi beklenir. Tevbe etmeden ölürse ebedi olarak Cehennem’de kalır, fakat azabı inkarcılarınkinden hafif olur.
Mürcie’ye göre konu hakkında hüküm vermemek ve sorunu âhirete
ertelemek uygundur.
Ehl-i sünnet’e göre günahlar helal sayılarak işlenmediği müddetçe kişiyi dinden çıkarmaz. Fakat günahlar imana zarar verir ve sahibi âhirette cezalandırılır. Ne var ki, Allah dilerse onları af edebilir.

Soru 37

Kuranı Kerimde bazı ayetler farklı anlamalara gelebildiği için kesin anlamlarının verilmesi zordur. Bu ayetlere ne denir?

Seçenekler

A
Mukaddes
B
Müseddes
C
Muhkem
D
Müteşabih
E
Mecazı Mürsel
Açıklama:
Manası apaçık olup anlaşılması noktasında herhangi bir ihtilaf olmayan ayetlere muhkem,farklı anlamlara gelmeleri nedeniyle
kesin anlamların verilmesi zor olan ayetlere müteşâbih âyetler denir. Doğru cevap D seçeneğidir.

Soru 38

Emeviler Döneminde yaşayan Yuhanna ed-Dımeşki doktor olarak görev yapmaktadır ve Müslümanlarla nasıl tartışılması gerektiği hususunda metot tespit etmeye çalışarak İslam’a karşı reddiyeler yazmıştır. Verilen bilgilerde bahsi geçen doktor hangi dine mensup idi?

Seçenekler

A
Müslüman
B
Hristiyan
C
Musevi
D
Budist
E
Şaman
Açıklama:
Emeviler döneminde bir tabip olarak görev yapan Hristiyan ilahiyatçı Yuhanna ed-Dımeşki, Allah’ın birliği ile Hz. İsa’nın tabiatı konularında Müslümanlarla nasıl tartışılması gerektiği hususunda metot tesbit etmeye çalıştı ve İslâm’a karşı reddiyeler yazdı. Müslüman âlimler de Hıristiyanlık ve diğer inanç sahiplerine karşı “er-Red ala’n-nasârâ”, “er-Red ale’l-mecûs”, “er-Red ale’s-sümeniyye”, “er- Red ale’d-dehriyyîn” ve “er-Red ale’t-tabîiyyîn” adlarıyla reddiyeler yazdılar. Dolayısıyla doğru cevap B seçeneğidir.

Soru 39

Tercüme çalışmaları sonucunda yetişen ilk İslam filozoflarından olan ve Muallimi Sani unvanıyla anılan kişi kimdir?

Seçenekler

A
Farabi
B
Kindi
C
İbn Sina
D
İbni Haldun
E
Taşlıcalı Yahya
Açıklama:
Tercüme faaliyetleri sonucunda ilk İslâm filozofları yetişmiştir. Bunlar arasında Kindi(ö. 252/866), Fârâbi (ö. 339/950) ve İbn Sinâ’yı (ö. 428/1037)sayılabilir. Muallimi Sani(İkinci Öğretmen) olan ise Farabidir. Doğru cevap A seçeneğidir.

Soru 40

Vasıl B. Ata hangi ekolün kurucusudur?

Seçenekler

A
Maturidilik
B
Mutezile
C
Eşarilik
D
Mürcie
E
Ehli Sünnet
Açıklama:
Vasıl B Ata Mutezilenin önderidir. Doğru cevap B seçeneğidir.

Soru 41

I. Kur’ân ve hadîs metinlerinden bir kısmı üslûp ve muhteva bakımından müteşâbih olması.
II. Hz. Peygamber (s.a.v) döneminde itikadî konularda Müslümanlar arasında ihtilafa yol açacak, onların düşüncelerini sarsacak herhangi bir fikir fazlaca ileri sürülmemiştir.
III. İtikadî konularda, mevcut vahiyde yer alan ilahî beyan ve aklî deliller onlara kâfi geliyordu.
IV. Ashâb-ı kirâm, akıllarına gelen soruları Hz. Peygamber’e sorup ondan kesin cevabı aldıklarından başka bir şeye ihtiyaç duymuyorlardı.
Yukarıdakilerden hangileri Hz. Peygamber döneminde kelâm ilminin olmayışının sebepleri arasında yer alır?

Seçenekler

A
I ve II
B
I ve III
C
I, II ve III
D
I, II ve IV
E
II, III ve IV
Açıklama:
Hz. Peygamber dönemi Kur’ân vahyinin devam ettiği ve onun vefatına kadar bu vahyin sürdüğü dönemdir. Bu dönemde ortaya çıkan sebepler (nüzûl sebepleri) ve hayatın akışı içerisinde Kur’ân nâzil oluyordu. Dolayısıyla bugün elimizde olduğu haliyle Kur’ân-ı Kerim tamamlanmış bir kitap olarak mevcut değildi. Onun vahiy süreci Hz. Peygamber’in vefatıyla tamamlanmış oldu. Dolayısıyla bu dönemde bugünkü anlam ve çerçevede başka herhangi bir İslâmî ilim olmadığı gibi kelâm ilmi de yoktu. Bu durumun temel üç sebebi vardır:
Birincisi: Yukarıda ifade dildiği üzere kaynağı Kur’ân-ı Kerim olan bir ilmin o kaynağın henüz tamamlanmadığı ve her an yeni bir vahyin nâzil olmakta olduğu, dolayısıyla konular hakkında yeni ilahî bilgilerin beklendiği bir dönemde bir İslâmî ilim tedvîn edilemezdi. Bir başka ifadeyle dinin inşâ edildiği bir dönemde ilimlerin tedvîn edilmesi mümkün olamazdı.
İkincisi: Hz. Peygamber (s.a.v) döneminde daha sonraki devirlerde olduğu gibi, itikadî konularda Müslümanlar arasında ihtilafa yol açacak, onların düşüncelerini sarsacak herhangi bir fikir fazlaca ileri sürülmemiştir. Kaldı ki ilk Müslümanlar, yani sahabe topluluğu Kur’ân vahyinin cereyanına bizzat şahit oluyorlar ve bu ilahî mesajın ilk ve en doğru yorumunu bizzat Hz. Peygamber’den öğreniyorlardı. Dolayısıyla itikadî konularda, mevcut vahiyde yer alan ilahî beyan ve aklî deliller onlara kâfi geliyordu.
Üçüncüsü: Ashâb-ı kirâm, akıllarına gelen soruları doğrudan doğruya vahyin alıcısı, ilk ve en doğru yorumcusu olan Hz. Peygamber’e sorup ondan kesin cevabı aldıklarından başka bir şeye ihtiyaç duymuyorlardı.
Cevap E şıkkıdır.

Soru 42

Kelâm ilminin doğuşunu hazırlayan sebeplerin ilk işaretleri aşağıdaki şıklardan hangisinde verilmiştir?

Seçenekler

A
kırtas hâdisesi ve ona bağlı hilafet tartışmaları
B
kader ve irâde hürriyeti sorunu
C
Müteşabih ayetler
D
Müslümanlar’ın diğer din ve medeniyetlerle karşılaşması
E
Tercüme hareketleri
Açıklama:
Kelâm ilminin doğuşunu hazırlayan sebeplere tarih itibariyle baktığımızda bunların ilk işaretlerinin Hz. Peygamber’in son günlerinde tartışma konusu olan “kırtas hâdisesi” ile ona bağlı hilafet tartışmalarına dayandığını görürüz. İbn Abbâs’tan rivayet edilen bir hadîse göre; Hz. Peygamber’in, vefatıyla neticelenen son hastalığında, rahatsızlığının şiddetli olduğu bir anda yanında bulunan ashabına; “Bana bir kâğıt ve kalem getirin, size bir yazı yazdırayım ki benden sonra sapıklığa düşmeyesiniz” (Bk. Buhârî, “Mardâ-Tıb”, 17), buyurmuştur. Orada bulunan ashaptan bir kısmı Hz. Peygamber’in bu emir ve arzusuna uyulmasını isterken, Hz. Ömer’in de içinde yer aldığı bir grup, burada bir vahiy durumunun olmadığını, yani o esnada Hz. Peygamber’e yeni bir vahyin gelmiş bulunmadığını, dolayısıyla yazdırmak istediği şeyin vahiy olmayıp, hastalığının şiddetlendiğini anlayınca ümmetine olan düşkünlüğünün bir tezahürü olarak böyle bir istekte bulunduğunu düşünmüşlerdir. Bundan dolayı onu rahatsız etmemek için kâğıt, kalem getirilmemiş ve neticede herhangi bir şey yazılmamıştır. Hz. Peygamber de bu arzusunu yenilememiş ve konu kapanmıştır.
Kırtas hâdisesiyle ilgili rivayetler, daha sonraları Şîa ile Ehl-i sünnet arasında ihtilaf konusu olmuş ve Şiîler; eğer kâğıt, kalem getirilseydi Hz. Peygamber Hz. Ali’yi kendisinden sonra halife tayin edecekti, demişlerdir. Kırtas hâdisesi, daha sonraları ortaya çıkacak olan ve temel nazariyesi hilafet meselesi üzerine oturan Şîa ekolünün önemli dayanak noktalarından birisini oluşturur. Cevap A şıkkıdır.

Soru 43

Aşağıdakilerden hangisi doğrudan Hz. Osman’ın şehadeti, Cemel ve Sıffîn olayları sonucunda ortaya çıkan kelâmî problemlerden biridir?

Seçenekler

A
Kur’ân’ın hangi âyetleri muhkem, hangileri müteşâbihtir?
B
Tevîlin şartları ve sınırı nedir?
C
Büyük günah işleyen kişi (mürtekib-i kebîre)nin dindeki durumu nedir?
D
Müteşâbih ne demektir?
E
Müteşâbih âyetler tevil edilmeli midir?
Açıklama:
Müslümanlar daha önceleri Hz. Peygamber döneminde, ilk iki halife devrinde çeşitli savaşlara katılmışlar, ölüm ve öldürme hâdiseleriyle karşılaşmışlardı. Ama bizzat kendi içlerinde ve birbirlerine karşı böyle bir mücadele yaşanmamış ve bu ölçülerde ağır sonuçlarla karşılaşmamışlardı. Onun için bu olayların sonucunda, daha önce sorulmamış sualler soruluyor ve bunlara cevaplar aranıyordu.
Hz. Osman’ın şehadeti, Cemel ve Sıffîn olayları sonucunda ortaya çıkan kelâmî problemleri başlıklar halinde şöyle sıralayabiliriz:
1. Büyük günah işleyen kişi (mürtekib-i kebîre)nin dindeki durumu. İslâm’da adam öldürme Kur’ân’ın açık beyanıyla büyük bir günahtır. (bk. en-Nisâ, 4/92-93). Bu olaylarda öldürme hâdiseleri vardır ve ölen de öldüren de Müslüman’dır. O halde büyük günah işleyen bir müminin iman bakımından dindeki konumu nedir?
2. İmanın tanımı, mahiyeti, iman-amel ilişkisi meselesi. Bu konu doğrudan yukarıdaki hususla ilgilidir. İmanın mahiyeti nedir? İman sadece sözlü bir kabul beyanı mıdır, yoksa amelle doğrudan alakalı mıdır? Mümin olduğu halde amel alanını ihmal eden, yapmayan kişinin durumu nedir? İman-küfür ilişkisi nasıldır? İmanın sınırı nerede biter, küfür nerede başlar? Sonra günah nedir, onun tanımı nasıldır? Bu ve buna benzer sorular kelâmî açıdan oldukça önemlidir ve bu ilmin ana konularındandır.
Cevap C şıkkıdır.

Soru 44

Büyük günah işleyen kişinin dindeki yeri konusunda ehl-i sünnetin görüşleri nelerdir?

Seçenekler

A
Büyük günah işleyen dinden çıkar ve kâfir olur. Ölünce ebedî olarak Cehennem’de kalır. Azabı kâfirlerinkinden farklı olmaz.
B
Büyük günah işleyen dinden çıkar ise de kâfir olmaz, iman ile küfür arasında kalır. Ne mümin ne kafir sayılır. Ölünceye kadar tevbe etmesi beklenir. Tevbe etmeden ölürse ebedî olarak Cehennem’de kalır, fakat azabı inkârcılarınkinden hafif olur.
C
Büyük günah işleyene ne olacağı ahirette görülecektir.
D
Büyük günah helal sayılarak işlenmediği müddetçe kişiyi dinden çıkarmaz. Fakat günahlar imana zarar verir ve sahibi âhirette cezalandırılır. Ne var ki, Allah dilerse onları af edebilir.
E
Büyük günah işleyen dinden çıkar ise de kâfir olmaz, iman ile küfür arasında kalır. Ne mümin ne kafir sayılır. Ölünceye kadar tevbe etmesi beklenir. Tevbe etmeden ölürse ebedî olarak Cehennem’de kalır, fakat azabı inkârcılarınkinden farklı olmaz.
Açıklama:
Hz. Osman’ın şehadeti, Cemel ve Sıffîn olayları sonucunda ortaya çıkan kelâmî problemleri başlıklar halinde şöyle sıralayabiliriz:
1. Büyük günah işleyen kişi (mürtekib-i kebîre)nin dindeki durumu. İslâm’da adam öldürme Kur’ân’ın açık beyanıyla büyük bir günahtır. (bk. en-Nisâ, 4/92-93). Bu olaylarda öldürme hâdiseleri vardır ve ölen de öldüren de Müslüman’dır. O halde büyük günah işleyen bir müminin iman bakımından dindeki konumu nedir?
Bu önemli soruya cevap aranırken birçok kelâmî ekol ortaya çıkmış ve konuyu detaylarıyla tartışarak cevaplandırmaya çalışmışlardır. Sözgelimi Sıffîn savaşı sonucunda, bu soruya ve bununla ilgili diğer sorulara kendilerince cevap arayan Hâricîler denilen müstakil bir fırka doğmuştur. Anılan sorular etrafında ortaya çıkan görüşleri kısaca şöyle ifade ve tasnif etmek mümkündür:
a. Hâricîlere göre adam öldürmek gibi bir büyük günah işleyen dinden çıkar ve kâfir olur. Ölünce ebedî olarak Cehennem’de kalır. Azabı kâfirlerinkinden farklı olmaz.
b. Mu‘tezile’ye göre büyük günah işleyen dinden çıkar ise de kâfir olmaz, iman ile küfür arasında kalır. Ne mümin ne kafir sayılır. Ölünceye kadar tevbe etmesi beklenir. Tevbe etmeden ölürse ebedî olarak Cehennem’de kalır, fakat azabı inkârcılarınkinden hafif olur.
c. Mürcie’ye göre konu hakkında hüküm vermemek ve sorunu âhirete ertelemek uygundur.
d. Ehl-i sünnet’e göre günahlar helal sayılarak işlenmediği müddetçe kişiyi dinden çıkarmaz. Fakat günahlar imana zarar verir ve sahibi âhirette cezalandırılır. Ne var ki, Allah dilerse onları af edebilir.
2. İmanın tanımı, mahiyeti, iman-amel ilişkisi meselesi. Bu konu doğrudan yukarıdaki hususla ilgilidir. İmanın mahiyeti nedir? İman sadece sözlü bir kabul beyanı mıdır, yoksa amelle doğrudan alakalı mıdır? Mümin olduğu halde amel alanını ihmal eden, yapmayan kişinin durumu nedir? İman-küfür ilişkisi nasıldır? İmanın sınırı nerede biter, küfür nerede başlar? Sonra günah nedir, onun tanımı nasıldır? Bu ve buna benzer sorular kelâmî açıdan oldukça önemlidir ve bu ilmin ana konularındandır. Cevap D şıkkıdır.

Soru 45

İslâm toplumunun sınırları içine giren bu yeni ülkeler, çok farklı din, kültür, medeniyet, inanış ve düşüncelerin beşiği halinde idi. Aşağıdaki şıklardan verilenlerden hangisi bu dönemde Mısır'da yaygın olan inanışlardan biridir?

Seçenekler

A
Mecusîlik
B
Sâbiilik
C
Mazdekiyye
D
Yahudilik
E
Zerdüştlük
Açıklama:
İslâmiyet, Hz. Peygamber döneminde Arabistan Yarımadası’nın dışına çıkmamıştı. Ancak, fetihler büyük bir hızla gelişti ve kısa zaman içinde birçok ülke İslâm topraklarına katıldı. Hicrî birinci asrın içerisinde Suriye, Mısır, İran ve Irak gibi ülkeler İslâm dünyasının sınırları içerisine girdiler. Daha sonraları Emevîler ve Abbasîler döneminde İslâm toplumunun sınırları doğuda Mâverâünnehir, batıda Kuzey Afrika ve İspanya’ ya kadar genişledi. Arabistan Yarımadası sâkinleri sâde bir hayata ve pek karmaşık olmayan bir din anlayışına sahip idiler. Ancak, İslâm toplumunun sınırları içine giren bu yeni ülkeler, çok farklı din, kültür, medeniyet, inanış ve düşüncelerin beşiği halinde idi. Suriye ile Mısır’da Hıristiyanlık ve Yahudilik, İran ve Irak’ ta ise Mecusîlik, Sâbiilik, Mazdekiyye, Seneviyye ve Zerdüştlük yaygın idi. Hz. Ömer döneminde kurulan Kûfe şehrinde, yeni fethedilen ülkelerin insanlarının gelip yerleştiği ve kendilerine ait mahalleler kurdukları da dikkate alındığında Müslümanlar’ın erken bir dönemde çok farklı inanç, düşünce ve felsefî anlayışlara sahip kimselerle karşı karşıya geldiklerini anlarız. Cevap D şıkkıdır.

Soru 46

Kelâm ile felsefe arasındaki etkileşim ve yakınlaşma işine İslâm dünyasından en çok meyledenler aşağıdaki şıklardan hangisinde verilmiştir?

Seçenekler

A
Şia
B
Mu‘tezile
C
Hâricîler
D
Ehl-i sünnet’
E
Mürcie
Açıklama:
Müslümanlar, yeni fethedilen bölgelerde eski Yunan felsefesinin iyi bilindiğini ve yapılan tartışmalarda bu felsefenin metodunun kullanıldığını görmüşlerdi. Bu da Müslümanlar arasında felsefeye karşı merak uyanmasına ve felsefî eserlerin Arapçaya tercüme edilmesine yol açmıştı. Gerek fetihler gerekse tercüme hareketleri sonucunda İslâm kültürüyle diğer kültürlerin karşılaşması neticesinde meydana gelen etkileşim kelâm ilminin konularını belirleyen bir nitelikte değildir. Zira bu ilim konusunu doğrudan Kur’ân’dan almaktadır. Ancak, bu etkileşim kelâm ilminin tartışma yönteminin gelişmesine, konularının derinleşmesine ve daha felsefî bir boyut kazanmasına vesile olmuştur. Böylece kelâm âlimleri mantık ilmini
bir âlet olarak kullanmaya ve bazı akaid ve felsefe konularına onu felsefî terimleriyle kullanarak karıştırmaya başladılar. Ayrıca kelâmın konularına yakın olan varlık ve benzeri felsefî konularla ilgilenmeye, böylece akîde konularının anlaşılma ve yorumlanmasına yardımcı olacak konu ve bilgilerden faydalanmaya çalıştılar. Kelâm ile felsefe arasındaki bu etkileşim ve yakınlaşma işine İslâm dünyasından en çok meyledenler Mu‘tezile mensupları oldu. Felsefenin tercüme edildiği bu dönemde bir Müslüman kelâm ekolü olarak fikrî gelişimini sürdürmekte olan Mu‘tezile, tercümeler yoluyla olup bitenin farkına vardı ve üzerine düşen sorumluluğu üstlendi. Felsefî kaynakları inceleyen Mu‘tezile bilginleri önce onların metotlarını öğrendiler, sonra aynı metotla dine aykırı bulunan hususlara cevap vermeye başladılar. Mu‘tezile, maskadını gerçekleştirmek, yani dinin inanç ilkelerini savunabilmek için felsefeden bazı şeyleri kelâm ilmine karıştırdı. Böylece aynı yöntem ve araçla yani muhataplarının anladıkları dilden konuşarak onlara cevap verdiler. Cevap B şıkkıdır.

Soru 47

Felsefî anlamda ilk tercüme kimin döneminde yapılmıştır?

Seçenekler

A
Halife Mansûr
B
Halife Hârun Reşid
C
Halife Memûn
D
Farabi
E
Halife osman
Açıklama:
Müslümanlar, yeni fethedilen bölgelerde eski Yunan felsefesinin iyi bilindiğini ve yapılan tartışmalarda bu felsefenin metodunun kullanıldığını görmüşlerdi. Bu da Müslümanlar arasında felsefeye karşı merak uyanmasına ve felsefî eserlerin Arapçaya tercüme edilmesine yol açmıştı. Müslümanlar, eski ilmî birikime karşı bir tavır takınmayarak, kendi evrensel dünya görüşlerine destek olacak unsurları bünyelerine almakta sakınca görmediler. Felsefe ile kelâmın, metotları ve çıkış kaynakları ayrı olsa da yaratılış, evren ve insana ait temel meseleleri birlikte konu edinmiş olmaları onlar için ayrıca teşvik edici olmuştur. Gerçekleştirilen tercüme hareketlerinde sadece felsefî eserler değil aynı zamanda tabiat ilimleri, tıbba dair ilimler, kimya, astroloji, simya ve ahlâk bilimleri de tercüme edilmişlerdir. Eski Yunan ilimlerini Arapçaya tercüme faaliyeti Emevîlerin son dönemlerinde başlamış, Abbasî halifelerinden Mansûr (ö. 158/775), Hârun Reşid (ö. 193/809) ve Memûn (ö.218/833) döneminde devam etmiştir. Aslında ilk tercümelerin daha önce hicretin birinci asrında Halid b. Yezid b. Muaviye b. Ebî Süfyan (ö. 86/705)döneminde başladığı söylenmektedir. Bu ilk dönemde daha çok tıp, kimya ve astronomiye ilgi duyulmuş ve bu tür eserler tercüme edilmiştir. Felsefî anlamda ilk tercüme, halife Mansûr döneminde yapılmıştır. Mansûr zamanında önce Mantık ilmi Arapça’ ya tercüme edilmiştir. Mantığı Arapça’ya ilk tercüme edenin İbn el-Mukaffa olduğu söylenir. Cevap A şıkkıdır.

Soru 48

Müstakil bir ilim olarak kelâmın ana çıkış noktası nedir?

Seçenekler

A
Müslümanlar’ın içinde bulundukları şartlar ve ihtiyaçlar.
B
Kırtas hâdisesi ve halife seçimi gibi ihtilaflar.
C
Siyâsî anlaşmazlıklar ve iç savaşlar
D
Kur’ân ve Sünnet metinlerinin yorumlanması meselesi.
E
İnsanın düşünen bir varlık olması gerçeği.
Açıklama:
Müstakil bir ilim olarak kelâmın ana çıkış noktası şu şekildedir: Kelâm ilmi doğrudan doğruya Müslümanlar tarafından Kur’ân ve Sünnet’in verilerinden hareketle kurulan ve geliştirilen bir ilimdir. Kendine özgü sorunları ve yöntemi bulunan bu ilim tamamen Müslümanlar’ın içinde bulundukları şartlara ve ihtiyaçlara göre geliştirilmiştir. Kelâm ilmi, İslâm toplumunun belirli dinî, tarihî, sosyal ve siyâsî koşullarında ortaya çıkmış, zamanla gelişmiş ve derinleşmiştir.
Kelâm ilminin doğuşuna tesir eden iç ve dış etkenleri bir başka ifadeyle Kelâm ilminin müstakil bir ilim dalı olarak ortaya çıkışını hazırlayan sebepleri şöyle sıralamak mümkündür:
2. Kırtas hâdisesi ve halife seçimi gibi ilk ihtilaflar.
3. Siyâsî anlaşmazlıklar ve iç savaşlar
4. Kur’ân ve Sünnet metinlerinin yorumlanması meselesi.
5. Müslümanlar’ın diğer din, kültür ve medeniyetlerle karşılaşması.
6. Tercüme hareketleri.
7. İnsanın düşünen bir varlık olması gerçeği.
Cevap A şıkkıdır.

Soru 49

Felsefenin sistemli bir şekilde tercümesi kimin döneminde başlamıştır?

Seçenekler

A
Kindî
B
Halid b. Yezid b. Muaviye b. Ebî Süfyan
C
Halife Mansûr
D
Halife Hârun Reşid
E
Halife Memûn
Açıklama:
Gerçekleştirilen tercüme hareketlerinde sadece felsefî eserler değil aynı zamanda tabiat ilimleri, tıbba dair ilimler, kimya, astroloji, simya ve ahlâk bilimleri de tercüme edilmişlerdir. Eski Yunan ilimlerini Arapçaya tercüme faaliyeti Emevîlerin son dönemlerinde başlamış, Abbasî halifelerinden Mansûr (ö. 158/775), Hârun Reşid (ö. 193/809) ve Memûn (ö. 218/833) döneminde devam etmiştir. Aslında ilk tercümelerin daha önce hicretin birinci asrında Halid b. Yezid b. Muaviye b. Ebî Süfyan (ö. 86/705)döneminde başladığı söylenmektedir. Bu ilk dönemde daha çok
tıp, kimya ve astronomiye ilgi duyulmuş ve bu tür eserler tercüme edilmiştir. Felsefî anlamda ilk tercüme, halife Mansûr döneminde yapılmıştır. Mansûr zamanında önce Mantık ilmi Arapça’ ya tercüme edilmiştir. Mantığı Arapça’ya ilk tercüme edenin İbn el-Mukaffa olduğu söylenir. Felsefenin sistemli bir şekilde tercümesi halife Memûn döneminde başladı. Memun zamanında ilâhiyât, tabîiyât ve ahlâka dair felsefî eserlerin Arapçaya tercümesi yapıldı. Yunan felsefesi tercüme edilirken eserler doğrudan doğruya Arapça’ya çevrildikleri gibi, bazen de Yunanca’dan önce Süryânîce’ye, daha sonra Arapça’ya tercüme ediliyordu. Yapılan tercüme faaliyetlerinde pek çok Dâru’l-hikme (felsefe akademisi) kurulmuştur. Bu tercüme faaliyetleriyle Müslümanlar Yunan felsefesiyle doğrudan ilişki içine girmişlerdi. Doğru cevap E şıkkıdır.

Soru 50

"Büyük günah işleyen dinden çıkar ise de kâfir olmaz, iman ile küfür arasında kalır. Ne mümin ne kafir sayılır. Ölünceye kadar tevbe etmesi beklenir. Tevbe etmeden ölürse ebedî olarak Cehennem’de kalır, fakat azabı inkârcılarınkinden hafif olur." görüşü aşağıdaki şıklarda verilen gruplardan hangisine aittir?

Seçenekler

A
Şîa
B
Haricîler
C
Mu‘tezile
D
Ehl-i sünnet
E
Mürcie
Açıklama:
Hz. Osman’ın şehadeti, Cemel ve Sıffîn olayları sonucunda ortaya çıkan kelâmî problemleri başlıklar halinde şöyle sıralayabiliriz:
1. Büyük günah işleyen kişi (mürtekib-i kebîre)nin dindeki durumu. İslâm’da adam öldürme Kur’ân’ın açık beyanıyla büyük bir günahtır. (bk. en-Nisâ, 4/92-93). Bu olaylarda öldürme hâdiseleri vardır ve ölen de öldüren de Müslüman’dır. O halde büyük günah işleyen bir müminin iman bakımından dindeki konumu nedir?
Bu önemli soruya cevap aranırken birçok kelâmî ekol ortaya çıkmış ve konuyu detaylarıyla tartışarak cevaplandırmaya çalışmışlardır. Sözgelimi Sıffîn savaşı sonucunda, bu soruya ve bununla ilgili diğer sorulara kendilerince cevap arayan Hâricîler denilen müstakil bir fırka doğmuştur. Anılan sorular etrafında ortaya çıkan görüşleri kısaca şöyle ifade ve tasnif etmek mümkündür:
a. Hâricîlere göre adam öldürmek gibi bir büyük günah işleyen dinden çıkar ve kâfir olur. Ölünce ebedî olarak Cehennem’de kalır. Azabı kâfirlerinkinden farklı olmaz.
b. Mu‘tezile’ye göre büyük günah işleyen dinden çıkar ise de kâfir olmaz, iman ile küfür arasında kalır. Ne mümin ne kafir sayılır. Ölünceye kadar tevbe etmesi beklenir. Tevbe etmeden ölürse ebedî olarak Cehennem’de kalır, fakat azabı inkârcılarınkinden hafif olur.
c. Mürcie’ye göre konu hakkında hüküm vermemek ve sorunu âhirete ertelemek uygundur.
d. Ehl-i sünnet’e göre günahlar helal sayılarak işlenmediği müddetçe kişiyi dinden çıkarmaz. Fakat günahlar imana zarar verir ve sahibi âhirette cezalandırılır. Ne var ki, Allah dilerse onları af edebilir.
2. İmanın tanımı, mahiyeti, iman-amel ilişkisi meselesi. Bu konu doğrudan yukarıdaki hususla ilgilidir. İmanın mahiyeti nedir? İman sadece sözlü bir kabul beyanı mıdır, yoksa amelle doğrudan alakalı mıdır? Mümin olduğu halde amel alanını ihmal eden, yapmayan kişinin durumu nedir? İman-küfür ilişkisi nasıldır? İmanın sınırı nerede biter, küfür nerede başlar? Sonra günah nedir, onun tanımı nasıldır? Bu ve buna benzer sorular kelâmî açıdan oldukça önemlidir ve bu ilmin ana konularındandır.
Cevap C şıkkıdır.

Soru 51

1. Kur’ân vahyinin devam ettiği dönem; Hz. Peygamber dönemi2. Kelâmî tartışmaların ortaya çıktığı ilk fikrî hareketler ve ihtilaflar dönemi3. Mu‘tezile mezhebinin ortaya çıkışı4. Ehl-i Sünnet kelam mezheplerinin ortaya çıkışı5. Yeni ilm-i kelâm dönemiYukarıdakilerden hangileri kelâm ilminin tarihi süreci içindeki dönemler içinde yer alır?

Seçenekler

A
1-2-3-4-5
B
1-2-4-5
C
2-4-5
D
1-2-5
E
2-3-4-5
Açıklama:
Müstakil bir ilim olarak kelâmın ana çıkış noktasını saptayabileceksiniz,
Konularını doğrudan doğruya Kur’ân’dan alan kelâm ilminin ana konularının ortaya çıkışı, bunları anlamaya yönelik ilmî tartışmaların doğuşu, başlaması ve kazandığı muhteva açılarından kelâm ilminin tarihi sürecini beş ayrı dönem halinde incelemek doğru olur. Bunları şöyle sıralamak mümkündür:1. Kur’ân vahyinin devam ettiği dönem; Hz. Peygamber dönemi.2. Kelâmî tartışmaların ortaya çıktığı ilk fikrî hareketler ve ihtilaflardönemi.3. Mu‘tezile mezhebinin ortaya çıkışı4. Ehl-i Sünnet kelam mezheplerinin ortaya çıkışı.5. Yeni ilm-i kelâm dönemi: Ondokuzuncu asrın sonlarından başlayarakhâlen devam etmekte olan dönem.

Soru 52

1. Akıl2. Kur’ân3. Felsefe4. Sünnet5. Diğer dinlerYukardakilerden hangileri Kelâm ilminde ele alınan konuların her birini bulmamızda öncelikli temel kaynaklardır?

Seçenekler

A
1-2
B
1-2-4
C
2-4
D
2-3-4
E
1-2-3-4-5
Açıklama:
Müstakil bir ilim olarak kelâmın ana çıkış noktasını saptayabileceksiniz,
Kelâm ilminde ele alınan konuların her birini Kur’ân ve Sünnet’te bulmamız mümkündür. Çünkü Kur’ân ve onun birinci elden yorumu olan Sünnet’in öncelikli ve temel işlevi inanç ilkelerini yerleştirmektir. İnsanı ve tüm evreni yaratan Allah, Kur’ân’da başta kendi zâtı olmak üzere varlığın başlangıcından sonuna kadar onunla ilgili her şeyden haber vermektedir. Kur’ân bu çerçevede dikkatle okunduğunda bu gerçeklik açık şekilde görülecektir. Binâenaleyh bütün bu konuları kendisine temel alan olarak seçmiş olan kelâm ilminin tüm konularının kaynağı doğrudan doğruya Kur’ân’dır. Yani ilim olarak kelâm, kelâmullahın bilgisidir. Kavram da doğrudan doğruya oradan alınmıştır.Çıkış noktası ve kaynağı Kur’ân ve Sünnet olmakla birlikte bu, kelâmilminin hariçten hiç etkilenmediği anlamına gelmez. Zira inanç yönüyle insanı konu edinen bir ilmin, insanın yaşadığı sosyal hayattan, ondaki gelişim ve değişimden etkilenmemesi mümkün değildir. Kaldı ki insan, sahip olduğu zihinsel, rûhî ve manevî donanımlarıyla aslında toplumun eseri, onun çocuğudur. Dolayısıyla bu ilimle uğraşan bilginler de çevrelerinde olup bitenlerden etkilenmekte idiler. Onlar düşünen, akleden bir toplumda yaşıyorlardı. Farklı kültür, medeniyet ve felsefî düşünüş tarzlarıyla karşılaşıyorlardı. Bütün bu yaşam gerçeklikleri onların düşüncelerine etki ediyordu. Fakat bu etkileşim, kelâmın konularını ortaya çıkarmış değil, aksine, ifade edildiği üzere Kitap ve Sünnet’te var olan konuların tartışılmasına, böylece müstakil bir ilim dalı olarak kelâmın ilmî usûlünün belirmesi ve tam bir disiplin haline dönüşmesine vesile olmuştur. Kelâm ilminin ana konularının kaynağı Kur’ân olduğu gibi onun bu konuları ele alış yöntemi de temelde Kur’ânî bir yöntemdir. Kelâm ilmi iki temel bilgi kaynağına dayanarak yöntemini geliştirmiştir. Bunlardan birincisi nakil yani vahiy ve onun eseri olan ana metin Kur’ân, diğeri de akıldır. Bir İslâm biliminden bahsettiğimize göre onun temel bir kaynağının vahiy olması çok tabiî ve zorunludur. Ama önemle hatırlayalım ki bu kaynak yani Kur’ân baştan sona hep akla hitap etmekte, aklın çalıştırılmasını ve onun verilerinden yararlanılmasını daima istemektedir. Aklın doğruya ve gerçeğe ulaşmanın bir aracı olduğunu ifade eden Kur’ân (Bk. el-Mülk, 67/11), onun verilerinden yararlanmamanın akılsızlık olduğunu söylemektedir. Onun için Allah, akılsız insanı dinen muhatap ve sorumlu tutmaz. Bu gerçekliklerin üzerinde önemle düşünülmelidir. İşte Kur’ân açısından dindeki yeri bu kadar önemli olan akıl kelâm ilminin belirlemiş olduğu yöntemin ikinci ana hareket noktasıdır. Bundan dolayı kelâm ilminin yöntemi de orjinaldir, kendine özgüdür. Ancak, bu ilim, sahip olduğu yöntemi işletme noktasında tabii olarak gelişen ve değişen şartları dikkate almıştır. Onun için tarihinin başlangıcında daha çok nakille yetinen kelâm ilmi sonraki asırlarda akılla nakli dengeli şekilde kullandığı gibi zaman zaman da aklî çıkarımlara öncelik vermiştir. Bütün bunlar aklın yoludur ve akıl için yol açıktır.

Soru 53

Aşağıdakilerden hangisi konularını doğrudan doğruya Kur’ân’dan alan kelâm ilminin ana konularının ortaya çıkışı, bunları anlamaya yönelik ilmî tartışmaların doğuşu, başlaması ve kazandığı muhteva açılarından kelâm ilminin tarihi sürecini içinde yer almaz?

Seçenekler

A
Kur’ân vahyinin devam ettiği dönem; Hz. Peygamber dönemi
B
İlk fikri hareketler ve ihtilaflar devri
C
Müteahhirûn dönemi
D
Mu‘tezile mezhebinin ortaya çıkışı
E
Ehl-i Sünnet kelam mezheplerinin ortaya çıkışı.
Açıklama:
Müstakil bir ilim olarak kelâmın ana çıkış noktasını saptayabileceksiniz,
Konularını doğrudan doğruya Kur’ân’dan alan kelâm ilminin ana konularınınortaya çıkışı, bunları anlamaya yönelik ilmî tartışmaların doğuşu, başlamasıve kazandığı muhteva açılarından kelâm ilminin tarihi sürecini beş ayrıdönem halinde incelemek doğru olur. Bunları şöyle sıralamak mümkündür:1. Kur’ân vahyinin devam ettiği dönem; Hz. Peygamber dönemi.2. Kelâmî tartışmaların ortaya çıktığı ilk fikrî hareketler ve ihtilaflardönemi.3. Mu‘tezile mezhebinin ortaya çıkışı4. Ehl-i Sünnet kelam mezheplerinin ortaya çıkışı.5. Yeni ilm-i kelâm dönemi: Ondokuzuncu asrın sonlarından başlayarakhâlen devam etmekte olan dönem.

Soru 54

1. Kaynağı Kur’ân-ı Kerim olan bir ilmin o kaynağın henüz tamamlanmadığı ve her an yeni bir vahyin nâzil olmakta olduğu, dolayısıyla konular hakkında yeni ilahî bilgilerin beklendiği bir dönemde bir İslâmî ilim tedvîn edilememesi 2. Hz. Peygamber (s.a.v) döneminde daha sonraki devirlerde olduğu gibi, itikadî konularda Müslümanlar arasında ihtilafa yol açacak, onların düşüncelerini sarsacak herhangi bir fikrin fazlaca ileri sürülmemiş olması ve ilk Müslümanların Kur’ân vahyinin cereyanına bizzat şahit olması ve bu ilahî mesajın ilk ve en doğru yorumunu bizzat Hz. Peygamber’den öğreniyor olmaları3. Ashâb-ı kirâmın, akıllarına gelen soruları doğrudan doğruya vahyin alıcısı, ilk ve en doğru yorumcusu olan Hz. Peygamber’e sorup ondan kesin cevabı aldıklarından başka bir şeye ihtiyaç duymuyor olması4.Hz. Peygamber (s.a.v) hayatta iken ilk Müslümanlar döneminde hiçbir tefekkürün bulunmaması ya da hiçbir itikadî problemin gündeme gelmemesiYukarıdakilerden hangileri Kur’ân vahyinin devam ettiği ve Hz.Peygamberin vefatına kadar bu vahyin sürdüğü Hz. Peygamber döneminde bugünkü anlam ve çerçevede başka herhangi bir İslâmî ilim olmadığı gibi kelâm ilminin de olmamasının sebeplerindendir?

Seçenekler

A
1-2-3-4
B
1-2-3
C
1-2-4
D
2-3-4
E
1-3-4
Açıklama:
Kelâm ilminin geçirdiği süreci değerlendirebileceksiniz,
Hz. Peygamber dönemi Kur’ân vahyinin devam ettiği ve onun vefatına kadar bu vahyin sürdüğü dönemdir. Bu dönemde ortaya çıkan sebepler (nüzûl sebepleri) ve hayatın akışı içerisinde Kur’ân nâzil oluyordu. Dolayısıyla bugün elimizde olduğu haliyle Kur’ân-ı Kerim tamamlanmış bir kitap olarak mevcut değildi. Onun vahiy süreci Hz. Peygamber’in vefatıyla tamamlanmış oldu. Dolayısıyla bu dönemde bugünkü anlam ve çerçevede başka herhangi bir İslâmî ilim olmadığı gibi kelâm ilmi de yoktu. Bu durumun temel üç sebebi vardır: Birincisi: Yukarıda ifade edildiği üzere kaynağı Kur’ân-ı Kerim olan bir ilmin o kaynağın henüz tamamlanmadığı ve her an yeni bir vahyin nâzil olmakta olduğu, dolayısıyla konular hakkında yeni ilahî bilgilerin beklendiği bir dönemde bir İslâmî ilim tedvîn edilemezdi. Bir başka ifadeyle dinin inşâ edildiği bir dönemde ilimlerin tedvîn edilmesi mümkün olamazdı. İkincisi: Hz. Peygamber (s.a.v) döneminde daha sonraki devirlerde olduğu gibi, itikadî konularda Müslümanlar arasında ihtilafa yol açacak, onların düşüncelerini sarsacak herhangi bir fikir fazlaca ileri sürülmemiştir. Kaldı ki ilk Müslümanlar, yani sahabe topluluğu Kur’ân vahyinin cereyanına bizzat şahit oluyorlar ve bu ilahî mesajın ilk ve en doğru yorumunu bizzat Hz. Peygamber’den öğreniyorlardı. Dolayısıyla itikadî konularda, mevcut vahiyde yer alan ilahî beyan ve aklî deliller onlara kâfi geliyordu. Üçüncüsü: Ashâb-ı kirâm, akıllarına gelen soruları doğrudan doğruya vahyin alıcısı, ilk ve en doğru yorumcusu olan Hz. Peygamber’e sorup ondan kesin cevabı aldıklarından başka bir şeye ihtiyaç duymuyorlardı. Ancak, durumun böyle olması, Hz. Peygamber hayatta iken ilk Müslümanlar döneminde hiçbir tefekkürün bulunmadığı ya da hiçbir itikadî problemin gündeme gelmediği anlamına gelmez. Zira Kur’ân’ın en önemli konularını teşkil eden Allah, peygamberler ve âhiret hayatına, yani ölümden sonra yeniden dirilişe, Cennet ve Cehennem hayatına ait konular bu dönemde üzerinde en çok ve en dikkatli bir şekilde durulan konulardı. Kelâm ilminin de ana konularını teşkil eden bu hususlarda, yani akîde konularında düşünmeyi,akıl yürütmeyi ve soru sormayı Kur’ân ve Hz. Peygamber yasaklamamıştır.

Soru 55

Aşağıdakilerden hangisi Hz. Peygamber döneminde bugünkü anlam ve çerçevede bir kelâm ilminin olmayışının sebeplerinden değildir?

Seçenekler

A
Dinin inşâ edildiği bir dönemde islam ilimlerin tedvîn edilmesinin mümkün olamaması
B
ilk Müslümanların, Kur’ân vahyinin cereyanına bizzat şahit olmaları ve bu ilahî mesajın ilk ve en doğru yorumunu bizzatHz. Peygamber’den öğreniyor olmaları
C
İlk müslümanlara itikadî konularda, mevcut vahiyde yer alan ilahî beyan ve aklî delillerin kâfi geliyor olması ve Hz. Peygamber hayatta iken hiçbir tefekkürün bulunmaması ya da hiçbir itikadî problemin gündeme gelmemesi
D
Ashâb-ı kirâmın, akıllarına gelen soruları doğrudan doğruyavahyin alıcısı, ilk ve en doğru yorumcusu olan Hz. Peygamber’e sorup ondan kesin cevabı aldıklarından başka bir şeye ihtiyaç duymuyor olmaları
E
Kaynağı Kur’ân-ı Kerim olan kelâm ilminin o kaynağın hakkında yeni ilahî bilgilerin beklendiği bir dönemde Hz. Peygamber için, gerek Müslümanlardan gerekse Müslüman olmayanlardan gelen tüm soruları cevaplandırırken vahiy ve Allah’ın kendisine verdiği bil
Açıklama:
Kelâm ilminin geçirdiği süreci değerlendirebileceksiniz,
Hz. Peygamber dönemi Kur’ân vahyinin devam ettiği ve onun vefatına kadar bu vahyin sürdüğü dönemdir. Bu dönemde ortaya çıkan sebepler (nüzûl sebepleri) ve hayatın akışı içerisinde Kur’ân nâzil oluyordu. Dolayısıyla bugün elimizde olduğu haliyle Kur’ân-ı Kerim tamamlanmış bir kitap olarak mevcut değildi. Onun vahiy süreci Hz. Peygamber’in vefatıyla tamamlanmış oldu. Dolayısıyla bu dönemde bugünkü anlam ve çerçevede başka herhangi bir İslâmî ilim olmadığı gibi kelâm ilmi de yoktu. Bu durumun temel üç sebebi vardır: Birincisi: Yukarıda ifade dildiği üzere kaynağı Kur’ân-ı Kerim olan bir ilmin o kaynağın henüz tamamlanmadığı ve her an yeni bir vahyin nâzil olmakta olduğu, dolayısıyla konular hakkında yeni ilahî bilgilerin beklendiği bir dönemde bir İslâmî ilim tedvîn edilemezdi. Bir başka ifadeyle dinin inşâ edildiği bir dönemde ilimlerin tedvîn edilmesi mümkün olamazdı. İkincisi: Hz. Peygamber (s.a.v) döneminde daha sonraki devirlerde olduğu gibi, itikadî konularda Müslümanlar arasında ihtilafa yol açacak, onların düşüncelerini sarsacak herhangi bir fikir fazlaca ileri sürülmemiştir. Kaldı ki ilk Müslümanlar, yani sahabe topluluğu Kur’ân vahyinin cereyanına bizzat şahit oluyorlar ve bu ilahî mesajın ilk ve en doğru yorumunu bizzat Hz. Peygamber’den öğreniyorlardı. Dolayısıyla itikadî konularda, mevcut vahiyde yer alan ilahî beyan ve aklî deliller onlara kâfi geliyordu. Üçüncüsü: Ashâb-ı kirâm, akıllarına gelen soruları doğrudan doğruya vahyin alıcısı, ilk ve en doğru yorumcusu olan Hz. Peygamber’e sorup ondan kesin cevabı aldıklarından başka bir şeye ihtiyaç duymuyorlardı. Ancak, durumun böyle olması, Hz. Peygamber hayatta iken ilk Müslümanlar döneminde hiçbir tefekkürün bulunmadığı ya da hiçbir itikadî problemin gündeme gelmediği anlamına gelmez. Zira Kur’ân’ın en önemli konularını teşkil eden Allah, peygamberler ve âhiret hayatına, yani ölümden sonra yeniden dirilişe, Cennet ve Cehennem hayatına ait konular bu dönemde üzerindeen çok ve en dikkatli bir şekilde durulan konulardı. Kelâm ilminin deana konularını teşkil eden bu hususlarda, yani akîde konularında düşünmeyi, akıl yürütmeyi ve soru sormayı Kur’ân ve Hz. Peygamber yasaklamamıştır. Onun için ilk Müslümanlar kendilerine müşkül gelen konularda sorularını, hatta kalplerinden, zihinlerinden geçen şüphe ve tereddütleri dahi soruyorlardı. Allah Resûlü de bu soruları onların kalplerini rahatlatacak tarzda cevaplandırıyordu.

Soru 56

1. Kader ve İrâde Hürriyeti Sorunu 2. Siyâsî Anlaşmazlıklar ve İç Savaşlar 3. Hilâfet Meselesi 4. Kırtas Hâdisesi vb. iç tartışmalar 5. Düşünce hürriyeti ve Fikrî İhtilaflar Yukarıdakilerden hangileri kelâm ilmini doğuran etmenlerdendir?

Seçenekler

A
1-2-3-4
B
2-3-4-5
C
1-5
D
1-2-3-4-5
E
2-5
Açıklama:
Kelâm ilminin doğuşuna tesir eden etkenleri özetleyebilecek,
Kelâm ilminin konularının kaynağı Kur’ân olduğundan onun bir disiplin, bir ilim dalı olarak ortaya çıkışını hazırlayan sebepler de pek tabii olarak İslâm toplumunun içinden kaynaklanan dâhilî sebeplerdir. Kelâm ilmi, her biri birbirine bağlı, birbirlerine etki eden ve yardımcı olan etkenlerin neticesi olarak tamamen Müslüman toplumun ve İslâm kültürünün içinden doğmuştur. Dolayısıyla kelâm ilminin doğuşunu hazırlayan nedenler etrafında yapılan ilmî tartışmalar ve geliştirilen yorumlar Kur’ân muhtevasının itikadî anlamda bir tefsiri konumundadır. Durumun böyle olması kelâmın doğuşunda hiçbir hâricî etkinin olmadığı anlamına gelmez. Bahsedilecek bu hâricî etkenler kelâm ilminin doğuşunu hazırlamaktan çok, yapılan ilmî tartışmaların gelişip genişlemesine ve metodolojik açıdan derinlik kazanmasına sebep olmuştur. Değilse, konularını doğrudan doğruya Kur’ân’dan alan bir ilmin sadece hâricî etkenler sonucu doğduğunu söylemek makul değildir. Kelâm ilminin doğuşuna sebep olan âmiller evvela bu toplumun içinde oluştuğu için İslâm düşünce tarihinde kelâm ilminin doğuşu ve varlığı kaçınılmaz ve gerekli idi. Kelâm ilminin doğuşuna zemin oluşturan sebepleri maddeler halinde zikrederek onlar etrafında geliştirilen ilmî tartışmalar ve fikrî çabalara geçmeden önce şu hususu önemle belirtmekte fayda vardır. İslâm dininin, onun ana kaynağı olan Kur’ân-ı Kerim’in getirdiği ve daima var olmasını isteyerek sürekli tavsiye ettiği aklî düşünce, fikir ve vicdan hürriyeti ile düşünceyi ifade etme özgürlüğü yanında, insanların birbirinden farklı duygu, düşünce, karakter, zeka ve anlayış seviyesinde oldukları gerçeği birlikte düşünülürse Müslümanlar arasında değişik düşüncelerin doğuşunu anlamak kolaylaşacak ve sonuçta meydana gelen farklı yorum ve anlayışlar tabii karşılanacaktır. Bir diğer ifadeyle farklı düşünmenin kaçınılmaz ve doğal birinci sebebi insanın fıtratı ile vahyin ona tanıdığı imkândır. Bu en önemli ve en temel etken iyi anlaşılıp daima akılda tutulursa diğer nedenler daha kolay anlaşılır. Bu bağlamda kelâm ilminin doğuşuna zemin oluşturan sebepleri maddeler halinde zikretmek gerekirse, bu etmenler şu şekilde sıralanabilir:1. Kırtas hâdisesi ve halife seçimi gibi ilk ihtilaflar.2. Siyâsî anlaşmazlıklar ve iç savaşlar3. Kur’ân ve Sünnet metinlerinin yorumlanması meselesi. 4. Müslümanlar’ın diğer din, kültür ve medeniyetlerle karşılaşması.5. Tercüme hareketleri.6. İnsanın düşünen bir varlık olması gerçeği.

Soru 57

1.Amelî konulardaki gevşeklik 2. Kırtas hâdisesi ve halife seçimi gibi ilk ihtilaflar3. Siyâsî anlaşmazlıklar ve iç savaşlar4. Kur’ân ve Sünnet metinlerinin yorumlanması meselesi 5. Müslümanlar’ın diğer din, kültür ve medeniyetlerle karşılaşması6. Tercüme hareketleri7. İnsanın düşünen bir varlık olması gerçeğiYukarıdakilerden hangileri kelâm ilminin müstakil bir ilim dalı olarak ortaya çıkışını hazırlayan sebeplerden değildir?

Seçenekler

A
1-7
B
5
C
2-3-6
D
1
E
1-4
Açıklama:
Kelâm ilminin doğuşuna tesir eden etkenleri özetleyebilecek,
Kelâm ilminin müstakil bir ilim dalı olarak ortaya çıkışını hazırlayan sebepleri şöyle sıralamak mümkündür:1. Kırtas hâdisesi ve halife seçimi gibi ilk ihtilaflar.2. Siyâsî anlaşmazlıklar ve iç savaşlar3. Kur’ân ve Sünnet metinlerinin yorumlanması meselesi. 4. Müslümanlar’ın diğer din, kültür ve medeniyetlerle karşılaşması.5. Tercüme hareketleri.6. İnsanın düşünen bir varlık olması gerçeği. Dolayısıyla "ameli konulardaki gevşeklik", kelâm ilminin müstakil bir ilim dalı olarak ortaya çıkışını hazırlayan sebeplerden biri değildir.

Soru 58

1. Kur’ân vahyinin devam ettiği dönem; Hz. Peygamber dönemi.2. Kelâmî tartışmaların ortaya çıktığı ilk fikrî hareketler ve ihtilaflardönemi.3. Vâsıl b. Atâ ve Amr b. Ubeyd ile Mu‘tezile mezhebinin ortaya çıkışı4. Eş‘arîlik ve Mâtürîdîlik gibi Ehl-i Sünnet kelam mezheplerinin ortayaçıkışı.5. Yeni ilm-i kelâm dönemi: XIX. asrın sonlarından başlayarak hâlendevam etmekte olan dönem. Yukarıdakilerden hangileri Kelâm ilminin, ana konularının ortaya çıkışı, bunları anlamaya yönelik ilmî tartışmaların doğuşu, başlaması ve kazandığı muhteva açılarından tarihi sürecini içinde yer alan dönemlerdendir?

Seçenekler

A
1-2-3-5
B
1-2-4-5
C
1-2-3
D
1-2-5
E
1-2-3-4-5
Açıklama:
Kelâm ilminin geçirdiği süreci değerlendirebileceksiniz,
Kelâm ilmi doğrudan doğruya Müslümanlar tarafından Kur’ân ve Sünnet’in verilerinden hareketle kurulan ve geliştirilen bir ilimdir. Kendine özgü sorunları ve yöntemi bulunan bu ilim tamamen Müslümanlar’ın içinde bulundukları şartlara ve ihtiyaçlara göre geliştirilmiştir. Kelâm ilmi, İslâm toplumunun belirli dinî, tarihî, sosyal ve siyâsî koşullarında ortaya çıkmış, zamanla gelişmiş ve derinleşmiştir. Kelâm ilminin geçirdiği süreci değerlendirebilmek. Kelâm ilminin, ana konularının ortaya çıkışı, bunları anlamaya yönelik ilmî tartışmaların doğuşu, başlaması ve kazandığı muhteva açılarından tarihi sürecini beş ayrı dönem halinde incelemek doğru olur:1. Kur’ân vahyinin devam ettiği dönem; Hz. Peygamber dönemi.2. Kelâmî tartışmaların ortaya çıktığı ilk fikrî hareketler ve ihtilaflardönemi.3. Vâsıl b. Atâ ve Amr b. Ubeyd ile Mu‘tezile mezhebinin ortaya çıkışı4. Eş‘arîlik ve Mâtürîdîlik gibi Ehl-i Sünnet kelam mezheplerinin ortayaçıkışı.5. Yeni ilm-i kelâm dönemi: XIX. asrın sonlarından başlayarak hâlendevam etmekte olan dönem.

Soru 59

1. Farz2. Caiz3. Mekruh4. Sünnet5. Bid‘at Yukarıdakilerden hangileri itikâdî alanda bir meselenin inanç konusu sayılabilmesi, yani iman edilmesi gerekli hususlardan olabilmesi için öncelikli olarak hüküm bildirir?

Seçenekler

A
1
B
1-4
C
1-5
D
1-2-3-4-5
E
1-4-5
Açıklama:
İtikat alanında farklı görüşler izhar etmenin ve benimsemenin hükmünü açıklayabileceksiniz.
İtikâdî alanda bir meselenin inanç konusu sayılabilmesi, yani iman edilmesi gerekli hususlardan olabilmesi için bu meselenin ya Kur’ân’ın açık ve tevile ihtimal tanımayan, tevil edilmesi mümkün olmayan âyetlerinin bu meseleye iman etmenin şart olduğu hakkında tam, kesin bir delâletinin olması ya da o meselenin mütevâtir bir haberle Hz. Peygamber’den nakledilmiş bulunması gerekir. Bu katî hükümler ise İslâm dininde iman ve İslâm esasları diye sıralanan ilkeler ile farziyyeti yahut haramlığı katî, kesin delil ile sabit olmuş bütün dinî meselelerdir.Dinin temel prensip ve hükümlerinin mevcudiyetinde ihtilaf etmek, yaniHz. Peygamber’e Allah tarafından vahyedildiği kesinlikle sabit olmuş olanşeylerden birini veya birkaçını inkâr etmek elbette câiz değildir. Bu manâda Kur’ân’ın iki kapağı arasında bulunan muhtevanın tamamının vahiy eseri olduğuna inanmak bir iman ilkesidir. Dinden olduğu kesinlikle bilinen bir hususun mevcudiyeti kabul edildikten sonra, mahiyet ve keyfiyeti üzerinde, yani anlaşılması ve yorumlanması hususunda delillere dayanarak birbirinden farklı görüşler ortaya koymak, değişik sonuçlara ulaşmak memnû değildir.

Soru 60

Aşağıdakilerden hangisi ilk kelam ekolu Mu‘tezile’nin önderi olarak kabul görmektedir?

Seçenekler

A
Fârâbî
B
Gazzâlî
C
Vâsıl b. Ata
D
Mâturîdî
E
Bakillânî
Açıklama:
Kelâm ilminin doğuşuna tesir eden etkenleri özetleyebilecek,
Erken dönem İslâm tarihinde bazı tartışma ve ihtilafların etkisiyle çeşitliitikadî gruplar oluşmuşsa da, II./VIII. asrın ikinci yarısına kadar itikadî düşüncede belirgin bir ekolleşme gerçekleşmemiştir. Nitekim hicrî I. asır sonu ile II. asır başlarındaki ilk fikir hareketlerinden sonra Mu‘tezile mezhebi bir düşünce ekolü olarak doğmuştur. Mu‘tezile’nin kurucuları kabul edilen Vâsıl b. Atâ (ö. 131/748) ve Amr b. Ubeyd’in (ö. 144/761) pek çok eser telif ettikleri sonraki kaynaklarda belirtilmekte ise de bunlardan hiçbirisi günümüze ulaşmamıştır. Mu‘tezile ekolü, yabancı tesirlere karşı İslâm inancını savunmak amacıyla önemli işler gördü. Bu mezhep mensupları, bir taraftan felsefeyle ilgilenip orada İslâm akidesiyle bağdaşmayan düşünceleri cevaplandırmaya çalışırken, diğer taraftan yeni fethedilen ülkeler halkına İslâm’ı tebliğ etmek ve İslâm inancına yöneltilen eleştirileri cevaplandırmak için büyük gayretler gösterdiler.Mu‘tezile’nin fikir önderi ve imamı olan Vâsıl b. Atâ’nın (ö. 131/748)Horasan, Mağrip, Yemen, Irak, Kûfe ve Ermeniyye bölgelerine davetçilergöndermesi bunun en açık delilidir. Mu‘tezile, bu önemli sorumluluğu yerine getirirken mezhebinin beş ana usûlünden ( usûl-i hamse) birisi ve aslında Kur’ânî bir emir ve ilke olan emri bi’l-mârûf ve nehyi ani’l-münker, yani iyiliği, güzelliği, doğruyu emredip, yanlıştan insanları koruma prensibinden güç almıştır.

Soru 61

1.Müslümanlar, yeni fethedilen bölgelerde eski Yunan felsefesinin iyi bilindiğinive yapılan tartışmalarda bu felsefenin metodunun kullanıldığını görmüşlerdi.Bu da Müslümanlar arasında felsefeye karşı merak uyanmasına vefelsefî eserlerin Arapçaya tercüme edilmesine yol açmıştı.2.Müslümanlar, başlangıçta eski ilmî birikime karşı bir tavır takınmış, kendi evrenseldünya görüşlerine destek olacak unsurları bünyelerine almaktan kaçınmışlardır. Özellikle felsefe ile kelâmın, metotları ve çıkış kaynakları ayrı olması, onların felsefeden uzaklaşmalarına etken olmuştur.3.Gerçekleştirilen tercüme hareketlerinde tabiat ilimleri, tıbba dair ilimler, kimya, astroloji, simya ve ahlâk bilimleri de tercüme edilmişlerdir.4.Eski Yunan ilimlerini Arapçaya tercüme faaliyeti Emevîlerin son dönemlerindebaşlamış, Abbasî halifelerinden Mansûr (ö. 158/775), Hârun Reşid (ö.193/809) ve Memûn (ö. 218/833) döneminde devam etmiştir.5.Aslında ilk tercümelerin daha önce hicretin birinci asrında Halid b. Yezidb. Muaviye b. Ebî Süfyan (ö. 86/705)döneminde başladığı söylenmektedir.Bu ilk dönemde daha çok tıp, kimya ve astronomiye ilgi duyulmuş ve bu türeserler tercüme edilmiştir.6.Felsefî anlamda ilk tercüme, halife Mansûr döneminde yapılmıştır. Mansûrzamanında önce Mantık ilmi Arapça’ ya tercüme edilmiştir. MantığıArapça’ya ilk tercüme edenin İbn el-Mukaffa olduğu söylenir. Yukarıdakilerden hangileri kelâmın ortaya çıkışında tesiri olan etmenlerden tercüme hareketi ile ilgili olarak söylenebilir?

Seçenekler

A
1-3-4-5-6
B
1-2-3-4-5-6
C
3-4-5-6
D
1-3-5
E
1-4-5
Açıklama:
Kelâm ilminin doğuşuna tesir eden etkenleri özetleyebilecek,
Müslümanlar, yeni fethedilen bölgelerde eski Yunan felsefesinin iyi bilindiğini ve yapılan tartışmalarda bu felsefenin metodunun kullanıldığını görmüşlerdi. Bu da Müslümanlar arasında felsefeye karşı merak uyanmasına ve felsefî eserlerin Arapçaya tercüme edilmesine yol açmıştı. Müslümanlar, eski ilmî birikime karşı bir tavır takınmayarak, kendi evrensel dünya görüşlerine destek olacak unsurları bünyelerine almakta sakınca görmediler. Felsefe ile kelâmın, metotları ve çıkış kaynakları ayrı olsa da yaratılış, evren ve insana ait temel meseleleri birlikte konu edinmiş olmaları onlar için ayrıca teşvik edici olmuştur. Gerçekleştirilen tercüme hareketlerinde sadece felsefî eserler değil aynı zamanda tabiat ilimleri, tıbba dair ilimler, kimya, astroloji, simya ve ahlâk bilimleri de tercüme edilmişlerdir. Eski Yunan ilimlerini Arapçaya tercüme faaliyeti Emevîlerin son dönemlerinde başlamış, Abbasî halifelerinden Mansûr (ö. 158/775), Hârun Reşid (ö. 193/809) ve Memûn (ö. 218/833) döneminde devam etmiştir. Aslında ilk tercümelerin daha önce hicretin birinci asrında Halid b. Yezid b. Muaviye b. Ebî Süfyan (ö. 86/705)döneminde başladığı söylenmektedir. Bu ilk dönemde daha çok tıp, kimya ve astronomiye ilgi duyulmuş ve bu tür eserler tercüme edilmiştir. Felsefî anlamda ilk tercüme, halife Mansûr döneminde yapılmıştır. Mansûr zamanında önce Mantık ilmi Arapça’ ya tercüme edilmiştir. Mantığı Arapça’ya ilk tercüme edenin İbn el-Mukaffa olduğu söylenir. Felsefenin sistemli bir şekilde tercümesi halife Memûn döneminde başladı. Memun zamanında ilâhiyât, tabîiyât ve ahlâka dair felsefî eserlerin Arapçaya tercümesi yapıldı. Yunan felsefesi tercüme edilirken eserler doğrudan doğruya Arapça’ya çevrildikleri gibi, bazen de Yunanca’dan önce Süryânîce’ye, daha sonra Arapça’ya tercüme ediliyordu. Yapılan tercüme faaliyetlerinde pek çok Dâru’l-hikme (felsefe akademisi) kurulmuştur. Bu tercüme faaliyetleriyle Müslümanlar Yunan felsefesiyle doğrudan ilişki içine girmişlerdir.Yunan felsefesinin İslâm dünyasına aktarılmasında dönemin birer ilimmerkezi olan ve felsefeden tabiat bilimlerine kadar pek çok ilmin okutulduğu İskenderiye, Cundişapur, Harran okullarının rolü büyüktür. Bu okulların bir kısmında Yunanca, bir kısmında Süryanice, diğer bir kısmında ise Pehlevîce konuşuluyordu.

Soru 62

1.Kindî2.Fârâbî3.İbn SinâYukarıdakiler hangileri kelâmı doğuran etkenlerden tercüme faaliyetleri sonucunda yetişen ilk İslâm filozoflarındandır?

Seçenekler

A
2-3
B
1-2-3
C
1-3
D
1-2
E
3
Açıklama:
Kelâm ilminin doğuşuna tesir eden etkenleri özetleyebilecek,
Tercüme faaliyetleri sonucunda ilk İslâm filozofları yetişmiştir. Bunlar arasında Kindî (ö. 252/866), Fârâbî (ö. 339/950) ve İbn Sinâ’yı (ö. 428/1037) sayabiliriz.

Soru 63

Aşağıdakilerden hangisi kelâm ilminin doğuşuna tesir eden öncelikli temelkaynaktır?

Seçenekler

A
İlk fikri hareketler ve ihtilaflar devri
B
Aydınlanma dönemi
C
Müslümanlar’ın diğer din, kültür ve medeniyetlerle karşılaşması
D
Kırtas hâdisesi ve halife seçimi gibi ilk ihtilaflar
E
Kur’ân ve hadisler
Açıklama:
Kelâm ilminin doğuşuna tesir eden etkenleri özetleyebilecek,
Ana konularının Kur’ân’dan kaynaklanması nedeniyle kelâmî meseleler üzerindeyorum yapan, onları anlamaya çalışan her fırka tabiî olarak bu anlayışlarını Kur’ân ve Sünnet’le teyit etmek durumunda idiler. Toplumsal zeminde yer edinebilmek ve görüşlerinin meşruiyetini sağlayabilmek için de bu zarurî idi. Kaldı ki her müslüman, âyet ve hadîsleri okuyup anlamada serbesttir. Zaten Kur’ân, bizzat adından da anlaşılacağı üzere okunmak ve anlaşılmak için nazil olmuş ilahî kitaptır. Allah’ın muradı bu kitaptadır. Dolayısıyla Kur’ân anlaşılmadan Allah’ın muradının ne olduğu bilinemez. Bu bakımdan Müslümanlar, Kur’ân’ı okuyup anlamak için büyük gayret göstermişlerdir. Ancak, Kur’ân âyetlerinin hepsi üslup açısından aynı özellikte değildir. Kur’ân’da ifade edildiği üzere (Bkz. Âl-i İmrân, 3/7) bazı âyetlerin manâsı apaçık olup anlaşılması noktasında herhangi bir ihtilaf olmamış, orada ilahî muradın ne olduğu kolaylıkla anlaşılmıştır. Bu ayetlere muhkem ayetler denilir. Ancak, diğer bir grup âyet vardır ki manâları muhkem âyetler kadar açık değildir. Onların farklı anlamlara gelmeleri nedeniyle kesin anlamların verilmesi zordur. Bu âyetlere müteşâbih âyetler denir. Bu âyetlerin, metin içerisinde hakikat, mecâz, teşbih, temsil gibi kullanımlarının olması onların anlaşılmasını güçleştirmektedir. Kur’ân metni gibi belağat şâhikası, mucizebir ilahî kelâmda bu tür anlama sorunlarının olması çok daha tabiîdir.Sonuç itibarıyla Kelâm ilmi doğrudan doğruya Müslümanlar tarafından Kur’ân ve Sünnet’in verilerinden hareketle kurulan ve geliştirilen bir ilimdir. Kendine özgü sorunları ve yöntemi bulunan bu ilim, tamamen Müslümanların içinde bulundukları şartlara ve ihtiyaçlara göre geliştirilmiş ve şekillenmiştir. Kelâm ilmi, İslâm toplumunun belirli dinî, tarihî, sosyal ve siyâsî koşullarında ortaya çıkmış, zamanla gelişmiş ve olgunlaşmıştır.

Soru 64

1.Yahudilik,2.Mecusîlik, 3.Sâbiilik, 4.Mazdekiyye, 5.Seneviyye 6.Zerdüştlük7.HristiyanlıkTarih boyunca yukarıdakilerden hangileri fetihlere bağlı olarak İslam aleminin etkileşim için de oldukları inançlardır?

Seçenekler

A
1-6-7
B
1-7
C
1-2-3-4-5-6-7
D
1-3-6-7
E
1-3-4-5-6-7
Açıklama:
Kelâm ilminin doğuşuna tesir eden etkenleri özetleyebilecek,
İslâmiyet, Hz. Peygamber döneminde Arabistan Yarımadası’nın dışına çıkmamıştı. Ancak, fetihler büyük bir hızla gelişti ve kısa zaman içinde birçok ülke İslâm topraklarına katıldı. Hicrî birinci asrın içerisinde Suriye, Mısır, İran ve Irak gibi ülkeler İslâm dünyasının sınırları içerisine girdiler. Daha sonraları Emevîler ve Abbasîler döneminde İslâm toplumunun sınırları doğuda Mâverâünnehir, batıda Kuzey Afrika ve İspanya’ ya kadar genişledi. Arabistan Yarımadası sâkinleri sâde bir hayata ve pek karmaşık olmayan bir din anlayışına sahip idiler. Ancak, İslâm toplumunun sınırları içine giren bu yeni ülkeler, çok farklı din, kültür, medeniyet, inanış ve düşüncelerin beşiği halinde idi. Suriye ile Mısır’da Hıristiyanlık ve Yahudilik, İran ve Irak’ta ise Mecusîlik, Sâbiilik, Mazdekiyye, Seneviyye ve Zerdüştlük yaygın idi. Hz. Ömer döneminde kurulan Kûfe şehrinde, yeni fethedilen ülkelerin insanlarının gelip yerleştiği ve kendilerine ait mahalleler kurdukları da dikkate alındığında Müslümanlar’ın erken bir dönemde çok farklı inanç, düşünce ve felsefî anlayışlara sahip kimselerle karşı karşıya geldiklerini anlarız.

Soru 65

1. Hâricîlere göre adam öldürmek gibi bir büyük günah işleyen dinden çıkar ve kâfir olur. Ölünce ebedî olarak Cehennem’de kalır. Azabı kâfirlerinkinden farklı olmaz.2. Mu‘tezile’ye göre büyük günah işleyen dinden çıkar ise de kâfir olmaz, iman ile küfür arasında kalır. Ne mümin ne kafir sayılır. Ölünceye kadar tevbe etmesi beklenir. Tevbe etmeden ölürse ebedî olarak Cehennem’de kalır, fakat azabı inkârcılarınkinden hafif olur.3. Mürcie’ye göre konu hakkında hüküm vermemek ve sorunu âhirete ertelemek uygundur.4. Ehl-i sünnet’e göre günahlar helal sayılarak işlenmediği müddetçe kişiyi dinden çıkarmaz. Fakat günahlar imana zarar verir ve sahibi âhirette cezalandırılır. Ne var ki, Allah dilerse onları af edebilir. Yukarıdakilerden hangileri İslam aleminde Hz.Peygamber (s.a.v) öldükten sonra meydana gelen siyasi anlaşmazlıklar ve iç savaşlar neticesinde ortaya çıkan sorular etrafındaki görüşlerdendir?

Seçenekler

A
1-3
B
1-2
C
1-2-4
D
2-3-4
E
1-2-3-4
Açıklama:
Kelâm ilminin doğuşuna tesir eden etkenleri özetleyebilecek,
Hz. Peygamber’in vefatından sonra hilafet görevini yürüten ilk iki halife Hz.Ebû Bekir ve Hz. Ömer devrinde Müslümanlar arasında birlik, beraberlik ve sükûnet hâkim idi. Ancak, üçüncü halife Hz. Osman’ın hilafetinin özellikle son dönemlerinde idareyle ilgili siyâsî sorunlar nedeniyle huzur ve sükûnet bozularak yerini çatışma ve kargaşa aldı. Gittikçe büyüyen kargaşa sonucunda Hz. Osman şehid edildi. Yerine halife olarak Hz. Ali seçildi. Hz. Ali döneminde de siyâsî istikrar sağlanamadı. Hz. Osman’ın öldürülme nedenleri ve olayın sorumluları etrafında gelişen tartışma ve sürtüşmeler sonucunda adına iç savaşlar denilen Cemel (36/656) ve Sıffin (37/657) vakâları peş peşe yaşandı. Binlerce insan öldürüldü. İslâm tarihinde Müslüman toplumun bizzat içerisinde meydana gelen bu üç olayın her birisi tamamen siyâsîdir. Dolayısıyla bu olaylar meydana gelirken ortada kelâmî bir problem yoktur. Ancak, olaylar olup bittikten sonra İslâm düşüncesinde kelâmî muhtevada ciddi ve çözümü güç birçok soru ve sorun ortaya çıkmıştır. Aslında Müslümanlar daha önceleri Hz. Peygamber döneminde, ilk iki halife devrinde çeşitli savaşlara katılmışlar, ölüm ve öldürmehâdiseleriyle karşılaşmışlardı. Ama bizzat kendi içlerinde ve birbirlerinekarşı böyle bir mücadele yaşanmamış ve bu ölçülerde ağır sonuçlarlakarşılaşmamışlardı. Onun için bu olayların sonucunda, daha önce sorulmamış sualler soruluyor ve bunlara cevaplar aranıyordu.Hz. Osman’ın şehadeti, Cemel ve Sıffîn olayları sonucunda ortaya çıkankelâmî problemleri başlıklar halinde şöyle sıralayabiliriz:1. Büyük günah işleyen kişi (mürtekib-i kebîre)nin dindeki durumu. İslâm’da adam öldürme Kur’ân’ın açık beyanıyla büyük bir günahtır. (bk. en-Nisâ, 4/92-93). Bu olaylarda öldürme hâdiseleri vardır ve ölen de öldüren de Müslüman’dır. O halde büyük günah işleyen bir müminin iman bakımından dindeki konumu nedir?Bu önemli soruya cevap aranırken birçok kelâmî ekol ortaya çıkmış vekonuyu detaylarıyla tartışarak cevaplandırmaya çalışmışlardır. Sözgelimi Sıffîn savaşı sonucunda, bu soruya ve bununla ilgili diğer sorulara kendilerince cevap arayan Hâricîler denilen müstakil bir fırka doğmuştur. Anılan sorular etrafında ortaya çıkan görüşleri kısaca şöyle ifade ve tasnif etmek mümkündür:a. Hâricîlere göre adam öldürmek gibi bir büyük günah işleyen dindençıkar ve kâfir olur. Ölünce ebedî olarak Cehennem’de kalır. Azabıkâfirlerinkinden farklı olmaz.b. Mu‘tezile’ye göre büyük günah işleyen dinden çıkar ise de kâfir olmaz,iman ile küfür arasında kalır. Ne mümin ne kafir sayılır. Ölünceye kadartevbe etmesi beklenir. Tevbe etmeden ölürse ebedî olarak Cehennem’dekalır, fakat azabı inkârcılarınkinden hafif olur.c. Mürcie’ye göre konu hakkında hüküm vermemek ve sorunu âhireteertelemek uygundur.d. Ehl-i sünnet’e göre günahlar helal sayılarak işlenmediği müddetçe kişiyi dinden çıkarmaz. Fakat günahlar imana zarar verir ve sahibi âhirettecezalandırılır. Ne var ki, Allah dilerse onları af edebilir.

Soru 66

Aşağıdakilerden hangisi kelâm ilminin doğuşuna tesir eden etkenlerden biri değildir?

Seçenekler

A
Tercüme faaliyetleri
B
Siyâsî, sosyal sebepler
C
Kur’ân ve Sünnet’in anlaşılma çabası
D
İnsan faktörü
E
Amelî konulardaki gevşeklik
Açıklama:
Kelâm ilminin doğuşuna tesir eden etkenleri özetleyebilecek,
kelâm ilminin doğuşunu hazırlayan nedenler etrafında yapılan ilmî tartışmalar ve geliştirilen yorumlar Kur’ân muhtevasının itikadî anlamda bir tefsiri konumundadır. Kelamı, ameli konularla ilgilenen bir ilim olmadığından sorunun doğru cevabı E şıkkı; ameli konulardaki gevşekliktir.

Soru 67

Aşağıdakilerden hangisi ilk kelam ekolu Mu‘tezile’nin önderidir?

Seçenekler

A
Mâturîdî
B
Vâsıl b. Ata
C
Fârâbî
D
Gazzâlî
E
Bakillânî
Açıklama:
Kelâm ilminin geçirdiği süreci değerlendirebileceksiniz,
Mu‘tezile’nin fikir önderi ve imamı olan Vâsıl b. Atâ’dır (ö. 131/748). Dolayısıyla sorunun doğru cevabı B şıkkı; Vâsıl b. Atâ’dır.

Ünite 3

Soru 1

Kaderin olmadığı, ezelde kulların fillerinin belirlenmediği fikrini toplumda yüksek sesle ilk ortaya atan kimdir?

Seçenekler

A
Ma’bed el-Cühenî
B
Ebû Zer el-Gıfârî
C
Ebû Hureyre
D
Hasan-ı Basrî
E
Gaylân ed-Dımaşkî
Açıklama:
İslam coğrafyasının genişlemesine paralel olarak bir takım fikrî gelişmeler
meydana gelmiştir. Bu gelişmeler içerisinde kaza ve kader meselesi de vardır.
Kaderin olmadığı, ezelde kulların fillerinin belirlenmediği fikrini toplumda
yüksek sesle ilk ortaya atanın Ma’bed el-Cühenî’dir (80/699). Gaylân edDımaşkî (ö. 120/738 civarı) de bu konuda benzer fikirleri savunmuştur. Doğru yanıt A'dır.

Soru 2

Ma’bed el-Cühenî'nin kader yorumu ve inandığı düşünceleri açıkça söyleme tavrı hangi mezhep üzerinde etkili olmuştur?

Seçenekler

A
Maliki
B
Mu‘tezile
C
Hanbeli
D
Şafii
E
Caferiye
Açıklama:
Ma’bed’in, isyanın ardından Mekke’de yaralı olarak ele geçirildiğinde Hasan-ı Basrî’nin tavsiyelerine uymadığından dolayı pişmanlığını dile getirdi. Buna rağmen Haccâc’ın kader ve kaza konusundaki alaycı soruları karşısında fikrinin arkasında durdu ve yılgınlık göstermedi. Siyasî düşünce ve faaliyetleri sebebiyle idama mahkûm edildi. Öyle görünüyor ki, onun kaderi yok saymasının ardında yatan neden Emevîlerin keyfî yönetim şekli ve haksız uygulamalarıdır. Çünkü onlar bu haksız uygulamalarının sorumluluğunu kadere yükleyerek işten sıyrılmak istiyorlardı. Buna karşılık Ma’bed, hangi konumda olursa olsun insanların kendi yapıp-ettiklerinden sorumlu olduğunu söylüyordu. Onun kader yorumu ve inandığı düşünceleri açıkça söyleme tavrı, Mu‘tezile üzerinde ciddi tesirleri olmuştur. Bundan dolayı bazı Mu‘tezilî alimler onu Mu‘tezile’nin Medine grubu içinde saymışlardır. Yahya b. Maîn, Ebû Hatim, Dârekutnî, İbn Hacer gibi alimler ise onu hadîs rivayetinde güvenilir kişilerden kabul etmişlerdir. Doğru yanıt B'dir.

Soru 3

İrade hürriyeti konusundaki fikirleriyle Ma’bed el-Cühenî ile birlikte ilk Kaderiyye fırkasının doğuşunu hazırlayan tabiûn dönemi âlimlerinden biridir, ancak hayatı hakkında fazla bilgi yoktur. Başlangıçta Emevî halifeleriyle yakın ilişkisi vardı. Ancak sonraları kaderi inkâr düşüncesine gitti. Bu fikrini halka açıklayıp onları yönetime karşı kışkırttı, Emevîlerin parasal politikalarını eleştirdi. Daha da ileri giderek Emevî halifeliğini tanımadığını ilan etti. Bu da onun idamını getirdi.
Yukarıdaki paragrafta kimden bahsedilmektedir?

Seçenekler

A
Ma’bed el-Cühenî
B
Ebû Hanîfe
C
Gaylân ed-Dımaşkî
D
Cehm b. Safvân
E
Ca‘d b. Dirhem
Açıklama:
Gaylân b. Müslim ed-Dımaşkî el-Kıbtî (ö. 120/738 civarı) irade hürriyeti konusundaki fikirleriyle Ma’bed el-Cühenî ile birlikte ilk Kaderiyye fırkasının doğuşunu hazırlayan tabiûn dönemi âlimlerinden biridir, ancak hayatı hakkında fazla bilgi yoktur. Başlangıçta Gaylân’ın Emevî halifeleriyle yakın ilişkisi vardı. Ancak sonraları kaderi inkâr düşüncesine gitti. Bu fikrini halka açıklayıp onları yönetime karşı kışkırttı, Emevîlerin parasal politikalarını eleştirdi. Daha da ileri giderek Emevî halifeliğini tanımadığını ilan etti. Bu da onun idamını getirdi. Gaylân, bazı kaynaklarda Kaderiye’ye, bazılarında Mürcie’ye, bir kısmında Kaderî Mürcie’ye, bir kısmında ise Mu‘tezile’ye mensup bir âlim olarak gösterilmektedir. Gaylân’ın Mürcie’den sayılmasına muhtemelen onun, imanı “kalbin tasdiki ve dilin ikrarı” şeklinde tanımlaması, ameli imana dahil etmemesi ve büyük günah işleyenin kâfir olmadığı şeklindeki görüşleri sebebiyet vermiştir. Doğru yanıt C'dir.

Soru 4

Aşağıdakilerden hangisi Ma’bed el-Cühenî ve Gaylân ed Dımaşkî'nin görüşlerinde ki ortak noktalarından birisidir?

Seçenekler

A
Mezhebi inkar etme
B
Ameli inkar etme
C
Kaderi inkar etme
D
Melekleri inkar etme
E
Kur'an'dan önceki kudsi kitapları inkar etme
Açıklama:
İslam coğrafyasının genişlemesine paralel olarak bir takım fikrî gelişmeler meydana gelmiştir. Bu gelişmeler içerisinde kaza ve kader meselesi de vardır. Kaderin olmadığı, ezelde kulların fillerinin belirlenmediği fikrini toplumda yüksek sesle ilk ortaya atanın Ma’bed el-Cühenî’dir (80/699). Gaylân edDımaşkî (ö. 120/738 civarı) de bu konuda benzer fikirleri savunmuştur. Bu konuda önemli olan husus, iki şahsın kader konusunda müslümanlar arasında ilk defa konuşanlar olmaları, kaderi inkâr ederek insanı fillerinde
hür kabul etmeleri ve insanı kudret sahibi olarak görmeleridir. Bu iki zatın kader ile ilgili görüşleri Kaderiyye mezhebinin aslını teşkil etmiş, bu görüşü benimseyenlere kaderî denilmiştir. Doğru yanıt C'dir.

Soru 5

Tabiûn neslinden olup, İslam düşünce tarihinde ilâhî sıfatlar, halku’l-Kur’ân ve insanların fiilleri gibi itikadî konuları ilk defa tartışmaya açan kelâmcılardan biridir. Hayatının ilk dönemleri hakkında bilgi yoktur. Aslen Harranlı olduğu ileri sürülmüştür. Akaid konularını akılcı bir yaklaşımla ele alışı, onun eski felsefî kültür merkezlerinden biri sayılan Harran’da doğmuş ve yetişmiş olması ihtimalini güçlendirmektedir. Yukarıdaki paragrafta islam kelamcılarından hangisi anlatılmaktadır?

Seçenekler

A
Ebû Hatim
B
Gaylân b. Müslim ed-Dımaşkî
C
Cehm b. Safvân
D
Ca‘d b. Dirhem
E
Dârekutnî
Açıklama:
Ca‘d b. Dirhem (ö. 124/742 [?]) tabiûn neslinden olup, İslam düşünce tarihinde ilâhî sıfatlar, halku’l-Kur’ân ve insanların fiilleri gibi itikadî konuları ilk defa tartışmaya açan kelâmcılardan biridir. Hayatının ilk dönemleri hakkında bilgi yoktur. Aslen Harranlı olduğu ileri sürülmüştür. Akaid konularını akılcı bir yaklaşımla ele alışı, onun eski felsefî kültür merkezlerinden biri sayılan Harran’da doğmuş ve yetişmiş olması ihtimalini güçlendirmektedir. Doğru yanıt D'dir.

Soru 6

Aşağıdakilerden hangisi Cehm b. Safvân es-Semerkandî et-Tirmizî'nin İslam hakkındaki görüşlerinden biri değildir?

Seçenekler

A
Allah, ahirette görülemeyecektir.
B
İman, Allah’ı bilmek, küfür ise bilmemektir.
C
Kullar mutlak cebr altındadır.
D
Kur’ân mahlûktur.
E
Allah, ezelde âlim ve kâdir sıfatlarına sahiptir.
Açıklama:
Cehm, çağdaşı Ebû Hanîfe ve Vâsıl b. Atâ ile de fikir alışverişinde bulunmuş ve talebeleriyle tartışmıştır. Ayrıca ünlü tefsirci Mukâtil b. Süleyman ile de münazaralarda bulunmuştur. Onun görüşleri ana hatlarıyla şöyledir:
1. Ulûhiyet: Cehm b. Safvân’a göre, Allah’a subutî ve haberî sıfatlar nisbet edilemez. Allah yaratıklara ait hiçbir sıfatla nitelendirilemez. Zira bu durum, teşbih, yani Allah’ı kullara benzetme anlamına gelir Allah’tan başka her şey sonradan yaratılmıştır. Allah, ezelde âlim ve kâdir sıfatlarına sahip değildir. Çünkü ezelde ilâhî ilim ve kudrete konu teşkil edecek bir nesne bulunmamaktadır. Dolayısıyla Allah’ın ilmi hâdistir; bu sebeple bir varlığı yaratmadan önce onun hakkında bilgi sahibi değildir. Çünkü var olmamış bir şeyi bilmek imkânsızdır.
2. Halku’l-Kur’ân: Kur’an’ın yaratılmışlığı meselesidir. Allah’ın sıfatları ve halku’l-Kur’ân hakkında ilk defa konuşan Ca‘d b. Dirhem olmuştur. Cehm b. Safvân, bu görüşleri ondan almış ve sistemleştirmiştir. Cehm b. Safvân’a göre Kur’ân mahlûktur. Zira kelâm yapılan, edilen, sonradan olma bir fiildir. Bu fiil cisimlerle birlikte bulunur. Dolayısıyla cisim olmaktan münezzeh olan Allah’a nisbet edilemez. Ayrıca konuşma anlamına
gelen kelâm, bir organa ve sese ihtiyaç gösterir. Allah’ın kelâm sıfatı var demek, O’nun konuşması için bazı araçlara ihtiyaç duyması demektir. Hâlbuki O, bunlardan münezzehtir. Öyleyse Allah’ın kelâmı vardır, ancak bu, hâdistir yani yaratılmıştır.
3. Kaza Kader: Cehm, kulların mutlak cebr altında olduklarını öne sürmektedir. O, insanın hiç bir gücünün olmadığını, fiillerinde mecbur olduğunu, fiillerini icra ederken hiçbir iradesinin bulunmadığını, onları Allah’ın yarattığını ileri sürmüş, fiillerin insana izafe edilmesinin mecazî olduğunu iddia etmiştir. Zira insanın fiilleri Allah tarafından takdir edilmekte ve yaratılmaktadır. İnsanın yaptığı fiiller, suyun akması, havanın cereyan etmesi, taşın ve yaprağın düşmesi gibidir.
4. İman: Cehm’e göre iman, Allah’ı bilmek, küfür ise bilmemektir. Diğer bir deyişle iman kalbin marifetidir, bilgisidir; tasdik olmaksızın Allah’ı ve Hz. Peygamberin haber verdiği şeyleri kalben bilmek demektir. Kim Allah’ı hakkıyla bilir ve tanır, daha sonra diliyle inkâr ederse, küfre düşmüş olmaz. Çünkü ilim ve marifet, inkâr ile yok olmaz.
5. Ahiret: Cehm b. Safvân’a göre Allah, ahirette görülemeyecektir. Zira bir şeyin görülebilmesi için onun cisim olması; bir yön ve mekânda bulunması gerekir. Allah Teâlâ cisim olmadığı ve bir yönde bulunmadığı için görülemez. Öte yandan Cehm’e göre kabir azabı, sırat ve mizân da yoktur.
6. Akıl-Nakil: Cehm, nasları serbest bir akılcılıkla yorumlamaya çalışan; akılla nassın çatışması halinde aklın esas alınması ve nassın buna göre te’vil edilmesi gerektiğini savunan ilk kelâmcılardan biridir. Onun, nasslar karşısında aklı yanılmaz bir hakem kabul ettiği anlaşılmaktadır. O, nakil olmadan, akılla iyi ve kötünün bilinebileceği görüşündedir. Doğru yanıt E'dir.

Soru 7

I. Allah Teâlâ her şeyin yaratıcısıdır. II. Kur’ân, Allah kelâmı olup mahlûk değildir. III. Kâinatta meydana gelen her şey Allah’ın takdiri ve kazasına göre cereyan eder. IV. Peygamberlerin gösterdikleri mucizeler haktır. Yukarıdakilerden hangileri Ebu Hanife'nin akaid hakkındaki görüşlerindendir?

Seçenekler

A
I ve II
B
II ve III
C
III ve IV
D
I, II ve III
E
I, II, III ve IV
Açıklama:
Ebû Hanîfe’nin akâid konularındaki görüşleri ana hatlarıyla şöyledir:
1. Ulûhiyet: Allah Teâlâ her şeyin yaratıcısıdır. Her insan, mahlûkat üzerinde düşünerek Allah’ın var olduğunu idrak edebilir. Bundan dolayı dinî bir davetle karşılaşmasa bile yetişkin ve akıllı her insan, Allah’a inanmakla mükelleftir. 2. Halku’l-Kur’ân: Ebû Hanîfe’ye göre Kur’ân, Allah kelâmı olup mahlûk değildir, fakat Kur’ân’ı telaffuz edişimiz ve onu yazışımız mahlûktur. Bununla birlikte Allah’ın kelâmı olan Kur’ân mahlûk değildir.
3. Kader: Kâinatta meydana gelen her şey Allah’ın takdiri ve kazasına göre cereyan eder. Zira Kur’ân ve hadîslerde her şeyin yaratılmadan önce yazıldığı ve meydana gelen şeylerin bu yazıya göre gerçekleştiği açıkça belirtilmiştir. 4. Peygamberlik: Peygamberlerin gösterdikleri mucizeler de haktır. Hz. Peygamberin ayın yarılması (inşikâku’l-kamer) ve mi’rac mucizesi haktır, gerçektir. 5. Ahiret: Kabir azabı haktır, gerçektir. İnsanların ölümden sonra diriltilmeleri ve amellerinin tartılması haktır. Müminlerin günahları sebebiyle âhirette tâbi tutulacakları muamele ise Allah’a kalmıştır. O, dilerse affeder, dilerse azaba uğratır. Sadece peygamberlerin ve naslarda haklarında açıklama bulunan kimseler doğrudan cennete gireceklerdir. Allah Teâlâ, dilediği şekilde ve keyfiyeti bizce bilinmeyen bir tarzda müminler tarafından cennette görülecektir. 6. İman-Amel İlişkisi: Ebû Hanîfe’ye bir insanda imanın gerçekleşmesi için onun şüpheden arınmış kesin bilgiye sahip olmasının yanı sıra bu bilginin doğruluğunu kesin olarak tasdik etmesi ve bu kararını sözlü olarak açıklaması gerekir. Doğru yanıt E'dir.

Soru 8

21/642 yılında Medine’de doğdu. Babası ve annesi azatlı köle idiler. Bu yüzden mevâlîden sayılır. Annesi Hz. Peygamber’in eşi Ümmü Seleme’nin azatlısı ve hizmetkârıydı. Ümmü Seleme onunla yakından ilgilendi ve iyi yetişmesi için her türlü imkanı sağladı. Hz. Ömer başta olmak üzere birçok sahâbînin duasını almıştır. Hz. Ali’nin halife olmasının ardından ailesiyle birlikte Basra’ya gitmiş ve oraya yerleşmiştir. İlmi ve zühdü ile tabiûnun en önde gelen simalarındandır. Pek çok sahabeden ilim almakla birlikte en çok Enes b. Malik’ten istifade etmiştir. Yukarıdaki paragrafta kelam ilmi düşünürlerinden hangisi açıklanmaktadır?

Seçenekler

A
Ebû Hanîfe
B
Hasan-ı Basrî
C
Vâsıl b. Atâ
D
Ca‘d b. Dirhem
E
Cehm b. Safvân
Açıklama:
Hasan-ı Basrî (ö. 110/728), 21/642 yılında Medine’de doğdu. Babası ve annesi azatlı köle idiler. Bu yüzden mevâlîden sayılır. Annesi Hz. Peygamber’in eşi Ümmü Seleme’nin azatlısı ve hizmetkârıydı. Ümmü Seleme onunla yakından ilgilendi ve iyi yetişmesi için her türlü imkanı sağladı. Hasan-ı Basrî, Hz. Ömer başta olmak üzere birçok sahâbînin duasını almıştır. Hz. Ali’nin halife olmasının ardından ailesiyle birlikte Basra’ya gitmiş
ve oraya yerleşmiştir. Hasan-ı Basrî, ilmi ve zühdü ile tabiûnun en önde gelen simalarındandır. Pek çok sahabeden ilim almakla birlikte en çok Enes b. Malik’ten istifade etmiştir. Talebeleri arasında Eyyûb es-Sahtiyânî, Katâde b. Diâme, Amr b. Ubeyd. Vâsıl b. Atâ, Malik b. Dinar gibi alimler bulunmaktadır. Hasan-ı Basrî’nin yaşadığı dönem itikadî mezheplerin teşekkül etmeye başladığı zamana rastlamaktadır. Doğru yanıt B'dir.

Soru 9

Ebu Hanife'nin itikadi görüşleri hangi mezhebin kurulmasına neden olmuştur?

Seçenekler

A
Caferiye mezhebi
B
Kaderiyye mezhebi
C
Hanefî mezhebi
D
Maliki mezhebi
E
Mutezile mezhebi
Açıklama:
Ebû Hanîfe Numan b. Sabit (80-150/699-767), h. 80 yılında Kûfe’de doğmuş, 150 yılında Bağdat’ta vefat etmiştir. O, Hanefî mezhebinin imamı ve büyük bir müctehiddir.
Ebû Hanîfe, fıkıh ilmindeki öncülüğünün yanı sıra kelâm (akaid/elfıkhu’l-ekber) ilmiyle de uğraşmış, bu ilmin temel konularını düzenleyerek ve dönemindeki inkârcı ve bid’atçılarla münakaşalar yapmış, Ehl-i Sünnet kelâmının kurulmasına zemin hazırlamıştır. O, bu tür münakaşa ve münazaralarıyla, Hz. Peygamber’den sahabeye ve sonraki nesillere intikal eden ve o dönem müslümanlarının çoğunluğunca da benimsenen itikadî esasları savunmayı gaye edinmiştir. Doğru yanıt C'dir.

Soru 10

Aşağıdakilerden hangisi Hasan-ı Basrî’nin itikadî görüşlerinden biridir?

Seçenekler

A
Kadınlardan peygamber gönderilmemiştir.
B
Allah Teâlâ’nın kemal sıfatları yoktur.
C
İnsanın fiilleri tamamen kendisine aittir.
D
Hz. İsa'nın kıyametin kopmasından önce nüzulü batıldır.
E
İman artmaz ve eksilmez.
Açıklama:
Hasan-ı Basrî’nin itikadî görüşlerini şöylece özetlemek mümkündür:
1. Ulûhiyyet: Allah Teâlâ’nın kemal sıfatları vardır, onlarla nitelendir. Allah Teâlâ ahirette müminler tarafından görülecektir.
2. Kader: Hasan-ı Basrî, Emevî idaresinin, siyasî iktidar ve icraatlarını meşrulaştırmak için bunların ilâhî irade doğrultusunda gerçekleştiğini iddia etmeleri karşısında öğrencileriyle birlikte mücadele vererek kulların kendi iradeleriyle yapmış olduğu fiillerin ilâhî takdirin zorlayıcı tesiri altında gerçekleşmediğini savunmuştur. Hasan-ı Basrî, Emevî halifesi Abdülmelik b. Mervan’a yazdığı kazakader içerikli mektupta, Selefin inancına aykırı olarak ortaya çıkan cebir telakkisini eleştirmektedir. Mektuba bakıldığında Mu‘tezile’nin kader konusunda muvafık kaldığı bir içeriğe sahip olduğu görülür. Hasan-ı Basrî hakkında yapılan yeni araştırmalarda onun kader konusunda Mu‘tezile ile aynı görüşleri paylaşmadığı; bilakis, kaderin işlenen
günahlar için bir mazeret olarak ileri sürülemeyeceğini vurguladığı belirtilmektedir. Bu açıdan bakıldığında bu görüşlerinin Ehl-i Sünnet anlayışıyla
bağdaştığı söylenebilir. Sonuç olarak Kader Risâlesi’nde, insanın irade ve sorumluluğunu tamamen kaldıran kader anlayışı tenkit edilmektedir. Bu görüşünden dolayı Hasan-ı Basrî’nin kader konusunda Mu‘tezile ile aynı fikirde olması gerekmemektedir. Risalenin, Ehl-i Sünnet’te bulunmayan katı cebir anlayışına karşı yazıldığını söylemek daha isabetli gözükmektedir. 3. Peygamberlik: Kadınlardan peygamber gönderilmemiştir. Hz. Peygamber’in isrâ ve mi’racı bedenen değil ruhen gerçekleşmiştir.
4. Âhiret: Hz. İsa, kıyametin kopmasından önce canlı olarak bulunduğu gökten inecek ve herkes ona iman edecektir. Kalbinde iman bulunup da günahlarının cezasını çekmek üzere cehenneme giren kimseler ilâhî şefaat sayesinde oradan çıkacaklardır. Ergenlik çağına girmeden ölen kâfir çocukları cehenneme girmeyecektir.
5. İman-Amel İlişkisi: Hasan-ı Basrî, gerçek imanın kişiyi dinin buyruklarına itaat etmeye sevk ettiğini belirtmektedir. Amelsiz imanın bir değeri yoktur. Bu sebeple iman artar ve eksilir. Doğru yanıt A'dır.

Soru 11

Kaderin olmadığı, ezelde kulların fillerinin belirlenmediği fikrini toplumda yüksek sesle ilk ortaya atan kelamcı kimdir?

Seçenekler

A
Ca‘d b. Dirhem,
B
Cehm b. Safvân,
C
Gaylân ed-Dımaşkî,
D
Hasan-ı Basrî
E
Ma’bed el-Cühenî
Açıklama:
Kaderin olmadığı, ezelde kulların fillerinin belirlenmediği fikrini toplumda yüksek sesle ilk ortaya atanın Ma’bed el-Cühenî’dir.

Soru 12

........, bazı kaynaklarda Kaderiye’ye, bazılarında Mürcie’ye, bir kısmında Kaderî Mürcie’ye, bir kısmında ise Mu‘tezile’ye mensup bir âlim olarak gösterilmektedir. .........’ın Mürcie’den sayılmasına muhtemelen onun, imanı “kalbin tasdiki ve dilin ikrarı” şeklinde tanımlaması, ameli imana dahil etmemesi ve büyük günah işleyenin kâfir olmadığı şeklindeki görüşleri sebebiyet vermiştir. İrade hürriyeti konusundaki fikirleri Mu‘tezile’nin adalet prensibinin teşekkülünde önemli rol oynamıştır. Bu yüzden, Kaderiye’nin öncülerinden sayılmakta, Ma’bed el-Cühenî’den sonra ikinci önemli isim olarak anılmaktadır.
Yukarıdaki boşluğa aşağıda verilen hangi kelamcı gelmelidir?

Seçenekler

A
Ma’bed el-Cühenî,
B
Ca‘d b. Dirhem,
C
Cehm b. Safvân,
D
Gaylân ed-Dımaşkî,
E
Hasan-ı Basrî,
Açıklama:
Gaylân b. Müslim ed-Dımaşkî el-Kıbtî (ö. 120/738 civarı) irade hürriyeti konusundaki fikirleriyle Ma’bed el-Cühenî ile birlikte ilk Kaderiyye fırkasının doğuşunu hazırlayan tabiûn dönemi âlimlerinden biridir, ancak hayatı hakkında fazla bilgi yoktur.
Başlangıçta Gaylân’ın Emevî halifeleriyle yakın ilişkisi vardı. Ancak sonraları kaderi inkâr düşüncesine gitti. Bu fikrini halka açıklayıp onları yönetime karşı kışkırttı, Emevîlerin parasal politikalarını eleştirdi. Daha da ileri giderek Emevî halifeliğini tanımadığını ilan etti. Bu da onun idamını getirdi. Gaylân, bazı kaynaklarda Kaderiye’ye, bazılarında Mürcie’ye, bir kısmında Kaderî Mürcie’ye, bir kısmında ise Mu‘tezile’ye mensup bir âlim olarak gösterilmektedir. Gaylân’ın Mürcie’den sayılmasına muhtemelen onun, imanı “kalbin tasdiki ve dilin ikrarı” şeklinde tanımlaması, ameli imana dahil etmemesi ve büyük günah işleyenin kâfir olmadığı şeklindeki görüşleri sebebiyet vermiştir. Gaylân, kelâm ilmi ve tarihi bakımından, Kaderiye ve Mu‘tezile’nin benimsediği prensipleri daha önce ortaya koyması bakımından önem arz eder. Nitekim Mu‘tezile’nin “el-usûlü’l-hamse” diye anılan beş temel prensibine temel teşkil eden görüşleri ilk önce o dile getirmiştir. Öte yandan onun ilâhî sıfatların zatın aynı olduğu ile Kur’ân’ın yaratılmış olduğu şeklindeki görüşleri Mu‘tezile’nin tevhid prensibinin temelini oluşturmuştur. Aynı şekilde onun, irade hürriyeti konusundaki fikirleri Mu‘tezile’nin adalet prensibinin teşekkülünde önemli rol oynamıştır. Bu yüzden, Kaderiye’nin öncülerinden sayılmakta, Ma’bed el-Cühenî’den sonra ikinci önemli isim olarak anılmaktadır.

Soru 13

I. Allah Teâlâ’nın zatı dışında kadîm olarak kabul edilebilecek birtakım sıfatları yoktur. Eğer Allah’ın kadîm sıfatları bulunsaydı bu, Allah’tan başka kadîm varlıkların kabul edilmesi demek olduğu için tevhidi ortadan kaldırırdı.
II. Allah, yaratıklara asla benzemez. Buna göre dinî metinlerde zikredilip de Allah’ı yaratıklarla benzerlik taşıyacak şekilde niteleyen “yed”, “vech”, “ayn” gibi tabirlerin Allah’ın zatına yaraşır biçimde tevil edilmeleri gerekir.
III. Kur’ân-ı Kerîm kadîm değil hâdistir, yaratılmıştır.
IV. İnsanın fiilleri tamamen kendisine aittir; o, fiil işleme gücüne (istitâat) ve
iradesine özgürce sahiptir.
Yukarıda verilen fikirler hangi kelamcıya aittir?

Seçenekler

A
Ma’bed el-Cühenî,
B
Ca‘d b. Dirhem,
C
Gaylân ed-Dımaşkî,
D
Hasan-ı Basrî,
E
Ebû Hanîfe.
Açıklama:
Ca‘d b. Dirhem’in bazı kelâmî görüşlerini şu noktalarda toplamak mümkündür:
1- Allah Teâlâ’nın zatı dışında kadîm olarak kabul edilebilecek birtakım sıfatları yoktur. Eğer Allah’ın kadîm sıfatları bulunsaydı bu, Allah’tan başka kadîm varlıkların kabul edilmesi demek olduğu için tevhidi ortadan kaldırırdı.
2- Allah, yaratıklara asla benzemez. Buna göre dinî metinlerde zikredilip de Allah’ı yaratıklarla benzerlik taşıyacak şekilde niteleyen “yed”, “vech”, “ayn” gibi tabirlerin Allah’ın zatına yaraşır biçimde tevil edilmeleri gerekir.
3- Kur’ân-ı Kerîm kadîm değil hâdistir, yaratılmıştır.
4- İnsanın fiilleri tamamen kendisine aittir; o, fiil işleme gücüne (istitâat) ve iradesine özgürce sahiptir.

Soru 14

Allah’tan başka her şey sonradan yaratılmıştır. Allah, ezelde âlim ve kâdir sıfatlarına sahip değildir. Çünkü ezelde ilâhî ilim ve kudrete konu teşkil edecek bir nesne bulunmamaktadır. Dolayısıyla Allah’ın ilmi hâdistir; bu sebeple bir varlığı yaratmadan önce onun hakkında bilgi sahibi değildir. Çünkü var olmamış bir şeyi bilmek imkânsızdır.
Aşağıdaki kavramlardan hangisi Cehm b. Safvan'nın yukarıda verilen düşüncesine karşılık gelir.

Seçenekler

A
Kaza kader
B
Akıl-Nakil
C
Ulûhiyet
D
Ahiret
E
İman
Açıklama:
Cehm b. Safvân’a göre, Allah’a subutî ve haberî sıfatlar nisbet edilemez. Allah yaratıklara ait hiçbir sıfatla nitelendirilemez. Zira bu durum, teşbih, yani Allah’ı kullara benzetme anlamına gelir.Allah’tan başka her şey sonradan yaratılmıştır. Allah, ezelde âlim ve kâdir sıfatlarına sahip değildir. Çünkü ezelde ilâhî ilim ve kudrete konu teşkil edecek bir nesne bulunmamaktadır. Dolayısıyla Allah’ın ilmi hâdistir; bu sebeple bir varlığı yaratmadan önce onun hakkında bilgi sahibi değildir. Çünkü var
olmamış bir şeyi bilmek imkânsızdır. Her şeyi kuşatan sınırsız varlık olan Allah’ın bir yere inmesinden de (nüzul) söz edilemez. Kur’ân ve hadîslerde Allah hakkında zikredilen “yed”, “vech” vb. tabirler, zahirî manalarına alınamazlar. Bunlar akla uygun bir biçimde te’vil edilmelidir. Allah’ı yaratıklara benzetmekten kurtulmak için Allah’a vücûd sıfatını bile isnat etmekten kaçınacak derecede aşırı bir tenzih anlayışı geliştiren Cehm b. Safvân’ın görüşleri daha ziyade ölümünden sonra yayılmış ve bir müddet müstakil bir fırka olarak Cehmiye adıyla devam etmiştir.

Soru 15

Cehm, kulların mutlak cebr altında olduklarını öne sürmektedir. O, insanın hiç bir gücünün olmadığını, fiillerinde mecbur olduğunu, fiillerini icra ederken hiçbir iradesinin bulunmadığını, onları Allah’ın yarattığını ileri sürmüş, fiillerin insana izafe edilmesinin mecazî olduğunu iddia etmiştir. Zira insanın fiilleri Allah tarafından takdir edilmekte ve yaratılmaktadır. İnsanın yaptığı fiiller, suyun akması, havanın cereyan etmesi, taşın ve yaprağın düşmesi gibidir.
Aşağıdaki kavramlardan hangisi Cehm b. Safvan'nın yukarıda verilen düşüncesine karşılık gelir?

Seçenekler

A
Halku’l-Kur’ân
B
. İman:
C
Kaza kader
D
Ahiret
E
Ulûhiyet
Açıklama:
Cehm, kulların mutlak cebr altında olduklarını öne sürmektedir. O, insanın hiç bir gücünün olmadığını, fiillerinde mecbur olduğunu, fiillerini icra ederken hiçbir iradesinin bulunmadığını, onları Allah’ın yarattığını ileri sürmüş, fiillerin insana izafe edilmesinin mecazî olduğunu iddia etmiştir. Zira insanın fiilleri Allah tarafından takdir edilmekte ve yaratılmaktadır. İnsanın yaptığı fiiller, suyun akması, havanın cereyan etmesi, taşın ve yaprağın düşmesi gibidir. İnsanın fiillerini mecburen işlediği ve hiçbir iradesinin olmadığı kabul edilirse ahiretteki durumunun ne olacağına dair getirilen izah da cebr
çerçevesindedir. Allah bir kimse için iyi bir fiil takdir ettiyse, onun için sevap takdir etmiş; bir kimse için de günah takdir ettiyse o kimse için azap takdir etmiş demektir. Cehm b. Safvân, insanın fiilleri ve özgürlüğü konusunda Kaderiyye’nin savunduğu görüşlerin tam aksini savunmaktadır. Doğru cevap C'dir.

Soru 16

..................... fıkıh ilmindeki öncülüğünün yanı sıra kelâm (akaid/elfıkhu’l-ekber) ilmiyle de uğraşmış, bu ilmin temel konularını düzenleyerek ve dönemindeki inkârcı ve bid’atçılarla münakaşalar yapmış, Ehl-i Sünnet kelâmının kurulmasına zemin hazırlamıştır. O, bu tür münakaşa ve münazaralarıyla, Hz. Peygamber’den sahabeye ve sonraki nesillere intikal eden ve o dönem müslümanlarının çoğunluğunca da benimsenen itikadî esasları savunmayı gaye edinmiştir.
Yukarıdaki boşluğa hangi kelamcı gelmelidir?

Seçenekler

A
Ca‘d b. Dirhem,
B
Cehm b. Safvân,
C
Gaylân ed-Dımaşkî,
D
Hasan-ı Basrî,
E
Ebû Hanîfe
Açıklama:
Ebû Hanîfe, fıkıh ilmindeki öncülüğünün yanı sıra kelâm (akaid/elfıkhu’l-ekber) ilmiyle de uğraşmış, bu ilmin temel konularını düzenleyerek ve dönemindeki inkârcı ve bid’atçılarla münakaşalar yapmış, Ehl-i Sünnet kelâmının kurulmasına zemin hazırlamıştır. O, bu tür münakaşa ve münazaralarıyla, Hz. Peygamber’den sahabeye ve sonraki nesillere intikal eden ve o dönem müslümanlarının çoğunluğunca da benimsenen itikadî esasları savunmayı gaye edinmiştir.

Soru 17

Ebû Hanîfe’ye bir insanda imanın gerçekleşmesi için onun şüpheden arınmış kesin bilgiye sahip olmasının yanı sıra bu bilginin doğruluğunu kesin olarak tasdik etmesi ve bu kararını sözlü olarak açıklaması gerekir.
Ebû Hanîfe'nin bu düşüncesinin kavramsal karşılığı hangisidir?

Seçenekler

A
Halku’l-Kur’ân
B
Ahiret
C
İman-Amel İlişkisi
D
Ulûhiyet
E
Tekfîr
Açıklama:
İman-Amel İlişkisi: Ebû Hanîfe’ye bir insanda imanın gerçekleşmesi için onun şüpheden arınmış kesin bilgiye sahip olmasının yanı sıra bu bilginin doğruluğunu kesin olarak tasdik etmesi ve bu kararını sözlü olarak açıklaması gerekir. İman için bunların hiçbiri tek başına yeterli değildir. Aksi halde kalben tasdik etmedikleri halde inandıklarını söyleyen münafıkların ve Hz. Muhammed’in gerçek peygamber olduğunu bilmelerine rağmen nübüvvetini tasdik etmeyen Ehl-i kitap’ın mümin sayılması gerekir.

Soru 18

Ebû Hanîfe’ye göre devlet başkanı, müminlerin bir araya gelip istişarede bulunmaları yoluyla seçilmelidir.
Ebû Hanîfe'nin bu düşüncesinin kavramsal karşılığı nedir?

Seçenekler

A
Peygamberlik
B
Halku’l-Kur’ân
C
İmamet
D
Kader
E
Tekfîr
Açıklama:
İmamet: Ebû Hanîfe’ye göre devlet başkanı, müminlerin bir araya gelip istişarede bulunmaları yoluyla seçilmelidir.
Hz. Ali, muhalifleriyle olan anlaşmazlıklarında haklıdır. Ali evlâdı, hilâfete, idareyi zorla ellerine geçiren Emevî ve Abbâsîlerden daha lâyıktır. Bu kanaatine bağlı olarak Ebû Hanîfe, İmam Zeyd’in ve Ehl-i Beyt’e mensup kişilerin mevcut idareye karşı giriştiği mücadeleleri meşru kabul etmiş, hatta onlara destek vermiştir.

Soru 19

............................., Emevî halifesi Abdülmelik b. Mervan’a yazdığı kazakader içerikli mektupta, Selefin inancına aykırı olarak ortaya çıkan cebir telakkisini eleştirmektedir. Mektuba bakıldığında Mu‘tezile’nin kader konusunda muvafık kaldığı bir içeriğe sahip olduğu görülür.
Yukarıdaki boşluğa hangi kelamcı gelmelidir?

Seçenekler

A
Ma’bed el-Cühenî,
B
Hasan-ı Basrî
C
Cehm b. Safvân,
D
Gaylân ed-Dımaşkî,
E
Ebû Hanîfe
Açıklama:
Hasan-ı Basrî, Emevî halifesi Abdülmelik b. Mervan’a yazdığı kazakader içerikli mektupta, Selefin inancına aykırı olarak ortaya çıkan cebir telakkisini eleştirmektedir. Mektuba bakıldığında Mu‘tezile’nin kader konusunda muvafık kaldığı bir içeriğe sahip olduğu görülür.

Soru 20

Hz. İsa, kıyametin kopmasından önce canlı olarak bulunduğu gökten inecek ve herkes ona iman edecektir. Kalbinde iman bulunup da günahlarının cezasını çekmek üzere cehenneme giren kimseler ilâhî şefaat sayesinde oradan çıkacaklardır. Ergenlik çağına girmeden ölen kâfir çocukları cehenneme girmeyecektir.
Yukarıdaki ahiret düşüncesi hangi kelamcıya aittir?

Seçenekler

A
Ma’bed el-Cühenî,
B
Hasan-ı Basrî
C
Ebû Hanîfe.
D
Cehm b. Safvân,
E
Ca‘d b. Dirhem
Açıklama:
'Hz. İsa, kıyametin kopmasından önce canlı olarak bulunduğu gökten inecek ve herkes ona iman edecektir. Kalbinde iman bulunup da günahlarının cezasını çekmek üzere cehenneme giren kimseler ilâhî şefaat sayesinde oradan çıkacaklardır. Ergenlik çağına girmeden ölen kâfir çocukları cehenneme girmeyecektir' düşüncesi Hasan-ı Basrî'ye aittir.

Soru 21

Kaderin olmadığı, ezelde kulların fillerinin belirlenmediği fikrini toplumda yüksek sesle ilk ortaya atan ilim adamı aşağıdakilerden hangisidir?

Seçenekler

A
Ma’bed el-Cühenî,
B
Ca‘d b. Dirhem,
C
Cehm b. Safvân,
D
Gaylân ed-Dımaşkî,
E
Hasan-ı Basrî,
Açıklama:
İslam coğrafyasının genişlemesine paralel olarak bir takım fikrî gelişmeler meydana gelmiştir. Bu gelişmeler içerisinde kaza ve kader meselesi de vardır. Kaderin olmadığı, ezelde kulların fillerinin belirlenmediği fikrini toplumda yüksek sesle ilk ortaya atanın Ma’bed el-Cühenî’dir (80/699). Doğru cevap A'dır.

Soru 22

İrade hürriyeti konusundaki fikirleriyle ilk Kaderiyye fırkasının doğuşunu hazırlayan tabiûn dönemi âlimlerinden biridir, Emevîlerin parasal politikalarını eleştirmiştir, Emevî halifeliğini tanımadığını ilan etmiştir. İmâmet konusunda liyakat ve vasıf ilkelerine ağırlık vermiştir.
Yukarıda bahsedilen alim aşağıdakilerden hangisidir?

Seçenekler

A
Ma’bed el-Cühenî,
B
Ca‘d b. Dirhem,
C
Cehm b. Safvân,
D
Gaylân ed-Dımaşkî,
E
Hasan-ı Basrî,
Açıklama:
Başlangıçta Gaylân’ın Emevî halifeleriyle yakın ilişkisi vardı. Ancak sonraları kaderi inkâr düşüncesine gitti. Bu fikrini halka açıklayıp onları yönetime karşı kışkırttı, Emevîlerin parasal politikalarını eleştirdi. Daha da ileri giderek Emevî halifeliğini tanımadığını ilan etti. Bu da onun idamını getirdi. Gaylân, imâmet konusunda liyakat ve vasıf ilkelerine ağırlık vermiştir. Doğru cevap D'dir.

Soru 23

İslam düşünce tarihinde ilâhî sıfatlar, halku’l-Kur’ân ve insanların fiilleri gibi itikadî konuları ilk defa tartışmaya açan kelâmcılardan biri olan alim aşağıdakilerden hangisidir?

Seçenekler

A
Ma’bed el-Cühenî,
B
Ca‘d b. Dirhem,
C
Cehm b. Safvân,
D
Gaylân ed-Dımaşkî,
E
Hasan-ı Basrî,
Açıklama:
Ca‘d b. Dirhem (ö. 124/742 [?]) tabiûn neslinden olup, İslam düşünce tarihinde ilâhî sıfatlar, halku’l-Kur’ân ve insanların fiilleri gibi itikadî konuları ilk defa tartışmaya açan kelâmcılardan biridir. Doğru cevap B'dir.

Soru 24

İman konusunda ''Allah’ı bilmek, küfür ise bilmemektir. Diğer bir deyişle iman kalbin marifetidir, bilgisidir; tasdik olmaksızın Allah’ı ve Hz. Peygamberin haber verdiği şeyleri kalben bilmek demektir. Kim Allah’ı hakkıyla bilir ve tanır, daha sonra diliyle inkâr ederse, küfre düşmüş olmaz. Çünkü ilim ve marifet, inkâr ile yok olmaz.'' fikrini ortaya atan alim aşağıdakilerden hangisidir?

Seçenekler

A
Ca‘d b. Dirhem,
B
Cehm b. Safvân,
C
Gaylân ed-Dımaşkî,
D
Hasan-ı Basrî,
E
Ebû Hanîfe
Açıklama:
Cehm’e göre iman, Allah’ı bilmek, küfür ise bilmemektir. Diğer bir deyişle iman kalbin marifetidir, bilgisidir; tasdik olmaksızın Allah’ı ve Hz. Peygamberin haber verdiği şeyleri kalben bilmek demektir. Kim Allah’ı hakkıyla bilir ve tanır, daha sonra diliyle inkâr ederse, küfre düşmüş olmaz. Çünkü ilim ve marifet, inkâr ile yok olmaz. Doğru cevap B'dir.

Soru 25

Ebu Hanefi'ye göre bir kimsenin tekfir edilmesi için aşağıdakilerden hangisini yapmış olması gerekir?

Seçenekler

A
İbadeti terk etmesi
B
Kalben iman etse bile dil ile inkar etmesi
C
Adam öldürmesi
D
Günah işlemeyi helal sayması
E
Yalan söylemesi
Açıklama:
Ebu Hanîfe’ye göre insanların kendi beyanları, ibadet şekilleri ve dinî alâmet sayılan kıyafetleri tekfir sebebi olabilir. Mümin olduğunu söylese de, ilâhî sıfatlan inkâr eden veya bunları yaratıkların sıfatlarına benzeten, kadere inanmayan, Kur’an’da açıkça belirtilen hükümleri kabul etmeyen, günah işlemeyi helâl sayan ve Kur’an’ın bir harfini bile inkâr eden kimse tekfir edilir. Doğru cevap D'dir.

Soru 26

Hasan-ı Basri'nin Uluhiyyet ile ilgili görüşü hangi seçenekte doğru olarak verilmiştir?

Seçenekler

A
Allah Teâlâ’nın kemal sıfatları yoktur.
B
Allah yaratıklara ait hiçbir sıfatla nitelendirilemez.
C
Allah’a subutî ve haberî sıfatlar nisbet edilemez.
D
Allah Teâlâ ahirette müminler tarafından görülecektir.
E
Her insan, mahlûkat üzerinde düşünerek Allah’ın var olduğunu idrak edebilir
Açıklama:
Allah Teâlâ’nın kemal sıfatları vardır, onlarla nitelendir. Allah Teâlâ ahirette müminler tarafından görülecektir. Doğru cevap D'dir.

Soru 27

Kaderiyye mezhebinin kurucusu sayılan alim aşağıdakilerden hangisidir?

Seçenekler

A
Ma’bed el-Cühenî,
B
Ca‘d b. Dirhem,
C
Cehm b. Safvân,
D
Gaylân ed-Dımaşkî,
E
Hasan-ı Basr
Açıklama:
İslam coğrafyasının genişlemesine paralel olarak bir takım fikrî gelişmeler meydana gelmiştir. Bu gelişmeler içerisinde kaza ve kader meselesi de vardır. Kaderin olmadığı, ezelde kulların fillerinin belirlenmediği fikrini toplumda yüksek sesle ilk ortaya atanın Ma’bed el-Cühenî’dir (80/699). Gaylân edDımaşkî (ö. 120/738 civarı) de bu konuda benzer fikirleri savunmuştur. Bu konuda önemli olan husus, iki şahsın kader konusunda müslümanlar arasında ilk defa konuşanlar olmaları, kaderi inkâr ederek insanı fillerinde hür kabul etmeleri ve insanı kudret sahibi olarak görmeleridir. Bu iki zatın kader ile ilgili görüşleri Kaderiyye mezhebinin aslını teşkil etmiş, bu görüşü benimseyenlere kaderî denilmiştir. Doğru cevap A'dır.

Soru 28

Mu‘tezile’nin “el-usûlü’l-hamse” diye anılan beş temel prensibine temel teşkil eden görüşleri, ilâhî sıfatların zatın aynı olduğu ve Kur’ân’ın yaratılmış olduğu şeklindeki görüşleri Mu‘tezile’nin tevhid prensibinin temelini oluşturduğu alim aşağıdakilerden hangisidir?

Seçenekler

A
Ca‘d b. Dirhem,
B
Ebû Hanîfe.
C
Cehm b. Safvân,
D
Gaylân ed-Dımaşkî,
E
Hasan-ı Basrî,
Açıklama:
Gaylân, kelâm ilmi ve tarihi bakımından, Kaderiye ve Mu‘tezile’nin benimsediği prensipleri daha önce ortaya koyması bakımından önem arz eder. Nitekim Mu‘tezile’nin “el-usûlü’l-hamse” diye anılan beş temel prensibine temel teşkil eden görüşleri ilk önce o dile getirmiştir. Öte yandan onun ilâhî sıfatların zatın aynı olduğu ile Kur’ân’ın yaratılmış olduğu şeklindeki görüşleri Mu‘tezile’nin tevhid prensibinin temelini oluşturmuştur. Aynı şekilde onun, irade hürriyeti konusundaki fikirleri Mu‘tezile’nin adalet prensibinin teşekkülünde önemli rol oynamıştır. Bu yüzden, Kaderiye’nin öncülerinden sayılmakta, Ma’bed el-Cühenî’den sonra ikinci önemli isim olarak anılmaktadır. Doğru cevap D'dir.

Soru 29

Hangi alime göre Allah, ahirette görülemeyecektir, kabir azabı, sırat ve mizân da yoktur?

Seçenekler

A
Ma’bed el-Cühenî,
B
Ca‘d b. Dirhem,
C
Cehm b. Safvân,
D
Gaylân ed-Dımaşkî,
E
Hasan-ı Basrî,
Açıklama:
Cehm b. Safvân’a göre Allah, ahirette görülemeyecektir. Zira bir şeyin görülebilmesi için onun cisim olması; bir yön ve mekânda bulunması gerekir. Allah Teâlâ cisim olmadığı ve bir yönde bulunmadığı için görülemez. Öte yandan Cehm’e göre kabir azabı, sırat ve mizân da yoktur. Doğru cevap C'dir.

Soru 30

Hangi alime göre Allah’a inandığı halde Hz. Peygamber’in nübüvvetini benimsemeyen kimse Allah’a da iman etmiş sayılmaz. Çünkü ona iman etmek Allah’ın emirlerinden biridir (bk. en-Nisâ 4/65). Dolayısıyla Allah’a iman eden herkesin Hz. Muhammed’in nübüvvetini de kabul etmesi gerekir?

Seçenekler

A
Hasan-ı Basrî,
B
Ebû Hanîfe
C
Ma’bed el-Cühenî
D
Ca‘d b. Dirhem,
E
Cehm b. Safvân,
Açıklama:
Ebu Hanefi'ye göre Allah’a inandığı halde Hz. Peygamber’in nübüvvetini benimsemeyen kimse Allah’a da iman etmiş sayılmaz. Çünkü ona iman etmek Allah’ın emirlerinden biridir (bk. en-Nisâ 4/65). Dolayısıyla Allah’a iman eden herkesin Hz. Muhammed’in nübüvvetini de kabul etmesi gerekir. Doğru cevap B'dir.

Soru 31

Seçenekte verilen ilim insanlarından hangisi insanı fiillerinde hür kabul etmiş ve bu görüşleriyle kaderiyye mezhebinin aslını oluşturmuştur?

Seçenekler

A
Zemehşari
B
Hasan Basri
C
Cüheni
D
Gazali
E
Abbasi
Açıklama:
Kaderin olmadığı, ezelde kulların fillerinin belirlenmediği fikrini toplumda yüksek sesle ilk ortaya atanın Ma’bed el-Cüheni’dir (80/699). Gaylan ed Dımaşki (ö. 120/738 civarı) de bu konuda benzer fikirleri savunmuştur. Bu konuda önemli olan husus, iki şahsın kader konusunda müslümanlar arasında ilk defa konuşanlar olmaları, kaderi inkar ederek insanı fillerinde hür kabul etmeleri ve insanı kudret sahibi olarak görmeleridir. Bu iki zatın kader ile ilgili görüşleri Kaderiyye mezhebinin aslını teşkil etmiş, bu görüşü benimseyenlere kaderi denilmiştir. Doğru cevap C seçeneğidir.

Soru 32

Seçeneklerde verilen kader yorumlarından hangisi Mabed el Cüheni'ye ait olabilir?

Seçenekler

A
İnsanların kendi yapıp ettiklerini kontrol etme çabaları boşuna bir uğraştır
B
Kişilerin yapacağı herhangi bir eylem olayların sonucunu değiştirmez
C
Hasta olan birinin durumu kabullenip ölümü beklemesi gerekir
D
Kişiler yaptıkları davranışlardan sorumludur
E
İnsan ne kadar çalışırsa çalışsın kaderinde yoksa başarılı olamaz
Açıklama:
Ma’bed, hangi konumda olursa olsun insanların kendi yapıp-ettiklerinden sorumlu olduğunu söylüyordu. Onun kaderi yok saymasının ardında yatan neden Emevilerin keyfi yönetim şekli ve haksız uygulamalarıdır. Çünkü onlar bu haksız uygulamalarının sorumluluğunu kadere yükleyerek işten sıyrılmak istiyorlardı. Dolayısıyla doğru cevap D seçeneğidir.

Soru 33

Seçeneklerde verilenlerden hangisi Gaylan'ın Mürcie Mezhebinden sayılmasına sebep olmuştur?

Seçenekler

A
Ameli, imana dahil etmesi
B
Büyük günah işleyenleri kafir sayması
C
Kaderiyyenin savunucusu olması
D
Tevhid prensibinin temelini oluşturması
E
İmanı “kalbin tasdiki ve dilin ikrarı” şeklinde tanımlaması
Açıklama:
Gaylân, bazı kaynaklarda Kaderiye’ye, bazılarında Mürcie’ye, bir kısmında Kaderi Mürcie’ye, bir kısmında ise Mu‘tezile’ye mensup bir âlim olarak gösterilmektedir. Gaylân’ın Mürcie’den sayılmasına muhtemelen onun, imanı “kalbin tasdiki ve dilin ikrarı” şeklinde tanımlaması, ameli imana dahil etmemesi ve büyük günah işleyenin kâfir olmadığı şeklindeki görüşleri sebebiyet vermiştir. Dolayısıyla doğru cevap E seçeneğidir.

Soru 34

Cad b. Dirhem ile ilgili seçeneklerde verilenlerden hangisi yanlıştır?

Seçenekler

A
Harran'da doğmuş olabileceği düşünülmektedir
B
Allah'ın sıfatları olmadığı anlayışını ileri sürmüştür
C
Görüşlerini Dimask, Basra, Küfe gibi yerleri dolaşarak yaymaya çalışmıştır
D
Selef anlayışına aykırı görüşleri bulunmaktadır
E
İnsanı fiil işleme gücü ve iradesinden kendisinin sorumlu olmadığını ileri sürmüştür
Açıklama:
Eski din ve kültürlerin tesirinde kalarak İslam akaidinde yeni görüşler ortaya attığı söylenen Ca‘d b. Dirhem’in hayatı ve itikadî görüşleri hakkında yeterli bilgi bulunmamaktadır. Bundan dolayı kendisine nisbet edilen görüşlerin ona ait olup olmadığını, ayrıca eski kültürlerden ne ölçüde etkilendiğini belirlemek oldukça güçtür. Ca'd B. Dirhemin ortaya attığı görüşlere bakarsak:
1. Allah Teâlâ’nın zatı dışında kadîm olarak kabul edilebilecek birtakım sıfatları yoktur. Eğer Allah’ın kadîm sıfatları bulunsaydı bu, Allah’tan başka kadîm varlıkların kabul edilmesi demek olduğu için tevhidi ortadan kaldırırdı.
2. Allah, yaratıklara asla benzemez. Buna göre dinî metinlerde zikredilip de Allah’ı yaratıklarla benzerlik taşıyacak şekilde niteleyen “yed”, “vech”, “ayn” gibi tabirlerin Allah’ın zatına yaraşır biçimde tevil edilmeleri gerekir.
3. Kur’ân-ı Kerîm kadîm değil hâdistir, yaratılmıştır.
4. İnsanın fiilleri tamamen kendisine aittir; o, fiil işleme gücüne (istitâat) ve iradesine özgürce sahiptir.
Bu durumda doğru cevap E seçeneğidir. Çünkü insanın fiillerinden kendisini sorumlu tutmuştur.

Soru 35

Cennete girenler, oradaki nimetlerden bir müddet faydalandıktan, cehenneme girenler de belli bir müddet oradaki azabı tattıktan sonra cennet ve cehennem son bulacaktır. Cennet ve cehennemin daimi bir ebediliği söz konusu değildir. Çünkü evveli olmayan
bir sonsuzluk düşünülemeyeceği gibi, sonu olmayan bir sonsuzluk da düşünülemez.
Verilen parça Cehm b. Safvan'ın hangi alandaki görüşüyle alakalıdır?

Seçenekler

A
Halku’l-Kur’ân
B
Kaza Kader
C
İman
D
Ahiret
E
Akil-Nakil
Açıklama:
Ahiret: Cehm b. Safvân’a göre Allah, ahirette görülemeyecektir. Zira bir şeyin görülebilmesi için onun cisim olması; bir yön ve mekanda bulunması gerekir. Allah Teâlâ cisim olmadığı ve bir yönde bulunmadığı için görülemez. Öte yandan Cehm’e göre kabir azabı, sırat ve mizân da yoktur. O, Cennet ve cehennemin ebedî değil fani olduğunu, oraya gireceklerin bir süre sonra yok olacaklarını ileri sürmüştür. Cennete girenler, oradaki nimetlerden bir müddet faydalandıktan, cehenneme girenler de belli bir müddet oradaki azabı tattıktan sonra cennet ve cehennem son bulacaktır. Cennet ve cehennemin daimî bir ebedîliği söz konusu değildir. Çünkü evveli olmayan bir sonsuzluk düşünülemeyeceği gibi, sonu olmayan bir sonsuzluk da düşünülemez. Kur’ân’da cennet ve cehennemim ebediliğiyle ilgili ifadeler hakiki değil, tekit ve mübalağa içindir. Doğru cevap D seçeneğidir.

Soru 36

Cehm B. Safvan'ın kaza ve kaderle ilgili görüşü seçeneklerden hangisinde doğru şekilde verilmiştir?

Seçenekler

A
Allah’tan başka her şey sonradan yaratılmıştır. Allah, ezelde âlim ve kâdir sıfatlarına sahip değildir
B
İnsanın fiilleri Allah tarafından takdir edilmekte ve yaratılmaktadır. İnsanın yaptığı fiiller, suyun akması, havanın cereyan
etmesi, taşın ve yaprağın düşmesi gibidir.
C
Kişi kendi yaptığı fiilerden yine kendi sorumludur
D
İlim marifet ve inkar ile yok olmaz dolayısıyla her şeyde akıl üstünlüğü esastır
E
Kişi yaptığı eylemlerde hiç kimseye ve hiçbir şeye karşı sorumluluk duymamalıdır
Açıklama:
Kaza Kader: Cehm, kulların mutlak cebr altında olduklarını öne sürmektedir. O, insanın hiç bir gücünün olmadığını, fiillerinde mecbur olduğunu, fiillerini icra ederken hiçbir iradesinin bulunmadığını, onları Allah’ın yarattığını ileri sürmüş, fiillerin insana izafe edilmesinin mecazi olduğunu iddia etmiştir. Zira insanın fiilleri Allah tarafından takdir edilmekte ve yaratılmaktadır. İnsanın yaptığı fiiller, suyun akması, havanın cereyan etmesi, taşın ve yaprağın düşmesi gibidir. Dolayısıyla doğru cevap B seçeneğidir.

Soru 37

Ebu Hanife nerede vefat etmiştir?

Seçenekler

A
Şam
B
Bağdat
C
Küfe
D
Basra
E
Tahran
Açıklama:
Ebû Hanîfe Numan b. Sabit (80-150/699-767), h. 80 yılında Kûfe’de doğmuş, 150 yılında Bağdat’ta vefat etmiştir. O, Hanefi mezhebinin imamı ve büyük bir müctehiddir. Doğru cevap B seçeneğidir.

Soru 38

Kader; Allah, herkesin kaderini, kendi iradeleriyle gerçekleştirecekleri şekilde yazmıştır.
Ahiret; İnsanların ölümden sonra diriltilmeleri ve amellerinin tartılması haktır.
Uluhiyet; Yetişkin ve akıllı her insan, Allah’a inanmakla mükelleftir.
Yukarıda verilen görüşler hangi kelamcıya aittir?

Seçenekler

A
Ebu Hanife
B
Cehm B.Safvan
C
Cad.b.Dirhem
D
Gaylan ed-Dımaşkı
E
Mabed Cuheni
Açıklama:
Verilen düşünceler Ebu Hanife'ye aittir. Dolayısıyla doğru cevap A seçeneğidir.

Soru 39

Hangisi Allah'ın zati sıfatlarından biridir?

Seçenekler

A
Hayat
B
İlim
C
Semi
D
Basar
E
Bekâ
Açıklama:
Allahı'ın zati sıfatları: Vücut, Kıdem,Beka,Vahdaniyet,Muhalefetül Havadis,Kıyam Bi Nefsihi; Subiti Sıfatları ise Hayat,İlim,Semi,Basar,İrade, Kudret,Kelam ve Tekvindir. Beka zati sıfatlarından olup Allah'ın varlığının bir başlangıcı ve sonu olmadığını ve sonu olmayacağını ifade eder. Doğru cevap E seçeneğidir.

Soru 40

Hasan Basri'nin ahiret görüşüne göre ergenliğe girmeden ölen kafir çocuklarının durumu ne olacaktır?

Seçenekler

A
Cennette mü'minler gibi muamele göreceklerdir.
B
Cehennem ehli olacaklardır.
C
Hâricî kolu Ezârika'nın iddiasının aksine cehenneme girmeyeceklerdir.
D
Cennette müminlerin hizmetçisi olacaklardır.
E
Durumları hakkında net bir bilgi yoktur.
Açıklama:
Hasan Basri'ye göre ergenlik çağına girmeden ölen kafir çocukları cehenneme girmeyecektir. Dolayısıyla doğru cevap C seçeneğidir. Bu soruyla ilgili olarak Hasan Basri'nin ahiret görüşü farklı kaynaklardan incelenebilir. Soruda ergenliğe girmeden ölen kafir çocukların durumunun Hasan Basri'ye göre açıklanması istenmektedir. Cevabın da C seçeneği olduğu açıkça görülmektedir. (Anadolu Üniversitesi İlâhiyat Önlisans Programı, Kelama giriş sayfa.53) Bunun nedenleriyle ilgili araştırma yapmak için farklı kaynaklardan yardım alınabilir. Cevap C seçeneğidir.

Soru 41

Kaderin olmadığı, ezelde kulların fillerinin belirlenmediği fikrini toplumda yüksek sesle ilk ortaya atan şahsiyet aşağıdakilerden hangisidir?

Seçenekler

A
Hasan-ı Basri
B
Ebû Hanîfe
C
Ma’bed el-Cühenî
D
Gaylân ed-Dımaşki
E
Cehm b. Safvân
Açıklama:
Ma’bed el-Cühenî

Soru 42

Mu‘tezile’nin “elusûlü’l-hamse” diye anılan beş temel prensibine temel teşkil eden görüşleri ilk dile getiren ve imanı “kalbin tasdiki ve dilin ikrarı” şeklinde tanımlayan şahsiyet aşağıdakilerden hangisidir?

Seçenekler

A
Ma’bed el-Cühenî
B
Cehm b. Safvân
C
Gaylân ed-Dımaşkî
D
Amr b. Ubeyd
E
Ca‘d b. Dirhem
Açıklama:
Gaylân ed-Dımaşkî

Soru 43

Aşağıdakilerden hangisi Ca‘d b. Dirhem’in temel kelami görüşlerinden birisidir?

Seçenekler

A
Kur’ân-ı Kerîm kadîm değil hâdistir, yaratılmıştır.
B
İmanı kalbin tasdiki ve dilin ikrarıdır.
C
Kabir azabı, sırat ve mizân yoktur
D
Kur’ân’ı telaffuz edişimiz ve onu yazışımız mahlûktur.
E
Allah’ın ilim, irade, hayat, kudret, kelâm, sem’, basar gibi zatî sıfatları vardır.
Açıklama:
Kur’ân-ı Kerîm kadîm değil hâdistir, yaratılmıştır.

Soru 44

Aşağıdakilerden hangisi Ebû Hanîfe’nin bahsettiği Allah' ın zati sıfatlarından biridir?

Seçenekler

A
Yaratma
B
Diriltme
C
Öldürme
D
Rızık verme
E
İrade
Açıklama:
İrade

Soru 45

Hz. Peygamber’in isrâ ve mi’racı bedenen değil ruhen gerçekleşmiştir görüşünü zikreden şahsiyet aşağıdakilerden hangisidir?

Seçenekler

A
Ebû Hanîfe
B
Hasan-ı Basrî
C
Cehm b. Safvân
D
Ca‘d b. Dirhem
E
Gaylân ed-Dımaşkî
Açıklama:
Hasan-ı Basrî

Soru 46

Aşağıdakilerden hangisi Hasan-ı Basrî ile Ebû Hanîfe' nin ortak düşüncelerinden gösterilebilir?

Seçenekler

A
İlâhî sıfatlar Allah’a nisbet edilemez.
B
Kur’ân’ın mahlûktur.
C
İman kalbin tasdiki ve dilin ikrarıdır
D
Kabir azabı, sırat ve mizân yoktur.
E
Allah’ın kelâmı olan Kur’ân mahlûk değildir.
Açıklama:
Allah’ın kelâmı olan Kur’ân mahlûk değildir.

Soru 47

Allah' ın yaratıklara ait hiçbir sıfatla nitelendirilemeyeceği, zira bu durumun teşbih, yani Allah’ı kullara benzetme anlamına geleceğini savunan şahsiyet aşağıdakilerden hangisidir?

Seçenekler

A
Hasan-ı Basrî
B
Ebû Hanîfe
C
Amr b. Ubeyd
D
Cehm b. Safvân
E
Enes b. Malik
Açıklama:
Cehm b. Safvân

Soru 48

Allah' ın , herkesin kaderini, kendi iradeleriyle gerçekleştirecekleri şekilde yazdığını savunan şahsiyet aşağıdakilerden hangisidir?

Seçenekler

A
Ebû Hanîfe
B
Gaylân ed-Dımaşkî
C
Ma’bed el-Cühenî
D
Cehm b. Safvân
E
Ca‘d b. Dirhem
Açıklama:
Ebû Hanîfe

Soru 49

Aşağıda kelamcılar ve savunduğu düşünceler dikkate alındığında hangi seçenek doğrudur?

Seçenekler

A
Cehm b. Safvân - Subûtî sıfatların gerçek varlıklardır.
B
Hasan-ı Basri - Amel, imandan bir cüz değildir.
C
Ebû Hanîfe - Allah'ın insana dair ezeli yazgısı hükmendir.
D
Cehm b. Safvân - Kur'an, cisim olduğu için yaratılmıştır.
E
Hasan-ı Basri - Allah, ahirette görülmeyecektir.
Açıklama:
Cehm b. Safvân - Kur'an, cisim olduğu için yaratılmıştır.

Soru 50

Hanefi mezhebinin öncüsü olarak kabul edilen zat aşağıdakilerden hangisidir?

Seçenekler

A
Ebû Hanîfe
B
Ebû Yûsuf
C
Ebû Mutî el-Belhi
D
Ebû Mukâtil es-Semerkandî
E
Hasan-ı Basri
Açıklama:
Ebû Hanîfe

Soru 51

I. Ca‘d b. Dirhem II. Ebû Hanîfe III. Cehm b. Safvân IV. Ahmed b. Hanbel V. Gaylân ed-Dımaşkî Yukarıdakilerden hangileri ilk dönem kelâmcılarındandır?

Seçenekler

A
II-III-VI-V
B
I-II-III-IV
C
I-II-III-IV-V
D
I-II-III-V
E
I-II-V
Açıklama:
Kelâm ilminin doğuşunda rol almış Ma’bed el-Cühenî, Gaylân ed-Dımaş- kî, Ca‘d b. Dirhem, Cehm b. Safvân, Hasan-ı Basrî, Ebû Hanîfe’nin kimliklerini tanıyabileceksiniz,
Kelâm ilmi şüphesiz tek bir sebebin sonucu olarak doğmamıştır. Birbirinebağlı birçok sebep ve etkenin neticesi olarak ortaya çıkmıştır.Hz. Peygamber’in ahirete irtihalinden sonra daha önceden gündeme gelmemiş bazı konulara girilmiş, iman esaslarını ilgilendiren bir takım sorulara cevaplar aranmıştır. Öncelikle, müslümanlar arasında cereyan eden olayların akabinde büyük günah işleyenin durumu, imanın mahiyeti, kaza-kader gibi konularda oldukça farklı fikirler ortaya atılmış, fırkalaşmanın temelleri atılmıştır. Kader tartışmaları ve kaderin inkârı bu olayların ardındaki süreçte ortaya çıkmıştır. Yabancı din ve kültür mensuplarıyla karşılaşmalar neticesinde gerek merak, gerek İslam’ı savunma amacıyla daha teorik konulara girilmiş; sıfatların, halku’l-Kur’ân gibi konular tartışılır olmuş; bazı kişilerce Allah’ın sıfatları inkâr edilmiş, bu düşüncenin uzantısı olarak Kur’ân’ın mahlûk olduğu iddia edilmiştir.Felsefî eserlerin tercümeleri bir takım kimselerin, iman esasları etrafındao döneme kadar ifade edilmemiş farklı konuları, farklı içerik ve üslupla ifade ve izah etmelerini de beraberinde getirmiş oldu. Nasslarda zikredilen müteşabih ifadelerin farklı ve aşırı yorumlanmaları mesela teşbih ve tecsime düşen anlayışları ortaya çıkardı. Farklı anlayış düzeyi, metot farklılığı, ilmî yönteme uymadan yorum yapma, bilgisizlik, sonradan müslüman olanların eski kültürleriyle İslam’a bakmaları,İslam’ı içten yıkmak isteyenlerin çabaları gibi başlıklarda toplanabileceketkenlerle İslam inançları etrafında sahabe ve tabiûnun dile getirmediğikonular gündeme gelmeye başladı.Bir takım görüşleriyle olumlu ya da olumsuz, sonradan kelâmilminde bazı anlayışların ve önemli tartışmaların yerleşmesine sebebiyet veren ilk ilim adamlarından Hasan-ı Basrî ve Ebû Hanîfe gibi Ehl-i Sünnet’in öncü ve makbul olarak kabul ettiği şahsiyetlerden Ma’bed el-Cühenî, Cehm b. Safvân, Ca‘d b. Dirhem, Gaylân ed-Dımaşkî gibi Ehl-i Sünnet tarafından bidat düşüncelerin öncüleri olarak kabul edilen şahsiyetler ilk dönem kelâmcılar arasında yer almaktadırlar. Mu‘tezile içinde yer alan Vâsıl b. Ata ve Amr b. Ubeyd gibi kelâmcılar da ilk dönemde gelmiş olanlar arasında yer alırlar .

Soru 52

I. Ca‘d b. DirhemII. Ebû HanîfeIII. Cehm b. SafvânIV. Ahmed b. HanbelV. Gaylân ed-Dımaşkî VI.Vâsıl b. Ata VII.Amr b. Ubeyd Yukarıdakilerden hangileri ilk dönem kelâmcılardan olup, Mu‘tezile içinde yer alırlar?

Seçenekler

A
VI-VII
B
I-VI
C
II-III-V
D
IV-V-VI
E
I-VI-VII
Açıklama:
Kelâm ilminin doğuşunda rol almış Ma’bed el-Cühenî, Gaylân ed-Dımaş- kî, Ca‘d b. Dirhem, Cehm b. Safvân, Hasan-ı Basrî, Ebû Hanîfe’nin kimliklerini tanıyabileceksiniz,
Hasan-ı Basrî ve Ebû Hanîfe gibi Ehl-i Sünnet’in öncü ve makbul olarakkabul ettiği şahsiyetlerle Ma’bed el-Cühenî, Cehm b. Safvân, Ca‘d b. Dirhem,Gaylân ed-Dımaşkî gibi Ehl-i Sünnet tarafından bidat düşüncelerinöncüleri olarak kabul edilen şahsiyetler kelamın öncüleri arasında yer almaktadır. İlk dönem kelâmî şahsiyetler arasında yer alan Vâsıl b. Ata ve Amr b. Ubeyd gibi kelâmcılar aynı zamanda Mu‘tezile içinde yer alır.

Soru 53

I. Kaderi kabul etmeII. Halku’l-Kur’ânIII. SıfatlarIV. İmametV. Kaderi reddetme Ma’bed el-Cühenî yukarıdaki düşüncelerden hangisi-hangileriyle kelâm tarihinde önemli rol oynamıştır?

Seçenekler

A
I-II
B
I-III
C
I
D
V
E
III-V
Açıklama:
Kelâm ilminin doğuşunda rol almış Ma’bed el-Cühenî, Gaylân ed-Dımaş- kî, Ca‘d b. Dirhem, Cehm b. Safvân, Hasan-ı Basrî, Ebû Hanîfe’nin kimliklerini tanıyabileceksiniz,
İslam coğrafyasının genişlemesine paralel olarak bir takım fikrî gelişmeler meydana gelmiştir. Bu gelişmeler içerisinde kaza ve kader meselesi de vardır. Kaderin olmadığı, ezelde kulların fillerinin belirlenmediği fikrini toplumda yüksek sesle ilk ortaya atanın Ma’bed el-Cühenî’dir (80/699). Gaylân edDımaşkî (ö. 120/738 civarı) de bu konuda benzer fikirleri savunmuştur. Bu konuda önemli olan husus, iki şahsın kader konusunda müslümanlar arasında ilk defa konuşanlar olmaları, kaderi inkâr ederek insanı fillerinde hür kabul etmeleri ve insanı kudret sahibi olarak görmeleridir. Bu iki zatın kader ile ilgili görüşleri Kaderiyye mezhebinin aslını teşkil etmiş, bu görüşü benimseyenlere kaderî denilmiştir.

Soru 54

I. Ma’bed el-Cühenî II. Gaylân edDımaşkî III. Ebû HanîfeIV. Cehm b. SafvânV. Ahmed b. Hanbel Yukarıdakilerinden hangisi-hangileri İslam coğrafyasının genişlemesine paralel olarak ortaya çıkan fikrî gelişmelere paralel olarak kaderin olmadığı, ezelde kulların fillerinin belirlenmediği fikrini toplumda yüksek sesle ilk ortaya atan kelamcılardandır?

Seçenekler

A
I-II
B
I
C
I-III-V
D
IV-V
E
II
Açıklama:
Kelâm ilminin doğuşunda rol almış Ma’bed el-Cühenî, Gaylân ed-Dımaş- kî, Ca‘d b. Dirhem, Cehm b. Safvân, Hasan-ı Basrî, Ebû Hanîfe’nin kimliklerini tanıyabileceksiniz,
İslam coğrafyasının genişlemesine paralel olarak bir takım fikrî gelişmeler meydana gelmiştir. Bu gelişmeler içerisinde kaza ve kader meselesi de vardır. Kaderin olmadığı, ezelde kulların fillerinin belirlenmediği fikrini toplumda yüksek sesle ilk ortaya atanın Ma’bed el-Cühenî’dir (80/699). Gaylân edDımaşkî (ö. 120/738 civarı) de bu konuda benzer fikirleri savunmuştur. Bu konuda önemli olan husus, iki şahsın kader konusunda müslümanlar arasında ilk defa konuşanlar olmaları, kaderi inkâr ederek insanı fillerinde hür kabul etmeleri ve insanı kudret sahibi olarak görmeleridir. Bu iki zatın kader ile ilgili görüşleri Kaderiyye mezhebinin aslını teşkil etmiş, bu görüşü benimseyenlere kaderî denilmiştir.

Soru 55

Aşağıdaki ilk kelamcılardan hangisi, insanın fiilleri ve özgürlüğü konusunda Kaderiyye’nin savunduğu görüşlerin tam aksini savunmaktadır.

Seçenekler

A
Ma’bed el-Cühenî
B
Cehm b. Safvân
C
Ca‘d b. Dirhem
D
Hasan-ı Basrî
E
Gaylân ed-Dımaşkî
Açıklama:
Kelâm ilminin doğuşunda rol almış Ma’bed el-Cühenî, Gaylân ed-Dımaş- kî, Ca‘d b. Dirhem, Cehm b. Safvân, Hasan-ı Basrî, Ebû Hanîfe’nin kimliklerini tanıyabileceksiniz,
Cehm, kulların mutlak cebr altında olduklarını öne sürmektedir.O, insanın hiç bir gücünün olmadığını, fiillerinde mecbur olduğunu,fiillerini icra ederken hiçbir iradesinin bulunmadığını, onları Allah’ınyarattığını ileri sürmüş, fiillerin insana izafe edilmesinin mecazî olduğunuiddia etmiştir. Zira insanın fiilleri Allah tarafından takdir edilmekte veyaratılmaktadır. İnsanın yaptığı fiiller, suyun akması, havanın cereyanetmesi, taşın ve yaprağın düşmesi gibidir. İnsanın fiillerini mecburen işlediği ve hiçbir iradesinin olmadığı kabul edilirse ahiretteki durumunun ne olacağına dair getirilen izah da cebr çerçevesindedir. Allah bir kimse için iyi bir fiil takdir ettiyse, onun için sevap takdir etmiş; bir kimse için de günah takdir ettiyse o kimse için azap takdir etmiş demektir. Cehm b. Safvân, insanın fiilleri ve özgürlüğü konusunda Kaderiyye’nin savunduğu görüşlerin tam aksini savunmaktadır.

Soru 56

I. Allah, ahirette müminler tarafından görülecektir.II. Allah, arşa istiva etmiştir.III. Kadınlardan peygamber gönderilmemiştir.IV. Büyük günah işleyen kimse münafıktır. V. İnsanlar, fiillerinde özgür iradeye sahip değillerdir.Yukarıdaki görüşlerden hangisi/hangileri Hasan-ı Basrî’ye aittir?

Seçenekler

A
I
B
II
C
II-IV
D
I-II-IV-V
E
I-II-III-IV
Açıklama:
Bu kelâmcıların inanç konularındaki görüşlerini saptayabileceksiniz,
Hasan-ı Basrî’nin itikadî görüşlerini şöylece özetlemek mümkündür: 1. Ulûhiyyet: Allah Teâlâ’nın kemal sıfatları vardır, onlarla nitelendir. AllahTeâlâ ahirette müminler tarafından görülecektir.2. Kader: Hasan-ı Basrî, Emevî idaresinin, siyasî iktidar ve icraatlarınımeşrulaştırmak için bunların ilâhî irade doğrultusunda gerçekleştiğiniiddia etmeleri karşısında öğrencileriyle birlikte mücadele vererek kullarınkendi iradeleriyle yapmış olduğu fiillerin ilâhî takdirin zorlayıcı tesirialtında gerçekleşmediğini savunmuştur. Hasan-ı Basrî, Emevî halifesi Abdülmelik b. Mervan’a yazdığı kazakader içerikli mektupta, Selefin inancına aykırı olarak ortaya çıkan cebir telakkisini eleştirmektedir. Mektuba bakıldığında Mu‘tezile’nin kaderkonusunda muvafık kaldığı bir içeriğe sahip olduğu görülür. Hasan-ı Basrî hakkında yapılan yeni araştırmalarda onun kader konusunda Mu‘tezile ile aynı görüşleri paylaşmadığı; bilakis, kaderin işlenen günahlar için bir mazeret olarak ileri sürülemeyeceğini vurguladığı belirtilmektedir. Bu açıdan bakıldığında bu görüşlerinin Ehl-i Sünnet anlayışıyla bağdaştığı söylenebilir.Sonuç olarak Kader Risâlesi’nde, insanın irade ve sorumluluğunu tamamen kaldıran kader anlayışı tenkit edilmektedir. Bu görüşünden dolayı Hasan-ı Basrî’nin kader konusunda Mu‘tezile ile aynı fikirde olması gerekmemektedir.Risalenin, Ehl-i Sünnet’te bulunmayan katı cebir anlayışına karşı yazıldığını söylemek daha isabetli gözükmektedir. 3. Peygamberlik: Kadınlardan peygamber gönderilmemiştir. Hz. Peygamber’in isrâ ve mi’racı bedenen değil ruhen gerçekleşmiştir.4. Âhiret: Hz. İsa, kıyametin kopmasından önce canlı olarak bulunduğu gökten inecek ve herkes ona iman edecektir. Kalbinde iman bulunup dagünahlarının cezasını çekmek üzere cehenneme giren kimseler ilâhî şefaat sayesinde oradan çıkacaklardır. Ergenlik çağına girmeden ölen kâfir çocukları cehenneme girmeyecektir.5. İman-Amel İlişkisi: Hasan-ı Basrî, gerçek imanın kişiyi dinin buyruklarınaitaat etmeye sevk ettiğini belirtmektedir. Amelsiz imanın bir değeriyoktur. Bu sebeple iman artar ve eksilir. Büyük günah (kebire) işleyen kimse münafıktır. Ancak buradaki “münafık” kelimesini gerçekte kâfir anlamına dinî manada değil sözlük anlamında değerlendirmek gerektiği belirtilmektedir. Nitekim Hasan-ı Basrî’nin büyük günah işleyeni mümin olarak kabul ettiğini nakledenler de olmuştur.

Ünite 4

Soru 1

I. Mu'tezile Mezhebi'nin adının çıkış noktası Hz. Ali ile Hz. Aişe ve Hz. Muaviye arasındaki olaylarda hiçbir tarafa
katılmayan ve çekimser bir yol takip edenlere Mu‘tezile denmesidir.
II. Vâsıl, Hasan-ı Basrî’nin meclisinden kendisi ayrılmamış, bilakis kovulmuştur. Amr b.Ubeyd de Vâsıl’a katılınca
halk onlara “ümmetin görüşünden ayrılanlar” anlamında Mu‘tezile adını vermiştir.
III. Mu'tezile ismi, büyük günah işleyeni imandan da küfürden de ayırmaları sebebiyle verilmiştir.
Mu'tezile Mezhebi'nin adı ve doğuşuyla ilgili olarak yukarıdakilerden hangileri söylenebilir?

Seçenekler

A
Yalnız I
B
I ve II
C
I ve III
D
II ve III
E
I, II ve III
Açıklama:
Bu hususta genellikle kabul edilen görüş, Mu‘tezile’nin ilk defa, Basra’da Vâsıl b. Ata’nın (ö. 131/748) Hasan-ı Basrî’nin (ö.110/728) ders halkasından ayrılmasıyla oluşmaya başladığıdır. Vâsıl’ın ayrılışına sebep olan olay şöyledir:
Bir gün Hasan-ı Basrî’nin ders verdiği Basra camiindeki meclisine gelen bir zat der ki:
- Ey imam! Büyük günah işleyen kişiyi bazıları tekfir etmektedir. Onlara göre büyük günah işlemek küfürdür ve kişiyi dinden çıkarır. Haricîler bunu iddia etmektedirler. Başka bir topluluk ise büyük günah işleyeni önemsememektedir. Bunlara göre büyük günah işleyen kimse iman sahibi ise, bu günah onun imanına zarar vermemektedir. Bunlara göre amel, imanın bir parçası değildir. İmanı olan kimseye günahı zarar vermez.
Bunlar da Mürcie’dir. Büyük günah işleyen hakkında sen ne dersin?
Hasan-ı Basrî böyle bir kişinin imanı ile ameli birbirinden farklı olan manasında münafık olduğunu düşünmektedir. Ancak kendisi bu soruya henüz cevap vermeden öğrencilerinden Vâsıl b. Ata şöyle der:
- Ben, büyük günah işleyen kimseye ne gerçek mü’min ne gerçek kâfir diyebilirim; böyle bir kimse iki mertebe arasında bir mertebededir (elmenzile beyne’l-menzileteyn). Dolayısıyla o, mü’min de değildir, kâfir de değildir.
Bu sözleriyle Vâsıl, büyük günah işleyen hakkında şimdiye kadarki görüşlerden farklı yeni bir görüş ortaya koyuyordu. Bu olayın ardından Hasan-ı Basrî’nin meclisini terk eden Vâsıl’a daha sonra arkadaşı Amr b. Ubeyd
(ö.144/761) de katıldı. Bunun üzerine Hasan-ı Basrî, “Vâsıl bizden ayrıldı” anlamına gelen “kad i‘tezele annâ Vâsıl” ifadesini kullandı.
Bir diğer görüşe göre Vâsıl, Hasan-ı Basrî’nin meclisinden kendisi ayrılmamış, bilakis kovulmuştur. Amr b.Ubeyd de Vâsıl’a katılınca halk onlara “ümmetin görüşünden ayrılanlar” anlamında Mu‘tezile adını vermiştir. Mu‘tezile ismi, ister Hasan-ı Basrî, ister halk tarafından verilmiş olsun bu ifade, henüz Hasan-ı Basrî hayattayken onunla öğrencileri Vâsıl ve Amr arasındaki büyük günah meselesine farklı yaklaşımlardan dolayı verilmiştir.
2. Bu isim kendilerine, büyük günah işleyeni imandan da küfürden de ayırmaları sebebiyle verilmiştir.
3. Büyük günah meselesinde el-menzile görüşünü ileri süren Vâsıl ve arkadaşları, o güne kadar Müslümanların büyük günah işleyenler hakkındaki mevcut görüşlerin hepsinden ayrılmaları sebebiyle bu ismi almışlardır.
Esasen i‘tizâl ve mu‘tezile kelimelerinin kullanılışı daha eskidir. Hz. Ali ile Hz. Aişe ve Hz. Muaviye arasındaki olaylarda hiçbir tarafa katılmayan ve çekimser bir yol takip edenlere Mu‘tezile deniliyordu. Fakat bu ilk devirlerdeki kelime anlamıyla “ayrı duranlar” manasındaki “Mu‘tezile” ile kelâm ilmindeki Mu‘tezile mezhebi arasında sadece isim yönünden benzerlik vardır. Yoksa daha sonradan bazı Mu‘tezile ileri gelenlerinin iddia ettikleri gibi birtakım sahabîlerin Mu‘tezilî olmaları söz konusu değildir. Onlara sadece tarafsız kalanlar manasında bu ad verilmektedir. Onların, kelâm ilmindeki Mu‘tezile mezhebi ve bu mezhebin fikirleriyle hiçbir alakaları yoktur.
Cevap D şıkkıdır.

Soru 2

I. Mu'tezile kendisini tevhîd ve adalet ehli olarak tanımlamaktadır.
II. Mu'tezile mezhebi "Mu'tezile" ismini ilk olarak kendileri seçmişlerdir.
III. Halkın çoğunluğu Mu'tezile ismini haktan ve ümmetin genel çizgisinden ayrılanlar anlamında kullanmıştır.
Mu'tezile mezhebinin isimlendirilmesiyle ilgili yukarıdakilerden hangisi/hangileri doğrudur?

Seçenekler

A
Yalnız I
B
Yalnız II
C
Yalnız III
D
I ve II
E
I ve III
Açıklama:
Mu‘tezile kendisini tevhîd ve adâlet ehli olarak tanımlamaktadır. Tevhîd ve adaletin ne anlama geldiği ileride açıklanacaktır. Onların kendilerine verdikleri isimlerden ziyade Mu‘tezile ismi, büyük günah işleyenin durumu, tevhîd, adâlet, kader gibi itikadî-kelâmî konularda bu ekolden farklı düşünen Ehl-i sünnet/ümmetin çoğunluğu tarafından verilmiş bir isim olarak yaygınlık kazanmıştır. Mu‘tezile mensupları, “tevhîd ve adâlet ehli / ehlü’t-tevhîd ve’l-adl” ismini kendilerine layık görseler de bir müddet sonra bu ismi benimsemiş ve kullanır olmuşlardır. Ne var ki Mu‘tezile’nin bu ismi kullandığı mana haktan ve ümmetin genel çizgisinden ayrılanlar anlamında değil kavrama olumlu bir mana yükleyerek şer, şirk ve tüm kötü şeylerden ayrılanlar manasını taşır. Bu bakımdan Hz. İbrahim’in, toplumunda tevhidden uzak unsurlara karşı söylediği “sizi ve Allah’tan başka tapındıklarınızı bırakıp çekiliyorum” (Meryem 19/48) sözlerindeki i’tizal kelimesinin olumlu anlamından istifade etmek istemişlerdir. Doğru cevap E şıkkıdır.

Soru 3

Aşağıdaki verilenlerden hangisi Mu'tezile'nin müslümanlar arasındaki ihtilaflara çözüm arayışları doğrultusunda savunduğu görüşlerdendir?

Seçenekler

A
Kelimeyi şehadeti tasdik edip söyleyen bir kimse farzlardan birini yerine getirmediği takdirde onun kâfir olur.
B
Büyük günah işleyen mümin de değildir, kâfir de değildir, büyük günah işleyen fasıktır.
C
İmana zarar vermediği sürece hiçbir günahın imana zarar veremez, büyük günah işleyenlerin durumları Allah’a havale edilmelidir.
D
Kelimeyi şehadeti tasdik edip söyleyen bir kimse yalnızca büyük günahlardan birini işlediği taktirde kâfir olur.
E
Kendi grupları dışında herkesi tekfir etmişlerdir.
Açıklama:
Haricîler, amellerin imandan bir parça olduğuna inanıyorlardı. Bu, kelimeyi şehadeti tasdik edip söyleyen bir kimsenin farzlardan birini yerine getirmediği yahut büyük günahlardan birini işlediği takdirde onun kâfir olacağı anlamına gelmekteydi. Nitekim Haricîlerden Nâfi’ b. Ezrak, kendi grupları dışında herkesi tekfir etmiş onlarla evlenmenin ve kestiklerini yemenin caiz olmadığını ve kanlarının helal olacağını söylemiştir. Mürcie ise imana zarar vermediği sürece hiçbir günahın imana zarar veremeyeceğini, büyük günah işleyenlerin durumlarının Allah’a havale edilmesi gerektiğini iddia etmiştir. Haricîler şiddet ve sertlik yolunu seçip sadece kendilerini mümin saymış, Mürcie uzlaşmacı bir yol takip ederek karşıt grupları da mümin kabul etmiştir. Mu‘tezile, Haricîler ile Mürcie arasında yer almış, ne Haricîler kadar sert, ne Mürcie kadar yumuşak tutum içine girmiştir. Mu‘tezile’ye göre büyük günah işleyen mümin de değildir, kâfir de değildir. Şu takdirde böyle birisi iman ile küfür arasında bir mertebededir. Mu‘tezile’ye göre bu mertebe, fâsıklık olarak adlandırılır. Cemel ve Sıffîn savaşlarına karışan kimselerin durumlarına Mu‘tezile’nin getirdiği yorum, el-menzile beyne’l-menzileteyn prensibi ortaya çıkmıştır. Cevap B şıkkıdır.

Soru 4

Tarihe "mihne dönemi" olarak geçen dönem Mu'tezile'nin hangi düşüncesiyle ilişkili olarak yaşanmıştır?

Seçenekler

A
İnsanın kendi fiillerini gerçekleştirmesi konusunda tamamen hür olduğu
B
Mu‘tezile’nin el-va‘d ve’l-vaîd prensibi
C
Akılla çelişir gördüğü nakilleri aklın ışığında te’vîl etmeleri
D
Kur’an’ın yaratılmış olduğu anlayışı.
E
Büyük günah işleyen mümin de değildir, kâfir de değildir görüşü
Açıklama:
Mu‘tezile mensupları, tartışma ortamlarında edindiği birikim ve güç ile Abbasî halifelerinden özellikle Me’mun, Mu’tasım (218-228/833-841) ve Vâsık (227-232/841-846) zamanlarında devlet otoritesini de yanlarına alarak
Kur’an’ın yaratılmış olduğu anlayışını başkalarına zorla kabul ettirmeye teşebbüs etmiş, Ahmed b. Hanbel’in (ö. 241/855) de içlerinde bulunduğu pek çok alimin eziyet ve işkence görmelerine sebebiyet vermişlerdir. Bu sıkıntılı
günler tarihe mihne dönemi olarak geçmiştir. Bu olaylar, ilk zamanlar gayet samimi düşüncelerle hareket eden Mu‘tezile’nin daha sonra neden görevini yapamaz hale geldiğini ve Ehl-i Sünnet kelâmının ortaya çıktığını önemli
ölçüde izah etmektedir. Cevap D şıkkıdır.

Soru 5

I. Allah’ın bir ve kadîm olması, O’nun en özel sıfatlarıdır. II. Allah'ın ahirette görülebileceğini kabul eder. III. Allah âlimdir, kâdirdir gibi hükümleri Allah'a izafe etmez. Mu'tezile'nin tevhid inancıyla ilgili olarak yukarıdakilerden hangisi ya da hangileri doğrudur?

Seçenekler

A
Yalnız I
B
Yalnız II
C
I ve II
D
I ve III
E
II ve III
Açıklama:
Cevap 72., 73. ve 74. sayfalarda bulunmaktadır.
Onlara göre Allah birdir, eşi ve benzeri yoktur. Allah’ın bir ve kadîm olması, O’nun en özel sıfatlarıdır. Eğer Allah’ın kadîm oluşu dışında O’na çeşitli sıfatlar isnad edilirse Allah’tan başka birçok kadîm varlığın mevcudiyeti kabul edilmiş olur. Böylece teaddüd-i kudemâ yani kadîm varlıkların çokluğu ortaya çıkar ki bu durum, Allah’ın birliği gerçeğine aykırıdır. Mu‘tezile, Ehl-i Sünnet’in Allah’a izafe ettiği subutî sıfatları iki gruba ayırmaktadır. Birinci grup siga bakımından da sıfat olan hayy, alim, kadir gibi masdardan türetilen kelimelerdir. Mu'tezile bu sıfatları Allah’a izafe eder. İkinci grup ise hayat, ilim, kudret… gibi masdar sigasındaki kelimelerdir. Mu‘tezile, işte bu grubu Allah’a izafe etmez. Buna göre Mu‘tezile, Allah âlimdir, kâdirdir gibi hükümleri kabul etmekle birlikte Allah’ın ilmi vardır, kudreti vardır gibi hükümleri kabul etmez. Allah’ın hiçbir varlığa benzemediği ve bu açıdan da tek olduğu inancının bir uzantısı olarak Mu‘tezile, Allah’ın ahirette gözle görülemeyeceğini iddia etmiştir. Çünkü onlara göre Allah cisimlere benzemez. Gözle görünen bir şey, bir yönüyle cisimlere benzemiş sayılır. Şu halde tevhîd prensibinin gereği olarak Allah, beşerin ve cisimlerin sıfatlarına benzemediğine göre gözle görülemez. Gözle görülmesi, imkânsızdır. Onlar aklî delillerin yanı sıra “gözler O’nu idrak edemez, hâlbuki O gözleri idrak eder” (En’am 6/103) gibi ayetlerle de delil getirirler. Cevap A şıkkıdır.

Soru 6

Aşağıdaki verilenlerden hangisi Mu'tezile'nin görüşlerinden biri değildir?

Seçenekler

A
Kul, fiilinin hâlıkıdır (yaratıcısıdır). Kader diye bir şey yoktur.
B
Kulun menfaatine en uygun olanı Allah’ın yaratması O’nun üzerine vaciptir.
C
Allah itaatkar kulunu da cezalandırabilir.
D
Allah’ın, kullarına güçlerinin yetmeyeceği bir şeyi teklif etmesi caiz değildir.
E
Allah’ın ölen müşrik çocuklarına azap etmesi caiz değildir.
Açıklama:
Mu'tezlie'ye göre Allah’ın adil olması, kullara ait fiilleri yaratmaması anlamına gelir. Kul işlediği fiili bizzat kendisi varlık alanına çıkarır. Eğer böyle olmayıp da kulların fiillerini Allah yaratmış olsaydı sonrada bu fiillerinden dolayı insanları cezalandırsaydı bu takdirde Allah’ın adaletinden söz edilemezdi. Şu takdirde Allah, kullarına bir şeyi yapıp yapmama gücü vermiştir. Bununla beraber insan hürdür, kendi fiilini kendisi yapar. Eğer insan herhangi bir şeyi yapıp yapmama hürriyetine sahip olmasaydı o takdirde insanın işlediği iyi ve kötü amellerden sevap veya ceza görmesi manasız olurdu. Eğer insanın fiilleri ezelî yazı/kaderde belirlenmiş olsa ve Allah insanları bu fiilleri yapmaya zorlamış farz edilseydi Allah’ın o fiillerden dolayı bir insanı cezalandırması zulüm olmuş olurdu. Hâlbuki Allah adildir; kullarına hiçbir şekilde haksızlık etmez. Kısaca Mu‘tezile’ye göre kul, fiilinin hâlıkıdır (yaratıcısıdır). Kader diye bir şey yoktur. Mu‘tezile’nin adâlet anlayışına göre kulun menfaatine en uygun olanı Allah’ın yaratması O’nun üzerine vaciptir. Zira Allah, kötü ve çirkin bir şeyi yapmaz; yaptığını da en iyi bir şekilde yapar. Bu onun adaletinin gereğidir. Allah’ın Kulun menfaatine en uygun olanı yapmasının vacip oluşu meselesi kelâm ilminde salah-aslah meselesi olarak bilinir. Adâlet anlayışının bir uzantısı olarak Mu‘tezile’ye göre Allah’ın, kullarına güçlerinin yetmeyeceği bir şeyi teklif etmesi caiz değildir. Allah’ın itaatkar kulunu cezalandırmayacağı, ölen müşrik çocuklarına azap etmesinin caiz olmadığı gibi hususlar da Mu‘tezile’nin adâlet anlayışı çerçevesinde varmış olduğu sonuçlardan bazılarıdır. Cevap C şıkkıdır.

Soru 7

I. Büyük günah sahiplerine saygı gösterilemez; bunlar sevilemez ve dost tutulamaz.
II. Büyük günah işleyen insanlarla evlenmek, mirasçı olmak ve bunların cenaze namazını kılmak gibi davranışlar caiz değildir.
III. Mu'tezile için akıl nakilden önce gelir.
Yukarıdakilerden hangisi ya da hangileri Mu'tezile'nin görüşleri arasında yer alır?

Seçenekler

A
Yalnız I
B
I ve II
C
I ve III
D
II ve III
E
I, II ve III
Açıklama:
İki yer arasında bir konum prensibi, Mu‘tezile’ye göre amelin imana dâhil olduğu anlamına gelmektedir. Zira tevbesi yapılmamış büyük günah, tıpkı kâfirler gibi insanı ebedi cehennemde bırakabilmektedir. Mu‘tezile’nin bu ilkeye verdiği anlama göre büyük günah sahibine mümin denilemez. Müminlere yapılan övücü sıfatlar bunlara yapılamaz, bunlara saygı gösterilemez; bunlar sevilemez ve dost tutulamaz. Zira bu türden olumlu muamele ancak müminlerin hakkıdır. Büyük günah işleyenlere Haricîlerin dediği gibi kâfir demek de doğru değildir. Zira bu insanlarla evlenmek, mirasçı olmak ve bunların cenaze namazını kılmak gibi davranışlar caizdir. Mu‘tezile’nin ‘aklın nakilden önce geldiği’ iddiası, onların Kur’an’ı önemsemediği ya da akıl karşısında sıradanlaştırdığı anlamına alınmamalıdır. Bilakis bu yaklaşım, onların nassları yorumlama metodolojilerinin bir parçasıdır. Onların bu görüşleri Ehl-i Sünnet tarafından tenkit edilmiş ve önemli tartışma alanlarından birini oluşturmuştur. Cevap C şıkkıdır.

Soru 8

I. Bağdat ekolü Hz. Ali'nin diğer sahabeden üstün olduğuna inanır.
II. Basra ekolünün amacı daha çok Hz. Peygamber’den intikal eden İslam inancının devamlılığını sağlamak, İslam
inançlarına yöneltilen eleştirileri en iyi biçimde savunmak olmuştur.
III. Bağdat ekolü daha çok amelî yönü öne çıkaran incelemelerde bulunmuştur.
IV. Basra ekolü daha çok varlık meselesini, Bağdat ekolü ise Allah’ın sıfatları konusunu ele almıştır.
V. Basra ekolü, Bağdat ekolüne göre daha fazla Yunan felsefesinin tesirinde kalmıştır.
Yukarıdakilerden hangileri Basra ve Bağdat ekolleriyle ilgili olarak doğrudur?

Seçenekler

A
I, II ve III
B
I, III ve IV
C
II, III ve V
D
III, IV ve V
E
I, II, III, IV ve V
Açıklama:
Basra ve Bağdat ekollerini birbirinden ayıran en belirgin fark, Bağdat ekolünün Hz. Ali’ye olan yaklaşımıdır. Onlara göre Hz. Ali, diğer sahabeden üstündür. Mu‘tezile’nin Basra ekolü, kelâmî meseleleri daha çok teorik biçimde ele almış, bundan dolayı fikrî mücadele taraftarı olmuş, usûl ve furûda hem akla hem de vahye birlikte değer vermişlerdir. Bunların amacı daha çok Hz. Peygamber’den intikal eden İslam inancının devamlılığını sağlamak, İslam inançlarına yöneltilen eleştirileri en iyi biçimde savunmak olmuştur. Bağdat ekolü ise daha çok amelî yönü öne çıkaran incelemelerde bulunmuşlardır. Basra ekolü daha çok Allah’ın sıfatları konusunu, Bağdat ekolü ise varlık meselesini ele almıştır. Bağdat ekolü, Halife Me’mun’un Bağdat’ta başlattığı tercümeler sebebiyle Basra ekolüne göre daha fazla Yunan felsefesinin tesirinde kalmıştır. Cevap A şıkkıdır.

Soru 9

Aşağıdakilerden verilen özelliklerden hangisi Mu'tezile ile ilgili olarak doğru değildir?

Seçenekler

A
Özelikle ilk Mu‘tezilî alimler, ibadetlerine düşkün ve zahid insanlardır.
B
Mu‘tezilîler Kur’an üzerinde yoğunlaşmışlar, bir konuda naklî delil getireceklerse bunun Kur’an’dan olmasına itina göstermişlerdir. Ancak inanç konularında sahih hadîslere yer vermişlerdir.
C
Mu‘tezile, hürriyetçidir; serbest düşünceye ve insanın irade özgürlüğüne büyük önem vermektedir.
D
Mu‘tezilî alimler, daha çok yunan felsefesinin tesirinde kalmışlardır. Onlar ilme ve felsefeye meraklı, araştırmaya ve düşünmeye hevesli kültürlü kimselerdir.
E
Mu‘tezile, Bağdat ve Basra gibi eski medeniyet mensuplarının bulunduğu çok kültürlü bir ortamda zuhur etmiştir.
Açıklama:
Mu‘tezileyle ilgili şu genellemeleri yapmak mümkündür.
1. Mu‘tezile, Bağdat ve Basra gibi eski medeniyet mensuplarının bulunduğu çok kültürlü bir ortamda zuhur etmiştir.
2. Mu‘tezile çok kültürlü ortamlarda Müslümanların kafalarını karıştıranlara ve İslam’ı tenkit edenlere karşı ilk ciddi tepkileri vermiş; muhaliflerine ikna edici ve ilmî cevaplar sunmuşlardır. Bu konuda onların önemli
eserlerinin olduğu kaydedilmektedir.
3. Mu‘tezilî alimler, daha çok yunan felsefesinin tesirinde kalmışlardır. Onlar ilme ve felsefeye meraklı, araştırmaya ve düşünmeye hevesli kültürlü kimselerdir.
4. Mu‘tezile, akılcıdır; akla büyük değer verir. Bundan dolayı bazıları tarafından “ İslam rasyonalistleri” olarak adlandırılmışlardır. Zira onlar akla aykırı gördükleri nassları hemen te’vîl etmekte ve akla uygun bir şekilde tefsir etmektedirler.
5. Mu‘tezile, hürriyetçidir; serbest düşünceye ve insanın irade özgürlüğüne büyük önem vermektedir. Kendi aralarında pek çok gruba ayrılmış olmaları bunun bir göstergesidir. Bu özgürlükçü tutumlarına rağmen özellikle Kur’an’ın yaratılmış bir şey olduğuna dair inançlarını diğer mezheplere mensup âlimlere ve halka zorla kabul ettirme girişimleri bir çelişki ve taassup örneği olmuştur.
6. Özelikle ilk Mu‘tezilî alimler, ibadetlerine düşkün ve zahid insanlardır.
7. Mu‘tezile, İslam dünyasında dinî ve tabiî ilimlerin gelişmesine katkıda bulunmuştur. Onlar dinî ilimlerde akılcılığın, tabiat ilimlerinde deney ve gözlem metodunun kullanılmasında ön ayak olmuşlardır.
8. Mu‘tezilîler Kur’an üzerinde yoğunlaşmışlar, bir konuda naklî delil getireceklerse bunun Kur’an’dan olmasına itina göstermişlerdir. Bu anlayışlarının bir uzantısı olarak sahih de olsa inanç konularında hadîslere yer
vermemişlerdir. Ayrıca Mu‘tezile mensupları, dirayet tefsirine önem veren ve bunun öncülüğünü yapan kimseler olmuşlardır.
9. Ehl-i Sünnet ile ciddi anlamda ihtilafları olsa da Mu‘tezile, pek çok açıdan Sünni kelâma tesir etmiştir. Kelâm metodunun kullanılmasında, ilahî sıfatlar, kesb, cüz-i lâ yetecezzâ, te’vîl ve hudûs gibi konuların işlenmesinde Mu‘tezile’nin Ehl-i Sünnet kelâmına tesiri olmuştur.
Cevap B şıkkıdır.

Soru 10

Mu'tezile ne zaman ortaya çıkmıştır?

Seçenekler

A
Hicri I. asır
B
Hicri II. asır
C
Hicri III. asır
D
Miladi I. asır
E
Miladi II. asır
Açıklama:
Mu‘tezile, hicrî II. asrın başlarında Basra’da ortaya çıkan, kendisine ait özel görüşleri olan ve Kelâmın kurucusu olarak kabul edilen bir ekoldür. Doğru cevap B'dir.

Soru 11

Mu'tezile'nin kullandığı metoda ne denir?

Seçenekler

A
Tevhid
B
Mezheb
C
Usül
D
Kelam
E
el-va'd ve'l-vaid
Açıklama:
İslam akaidini savunmada naklin yanında aklî ve felsefî delillerin kullanılmasını da gerekli gören hatta nakli, aklî prensipler ışığında yorumlama ilkesini öne alarak selefin metodundan farklı bir yol izleyen Mu‘tezile’nin kullandığı metoda kelâm adı verilmiş; bu metotla İslamî akîdelerin savunulmasını üstlenen ilme kelâm ilmi denilmiştir. Doğru cevap D'dir.

Soru 12

Aşağıdakilerden hangisi Mu'tezile isminin anlamlarından biri değildir?

Seçenekler

A
Ayrılanlar
B
Uzaklaşanlar
C
Yalnız kalanlar
D
Bir köşeye çekilenler
E
Akla ve insan iradesine öncelik verenler
Açıklama:
“Mu‘tezile” kelimesi, sözlük anlamı itibariyle “ayrılanlar”, “uzaklaşanlar”, “bir köşeye çekilenler” gibi anlamlara gelmektedir. Terim olarak ise itikadî meselelerin yorumunda akla ve insan iradesine öncelik veren kelâm mezhebi olarak tanımlanabilir. Doğru cevap C'dir.

Soru 13

I. İslam'ı yayma
II. Tercüme faaliyetleri
III. İslam'ı savunma
IV. Felsefeye ilgi
V. İktidarlık mücadeleleri
VI. Müslümanlar arasındaki ihtilaflara çözüm arayışları
Yukarıdakilerden hangileri Mu'tezile'nin doğuşunu hazırlayan sebeplerdendir?

Seçenekler

A
I-II-III-VI
B
I-III-IV-V
C
II-III-V-VI
D
II-III-IV-VI
E
III-IV-V-VI
Açıklama:
Mu‘tezilî fikirlerin ve temel ilkelerin teşekkülünde etkili olan ana faktörleri şu şekilde sıralamak mümkündür:
-Müslümanlar Arasındaki İhtilaflara Çözüm Arayışları
-İslam’ı Savunma
-Tercüme Faaliyetleri
-Felsefeye İlgi
Doğru cevap D'dir.

Soru 14

Mu'tezile geleneği içerisinde yabancı din ve kültürlerle ilişki içerisinde olan ve onlarla mücadelelerde ik öne çıkan kişi kimdir?

Seçenekler

A
Amr b. Ubeyd
B
Bişr b. el-Mu'temir
C
Ebü'l-Huzeyl el-Allaf
D
Hasan Basri
E
Vâsıl b. Ata
Açıklama:
Mu‘tezile geleneği içerisinde yabancı din ve kültürlerle ilişki içerisinde olan ve onlarla mücadelelerde ilk öne çıkan kişi Vâsıl b. Ata’dır. Vâsıl’ın Haricîler, Şia, materyalistler, tabiatçılar (natüralistler) ve Mürcie kelâmını en iyi bilen; İslam’a açıkça zıt görüşleri ve düalistleri(senevîye) en iyi susturan kişi olduğu ifade edilmektedir. Doğru cevap E'dir.

Soru 15

Aşağıdakilerden hangisi Mu'tezile'nin tevhid konusundaki görüşlerine ters düşen bir ifadedir?

Seçenekler

A
Allah'ın bir ve kadim olması O'nun en güzel sıfatıdır.
B
Allah'ın kadim oluşu dışında O'na çeşitli sıfatlar isnad edilebilir.
C
Allah'a ait masdar kalıplarıyla ifade edilen subuti sıfatlar kabul edilemez.
D
Allah zat ve sıfat itibariyle hiçbir varlığa benzemez.
E
Mu'tezileye göre Allah'ın kelam sıfatı yoktur.
Açıklama:
Onlara göre Allah birdir, eşi ve benzeri yoktur. Allah’ın bir ve kadîm olması, O’nun en özel sıfatlarıdır. Eğer Allah’ın kadîm oluşu dışında O’na çeşitli sıfatlar isnad edilirse Allah’tan başka birçok kadîm varlığın mevcudiyeti kabul edilmiş olur. Böylece teaddüd-i kudemâ yani kadîm varlıkların çokluğu ortaya çıkar ki bu durum, Allah’ın birliği gerçeğine aykırıdır. Mu‘tezile, Allah’a ait masdar kalıplarıyla ifade edilen hayat, ilim, kudret, irade... gibi subutî sıfatların varlığını kabul etmemektedir. Mu‘tezile’ye göre Allah’ın kelâm sıfatı da yoktur. Doğru cevap B'dir.

Soru 16

Aşağıdakilerden hangisi Mutezile'nin görüşlerinden değildir?

Seçenekler

A
İyi ve kötü olan şeyler vahiy gelmeden akılla bilinir.
B
Sadece itikadî sahih hadislere güven duyarlar.
C
Haram yiyecekler rızık değildir.
D
Evliyanın kerameti diye birşey yoktur.
E
Katil tarafından öldürülen kişi ecelinden önce ölmüştür.
Açıklama:
Mu‘tezile Kur’an’a çok vurgu yapar. Onlar itikadî konularda sahih bile olsa hadîslere güven duymamaktadırlar. Doğru cevap B'dir.

Soru 17

___ Basra Mu'tezilesi siyasi tartışmalardan uzak duran bir anlayışa sahiptir.
___ Bağdat ekolüne göre Hz. Ali diğer sahabeden üstündür.
___ Basra ekolü, kelamî meseleleri ameli yönü ile ele almıştır.
___ Bağdat ekolü daha çok Allah'ın sıfatları konusunu, Basra ekolü ise varlık meselesini ele almıştır.
___ Bağdat ekolü daha fazla Yunan felsefesinin tesirinde kalmıştır.
Yukarıdaki ifadeleri doğru (D) yanlış (Y) olarak etiketlendirdiğimizde doğru sıralama aşağıdakilerden hangisi olur?

Seçenekler

A
D-Y-Y-D-D
B
Y-D-D-Y-D
C
Y-Y-D-D-Y
D
Y-D-Y-D-Y
E
D-D-Y-Y-D
Açıklama:
Basra Mu‘tezilesi, Mu‘tezile’nin ilk temsilcilerinin de içinde yer aldığı bir ekoldür. Bu ekol, siyasi tartışmalardan ve iktidar ilişkilerinden uzak duran bir anlayışa sahiptir.
Basra ve Bağdat ekollerini birbirinden ayıran en belirgin fark, Bağdat ekolünün Hz. Ali’ye olan yaklaşımıdır. Onlara göre Hz. Ali, diğer sahabeden üstündür.
Mu‘tezile’nin Basra ekolü, kelâmî meseleleri daha çok teorik biçimde ele almış, bundan dolayı fikrî mücadele taraftarı olmuş, usûl ve furûda hem akla hem de vahye birlikte değer vermişlerdir.
Basra ekolü daha çok Allah’ın sıfatları konusunu, Bağdat ekolü ise varlık meselesini ele almıştır. Bağdat ekolü, Halife Me’mun’un Bağdat’ta başlattığı tercümeler sebebiyle Basra ekolüne göre daha fazla Yunan felsefesinin tesirinde kalmıştır. Doğru sıralama E seçeneğinde verilmiştir.

Soru 18

Hangisi Mu‘tezile mezhebini benimseyen beş ekolden biri değildir?

Seçenekler

A
tevhîd
B
ve'l vedud
C
el-va‘d ve’l-vaîd
D
el-menzile beyne’l-menzileteyn
E
el-emru bi’lma’ruf ve’n-nehyu ani’l-münker
Açıklama:
Mu‘tezile mezhebi denilince her birine özel bir anlam yüklenen tevhîd, adâlet, el-va‘d ve’l-vaîd, el-menzile beyne’l-menzileteyn ve el-emru bi’lma’ruf ve’n-nehyu ani’l-münker olarak bilinen beş esası benimseyen bir ekol anlaşılır.

Soru 19

Amellerin imandan bir parça olduğuna inanlar kimlerdir?

Seçenekler

A
Hariciler
B
Murcie
C
Mu'tezile
D
V'el-vaid
E
el-va'd
Açıklama:
Haricîler, amellerin imandan bir parça olduğuna inanıyorlardı. Bu, kelimeyi şehadeti tasdik edip söyleyen bir kimsenin farzlardan birini yerine getirmediği yahut büyük günahlardan birini işlediği takdirde onun kâfir olacağı anlamına gelmekteydi.

Soru 20

Hangisi imana zarar vermediği sürece hiçbir günahın imana zarar veremeyeceğini, büyük günah işleyenlerin durumlarının Allah’a havale edilmesi
gerektiğini iddia etmiştir?

Seçenekler

A
Hariciler
B
Mursiler
C
Mürcie
D
Mu'tezile
E
El-menzile
Açıklama:
Mürcie ise imana zarar vermediği sürece hiçbir günahın imana zarar veremeyeceğini, büyük günah işleyenlerin durumlarının Allah’a havale edilmesi
gerektiğini iddia etmiştir.

Soru 21

Mu‘tezile mensupları, tartışma ortamlarında edindiği birikim ve güç ile Abbasî halifelerinden özellikle Me’mun, Mu’tasım (218-228/833-841) ve Vâsık (227 232/841-846) zamanlarında devlet otoritesini de yanlarına alarak Kur’an’ın yaratılmış olduğu anlayışını başkalarına zorla kabul ettirmeye teşebbüs etmiş, Ahmed b. Hanbel’in (ö. 241/855) de içlerinde bulunduğu pek çok alimin eziyet ve işkence görmelerine sebebiyet vermişlerdir. Bu sıkıntılı günler tarihe hangi isimle geçmiştir?

Seçenekler

A
Fetret dönemi
B
Nizami dönem
C
Kuruluş dönemi
D
Mihne dönemi
E
Muaviye dönemi
Açıklama:
Mu‘tezile mensupları, tartışma ortamlarında edindiği birikim ve güç ile Abbasî halifelerinden özellikle Me’mun, Mu’tasım (218-228/833-841) ve Vâsık (227 232/841-846) zamanlarında devlet otoritesini de yanlarına alarak Kur’an’ın yaratılmış olduğu anlayışını başkalarına zorla kabul ettirmeye teşebbüs etmiş, Ahmed b. Hanbel’in (ö. 241/855) de içlerinde bulunduğu pek çok alimin eziyet ve işkence görmelerine sebebiyet vermişlerdir. Bu sıkıntılı günler tarihe Mihne dönemi olarak geçmiştir.

Soru 22

Allah’a hiçbir şekilde ortak koşulmaması ve birliğinin tasdik edilmesi anlamına gelen kavram hangisidir?

Seçenekler

A
Kelam
B
İlim
C
Tevhid
D
İrade
E
Kudret
Açıklama:
Allah’a hiçbir şekilde ortak koşulmaması ve birliğinin tasdik edilmesi anlamına gelen kavram tevhiddir.

Soru 23

Allah’ın Kulun menfaatine en uygun olanı yapmasının vacip oluşu meselesi kelâm ilminde nasıl adlandırılır?

Seçenekler

A
salah-aslah meselesi
B
ehlü’l-adl
C
el-menzile
D
beyne’l-menzileteyn
E
Emr bi’l-ma’ruf nehy ani’l-münker
Açıklama:
Allah’ın Kulun menfaatine en uygun olanı yapmasının vacip oluşu meselesi kelâm ilminde salah-aslah meselesi olarak bilinir.

Soru 24

Mu‘tezile, adâlet prensibine özel bir önem verdikleri için kendilerine ne ismini vermişlerdir?

Seçenekler

A
ehlü'l-adl
B
va'id
C
el-menzile
D
beyne’l-menzileteyn
E
Emr bi’l-ma’ruf nehy ani’l-münker
Açıklama:
Adâlet anlayışının bir uzantısı olarak Mu‘tezile’ye göre Allah’ın, kullarına güçlerinin yetmeyeceği bir şeyi teklif etmesi caiz değildir.
Mu‘tezile, yukarıda temel özellikleri zikredilen adâlet prensibine özel bir önem verdikleri için kendilerine ehlü'l-adl ismini vermişlerdir.

Soru 25

Bu ekol, siyasi tartışmalardan ve iktidar ilişkilerinden uzak duran bir
anlayışa sahiptir. Mu‘tezile’nin ilk temsilcilerinin de içinde yer aldığı bu ekol hangisidir?

Seçenekler

A
Basra Mu‘tezilesi
B
Bağdat ekolü
C
Vaha ekolu
D
Bağdat Mu‘tezilesi
E
Mutezile ekolü
Açıklama:
Basra Mu‘tezilesi, Mu‘tezile’nin ilk temsilcilerinin de içinde yer aldığı bir ekoldür. Bu ekol, siyasi tartışmalardan ve iktidar ilişkilerinden uzak duran bir anlayışa sahiptir.

Soru 26

Mu‘tezileyle ilgili hangisi yanlıştır?

Seçenekler

A
Mu‘tezile, çok kültürlü bir ortamda zuhur etmemiştir.
B
Mu‘tezile çok kültürlü ortamlarda Müslümanların kafalarını karıştıranlara
ve İslam’ı tenkit edenlere karşı ilk ciddi tepkileri vermiş; muhaliflerine
ikna edici ve ilmî cevaplar sunmuşlardır. Bu konuda onların önemli
eserlerinin olduğu kaydedilmektedir.
C
Mu‘tezilî alimler, daha çok yunan felsefesinin tesirinde kalmışlardır.
Onlar ilme ve felsefeye meraklı, araştırmaya ve düşünmeye hevesli
kültürlü kimselerdir.
D
Mu‘tezile, akılcıdır; akla büyük değer verir. Bundan dolayı bazıları
tarafından “ İslam rasyonalistleri” olarak adlandırılmışlardır. Zira onlar
akla aykırı gördükleri nassları hemen te’vîl etmekte ve akla uygun bir
şekilde tefsir etmektedirler.
E
Özelikle ilk Mu‘tezilî alimler, ibadetlerine düşkün ve zahid insanlardır.
Açıklama:
Mu‘tezile, Bağdat ve Basra gibi eski medeniyet mensuplarının bulunduğu
çok kültürlü bir ortamda zuhur etmiştir.

Soru 27

Hangisi doğru bir bilgi değildir?

Seçenekler

A
Tevhîd, Allah’ı zat ve sıfatlarını birlemek anlamına gelir.
B
Adâlet ilkesi öncelikle ve özellikle kulların irade hürriyetlerine vurgu
yapar.
C
Basra ekolü daha çok teorik konulara önem vermiş, fikrî mücadeleyi öne
çıkarmıştır
D
Bağdat ekolü ise daha çok pratik ve siyasî mücadeleyi öne çıkarmıştır.
E
Mu'tezile, akla çok az önem vermiştir.
Açıklama:
Mu'tezile, akla oldukça önem vermiş; koydukları aklî ilkeleri Kur’an
yorumunda merkeze alarak te’vîl ve mecazı çok işletmişlerdir.

Soru 28

Aşağıdakilerden hangisi Bağdat Mu'tezilesi'nin önde gelen isimlerinden biridir?

Seçenekler

A
Bişr b. Mu'temir
B
Vasıl b. Ata
C
Amr b. Ubeyd
D
Ebu Bekir el-Essam
E
Muammer b. Abad
Açıklama:
Bağdat Mu‘tezilesinin önde gelen bazı temsilcileri şunlardır: Bişr b. Mu’temir (ö. 210/825), Sümâme b. Eşras (ö. 213/828), Ca’fer b. el-Mübeşşir (ö. 234/849), Cafer b. Harb (ö. 236/851), Ahmed b. Ebî Duâd (ö. 240/854), Ebû Ca’fer el-İskâfî (ö. 240/854), Ebü’l-Hüseyin el-Hayyât (ö. 300/913), Ebü’l-Kâsım el-Belhî el-Ka’bî (ö. 319/931). Doğru cevap A'dır.

Soru 29

Aşağıdakilerden hangisi Mu'tezile'nin özelliklerinden değildir?

Seçenekler

A
Eski medeniyet mensuplarının bulunduğu çok kültürlü bir ortamda zuhur etmiştir.
B
Mu‘tezilî alimler, daha çok yunan felsefesinin tesirinde kalmışlardır.
C
Akla aykırı gördükleri nassları hemen te’vîl etmekte ve akla uygun bir şekilde tefsir etmektedirler.
D
Mu'tezile herhangi bir açıdan Ehl-i Sünnet kelamına tesir edememiştir.
E
İslam dünyasında dinî ve tabiî ilimlerin gelişmesine katkıda bulunmuştur.
Açıklama:
Ehl-i Sünnet ile ciddi anlamda ihtilafları olsa da Mu‘tezile, pek çok açıdan Sünni kelâma tesir etmiştir. Kelâm metodunun kullanılmasında, ilahî sıfatlar, kesb, cüz-i lâ yetecezzâ, te’vîl ve hudûs gibi konuların işlenmesinde Mu‘tezile’nin Ehl-i Sünnet kelâmına tesiri olmuştur. Doğru cevap D'dir.

Soru 30

Mu‘tezile mezhebinin kaç esası bulunmaktadır?

Seçenekler

A
2
B
3
C
4
D
5
E
6
Açıklama:
İslam akaidini savunmada naklin yanında aklî ve felsefî delillerin kullanılmasını da gerekli gören hatta nakli, aklî prensipler ışığında yorumlama ilkesini öne alarak selefin metodundan farklı bir yol izleyen Mu‘tezile’nin kullandığı metoda kelâm adı verilmiş; bu metotla İslamî akîdelerin savunulmasını üstlenen ilme kelâm ilmi denilmiştir. Mu‘tezile, bu ilmi ilk defa sistemleştiren ekoldür. Zaman içerisinde geçirdiği aşamalardan sonra Mu‘tezile mezhebi denilince her birine özel bir anlam yüklenen tevhîd, adâlet, el-va‘d ve’lvaîd, el-menzile beyne’l-menzileteyn ve el-emru bi’l-ma’ruf ve’n-nehyu ani’l-münker olarak bilinen beş esası benimseyen bir ekol anlaşılır.

Soru 31

I. Ayrılanlar
II. Uzaklaşanlar
III. İradeye öncelik verenler
IV. Köşeye çekilenler
V. Akla öncelik verenler
Yukarıdakilerden hangileri “Mu‘tezile” kelimesinin sözlük anlamları arasında yer alır?

Seçenekler

A
I, II ve III
B
I, II ve IV
C
II, IV ve V
D
II, III ve IV
E
III, IV ve IV
Açıklama:
“Mu‘tezile” kelimesi, sözlük anlamı itibariyle “ayrılanlar”, “uzaklaşanlar”, “bir köşeye çekilenler” gibi anlamlara gelmektedir. Terim olarak ise itikadî meselelerin yorumunda akla ve insan iradesine öncelik veren kelâm mezhebi olarak tanımlanabilir. Cevap B şıkkıdır.

Soru 32

Vâsıl b. Ata'nın büyük günah işleyenlerle ilgili olarak "Ben, büyük günah işleyen kimseye ne gerçek mü’min ne gerçek kâfir diyebilirim; böyle bir kimse iki mertebe arasında bir mertebededir." ifadesi hangi Mu'tezile esasıyla ilişkilidir?

Seçenekler

A
tevhîd
B
adâlet el-va‘d ve’lvaîd
C
el-menzile beyne’l-menzileteyn
D
ve el-emru bi’l-ma’ruf ve’n-nehyu ani’l-münker
E
adalet
Açıklama:
Mu‘tezile mezhebi denilince her birine özel bir anlam yüklenen tevhîd, adâlet, el-va‘d ve’lvaîd, el-menzile beyne’l-menzileteyn ve el-emru bi’l-ma’ruf ve’n-nehyu ani’l-münker olarak bilinen beş esası benimseyen bir ekol anlaşılır.
Bir gün Hasan-ı Basrî’nin ders verdiği Basra camiindeki meclisine gelen bir zat der ki:
- Ey imam! Büyük günah işleyen kişiyi bazıları tekfir etmektedir. Onlara göre büyük günah işlemek küfürdür ve kişiyi dinden çıkarır. Haricîler bunu iddia etmektedirler. Başka bir topluluk ise büyük günah işleyeni önemsememektedir. Bunlara göre büyük günah işleyen kimse iman sahibi ise, bu günah onun imanına zarar vermemektedir. Bunlara göre amel, imanın bir parçası değildir. İmanı olan kimseye günahı zarar vermez. Bunlar da Mürcie’dir. Büyük günah işleyen hakkında sen ne dersin?
Hasan-ı Basrî böyle bir kişinin imanı ile ameli birbirinden farklı olan manasında münafık olduğunu düşünmektedir. Ancak kendisi bu soruya henüz cevap vermeden öğrencilerinden Vâsıl b. Ata şöyle der:
- Ben, büyük günah işleyen kimseye ne gerçek mü’min ne gerçek kâfir diyebilirim; böyle bir kimse iki mertebe arasında bir mertebededir (el-menzile beyne’l-menzileteyn). Dolayısıyla o, mü’min de değildir, kâfir de değildir.
Cevap C şıkkıdır.

Soru 33

Cemel ve Sıffîn savaşlarına karışan kimselerin ahiretteki durumuyla ilgili tartışma ve ihtilaflara bir çözüm getirmek amacıyla teşekkül eden Mu‘tezile ilkesi aşağıdaki şıklardan hangisinde verilmiştir?

Seçenekler

A
el-menzile beyne’l-menzileteyn
B
adalet
C
tevhid
D
el-va‘d ve’l-vaîd
E
el-emru bi’l-ma’ruf ve’n-nehyu ani’l-münker
Açıklama:
Hz. Osman’ın şehit edilişinden sonra Müslümanlar arasında cereyan eden Cemel (36/656) ve Sıffîn (37/658) savaşları yeni soruların ve gruplaşmaların oluşmasına sebep olmuştur. Havâric, Mürcie ve Mu‘tezile’yi büyük günah meselesi üzerinde önemle durmaya ve çeşitli görüşler ortaya atmaya iten sebep, sahabe arasında cereyan eden olaylardır. Bu olaylarla ilgili olarak ortaya atılan sorular farklı cevapların ve ekollerin teşekkülüne zemin hazırlamıştır: Karşı karşıya gelen taraflarda kim haklıydı kim haksızdı? Hz. Osman mı yoksa onu şehid edenler mi haklıydı? Hz. Ali mi yoksa Hz. Aişe mi haklıydı? Hz. Ali ile Hz. Muaviye arasında cereyan eden Sıffîn Savaşı hakkında nasıl hüküm vermek gerekir? Bu kavgalara karışanların ve hakem olayı taraflarının durumu nedir? Birbirlerini öldürenler büyük günah işlemişler midir? Bu günah onları dinden çıkarır mı çıkarmaz mı? Onların ahiretteki durumları nedir? Bu savaşlara kendi iradeleriyle mi geldiler yoksa onların hareketlerinde tamamen cebr mi vardı?
Haricîler, amellerin imandan bir parça olduğuna inanıyorlardı. Bu, kelimeyi şehadeti tasdik edip söyleyen bir kimsenin farzlardan birini yerine getirmediği yahut büyük günahlardan birini işlediği takdirde onun kâfir olacağı anlamına gelmekteydi. Nitekim Haricîlerden Nâfi’ b. Ezrak, kendi grupları dışında herkesi tekfir etmiş onlarla evlenmenin ve kestiklerini yemenin caiz olmadığını ve kanlarının helal olacağını söylemiştir.
Mürcie ise imana zarar vermediği sürece hiçbir günahın imana zarar veremeyeceğini, büyük günah işleyenlerin durumlarının Allah’a havale edilmesi gerektiğini iddia etmiştir. Haricîler şiddet ve sertlik yolunu seçip sadece kendilerini mümin saymış, Mürcie uzlaşmacı bir yol takip ederek karşıt grupları da mümin kabul etmiştir.
Mu‘tezile, Haricîler ile Mürcie arasında yer almış, ne Haricîler kadar sert, ne Mürcie kadar yumuşak tutum içine girmiştir. Mu‘tezile’ye göre büyük günah işleyen mümin de değildir, kâfir de değildir. Şu takdirde böyle birisi iman ile küfür arasında bir mertebededir. Mu‘tezile’ye göre bu mertebe, fâsıklık olarak adlandırılır. Cemel ve Sıffîn savaşlarına karışan kimselerin durumlarına Mu‘tezile’nin getirdiği yorum, el-menzile beyne’l-menzileteyn prensibi ortaya çıkmıştır.
Ayrıca Mu‘tezile’nin diğer bir prensibi olan el-va‘d ve’l-vaîd de bu savaşlara katılanların ahiretteki durumuyla ilgili tartışma ve ihtilaflara bir çözüm getirmek amacıyla teşekkül etmiştir. Cevap D şıkkıdır.

Soru 34

Mihne dönemi ile kastedilen dönem aşağıdaki şıklardan hangisinde verilmiştir?

Seçenekler

A
Mu‘tezile mensuplarının, tartışma ortamlarında edindiği birikim ve güç ile Abbasî halifelerinden özellikle Me’mun, Mu’tasım (218-228/833-841) ve Vâsık (227-232/841-846) zamanlarında devlet otoritesini de yanlarına alarak Kur’an’ın yaratılmış olduğu anlayışını başkalarına zorla kabul ettirmeye teşebbüs ettikleri, Ahmed b. Hanbel’in (ö. 241/855) de içlerinde bulunduğu bazı alimlerin eziyet ve işkence görmelerine sebebiyet verdikleri dönemdir.
B
Mu‘tezile geleneği içerisinde yabancı din ve kültürlerle ilişki içerisinde olan ve onlarla mücadelelerde ilk öne çıkan kişi Vâsıl b. Ata’dır. Vâsıl’ın Haricîler, Şia, materyalistler, tabiatçılar (natüralistler) ve Mürcie kelâmını en iyi bilen; İslam’a açıkça zıt görüşleri ve düalistleri(senevîye) en iyi susturan kişi olduğu ifade edilmektedir. Vâsıl b. Ata ve Amr b. Ubeyd’den sonraki dönemde bu mücadeleler devam etmiştir. Bu döneme minhe dönemi denir.
C
Mu‘tezile’nin beş temel esasından biri olan adâlet ilkesinin teşekkülünden önceki aşamayı oluşturan kader tartışmaları da yine Hz. Ali ile Hz. Aişe arasındaki Cemel ve Hz. Ali ve Hz. Muaviye arasındaki Sıffîn savaşlarından sonra ciddi anlamda tartışılmaya başlanmıştır. Emevî yönetiminin, yaptıkları haksız ve adaletsiz uygulamaların, Allah’ın kaderiyle meydana geldiğini iddia etmeleri, yapılan yanlışları bir şekilde kadere isnat etmiş olmaları, bu görüşe muhalif hareketleri de gün yüzüne çıkartmıştır. İnsanın kendi kaderini kendisinin oluşturduğu düşüncesi, Emevîlerin keyfi yönetim anlayışlarına son vermek ve sosyal adaleti gerçekleştirmek üzere Emevî iktidarına muhalif kişilerce işlenmiştir. Bu döneme minhe dönemi denir.
D
Hz. Osman’ın şehit edilişinden sonra Müslümanlar arasında cereyan eden Cemel (36/656) ve Sıffîn (37/658) savaşları yeni soruların ve gruplaşmaların oluşmasına sebep olmuştur. Havâric, Mürcie ve Mu‘tezile’yi büyük günah meselesi üzerinde önemle durmaya ve çeşitli görüşler ortaya atmaya iten sebep, sahabe arasında cereyan eden olaylardır. Bu olaylarla ilgili olarak ortaya atılan sorular farklı cevapların ve ekollerin teşekkülüne zemin hazırlamıştır. Bu döneme minhe dönemi denir.
E
Ayrıca Mu‘tezile’nin diğer bir prensibi olan el-va‘d ve’l-vaîd de bu savaşlara katılanların ahiretteki durumuyla ilgili tartışma ve ihtilaflara bir çözüm getirmek amacıyla teşekkül etmiştir. Bu döneme minhe dönemi denir.
Açıklama:
Emevîlerle başlayan özellikle Abbasîler döneminde hız kazanan tercüme faaliyetleri, Mu‘tezilî bilginlerini daha özgün bir yapıya kavuşturmada etkili olmuştur. Mu‘tezilî bilginleri, Yunan felsefesini incelemeye sevk eden sebep öncelikle, İslam’ı savunmak olmuştur.
a. Ancak neticede Mu‘tezile, İslamî inançları savunma ve ispat gibi dinî meselelerden felsefî problemlere doğru kaymış, zamanla felsefî konularla uğraşma onların esas meşguliyeti olmuştur.
b. Mu‘tezile, aşırı hayranlık duyduğu yunan felsefesinin tesirinde kalmış, itikadî konularda akla ve aklın vardığı ilkelere öncelik vererek akılla çelişir gördüğü nakilleri aklın ışığında te’vîl etmiştir. Onların bu tutumu, itikadî konularda aklın söz sahibi olmasını doğru bulmayan özellikle II./VIII. ve III./IX. asırdaki hadîs ve fıkıh
alimleri tarafından şiddetle tenkit edilmiştir.
Mu‘tezile’nin akla bu derece önem vermeleri onları hedeflerinden saptırmış ve nass ile çelişen görüşleri savunma durumunda kalmışlardır. Mu‘tezile mensupları, tartışma ortamlarında edindiği birikim ve güç ile Abbasî halifelerinden özellikle Me’mun, Mu’tasım (218-228/833-841) ve Vâsık (227-232/841-846) zamanlarında devlet otoritesini de yanlarına alarak Kur’an’ın yaratılmış olduğu anlayışını başkalarına zorla kabul ettirmeye teşebbüs etmiş, Ahmed b. Hanbel’in (ö. 241/855) de içlerinde bulunduğu pek çok alimin eziyet ve işkence görmelerine sebebiyet vermişlerdir. Bu sıkıntılı günler tarihe mihne dönemi olarak geçmiştir. Bu olaylar, ilk zamanlar gayet samimi düşüncelerle hareket eden Mu‘tezile’nin daha sonra neden görevini yapamaz hale geldiğini ve Ehl-i Sünnet kelâmının ortaya çıktığını önemli ölçüde izah etmektedir.
Başlangıçta İslam inanç esaslarını savunma görevini üstlenmiş olan Mu‘tezile’nin zamanla gayesinden uzaklaşması ve kendi görüşlerini zorla kabul ettirmeye kalkışması karşısında Abbasî Halifesi Mütevekkil (232-247/847-861), Mu‘tezile’yi devlet çevresinden uzaklaştırmış, inanç meselelerini Kur’an ve sünneti öne çıkararak anlamaya çalışan hadîs ve fıkıh alimleriyle onlara karşı koymaya başlamıştır. Zaman içerisinde iyice zayıflayan Mu‘tezile, müstakil olarak tarih sahnesindeki varlığını kaybetmiş olup, günümüzde kısmen Şiî muhitlerde, yoğun olarak da Yemen’deki Zeydiyye mezhebi içinde varlığını sürdürmektedir. Cevap A şıkkıdır.

Soru 35

Aşağıdakilerden hangisi Allah'a izafe edilen sıfatlardan Mu'tezile'nin varlığını kabul ettiği sıfatlar arasındadır?

Seçenekler

A
Hayat
B
İlim
C
Kudret
D
Vahdaniyet
E
İrade
Açıklama:
Mu‘tezile, Allah’a ait masdar kalıplarıyla ifade edilen hayat, ilim, kudret, irade… gibi subutî sıfatların varlığını kabul etmemektedir. Onlara göre Allah, zatıyla haydır, zatıyla semî’dir, zatıyla basîrdir, zatıyla kâdirdir, zatıyla mürîddir ve zatıyla âlimdir. Onlar Allah’ın her şeyi bildiğini her şeye gücünün yettiğini… kabul etmektedirler. Fakat Allah’ın, zattan ayrı bir ilim, kudret... sıfatıyla değil zatının aynı olan sıfatlarla alim ve kadirdir. Allah’ın zatının dışında kendisine isnat edilecek başka bir ilim, kudret… sıfatı yoktur. Mu‘tezile, Ehl-i Sünnet’in Allah’a izafe ettiği subutî sıfatları iki gruba ayırmaktadır. Birinci grup siga bakımından da sıfat olan hayy, alim, kadir gibi masdardan türetilen kelimelerdir. Mu’tezile bu sıfatları Allah’a izafe eder. İkinci grup ise hayat, ilim, kudret… gibi masdar sigasındaki kelimelerdir. Mu‘tezile, işte bu grubu Allah’a izafe etmez. Buna göre Mu‘tezile, Allah âlimdir, kâdirdir gibi hükümleri kabul etmekle birlikte Allah’ın ilmi vardır, kudreti vardır gibi hükümleri kabul etmez. Eğer Allah’ın zatından başka ilim, kudret gibi müstakil bir mana tasavvur edilecek olursa, o takdirde bu sıfatlar da Allah’ın zatı gibi kadîm olur ve neticede kadîm varlıklar çoğalmış, birden fazla kadîm varlık kabul edilmiş olur. Bu ise tevhîd prensibini bozan bir durumdur. Allah zat ve sıfat itibariyle hiçbir varlığa benzemez. Eğer Allah’ın sıfatları yaratıklarınkine benzetilirse Allah ile yaratıkları arasında müşabehet olur. Bu sebeple Mu‘tezile vahdaniyet ve kıdem dışındaki Allah’ın diğer sıfatlarını te’vîl yoluna gitmiştir. Onlar bu iki sıfat dışında Allah’a kadîm sıfatlar isnadını caiz görmezler. Cevap D şıkkıdır.

Soru 36

Mu‘tezile’nin, kaderi reddeden ve insana mutlak özgürlük veren adâlet anlayışında hangi gruba yönelik bir tepki vardır?

Seçenekler

A
Cebriyye
B
Mürcie
C
Hariciler
D
Simeniyye
E
Mecusiler
Açıklama:
Bütün Müslümanlara göre Allah adildir, adâlet sahibidir; zalim değildir, zulüm işlemez ve zulmü asla sevmez. Ancak Mu‘tezile, tevhîd ilkesinde olduğu gibi adâlet kavramına farklı manalar yüklemekte, bununla diğer ekollerden ayrışmakta ve şunları anlamaktadır:
a. Allah’ın adil olması, kullara ait fiilleri yaratmaması anlamına gelir. Kul işlediği fiili bizzat kendisi varlık alanına çıkarır. Eğer böyle olmayıp da kulların fiillerini Allah yaratmış olsaydı sonrada bu fiillerinden dolayı insanları cezalandırsaydı bu takdirde Allah’ın adaletinden söz edilemezdi.
Şu takdirde Allah, kullarına bir şeyi yapıp yapmama gücü vermiştir. Bununla beraber insan hürdür, kendi fiilini kendisi yapar. Eğer insan herhangi bir şeyi yapıp yapmama hürriyetine sahip olmasaydı o takdirde insanın işlediği iyi ve kötü amellerden sevap veya ceza görmesi manasız olurdu. Eğer insanın fiilleri ezelî yazı/kaderde belirlenmiş olsa ve Allah insanları bu fiilleri yapmaya zorlamış farz edilseydi Allah’ın o fiillerden dolayı bir insanı cezalandırması zulüm olmuş olurdu. Hâlbuki Allah adildir; kullarına hiçbir şekilde haksızlık etmez. Kısaca Mu‘tezile’ye göre kul, fiilinin hâlıkıdır (yaratıcısıdır). Kader diye bir şey yoktur.
Mu‘tezile’nin, kaderi reddeden ve insana mutlak özgürlük veren adâlet anlayışında yaptıkları zulümleri ve kötü fiilleri kadere yükleyerek kendilerini sorumluluktan kurtarmak isteyen idarecilere ve insanların Allah tarafından yaratılmış fiilleri işlemeye mecbur olduklarını ileri süren, hatta insanın rüzgârın önünde iradesi olmayan bir
yaprak gibi Allah’ın karşısında iradesi olmadığını ileri süren Cebriyye’ye karşı bir tepki vardır.
Mu‘tezile, zulmü Allah’a yüklemeyi ve insan iradesini yok sayan anlayışı eleştirirken bir aşırı uçtan diğer aşırı uca kaydığı gerekçesiyle Ehl-i Sünnet tarafından şiddetle eleştirilmiştir. Cevap A şıkkıdır.

Soru 37

Mu‘tezile’ye göre büyük günah işleyenler tevbe etmeden ölürlerse bunlar bağışlanmazlar ve bunlara peygamberlerin şefaati söz konusu olmaz, bu durum Mu'tezile'nin hangi ilkesiyle doğrudan ilişkilidir?

Seçenekler

A
adalet
B
tevhîd
C
el-va‘d ve’lvaîd
D
el-menzile beyne’l-menzileteyn
E
el-emru bi’l-ma’ruf ve’n-nehyu ani’l-münker
Açıklama:
Va‘d iyi işler yapanların ahirette mükâfatlandırılması; va‘îd ise kötü amelde bulunanların ahirette cezalandırılması anlamlarına gelmektedir. Esasen bu prensip adâlet prensibinin bir sonucudur. Zira Mu‘tezile’ye göre iyi işlerde bulunanların ahirette sevap görmemesi, kötü amellerde bulunanların ceza görmemesi Allah’ın adaletine aykırıdır. Çünkü Kur’ân, yapılması iyi ve kötü olan hususları açıkça ortaya koymuştur.
Allah Teâlâ va‘dinden de va‘îdinden de asla caymaz. Bu sebeple Mu‘tezile’ye göre büyük günah işleyenler tevbe etmeden ölürlerse bunlar bağışlanmazlar ve bunlara peygamberlerin şefaati söz konusu olmaz. Mu‘tezile va‘d ve va‘îd başlığı altında iman, küfür, fısk, kebire, tevbe, sevap, ikâb, şefaat, kabir azabı, cehennemliklerin durumu gibi konuları ele almıştır. Cevap C şıkkıdır.

Soru 38

Aşağıda verilenlerden hangisi Mu'tezile'nin görüşleri arasında yer almaz?

Seçenekler

A
Katil tarafından öldürülen birisi kendi eceliyle ölmemiştir. Bilakis ecelinden önce öldürülmüştür.
B
Haram yiyecekler rızık değildir. Sadece helal olan yiyecek ve gıdalar rızık olarak adlandırılabilir.
C
Evliyanın kerameti diye bir şey yoktur.
D
Hüsün ve kubuh yani iyi ve kötü olan şeyler vahiy gelmeden akılla bilinir.
E
Sihir yapmak büyük günahlardan biridir.
Açıklama:
Mu'tezile'nin temel esasları çevresindeki görüşlerinin yanı sıra aşağıda ifade edilen görüşlere de sahip olduğu belirtilmektedir:
  • Mu‘tezile göre katil tarafından öldürülen birisi kendi eceliyle ölmemiştir. Bilakis ecelinden önce öldürülmüştür.
  • Mu‘tezile’ye göre haram yiyecekler rızık değildir. Rızkı Allah verdiğine göre Allah
    kötü bir fiili işlemez. Bundan dolayı sadece helal olan yiyecek ve gıdalar rızık olarak adlandırılabilir.
  • Mu‘tezile Kur’an’a çok vurgu yapar. Onlar itikadî konularda sahih bile olsa hadîslere
    güven duymamaktadırlar.
  • Hüsün ve kubuh yani iyi ve kötü olan şeyler vahiy gelmeden akılla bilinir.
  • Mu‘tezile’ye göre evliyanın kerameti diye bir şey yoktur.
  • Sihrin aslı yoktur. Sihir denilen şey sadece göz boyamaktır.
Cevap E şıkkıdır.

Soru 39

Aşağıdaki isimlerden hangisi Bağdat Mu'tezile'sine mensup isimlerden biridir?

Seçenekler

A
Vâsıl b. Ata
B
Bişr b. Mu’temir
C
Amr b. Ubeyd
D
Hüzeyl el-Allaf
E
Abbad b. Süleyman
Açıklama:
Basra Mu‘tezilesinin önde gelen bazı temsilcileri şunlardır. Vâsıl b. Ata (ö. 131/748), Amr b. Ubeyd(ö. 144/761), Ebû Bekir el Esamm (ö. 200/816), Muammer b. Abbad (ö.215/830), Hişam b. Amr el-Fuvatî (ö. 218/833), İbrahim en-Nazzam (ö. 231/845), Ebü’lHüzeyl el-Allaf (ö. 235/849), Abbad b. Süleyman (ö. 250/864), Câhız (ö. 255/869), Ebû Ali el-Cübbâî (ö. 303/916), Ebû Haşim el-Cübbâî (ö. 321/933), Kâdî Abdülcebbâr (ö.415/1025), Ebü’l-Hüseyin el-Basrî (ö. 436/1044), Zemahşerî (ö. 538/1143).
Bağdat Mu‘tezilesinin önde gelen bazı temsilcileri şunlardır: Bişr b. Mu’temir (ö.210/825), Sümâme b. Eşras (ö. 213/828), Ca’fer b. el-Mübeşşir (ö. 234/849), Cafer b. Harb (ö. 236/851), Ahmed b. Ebî Duâd (ö. 240/854), Ebû Ca’fer el-İskâfî (ö. 240/854), Ebü’lHüseyin el-Hayyât (ö. 300/913), Ebü’l-Kâsım el-Belhî el-Ka’bî (ö. 319/931).
Cevap B şıkkıdır.

Soru 40

Hicrî II. asrın başlarında Basra’da ortaya çıkan, kendisine ait özel görüşleri olan ve Kelâmın kurucusu
olarak kabul edilen ekol hangisidir?

Seçenekler

A
Mu‘tezile
B
Mümin
C
Maruf
D
Mikhab
E
Müessir
Açıklama:
Kelâm ilmi tarihinde Mu‘tezile oldukça önemli bir yere sahiptir. Mu‘tezile, hicrî II. asrın
başlarında Basra’da ortaya çıkan, kendisine ait özel görüşleri olan ve Kelâmın kurucusu
olarak kabul edilen bir ekoldür.

Soru 41

“Mu‘tezile” kelimesi, sözlük anlamı hangisidir?

Seçenekler

A
Sevenler
B
Ayrılanlar
C
Birlikler
D
Aydınlananlar
E
Savunanlar
Açıklama:
“Mu‘tezile” kelimesi, sözlük anlamı itibariyle “ayrılanlar”, “uzaklaşanlar”, “bir köşeye çekilenler” gibi anlamlara gelmektedir

Soru 42

Aşağıdaki mezheplerden hangisi amellerin imandan bir parça olduğu görüşüne sahiptir?

Seçenekler

A
Hariciler
B
Mürcie
C
Mâturîdiyye
D
Eş'ariyye
E
Cehmiyye
Açıklama:
Haricîler, amellerin imandan bir parça olduğuna inanıyorlardı.

Soru 43

Hangisi imana zarar vermediği sürece hiçbir günahın imana zarar veremeyeceğini, büyük günah işleyenlerin durumlarının Allah’a havale edilmesi gerektiğini iddia etmiştir?

Seçenekler

A
Mutezile
B
Faık
C
Münafık
D
Harici
E
Mürcie
Açıklama:
Mürcie ise imana zarar vermediği sürece hiçbir günahın imana zarar veremeyeceğini,
büyük günah işleyenlerin durumlarının Allah’a havale edilmesi gerektiğini iddia etmiştir.

Soru 44

Allah’a hiçbir şekilde ortak koşulmaması ve birliğinin tasdik edilmesi anlamına gelen ilke hangisidir?

Seçenekler

A
Tevhîd
B
Adâlet
C
Va‘d ve va‘îd
D
Emr bi’l-ma’ruf nehy ani’l-münker
E
el-Menzile beyne’l-menzileteyn
Açıklama:
“Tevhîd”, Allah’a hiçbir şekilde ortak koşulmaması ve birliğinin tasdik edilmesi anlamına
gelmektedir.

Soru 45

İyi işler yapanların ahirette mükâfatlandırılması hangisidir?

Seçenekler

A
Va‘d
B
va‘îd
C
el-Menzile
D
beyne’l-menzileteyn
E
Emr bi’l-ma’ruf
Açıklama:
Va‘d iyi işler yapanların ahirette mükâfatlandırılması; va‘îd ise kötü amelde bulunanların
ahirette cezalandırılması anlamlarına gelmektedir.

Soru 46

Hangisi kötü amelde bulunanların ahirette cezalandırılması anlamına gelir?

Seçenekler

A
Va‘d
B
va‘îd
C
nehy ani’l-münker
D
beyne’l-menzileteyn
E
el-Menzile
Açıklama:
Va‘d iyi işler yapanların ahirette mükâfatlandırılması; va‘îd ise kötü amelde bulunanların
ahirette cezalandırılması anlamlarına gelmektedir

Soru 47

Hangisi Basra Mu‘tezilesinin önde gelen temsilcilerindendir?

Seçenekler

A
Bişr b. Mu’temir
B
Sümâme b. Eşras
C
Ca’fer b. el-Mübeşşir
D
Cafer b. Harb
E
Vâsıl b. Ata
Açıklama:
Vâsıl b. Ata Basra Mu‘tezilesinin önde gelen temsilcilerindendir

Soru 48

Hangisi Bağdat Mu‘tezilesinin önde gelen temsilcilerindendir?

Seçenekler

A
Ebû Ca’fer el-İskâfi
B
Vâsıl b. Ata
C
Amr b. Ubeyd
D
Ebû Bekir el Esamm
E
Hişam b. Amr el-Fuvatî
Açıklama:
Ebû Ca’fer el-İskâfi Bağdat Mu‘tezilesinin önde gelen temsilcilerindendir.

Soru 49

Hangisi Mu'tezilenin özelliklerinden değildir?

Seçenekler

A
Mu‘tezile, Bağdat ve Basra gibi eski medeniyet mensuplarının bulunduğu çok kültürlü bir ortamda zuhur etmiştir
B
Mu‘tezile çok kültürlü ortamlarda Müslümanların kafalarını karıştıranlara ve
İslam’ı tenkit edenlere karşı ilk ciddi tepkileri vermiş; muhaliflerine ikna edici
ve ilmî cevaplar sunmuşlardır.
C
Mu‘tezilî alimler, daha çok yunan felsefesinin tesirinde kalmışlardır. Onlar ilme ve
felsefeye meraklı, araştırmaya ve düşünmeye hevesli kültürlü kimselerdir
D
Mu‘tezile, hürriyetçidir; serbest düşünceye ve insanın irade özgürlüğüne büyük
önem vermektedir
E
Özelikle ilk Mu‘tezilî alimler, ibadetlerine daha az düşkün insanlardır.
Açıklama:
Özelikle ilk Mu‘tezilî alimler, ibadetlerine düşkün ve zahid insanlardır.

Ünite 5

Soru 1

Aşağıdaki seçeneklerin hangisinde Ehl-i sünnet ifadesinin kim için söylendiği açık bir şekilde verilmiştir?

Seçenekler

A
Her durumda Allah’ın rızasını gözetenlere
B
Allah’ın Salih kullara
C
Peygamberin izinden gidenlere
D
İman noktasında tam olgunluğa erişememişlere
E
Allah’a karşı ilahi aşk duyanlara
Açıklama:
Ehl-i sünnet, peygamberin yolunu ve onun dini anlama ve uygulama biçimini takip edenler anla- mına gelmiş olmaktadır.

Soru 2

Aşağıdaki seçeneklerin hangisinde Ehl-i sünnet olarak nitelendirilen 8 (sekiz) gruptan birine yer verilmemiştir?

Seçenekler

A
Kelamcılar
B
Teologlar
C
Fakihler
D
Sufiyyeler
E
Muhaddisler
Açıklama:
Teologlar Ehl-i sünnet olarak verilen 8 (sekiz) gruptan olduğu söylenemez. Bunlar: Kelamcılar, Fakihler, Sufiyyeler, Muhaddisler, lügat ve edebiyat alimleri, kıraat alimleri, cihad ehli, memleket ahalisi.

Soru 3

‘’Ehl-i sünne ve’l _________________’’. Boşluğa gelmesi gereken uygun ifade aşağıdaki seçeneklerin hangisinde verilmiştir?

Seçenekler

A
Fani
B
Ba’de
C
Fikri
D
Cemaa
E
Hayri
Açıklama:
Bu terkibe bazen Ehlü’s-sünne ve’l-cemâa’ şeklinde cemâat kavramı da ilave edilir

Soru 4

Aşağıdaki seçeneklerde hilafet hakkında verilen görüşlerin hangisiyle Ehli sünnetin Şia’dan farklı bir düşünceye sahip olduğunu söyleyebiliriz?

Seçenekler

A
Hilafetin Peygamberimizden sonra başka kimseye geçmemesi
B
Hilafetin Hz. Ebubekir ve ailesine verilmesi
C
Hilafetin Hz. Osman ve ailesine bırakılması
D
Hilafetin Hz. Ali ve çocuklarına tahsis edilmesi
E
Hilafetin Hz. Ömer ve çocuklarına verilmesi
Açıklama:
Hilâfetin Hz. Ali ve çocuklarına tahsis edilmesi ve ilk üç halifenin hilâfetinin tartışmalı hale getirilmesi konusunda Ehl-i sünnet, Şia’dan ayrılmıştır.

Soru 5

Bir kişiyi öldüren kişinin kafir yerine günahkar olduğunu söyleyen mezhep aşağıdaki seçeneklerin hangisinde yer verilmiştir?

Seçenekler

A
Mu’tezile
B
Kelamcılar
C
Şialar
D
Hariciler
E
Ehl-i sünnet
Açıklama:
Mu‘tezile ekolü bu konuda el-menziletu beyne’l- menzileteyn görüşünü savunurken Ehl-i sünnet bir bütün olarak büyük günah işleyen kimsenin kafir değil, günahkar Müslüman olduğunu bu dünyada işlediği günahtan dolayı kendisine kafir muamelesi yapılamayacağını söylemişlerdir.

Soru 6

Ehl-i sünnet çerçevesinde birleşen grupların kader konusundaki ortak görüşü aşağıdaki şıkların hangisinde paylaşılmıştır?

Seçenekler

A
Kaderin her şeyin üstünde olduğu
B
Kadere farklı anlamlar verilemeyeceği
C
Kaderin inkâr edilemeyeceği
D
Kaderin insan için hayati derecede öneme sahip bir oldu olduğu
E
Kaderin ertelenmesinin mümkün olduğu
Açıklama:
Eş‘arî-Mâtürîdî öncesi dönemde Ehl-i sünnet şemsiyesi altında birleşen guruplar kaderin inkâr edilemeyeceği noktasında itifak içinde olmuşlardır, fakat kaderi anlama biçimleri birbirinden farklıdır, denilebilir.

Soru 7

Hanefi mezhebine yakınlığı ile bilinen mezhebin ne olduğu aşağıdaki şıkların hangisinde yer almaktadır?

Seçenekler

A
Eş’arilik
B
Maturidilik
C
Şialık
D
Revafızlık
E
Haricilik
Açıklama:
Her ne kadar Hanefîlik ile Mâtürîdîlik arasında sıkı bir ilişkinin varlığından bahsetmek mümkün olsa da, bu iki mezhebi aynileştirmek mümkün görünmemektedir

Soru 8

Aşağıdakilerden hangisi Maturidilik mezhebinin temel görüşlerinden birisi değildir?

Seçenekler

A
Uluhiyet
B
İnsanın özgürlüğü
C
Büyük günah
D
Nübüvvet
E
Ameli ihlas ilişkisi
Açıklama:
Ameli-ihlas ilişkisi yerine ameli-iman ilişkisi olması gerekiyordu.

Soru 9

Eş'ari kelamının sistemleşmesi hususunda önemli katkı sunan et-Temhid eserini yazanın kim olduğu aşağıda verilen seçeneklerin hangisinde doğru bir şekilde verilmiştir?

Seçenekler

A
Ahmet b. Hanbel
B
Ebu'l-Hasan el-Eşari
C
Ebu'l-Hasan el-Bilali
D
Cüveyni
E
Bakillani
Açıklama:
Eş‘arî’nin vefatından sonra bu çizgiyi takip eden âlimler sayesinde Eş‘arîlik, sistemli bir kelâm ekolü haline gelmiştir. Bu ekolün en önemli simalarından birisi Bâkıllânî’dir. O, kelâm ilmine ilişkin yazdığı eserlerle Eş‘arî kelâmının sistemleşmesi hususunda önemli katkıları olmuştur. Nitekim et-Temhid adlı eserinde cevher , araz, âdet gibi kavramlarla mezhebin kozmolojiye ilişkin görüşlerini temellendirmiştir.

Soru 10

''Mâtürîdîlere göre peygamber olmanın şartlarından biri erkek olmaktır. Eş‘arîlere göre ise, peygamber olmak için erkek olmak şart değildir, kadınlar da peygamber olabilirler.'' Bahsi geçen konuda Maturidilik ve Eş'arilik arasındaki farkın ne olduğu aşağıdaki seçeneklerin hangisinde bahsedilmektedir?

Seçenekler

A
Cüz'i irade
B
Sebep ve hikmet
C
Tekvin
D
İrtidat
E
Nübüvvet
Açıklama:
Mâtürîdîlere göre peygamber olmanın şartlarından biri erkek olmaktır. Eş‘arîlere göre ise, peygamber olmak için erkek olmak şart değildir, kadınlar da peygamber olabilirler.

Soru 11

I. Üslup
II. Adalet
III. Gidiş
IV. İlah
Sünnet kelimesinin sözlük anlamı yukarıdakilerden hangisi ya da hangileridir?

Seçenekler

A
I-II
B
III-IV
C
I-III
D
II-IV
E
I-II-III
Açıklama:
Ehl-i sünnet terkibinde yer alan ehl kelimesi nisbet ifade eder. Ehl-i sünnet, ‘sünnet ehli’, ‘sünnete mensup olanlar’ gibi anlamlara gelir. Sünnet kelimesi ise sözlük anlamı itibariyle; yol, gidiş, tarz, üslup, adet ve davranış gibi anlamları ihtiva eder.
Doğru cevap C'dir.

Soru 12

Cemaat kelimesi aslında ne tarz bir kavramdır?

Seçenekler

A
Siyasi
B
İlahi
C
Dini
D
Sünni
E
Ahlaki
Açıklama:
Bu terkibe bazen Ehlü’s-sünne ve’l-cemâa’ şeklinde cemâat kavramı da ilave edilir. Bunun anlamı bir araya getirilmiş, toplanmış şeydir. Istılahta ise ümmetin siyasi birliği, bütünlüğü, Müslümanların çoğunluğu anlamındadır. Esasen siyasî bir kavram olan cemâat kavramı ilk dönemlerde tek bir halife ya da başkan etrafında bir araya gelen bütün Müslümanları, çoğunluğu veya çoğulcu siyasi-toplumsal yapıyı (es-sevâdu’l-a’zam) ifade etmek için kullanılmıştır.
Doğru cevap A'dır.

Soru 13

Aşağıdakilerden hangisi Bağdadî'nin mezhepleri tasnif ettiği el-Fark beyne’l- fırak adlı eserinde Ehl-i sünnet olarak nitelendirilen sekiz guruptan biri değildir?

Seçenekler

A
Allah’ı yaratılmışlara benzetmek anlamına gelen teşbih ile ilahî sıfatları yok sayma anlamına gelen ta’tîl anlayışından uzak durup Rafizîler, Hâricîler, Cehmiye, Neccâriye ve diğer bidat fırkalarının dışında kalan kelâmcılar
B
Peygamber zamanında doğmuş yahudiler
C
Ehl-i bid’atın inançlarına meyletmeyen muhaddisler
D
Kur’ân’ı Ehl-i sünnetin anlayışına uygun olarak anlayan müfessirler ve kıraat âlimleri
E
Benimsedikleri prensipleri şeriata ters düşmeyen sufiyye
Açıklama:
Bağdadî mezhepleri tasnif ettiği el-Fark beyne’l- fırak adlı eserinde Ehl-i sünnet olarak nitelendirilen sekiz guruptan bahseder. Bağdadî’nin tasnifi şöyledir. 1. Allah’ı yaratılmışlara benzetmek anlamına gelen teşbih ile ilahî sıfatları yok sayma anlamına gelen ta’tîl anlayışından uzak durup Rafizîler, Hâricîler, Cehmiye, Neccâriye ve diğer bidat fırkalarının dışında kalan kelâmcılar. 2. Ehl-i rey ve Ehl-i hadîs’e mensup olan ve selef itikâdı üzere bulunan İmam Malik (ö. 179/795), Şafiî (v. 204/819), Evza’î (ö. 157/773), Sevrî (v. 161/777), Ebû Hanîfe (ö. 150/767) İbn Ebi Leyla (ö. 148/765) Ahmed b. Hanbel (ö. 241/855), Davud ez- Zahirî (ö. 270/883) gibi fakîhler. 3. Ehl-i bid’atın inançlarına meyletmeyen muhaddisler. 4. Ehl-i bid’ata meyletmeyen sarf, nahiv, lügat ve edebiyat âlimleri. 5. Kur’ân’ı Ehl-i sünnetin anlayışına uygun olarak anlayan müfessirler ve kıraat âlimleri. 6. Benimsedikleri prensipleri şeriata ters düşmeyen sufiyye. 7. Ehl-i sünnet itikadı üzere bulunan cihad ehli. 8. Ehl-i sünnet akidesinin yayıldığı memleket ahalisi.
Doğru cevap B'dir.

Soru 14

Ehl-i sünneti; sahabe, onların yolundan giden seçkin tabiun nesli, Ashâbü’l-hadîs, Onlara tabi olan fakihler ve nesil nesil günümüze kadar onları takip eden, yollarını izleyen yeryüzünün doğusunda ve batısında bulunan Müslümanlar olarak 5 gruba ayıran kişi aşağıdakilerden hangisidir?

Seçenekler

A
Bağdadi
B
Evza’î
C
Ebû Hanîfe
D
İbn Ebi Leyla
E
İbn Hazm
Açıklama:
İbn Hazm ise Ehl-i sünnet adı altında şu beş guruba yer verir. 1. Sahabe 2. Onların yolundan giden seçkin tabiun nesli 3. Ashâbü’l-hadîs 4. Onlara tabi olan fakihler. 5. Nesil nesil günümüze kadar onları takip eden, yollarını izleyen yeryüzünün doğusunda ve batısında bulunan Müslümanlar. İsferâyini de bunları Ehl-i hadîs ve Ehl-i rey olarak belirtir.
Doğru cevap E'dir.

Soru 15

I. Tebliğ
II. Yayılma
III. İtidal
IV. Arabuluculuk
Ehl-i sünnet cemaati yukarıdaki amaçlardan hangisi ya da hangilerini gerçekleştirmek amacıyla ortaya çıkarmıştır?

Seçenekler

A
I-II
B
III-IV
C
I-III
D
II-IV
E
I-II-III
Açıklama:
Ayrıca Ehl-i Sünnet başlangıçta camaati yani Müslümanların çoğunluğunu temsil eden bir anlayış olarak itidal, arabuluculuk, birleştirme, toplumsal dayanışma, İslam toplumunun bütünlüğünü tehdit eden unsurlara karşı olma gibi bir misyonla ortaya çıktı. Bu misyonun en belirgin özelliği İslam toplumunun birlik ve bütünlüğünü korumak ve bunu yıkmaya yönelen oluşumlara karşı olmak şeklinde izah edilebilir.
Doğru cevap B'dir.

Soru 16

Aşağıdakilerden hangisi, Ashâbü’l-hadîs'i yalnızca salt nassa dayanarak değil de, kelâmi tartışmalar da kullanarak Ehl-i sünnetin itikadının korumaya çalışmaya iten sebeplerden biri değildir?

Seçenekler

A
Tercüme hareketleri
B
İslam toplumunda yayılan felsefi tartışmalar
C
İslam halifesinin ısrarı
D
Fethedilen ülkelerin farklı dinleri
E
Kültürel farklılıklar
Açıklama:
Ne var ki nassa ve lafza bağlılıkla ön plana çıkan bu anlayış, Mu‘tezile ve diğer düşünce akımları ile düşünsel anlamda mücadele edecek mekanizmalardan ve yöntemlerden yoksundu. Bunun yanı sıra tercüme hareketleri ile birlikte İslam toplumunda yaygın bir hal kazanan felsefi tartışmalar ve fethedilen ülkelerin farklı din, düşünce ve kültüre sahip kesimleri ile sadece Ashâbü’l-hadîsin nassa ve lafza bağlılık olarak özetlenebilecek yöntemleri ile mücadele etmek kolay değildi. Ashâbü’l-hadîs bu dönemde hem dışarıdan İslam’a yöneltilen eleştirilere hem de İslam toplumu içerisinde yer alıp Ashâbü’l-hadîse eleştiriler yönelten kesimlere cevap vermek durumundaydı. Salt nassa dayanarak karşı tarafın ikna edilmesi mümkün görünmemekteydi. İşte bu dönemde Ehl-i sünnet şemsiyesi altında yer alan ve Ehl-i sünnetin sahip olduğu inanç ve düşünceleri akılla temellendirmeye çalışan bir kesim ortaya çıktı.
Doğru cevap C'dir.

Soru 17

Ehl-i sünnetin ayrı düştükleri grup ve konular aşağıdakilerden hangisinde doğru verilmiştir?

Seçenekler

A
Râfizîler-imamet
Kaderîler-insan fiilleri
Hâricîler-büyük günah
B
Râfizîler-insan fiilleri
Kaderîler-imamet
Hâricîler-büyük günah
C
Râfizîler-büyük günah
Kaderîler-imamet
Hâricîler-insan fiilleri
D
Râfizîler-büyük günah
Kaderîler-insan fiilleri
Hâricîler-imamet
E
Râfizîler-imamet
Kaderîler-büyük günah
Hâricîler-insan fiilleri
Açıklama:
Ehl-i sünnet, Râfizîleri reddetmekle imamet konusunda, Kaderîleri reddetmekle kader ve insan fiilleri konusunda, Hâricîleri reddetmekle de büyük günah meselesinde bu guruplardan kendisini ayrıştırmıştır.
Doğru cevap A'dır.

Soru 18

Mâtürîdîlik aşağıdaki şehirlerden hangisinde ortaya çıkmıştır?

Seçenekler

A
Bağdat
B
Buhara
C
Semerkant
D
Erbil
E
Taşkent
Açıklama:
Mâtürîdîlik, dönemin hilâfet merkezi olan Bağdat’ın nispeten uzağında Mâverâünnehir bölgesinin Semerkant kentinde ortaya çıkmıştır. Semerkant, Buhara ile birlikte IV./X. ve V./XI. yüzyıllarda ilim merkezi idi.
Doğru cevap C'dir.

Soru 19

Mâtürîdî ekolünün gelişmesinde en çok paya sahip olan kişi aşağıdakilerden hangisidir?

Seçenekler

A
Ebû Şekûr Muhammed b. Abduseyyid el-Kişşî
B
Ebü’l-Muîn en-Nesefî
C
Ebû İshak İbrahim es-Saffâr
D
Ali b. Osman el-Ûşî
E
Nureddîn es-Sabûnî
Açıklama:
Mâtürîdî ekolün gelişip belirgin hale gelmesinde en büyük pay kuşkusuz Ebü’l-Muîn en-Nesefî’ye aittir. Mâtürîdî’ye olan bağlılığını değişik vesilelerle dile getiren Ebû’l-Muin en-Nesefî, başta Tebsıratu’l- edille adlı eseri olmak üzere kelâm ilmi alanında yazdığı eserlerle Mâtürîdîlik mezhebinin ekolleşmesinde ve bir ekol olarak yerini almasında önemli katkılarda bulunmuştur.
Doğru cevap B'dir.

Soru 20

Eş‘arîlerin Müteahhirîn dönemi aşağıdakilerden hangisi ile başlar?

Seçenekler

A
Ebû’l- Hasan el-Eş‘arî
B
Ebû Ali el-Cübaî
C
Cüveynî
D
Abdulkahir el-Bağdâdî
E
Gazzâlî
Açıklama:
Müteahhirîn Dönem Eş‘arîlerin Gazzâlî (450-505/1058-1111) ile başlayan dönemine Mütaehhirîn dönem denilmektedir. Bu dönemin en belirgin özelliği Bakıllânî tarafından Eş‘arî ekolün metodu haline getirilen delilin geçersiz olması ile medlûlün de geçersiz olacağı şeklinde formüle edilen inikâs-ı edille’nin terk edilmesi ve Aristo mantığının bir mihenk taşı kabul edilerek kelâm ilmine sokulmuş olmasıdır.
Doğru cevap E'dir.

Soru 21

Aşağıdakilerden hangisi İsferâyini'nin ehli sünnet gruplaması isimlerinden biridir?

Seçenekler

A
Sahabe
B
Tabiun nesli
C
Ehl-i rey
D
Ashâbü’l-hadîs
E
Neccâriye
Açıklama:
Bağdadî mezhepleri tasnif ettiği el-Fark beyne’l- fırak adlı eserinde Ehl-i sünnet olarak nitelendirilen sekiz guruptan bahseder. Bağdadî’nin tasnifi şöyledir.
1. Allah’ı yaratılmışlara benzetmek anlamına gelen teşbih ile ilahî sıfatları yok sayma anlamına gelen ta’tîl anlayışından uzak durup Rafizîler, Hâricîler, Cehmiye, Neccâriye ve diğer bidat fırkalarının dışında kalan kelâmcılar.
2. Ehl-i rey ve Ehl-i hadîs’e mensup olan ve selef itikâdı üzere bulunan İmam Malik (ö. 179/795), Şafiî (v. 204/819), Evza’î (ö. 157/773), Sevrî (v. 161/777), Ebû Hanîfe (ö. 150/767) İbn Ebi Leyla (ö. 148/765) Ahmed b. Hanbel (ö. 241/855), Davud ez- Zahirî (ö. 270/883) gibi fakîhler.
3. Ehl-i bid’atın inançlarına meyletmeyen muhaddisler.
4. Ehl-i bid’ata meyletmeyen sarf, nahiv, lügat ve edebiyat âlimleri.
5. Kur’ân’ı Ehl-i sünnetin anlayışına uygun olarak anlayan müfessirler ve kıraat âlimleri.
6. Benimsedikleri prensipleri şeriata ters düşmeyen sufiyye.
7. Ehl-i sünnet itikadı üzere bulunan cihad ehli.
8. Ehl-i sünnet akidesinin yayıldığı memleket ahalisi.
İbn Hazm ise Ehl-i sünnet adı altında şu beş guruba yer verir.
1. Sahabe
2.Onların yolundan giden seçkin tabiun nesli
3. Ashâbü’l-hadîs
4. Onlara tabi
olan fakihler.
5. Nesil nesil günümüze kadar onları takip eden, yollarını izleyen yeryüzünün doğusunda ve batısında bulunan Müslümanlar.
İsferâyini de bunları Ehl-i hadîs ve Ehl-i rey olarak belirtir.
Cevap C şıkkıdır.

Soru 22

Aşağıdakilerden hangisi Ehl-i Sünnet ekolünün birleştirici ve bütünleştirici işlevini ifade eden iki önemli ilkesinden biridir?

Seçenekler

A
Ehl-i sünnet kavramının mezhep üstü şemsiye bir kavram olması.
B
Ehl-i Sünnet'in büyük günah işleyen kimseleri tekfir etmemesi.
C
Ehl-i Sünnet'in Râfizîler'in imamet düşüncesini reddetmesi.
D
İslam toplumunun bütünlüğünü tehdit eden unsurlar karşı fikrî mücadeleyi benimsemesi
E
Ehl-i Sünnet'in Kâderiyye'nin kader anlayışını reddetmesi
Açıklama:
Ehl-i sünnet kavramı Eş‘arî-Mâtürîdî öncesi dönemde şemsiye kavram konumundadır. “Ehl-i sünnet kavramı Râfizîler, Hâricîler ve Kaderîleri red konusunda ittifak edenleri ifade eder” sözü Ehl-i sünneti meydana getiren, onları bir araya toplayan hususların ne olduğunu açık bir şekilde açığa çıkarmaktadır. Ayrıca Ehl-i Sünnet başlangıçta camaati yani Müslümanların çoğunluğunu temsil eden bir anlayış olarak itidal, arabuluculuk, birleştirme, toplumsal dayanışma, İslam toplumunun bütünlüğünü tehdit eden unsurlara karşı olma gibi bir misyonla ortaya çıktı. Bu misyonun en belirgin özelliği İslam toplumunun birlik ve bütünlüğünü korumak ve bunu yıkmaya yönelen oluşumlara karşı olmak şeklinde izah edilebilir. Bu ekolün bütünleşmeyi, farklılıklara rağmen bir arada olmayı sağlayan iki önemli ilkeye sahip olduğu görülmektedir. Bu ilkelerden biri büyük günah işleyen kimsenin tekfir edilmemesidir. Bu husus İslam toplumunda özellikle fetih hareketleriyle birlikte İslam toplumuna dahil olan ve bilerek veya bilmeyerek İslam’a aykırı düşünce ve davranışlar sergileyen kesimlerin bu sayede İslam toplumundan dışlanmaları, ötekileştirilmeleri tehlikesini ortadan kaldırmıştır. Bu misyonu mümkün kılan ikinci esas ise ehl-i kıblenin tekfir edilmemesidir. Bu da bir önceki ilkeyle sıkı ilişkisi olan bir prensiptir. Bu prensip de tekfir edilme korkusu yaşamadan farklı düşünceler ve eylemler geliştirmeye imkan tanımıştır. Yukarıda saydığımız prensipler Ehl-i sünnet ekolünün İslam toplumunu birleştirme, ayrılığı ortadan kaldırma, hoşgörü ve diyalog ortamı oluşturma hedeflerine hizmet etmiştir. Cevap B şıkkıdır.

Soru 23

Sünnî kelâmın öncülerinden biri olarak görülen kişi aşağıdaki şıklardan hangisinde verilmiştir?

Seçenekler

A
Kalânîsi
B
Ahmed b. Hanbel
C
İbn Hazm
D
İsferâyini
E
Bağdadî
Açıklama:
Tercüme hareketleri ile birlikte İslam toplumunda yaygın bir hal kazanan felsefi tartışmalar ve fethedilen ülkelerin farklı din, düşünce ve kültüre sahip kesimleri ile sadece Ashâbü’l-hadîsin nassa ve lafza bağlılık olarak özetlenebilecek yöntemleri ile mücadele etmek kolay değildi. Ashâbü’l-hadîs bu dönemde hem dışarıdan İslam’a yöneltilen eleştirilere hem de İslam toplumu içerisinde yer alıp Ashâbü’l-hadîse eleştiriler yönelten kesimlere cevap vermek durumundaydı. Salt nassa dayanarak karşı tarafın ikna edilmesi mümkün görünmemekteydi. İşte bu dönemde Ehl-i sünnet şemsiyesi altında yer alan ve Ehl-i sünnetin sahip olduğu inanç ve düşünceleri akılla temellendirmeye çalışan bir kesim ortaya çıktı. İbn Küllâb (ö.240/853), Kalânisî (ö.255/869) ve Muhâsibî’nin (ö.243/-856) öncülük ettiği bu kesim, Ehl-i sünnetin itikadını kelâmi argümanlar kullanarak ortaya koymaya çalışmışlardır. Bu çalışmalar daha sonra Ehl-i sünnet kelâmı denildiğinde akla gelen Eş‘arî ve Mâtürîdî kelâm ekollerine zemin hazırlamıştır. Bundan dolayı İbn Küllâb, Kalânisî ve Muhâsibî, Sünnî kelâmın öncüleri olarak görülmüşlerdir.

Soru 24

Mezheplerin imamet anlayışına dair verilen bilgilerden hangisi doğrudur?

Seçenekler

A
Hâricîler, imamın Kureyş'ten olmasını şart koşmuşlardır.
B
Mu‘tezile, imamın Kureyş'ten olmasını şart koşmuştur.
C
Ehl-i sünnet, imamın Kureyş'ten olmasını şart koşmuştur.
D
Şia mezhebi, imametin nass ve ittifakla olması gerektiğini savunmuştur.
E
Mu‘tezile, imametin nass ve tayinle olması gerektiğini savunmuştur.
Açıklama:
İmamet olarak ifade edilen ve Hz. Peygamberden sonra kimin ve kimlerin devlet başkanı olması gerektiği ve olabileceği sorunu etrafında gelişen bu tartışmada genel anlamda iki temel görüş ortaya çıkmıştır.
1. İmametin nass ve ittifakla olması esasını benimseyen mezhepler. Ehl-i sünnet, Hâricîler, ve Mu‘tezile bu görüşü paylaşan mezhepler olarak ön plana çıkmaktadırlar. Bunlar İmamın Kureyş'ten olması veya olmaması
konusunda kendi aralarında ihtilaf etmişlerdir. Ehl-i sünnet imamın Kureyş'ten olmasını şart koşarken, Hâricîler ve Mu‘tezile halifenin Kureyş'ten olmasını şart koşmamışlardır. Bu mezhepler imametin nass ve tayinle olmadığı konusunda ittifak etmişlerdir. Ehl-i sünnet, tarihte vuku bulan olguyu esas alarak ilk dört halifenin hilâfetini meşru görmüş ve üstünlük sırasını da buna göre belirlemiştir.
2. İmametin nas ve tayinle olduğunu iddia edenler. Şia ve revafız olarak ifade edilen Hz. Ali ve çocuklarının nassla tayin edildiklerini söyleyenlerin oluşturduğu mezheptir.
Cevap C şıkkıdır.

Soru 25

Büyük günah konusunda "el-menziletu beyne’l- menzileteyn" görüşünü savunan grup aşağıdaki şıklardan hangisinde verilmiştir?

Seçenekler

A
Mu'tezile
B
Hâricîler
C
Rafizîler
D
Ehl-i rey
E
Cehmiye
Açıklama:
Büyük günah (el- Murtekibu’l- kebîre) meselesi özellikle Cemel ve Sıffîn savaşlarında Müslüman toplumu oluşturan bireylerin birbirilerini öldürmeleri sonrasında ortaya çıkan bir problemdir. Kur’ân- kerimde kasten adam
öldürmenin cezasının ebedi cehennem olduğu belirtilmektedir. Dolayısıyla bu savaşlarda birbirilerini öldüren Müslümanlar cezası cehennem olan bir büyük günah işlemiş olmaktadırlar.
Hâricîler bu noktada hem savaşlarda birbirlerini öldüren Müslümanların hem de hakem olayına karışanların büyük günah işlediklerinden kafir olduklarını söylemişlerdir. Bu düşünceden hareketle ister öldürme olsun isterse başka bir günah olsun büyük günah işleyen kimsenin küfre girdiğini ve ona Müslüman hukukunun uygulanamayacağını iddia etmişlerdir.
Mu‘tezile ekolü bu konuda el-menziletu beyne’l- menzileteyn görüşünü savunurken Ehl-i sünnet bir bütün olarak büyük günah işleyen kimsenin kafir değil, günahkar Müslüman olduğunu bu dünyada işlediği günahtan dolayı kendisine kafir muamelesi yapılamayacağını söylemişlerdir. Onlara göre âhiretteki durumu da Allah’a kalmıştır; Allah dilerse onu affer dilerse de yaptığı günahın karşılığı olarak onu cezalandırır.
Cevap A şıkkıdır.

Soru 26

Aşağıdakilerden hangisi Mâtürîdîliğin gelişmesinde katkısından bahsedilen âlimlerden biridir?

Seçenekler

A
Ğaylân ed-Dımeşkî
B
Hasan el-Basri
C
Ömer b. Abdülaziz
D
Rüstüfağnî
E
İbn Küllâb
Açıklama:
Cevap 90, 92 ve 93. sayfalardadır.
Ehl-i sünnet şemsiyesi altında yer alan ve Ehl-i sünnetin sahip olduğu inanç ve düşünceleri akılla temellendirmeye çalışan bir kesim ortaya çıktı. İbn Küllâb (ö.240/853), Kalânisî (ö.255/869) ve Muhâsibî’nin (ö.243/-856) öncülük ettiği bu kesim, Ehl-i sünnetin itikadını kelâmi argümanlar kullanarak ortaya koymaya çalışmışlardır.
Kader konusu, esas itibariyle insani bir problemdir ve insanın olduğu her yerde var olagelmiştir. Bu konu her ne kadar Hz. Ömer ve Hz. Ali’nin hilâfet dönemlerinde gündeme geldiyse de ayrışmaları beraberinde getirecek bir seviyede olmamıştır. Bu konunun Müslüman toplumu birbirinden ayrıştıracak şekilde fırkalara bölmesi Emevîler dönemine denk gelmektedir. Hasan el-Basri, Ömer b.Abdülaziz ve Ğaylân ed-Dımeşkî gibi alimlerin yazdıkları kadere ilişkin risalelerin Emevîlerin iktidar dönemine denk gelmesi, bu dönemde bilinçli bir şekilde bu konunun gündeme getirildiğini düşündürmektedir.
Mâtürîdîliğin gelişmesinde katkısından bahsedilen âlimlerden biri de İmam Mâtürîdî’nin öğrencilerinden biri olan Rüstüfağnî’dir(ö.345/956). Rüstüfağnî İrşâdu’l- muhtedî adlı eserinde hocası Mâtürîdî’nin görüşlerini paylaştığını ifade etmiştir. Cevap D şıkkıdır.

Soru 27

Mâtürîdî ekolün gelişip belirgin hale gelmesinde en büyük pay aşağıdaki isimlerden hangisine aittir?

Seçenekler

A
Buhârâlı Nureddîn es-Sabûnî
B
Ali b. Osman el-Ûşî
C
Ebü’l-Muîn en-Nesefî
D
Ebû İshak İbrahim esSaffâr
E
Ebû Şekûr Muhammed b. Abduseyyid el-Kişşî
Açıklama:
Mâtürîdî ekolün gelişip belirgin hale gelmesinde en büyük pay kuşkusuz Ebü’l-Muîn en-Nesefî’ye aittir. Mâtürîdî’ye olan bağlılığını değişik vesilelerle dile getiren Ebû’l-Muin en-Nesefî, başta Tebsıratu’l- edille adlı eseri olmak üzere kelâm ilmi alanında yazdığı eserlerle Mâtürîdîlik mezhebinin ekolleşmesinde ve bir ekol olarak yerini almasında önemli katkılarda bulunmuştur. Ebû’l-Muin söz konusu eserinde Ebû Hanîfe’yi mezhebin önderi olarak takdim etmekle birlikte Mâtürîdî’yi de Ebû Hanîfe’nin görüşlerini en iyi bilen kişi olarak sunmaktadır. Ebû’l-Muin en-Nesefî’nin söz konusu kitabında Hanefîliğin yanı sıra Mâtürîdîlik şeklinde bir mezhepten bahsetmesi Mâtürîdîliği Hanefîlikten farklı bir ekol olarak gördüğünü ortaya koymaktadır.
Müteahhirîn döneminde de Mâtürîdîlik ekolünün gelişmesine fikirleri, faaliyetleri ve eserleriyle katkı sağlayan birçok âlim yetişmiştir. Ebû Şekûr Muhammed b. Abduseyyid el-Kişşî (ö. V./XI. yy.), Ebû İshak İbrahim esSaffâr (ö. 534/1139), Ali b. Osman el-Ûşî (ö. 575/ 1179), Buhârâlı Nureddîn es-Sabûnî’nin (ö. 580/ 1148), Habbâzî (ö. 691/1292), Ebü’l-Berekât enNesefî (ö. 710/1310) kendi dönemlerinde Mâtürîdî ekolü temsil eden âlimlerdendirler. Cevap C şıkkıdır.

Soru 28

Aşağıdakilerden hangisi Mâtürîdîlerin savunduğu görüşlerden biridir?

Seçenekler

A
İnsanda müstakil bir cüz’’i irade vardır ve bu irade itibarî bir varlığa sahip olup Allah tarafından yaratılmamıştır.
B
Allah’ın sübûtî sıfatları arasında tekvîn diye bir sıfat yoktur.
C
Yüce Allah insanın güç yetiremeyeceği bir şeyi yapmasını isteyebilir ve onunla mükellef kılabilir.
D
Peygamber olmak için erkek olmak şart değildir.
E
Allah’ın fiilleri hikmetli olmak ve bir sebebe bağlı olmak zorunda değildir.
Açıklama:
Cüz’i İrade: Mâtürîdîlere göre insanda müstakil bir cüz’’i irade vardır ve bu irade itibarî bir varlığa sahip olup Allah tarafından yaratılmamıştır. Eş‘arîlere göre ise insan müstakil bir cüz’î iradeye sahip değildir, iradeyi
insanda yaratan Yüce Allah’tır. Cevap A şıkkıdır.

Soru 29

Aşağıdakilerden hangisi Eş‘arîlerin savunduğu görüşlerden biridir?

Seçenekler

A
Ümitsizlik halinde yani son nefeste tövbe (tevbe-i ye’s) geçerlidir.
B
İrtidat eden kimse tekrar İslam dinine dönerse amelleri de geri döner.
C
Yüce Allah’ın kendisiyle fiillerini gerçekleştirdiği bir tekvîn sıfatı vardır.
D
Kâfirler iman etmekle yükümlüdürler, ibadetle değil, bunun için ayrıca ceza görmezler.
E
Allah’ın fiillerinin bir hikmete bağlı olduklarını ve bir sebebe dayandıklarını ileri sürmüşlerdir.
Açıklama:
Esasen Eş‘arî ekole mensup iki âlimin görüşleri de karşılaştırılırsa bu kadar bir fark çıkabilir. Dolayısıyla bu farkları problem edinmemek hatta bunları bir zenginlik ve rahmet olarak görmek gerekir. Bu farkların bazılarını şu şekilde sıralamak mümkündür:
1. Cüz’i İrade: Mâtürîdîlere göre insanda müstakil bir cüz’’i irade vardır ve bu irade itibarî bir varlığa sahip olup Allah tarafından yaratılmamıştır. Eş‘arîlere göre ise insan müstakil bir cüz’î iradeye sahip değildir, iradeyi
insanda yaratan Yüce Allah’tır.
2. Tekvîn: Mâtürîdîlere göre Yüce Allah’ın kendisiyle fiillerini gerçekleştirdiği bir tekvîn sıfatı vardır. Bu da irade, kudret gibi sübûtî sıfatlardandır. Eş‘arîlere göre ise Allah’ın sübûtî sıfatları arasında tekvîn diye bir sıfat yoktur. Kudret sıfatı yaratma işlevini yerine getirir.
3. Güç yetirilemeyenin teklif edilmesi (Teklifu mâ lâ yutâk): Eş‘arîlere göre Yüce Allah insanın güç yetiremeyeceği bir şeyi yapmasını isteyebilir ve onunla mükellef kılabilir, Mâtürîdîlere göre ise böyle bir sorumluluk yüklemek caiz değildir, zira bunda herhangi bir hikmet yoktur.
4. Nübüvvet: Mâtürîdîlere göre peygamber olmanın şartlarından biri erkek olmaktır. Eş‘arîlere göre ise, peygamber olmak için erkek olmak şart değildir, kadınlar da peygamber olabilirler.
5. Sebep ve hikmet: Eş‘arîlere göre Allah’ın fiilleri hikmetli olmak ve bir sebebe bağlı olmak zorunda değildir. Çünkü Allah dilediğini yapandır ve Allah yaptıklarından sorumlu değildir. Mâtürîdîler ise Allah’ın fiillerinin
bir hikmete bağlı olduklarını ve bir sebebe dayandıklarını ileri sürmüşlerdir. Zira Allah boşuna iş yapmaz. Hikmetsiz ve sebepsiz iş yapmak ise boşunadır/abestir.
6. İbadet mükellefiyeti: Eş‘arîlere göre kâfirler iman etmekle yükümlü oldukları gibi, ibadet etmekle de yükümlüdürler, ibadet etmedikleri için ayrıca ceza göreceklerdir. Mâtürîdîlere göre ise kâfirler iman etmekle
yükümlüdürler, ibadetle değil, ayrıca ceza görmezler.
7. İrtidat: Eş‘arîlere göre irtidat eden kimse tekrar İslam dinine dönerse amelleri de geri döner. Mâtürîdîlere göre ise amelleri geri dönmez.
8. Ümitsizlik halinde yani son nefeste tövbe (tevbe-i ye’s): Eş‘arîlere göre bu durumdaki bir tövbe geçerli değildir. Mâtürîdîlere göre ise geçerlidir.
Cevap B şıkkıdır.

Soru 30

Aşağıdaki kavramlardan hangisi Allah’a nisbet edildiğinde "Allah’ın hükümleri, emir ve yasakları" yani O’nun muamele şekli ve değişmez kanunu anlaşılır?

Seçenekler

A
Sünnetü’n-nebî
B
Ehl-i sünnet
C
Sünnetullâh
D
Sünnetü’l-evvelîn
E
Ehlü’s-sünne ve’l-cemâa’
Açıklama:
Ehl-i sünnet terkibinde yer alan ehl kelimesi nisbet ifade eder. Ehl-i sünnet, ‘sünnet ehli’, ‘sünnete mensup olanlar’ gibi anlamlara gelir. Sünnet kelimesi ise sözlük anlamı itibariyle; yol, gidiş, tarz, üslup, adet ve davranış gibi anlamları ihtiva eder. Kur’ânı-kerimde geçen sünnetü’l-evvelîn (öncekilerin sünneti) (Fâtır, 35/43) ifadesi ‘geçmiş kavimlerin tuttukları yol, karşılaştıkları muamele’ anlamına gelmektedir. Sünnet kavramı sünnetullâh biçiminde Allah’a nisbet edildiğinde ‘Allah’ın hükümleri, emir ve yasakları’ yani O’nun muamele şekli ve değişmez kanunu anlaşılır. Sünnetü’n-nebî derken de ‘Peygamberin takip ettiği yol’ kastedilir. Buna göre Ehl-i sünnet, peygamberin yolunu ve onun dini anlama ve uygulama biçimini takip edenler anlamına gelmiş olmaktadır.

Soru 31

Aşağıdakilerden hangisi Müslümanların çoğunluğu anlamına gelmektedir?

Seçenekler

A
Sünnetü’n-nebî
B
Ehl-i sünnet
C
Sünnetullâh
D
Sünnetü’l-evvelîn
E
Ehlü’s-sünne ve’l-cemâa’
Açıklama:
Ehl-i sünnet terkibinde yer alan ehl kelimesi nisbet ifade eder. Ehl-i sünnet,
‘sünnet ehli’, ‘sünnete mensup olanlar’ gibi anlamlara gelir. Sünnet kelimesi
ise sözlük anlamı itibariyle; yol, gidiş, tarz, üslup, adet ve davranış gibi
anlamları ihtiva eder. Kur’ânı-kerimde geçen sünnetü’l-evvelîn (öncekilerin
sünneti) (Fâtır, 35/43) ifadesi ‘geçmiş kavimlerin tuttukları yol, karşılaştıkları
muamele’ anlamına gelmektedir. Sünnet kavramı sünnetullâh biçiminde Allah’a
nisbet edildiğinde ‘Allah’ın hükümleri, emir ve yasakları’ yani O’nun
muamele şekli ve değişmez kanunu anlaşılır. Sünnetü’n-nebî derken de
‘Peygamberin takip ettiği yol’ kastedilir. Buna göre Ehl-i sünnet, peygamberin
yolunu ve onun dini anlama ve uygulama biçimini takip edenler anlamına
gelmiş olmaktadır.

Soru 32

Hem savaşlarda birbirlerini öldüren Müslümanların hem de hakem olayına karışanların büyük günah işlediklerinden kafir olduklarını söylenler kimdir?

Seçenekler

A
Hâricîler
B
Râfizîler
C
Mu‘tezile
D
Kaderîler
E
Mâtürîdîler
Açıklama:
Hâricîler bu noktada hem savaşlarda birbirlerini öldüren Müslümanların
hem de hakem olayına karışanların büyük günah işlediklerinden kafir olduklarını
söylemişlerdir. Bu düşünceden hareketle ister öldürme olsun isterse
başka bir günah olsun büyük günah işleyen kimsenin küfre girdiğini ve ona
Müslüman hukukunun uygulanamayacağını iddia etmişlerdir. Bu konuda
kendi aralarında da fırkalara ayrılmışlardır. Fakat büyük günah işleyen
kimsenin kafir olduğu konusunda ittifak etmişlerdir.

Soru 33

Aşağıdakilerden hangisi Allah’ın ilminin tavsifi olduğunu ve Allah’ın bir şeyi bilmesinin o şeyin meydana gelmesini zorunlu kılmayacağını ifade etmiştir?

Seçenekler

A
Ebû Hanîfe
B
Hasan el-Basri
C
Ömer b. Abdülaziz
D
Ğaylân ed-Dımeşkî
E
Ebû Mansûr el- Mâtürîdî
Açıklama:
Ehl-i sünnet içerisinde değerlendirilen Ebû Hanîfe, Ömer b. Abdülaziz,
Hasan el-Basri gibi zatlar kaderi kabul etme noktasında ortak bir görüşlerinden
bahsedilebilse de, kaderi anlama biçimleri farklıdır. Nitekim Hasan
el-Basri, ‘kaderi inkâr eden kâfirdir, fakat günahını Allah’a yükleyen de
zalimdir’, derken, Ömer b. Abdülaziz insana hiçbir şekilde hüriyyet tanımayan
bir kader anlayışını dile getirmiştir. Ona göre Allah’ın ilmi tenfiz edicidir.
Yani Allah’ın bir şeyi bilmesi o şeyin meydana gelmesini zorunlu kılar.
Ebû Hanîfe ise Allah’ın ilminin tavsifi olduğunu ve Allah’ın bir şeyi bilmesinin
o şeyin meydana gelmesini zorunlu kılmayacağını ifade etmiştir. Öyleyse
Eş‘arî-Mâtürîdî öncesi dönemde Ehl-i sünnet şemsiyesi altında birleşen
guruplar kaderin inkâr edilemeyeceği noktasında itifak içinde olmuşlardır,
fakat kaderi anlama biçimleri birbirinden farklıdır, denilebilir.

Soru 34

Aşağıdakilerden hangisi Eş‘arîlik ile birlikte Sünnî kelâm ekolünü temsil etmektedir?

Seçenekler

A
Hâricîlik
B
Râfizîlik
C
Mu‘tezile
D
Mâtürîdîlik
E
Kaderîlik
Açıklama:
Ebû Mansûr el- Mâtürîdî’ye (ö.333/794) nisbet edilen kelâmî düşüncenin
adıdır. Mâtürîdîlik, Eş‘arîlik ile birlikte Sünnî kelâm ekolünü temsil etmektedir.
Hanefîlik ile olan yakın ilişkisi dolayısıyla da zaman zaman kaynaklarda
Hanefîlik-Mâtürîdîlik şeklinde yer almıştır.

Soru 35

Aşağıdakilerden hangisi Eş‘arîlerin benimsediği bir görüş değildir?

Seçenekler

A
peygamber olmak için erkek olmak şart değildir, kadınlar da peygamber olabilirler
B
insan müstakil bir cüz’î iradeye sahip değildir, iradeyi insanda yaratan Yüce Allah’tır
C
kâfirler iman etmekle yükümlüdürler, ibadetle değil, ayrıca ceza görmezler
D
Allah’ın fiilleri hikmetli olmak ve bir sebebe bağlı olmak zorunda değildir
E
Yüce Allah insanın güç yetiremeyeceği bir şeyi yapmasını isteyebilir ve onunla mükellef kılabilir
Açıklama:

  1. Cüz’i İrade: Mâtürîdîlere göre insanda müstakil bir cüz’’i irade vardır ve bu irade itibarî bir varlığa sahip olup Allah tarafından yaratılmamıştır. Eş‘arîlere göre ise insan müstakil bir cüz’î iradeye sahip değildir, iradeyi insanda yaratan Yüce Allah’tır.



  1. Tekvîn: Mâtürîdîlere göre Yüce Allah’ın kendisiyle fiillerini gerçekleştirdiği bir tekvîn sıfatı vardır. Bu da irade, kudret gibi sübûtî sıfatlardandır. Eş‘arîlere göre ise Allah’ın sübûtî sıfatları arasında tekvîn diye bir sıfat yoktur. Kudret sıfatı yaratma işlevini yerine getirir.



  1. Güç yetirilemeyenin teklif edilmesi (Teklifu mâ lâ yutâk): Eş‘arîlere göre Yüce Allah insanın güç yetiremeyeceği bir şeyi yapmasını isteyebilir ve onunla mükellef kılabilir, Mâtürîdîlere göre ise böyle bir sorumluluk yüklemek caiz değildir, zira bunda herhangi bir hikmet yoktur.



  1. Nübüvvet: Mâtürîdîlere göre peygamber olmanın şartlarından biri erkek olmaktır. Eş‘arîlere göre ise, peygamber olmak için erkek olmak şart değildir, kadınlar da peygamber olabilirler.



  1. Sebep ve hikmet: Eş‘arîlere göre Allah’ın fiilleri hikmetli olmak ve bir sebebe bağlı olmak zorunda değildir. Çünkü Allah dilediğini yapandır ve Allah yaptıklarından sorumlu değildir. Mâtürîdîler ise Allah’ın fiillerinin bir hikmete bağlı olduklarını ve bir sebebe dayandıklarını ileri sürmüşlerdir. Zira Allah boşuna iş yapmaz. Hikmetsiz ve sebepsiz iş yapmak ise boşunadır/abestir.



  1. İbadet mükellefiyeti: Eş‘arîlere göre kâfirler iman etmekle yükümlü oldukları gibi, ibadet etmekle de yükümlüdürler, ibadet etmedikleri için ayrıca ceza göreceklerdir. Mâtürîdîlere göre ise kâfirler iman etmekle yükümlüdürler, ibadetle değil, ayrıca ceza görmezler.



  1. İrtidat: Eş‘arîlere göre irtidat eden kimse tekrar İslam dinine dönerse amelleri de geri döner. Mâtürîdîlere göre ise amelleri geri dönmez.



  1. Ümitsizlik halinde yani son nefeste tövbe (tevbe-i ye’s): Eş‘arîlere göre bu durumdaki bir tövbe geçerli değildir. Mâtürîdîlere göre ise geçerlidir.

Soru 36

Aşağıdakilerden hangisi Mâtürîdîlerin benimsediği bir görüştür?

Seçenekler

A
Allah’ın fiilleri hikmetli olmak ve bir sebebe bağlı olmak zorunda değildir
B
son nefeste tövbe geçerli değildir
C
insanda müstakil bir cüz’’i irade vardır ve bu irade itibarî bir varlığa sahip olup Allah tarafından yaratılmamıştır.
D
peygamber olmak için erkek olmak şart değildir, kadınlar da peygamber olabilirler
E
kâfirler iman etmekle yükümlü oldukları gibi, ibadet etmekle de yükümlüdürler, ibadet etmedikleri için ayrıca ceza göreceklerdir
Açıklama:
Cüz’i İrade: Mâtürîdîlere göre insanda müstakil bir cüz’’i irade vardır ve
bu irade itibarî bir varlığa sahip olup Allah tarafından yaratılmamıştır.
Eş‘arîlere göre ise insan müstakil bir cüz’î iradeye sahip değildir, iradeyi
insanda yaratan Yüce Allah’tır.

Soru 37

Aşağıdakilerden hangisi Eş‘arîlerin benimsediği bir görüştür?

Seçenekler

A
kâfirler iman etmekle yükümlüdürler, ibadetle değil, ayrıca ceza görmezler
B
peygamber olmanın şartlarından biri erkek olmaktır
C
Allah’ın fiilleri bir hikmete bağlıdır ve bir sebebe dayanmaktadır
D
son nefeste tövbe geçerlidir
E
irtidat eden kimse tekrar İslam dinine dönerse amelleri de geri döner
Açıklama:
İrtidat: Eş‘arîlere göre irtidat eden kimse tekrar İslam dinine dönerse amelleri de geri döner. Mâtürîdîlere göre ise amelleri geri dönmez.

Soru 38

Aşağıdakilerden hangisi Mâtürîdîlerin benimsediği bir görüş değildir?

Seçenekler

A
Kâfirler iman etmekle yükümlüdürler, ibadetle değil ve ayrıca ceza görmezler.
B
Peygamber olmanın şartlarından biri erkek olmaktır.
C
İrtidat eden kimse tekrar İslam dinine dönse bile amelleri geri dönmez.
D
Son nefeste tövbe geçerlidir.
E
Allah’ın fiilleri hikmetli olmak ve bir sebebe bağlı olmak zorunda değildir.
Açıklama:
Sebep ve hikmet: Eş‘arîlere göre Allah’ın fiilleri hikmetli olmak ve bir sebebe bağlı olmak zorunda değildir. Çünkü Allah dilediğini yapandır ve Allah yaptıklarından sorumlu değildir. Mâtürîdîler ise Allah’ın fiillerinin bir hikmete bağlı olduklarını ve bir sebebe dayandıklarını ileri sürmüşlerdir. Zira Allah boşuna iş yapmaz. Hikmetsiz ve sebepsiz iş yapmak ise boşunadır/abestir.

Soru 39

Ehl-i sünnet içinde yer alan grupların sekiz tane olduğunu söyleyen İslam âlimi aşağıdaki seçeneklerden hangisinde doğru olarak verilmiştir?

Seçenekler

A
Eş‘arî
B
Bağdâdî
C
İbn Hazm
D
İsferâyînî
E
İbn Ebi Leyla
Açıklama:
Bağdâdî Ehl-i sünnet içinde yer alan grupların sekiz, İbn Hazm beş, İsferâyînî ise iki olduğunu söylemiştir. Doğru cevap B'dir.

Soru 40

İslâm'ın ilk dönemlerinde, tek bir halife ya da başkan etrafında bir araya gelen bütün Müslümanları, çoğunluğu veya çoğulcu siyasi-toplumsal yapıyı ifade eden cemâat kavramı için aşağıdaki seçeneklerde yer alan tabirlerden hangisi kullanılmıştır?

Seçenekler

A
es-sevâdu’l-a’zam
B
ehl-i rey
C
sünnetü’l-evvelîn
D
ashâbü’l-hadîs
E
el-fark beyne’l- fırak
Açıklama:
Bu terkibe bazen Ehlü’s-sünne ve’l-cemâa’ şeklinde cemâat kavramı da ilave edilir. Bunun anlamı bir araya getirilmiş, toplanmış şeydir. Istılahta ise ümmetin siyasi birliği, bütünlüğü, Müslümanların çoğunluğu anlamındadır. Esasen siyasî bir kavram olan cemâat kavramı ilk dönemlerde tek bir halife ya da başkan etrafında bir araya gelen bütün Müslümanları, çoğunluğu veya çoğulcu siyasi-toplumsal yapıyı (es-sevâdu’l-a’zam) ifade etmek için kullanılmıştır. Doğru cevap A'dır.

Soru 41

İbn Hazm'ın tasnifine göre, aşağıdaki seçeneklerden hangisi Ehl-i Sünnet ekolü içerisnde tasnif edilmemiştir?

Seçenekler

A
Gününmüzde sahabe, tabiun ve ashâbü’l-hadîsi takip eden yer yüzünün doğusunda ve batısında yaşayan müslümanlar
B
Ashâbü’l-hadîs
C
Ehl-i sünnet itikadı üzere bulunan cihad ehli
D
Sahabenin yolundan giden seçkin tabiun nesli
E
Sahabe
Açıklama:
Ehl-i sünnet itikadı üzere bulunan cihad ehli; Bağdadî tasnifinde yer almaktadır. Doğru cevap C'dir.

Soru 42

Abbasiler döneminde mihneye dönüşen mesele aşağıdaki seçeneklerden hangisinde doğru olarak verilmiştir?

Seçenekler

A
Cemel vakası
B
Sıffın savaşı
C
Halife Me'mun'un öldürülmesi
D
Ahmed b. Hanbel’in hapsolunması
E
Halku’l-Kur’ân
Açıklama:
Abbasiler döneminde Halku’l-Kur’ân meselesinin mihneye dönüştürülmesi ve o dönem Ashâbü’l-hadîs’in önde gelen isimlerinden biri olan Ahmed b. Hanbel’in yapılan işkencelere rağmen iktidarın söylemine teslim olmaması sonrasında kazandığı karizma, Ashâbü’l-hadîsin toplumda güç kazanmasına ve Ehl-i sünnet’i temsil eden tek fırkaymış gibi algılanmasına yol açtı. Doğru cevap E'dir.

Soru 43

Aşağıdaki seçeneklerde yer alan ifadelerden hangisi Ahmed b. Hanbel için söylenemez?

Seçenekler

A
İlâhî sıfatların ispatı ile meşgul olmuş ve haberî olanlarının tevile tâbi tutulmaması görüşünü savunmuştur.
B
Kur’ân’ın ezelî oluşu ve rü’yetullah gibi konular üzerinde durmuştur.
C
İnanç esaslarının naslardan hareketle belirlenmesi gerektiğini savunmuştur.
D
Ehl-i sünnetin itikadını kelâmi argümanlar kullanarak ortaya koymaya çalışmıştır.
E
İtikatta naklî delilleri hâkim kılmaya çalışmıştır.
Açıklama:
Ahmed b. Hanbel, genel olarak ilâhî sıfatların ispatı ve haberî olanlarının tevile tâbi tutulmaması, Kur’ân’ın ezelî oluşu ve rü’yetullah gibi konular üzerinde durmuş, inanç esaslarının naslardan hareketle belirlenmesi gerektiğini savunmuş, böylece itikatta naklî delilleri hâkim kılmaya çalışmıştı. Ne var ki nassa ve lafza bağlılıkla ön plana çıkan bu anlayış, Mu‘tezile ve diğer düşünce akımları ile düşünsel anlamda mücadele edecek mekanizmalardan ve yöntemlerden yoksundu. Bunun yanı sıra tercüme hareketleri ile birlikte İslam toplumunda yaygın bir hal kazanan felsefi tartışmalar ve fethedilen ülkelerin farklı din, düşünce ve kültüre sahip kesimleri ile sadece Ashâbü’l-hadîsin nassa ve lafza bağlılık olarak özetlenebilecek yöntemleri ile mücadele etmek kolay değildi. Ashâbü’l-hadîs bu dönemde hem dışarıdan İslam’a yöneltilen eleştirilere hem de İslam toplumu içerisinde yer alıp Ashâbü’l-hadîse eleştiriler yönelten kesimlere cevap vermek durumundaydı. Salt nassa dayanarak karşı tarafın ikna edilmesi mümkün görünmemekteydi. İşte bu dönemde Ehl-i sünnet şemsiyesi altında yer alan ve Ehl-i sünnetin sahip olduğu inanç ve düşünceleri akılla temellendirmeye çalışan bir kesim ortaya çıktı. İbn Küllâb (ö.240/853), Kalânisî (ö.255/869) ve Muhâsibî’nin (ö.243/856) öncülük ettiği bu kesim, Ehl-i sünnetin itikadını kelâmi argümanlar kullanarak ortaya koymaya çalışmışlardır. Bu çalışmalar daha sonra Ehl-i sünnet kelâmı denildiğinde akla gelen Eş‘arî ve Mâtürîdî kelâm ekollerine zemin hazırlamıştır. Bunda dolayı İbn Küllâb, Kalânisî ve Muhâsibî, Sünnî kelâmın öncüleri olarak görülmüşlerdir.
Doğru cevap D'dir.

Soru 44

Aşağıdaki seçeneklerden hangisinde Ehl-i sünnet ile ilgili bilgiler veren müellif-eser eşleşmesi doğru olarak verilmiştir?

Seçenekler

A
Muammer Esen-Ehl-i Sünnet Kavramının Oluşum ve Gelişim Süreci
B
Mevlüt Özler-Ehl-i Şia ve Bidat
C
Cağfer Karadaş-İmam Maturudi
D
Fahreddîn er-Râzî-Şerhu’l-Akâid
E
Seyfeddîn el-Âmidî-Şerhu’l-Mevâkıf
Açıklama:
Ehl-i Sünnet kavarmının anlam alanını daha iyi tespit etmek için Mevlüt Özler’in Ehl-i
Sünnet-Ehl-i Bid’at adlı kitabı ile Muammer Esen’in Ehl-i Sünnet Kavramının Oluşum ve Gelişim Süreci adlı eseri önemlidir. Doğru cevap A'dır.

Soru 45

Ehl-i sünnet ekolünün Râfizîleri reddettiği husus aşağıdaki seçeneklerden hangisinde yer almaktadır?

Seçenekler

A
Kader
B
İmamet
C
Büyük günah
D
Kur'an-ı Kerîm'in cem' olması
E
Naslar
Açıklama:
Ehl-i sünnet, Râfizîleri reddetmekle imamet konusunda, Kaderîleri reddetmekle kader ve insan fiilleri konusunda, Hâricîleri reddetmekle de büyük günah meselesinde bu guruplardan kendisini ayrıştırmıştır. Doğru cevap B'dir.

Soru 46

Büyük günah konusunda; el-menziletu beyne’l- menzileteyn görüşünü savunan mezhep aşağıdaki seçeneklerden hangisinde yer almaktadır?

Seçenekler

A
Hâricîler
B
Şia
C
Mu‘tezile
D
Kerramiye
E
Kaderîler
Açıklama:
Mu‘tezile ekolü büyük günah konusunda el-menziletu beyne’l- menzileteyn görüşünü savunurken Ehl-i sünnet bir bütün olarak büyük günah işleyen kimsenin kafir değil, günahkar Müslüman olduğunu bu dünyada işlediği günahtan dolayı kendisine kafir muamelesi yapılamayacağını söylemişlerdir. Doğru cevap C'dir.

Soru 47

"Hasan el-Basri, Ömer b.Abdülaziz ve Ğaylân ed-Dımeşkî gibi alimlerin yazdıkları kadere ilişkin risalelerin............................................iktidarı dönemine denk gelmesi, bu dönemde bilinçli bir şekilde bu konunun gündeme getirildiğini düşündürmektedir".
Yukarıdaki paragrafta boşluğa uygun düşecek sözcük aşağıdaki seçeneklerden hangisinde yer almaktadır?

Seçenekler

A
Osmanlı
B
Fatımi
C
Hz. Osman
D
Abbasi
E
Emevi
Açıklama:
Hasan el-Basri, Ömer b.Abdülaziz ve Ğaylân ed-Dımeşkî gibi alimlerin yazdıkları kadere ilişkin risalelerin Emevîlerin iktidar dönemine denk gelmesi, bu dönemde bilinçli bir şekilde bu konunun gündeme getirildiğini düşündürmektedir. Doğru cevap E'dir.

Soru 48

Muhalifleri arasında "müşebbihe ve mücbire" gibi isimlerle de anılan mezhep aşağıdakilerden hangisidir?

Seçenekler

A
Cehmiye
B
Neccâriye
C
Mu‘tezile
D
Eş’ariyye
E
Mürciye
Açıklama:
Önderi Ebû’l- Hasan el-Eş‘arî’ye (ö. 324/ 935-936) nispetle Eş‘arîlik (el-Eş’ariyye) adını alan bu mezhep muhalifleri tarafından müşebbihe ve mücbire gibi isimlerle de anılmıştır. Doğru cevap D'dir.

Ünite 6

Soru 1

Batlamyusçu evren görüşü seçeneklerden hangisinde doğru şekilde açıklanmıştır?

Seçenekler

A
Güneş merkezdedir ve diğer bütün gezegenler Güneş etrafında dönmektedir
B
Dünya sabittir ve Güneş,Ay dahil bütün gezegenler Dünya'nın etrafında döner
C
Güneş sabittir ve Dünya,Güneşin etrafında dönmeden durur
D
Güneş ve Dünya'nın konumları ve hareketleri hakkında yorum yapılamaz
E
Güneş ve bütün gezegenler sistem içinde yer değiştirerek birbirleri etrafında dönerler
Açıklama:
Arsito’nun ortaya attığı Dünya’nın sabit merkez olduğu; bütün gezegenlerin, yıldızların, Güneş ve Ay’ın dünyanın etrafında döndüğü anlayışı Batlamyusçu evren görüşü olarak bilinir. Batlamyusçu evren görüşü neredeyse 1500 yıl hakimiyetini sürdürdü ve Hristiyan dünyasında Kopernik’in güneş merkezli evren görüşünü ortaya atmasına kadar fiilen varlığını devam ettirdi. Doğru cevap B seçeneğidir.

Soru 2

David Hume' a göre bilgiyi elde etmenin tek vasıtası nedir?

Seçenekler

A
Gözlem
B
Deney
C
Akıl
D
Duyular
E
Tecrübe
Açıklama:
Batı bilim anlayışının oluşmasında zikredilmesi gereken bilim adamlarından biri de David Hume’dur (1711-1776). Hume duyuları bilgi elde etmenin tek vasıtası olarak gördü. Bundan hareketle de metafizik bilgiyi yanlış ve dayanağı olmayan bir nevi zihni yanılsamaydı. Hume’a göre metafiziğin bilmeye çalıştığı şeyleri bilmenin imkânı yoktur. Zira metafizik bilginin dayandığı aklın; tabiat olaylarını, kâinatın dayandığı aslı, amaç ve planını bilme imkanı yoktur. Ona göre bir şeyin bilinebilmesi için öncesinde bir duyu algısının olması zorunludur. Dolayısıyla doğru cevap D seçeneğidir.

Soru 3

Auguste Comte' a göre metafizik evre hangi dönemleri kapsamıştır?

Seçenekler

A
Başlangıçtan Orta Çağ'a kadar
B
Orta Çağ'dan Fransız İhtilaline kadar
C
Yeni Çağ'dan Yakın Çağ'a kadar
D
Bilim Çağının başlamasına kadar
E
Haçlı Seferlerinden İstanbul'un Fethi'ne kadar
Açıklama:
Comte insanlık tarihini, dinî, metafizik ve pozitif olmak üzere üç evreye ayırdı. Ona göre dini evre fenomenlerin Tanrı ya da manevi nedenlerle açıklandığı evredir. Bu evrede insanlar her şeyi din ile açıklamaya çalışırlar ki bu evre Orta Çağ’a kadar
devam eder. Metafizik evrede ise olaylar soyut kuvvetlerle açıklanır, eşitlik, özgürlük gibi. Bu evre Orta çağ’dan başlayıp 1789 Fransız ihtilaline kadar devam eder. Pozitif evre ise insanın sadece gözlemlenebilene yöneldiği ve yalnızca olaylar arasındaki yasalar ya da değişmez bağlantıları incelediği bir evredir. Ona göre bu evre insan düşüncesinin ve gelişiminin en yüksek basamağıdır. Comte’un ortaya attığı pozitivizm kavramı XIX. yüzyılın temel kavramı haline geldi. Tecrübi bilgi de yegâne evrensel bilgi olarak takdim edilmeye başlandı. Sadece gözlem ve deneye dayanan doğal bilim, her problemi çözebilecek ve toplumlar için evrensel kanunlar koyabilecek güçte görüldü. Dolayısıyla doğru cevap B seçeneğidir.

Soru 4

Canlılar arasında güçlü olanların ayakta kalıp güçsüz ve zayıfların yok olduğunu ileri süren görüş hangisidir?

Seçenekler

A
Materyalizm
B
Darwinizm
C
Pozitivizm
D
Düalizm
E
Kominizm
Açıklama:
Darwin’in ortaya koyduğu bu teoriye göre canlılar arasında acımasız bir mücadele vardır. Bu mücadele varlıklar arasında bir çeşit seçme yani ayıklama işlevi görmektedir. Bu mücadele esnasında en güçlü olanlar hayatta kalırlar, zayıf ve güçsüz olanlar, yok olmaya mahkumdur. İnsan da dönüşüm ve ayıklanma ilkesinin zorunlu bir sonucu olarak maymundan gelmiştir. Darwin bu görüşünü İnsanın Türeyişi adlı eserinde dile getirmiştir. Doğru cevap B seçeneğidir.

Soru 5

Napolyon'un Mısır'ı terk etmesinden sonra Osmanlı Devleti tarafından görevlendirilen ve fakat Mısır'ı bağımsız şekilde yönetmeye başlayıp askeri,tıp,mühendislik okulları açarak matbaa kurup geliştiren kişi kimdir?

Seçenekler

A
Muhammed Abduh
B
İzmirli İsmail Hakkı
C
Kavalalı Mehmet Ali
D
Tatavlalı Mahremi
E
Ebu Suud Efendi
Açıklama:
Kavalalı Mehmed Ali Paşa, Napolyon’un Mısır’ı terk etmesinden sonra Osmanlıdan bağımsız bir biçimde Mısır yönetti. Ali Paşa Mısır’ın iktisadi, sosyal ve eğitim düzeninde büyük değişikliklere gitti. Napolyon’dan kalan makineleri kullanarak Bulak’ta bir matbaa kurdu. Çeşitli askeri, mühendislik ve tıp okulları açtı. Bu okullarda görevlendirilmek üzere Fransa’dan subaylar, hekim ve mühendisler getirtti. Paris’e Mısırlı öğrenciler gönderdi. Doğru cevap C seçeneğidir.

Soru 6

Verilen isimlerden hangisi Hindistan'da yetişen yeni kelamcılardan biridir?

Seçenekler

A
Muhammed Abduh
B
Abdüllatif el-Harpûti
C
İzmirli İsmail Hakkı
D
Seyyid Ahmed Han
E
Gazneli Mahmut
Açıklama:
Hint alt kıtasında Seyyid Ahmed Han, Şibli Nu’manî, Emir Ali, Muhammed İkbal, Mısır’da Muhammed Abduh, Reşid Rıza, Osmanlı Türkiyesi’nde Abdüllatif el-Harpûti, İzmirli İsmail Hakkı, Filibeli Ahmed Hilmidir. Doğru cevap D seçeneğidir.

Soru 7

Verilenlerden hangisi yeni ilmi kelamın ortaya çıkış sebeplerinden biri olarak değerlendirilebilir?

Seçenekler

A
Materyalizmi İslam dünyasına yayma gerekliliği
B
İnsanlara Darwinci anlayışı açıklama isteği
C
Ateizmin doğru anlaşılmasının sağlanması
D
Çağın gerekliliklerine uygun olarak yeni argümanlar oluşturma çabası
E
İnsanların düşünme ve kelam için zamanlarının çok olması
Açıklama:
D seçeneği hariç diğer seçeneklerin tam tersi şeklinde düşünüldüğünde yeni ilmi kelamın ortaya çıkış sebepleri anlaşılmış olur. Dolayısıyla doğru cevap D seçeneğidir.

Soru 8

Modern bilimlerle temas içinde olarak "tabiatçı kelamı" ortaya koyan yeni ilmi kelamcı kimdir?

Seçenekler

A
Seyyid Ahmet Han
B
Şibli Numani
C
Muhammed Abduh
D
İzmirli İsmail Hakkı
E
Filibeli Ahmed Hilmi
Açıklama:
Seyyid Ahmed Han’ın ortaya koyduğu yeni kelâma tabiatçı kelâm denilmiştir. Onun bu görüşlere gitmesinde modern bilimle temas içerisinde olmasının büyük rolü vardır. Öte yandan Seyyid Ahmed Han yeni kelâm anlayışını ortaya koyarken sadece Ehl-i sünnet kaynaklarıyla yetinmemiş Mutezile ve filozofların görüşlerinden özellikle o dönemde Hindistan’da çok ilgi gören Yeni Mu‘tezilecilikten önemli ölçüde yararlanmıştır. Dolayısıyla doğru cevap A seçeneğidir.

Soru 9

Bazı yeni ilmi kelamcılar Peygamberliği Allah'ın lütfu olarak değil; çalışıp kazanılabilen bir vasıf olarak görmüşlerdir.
Bahsi geçen yeni ilmi kelamcılar hangi ülkenin alimleridir?

Seçenekler

A
Mısır
B
Osmanlı
C
Hindistan
D
Afganistan
E
Pakistan
Açıklama:
Şiblî Nu’manî ve Seyyid Ahmed Han geleneksel kelâm anlayışından farklı olarak peygamberliği Allah vergisi değil,
çalışıp kazanma ile gerçekleşen bir şey olarak görmüşlerdir. Bu kelamcılar Hindistan alimleridir. Buna karşılık İzmirli İsmail Hakkı, Muhammed Abdûh ve öğrencisi Reşîd Rızâ geleneksel görüşü yani peygamberliğin Allah’ın bir bağışı olduğunu savunmuşlardır. Dolayısıyla doğru cevap C seçeneğidir.

Soru 10

Seçenekte verilenlerden hangisi kesin olarak yeni ilmi kelamın konularından biridir?

Seçenekler

A
Hilafet Dönemi
B
Kırtas Meselesi
C
İbadet şekilleri
D
Kadın Hakları
E
İman meselesi
Açıklama:
Yeni İlmi kelâmcıların şu hususları ön plana çıkardıkları görülmektedir: İslam insan hayatı ve yaşama hakkına büyük önem verir. İyice incelendiği zaman insana verilen değer ve ona tanınan haklar konusunda hiçbir düşüncenin İslam’la yarışamayacağı görülecektir. İkinci bir husus da şudur: İslam ırk üstünlüğü gözetmeksizin bütün toplulukları ve gurupları aynı statüde görür. Hindulardaki gibi bir kast sistemi, Yahudilerdeki gibi bir ırkın üstünlüğü yoktur. Üçüncü bir husus da İslam tarihi boyunca Müslümanların diğer din ve topluluklara karşı gösterdiği hoşgörü ve müsamahadır. Bütün bunlar İslam’ın insan hakları konusunda yeterli bir donanıma sahip olduğunun göstergeleridir. Bu tür konular daha önceki kelâm kitaplarında yer verilmeyen konular olarak önümüze gelmektedir. Kadın hakları ve kadının sosyal konumuna ilişkin yapılan eleştirilere de cevaplar vermişlerdir. Kelâmcıların buna ilişkin getirdikleri argümanlardan biri, kadının hukuki durumunun ilk defa İslam dini tarafından tespit edildiği şeklindedir. Nitekim Batı hukukunun temeli olan Roma Hukuku’nda, kadın kocasının mülkü olarak görülmüştür. Dolayısıyla
İslam’ın kadına bakışı daha üstündür. Ayrıca İslam kadına huzur hakkı vermiş, onu mirastan yararlandırmış, akrabalar arasında herhangi bir ayırıma gitmemiştir. Boşanma konusunda da İslam hem Yahudilikten hem de Hıristiyanlıktan daha iyi konumdadır. Dolayısıyla doğru cevap D seçeneğidir.

Soru 11

Makâsıd nedir?

Seçenekler

A
Kelâmı temellendirmeye yarayan unsurlar
B
Kelâmın gereksinimleri
C
Kelâmın temel konuları
D
Kelâmın değişkenleri
E
Kelâm ilminde karşılaşılan sorunlar
Açıklama:
Kelâmın temel konuları makâsıd, bunları temellendirmeye yarayan unsurları da vesâil olarak isimlendirilmiştir. Doğru cevap C'dir.

Soru 12

Aşağıdakilerden hangisi Yeni İlm-i Kelâm'ın özelliklerinden biri değildir?

Seçenekler

A
Materyalizmi ve pozitivizmi reddeder.
B
Dine karşı teknikleri cevaplandırır.
C
İslamın akaid konularını ispat eder.
D
Müsbet ilimden faydalanır.
E
Yeni felsefi akımlardan ilham alır.
Açıklama:
Yeni İlm-i Kelâm: Bütün şekilleriyle materyalizmi ve felsefi bir görüş olarak pozitivizmi reddeden, dine karşı yapılan biyolojik ve psikolojik teknikleri (Darwinizm, Freudizm) cevaplandıran, yeni felsefi cereyanları eleştirdikten sonra müsbet ilimden de istifade ederek, Allah’ın varlığını ispat eden, İslamın akâid konularını isbât ve izah ederek mukaddesâtı savunan bir ilim, olarak tanımlanmıştır. Doğru cevap E'dir.

Soru 13

Aşağıdakilerden hangisi Yeni İlm-i Kelâm dönemi bilginlerinin karşı karşıya olduğu kişilerden biri değildir?

Seçenekler

A
Kopernik
B
Auguste Comte
C
Darwin
D
Karl Marx
E
Kant
Açıklama:
Kopernik (1473- 1543) Güneşin merkezde yer aldığını ve Dünya dâhil diğer bütün gezegenlerin Güneşin etrafında döndüklerini ortaya koydu. Dine karşı biyolojik veya psikolojik bir çalışma olmadığından doğru cevap A'dır.

Soru 14

Sisteminin gereği olarak bütün dinleri inkar etmesine rağmen kültürel boşluğu doldurmak amacıyla yeni bir din ortaya koyma ihtiyacı hissetmiş ve “insanlık dini” adını verdiği bir din ortaya koyduğunu iddia eden kişi aşağıdakilerden hangisidir?

Seçenekler

A
Auguste Comte
B
Charles Darwin
C
Descartes
D
İmanuel Kant
E
David Hume
Açıklama:
Comte, bilim ile teoloji arasına kesin ayırımlar koyarak bilim ile dinin uyuşmasının mümkün olmadığını iddia etti. Comte sisteminin gereği olarak bütün dinleri inkar etmesine rağmen kültürel boşluğu doldurmak amacıyla yeni bir din ortaya koyma ihtiyacı hissetmiş ve “insanlık dini” adını verdiği bir din ortaya koyduğunu iddia etmişti. Doğru cevap A'dır.

Soru 15

Aşağıdakilerden hangisi Yeni İlmi Kelâm'ın Osmanlı öncülerindendir?

Seçenekler

A
Seyyid Ahmed Han
B
Abullatif el-Harpûtî
C
Şibli Nu'manî
D
Muhammed İkbal
E
Muhammed Abduh
Açıklama:
Kelâm ilminin zaman ve zemine göre değişebilen vesâilinin değişmesi gerekirdi. Bu ihtiyacı dile getiren bir çok âlim ortaya çıkmıştır. Bunların bir kısmı Hindistan’da bir kısmı, Mısır’da bir kısmı da dönemin Osmanlı Türkiyesinde idi. Hint alt kıtasında Seyyid Ahmed Han, Şiblî Nu’manî, Emir Ali, Muhammed İkbal, Mısır’da Muhammed Abduh, Reşid Rıza, Osmanlı Türkiyesi’nde Abdüllatif el-Harpûtî, İzmirli İsmail Hakkı, Filibeli Ahmed Hilmi bunlardan bir kaçıdır. Doğru cevap B'dir.

Soru 16

Aşağıdakilerden hangisi Osmanlı'nın son dönemlerinde ortaya çıkan İslamcılık akımının modernist eğilimlere sahip kanadında yer almamıştır?

Seçenekler

A
İzmirli İsmail Hakkı
B
Namık Kemal
C
Musa Carullâh
D
Muhammed Abduh
E
M. Şemseddin
Açıklama:
Yenilenme hareketinin Türkiye’deki en önemli temsilcisi İzmirli İsmail Hakkı’dır. Esasen bu dönemde buhrandan kurtulmak için iki farklı görüşün ortaya çıktığı görülmektedir. Bunlardan birincisi ihyacılıktır ki temel hedefi; aslî kaynaklara dönerek, zaman içerisinde hem gelenek hem de modern Batı düşüncesi kanalıyla İslam’ a sokuşturulan bir takım yabancı unsurları temizlemekti. Diğer görüş sahipleri ise modernist kanat olarak nitelendirilmekte idi ve İzmirli de Osmanlı’nın son dönemlerinde ortaya çıkan İslamcılık akımının modernist eğilimlere sahip kanadında yer alıyordu. Namık Kemal, Musa Carullâh, M. Şemseddin gibi şahsiyetlerin içinde yer aldığı bu kanat, İslam’ın değer ve ilkelerini Batı’nın belirlediği modern düşünce kriterlerine göre yeniden yorumlamayı, İslam’ı modern düşünce ve kurumlarla kaynaştırmayı hedefliyordu. Doğru cevap D'dir.

Soru 17

Aşağıdakilerden hangisi kelâm ilminde yenilik ihtiyacını ilk dile getiren kişi olarak bilinir?

Seçenekler

A
Şiblî Nu'manî
B
Ebu'l-Kelâm Azâd
C
Muhammed İkbal
D
İzmirli İsmail Hakkı
E
Seyyid Ahmed Han
Açıklama:
Seyyid Ahmed Han, kelâm ilminde yenilik ihtiyacını ilk dile getiren kişi olarak bilinir. Doğru cevap E'dir.

Soru 18

O, Newton’un maddeyi esas alan felsefesinden oldukça etkilenmiş görünmektedir. Maddenin sakımı kanununa oldukça bağlıdır. Ayrıca âlemin kıdemi konusunda klasik kelâmın söyleminden ayrılarak İslam filozoflarının görüşüne meyletmiştir. Bahsi geçen âlim kimdir?

Seçenekler

A
İzmirli İsmail Hakkı
B
Muhammed Abduh
C
Şiblî Nu'manî
D
Seyyid Ahmed Han
E
Reşid Rıza
Açıklama:
Varlık konusu yeni ilm-i kelâm eserlerinde detaylı bir şekilde ele alınmamıştır. Varlık konusunda diğerlerine göre Şiblî Nu’manî’nin farklı bir yerde durduğu görülmektedir. O, Newton’un maddeyi esas alan felsefesinden oldukça etkilenmiş görünmektedir. Maddenin sakımı kanununa oldukça bağlıdır. Ayrıca âlemin kıdemi konusunda klasik kelâmın söyleminden ayrılarak İslam filozoflarının görüşüne meyletmiştir. Doğru cevap C'dir.

Soru 19

Kant’ın etkisinde kalarak klasik kelâmcıların kullandığı, hudus, imkan, gaye ve nizam delillerinin hiçbirinin Allah’ın varlığını ispat etmediğini iddia eden alim aşağıdakilerden hangisidir?

Seçenekler

A
İzmirli İsmail Hakkı
B
Muhammed İkbal
C
Muhammed Abduh
D
Filibeli Ahmed Hilmi
E
Emir Ali
Açıklama:
Muhammed İkbal Kant’ın etkisinde kalarak klasik kelâmcıların kullandığı, hudus, imkan, gaye ve nizam delillerinin hiçbirinin Allah’ın varlığını ispat etmediğini iddia etmişti. Doğru cevap B'dir.

Soru 20

Aşağıdakilerden hangisi peygamberliği Allah vergisi değil çalışıp kazanma ile gerçekleşen bir şey olarak görmüştür?

Seçenekler

A
Muhammed Abduh
B
İzmirli İsmail Hakkı
C
Reşid Rıza
D
Şibli Nu'manî
E
el-Harputî
Açıklama:
Şiblî Nu’manî ve Seyyid Ahmed Han geleneksel kelâm anlayışından farklı olarak peygamberliği Allah vergisi değil, çalışıp kazanma ile gerçekleşen bir şey olarak görmüşlerdir. Buna karşılık İzmirli İsmail Hakkı, Muhammed Abdûh ve öğrencisi Reşîd Rızâ geleneksel görüşü yani peygamberliğin Allah’ın bir bağışı olduğunu savunmuşlardır. Doğru cevap D'dir.

Soru 21

Aşağıdakilerden hangisi müteaahhirin döneminde aktif olan isimler arasında yer alır?

Seçenekler

A
Kâdî Beydâvi
B
Cemaleddin Afgânî
C
Seyyid Ahmed Han,
D
Şiblî Nu’manî
E
Emir Ali
Açıklama:
Kelâmın temel konuları makâsıd, bunları temellendirmeye yarayan unsurları da vesâil olarak isimlendirilmiştir. Makâsıd sabit, vesâil ise zamanın gerekliliklerine göre değişikliklere uğramıştır. Vesâilin zamanın gereklerine uygun olarak değişebilmesi Kelâm ilminin esnek bir yapıya sahip olmasını sağlamıştır. Kelâm ilmi bu özelliği sayesinde İslam toplumunun gelişimine ve karşılaşılan problemlerin niteliğine bağlı olarak kendini yenileyebilmiştir. Ne var ki Gazali ile başlayıp, Râzî, Amidî, Kâdî Beydâvi ile devam eden müteaahhirin döneminde belli bir aşamadan sonra şerh ve haşiyecilik dönemi başlamış, özgün eserler verilememiş ve İslam kelâmı uzun süren bir duraklama ve gerileme dönemine girmişti.
XIX. yüzyıla gelindiğinde özellikle de söz konusu asrın ikinci yarısında Batıdan İslam dünyasına yayılan ve her geçen gün etkisi daha çok hissedilen materyalist, pozitivist, determinist düşünce ve anlayışlara karşı Müslüman bilginlerin rahatsızlık duydukları bunlara karşı koyma adına zihinsel bir çabanın içine girdikleri görülmektedir. Bu dönemde Muhammed Abduh, Cemaleddin Afgânî, Seyyid Ahmed Han, Filibeli Ahmed Hilmi, Şiblî Nu’manî, Emir Ali, İzmirli İsmail Hakkı, Abdüllatif Harpûtî gibi isimlerin bu alanda ön plana çıktıkları görülmektedir.
Cevap A şıkkıdır.

Soru 22

I. Bazı açılardan materyalizmi ve felsefi bir görüş olarak pozitivizmi kabul eder.
II. Dine karşı yapılan biyolojik ve psikolojik teknikleri (Darwinizm, Freudizm) cevaplandırır.
III. İslamın akâid konularını isbât ve izah ederek mukaddesâtı savunur.
Yukarıda verilenlerden hangisi ya da hangileri Yeni İlm-i Kelâm ile ilgili olarak doğrudur?

Seçenekler

A
Yalnız I
B
Yalnız III
C
I ve II
D
I ve III
E
II ve III
Açıklama:
Yeni İlm-i Kelâm: Bütün şekilleriyle materyalizmi ve felsefi bir görüş olarak pozitivizmi reddeden, dine karşı yapılan biyolojik ve psikolojik teknikleri (Darwinizm, Freudizm) cevaplandıran, yeni felsefi cereyanları eleştirdikten sonra müsbet ilimden de istifade ederek, Allah’ın varlığını ispat eden, İslamın akâid konularını isbât ve izah ederek mukaddesâtı savunan bir ilim, olarak tanımlanmıştır. Cevap E şıkkıdır.

Soru 23

Duyuları bilgi elde etmenin tek vasıtası olarak gören ve bundan hareketle de metafizik bilgiyi yanlış ve dayanağı olmayan bir nevi zihnî yanılma
olarak sayan bilim insanı aşağıdaki şıklardan hangisinde verilmiştir?

Seçenekler

A
Descartes
B
David Hume
C
Galile
D
Francis Bacon
E
Aristo
Açıklama:
Batı bilim anlayışının oluşmasında zikredilmesi gereken bilim adamlarından biri de David Hume’dur (1711-1776). Hume duyuları bilgi elde etmenin tek vasıtası olarak gördü. Bundan hareketle de metafizik bilgiyi yanlış ve dayanağı olmayan bir nevi zihnî yanılma saydı. Hume’a göre metafiziğin bilmeye çalıştığı şeyleri bilmenin imkânı yoktur. Zira metafizik bilginin dayandığı aklın; tabiat olaylarını, kâinatın dayandığı aslı, amaç ve planını bilme imkanı yoktur. Ona göre bir şeyin bilinebilmesi için öncesinde bir duyu algısının olması zorunludur. Cevap B şıkkıdır.

Soru 24

Aydınlanma felsefesinin en önemli filozofu olarak ifade edilen ve "İnsan sadece bilen bir varlık değildir, o aynı zamanda yapıp eden bir varlıktır. İnsana ne yapması gerektiğini bildiren şey de pratik akıldır. Ona göre dünyada mutlak iyinin var olması, ancak ahlaka uygun bir gücün varlığı ile mümkündür. Bu varlık da Tanrı’dır." açıklamasında bulunan filozof aşağıdaki şıklardan hangisinde verilmiştir?

Seçenekler

A
Francis Bacon
B
David Hume
C
Descartes
D
İmanuel Kant
E
Kepler
Açıklama:
Aydınlanma felsefesinin en önemli filozofu kuşkusuz İmanuel Kant’tır (1724-1804). Kant, bütün zihinsel çıkarımları reddeden Hume’den farklı olarak aklın tabiata karşı pasif olmadığını, aklın tecrübe ile gelen bilgileri kavramlaştırdığını söyledi. Ona göre duyularla kavranması mümkün olmayan sebeplilik, zaman ve mekân gibi bir alan mevcuttur ve bu alanın inkar edilmesi mümkün değildir. Kant duyuların ötesindeki bu alana numen, tecrübe ile bilinen dış dünyaya da fenomen adını verdi. Kant bu ayırımdan hareketle aşkın tasavvuru temsil eden numen dünyanın kesin bir şekilde bilinemeyeceğini iddia etti ve bundan hareketle aklın prensiplerine dayalı bütün teolojileri inkâr etti. Bu bağlamda ontolojik, kozmolojik ve teleolojik delillerle Allah’ın varlığının ispatlanamayacağını iddia etti. Kant aşkın âlem ve Tanrıyı ifade eden numen alanla ancak ahlak vasıtasıyla ilişki kurulabileceği düşüncesindeydi. “İnanmaya yer bırakmak için bilgiyi inkâr etmek zorunda kaldım” diyen Kant’a göre insan sadece bilen bir varlık değildir, o aynı zamanda yapıp eden bir varlıktır. İnsana ne yapması gerektiğini bildiren şey de pratik akıldır. Ona göre dünyada mutlak iyinin var olması, ancak ahlaka uygun bir gücün varlığı ile mümkündür. Bu varlık da Tanrı’dır. Cevap D şıkkıdır.

Soru 25

Pozitif evre ismini verdiği, insanın sadece gözlemlenebilene yöneldiği ve yalnızca olaylar arasındaki yasalar ya da değişmez bağlantıları incelediği bir evrenin insan düşüncesinin ve gelişiminin en yüksek basamağı olduğunu ifade eden kişi aşağıdaki şıklardan hangisinde verilmiştir?

Seçenekler

A
İmanuel Kant
B
Charles Darwin
C
Francis Bacon
D
David Hume
E
Aguste Comte
Açıklama:
Pozitivizm, Auguste Comte (1798-1857) tarafından XIX. yüzyılda ortaya atılan felsefi düşüncenin adıdır. Comte insanlık tarihini, dinî, metafizik ve pozitif olmak üzere üç evreye ayırdı. Ona göre dinî evre fenomenlerin Tanrı ya da manevi nedenlerle açıklandığı evredir. Bu evrede insanlar her şeyi din ile açıklamaya çalışırlar ki bu evre Orta Çağ’a kadar devam eder. Metafizik evrede ise olaylar soyut kuvvetlerle açıklanır, eşitlik, özgürlük gibi. Bu evre Orta çağ’dan başlayıp 1789 Fransız ihtilaline kadar devam eder. Pozitif evre ise insanın sadece gözlemlenebilene yöneldiği ve yalnızca olaylar arasındaki yasalar ya da değişmez bağlantıları incelediği bir evredir. Ona göre bu evre insan düşüncesinin ve gelişiminin en yüksek basamağıdır. Comte’un ortaya attığı pozitivizm kavramı XIX. yüzyılın temel kavramı haline geldi. Tecrübî bilgi de yegâne evrensel bilgi olarak takdim edilmeye başlandı. Sadece gözlem ve deneye dayanan doğal bilim, her problemi çözebilecek ve toplumlar için evrensel kanunlar koyabilecek güçte görüldü. Comte, bilim ile teoloji arasına kesin ayırımlar koyarak bilim ile dinin uyuşmasının mümkün olmadığını iddia etti. Comte sisteminin gereği olarak bütün dinleri inkar etmesine rağmen kültürel boşluğu doldurmak amacıyla yeni bir din ortaya koyma ihtiyacı hissetmiş ve “insanlık dini” adını verdiği bir din ortaya koyduğunu iddia etmişti. Bu dinin esası bilim, temel hedefi düzen ve ilerleme idi. Pozitivizm öncelikle Fransa’da ortaya çıkmış XIX. yüzyılın ikinci yarısına kadar Avrupa’da; Latin Amerika ve Ortadoğu’da da XX. yüzyılın ortalarına kadar etkisini sürdürmüştür. Günümüzde de Batı bilim anlayışında ve İslam dünyasında etkisi hala hissedilmektedir. Cevap E şıkkıdır.

Soru 26

Materyalizm, maddeyi değişmez, aktif ve dinamik bir prensip olarak kabul eden, ruh ve düşünce gibi cevherlerin bu maddenin bir tezahürü olduğunu iddia eden ya da bunları inkar eden düşünce akımı olarak tanımlanır. İslam dünyasında XIX. yüzyılda etkin olan materyalizm, tarihi materyalizmdir.
Bu akımın öncüsü aşağıdaki şıklardan hangisinde verilmiştir?

Seçenekler

A
İmanuel Kant
B
Auguste Comte
C
Karl Marx
D
Hegel
E
Charles Darwin
Açıklama:
Materyalizm, maddeyi değişmez, aktif ve dinamik bir prensip olarak kabul eden, ruh ve düşünce gibi cevherlerin bu maddenin bir tezahürü olduğunu iddia eden ya da bunları inkar eden düşünce akımı olarak tanımlanır. Materyalistler, tabiatı esas aldıkları ve insanı da tabiatın bir parçası olarak gördükleri için tabiatçılar olarak da anılırlar. İslam dünyasında XIX. yüzyılda etkin olan materyalizm, tarihi materyalizmdir ki bu akımın öncüsü Karl Marx’tır (1818-1883). Cevap C şıkkıdır.

Soru 27

Yenilenme hareketinin Türkiye’deki en önemli temsilcisi kimdir?

Seçenekler

A
Abdüllatif el-Harpûtî
B
İzmirli İsmail Hakkı
C
Seyyid Ahmed Han
D
Filibeli Ahmed Hilmi
E
Reşid Rıza
Açıklama:
Yenilenme hareketinin Türkiye’deki en önemli temsilcisi İzmirli İsmail Hakkı’dır. Esasen bu dönemde buhrandan kurtulmak için iki farklı görüşün ortaya çıktığı görülmektedir. Bunlardan birincisi ihyacılıktır ki temel hedefi; aslî kaynaklara dönerek, zaman içerisinde hem gelenek hem de modern Batı düşüncesi kanalıyla İslam’a sokuşturulan bir takım yabancı unsurları temizlemekti. Diğer görüş sahipleri ise modernist kanat olarak
nitelendirilmekte idi ve İzmirli de Osmanlı’nın son dönemlerinde ortaya çıkan İslamcılık akımının modernist eğilimlere sahip kanadında yer alıyordu. Namık Kemal, Musa Carullâh, M. Şemseddin gibi şahsiyetlerin içinde yer aldığı bu kanat, İslam’ın değer ve ilkelerini Batı’nın belirlediği modern düşünce kriterlerine göre yeniden yorumlamayı, İslam’ı modern düşünce ve kurumlarla kaynaştırmayı hedefliyordu. İzmirli ve onun gibi
düşünenler sırasıyla Müslümanların saf bir inanç sahibi kılınmasını, eğitim- öğretim ve tasavvufun ıslahını, İslam dünyasındaki mevcut ahlak anlayışının değiştirilmesini ve cihat kavramının yeniden çok geniş ve kapsamlı şekilde anlaşılmasını gerekli görüyorlardı. Cevap B şıkkıdır.

Soru 28

Kelâm ilminde yenilik ihtiyacını ilk dile getiren kişi olarak kimdir?

Seçenekler

A
Seyyid Ahmed Han
B
Şiblî Nu’manî
C
Emir Ali
D
Muhammed İkbâl
E
Ebu’l-Kelâm Azâd
Açıklama:
Seyyid Ahmed Han, kelâm ilminde yenilik ihtiyacını ilk dile getiren kişi olarak bilinir. Yaşadığı dönemde Hindistan’ın içinde bulunduğu durum onu böyle bir anlayışa sevk etmiş olmalıdır. Ona göre klasik kelâmın muhatapları olan Yunan felsefeleri problemlere yaklaşımlarında tecrübe ve müşahedeyi değil aklî ve kıyasî delilleri kullanmışlardı. Dolayısıyla onlara akli ve kıyasi delillerle karşı konulmuştur. Fakat günümüzdeki ilim, akli
kıyasa değil, tecrübe ve müşahedeye dayanmaktadır, Kelâm ilminin de buna paralel olarak müşahede ve tecrübeye dayalı deliller kullanması gerekir. Bu da mevcut ilimlerle uyumlu yeni bir kelâmı gerekli kılmaktadır. Seyyid Ahmed Han’ın ortaya koyduğu yeni kelâma tabiatçı kelâm denilmiştir. Onun bu görüşlere gitmesinde modern bilimle temas içerisinde olmasının büyük rolü vardır. Öte yandan Seyyid Ahmed Han yeni kelâm anlayışını ortaya koyarken sadece Ehl-i sünnet kaynaklarıyla yetinmemiş Mutezile ve filozofların görüşlerinden özellikle o dönemde Hindistan’da çok ilgi gören Yeni Mu‘tezilecilikten önemli ölçüde yararlanmıştı. Cevap A şıkkıdır.

Soru 29

Varlık konusunda diğerlerine göre farklı bir düşünce içerisinde yer alan ve Newton’un maddeyi esas alan felsefesinden oldukça etkilenen, maddenin sakımı kanununa oldukça bağlı olan Yeni İlm-i Kelâmı öncüsü aşağıdaki şıklardan hangisinde verilmiştir?

Seçenekler

A
Seyyid Ahmed Han
B
Şiblî Nu’manî
C
İzmirli İsmail Hakkı
D
Filibeli Ahmed Hilmi
E
Muhammed Abduh
Açıklama:
Yeni Kelâm ekolü içerisinde Şiblî Nu’manî’nin modern bilimin akılcılığının etkisinde kaldığı görülmektedir. O, modern rasyonalizme daha yakın bir tavır sergilemiştir. Varlık konusu da yeni ilm-i kelâm eserlerinde detaylı bir şekilde ele alınmamıştır. Varlık konusunda diğerlerine göre Şiblî Nu’manî’nin farklı bir yerde durduğu görülmektedir. O, Newton’un maddeyi esas alan felsefesinden oldukça etkilenmiş görünmektedir. Maddenin sakımı kanununa oldukça bağlıdır. Ayrıca âlemin kıdemi konusunda klasik kelâmın söyleminden ayrılarak İslam filozoflarının görüşüne meyletmiştir. Cevap B şıkkıdır.

Soru 30

Aşağıdaki şıklarda verilenlerden hangisi Yeni İlm-î Kelâm'da ön plana çıkarılan konular arasında yer almaz?

Seçenekler

A
Kadın hakları ve kadının sosyal konumuna ilişkin yapılan eleştirilere de cevaplar.
B
İslam’ın insan haklarına verdiği önemi ortaya koymak.
C
İslam’ın Diğer Dinlerle Mukayesesi
D
Eleştirel bir zihniyetle geleneğe yaklaşma
E
Bilgi ve varlık konuları
Açıklama:
Bilindiği gibi bilgi ve varlık hem mütekaddimîn hem de müteahhirîn kelâmcıların önemle üzerinde durdukları ve kitaplarının hemen girişine yerleştirdikleri iki konudur. Özellikle müteahhirin dönemi eserlerinde bu konulara aşırı biçimde yer verilmiştir. Yeni dönem kelâmcıları ise bu konulara girmeyi, uzun uzun bu konuları tartışmayı pek hoş karşılamamışlardır. Hatta klasik kelâma yönelttikleri eleştirilerden biri de bu dönemde yazılan kitapların uzun girişler ve başlangıç ilkeleri ile ilgili konulardan oluşuyor olmasıdır. Cevap E şıkkıdır.

Soru 31

Aşağıdakilerden hangisi Kartezyen felsefesini ortaya koyan filozoftur?

Seçenekler

A
Kant
B
Descartes
C
Marx
D
Darwin
E
Hume
Açıklama:
Kartezyen felsefenin kurucusu olan Descartes, ortaya koyduğu düalist
anlayışla ilimde sekülerleşmenin meydana gelmesine de öncülük etti. Bu
anlayışın bir sonucu olarak modern bilimle uğraşan insanlar yaptıkları araştırma
ve incelemelerde Tanrıya atıfta bulunma gereği duymamışlardır.

Soru 32

Aşağıdakilerden hangisi Marx'ın ortaya koyduğu görüştür?

Seçenekler

A
Güçlü olan canlılar hayatta kalırlar, zayıf ve güçsüz olanlar ise yok olmaya mahkûmdur.
B
İnsanlık tarihinde evre, fenomenlerin Tanrı ya da manevi nedenlerle açıklandığı evredir.
C
Akıl tabiata karşı pasif değildir ve tecrübe ile gelen bilgileri kavramlaştırır.
D
Metafiziğin bilmeye çalıştığı şeyleri bilmenin imkânı yoktur.
E
Kapitalist sistemin yıkılmasıyla proletarya bir devrim sonucu yönetimi ele alacaktır.
Açıklama:
Marx Communist Manifesto ve Das Kapital adlı eserlerinde kapitalist sistemin yıkılacağını, proletaryanın bir devrim sonucu yönetimi ele alacağını ve devletin olmadığı komünist toplumun oluşması için zemin hazırlayacağını iddia ederek tarihin materyalist yorumunu yapmıştır.

Soru 33

Aşağıdakilerden hangisi Osmanlı Devleti alimlerindendir?

Seçenekler

A
Emir Ali
B
Seyyid Ahmed Han
C
Muhammed Abduh
D
Abdüllatif el-Harpûtî
E
Şiblî Nu‘manî
Açıklama:
İslam alimlerinin yenilenmesini gerekli gördükleri ilimlerden biri de kelâm ilmiydi. Özellikle inkarcı akımların İslam dünyasına yayıldığı, dinin ve inancın tehdit altına girdiği bir dönemde İslam inancını sağlam delillerle ispat etme ve İslam inancına yönelen eleştirileri karşılama gibi bir hedefi olan kelâm’a bu dönemde her şeyden çok ihtiyaç vardı. Ne var ki klasik kelâmın argümanlarıyla çağın materyalist akımlarnın kullandıkları argümanlara karşı koymak mümkün görünmemekteydi. Bundan dolayı da kelâm ilminin zaman
ve zemine göre değişebilen vesâilinin değişmesi gerekirdi. Bu ihtiyacı dile getiren bir çok âlim ortaya çıkmıştır. Bunların bir kısmı Hindistan’da bir kısmı, Mısır’da bir kısmı da dönemin Osmanlı Türkiyesinde idi. Hint alt kıtasında Seyyid Ahmed Han, Şiblî Nu’manî, Emir Ali, Muhammed İkbal, Mısır’da Muhammed Abduh, Reşid Rıza, Osmanlı Türkiyesi’nde Abdüllatif el-Harpûtî, İzmirli İsmail Hakkı, Filibeli Ahmed Hilmi bunlardan bir kaçıdır. Yeni ilm-i kelâmın öncü şahsiyetleri olarak ifade ettiklerimiz de bunlardır.

Soru 34

Aşağıdakilerden hangisi İzmirli İsmail Hakkı'nın görüşlerinden biridir?

Seçenekler

A
Din ile bilim objektif kriterler kullanıldığında uzlaşabilmektedir.
B
İslam akaidi ile bağdaşmayan her türlü felsefi kanun reddedilmelidir.
C
İslami fikirleri Yunan felsefesiyle yaymak mümkündür.
D
Kelâm ilminde toplumun ihtiyaç duyduğu konulara öncelik verilmelidir.
E
Geleneksel kelâm ilminde itirazlar yalnızca itikat esaslarına yöneltilmiştir.
Açıklama:
İzmirli’nin önemle üzerinde durduğu hususlardan biri de şudur: Ona göre İslam akaidi ile bağdaşmayan her türlü felsefi kanun reddedilmelidir. Bu konuda taviz verilmemelidir. Dolayısıyla kabul edilen bir delille kabul edilmeli, reddedilen de bir delille reddedilmelidir. İzmirli’ye göre tabiat bilimlerinin ve astronominin doğrudan doğruya kelâm ilmine dahil edilmesi doğru değildir.

Soru 35

Aşağıdakilerden hangisi Mısır'da ortaya çıkmış İslam alimlerindendir?

Seçenekler

A
Emir Ali
B
Seyyid Ahmed Han
C
Muhammed Abduh
D
Abdüllatif el-Harpûtî
E
Şiblî Nu‘manî
Açıklama:
İslam alimlerinin yenilenmesini gerekli gördükleri ilimlerden biri de kelâm ilmiydi. Özellikle inkarcı akımların İslam dünyasına yayıldığı, dinin ve inancın tehdit altına girdiği bir dönemde İslam inancını sağlam delillerle ispat etme ve İslam inancına yönelen eleştirileri karşılama gibi bir hedefi olan kelâm’a bu dönemde her şeyden çok ihtiyaç vardı. Ne var ki klasik kelâmın argümanlarıyla çağın materyalist akımlarının kullandıkları argümanlara karşı koymak mümkün görünmemekteydi. Bundan dolayı da kelâm ilminin zaman ve zemine göre değişebilen vesâilinin değişmesi gerekirdi. Bu ihtiyacı dile getiren bir çok âlim ortaya çıkmıştır. Bunların bir kısmı Hindistan’da bir kısmı, Mısır’da bir kısmı da dönemin Osmanlı Türkiyesinde idi. Hint alt kıtasında Seyyid Ahmed Han, Şiblî Nu’manî, Emir Ali, Muhammed İkbal, Mısır’da Muhammed Abduh, Reşid Rıza, Osmanlı Türkiyesi’nde Abdüllatif el-Harpûtî, İzmirli İsmail Hakkı, Filibeli Ahmed Hilmi bunlardan bir kaçıdır. Yeni ilm-i kelâmın öncü şahsiyetleri olarak ifade ettiklerimiz de bunlardır.

Soru 36

Aşağıdakilerden hangisi Napolyon’un Mısır’ı terk etmesinden sonra iktisadi, sosyal ve eğitim düzeninde büyük değişikliklere gitmiştir ve Napolyon’dan kalan makineleri kullanarak Bulak’ta bir matbaa kurmuştur?

Seçenekler

A
Köprülü Mehmet Paşa
B
Mithat Paşa
C
Kavalalı Mehmed Ali Paşa,
D
Hidiv İsmail Paşa
E
İsmail Hakkı Paşa
Açıklama:
Mısır daha XVIII. yüzyılda Batı ile yakın temas içinde kalan İslam coğrafyalarından biridir. Napolyon’un Mısır’ı işgali (1798-1801) İslam dünyasında yeni bir dönemin başlangıcı sayılır. Mısır’ın işgali üzerine gönderilen Kavalalı Mehmed Ali Paşa, Napolyon’un Mısır’ı terk etmesinden sonra Osmanlıdan bağımsız bir biçimde Mısır yönetti. Ali Paşa Mısır’ın iktisadi, sosyal ve eğitim düzeninde büyük değişikliklere gitti. Napolyon’dan kalan makineleri kullanarak Bulak’ta bir matbaa kurdu. Çeşitli askeri, mühendislik ve tıp okulları açtı. Bu okullarda görevlendirilmek üzere Fransa’dan subaylar, hekim ve mühendisler getirtti. Paris’e Mısırlı öğrenciler gönderdi. 1839’da bir tercüme ve dil okulu kurarak çeşitli dallarda tercüme heyetleri oluşturdu. Mehmed Ali Paşa’nın vefatından sonra bu gayretler yavaşladıysa da Hidiv İsmail Paşa (1863-1879) döneminde tekrar hızlandı. Uzun süren Fransız işgalinden sonra bu sefer de İngilizlerin hakimiyetine girdi. Bu dönemde edebiyat, sanat ve düşünce alanında tercümeler çoğaldı.

Soru 37

Aşağıdakilerden hangisi Hindistan'da ortaya çıkmış alimlerindendir?

Seçenekler

A
Hüseyin Kazım Kadri
B
Seyyid Ahmed Han
C
Muhammed Abduh
D
Abdüllatif el-Harpûtî
E
Muhsin-i Fânî ez-Zahirî
Açıklama:
Hindistanlı alimler, içinde bulundukları durumdan memnun değillerdi. Bu kötü durumdan çıkmak için bir arayış içerisinde idiler. Onlar bir zihniyet değişimine ihtiyaç olduğunu ve bu zihniyet değişimini gerçekleştirmede Kelâm ilminin önemli roller üstlenebileceğini düşünmüşlerdi. Seyyid Ahmed Han, Şiblî Nu’manî, Emir Ali, Muhammed İkbâl, Ebu’l-Kelâm Azâd gibi alimler bu alanda ön plan çıkmışlardır.

Soru 38

Aşağıdakilerden hangisi Hindistan'da ortaya çıkmış alimlerinden biri değildir?

Seçenekler

A
Muhammed Abduh
B
Şiblî Nu’manî
C
Emir Ali
D
Muhammed İkbâl
E
Ebu’l-Kelâm Azâd
Açıklama:
Hindistanlı alimler, içinde bulundukları durumdan memnun değillerdi. Bu kötü durumdan çıkmak için bir arayış içerisinde idiler. Onlar bir zihniyet değişimineihtiyaç olduğunu ve bu zihniyet değişimini gerçekleştirmede Kelâm ilminin önemli roller üstlenebileceğini düşünmüşlerdi. Seyyid Ahmed Han, Şiblî Nu’manî, Emir Ali, Muhammed İkbâl, Ebu’l-Kelâm Azâd gibi alimler bu alanda ön plan çıkmışlardır.

Soru 39

Aşağıdaki alimlerden hangisi Kant’ın etkisinde kalarak klasik kelâmcıların kullandığı, hudus, imkan, gaye ve nizam delillerinin hiçbirinin Allah’ın varlığını ispat etmediğini iddia etmiştir?

Seçenekler

A
Muhammed Abduh
B
Şiblî Nu’manî
C
Emir Ali
D
Muhammed İkbâl
E
Ebu’l-Kelâm Azâd
Açıklama:
Muhammed İkbal Kant’ın etkisinde kalarak klasik kelâmcıların kullandığı, hudus, imkan, gaye ve nizam delillerinin hiçbirinin Allah’ın varlığını ispat etmediğini iddia etmişti. İzmirli ise İkbal’le görüşmemesine rağmen Kant’ın bu delillere yönelttiği eleştirileri incelemiş ve Kant’ın ortaya koymaya çalıştığı argümanların yetersiz ve çelişkili olduğunu ifade ederek bir anlamda İkbale de cevap vermiştir. Bununla birlikte bu dönemde şöyle bir anlayışın geliştiği de görülmektedir: Allah’ın varlığı felsefi bilginin konusu değil, tasdik ve imanın konusudur. Zira mantıki istidlaller ve ispatlar felsefi bir kesinlik ifade edebilir, fakat inanma, iman etme ve kesin kanaate ulaşma farklı bir şeydir.

Soru 40

Aşağıdaki âlimlerinden hangisi tabiatçı kelâmı ortaya koymuştur?

Seçenekler

A
Seyyid Ahmed Han
B
Şiblî Nu’manî
C
Muhammed Abduh
D
Abdüllatif el-Harpûtî
E
Muhsin-i Fânî ez-Zahirî
Açıklama:
Seyyid Ahmed Han’ın ortaya koyduğu yeni kelâma tabiatçı kelâm denilmiştir. Onun bu görüşlere gitmesinde modern bilimle temas içerisinde olmasının büyük rolü vardır. Öte yandan Seyyid Ahmed Han yeni kelâm anlayışını ortaya koyarken sadece Ehl-i sünnet kaynaklarıyla yetinmemiş Mutezile ve filozofların görüşlerinden özellikle o dönemde Hindistan’da çok ilgi gören Yeni Mu‘tezilecilikten önemli ölçüde yararlanmıştı.

Soru 41

  1. Filibeli Ahmed Hilmi
  2. Cemaleddin Afgânî
  3. Abdüllatif Harpûtî
Yukarıda verilen isimlerden hangisi veya hangileri XIX. yüzyılın ikinci yarısında Kelam İlmi ile uğraşan alimlerdendir?

Seçenekler

A
Yalnız II
B
I ve II
C
I ve III
D
II ve III
E
I, II ve III
Açıklama:
XIX. asrın ikinci yarısında Muhammed Abduh, Cemaleddin Afgânî, Seyyid Ahmed Han, Filibeli Ahmed Hilmi, Şiblî Nu’manî, Emir Ali, İzmirli İsmail Hakkı, Abdüllatif Harpûtî gibi isimler ön plana çıkmıştır. Doğru cevap E'dir.

Soru 42

Aşağıdaki bilgilerden hangisi Kelam İlmi ile ilgili doğru değildir?

Seçenekler

A
Kelâmın temel konuları makâsıd olarak isimlendirilmiştir.
B
Batıda Rönesans ile birlikte Kelam İlmi canlılığını yitirmiştir.
C
Kelam İlmi İslam toplumunun gelişimine ve problemlerine karşı kendini yenileyememiştir.
D
Vesâilin zamanın gereklerine uygun olarak değişebilmesi Kelâm ilminin esnek bir yapıya sahip olmasını sağlamıştır.
E
Kelamın temel konularını temellendirmeye yarayan unsurları vesâil olarak isimlendirilmiştir.
Açıklama:
Kelam ilmi, toplumun gelişimine ve problemlerine cevap verebilmek için kendini yenilemeye başlamıştır. Doğru cevap C'dir.

Soru 43

“İnanmaya yer bırakmak için bilgiyi inkar etmek zorunda kaldım.” sözleri hangi bilim adamına aittir?

Seçenekler

A
David Hume
B
İmanuel Kant
C
Francis Bacon
D
Descartes
E
Aristo
Açıklama:
“İnanmaya yer bırakmak için bilgiyi inkâr etmek zorunda kaldım” diyen kişi Kant'tır. Doğru cevap B'dir.

Soru 44

  1. Descartes
  2. David Hume
  3. Francis Bacon
Yukarıdaki bilim adamlarından hangisi veya hangileri batı modern bilim anlayışının oluşumunda etkin rol oynamıştır?

Seçenekler

A
Yalnız III
B
I ve II
C
I ve III
D
II ve III
E
I, II ve III
Açıklama:
Verilen üç bilim adamı da batı modern bilim anlayışının oluşumunda etkin rol oynamıştır. Doğru cevap E'dir.

Soru 45

Aşağıdaki alimlerden hangisi Yeni İlm-i Kelam’ın öncülerinden değildir?

Seçenekler

A
Muhammed İkbal
B
Muhammed Abduh
C
Gazali
D
Şiblî Nu’manî
E
İzmirli İsmail Hakkı
Açıklama:
Gazali ile başlayan bir dönemden sonra şerh ve haşiyecilik dönemi başlamış, özgün eserler verilememiş ve İslam kelâmı uzun süren bir duraklama ve gerileme dönemine girmişti. Doğru cevap C'dir.

Soru 46

  • Felsefi konular işlenirken usûlü’d-dîne bağlı kalınmasını zorunlu görmüştür.
  • Tarih-ı ilm-i kelâm ve Tenkihu’l-Kelâm fi akâdi ehl’il-İslam isimli eserleri bulunmaktır.”
Yukarıda eserleri ve bazı görüşleri verilen Kelam alimi aşağıdakilerden hangisidir?

Seçenekler

A
Abdüllatif el-Harpûtî
B
Seyyid Ahmed Han
C
Filibeli Ahmed Hilmi
D
Şiblî Nu’manî
E
Muhammed İkbal
Açıklama:
Bilgisi verilen alim Abdüllatif el-Harpûtî'dir. Doğru cevap A'dır.

Soru 47

Aşağıdakilerden hangisi Yeni İlm-i Kelam içerisinde yeni konular ve yeni yaklaşımlar ile ilgili doğru değildir?

Seçenekler

A
Yeni ilm-i kelâm dönemi kelâmcıları da Allah’ın varlığı konusu üzerinde hassasiyetle durmuşlardır.
B
Allah’ın varlığı felsefi bilginin konusu değil, tasdik ve imanın konusudur.
C
Yeni İlm-i Kelâm kitaplarında az değinilen konulardan biri meâddir.
D
Yeni ilm-i Kelâm döneminde peygamberliğe yaklaşımın bölgeden bölgeye değişmediği görülmektedir.
E
Yeni Kelâm ekolü içerisinde Şiblî Nu’manî’nin modern bilimin akılcılığının etkisinde kaldığı görülmektedir.
Açıklama:
Yeni ilm-i Kelâm döneminde ise peygamberliğe yaklaşımın bölgeden bölgeye değiştiği görülmektedir. Doğru cevap D'dir.

Soru 48

  1. Ebu’l-Kelâm Azâd
  2. Muhammed İkbâl
  3. Seyyid Ahmed Han
Yukarıdaki Kelam alimlerinden hangisi veya hangileri Hindistanlı alimlerdendir?

Seçenekler

A
Yalnız II
B
I ve II
C
I ve III
D
II ve III
E
I, II ve III
Açıklama:
Verilen üç alim de Hindistanlı'dır. Doğru cevap E'dir.

Soru 49

“Peygamberlik iddiasında bulunan kimsenin gösterdiği ve benzerini meydana getirmek hususunda muhataplarını aciz bırakan olağanüstü olay olarak tanımlanır.”
Yukarıda tanımı verilen Kelam terimi aşağıdakilerden hangisidir?

Seçenekler

A
Akaid
B
Nübüvvet
C
Mucize
D
Keramet
E
Uluhiyet
Açıklama:
Mucize: Peygamberlik iddiasında bulunan kimsenin gösterdiği ve benzerini meydana getirmek hususunda muhataplarını aciz bırakan olağanüstü olay olarak tanımlanır. Mucize, insanların benzerini getirmekten aciz olduğu bir hadise olduğundan Allah’ın fiilidir. Doğru cevap C'dir.

Soru 50

  1. Darwinizm
  2. Materyalizm
  3. Pozitivizm
Yukarıdaki akımlardan hangisi veya hangileri dine karşı olmakla beraber İslam dünyasında etkili olmuştur?

Seçenekler

A
Yalnız III
B
I ve II
C
I ve III
D
II ve III
E
I, II ve III
Açıklama:
Yukarıda verilen üç akım da dine karşı olmakla beraber ön plana çıkmış ve İslam
dünyasında etkili olmuştur. Doğru cevap E'dir.

Ünite 7

Soru 1

"Onlar âdetâ sağır ve lâl, kördürler, bundan dolayı da düşünemezler” (el-Bakara 2/171) ayetinden Kur'an'da bilgi konusuna dair aşağıdakilerden hangisine ulaşılamaz?

Seçenekler

A
İnkar edenler duyularını gereği gibi kullanmazlar.
B
İnkar edenler akıllarını gereği gibi kullanmazlar.
C
Duyu-akıl arasında bir ilişki söz konusudur?
D
Bilgi edinme yollarından biri diğerinden bağımsız değildir.
E
Aklın ve duyuların verdiği bilginin sınırı yoktur.
Açıklama:
“Onlar âdetâ sağır ve lâl, kördürler, bundan dolayı da düşünemezler” (el-Bakara 2/171) ayetinde inkâr edenler gerçekte sağır, lâl, kör olmadıkları halde duyularını gereği gibi kullanmadıklarından bu şekilde nitelenmişlerdir. Ayrıca burada duyularını kullanmayanların akıllarını da gereği gibi kullanamayacaklarına işaret vardır. Bu, hem duyu-akıl ilişkisinin vurgulanması hem de bilgi edinme yollarının birinin diğerinden bağımsız olmadığının ifadesidir. Kur’ân, kişinin sağlam duyuları, kusursuz aklı ve doğru haber ile gerçek bilgi elde edebileceğinin altını çizer. Öte yandan aklın ve duyuların verdiği bilginin sınırlı olması hasebiyle insanın sağlam ve her zaman doğru kalabilen bir bilgi kaynağına ihtiyacının olduğuna dikkat çekilir. Kur’ân’ın söz konusu ettiği bu bilgi kaynağı vahiydir. Doğru cevap E'dir.

Soru 2

Bilen kişi ile bilinen olgu ve olay arasında bir irtibat olarak kabul edilen şey nedir?

Seçenekler

A
Kelam
B
Akıl
C
Bilgi
D
Haber
E
Nüzûl
Açıklama:
Kelâm bilginlerinin çoğunluğu bilgiyi, bilen kişi ile bilinen olgu ve olay arasında bir irtibat olarak kabul ederler. Doğru cevap C'dir.

Soru 3

I. Duyular
II. Haber
III. Keşif
IV. İlham
V. Akıl
VI. Vahiy
Yukarıdakilerden hangileri kelamda bilgi edinme yollarıdır?

Seçenekler

A
I-II-V
B
I-II-V-VI
C
II-III-IV-V
D
II-V-VI
E
III-IV-V-VI
Açıklama:
Kelâmda bilgi edinme yolu, duyular, haber ve akıl şeklinde belirlenmiştir. Peygamberlere melek aracılığı ile gelen vahiy olarak adlandırılan bilgiler de haberdir.

Soru 4

Yalanda birleşmeleri imkansız görülen bir topluluğun verdiği haber ne tür haberdir?

Seçenekler

A
Mütevatir
B
Âhâd
C
İlham
D
Kadim
E
Hadis
Açıklama:
Kesinlik düzeyinin en üst noktasında bulunan haber mütevatir olandır. Mütevatir haber, yalanda birleşmeleri imkansız görülen bir topluluğun verdiği haberdir. Burada iki şart söz konusudur: Birincisi bir topluluk olması ikincisi ise bu topluluğun yalanda birleşmelerinin imkansız görülmesidir. Bu yolla gelen bilgiler doğru ve kesin bilgi kabul edilir. Doğru cevap A'dır.

Soru 5

Bedihî bilgi nedir?

Seçenekler

A
İnsanın düşünerek elde ettiği bilgidir.
B
Delile gereksinim duyan bilgidir.
C
Şüpheye yol açmayacak şekilde açık olan bilgidir.
D
Objektif delillere dayanan bilgidir.
E
Şüphe taşıyan delillere dayanan bilgidir.
Açıklama:
Aklın hiçbir çaba sarfetmeksizin elde ettiği bilgi, zarûrî/zorunlu bilgidir. Bu bilgiye, herhangi bir şüpheye ve ihtilafa yol açmayacak şekilde son derece açık olduğundan apaçık bilgi anlamında bedihî bilgi de denilmiştir. Doğru cevap C'dir.

Soru 6

Aşağıdakilerden hangisi bilginin kesinlik ayrımına göre aldığı isimlerden biri değildir?

Seçenekler

A
Yakînî bilgi
B
Zannî bilgi
C
Burhanî bilgi
D
İktisâbî bilgi
E
Hatabî bilgi
Açıklama:
Bilgi çeşitlerinden naklî bilginin yakînî-zannî ayrımı ile aklî bilginin burhanî- hatabî ayrımı kesinlik ayrımıdır. Yakinî bilgi naklî bilginin kesin olanını, burhanî bilgi ise aklî bilginin kesin kısmını oluşturur. Doğru cevap D'dir.

Soru 7

Dini hükümler söz konusu olduğunda aşağıdaki hangi bilgi türü hüküm koymada diğerlerinden önceliklidir?

Seçenekler

A
Burhanî bilgi
B
Zarurî bilgi
C
İktisâbî bilgi
D
Yakînî bilgi
E
Hatabî bilgi
Açıklama:
Dinî hükümler öncelikle naklî bilgiye dayandığından, naklî yakînî bilginin hüküm koymada aklî burhanî bilgiye önceliği vardır. Doğru cevap D'dir.

Soru 8

Haber yoluyla elde edilen bilginin değeri aşağıdakilerden hangisi ile birebir alakalıdır?

Seçenekler

A
Getiren kişinin akıllı olması ile
B
Getiren kişinin düşünme metodu ile
C
Getiren kişinin güvenilir olması ile
D
Bilginin hatabî olması ile
E
Getiren kişinin duyularının sağlıklı olması ile
Açıklama:
Haber yoluyla elde edilen bilginin değeri, haberi getiren kişinin güvenilir olması ile birebir irtibatlıdır. Haberi getirenin güvenilmez oluşu, aynıyla haberi etkiler ve değerini düşürür. Doğru cevap C'dir.

Soru 9

Kur'an'ın, güvenilir melek Cebrail vasıtasıyla ilâhî alandan beşerî alana indirilmesi işlemine ne denir?

Seçenekler

A
Tebliğ
B
İnzâl
C
Haber-i vahid
D
İlham
E
Kadîm
Açıklama:
Kur’ân, güvenilir melek Cebrail vasıtasıyla ilâhî alandan beşerî alana indirilir. Bu indirilme işlemine inzal veya nüzûl denilir. Doğru cevap B'dir.

Soru 10

___ Hz. Peygambere inen Kur'an korunmuş özelliği ile insanlara ulaştırılır. ___ İnanç esaslarının ikinci kaynağı bizzat Hz. Muhammed'in kendisidir. ___ İlk dönem kelamcıların çıkarsama yöntemi mantık kıyası olmştur. ___ İnsan zihninde var olan bilgiden hareketle, bilinmeyen hakkında hüküm vermemiz mümkündür. Yukarıda kelamın kaynaklarına dair verilen bilgileri doğru (D) ve yanlış (Y) olarak etiketlediğimizde oluşan sıralama aşağıdakilerden hangisidir?

Seçenekler

A
D-Y-D-Y
B
Y-D-Y-D
C
D-D-D-Y
D
D-Y-Y-Y
E
D-D-Y-D
Açıklama:
Hz. Peygamber’e inen Kur’ân, korunmuş özelliğine sahip Hz. Peygamber aracılığı ile insanlara ulaştırılır. Bu işleme tebliğ adı verilir.
İnanç esaslarının ikinci kaynağı bizzat Hz. Peygamber’in kendisidir. Hz. Peygamber, Kur’ân’ın ilk ve en güvenilir yorumcusudur.
İlk dönem kelâmcıların çıkarsama yöntemi daha çok görünenden hareketle görünmeyen hakkında hüküm vermek şeklinde formüle edilebilecek fıkhî kıyastır.
Mantıkî kıyas yöntemi bilgiyi esas alır. İnsan zihninde var olan bilgiden hareketle, bilinmeyen hakkında hüküm vermemiz mümkündür. Bu tür bilgide iki öncül, bir sonuç şeklinde tam bir kıyasın bulunması gerekir. Öncüllerin de sağlam ve sağlıklı olması aranan bir şarttır. Şu halde doğru cevap E'dir.

Soru 11

Soyut ve sübjektif algıların ürünü olana bilgi anlamında kullanılan kelime hangisidir?

Seçenekler

A
İlim
B
Bilgi
C
Bilme
D
Biliş
E
Marifet
Açıklama:
İlim, somut ve objektif gerçekliğin bilgisi için kullanılırken marifet, soyut ve sübjektif algıların ürünü olana bilgi anlamında kullanılmıştır.

Soru 12

Allah’ın peygamberine özel bir bilgi aktarma biçimine ne ad verilir?

Seçenekler

A
Nebi
B
Bilgi
C
Basiret
D
Feyz
E
Vahiy
Açıklama:
Vahiy Allah’ın peygamberine özel bir bilgi aktarma biçimidir.

Soru 13

Kelam'da bilgi edinme yolları hangisinde doğru verilmiştir?

Seçenekler

A
Duyular, Akıl ve Bilgi
B
Duyular, Sezgi ve Akıl
C
Sezgi, Akıl ve Bilgi
D
Akıl, Duyular ve Vahiy
E
Duyular, Haber ve Akıl
Açıklama:
Kelâmda bilgi edinme yolu, duyular, haber ve akıl şeklinde belirlenmiştir.

Soru 14

"Haber aktarma yoluyla insanda hasıl olan gerçeğe uygun bilgi" şeklinde tanımlanan kavram hangisidir?

Seçenekler

A
Duyu
B
Akıl
C
Haber
D
Kelam
E
Sezgi
Açıklama:
Kelâmda haber aktarma yoluyla insanda hasıl olan gerçeğe uygun bilgi şeklinde tanımlanır.

Soru 15

Düzeyinin en üst noktasında bulunan habere ne ad verilir?

Seçenekler

A
Mütevatir
B
Ahad haber
C
Farz
D
Keşif
E
Vacip
Açıklama:
Kesinlik düzeyinin en üst noktasında bulunan haber mütevatir olandır. Mütevatir haber, yalanda birleşmeleri imkansız görülen bir topluluğun verdiği haberdir.

Soru 16

Allah’ın ilmine öncesiz ve sonrasız anlamında kullanılan kelime hangisidir?q

Seçenekler

A
Kadim bilgi
B
Soyut bilgi
C
Uhrevi bilgi
D
Ahad bilgi
E
Hadis bilgi
Açıklama:
Kelâm alimleri Allah’ın ilmine öncesiz ve sonrasız anlamında kadîm bilgi, insana ait bilgiye de öğrenme ile sonradan meydana geldiğinden ve başlangıcı bulunduğundan, sonradan olma anlamında hâdis bilgi demişlerdir.

Soru 17

Hangisi hadis bilgi çeşitlerinden değildir?

Seçenekler

A
Yakıni bilgi
B
Zanni bilgi
C
Zaruri bilgi
D
İktisadi bilgi
E
Kadim bilgi
Açıklama:
Kelamda bilgi çeşitleri ikiye ayrılır. Bunlar kadim bilgi ve hadis bilgidir. İktisadi bilgi, Zaruri bilgi, Zanni bilgi ve Yakıni bilgi Hadis Bilgi çeşitlerindendir.

Soru 18

Kur’ân, güvenilir melek Cebrail vasıtasıyla ilâhî alandan beşerî alana indirilir. Bu indirilme işlemine ne ad verilir?

Seçenekler

A
Tebliğ
B
İnzal
C
Tefsir
D
Rücu
E
İntikal
Açıklama:
Kur’ân, güvenilir melek Cebrail vasıtasıyla ilâhî alandan beşerî alana indirilir. Bu indirilme işlemine inzal veya nüzûl denilir.

Soru 19

Hangisinde Kelam'ın kaynakları doğru verilmiştir?

Seçenekler

A
Kur'an-Farz-Peygamber
B
Kur'an-Akıl-Farz
C
Kur'an-Sünnet-Akıl
D
Kur'an-Vahiy-Akıl
E
Kur'an-Sünnet-Farz
Açıklama:
Kelam'ın kaynakları Kur'an-Sünnet-Akıl'dır.

Soru 20

Son derece açık olduğundan apaçık bilgi anlamına gelen kelime hangisidir?

Seçenekler

A
Hadis bilgi
B
Kadim bilgi
C
Zaruri bilgi
D
Bedihi bilgi
E
İktisadi bilgi
Açıklama:
Son derece açık olduğundan apaçık bilgi anlamına gelen kelime bedihi bilgidir.

Soru 21

Aşağıdakilerden hangisi kelâmda aktarma yoluyla insanda hasıl olan gerçeğe uygun bilgi şeklinde tanımlanır?

Seçenekler

A
Haber
B
Vahiy
C
Rüya
D
Mütevatir
E
Vacip
Açıklama:
Haber: Kelâmda haber aktarma yoluyla insanda hasıl olan gerçeğe
uygun bilgi şeklinde tanımlanır. Gerçeğe uygun olması haberin doğru olduğu,
aktarma şeklinde gerçekleşmesi de dış bir araç ile insana ulaşması anlamına
gelir.

Soru 22

Aşağıdakilerden hangisi kelamda kesinlik düzeyinin en üst noktasında bulunan haber türüdür?

Seçenekler

A
vacip
B
ilham
C
mütevatir
D
âhâd haber
E
vahiy
Açıklama:
Kelâm kaynaklarında haberler kesinlik hiyerarşisine göre birkaç sınıfa
ayrılır. Kesinlik düzeyinin en üst noktasında bulunan haber mütevatir olandır.
Mütevatir haber, yalanda birleşmeleri imkansız görülen bir topluluğun
verdiği haberdir. Burada iki şart söz konusudur: Birincisi bir topluluk olması
ikincisi ise bu topluluğun yalanda birleşmelerinin imkansız görülmesidir. Bu
yolla gelen bilgiler doğru ve kesin bilgi kabul edilir. Bu bilgiye dayanan
hükümler de dinde vacip veya farz sayılır. Mütevatir olmayan haber, tek
kişinin veya yalan üzere birleşmesi imkan dahilinde olan bir topluluğun
verdiği haberdir. Bu tür habere âhâd haber adı verilir.

Soru 23

Aşağıdaki mezheplerin hangisinde aklın iyi ve kötü hususları bilebileceğini ve bu bilgisi ile kendisine yararına olanı tercih edeceğini ileri sürülmüştür?

Seçenekler

A
Hâricîler
B
Râfizîler
C
Hanbeliler
D
Mâtürîdîler
E
Kaderîler
Açıklama:
Akıl: İnsanda bulunan düşünme, anlama ve kavrama gücüne genellikle
akıl denilir. Aslında akıl gücü insanın kavrama mekanizmasının merkezini
oluşturur. İnsan bu güç sayesinde anlama, anlatma ve seçme faaliyetini yürütür.
Bir başka deyişle insanın bir konuyu anlaması, onu bir başkasına açıklaması
ve önüne çıkan seçeneklerden birini tercih etmesi bu akıl gücü sayesinde
gerçekleşir. Bu yüzden kelâm ilminde akla bir bilgi edinme yolu ve
aracı olarak bakılmıştır. Hatta Mu‘tezile ve Mâtürîdî alimleri aklın iyi ve kötü
hususları bilebileceğini ve bu bilgisi ile kendisine yararına olanı tercih
edeceğini ileri sürmüşlerdir. Ancak Mâtürîdîler bu bilginin tümel (küllî)
hususlar için söz konusu olabileceğini, tikel (aynî) şeyler hakkında mümkün
olamayacağını söylemişlerdir.

Soru 24

Hangi meshebin düşünürleri velî konumunda bulunan kişinin, keşfi, kendi yetenek ve kapasitesine göre kavradığını ve dilinin döndüğünce aktarabildiğini savunur?

Seçenekler

A
Hâricîler
B
Râfizîler
C
Hanbeliler
D
Mâtürîdîler
E
Sufiler
Açıklama:
Önde gelen sufî düşünürlerin verdiği bilgiye göre, velî konumunda
bulunan kişi, keşfi, kendi yetenek ve kapasitesine göre kavrar, dilinin
döndüğünce aktarabilir. Bu yüzden algılama ve aktarma esnasında yapılabilecek
bir yanlışlık veya meydana gelebilecek bir eksiklikten kulun kendisi
sorumludur. Çünkü peygamber dışındaki kişilere ilahî bilgiyi alma ve
aktarma noktasında bir garanti sağlanmış değildir.

Soru 25

Kelâmda insana ait bilgiye ne ad verilir?

Seçenekler

A
burhanî bilgi
B
zarûrî bilgi
C
hâdis bilgi
D
bedihî bilgi
E
kadîm bilgi
Açıklama:
Kelâmda bilgi birkaç bakımdan kategorize edilebilir. Birinci ayrım, Allah’a
ait bilgi ile insana ait bilgi, hem mahiyet hem de içerik olarak birbirinden
farklıdır. Allah’a ait bilgi öncesiz ve sonrasızlık özelliklerine sahip iken,
insana ait bilginin bir öncesi bir de sonrası vardır. Çünkü Allah için zaman ve
mekan söz konusu olmadığından O’nun için önce ve sonradan söz edilemez.
Ancak insan zaman ve mekan içinde bulunduğundan öncesi-sonrası, arkasıönü,
sağı-solu bulunmaktadır. İnsanın sahip olduğu bilginin de öncesi-sonrası
ile belli bir niceliği ve niteliği vardır. Bu yüzden kelâm alimleri Allah’ın
ilmine öncesiz ve sonrasız anlamında kadîm bilgi, insana ait bilgiye de
öğrenme ile sonradan meydana geldiğinden ve başlangıcı bulunduğundan,
sonradan olma anlamında hâdis bilgi demişlerdir.

Soru 26

Aşağıdakilerden hangisi kelâmda delile dayanan bilgi için kullanılır?

Seçenekler

A
burhanî bilgi
B
zarûrî bilgi
C
hâdis bilgi
D
bedihî bilgi
E
iktisâbî bilgi
Açıklama:
Aklî bilgi sağlam ve objektif delillere dayanıyor ve kesinlik ifade ediyorsa
burhanî bilgi, şayet şüphe taşıyan veya subjektif delillere dayanıyorsa ve
ancak ikna yoluyla anlatılması söz konusu ise buna hatâbî bilgi adı verilir.
Hatabî kelimesi hitaptan gelir ve sözle bir kişiyi ikna etmek anlamındadır.
Burhan hem kelâmda hem de felsefede kesin delil anlamına gelir. Bu delile
dayanan bilgiye de burhanî bilgi denilir. Buna karşılık hatabî bilgi, hitabet
gücüne dayanır ve muhatabın ikna edilmesiyle kabulü mümkün olur.

Soru 27

Aşağıdakilerden hangisi hitabet gücüne dayanır ve muhatabın ikna edilmesiyle kabulü mümkün olur?

Seçenekler

A
bedihî bilgi
B
hatabî
C
burhanî bilgi
D
zarûrî bilgi
E
hâdis bilgi
Açıklama:
Aklî bilgi sağlam ve objektif delillere dayanıyor ve kesinlik ifade ediyorsa
burhanî bilgi, şayet şüphe taşıyan veya subjektif delillere dayanıyorsa ve
ancak ikna yoluyla anlatılması söz konusu ise buna hatâbî bilgi adı verilir.
Hatabî kelimesi hitaptan gelir ve sözle bir kişiyi ikna etmek anlamındadır.
Burhan hem kelâmda hem de felsefede kesin delil anlamına gelir. Bu delile
dayanan bilgiye de burhanî bilgi denilir. Buna karşılık hatabî bilgi, hitabet
gücüne dayanır ve muhatabın ikna edilmesiyle kabulü mümkün olur.

Soru 28

Kur’ân’da indirilme işlemine ne ad verilir?

Seçenekler

A
ilham
B
mütevatir
C
inzal
D
âhâd haber
E
vahiy
Açıklama:
Kur’ân, güvenilir melek Cebrail vasıtasıyla ilâhî alandan beşerî alana indirilir. Bu indirilme işlemine inzal veya nüzûl denilir. Beşerî alandaki ilk muhatabı Hz. Muhammed’dir.

Soru 29

Kur’ân’da aklın kaynak olmasına ne ad verilir?

Seçenekler

A
istidlâl
B
ilham
C
mütevatir
D
inzal
E
bedihî
Açıklama:
Kur’ân ve Sünnet’in yanı sıra kelâmda aklın da bir kaynak olması söz konusudur.
Aklın kaynak olması, istidlâl veya istinbât denilen çıkarsama yolunun
kullanılmasıdır. İlk dönem kelâmcıların çıkarsama yöntemi daha çok görünenden
hareketle görünmeyen hakkında hüküm vermek şeklinde formüle edilebilecek
fıkhî kıyastır. Ancak daha sonraki kelâmcılar mantığın da etkisiyle
bilinenlerden hareketle bilinmeyen hakkında hüküm vermek anlamına gelen
mantık kıyasını kullanmaya başlamışlardır.

Soru 30

Aşağıdakilerden hangisi tek kişinin getirdiği haber olarak isimlendirilir?

Seçenekler

A
vacip
B
haber-i vâhid
C
mütevatir
D
âhâd haber
E
vahiy
Açıklama:
Ancak Hz. Peygamber’den gelen açıklamaların kelâmda kesin delil
olması için, bize kadar tevatürle ulaşmış olması gerekir. Zira tek kişinin
getirdiği haber (haber-i vâhid), bu haberi getiren sahabeden biri bile olsa
peygamber gibi korunmuş olmadığından, inanç konularında kesin delil kabul
edilmez. Zaten içerik bakımından da Hz. Peygamber’in söz, fiil ve takrirleri
Kur’ân ayetlerine eşdeğer olacak şekilde vahiy kategorisine dahil edilmemiştir.
Bu durumda Hz. Peygamberden gelen bir hadîsin akâid konusunda
kesin delil olabilmesi için, güvenilir aktarma yolu olan tevatürle ulaşması
gerekir.

Soru 31

Kuran'da insan duyulardan akla kadar sahip olduğu özellikler veya bilgi edinme yetenekleri bir bütün olarak değerlendirilir. Hangisi insanın bu özelliklerini kullanmasını işaret eden ayetlerdendir?

Seçenekler

A
Görmüyorlar mı ki biz suyu kuru ve otsuz yere götürüyoruz da o sayede ekin bitiriyoruz. O ekinden hayvanları da kendileri de yiyor. Onlar hâlâ görmüyorlar mı? (es-Secde, 32/27)
B
(Ey Muhammed!) Hikmet dolu Kur'an'a andolsun ki sen elbette dosdoğru bir yol üzere (peygamber) gönderilenlerdensin. (Yasin, 36/2)
C
Onları uyarsan da, uyarmasan da onlar için birdir, inanmazlar. (Yasin, 36/10)
D
Yazık o kullara! Kendilerine bir peygamber gelmezdi ki, onunla alay ediyor olmasınlar. (Yasin, 36/30)
E
Onlara Rablerinin âyetlerinden bir âyet gelmez ki ondan yüz çeviriyor olmasınlar.(Yasin, 36/46)
Açıklama:
Kur’ân’da bilgi, insanın özelliklerinin tümünü dikkate alan bir çerçeve içinde sunulur. Duyulardan akla kadar insanın sahip olduğu özellikler veya bilgi edinme yetenekleri bir bütün olarak değerlendirilir. Bunlar arasında kuvvetli- zayıf, yeterli-yetersiz ayrımına gidilmez. Örneğin “Görmüyorlar mı ki biz suyu kuru ve otsuz yere götürüyoruz da o sayede ekin bitiriyoruz. O ekinden hayvanları da kendileri de yiyor. Onlar hâlâ görmüyorlar mı?” (es-Secde, 32/27) ayetinde gözün, dolayısıyla duyu organlarının önemi vurgulanır.

Soru 32

Hangi ilimde haber aktarma yoluyla insanda hasıl olan gerçeğe uygun bilgi şeklinde tanımlanır?

Seçenekler

A
Kelam
B
Fıkıh
C
Akide
D
Tefsir
E
Hadis
Açıklama:
Kelâmda haber aktarma yoluyla insanda hasıl olan gerçeğe uygun bilgi şeklinde tanımlanır. Gerçeğe uygun olması haberin doğru olduğu, aktarma şeklinde gerçekleşmesi de dış bir araç ile insana ulaşması anlamına gelir. Çünkü kişinin duyularını ve aklını kullanarak bizzat kendi çabasıyla elde ettiği bilgi haber olarak değerlendirilmez. Bir bilginin haber olabilmesi için kişinin kendi dışında bulunan bir aracı vasıtasıyla onu elde etmesi gerekir. Bu bilginin gerçeğe uygun düşmesi haberin doğru, gerçeğe uygun düşmemesi ise yalan olması anlamına gelir. Bu durumda aracı konumunda bulunan şahıs haberin gerçeğe uygun düşüp düşmemesine göre ya doğru ya da yalancı olarak adlandırılır.

Soru 33

Hangisi kelâmda geçen duyulardan biri değildir?

Seçenekler

A
Görme
B
İşitme
C
Tatma
D
Dokunma
E
Hissetme
Açıklama:
Kelâmda duyular görme, işitme, tatma, dokunma ve koklama şeklinde beş duyu olarak geçer. Her bir duyunun ancak kendi alanı ve belirlendiği hususlarda işlev göreceği özellikle belirtilir. Bunun anlamı, görme duyusu ile işitilmeyeceği, işitme duyusu ile tat alınamayacağı, dokunma duyusu ile görülemeyeceğidir. Çünkü her bir duyu Yüce Allah tarafından, belli ve belirlenmiş bir alanda işlev görmek üzere yaratılmıştır.

Soru 34

Kelâm kaynaklarında haberler kesinlik hiyerarşisine göre birkaç sınıfa ayrılır. Kesinlik düzeyinin en üst noktasında bulunan habere nasıl haber denir?

Seçenekler

A
Vacip
B
Farz
C
Mütevatir
D
Sünnet
E
Âhâd
Açıklama:
Kelâm kaynaklarında haberler kesinlik hiyerarşisine göre birkaç sınıfa ayrılır. Kesinlik düzeyinin en üst noktasında bulunan haber mütevatir olandır. Mütevatir haber, yalanda birleşmeleri imkansız görülen bir topluluğun verdiği haberdir. Burada iki şart söz konusudur: Birincisi bir topluluk olması ikincisi ise bu topluluğun yalanda birleşmelerinin imkansız görülmesidir. Bu yolla gelen bilgiler doğru ve kesin bilgi kabul edilir. Bu bilgiye dayanan hükümler de dinde vacip veya farz sayılır.

Soru 35

İnsana ait bilgiye öğrenme ile sonradan meydana geldiğinden ve başlangıcı bulunduğundan, sonradan olma anlamında ne çeşit bilgi denir?

Seçenekler

A
Hâdis bilgi
B
Kadîm bilgi
C
Zorunlu bilgi
D
Naklî bilgi
E
İktisabî bilgi
Açıklama:
insana ait bilgiye de öğrenme ile sonradan meydana geldiğinden ve başlangıcı bulunduğundan, sonradan olma anlamında hâdis bilgi denir.

Soru 36

Aklın hiçbir çaba sarfetmeksizin elde ettiği bilgiye ne denir?

Seçenekler

A
Kadîm bilgi
B
Hâdis bilgi
C
Zorunlu bilgi
D
Naklî bilgi
E
İktisâbî bilgi
Açıklama:
Aklın hiçbir çaba sarfetmeksizin elde ettiği bilgi, zarûrî/zorunlu bilgidir. Bu bilgiye, herhangi bir şüpheye ve ihtilafa yol açmayacak şekilde son derece açık olduğundan apaçık bilgi anlamında bedihî bilgi de denilmiştir.

Soru 37

Hangi bilgi iktisabi bilginin çeşitlerindendir?

Seçenekler

A
Zanni bilgi
B
Yakînî bilgi
C
Naklî bilgi
D
Kadîm bilgi
E
Burhani bilgi
Açıklama:

Soru 38

Hangisi vahiy inerken vahyin geçtiği adımlardan biri değildir?

Seçenekler

A
Allah
B
Cebrail
C
Mikail
D
Peygamber
E
İnsan
Açıklama:
Kur’ân’ın iki temel özelliği vardır: 1. Vahiy getiren melek Cebrail aracılığı ile Hz. Peygamber’e ulaşması. 2. Sadece vahiy yoluyla Kur’ân kendisine inzal olunan Hz. Peygamber değil, Kur’ân’ın gönderildiği bütün insanların ondaki hükümlerle yükümlü tutulmasıdır.

Soru 39

Hangisi kelamın en güvenilir kaynağıdır?

Seçenekler

A
Hadis
B
Akıl
C
Kuran
D
Sahabelerin davranışları
E
İstişareyle ulaşılan bilgiler
Açıklama:
Kur’ân, güvenilir melek Cebrail vasıtasıyla ilâhî alandan beşerî alana indirilir. Bu indirilme işlemine inzal veya nüzûl denilir. Beşerî alandaki ilk muhatabı Hz. Muhammed’dir. Hz. Muhammed peyamber olma özelliği ile görevini aksatacak veya zarar verecek her türlü maddi- manevi tehlikeden korunmuştur.

Soru 40

Haber-i vahid nedir?

Seçenekler

A
Tek kişinin getirdiği haber
B
Bir grubun getirdiği haber
C
Rüyayla ulaşılan haber
D
Rüyayla ulaşılan haber
E
Güvenilmez haber
Açıklama:
Kur’ân’da bazı peygamberlerin bir kısım fiil ve davranışlarından dolayı uyarılması yine bunun en büyük bel- gesidir. Ancak Hz. Peygamber’den gelen açıklamaların kelâmda kesin delil olması için, bize kadar tevatürle ulaşmış olması gerekir. Zira tek kişinin getirdiği haber (haber-i vâhid), bu haberi getiren sahabeden biri bile olsa peygamber gibi korunmuş olmadığından, inanç konularında kesin delil kabul edilmez.

Soru 41

Aşağıdakilerden hangisi, "ilim"in tanımlarından biri değildir?

Seçenekler

A
Bilen ile bilinen arasındaki söz konusu ilişki
B
Bilinen olgu ve olay ile bilen kişi arasında ortaya çıkan anlam
C
Akla ve duyulara konu olan objenin tanınması
D
Aksine ihtimal verilmeyecek şekilde anlamların birbirinden ayırt edilmesi
E
Soyut ve sübjektif algıların ürünü olana bilgi
Açıklama:
Bilgi yerine kullanılan “marifet”, Arap dilcilerince ilim kelimesi ile eş anlamlı kabul edilmişse de çeşitli bağımsız ilim dallarının ortaya çıktığı sonraki dönemlerde farklı anlamlar kazanmıştır. İlim, somut ve objektif gerçekliğin bilgisi için kullanılırken marifet, soyut ve sübjektif algıların ürünü olana bilgi anlamında kullanılmıştır. Bu anlamda sufîlerin manevî veya dinî tecrübeleri marifet olarak isimlendirilmiştir.

Soru 42

Aşağıdaki ifadelerden hangisi, aklın ve duyuların verdiği bilginin sınırlı olması nedeniyle insanın, sağlam ve her zaman doğru kalabilen bir bilgi kaynağına ihtiyacı olduğunu ima etmektedir?

Seçenekler

A
Kur’ân’da bilgi, insanın özelliklerinin tümünü dikkate alan bir çerçeve içinde sunulur.
B
Kur’ân’da, duyulardan akla kadar insanın sahip olduğu özellikler veya bilgi edinme yetenekleri bir bütün olarak değerlendirilir.
C
Kur’ân’da duyu organlarının önemi, pek çok ayetle desteklenmiştir.
D
Kur’ân, kişinin sağlam duyuları, kusursuz aklı ve doğru haber ile gerçek bilgi elde edebileceğinin altını çizer.
E
Kur’ân, duyularını kullanmayanların, akıllarını da gereği gibi kullanamayacaklarına işaret etmektedir.
Açıklama:
Kur’ân’da bilgi, insanın özelliklerinin tümünü dikkate alan bir çerçeve içinde sunulur. Duyulardan akla kadar insanın sahip olduğu özellikler veya bilgi edinme yetenekleri bir bütün olarak değerlendirilir. Pek çok ayette (es-Secde, 32/27; el-Bakara 2/171) duyuların önemi vurgulanmış, duyularını gereği gibi kullanmayanların akıllarını da gereği gibi kullanamayacaklarına işaret edilmiştir. Bu, hem duyu-akıl ilişkisinin vurgulanması hem de bilgi edinme yollarının birinin diğerinden bağımsız olmadığının ifadesidir. Haber konusunda ise Allah’ın insanlarla kendisi arasında sözlü ilişkiyi sağlamak için gönderdiği peygamberlere “haber veren” anlamında “nebî” diye isimlendirmesi bunun en güzel örneğidir. Kur’ân, kişinin sağlam duyuları, kusursuz aklı ve doğru haber ile gerçek bilgi elde edebileceğinin altını çizer. Öte yandan aklın ve duyuların verdiği bilginin sınırlı olması hasebiyle insanın sağlam ve her zaman doğru kalabilen bir bilgi kaynağına ihtiyacının olduğuna dikkat çekilir. Kur’ân’ın söz konusu ettiği bu bilgi kaynağı vahiydir. Bütün varlık ve olayları ezelî ilmi ile kuşatan Allah’tan gelen bir bilgi olması nedeniyle vahiy, insanın en doğru ve kesin bilgi kaynağıdır.

Soru 43

  1. Sezgi yoluyla elde edilen bilginin elde edilmesinde aklın ve duyuların rolü bulunur.
  2. Sezgide, beş duyuda olduğu gibi bir objektiflik yoktur.
  3. Peygamberlerin vahiy alması, sezgiye bir örnek olarak gösterilebilir.
Sezgi ile ilgili yukarıdaki bilgilerden hangileri doğrudur?

Seçenekler

A
Yalnız I
B
Yalnız II
C
Yalnız III
D
I-II
E
II-III
Açıklama:
Kur’ân’da bilgi elde etme aracı olarak geçen kalp, sezgi olarak yorumlanabilir çünkü sezgi, insanın içine aniden doğan bir bilgi türü olduğundan bu bilginin elde edilmesinde ne aklın ne de duyuların bir rolü vardır. Sezgiye günümüz düşüncesinde altıncı his adı verilmekle birlikte diğer beş duyu ile tam bir benzerliğinden söz edilemez. Çünkü sezgide, beş duyuda olduğu gibi bir objektiflik yoktur. Bir diğer deyişle sezgi, beş duyu ile elde edilen bilgi gibi test edilebilme imkanından yoksundur. Ancak, her insanın şu ya da bu şekilde sezgiye sahip olduğu da bir gerçektir. Peygamberlerin vahiy almasını sezgi ile karıştırmamak gerekir. Çünkü vahiy Allah’ın peygamberine özel bir bilgi aktarma biçimidir. Halbuki sezgi her insanın sahip olduğu bir bilgi edinme özelliği ve yoludur.

Soru 44

"Kelâmda haber, aktarma yoluyla insanda hasıl olan gerçeğe uygun bilgi şeklinde tanımlanır."
Buna göre,
  1. Haber, gerçeğe uygun olmalıdır.
  2. Haber, kişinin duyularını ve aklını kullanarak bizzat kendi çabasıyla elde ettiği bilgi olarak değerlendirilir.
  3. Peygamberlere melek aracılığı ile gelen vahiy haber olarak değerlendirilirken peygamberin kendisine gelen bu vahyi insanlara aktarması haber kategorisinde değerlendirilmez.
Yukarıdakilerden hangileri doğrudur?

Seçenekler

A
Yalnız I
B
Yalnız II
C
Yalnız III
D
I-II
E
II-III
Açıklama:
Kelâmda haber aktarma yoluyla insanda hasıl olan gerçeğe uygun bilgi şeklinde tanımlanır. Gerçeğe uygun olması haberin doğru olduğu, aktarma şeklinde gerçekleşmesi de dış bir araç ile insana ulaşması anlamına gelir. Çünkü kişinin duyularını ve aklını kullanarak bizzat kendi çabasıyla elde ettiği bilgi haber olarak değerlendirilmez. Bir bilginin haber olabilmesi için kişinin kendi dışında bulunan bir aracı vasıtasıyla onu elde etmesi gerekir. Bu bilginin gerçeğe uygun düşmesi haberin doğru, gerçeğe uygun düşmemesi ise yalan olması anlamına gelir. Bu durumda aracı konumunda bulunan şahıs haberin gerçeğe uygun düşüp düşmemesine göre ya doğru ya da yalancı olarak adlandırılır. Peygamberlere melek aracılığı ile gelen vahiy olarak adlandırılan bilgiler de haberdir. Aynı şekilde peygamberin kendisine gelen bu vahyi insanlara aktarması ve onların da diğer insanlara aktarması haber kategorisinde değerlendirilir.

Soru 45

  1. Bu tür habere âhâd haber adı verilir.
  2. Kesinlik düzeyinin en üst noktasında bulunur.
  3. Yalanda birleşmeleri imkansız görülen bir topluluğun verdiği haberdir.
  4. Tek kişinin veya yalan üzere birleşmesi imkan dahilinde olan bir topluluğun verdiği haberdir.
  5. Bu yolla gelen bilgiler doğru ve kesin bilgi kabul edildiği için bu bilgiye dayanan hükümler, dinde vacip veya farz sayılır.
Yukarıdaki bilgilerden hangileri, mütevatir haberle ilgili bilgiler arasında yer alır?

Seçenekler

A
I-II-III
B
II-III-IV
C
II-III-V
D
I-III-IV
E
III-IV-V
Açıklama:
Kelâm kaynaklarında haberler kesinlik hiyerarşisine göre birkaç sınıfa ayrılır. Kesinlik düzeyinin en üst noktasında bulunan haber mütevatir olandır. Mütevatir haber, yalanda birleşmeleri imkansız görülen bir topluluğun verdiği haberdir. Burada iki şart söz konusudur: Birincisi bir topluluk olması ikincisi ise bu topluluğun yalanda birleşmelerinin imkansız görülmesidir. Bu yolla gelen bilgiler doğru ve kesin bilgi kabul edilir. Bu bilgiye dayanan hükümler de dinde vacip veya farz sayılır. Mütevatir olmayan haber, tek kişinin veya yalan üzere birleşmesi imkan dahilinde olan bir topluluğun verdiği haberdir. Bu tür habere âhâd haber adı verilir. Kelâm ilminde tek bir bireyin verdiği haber kesin kabul edilmez ve ona dayanan hüküm de kesin hüküm olarak görülmez. Bir haberin mütevatir veya âhâd haber olması, haberin gerçekliği ve gerçekleşmişliği ile alakalıdır. Kelâmî ifade ile haberin sübut yönünü gösterir. Bunun yanında haberin içeriğinin açık ve anlaşılır olması da önemlidir. Buna kelâm dilinde haberin delalet yönü denilir. Kesin olan mütevatir bir haberin açık ve anlaşılır olmaması da dinde kesin hüküm kaynağı sayılmasına engel teşkil eder.

Soru 46

  1. Keşif, seven ve sevilen kul mertebesine erişen müminlere Allah’ın lutfu ile bazı perdelerin açılması ve kulun bilgilendirilmesidir.
  2. Keşif mertebesine ulaşan kişiye, Allah dostu anlamında velî denilir.
  3. Keşif sadece velî denilen kişilerde görülür.
Keşifle ilgili yukarıdaki bilgilerden hangileri doğrudur?

Seçenekler

A
I-II
B
II-III
C
Yalnız I
D
Yalnız II
E
Yalnız III
Açıklama:
Keşif, genel kabule göre Allah’ın bazı sevgili kullarına ilham yoluyla çeşitli konularda bilgiler vermesidir. Seven ve sevilen kul mertebesine erişen müminlere Allah’ın lutfu ile bazı perdelerin açılması ve kulun bilgilendirilmesidir. Bu mertebeye ulaşan kişiye de, Allah dostu anlamında velî denilir. Ancak bu tür olağanüstü olaylar sadece velî denilen kişilerde değil, başka şahıslarda da görülebilir. Söz gelimi isyankar ve inanmayan kişilere de Allah bazen olağan üstü olayları verir. Bu onları sınamak veya isyan ve küfürdeki durumlarını diğer insanlar nezdinde açığa çıkarmak veya inatları sebebiyle bulundukları yerden daha kötü bir duruma gitmelerinin yolunu açmak içindir.

Soru 47

Aşağıdakilerden hangisi, "sağlam ve objektif delillere dayanan ve kesinlik ifade eden bilgi"ye verilen addır?

Seçenekler

A
Hâdis bilgi
B
Burhanî bilgi
C
Zarûrî bilgi
D
İktisâbî bilgi
E
Hatâbî bilgi
Açıklama:
  • Hâdis bilgi: İnsana ait bilgiye, öğrenme ile sonradan meydana geldiğinden ve başlangıcı bulunduğundan, sonradan olma anlamında hâdis bilgi denir.
  • Zarûrî/zorunlu bilgi: Aklın hiçbir çaba sarfetmeksizin elde ettiği bilgidir.
  • İktisâbî bilgi: İnsanın bir çaba ve düşünmesi sonucu elde edilen bilgiye kazanılmış anlamında iktisâbî bilgi adı verilmiştir.
  • Burhanî bilgi: Aklî bilgi sağlam ve objektif delillere dayanıyor ve kesinlik ifade ediyorsa buna burhanî bilgi denir.
  • Hatâbî bilgi: Aklî bilgi şüphe taşıyan veya subjektif delillere dayanıyorsa ve ancak ikna yoluyla anlatılması söz konusu ise buna hatâbî bilgi adı verilir.

Soru 48

Bilginin değeriyle ilgili aşağıdaki bilgilerden hangisi yanlıştır?

Seçenekler

A
Bir bilgi akla dayanıyor yani düşünme yoluyla elde ediliyorsa, aklın sağlam ve sağlıklı olması şartı aranır.
B
Duyular yoluyla elde edilen bilginin kesin ve şüpheden uzak olması, duyuların kusursuz olmasına bağlıdır.
C
Duyularla elde edilen bilgilerin doğruluğu, hem duyuların sağlam ve sağlıklı olmasına hem de şartların uygun olmasına bağlıdır.
D
Sağlam ve sağlıklı bir akıl, kesin bilgi ortaya koyarken, zihinsel yetenekleri gelişmemiş veya bir hastalık nedeniyle kusurlu hale gelmiş olan akıl kesin bilgi üretemez; bu nedenle kelâmcılar, üretilen bilginin kusurunu tamamen akla yüklerler.
E
Kelâm alanında bir bilginin inanç açısından değer ifade etmesi için öncelikle naklî ise yakînî, aklî ise burhanî olması gerekir.
Açıklama:
Sağlam ve sağlıklı bir akıl, kesin bilgi ortaya koyarken, zihinsel yetenekleri gelişmemiş veya bir hastalık nedeniyle kusurlu hale gelmiş olan akıl kesin bilgi üretemez. Buna rağmen kelâmcılar, üretilen bilginin kusurunu tamamen akla yüklemezler. Burada düşünme biçimi ve metodunun da dikkate alınması gereğini vurgularlar. Nitekim insanlar arasında meydana gelen görüş ayrılıkları ya akıl düzeyinin farklılığından ya da düşünme metodundan kaynaklanır. Diğer bir deyişle akıl düzeyi aynı olmayan ve düşünme metot ve şartlarına uymayan kişiler arasında ihtilaf ve görüş ayrılıklarının meydana gelmesi kaçınılmazdır.

Soru 49

Hz. Muhammed'in peygamber olma özelliği ile görevini aksatacak veya zarar verecek her türlü maddi-manevi tehlikeden korunmuş olması, aşağıdakilerden hangisi ile ifade edilir?

Seçenekler

A
İnzal
B
Akaid
C
İsmet
D
Tebliğ
E
Nüzûl
Açıklama:
  • Kur’ân, güvenilir melek Cebrail vasıtasıyla ilâhî alandan beşerî alana indirilmiştir. Bu indirilme işlemine inzal veya nüzûl denilir.
  • Akaid, dinin inanç esaslarıdır. Bunun da yegane kaynağı, Allah’ın peygamberine vahiy yoluyla gönderdiği Kur’ân’dır. Kur’ân’ın iki temel özelliği vardır: I) Vahiy getiren melek Cebrail aracılığı ile Hz. Peygamber’e ulaşması. II) Sadece vahiy yoluyla Kur’ân kendisine inzal olunan Hz. Peygamber değil, Kur’ân’ın gönderildiği bütün insanların ondaki hükümlerle yükümlü tutulmasıdır.
  • Hz. Peygamber’e inen bu Kur’ân, korunmuş özelliğine sahip Hz. Peygamber aracılığı ile insanlara ulaştırılır. Bu işleme tebliğ adı verir.

Soru 50

  1. İlk dönem kelâmcıların çıkarsama yöntemi daha çok görünenden hareketle görünmeyen hakkında hüküm vermek şeklinde formüle edilebilecek fıkhî kıyastır.
  2. Sonraki kelâmcıların uyguladığı mantıkî kıyas yöntemi bilgiyi esas alır.
  3. Kelâm alimleri aklın hüküm koyamayacağını savunmaktadırlar.
Kelâm'ın kaynaklarından akılla ilgili yukarıdaki bilgilerden hangileri doğrudur?

Seçenekler

A
I-II
B
II-III
C
Yalnız I
D
Yalnız II
E
Yalnız III
Açıklama:
İlk dönem İslam düşünürleri ile günümüzde Selefî yöntem ve düşünceyi benimsediğini iddia eden alimler, aklın dinde asla hüküm vermeye yetkili olmadığını ileri sürerler. Başka bir deyişle aklın yetkisi sadece anlama ve aktarmadan ibarettir, bağımsız olarak hüküm koyma yetkisi yoktur. Kelâm alimleri ise yukarıdaki esaslar çerçevesinde aklın hüküm koyabileceği kanaatindedirler. Ancak onlar da aklı aşan hususlar bulunduğunu göz önüne alarak sınırlama yoluna gitmişlerdir. Kabul gören görüş, Kur’ân ve Sünnet’in boş bıraktığı alanlarda akıl yoluyla hüküm verileceğidir. Bu açıdan akıl kaynak olarak değerlendirilebilir. Ancak şu unutulmamalıdır ki, din temelde nakle yani Kur’ân ve Sünnet’e dayanır. Akıl öncelikle dinde muhatap kabul edilir. Yani kişinin dini hükümlerle yükümlü olabilmesi aklının kusursuz biçimde çalışmasına bağlıdır. Bununla birlikte dinde boş bırakılan alanlarda akıl yürütme kıyas adı altında caiz görülmüştür. Öte yandan müteşabih ayetler gibi kapalı lafızlar için akla yorum yapma ve hüküm çıkarma yetkisi tanınması özellikle kelâm bilginleri tarafından uygun görülmüştür.

Soru 51

Soyut ve sübjektif algıların ürünü olana bilgi anlamında kullanılan kelime aşağıdaki şıklardan hangisinde verilmiştir?

Seçenekler

A
Bilgi
B
İlim
C
Marifet
D
Basiret
E
Biliş
Açıklama:
Kelâm ilminde bilgi, öncelikli ve önemli bir konudur. Bu konunun önemi, Kur’ân’ın ilk inen ayetlerinde bütün açıklığı ile ortaya konmuştur: “Yaratan Rabbinin adıyla oku! O insanı rahim duvarına yapışan bir nesneden yarattı. Oku! Rabbinin çömertliği sınırsızdır. O kalemle yazmyı öğretti. İnsana bilmediğini öğretti.” (el-Alak 96/1-5) Hz. Peygamber’e ilk inen bu ayetlerde ilk sözün “Oku!” emri olması, ilme ne denli önem verildiğinin açık kanıtıdır. “De ki, hiç bilenlerle bilmeyenler bir olur mu?” (ez-Zumer 39/9) ayeti ile “Allah’tan hakkıyla sakınanlar ancak bilen insanlardır.” (Fâtır 35/28) ayeti bu gerçeği dile getirir. Bu noktada bilginin ne olduğunun ve İslam düşünce tarihi içinde nasıl anlaşıldığının
bilinmesi önem arz etmektedir. Arapça bir kelime olan “ilim” ve Türkçe’de bunun yerine kullanılan “bilgi” sözlükte “bilme”, “biliş” ve “tanıma” gibi anlamlara gelmektedir. Bilgi yerine kullanılan diğer kelime olan “marifet” ise, Arap dilcilerince ilim kelimesi ile eşanlamlı kabul edilmiş ise de, çeşitli bağımsız ilim dallarının ortaya çıktığı sonraki dönemlerde farklı anlamlar kazanmışır. İlim, somut ve objektif gerçekliğin bilgisi için kullanılırken marifet, soyut ve sübjektif algıların ürünü olana bilgi anlamında kullanılmıştır. Bu anlamda sufîlerin manevî veya dinî tecrübeleri marifet olarak isimlendirilmiştir. Cevap C şıkkıdır.

Soru 52

Kur’ân’a göre insanın en doğru ve kesin bilgi kaynağı nedir?

Seçenekler

A
Duyular
B
Kalb
C
Basiret
D
Fuad
E
Vahiy
Açıklama:
Kur’ân’da bilgi, insanın özelliklerinin tümünü dikkate alan bir çerçeve içinde sunulur. Duyulardan akla kadar insanın sahip olduğu özellikler veya bilgi edinme yetenekleri bir bütün olarak değerlendirilir. Bunlar arasında kuvvetli-zayıf, yeterli-yetersiz ayrımına gidilmez. Örneğin “Görmüyorlar mı ki biz suyu kuru ve otsuz yere götürüyoruz da o sayede ekin bitiriyoruz. O ekinden hayvanları da kendileri de yiyor. Onlar hâlâ görmüyorlar
mı?” (es-Secde, 32/27) ayetinde gözün, dolayısıyla duyu organlarının önemi vurgulanır. birçok âyette de yerde ve gökte değişen olaylar sayılmak suretiyle insanın düşünmesi ve aklını kullanması sık sık vurgulanmıştır. “Onlar âdetâ sağır ve lâl, kördürler, bundan dolayı da düşünemezler” (el-Bakara 2/171) ayetinde ise inkâr edenler gerçekte sağır, lâl, kör olmadıkları halde duyularını gereği gibi kullanmadıklarından bu şekilde nitelenmişlerdir. Ayrıca burada duyularını kullanmayanların akıllarını da gereği gibi kullanamayacaklarına işaret vardır. Bu, hem duyu-akıl ilişkisinin vurgulanması hem de bilgi edinme yollarının birinin diğerinden bağımsız olmadığının ifadesidir. Haber konusunda ise Allah’ın insanlarla kendisi arasında sözlü ilişkiyi sağlamak için gönderdiği peygamberlere “haber veren” anlamında “nebî” diye isimlendirmesi bunun en güzel örneğidir. Kur’ân, kişinin sağlam duyuları, kusursuz aklı ve doğru haber ile gerçek bilgi elde edebileceğinin altını çizer. Öte yandan aklın ve duyuların verdiği bilginin sınırlı olması hasebiyle insanın sağlam ve her zaman doğru kalabilen bir bilgi kaynağına ihtiyacının olduğuna dikkat çekilir. Kur’ân’ın söz konusu ettiği bu bilgi kaynağı vahiydir. Bütün varlık ve olayları ezelî ilmi ile kuşatan Allah’tan gelen bir bilgi olması nedeniyle vahiy, insanın en doğru ve kesin bilgi kaynağıdır. Kur’ân’da geçen kalb ve fuâd kelimeleri incelendiğinde, bunların ya aklın değişik bilgi düzeylerini ifade eden kavramlar ya da aklın yanında ona destek veren farklı bilgi araçları olduğu görülür. Çünkü bunlar Kur’ân’da olumlu ve olumsuz kullanılmaya uygun imkanlar olarak zikredilir. Öte yandan Kur’ân’da duyular ile aklı ifade eden kavramların bir arada zikredilmesi, ancak bunların hep birlikte kullanılması durumunda gerçeğe uygun doğru bilgi elde edilebileceğinin ifadesidir. Kur’ân’da bilgi elde etme aracı olarak geçen kalbe, sezgi demek bile mümkündür. Çünkü sezgi, insanın içine aniden doğan bir bilgi türüdür. Bu bilginin elde edilmesinde ne aklın ne de duyuların bir rolü vardır. Yine Kur’ân’da sezgiyi çağrıştıracak bir başka kavram olarak basiret kavramı kullanılır. Basiret kavramı halk arasında daha çok öngörü, iç görü ve bir şeyi önceden sezme/hissetme anlamında kullanılır. Cevap E şıkkıdır.

Soru 53

I. Kur’ân, kişinin sağlam duyuları, kusursuz aklı ve doğru haber ile gerçek bilgi elde edebileceğini söyler.
II. Kur’ân’a göre insanın en doğru ve kesin bilgi kaynağı vahiydir.
III. Fuad kavramı halk arasında daha çok öngörü, iç görü ve bir şeyi önceden sezme/hissetme anlamında kullanılır.
IV. Peygamberlerin vahiy almasını sezgi ile gerçekleşen bir durumdur.
Yukarıdaki bilgilerden hangileri doğrudur?

Seçenekler

A
I ve II
B
I ve III
C
II ve III
D
I, II ve III
E
II, III ve IV
Açıklama:
Kur’ân, kişinin sağlam duyuları, kusursuz aklı ve doğru haber ile gerçek bilgi elde edebileceğinin altını çizer. Öte yandan aklın ve duyuların verdiği bilginin sınırlı olması hasebiyle insanın sağlam ve her zaman doğru kalabilen bir bilgi kaynağına ihtiyacının olduğuna dikkat çekilir. Kur’ân’ın söz konusu ettiği bu bilgi kaynağı vahiydir. Bütün varlık ve olayları ezelî ilmi ile kuşatan Allah’tan gelen bir bilgi olması nedeniyle vahiy, insanın en doğru ve kesin bilgi kaynağıdır. Kur’ân’da geçen kalb ve fuâd kelimeleri incelendiğinde, bunların ya aklın değişik bilgi düzeylerini ifade eden kavramlar ya da aklın yanında ona destek veren farklı bilgi araçları olduğu görülür. Çünkü bunlar Kur’ân’da olumlu ve olumsuz kullanılmaya uygun imkanlar olarak zikredilir. Öte yandan Kur’ân’da duyular ile aklı ifade eden kavramların bir arada zikredilmesi, ancak bunların hep birlikte kullanılması durumunda gerçeğe uygun doğru bilgi elde edilebileceğinin ifadesidir. Kur’ân’da bilgi elde etme aracı olarak geçen kalbe, sezgi demek bile mümkündür. Çünkü sezgi, insanın içine aniden doğan bir bilgi türüdür. Bu bilginin elde edilmesinde ne aklın ne de duyuların bir rolü vardır. Yine Kur’ân’da sezgiyi çağrıştıracak bir başka kavram olarak basiret kavramı kullanılır. Basiret kavramı halk arasında daha çok öngörü, iç görü ve bir şeyi önceden sezme/hissetme anlamında kullanılır. Bu yönüyle Kur’ân’daki kullanımı ile örtüşür. Sezgiye günümüz düşüncesinde altıncı his adı verilmekle birlikte diğer beş duyu ile tam bir benzerliğinden söz edilemez. Çünkü sezgide, beş duyuda olduğu gibi bir objektiflik yoktur. Bir diğer deyişle sezgi, beş duyu ile elde edilen bilgi gibi test edilebilme imkanından yoksundur. Ancak, her insanın şu ya da bu şekilde sezgiye sahip olduğu da bir gerçektir. Peygamberlerin vahiy almasını sezgi ile karıştırmamak gerekir. Çünkü vahiy Allah’ın peygamberine özel bir bilgi aktarma biçimidir. Halbuki sezgi her insanın sahip olduğu bir bilgi edinme özelliği ve yoludur. Cevap A şıkkıdır.

Soru 54

Kelâm'da bilgi edinme yolları düşünüldüğünde "mütevatir" ve "âhâd" kavramları aşağıdaki bilgi edinme yollarından hangisiyle ilişkili kavramlar olarak karşımıza çıkmaktadır?

Seçenekler

A
Duyular
B
Haber
C
Akıl
D
Keşif
E
Rüya
Açıklama:
Haber: Kelâmda haber aktarma yoluyla insanda hasıl olan gerçeğe uygun bilgi şeklinde tanımlanır. Gerçeğe uygun olması haberin doğru olduğu, aktarma şeklinde gerçekleşmesi de dış bir araç ile insana ulaşması anlamına gelir. Çünkü kişinin duyularını ve aklını kullanarak bizzat kendi çabasıyla elde ettiği bilgi haber olarak değerlendirilmez. Bir bilginin haber olabilmesi için kişinin kendi dışında bulunan bir aracı vasıtasıyla onu elde etmesi gerekir. Kelâm kaynaklarında haberler kesinlik hiyerarşisine göre birkaç sınıfa ayrılır. Kesinlik düzeyinin en üst noktasında bulunan haber mütevatir olandır. Mütevatir haber, yalanda birleşmeleri imkansız görülen bir topluluğun verdiği haberdir. Burada iki şart söz konusudur: Birincisi bir topluluk olması ikincisi ise bu topluluğun yalanda birleşmelerinin imkansız görülmesidir. Bu yolla gelen bilgiler doğru ve kesin bilgi kabul edilir. Bu bilgiye dayanan hükümler de dinde vacip veya farz sayılır. Mütevatir olmayan haber, tek kişinin veya yalan üzere birleşmesi imkan dahilinde olan bir topluluğun verdiği haberdir. Bu tür habere âhâd haber adı verilir. Kelâm ilminde tek bir bireyin verdiği haber kesin kabul edilmez ve ona dayanan hüküm de kesin hüküm olarak görülmez. Bir haberin mütevatir veya âhâd haber olması, haberin gerçekliği ve gerçekleşmişliği ile alakalıdır. Cevap B şıkkıdır.

Soru 55

Aklın hiçbir çaba sarfetmeksizin elde ettiği bilgiye ne denir?

Seçenekler

A
zarûrî/zorunlu bilgi
B
kadîm bilgi
C
iktisâbî bilgi
D
Yakînî bilgi
E
Zannî bilgi
Açıklama:
Kelâmda bilgi birkaç bakımdan kategorize edilebilir. Birinci ayrım, Allah’a ait bilgi ile insana ait bilgi, hem mahiyet hem de içerik olarak birbirinden farklıdır. Allah’a ait bilgi öncesiz ve sonrasızlık özelliklerine sahip iken, insana ait bilginin bir öncesi bir de sonrası vardır. Çünkü Allah için zaman ve mekan söz konusu olmadığından O’nun için önce ve sonradan söz edilemez. Ancak insan zaman ve mekan içinde bulunduğundan öncesi-sonrası, arkası- önü, sağı-solu bulunmaktadır. İnsanın sahip olduğu bilginin de öncesi-sonrası ile belli bir niceliği ve niteliği vardır. Bu yüzden kelâm alimleri Allah’ın ilmine öncesiz ve sonrasız anlamında kadîm bilgi, insana ait bilgiye de öğrenme ile sonradan meydana geldiğinden
ve başlangıcı bulunduğundan, sonradan olma anlamında hâdis bilgi demişlerdir. İkinci ayrım ise bilginin akıl ile elde edilmesi ile nakletme yani haber yoluyla elde edilmesi bakımındandır. İnsanın düşünmesi ve akıl yürütmesi ile elde ettiği bilgiye aklî bilgi denilirken, bir başkasından nakil yoluyla alınan haberlere ise naklî bilgi denilmiştir. Aklın hiçbir çaba sarfetmeksizin elde ettiği bilgi, zarûrî/zorunlu bilgidir. Cevap A şıkkıdır.

Soru 56

Aklî bilgi sağlam ve objektif delillere dayanıyor ve kesinlik ifade ediyorsa ne şekilde isimlendirilir?

Seçenekler

A
Hatabî bilgi
B
Kadîm bilgi
C
Yakînî bilgi
D
Burhanî bilgi
E
İktisâbî bilgi
Açıklama:
Aklî bilgi sağlam ve objektif delillere dayanıyor ve kesinlik ifade ediyorsa burhanî bilgi denir.

Soru 57

Aklî bilgi şüphe taşıyan veya subjektif delillere dayanıyorsa ve ancak ikna yoluyla anlatılması söz konusu ise buna ne ad verilir?

Seçenekler

A
Kadîm bilgi
B
Naklî bilgi
C
Hâdis bilgi
D
İktisâbî bilgi
E
Hatabî bilgi
Açıklama:
Aklî bilgi sağlam ve objektif delillere dayanıyor ve kesinlik ifade ediyorsa burhanî bilgi, şayet şüphe taşıyan veya subjektif delillere dayanıyorsa ve ancak ikna yoluyla anlatılması söz konusu ise buna hatâbî bilgi adı verilir. Hatabî kelimesi hitaptan gelir ve sözle bir kişiyi ikna etmek anlamındadır. Burhan hem kelâmda hem de felsefede kesin delil anlamına gelir. Bu delile dayanan bilgiye de burhanî bilgi denilir. Buna karşılık hatabî bilgi, hitabet gücüne dayanır ve muhatabın ikna edilmesiyle kabulü mümkün olur. Cevap E şıkkıdır.

Soru 58

Bedihî bilginin eş anlamlısı aşağıdaki şıklardan hangisinde verilmiştir?

Seçenekler

A
Yakînî bilgi
B
Nazarî bilgi
C
Zarûrî/zorunlu bilgi
D
Hatabî bilgi
E
Burhanî bilgi
Açıklama:
Aklın hiçbir çaba sarfetmeksizin elde ettiği bilgi, zarûrî/zorunlu bilgidir. Bu bilgiye, herhangi bir şüpheye ve ihtilafa yol açmayacak şekilde son derece açık olduğundan apaçık bilgi anlamında bedihî bilgi de denilmiştir. Cevap C şıkkıdır.

Soru 59

Haber yoluyla elde elde edilen kesin bilgi anlamında aşağıdakilerden hangisi kullanılır?

Seçenekler

A
Yakînî bilgi
B
Kadîm bilgi
C
Aklî bilgi
D
Burhanî bilgi
E
Zarûrî bilgi
Açıklama:
Haber yoluyla elde elde edilen naklî bilgi ise kesin bilgi anlamında yakînî ve şüpheli bilgi anlamında zannî şeklinde iki gruba ayrılır. Yukarıda geçtiği gibi haber yalan söylemesi imkan ve ihtimal dahilinde olmayan bir topluluk tarafından aktarılmışsa yani mütevatir ise ve anlaşılması noktasında bir kapalılık yoksa bu bilgi kesinlik ifade eder ve yakinî bilgi olarak değerlendirilir. Şayet haber tek kişinin bildirmesi ile gerçekleşmiş âhâd haber ise veya mütevatir olmakla birlikte kapalılık özelliği taşıyorsa bu tür bilgiye zannî denilir. Cevap A şıkkıdır.

Soru 60

I. Duyular
II. Haber
III. Akıl
IV. Sünnet
IV. İlham
Yukarıdakilerden hangisi Kelâm'ın kaynakları arasında yer almaz?

Seçenekler

A
I
B
II
C
III
D
IV
E
V
Açıklama:
117-120 arasında daha detaylı bilgiler görülebilir.
Kelâmda bilgi kaynakları birincisi Kur’ân ve Sünnet gibi temel kaynaklar, ikincisi ise akıl yürütme şeklindedır. Akıl, kelâmcılarca bilgi kaynağı görülürken, hadis ehlince bilgi kaynağı değil, anlama aracı olarak kabul edilir. Cevap A şıkkıdır.

Ünite 8

Soru 1

Mutlak anlamda varlık ve varolan kavramları, felsefenin de etkisiyle aşağıdakilerden hangisinden sonra kelâmcılar arasında tartışma konusu olmuştur?

Seçenekler

A
Gazzali
B
Kâdı Abdulcebbâr
C
Fahreddin er-Razî
D
Ebü’l-Hasan el-Eş‘arî
E
Cüveynî
Açıklama:
Mutlak anlamda varlık ve varolan kavramları, felsefenin etkisiyle Gazzâlî’den sonra kelâmcılar arasında tartışma konusu olmaya başlamıştır.
Doğru cevap A'dır.

Soru 2

Bir ilk dönem kelâmcısı varlıkla ilgili aşağıdaki sorulardan hangisiyle ilgilenirdi?

Seçenekler

A
Allah var mıdır?
B
Allah'ın varlığının delilleri nelerdir?
C
Allah'ın yokluğuna hangi itirazlar getirilebilir?
D
Allah nasıl var olandır?
E
Allah varsa başka ilahlar da var mıdır?
Açıklama:
Mutlak anlamda varlık ve varolan kavramları, felsefenin etkisiyle Gazzâlî’den sonra kelâmcılar arasında tartışma konusu olmaya başlamıştır. Nitekim ilk dönem kelâmcıları, “Allah var mıdır?” sorusuyla değil, “Allah nasıl varolandır?” veya “Allah’ı diğer varolanlardan ayıran temel özellikler nelerdir?” gibi sorularla meşgul olmuşlardır.
Çünkü onlar soyut ve karşılığı sadece zihinde olan varlıkla değil, zihin dışında gerçekliği bulunan varlıkla yani varolan ile ilgilenmişlerdir.
Doğru cevap D'dir.

Soru 3

Arapça dilinde "şey" kelimesinin anlamı aşağıdakilerden hangisidir?

Seçenekler

A
Cisim
B
Nesne
C
Varoluş
D
Yaratılma
E
Var olan
Açıklama:
Varolanın/mevcûdun kelâm kitaplarındaki tarifi, “sâbit ve kâin olan şey”
şeklindedir. Tarife bakıldığında varolan karşılığında sâbit, kâin ve şey şeklinde üç kavram kullandığı görülür. Dikkat edilirse tarifteki asıl karaşılık şey
kavramıdır, diğerleri ise bunun niteliğidir. Zaten şey kavramı Arapça dilinde
varolan karşılından kullanılır. Nitekim Ebû Hanife el-Fıkhu’l-Ekber adlı
risâlesinde Allah varolandır. Bundan dolayı O’na şey denilebilebilir. Çünkü
şey, Arap dilinde varolan karşılında kullanılır.
Doğru cevap E'dir.

Soru 4

Aşağıdakilerden hangisi kelam literatüründe varlığın ayrıldığı kategori isimlerinden değildir?

Seçenekler

A
Kadîm
B
Hâlık
C
Hâdis
D
Vâcib
E
Mümkin
Açıklama:
Kelâm literatüründe özellikle Gazzâlî öncesinde varlık iki kategoride ele alınır: Kadîm ve hâdis. Aynı dönemde felsefenin etkisiyle kelâma giren vâcib ve mümkin terimleri felsefî terimler oldukları için kelâm içerisinde aslî ve yerli unsur olarak yer edinememiştir. Her ne kadar belli ölçüde felsefî anlamları korunmuş olsa bile kullanım itibariyle kadîm ve hâdis terimlerinin yerine kullanıldıkları için, içerikleri anlam kaymasına uğramıştır.
Doğru cevap B'dir.

Soru 5

Kelam literatüründe "Allah’ın dışındaki her şey" anlamına gelen kelime aşağıdakilerden hangisidir?

Seçenekler

A
Hâdis
B
Muhdes
C
Âlem
D
Vâcib
E
Mümkin
Açıklama:
Kadîm ve hâdis terimlerinin kelâm sistemine ve zihniyetine uyum göstermesinin veya ontolojik anlamdaki vâcib ve mümkin terimlerinin bu sisteme yabancı kalmasının nedeni, yaratma düşüncesidir. Buna göre “Allah’ın dışındaki her şey” anlamına gelen âlem sonradan olmuş, diğer bir ifade ile yoktan yaratılmış varlıklar bütünüdür. Bu yaratılma veya sonradan olma anlamını tam ifade eden hâdis ya da muhdes kelimeleridir.
Doğru cevap C'dir.

Soru 6

Kadîm kavramını hâdis kavramından ayıran özellik aşağıdakilerden hangisidir?

Seçenekler

A
İlk yaratılışı ifade etmesi
B
Sürekli yaratılışı ifade etmesi
C
Sonradan yaratılışı ifade etmesi
D
Hem ilk hem sonra yaratılışı ifade etmesi
E
Zaman ve mekândan bağımsız yaratılışı ifade etmesi
Açıklama:
Kadîm ile hâdis kelimelerinin terim anlamları gözetildiğinde aralarındaki temel fark şudur: Kadîm için ne önce ne de sonradan bahsedilebilirken hâdis için hem önce hem de sonradan bahsedilebilir. Bu da kadîmin zaman ve mekandan bağımsız, hâdisin ise zaman ve mekan ile kayıtlı olmasından kaynaklanmaktadır. Zira önce ve sonra zaman ve mekana göredir.
Doğru cevap E'dir.

Soru 7

Aşağıdakilerden hangisi Allah'ın selbî sıfatlarındandır?

Seçenekler

A
Bekâ
B
Hayat
C
İlim
D
İrâde
E
Tekvîn
Açıklama:
Allah’ın selbî sıfatları İslam alimlerince altı olarak tespit edilmiştir. Bunlar sır sıyla şöyledir: Vücûd: Allah’ın var olması, yok olmasının düşünülememesi. Kıdem: Allah’ın geçmişe doğru başlangının bulunmaması. Bekâ: Allah’ın gelecek yönünde bir sonunun bulunmaması. Vahdâniyet: Bir ve tek yani yegane olması, iki ve daha fazla olmaması. Muhâlefetün li’l-havâdis: Yaratılmış hiçbir varlığa benzememesi. Kıyâm bi nefsihî: Bir başka varlığa ihtiyaç duymaması.
Doğru cevap A'dır.

Soru 8

Aşağıdakilerden hangisi Allah'ın subûtî sıfatlarındandır?

Seçenekler

A
Vücûd
B
Semi'
C
Kıdem
D
Vahdâniyet
E
Kıyâm bi nefsihî
Açıklama:
Subûtî sıfatlar da sekiz sıfat olarak belirlenmiştir: Hayat: Allah’ın diri ve canlı olmasıdır. İlim: Allah’ın her şeyi bilmesidir. İrâde: Allah’ın hiçbir sınırla kayıtlı olmayacak şekilde dilemesidir. Kudret: Dilediği her şeye güç yetirebilmesidir. Tekvîn: Güç yetirdiği her şeyi yaratmasıdır. Kelâm: Allah’ın yarattığı varlıklara vahiyde bulunması yani onlara sözlü olarak hitap etmesidir. Semi’: Allah’ın kainatta bulunan her şeyi işitmesidir. Basar: Allah’ın kainatta bulunan her şeyi görmesidir.
Doğru cevap B'dir.

Soru 9

Allah'ın "yaratılmış hiçbir varlığa benzememesi" anlamına gelen selbî sıfatı aşağıdakilerden hangisidir?

Seçenekler

A
Vahdâniyet
B
Kıyâm bi nefsihî
C
Muhâlefetün li’l-havâdis
D
Bekâ
E
Kıdem
Açıklama:
Vücûd: Allah’ın var olması, yok olmasının düşünülememesi. Kıdem: Allah’ın geçmişe doğru başlangının bulunmaması. Bekâ: Allah’ın gelecek yönünde bir sonunun bulunmaması. Vahdâniyet: Bir ve tek yani yegane olması, iki ve daha fazla olmaması. Muhâlefetün li’l-havâdis: Yaratılmış hiçbir varlığa benzememesi. Kıyâm bi nefsihî: Bir başka varlığa ihtiyaç duymaması.
Doğru cevap C'dir.

Soru 10

Allah'ın, "güç yetirdiği her şeyi yaratması" anlamına gelen subûtî sıfatı aşağıdakilerden hangisidir?

Seçenekler

A
İrâde
B
Kelâm
C
Basar
D
Tekvîn
E
Hayat
Açıklama:
Hayat: Allah’ın diri ve canlı olmasıdır. İlim: Allah’ın her şeyi bilmesidir. İrâde: Allah’ın hiçbir sınırla kayıtlı olmayacak şekilde dilemesidir. Kudret: Dilediği her şeye güç yetirebilmesidir. Tekvîn: Güç yetirdiği her şeyi yaratmasıdır. Kelâm: Allah’ın yarattığı varlıklara vahiyde bulunması yani onlara sözlü olarak hitap etmesidir. Semi’: Allah’ın kainatta bulunan her şeyi işitmesidir. Basar: Allah’ın kainatta bulunan her şeyi görmesidir.
Doğru cevap D'dir.

Soru 11

Yaratılma veya sonradan olma anlamını tam ifade eden kelime hangisidir?

Seçenekler

A
Muhtasar
B
Müderris
C
Mutmain
D
Hadis
E
Ayet
Açıklama:
Bu yaratılma veya sonradan olma anlamını tam ifade eden hâdis ya da muhdes kelimeleridir.

Soru 12

Hangisihem kadim ve hadis olmaya göre hem de Mütehayyiz olup olmamaya göre varlık kategorisi içinde yer almaz?

Seçenekler

A
Cevher
B
Cisim
C
Araz
D
Allah
E
İlahi sıfatlar başkasıyla kadim
Açıklama:
Cevher-Cisim-Araz-Allah her iki kategoriye de girer.

Soru 13

Hangisi Allah'ın selbi sıfatlarındandır?

Seçenekler

A
Hayat
B
İlim
C
Kudret
D
Tekvin
E
Beka
Açıklama:
Beka selbi sıfatlarındandır.

Soru 14

Hangisi Allah'ın subuti sıfatlarındandır?

Seçenekler

A
Vucüd
B
Kıdem
C
Beka
D
Vahdaniyet
E
Tekvin
Açıklama:
Tekvin subuti sıfatlarındandır.

Soru 15

Allah'ın Bir başka varlığa ihtiyaç duymaması hangi sıfatı ile açıklanır.

Seçenekler

A
Kıdem
B
Beka
C
Vahdaniyet
D
Muhâlefetün li’l-havâdis
E
Kıyâm bi nefsihî
Açıklama:
Kıyâm bi nefsihî: Bir başka varlığa ihtiyaç duymaması.

Soru 16

Hangi sıfat Allah’ın kainatta bulunan her şeyi işitmesini ifade eder?

Seçenekler

A
Hayat
B
İlim
C
Semi
D
Basar
E
Tekvin
Açıklama:
Semi’: Allah’ın kainatta bulunan her şeyi işitmesidir.

Soru 17

Hangi terim kelâm kaynaklarında Allah’ın dışında varolan her şey diye tarif edilir?

Seçenekler

A
Alem
B
İlim
C
Kelam
D
Tefsir
E
Tekvin
Açıklama:
Âlem terimi kelâm kaynaklarında Allah’ın dışında varolan her şey diye tarif edilir.

Soru 18

Mâtürîdîlere göre hangisi âlemin unsurlarından değildir?

Seçenekler

A
Aynlar
B
Arazlar
C
Cevher
D
Cisim
E
Hadis
Açıklama:
Hadis Mâtürîdîlere göre âlemin unsurlarından değildir.

Soru 19

Cismi arazların toplamından ibaret şeklinde tarif eden kelamcı kimdir?

Seçenekler

A
Nazzam
B
Dırar
C
Araz
D
Mutezile
E
Ünzile
Açıklama:
Dırâr cismi arazların toplamından ibaret şeklinde tarif eder

Soru 20

Allah’ın her şeyi bilmesi anlamına gelen sıfat hangisidir?

Seçenekler

A
İlim
B
Kelam
C
Tefsir
D
Tekvin
E
İrade
Açıklama:
İlim: Allah’ın her şeyi bilmesidir

Soru 21

I. Cisim
II. Cevher
III. Araz
IV. Şüphe
V. Algı
Yukarıdakilerden hangileri, kelâmcılara göre varlık kapsamına sokulacak üç kategori arasında yer almaktadır?

Seçenekler

A
I, II ve III
B
II, III ve IV
C
III, IV ve V
D
I, II ve IV
E
I, III ve V
Açıklama:
Kelâmcıların esas amacı, Allah ile âlem arasındaki temel ayrımı göstermektir. Bundan dolayı onlar, varlığın ne olduğundan çok kaç kategoriye ayrıldığı üzerinde dururlar. Bunun gereği olarak varlık/vücûd kavramını kullandıklarında bile bununla varolanı/mevcûdu kastederler ve varolanın ne olduğunu değil, neleri kapsadığını anlatmaya çalışırlar. Onlara göre varlık kapsamına sokulacak bir şey ya cisim ya cevher ya da arazdır. Doğru cevap A seçeneğidir.

Soru 22

"Varlığında şüphe duyulmayan, algılayan kişiden bağımsız olarak bulunabilen ve dış dünyada gerçekliği olan" tanımlaması, aşağıdakilerden hangisi için geçerlidir?

Seçenekler

A
Ma'dûm
B
Varolan
C
Muhal
D
Yokolan
E
Vuku
Açıklama:
Varolan, varlığında şüphe duyulmayan, algılayan kişiden bağımsız olarak bulunabilen ve dış dünyada gerçekliği olandır. Daha kısa bir ifade ile varolan, zihin haricinde kesin bir gerçekliği bulunandır. Doğru cevap B seçeneğidir.

Soru 23

I. Gerçekleştiği delille sabit olan
II. Vuku olduğu unutulmuş olan
III. Olması imkansız olan
IV. Henüz vuku bulmamış olan
V. Geçmişte olmuş ve bitmiş olan
Yukarıdakilerden hangileri, durumuna ve gerçekleşme özelliğine göre yokolanın üç kategorisi arasında yer almaktadır?

Seçenekler

A
I, II ve III
B
II, III ve IV
C
III, IV ve V
D
I, II ve IV
E
I, III ve V
Açıklama:
Durumuna ve gerçekleşme özelliğine göre yokolanı üç kategoriye ayırmak mümkündür:
  1. olması imkansız olan (muhal/imkansız),
  2. şu anda olmayan gelecekte gerçekleşecek olan (henüz vuku bulmamış),
  3. Geçmişte olmuş ve bitmiş olan (vuku bulmuş)
Doğru cevap C seçeneğidir.

Soru 24

Varolan ve yokolan tariflerindeki ortak kavram, aşağıdakilerden hangisidir?

Seçenekler

A
Sâbit
B
Kâin
C
Mevcûd
D
Şey
E
Vücûd
Açıklama:
Varolanın zıttı yokolan kavramıdır. Bu konuda Mu‘tezile ile Sünnî kelâmcılar arasında görüş ayrılığı bulunmaktadır. Mu‘tezile’ye göre yokolan dediğimiz şeylerin de, neticede bir varlığından bahsedilebilir. Ancak Sünnî kelâmcılar, yok olanı hiçbir şey yani varlığa konu olmayan olarak gördüklerinden Mu‘tezile’nin bu anlayışını yanlış bulurlar. Burada dikkat edilirse yokolan da yine şey kavramı ile tarif edilmektedir. Varolan, şeydir; yokolan ise şey değildir, yani hiçbir şeydir. Doğru cevap D seçeneğidir.

Soru 25

I. Kadîm
II. Vâcib
III. Mümkin
IV. Heyulâ
V. Hâdis
Yukarıdakilerden hangileri, kelâm literatüründe varlığın iki kategorisi arasında yer almaktadır?

Seçenekler

A
I ve II
B
II ve III
C
III ve IV
D
IV ve V
E
I ve V
Açıklama:
Kelâm literatüründe özellikle Gazzâlî öncesinde varlık iki kategoride ele alınır: Kadîm ve hâdis. Aynı dönemde felsefenin etkisiyle kelâma giren vâcib ve mümkin terimleri felsefî terimler oldukları için kelâm içerisinde aslî ve yerli unsur olarak yer edinememiştir. Doğru cevap E seçeneğidir.

Soru 26

I. Allah
II. İlahî sıfatlar
III. Cevher
IV. Cisim
V. Araz
Yukarıdakilerden hangileri, kadîm varlık kategorisine girmektedir?

Seçenekler

A
I ve II
B
II, III ve IV
C
II ve IV
D
I, III ve V
E
I ve V
Açıklama:
Varlığın kısımları geleneksel formda kadîm ve hâdis olarak ikiye ayrılır. Kadîm, Allah ve O’nun sıfatlarıdır. Hâdis ise, cevher, cisim ve arazdan ibarettir. Doğru cevap A seçeneğidir.

Soru 27

Aşağıdakilerden hangisi, Allah’ın selbî sıfatları arasında yer almaktadır?

Seçenekler

A
Tekvîn
B
Kıdem
C
Semi'
D
Kelâm
E
İlim
Açıklama:
Allah’ın selbî sıfatları İslam alimlerince altı olarak tespit edilmiştir. Bunlar sırasıyla şöyledir: Vücûd, Kıdem, Bekâ, Vahdâniyet, Muhâlefetün li’l-havâdis ve Kıyâm bi nefsihî. Doğru cevap B seçeneğidir.

Soru 28

Aşağıdakilerden hangisi, Allah’ın subûtî sıfatları arasında yer almaktadır?

Seçenekler

A
Kıdem
B
Vücûd
C
Hayat
D
Bekâ
E
Kıyâm bi nefsihî
Açıklama:
Allah’ın subûtî sıfatları sekiz sıfat olarak belirlenmiştir: Hayat, İlim, İrâde, Kudret, Tekvîn, Kelâm, Semi’ ve Basar. Doğru cevap C seçeneğidir.

Soru 29

Aşağıdakilerden hangisi, kelâm kaynaklarında cevher, cisim ve araz unsurları ile "Allah’ın dışında varolan her şey" olarak tarif edilen terimdir?

Seçenekler

A
Kadîm
B
Mahal
C
Mürekkeb
D
Âlem
E
Müfred
Açıklama:
Âlem terimi kelâm kaynaklarında "Allah’ın dışında varolan her şey" diye tarif edilir. Allah, kadîm varlığı; O’nun dışındaki varolanların toplamı olan âlem de, hâdis varlığı temsil eder. Doğru cevap D seçeneğidir.

Soru 30

Âlemin en temel unsuru, aşağıdakilerden hangisidir?

Seçenekler

A
Cisim
B
Hayyiz
C
Araz
D
Gâib
E
Cevher
Açıklama:
Âlemin en temel unsuru cevherdir. Çünkü cisimler cevherlerin birleşmesi ile meydana gelen varlıklardır. Arazlar ise cevher ve cisimlerde bulunan ve onlar ile varlıklarını sürdürebilen özelliklerdir. Dolayısıyla tekrar etmek gerekirse âlemin asıl unsuru cevherdir. Cisim ve araz ise, ona bağlı unsurlardır. Doğru cevap E seçeneğidir.

Soru 31

Aşağıdakilerden hangisi Allah’ın selbi sıfatlarından birisi değildir?

Seçenekler

A
Kudret
B
Vücut
C
Beka
D
Kıdem
E
Vahdaniyet
Açıklama:
Allah’ın selbî sıfatları İslam alimlerince altı olarak tespit edilmiştir. Bunlar sırasıyla şöyledir: Vücûd , Kıdem, Beka, Vahdaniyet, Kıyam bi Nefsihi, Muhâlefetün li’l-havâdis

Soru 32

Allahın yaratılmış hiçbir varlığa benzememesi selbi sıfatlardan hangisinin içine girer?

Seçenekler

A
Vahdaniyet
B
Muhâlefetün li’l-havâdis
C
Vücut
D
Kıdem
E
Beka
Açıklama:
Allah’ın Selbi Sıfatalrından olan Muhâlefetün li’l-havâdis: Yaratılmış hiçbir varlığa benzememesidir

Soru 33

Subutî sıfatlar , Allah’ın ne ve nasıl olduğunu anlatan sıfatlardır. Aşağıda verilen bu sıfatlardan hangisinin tanımı yanlıştır?

Seçenekler

A
Tekvîn: Güç yetirdiği her şeyi yaratmasıdır
B
İlim: Allah’ın her şeyi bilmesidir
C
Semi: Allah’ın kainatta bulunan her şeyi görmesidir
D
İrâde: Allah’ın hiçbir sınırla kayıtlı olmayacak şekilde dilemesidir
E
Hayat: Allah’ın diri ve canlı olmasıdır
Açıklama:
Hayat: Allah’ın diri ve canlı olmasıdır.
İlim: Allah’ın her şeyi bilmesidir.
İrâde: Allah’ın hiçbir sınırla kayıtlı olmayacak şekilde dilemesidir.
Kudret: Dilediği her şeye güç yetirebilmesidir.
Tekvîn: Güç yetirdiği her şeyi yaratmasıdır.
Kelâm: Allah’ın yarattığı varlıklara vahiyde bulunması yani onlara sözlü
olarak hitap etmesidir.
Semi’: Allah’ın kainatta bulunan her şeyi işitmesidir.
Basar: Allah’ın kainatta bulunan her şeyi görmesidir.

Soru 34

Aşağıdakilerden hangisi Allah’ın subuti sıfatlarından biri değildir?

Seçenekler

A
Hayat
B
Semi
C
Basar
D
Vücut
E
Kelam
Açıklama:
Subûtî sıfatlar sekiz sıfat olarak belirlenmiştir bunlar: Hayat ,İlim ,İrade , Kudret, Tekvin,Kelam,Semi, Basar

Soru 35

Genel kabule göre kelâmda âlemin unsurları nelerdir?

Seçenekler

A
Aynlar
B
Arazlar
C
Cisim ve cevher
D
Araz ve cevher
E
Cevher, cisim ve araz
Açıklama:
Alem ve içindeki varlıklar temelde üç unsurdan ibarettir. Bunlar ya birleşik olmaları itibariyle cisimdir ya basît olmaları bakımından cevherdir ya da bu ikisinin özellikleri anlamında arazdır.

Soru 36

Şahidde bulunan, araz kabul eden mütehayyiz akledilebilir bir varlıktır diye tarif edilir.
Yukarıda tanımı verilen unsur aşağıdakilerden hangisidir?

Seçenekler

A
Cevher
B
Cisim
C
Araz
D
Hayyiz
E
Alem
Açıklama:
Cevher, şahidde bulunan, araz kabul eden mütehayyiz akledilebilir bir varlıktır diye tarif edilir. Tarifte geçen şâhid, görünüş anlamındadır ve görünmeyen anlamına gelen gâib kavramının zıttını ifade eder. Mütehayyiz ise uzayda yer kaplayan anlamındadır. Bu tanımda cevherin üç temel özelliğinin olduğu görülür.

Soru 37

Kelam okullarında cevher düşüncesini ilk savunan grup aşağıdakilerden hangisidir?

Seçenekler

A
Şia
B
Sünnî kelâmcılar
C
Mu‘tezile
D
Maturidiler
E
Hariciler
Açıklama:
Kelâm okullarından cevher düşüncesini ilk savunan Mu‘tezile mensuplarıdır.

Soru 38

Bir zaman diliminde ortaya çıkan ve aynı zaman diliminde yok olan vasıf, mâna ve sıfatlar anlamında terimleştirilmiş alemin üçüncü unsuru hangisidir?

Seçenekler

A
Araz
B
Cevher
C
Cisim
D
Hadis
E
Varlık
Açıklama:
Âlemin üçüncü unsuru olan araz kelimesi, “önceden yok iken sonradan olan” ve “yok olmaya yüz tutmuş bir şey” gibi anlamlarından hareketle bir zaman diliminde ortaya çıkan ve aynı zaman diliminde yok olan vasıf, mâna ve sıfatlar anlamında terimleştirilmiştir

Soru 39

Allah’ın dışında bulunan ve var olan tarifi içine giren her şeydir. Görünen ve görünmeyen (gâib ve şâhid) bütün varlıklar dahildir. Aşağıdakilerden hangisinin tanımı yapılmiştır?

Seçenekler

A
Araz
B
Alem
C
Varlık
D
Mütehayyiz
E
Cevher
Açıklama:
Âlem, Allah’ın dışında bulunan ve varolan tarifi içine giren her şeydir. Görünen ve görünmeyen (gâib ve şâhid) bütün varlıklar dahildir. Âlemin üç temel unsuru vardır: Cevher, cisim ve araz. Bunlar aynı zamanda hâdis varlığın da unsurlarıdır. Dolayısıyla âlem aslında hâdistir. Yani sonradan olmuş, Allah tarafından yaratılmıştır

Soru 40

Araz ile ilgili aşağıdaki ifadelerden hangisi doğrudur?

Seçenekler

A
Araz tek başına bulunabilir
B
Araz cevherden bağımsız olabilir
C
Arazın varlığı cisim ve cevhere bağlı değildir
D
Araz cisim ve cevher olmadan bulunamaz
E
Araz cismin ayrı kalabilen bir parçadır
Açıklama:
Kelâm alimlerinin geneline göre her ne kadar cisim ve cevherler teorik olarak arazdan bağımsız gibi düşünülebilirse de gerçekte bir cevher ve cismin arazdan tamamen bağımsız olması söz konusu değildir. Arazların cevher ve cisme olan ihtiyaçları ne ise cevher ve cisimlerin arazlara olan ihtiyaçları aynı orandadır. Bu yüzden arazlar cisimlerin ayrılmaz parçası olarak tanımlanır. Bunun anlam, arazı olmayan bir cevher ve cisim olamayacağıdır. Bir diğer deyişle kendilerinde arazların yaratılması son bulan cisim ve cevherin varlığı da sonlanmış demektir

Soru 41

Hangisi durumuna ve gerçekleşme özelliğine göre yokolanın tariflerinden değildir?

Seçenekler

A
Olması imkansız olan
B
Görülemeyen
C
Şu anda olmayan
D
Gelecekte gerçekleşecek olan
E
Geçmişte olmuş ve bitmiş olan
Açıklama:
Durumuna ve gerçekleşme özelliğine göre yokolanı üç kategoriye ayırmak mümkündür.

  1. Olması imkansız olan (muhal/imkansız),

  2. Şu anda olmayan gelecekte gerçekleşecek olan (henüz vuku bulmamış),

  3. Geçmişte olmuş ve bitmiş olan (vuku bulmuş).

Soru 42

Hangi Maturidi alimi kadîm ve hâdis terimlerini ontolojik anlamdan soyutlayarak mantıksal hükümler diğer bir tabirle aklın ortaya koyduğu hükümler anlamında kullanmıştır?

Seçenekler

A
Al Qurtubi
B
Abu Hanifa
C
Abu Yusuf
D
Ebû Seleme es-Semerkandî
E
Hasan Al Basri
Açıklama:
Kelâm literatüründe özellikle Gazzâlî öncesinde varlık iki kategoride ele alınır: Kadîm ve hâdis. Aynı dönemde felsefenin etkisiyle kelâma giren vâcib ve mümkin terimleri felsefî terimler oldukları için kelâm içerisinde aslî ve yerli unsur olarak yer edinememiştir. Her ne kadar belli ölçüde felsefî anlamları korunmuş olsa bile kullanım itibariyle kadîm ve hâdis terimlerinin yerine kullanıldıkları için, içerikleri anlam kaymasına uğramıştır. Gazzâlî, bu terimleri ontolojik anlamdan soyutlayarak mantıksal hükümler diğer bir tabirle aklın ortaya koyduğu hükümler anlamında kullanmıştır. Ondan önce Hicri IV. asrın sonlarında yaşamış olan Matürîdî alimi Ebû Seleme es-Semerkandî de söz konusu kavramları aklın hükümleri olarak ele almıştır.

Soru 43

'Sonradan varedilmiş' anlamına gelen kelime hangisidir?

Seçenekler

A
Hâdis
B
Muhdes
C
Kadîm
D
Vâcib
E
Heyulâ
Açıklama:
Hâdis, sonradan olma, aynı kökten türetilmiş olan muhdes ise sonradan varedilmiş anlamındadır. Bu anlamlarına ilave olarak önceden yok iken sonradan olma, yoktan var edilme anlamları yüklenerek terimleştirilmiştir. Mukabilinde ise önce olan anlamı yerine öncesi olmayan anlamı yüklenerek kadîm kelimesi kelâmda terim haline getirilmiştir. Kadîm varlık ile sadece Allah ve O’nun zatî sıfatları ifade edilirken hâdis varlık ile Allah’ın dışındaki her şey (mâ sivâ) ifade edilmektedir. Kadîm, öncesiz olması ve kendisi varken başka bir varlığın olmaması anlamları ile felsefedeki vâcib tariminden ayrılır. Felsefecilerin vâcib terimi her ne kadar öncesizliği ifade ediyorsa da, bir başka varlığın bulunmaması anlamını tam olarak ifadede etmemektedir. Sözgelimi, heyulânın ezeliliğinin kabulü, Tanrı-âlem ilişkisini illetma’lul ilişkisi biçiminde değerlendirmeleri bu zorluğu gösteren önemli hususlardır.

Soru 44

Aşağıdakilerden hangisi, Mu‘tezile kelâmcılardan biridir?

Seçenekler

A
Kâdı Abdulcebbâr
B
Fahreddin er-Razî
C
Ebü’l-Hasan el-Eş‘arî
D
Bâkıllânî
E
Cüveynî
Açıklama:
Fahreddin er-Razî, Ebü’l-Hasan el-Eş‘arî, Bâkıllânî ve Cüveynî Eş‘arî alimleri arasında yer alır.

Soru 45

İlk dönem kelâmcılarının varlık tartışmalarına ilişkin aşağıdaki ifadelerden hangisi doğrudur?

Seçenekler

A
Felsefe ile çok sıkı ilişkiye girmiş olan ilk devir Mu‘tezile ve Sünnî kelâmcılarda varlık/vücûd ve varolan/mevcûd ayrımı ve tartışması yoğun olarak sürdürülmüştür.
B
İlk devir Mu‘tezile ve Sünnî kelâmcıların temel amacı, felsefî anlamda varlık ve varolana ilişkin tartışmalar yürütmek olmuştur.
C
Mutlak anlamda varlık ve varolan kavramları, felsefenin etkisiyle Gazzâlî’den sonra kelâmcılar arasında tartışma konusu olmaya başlamıştır.
D
İlk dönem kelâmcıları, “Allah var mıdır?” sorusuyla meşgul olmuşlardır.
E
İlk dönem kelâmcıları, soyut ve karşılığı sadece zihinde olan varlıkla ilgilenmişlerdir.
Açıklama:
  • Felsefe ile çok sıkı ilişkiye girmemiş olan ilk devir Mu‘tezile ve Sünnî kelâmcılarda varlık/vücûd ve varolan/mevcûd ayrımı ve tartışması söz konusu değildir.
  • İlk devir Mu‘tezile ve Sünnî kelâmcıların temel amacı, felsefî anlamda varlık ve varolan tartışması olmayıp âlemin varlığının geçiciliğinden hareketle Allah’ın ve varlığını ve birliğini ispattır.
  • İlk dönem kelâmcıları, “Allah var mıdır?” sorusuyla değil, “Allah nasıl varolandır?” veya “Allah’ı diğer varolanlardan ayıran temel özellikler nelerdir?” gibi sorularla meşgul olmuşlardır.
  • İlk dönem kelâmcıları, soyut ve karşılığı sadece zihinde olan varlıkla değil, zihin dışında gerçekliği bulunan varlıkla yani varolan ile ilgilenmişlerdir.

Soru 46

(I) Sünnî kelâmcılar, Allah’ın varlığı gibi, sıfatlarının varlığının da zihin dışındaki dış dünyada bir gerçekliğinin var olduğu görüşündedirler. (II) Nitekim kelâmcıların esas amacı, Allah ile âlem arasındaki temel ayrımı göstermektir. (III) Bundan dolayı onlar, varlığın ne olduğundan çok kaç kategoriye ayrıldığı üzerinde dururlar. (IV) Bunun gereği olarak varlık/vücûd kavramını kullandıklarında bile bununla varolanı/mevcûdu kastederler ve varolanın ne olduğunu anlatmaya çalışırlar. (V) Onlara göre varlık kapsamına sokulacak bir şey ya cisim ya cevher ya da arazdır.
Yukarıdaki ifadelerden hangisi yanlıştır?

Seçenekler

A
I
B
II
C
III
D
IV
E
V
Açıklama:
(IV) Bunun gereği olarak varlık/vücûd kavramını kullandıklarında bile bununla varolanı/mevcûdu kastederler ve varolanın ne olduğunu değil, neleri kapsadığını anlatmaya çalışırlar.

Soru 47

Varolan,

  1. Varlığında şüphe duyulmayan,

  2. Algılayan kişiye bağımlı olarak bulunan,

  3. Dış dünyada gerçekliği olandır.


"Varolan" ile ilgili yukarıdakilerden hangileri doğrudur?

Seçenekler

A
I-II
B
I-III
C
Yalnız I
D
Yalnız II
E
Yalnız III
Açıklama:
Varolan, varlığında şüphe duyulmayan, algılayan kişiden bağımsız olarak bulunabilen ve dış dünyada gerçekliği olandır. Daha kısa bir ifade ile varolan, zihin haricinde kesin bir gerçekliği bulunandır.

Soru 48

"Buna göre 'Allah’ın dışındaki her şey' anlamına gelen âlem sonradan olmuş, diğer bir ifade ile yoktan yaratılmış varlıklar bütünüdür. Bu yaratılma veya sonradan olma anlamını tam ifade eden hâdis ya da muhdes kelimeleridir."
Yukarıda verilmiş olan ifade, aşağıdakilerden hangisini açıklamaktadır?

Seçenekler

A
Kelâm literatüründe özellikle Gazzâlî öncesinde varlık kadîm ve hâdis kategorilerinde ele alınmıştır.
B
Kelâm literatüründe özellikle Gazzâlî öncesinde felsefenin etkisiyle kelâma giren vâcib ve mümkin terimleri felsefî terimler oldukları için kelâm içerisinde aslî ve yerli unsur olarak yer edinememiştir.
C
Gazzâlî, kadîm ve hâdis terimlerini ontolojik anlamdan soyutlayarak mantıksal hükümler diğer bir tabirle aklın ortaya koyduğu hükümler anlamında kullanmıştır.
D
Gazzâlî öncesi hicri IV. asrın sonlarında yaşamış olan Matürîdî alimi Ebû Seleme es-Semerkandî, kadîm ve hâdis kavramlarını aklın hükümleri olarak ele almıştır.
E
Kadîm ve hâdis terimlerinin kelâm sistemine ve zihniyetine uyum göstermesinin veya ontolojik anlamdaki vâcib ve mümkin terimlerinin bu sisteme yabancı kalmasının nedeni, yaratma düşüncesidir.
Açıklama:
Kadîm ve hâdis terimlerinin kelâm sistemine ve zihniyetine uyum göstermesinin veya ontolojik anlamdaki vâcib ve mümkin terimlerinin bu sisteme yabancı kalmasının nedeni, yaratma düşüncesidir. Buna göre “Allah’ın dışındaki her şey” anlamına gelen âlem sonradan olmuş, diğer bir ifade ile yoktan yaratılmış varlıklar bütünüdür. Bu yaratılma veya sonradan olma anlamını tam ifade eden hâdis ya da muhdes kelimeleridir.

Soru 49

  1. Allah’ın ne ve nasıl olduğunu anlatan sıfatlardır.
  2. Allah’ın bilmesi, güç yetirmesi, dilemesi ve yaratması bu sıfatlar ile gerçekleşmektedir.
  3. Allah’ın ne olmadığını anlatan sıfatlardır.
  4. Allah’ın şanına uygun düşmeyen, O’na nispet edilmesi yakışık almayan, bir eksikliği ve çirkinliği çağrıştıran bütün özellikleri ondan uzak tutmayı hedefleyen sıfatlardır.
  5. Allah’ın kendi dışında bir varlığa ihtiyaç duyması, birden fazla ilahın bulunması, başka varlıklara benzerliğinin söz konusu olması gibi hususlar bu tanımlama içinde girer.
Yukarıdakilerden hangileri, subutî sıfatların özellikleri arasında yer alır?

Seçenekler

A
I-II
B
II-III
C
II-IV
D
III-IV
E
IV-V
Açıklama:
Allah’ın sıfatları, selbî ve subûtî olmak üzere temelde iki kategoriye ayrılır.
  • Selbî sıfatlar Allah’ın ne olmadığını anlatan sıfatlardır. Allah’ın şanına uygun düşmeyen, O’na nispet edilmesi yakışık almayan, bir eksikliği ve çirkinliği çağrıştıran bütün özellikleri ondan uzak tutmayı hedefleyen sıfatlar, selbî sıfatlar tarafını oluşturur. Allah’ın kendi dışında bir varlığa ihtiyaç duyması, birden fazla ilahın bulunması, başka varlıklara benzerliğinin söz konusu olması gibi hususlar bu tanımlama içinde girer.
  • Subutî sıfatlar ise, Allah’ın ne ve nasıl olduğunu anlatan sıfatlardır. Diğer bir ifade ile bu sıfatlar, Allah’ın genelde âleme, özelde insana yönelik işlev gören özellikleridir. Bu yüzden bu sıfatların bir gerçeklikleri söz konusudur. Çünkü bu sıfatların taalluku yani irtibatı ile kainat içinde varlıklar vücuda gelmekte veya yok olmaktadırlar. Allah’ın bilmesi, güç yetirmesi, dilemesi ve yaratması işte bu sıfatlar ile gerçekleşmektedir.

Soru 50

  1. Vücûd: Allah’ın var olması, yok olmasının düşünülememesi.
  2. Kıdem: Bir ve tek yani yegane olması, iki ve daha fazla olmaması.
  3. Bekâ: Allah’ın gelecek yönünde bir sonunun bulunmaması.
  4. Vahdâniyet: Allah’ın geçmişe doğru başlangıcının bulunmaması.
  5. Muhâlefetün li’l-havâdis: Bir başka varlığa ihtiyaç duymaması.
  6. Kıyâm bi nefsihî: Yaratılmış hiçbir varlığa benzememesi.
Yukarıda verilmiş olan Allah’ın selbî sıfatlarından hangileri doğru eşleştirilmiştir?

Seçenekler

A
I-II
B
I-III
C
II-IV
D
III-V
E
V-VI
Açıklama:
  • Vücûd: Allah’ın var olması, yok olmasının düşünülememesi.
  • Kıdem: Allah’ın geçmişe doğru başlangıcının bulunmaması.
  • Bekâ: Allah’ın gelecek yönünde bir sonunun bulunmaması.
  • Vahdâniyet: Bir ve tek yani yegane olması, iki ve daha fazla olmaması.
  • Muhâlefetün li’l-havâdis: Yaratılmış hiçbir varlığa benzememesi.
  • Kıyâm bi nefsihî: Bir başka varlığa ihtiyaç duymaması.

Soru 51

Aşağıda verilmiş olan Allah'ın subutî sıfatlarından hangisi doğru eşleştirilmiştir?

Seçenekler

A
Tekvîn: Allah’ın hiçbir sınırla kayıtlı olmayacak şekilde dilemesidir.
B
Kelâm: Allah’ın kainatta bulunan her şeyi görmesidir.
C
Semi’: Allah’ın kainatta bulunan her şeyi işitmesidir.
D
Basar: Allah’ın yarattığı varlıklara vahiyde bulunması yani onlara sözlü olarak hitap etmesidir.
E
İrâde: Güç yetirdiği her şeyi yaratmasıdır.
Açıklama:
  • Hayat: Allah’ın diri ve canlı olmasıdır.
  • İlim: Allah’ın her şeyi bilmesidir.
  • İrâde: Allah’ın hiçbir sınırla kayıtlı olmayacak şekilde dilemesidir.
  • Kudret: Dilediği her şeye güç yetirebilmesidir.
  • Tekvîn: Güç yetirdiği her şeyi yaratmasıdır.
  • Kelâm: Allah’ın yarattığı varlıklara vahiyde bulunması yani onlara sözlü olarak hitap etmesidir.
  • Semi’: Allah’ın kainatta bulunan her şeyi işitmesidir.
  • Basar: Allah’ın kainatta bulunan her şeyi görmesidir.

Soru 52

  1. Duyular ile kavranılabilecek görünüşte bir varlık
  2. Bölünmeyen en küçük parça
  3. Uzayda yer kaplayan
  4. Zihin dışında gerçekliği bulunan bir varlık
Yukarıdakilerden hangileri, cevherin anlamları arasında yer alır?

Seçenekler

A
I-II
B
II-III
C
I-IV
D
II-IV
E
III-IV
Açıklama:
  • Cüz ellezî lâ yetecezzâ - bölünmeyen en küçük parça
  • Mütehayyiz - uzayda yer kaplayan

Soru 53

İlk kuramcı Eş’ari kelâmcısı kimdir?

Seçenekler

A
Al-Ghazali
B
Al-Juwayni
C
Al-Suyuti
D
Ahmad Sirhindi
E
Bâkıllânî
Açıklama:
Özellikle Gazzâlî öncesi kelâm ilminde varlığın kadîm ve hâdis olmak üzere iki kategoriye ayrıldığı çok açık bir şekilde görülmektedir. Nitekim bu dönemin ilk kuramcı Eş’ari kelâmcısı olan Bâkıllânî bu paralelde varlığı kadîm ve hâdis ayrımına tâbi tutmakta ve varlık görüşünü bu ayrım üzerine kurmaktadır.

Soru 54

Hangi ifade Allah'ı tarif ederken kullanılamaz?

Seçenekler

A
Âlemi yaratmış ve O’nun idaresini yürütmektedir.
B
Âlemde var olan her şey O’nun yarattığıdır.
C
Hiçbir şey onun bilgi ve iradesi dışında değildir.
D
Zaman ve mekân içinde yaşar.
E
Ne olursa onu bilir, ne dilerse o gerçekleşir.
Açıklama:
Allah, âlemi yaratmış ve O’nun idaresini yürütmektedir. Âlemde var olan her şey O’nun yarattığıdır ve varlığını sürdürebilmek için O’nun müdahele ve desteğine ihtiyacı vardır. Hiçbir şey onun bilgi ve iradesi dışında değildir. Ne olursa onu bilir, ne dilerse o gerçekleşir. Dünyada, karada, denizde, dağların başında, uzay boşluğunda her nerede olursa olsun Allah’a gizli kalamaz, ilminin ve iradesinin dışına çıkamaz. O, büyük bir nesneyi veya olayı bildiği gibi küçük bir nesneyi ve olayı da aynı şekilde bilir. Çünkü O’nun için zaman ve mekan söz konusu değildir, bu yüzden açık-gizli, küçük-büyük, duran- hareket eden arasında bir fark yoktur. Yüce Allah’ın bu özelliklerin en çarpıcı şekilde Bakara Sûresi içinde bulunan Ayete’l-Kürsî anlatır.

Soru 55

Hangisi Allah'ın selbî sıfatlarından biridir?

Seçenekler

A
Bekâ
B
Hayat
C
İlim
D
İrâde
E
Kudret
Açıklama:
Allah’ın selbî sıfatları İslam alimlerince altı olarak tespit edilmiştir. Bunlar sırasıyla şöyledir:
  • Vücûd: Allah’ın var olması, yok olmasının düşünülememesi.
  • Kıdem: Allah’ın geçmişe doğru başlangının bulunmaması.
  • Bekâ: Allah’ın gelecek yönünde bir sonunun bulunmaması.
  • Vahdâniyet: Bir ve tek yani yegane olması, iki ve daha fazla olmaması.
  • Muhâlefetün li’l-havâdis: Yaratılmış hiçbir varlığa benzememesi.
  • Kıyâm bi nefsihî: Bir başka varlığa ihtiyaç duymaması.

Soru 56

Hangisi Allah'ın subutî sıfatlarından biridir?

Seçenekler

A
Vahdâniyet
B
Kelâm
C
Kıyâm bi nefsihî
D
Muhâlefetün li’l-havâdis
E
Bekâ
Açıklama:
Subutî sıfatlar ise, Allah’ın ne ve nasıl olduğunu anlatan sıfatlardır. Diğer bir ifade ile bu sıfatlar, Allah’ın genelde âleme, özelde insana yönelik işlev gören özellikleridir. Bu yüzden bu sıfatların bir gerçeklikleri söz konusudur. Çünkü bu sıfatların taalluku yani irtibatı ile kainat içinde varlıklar vücuda gelmekte veya yok olmaktadırlar. Allah’ın bilmesi, güç yetirmesi, dilemesi ve yaratması işte bu sıfatlar ile gerçekleşmektedir. Subûtî sıfatlar da sekiz sıfat olarak belirlenmiştir:
  • Hayat: Allah’ın diri ve canlı olmasıdır.
  • İlim: Allah’ın her şeyi bilmesidir.
  • İrâde: Allah’ın hiçbir sınırla kayıtlı olmayacak şekilde dilemesidir.
  • Kudret: Dilediği her şeye güç yetirebilmesidir.
  • Tekvîn: Güç yetirdiği her şeyi yaratmasıdır.
  • Kelâm: Allah’ın yarattığı varlıklara vahiyde bulunması yani onlara sözlü olarak hitap etmesidir.
  • Semi’: Allah’ın kainatta bulunan her şeyi işitmesidir.
  • Basar: Allah’ın kainatta bulunan her şeyi görmesidir.

Soru 57

Allah’ın yarattığı varlıklara vahiyde bulunması yani onlara sözlü olarak hitap etmesi hangi sıfatıyla ifade edilir?

Seçenekler

A
Kudret
B
Tekvin
C
Kelâm
D
İlim
E
Hayat
Açıklama:
Kelâm: Allah’ın yarattığı varlıklara vahiyde bulunması yani onlara sözlü olarak hitap etmesidir.

Soru 58

Hangi Mu‘tezile kelâmcısı cevherin varlığını reddederek, cisim, birleşik ancak sonsuzca bölünebilen bir varlıktır der?

Seçenekler

A
Al-Jahiz
B
Nasir Khusraw
C
Al-Hallaj
D
Nazzam
E
İbn Qutaybah
Açıklama:
Genel itibariyle hakim görüş cismin, birleşik varlık olduğudur. Cevherin varlığını reddeden Mu‘tezile kelâmcısı Nazzam’a göre, cisim, birleşik ancak sonsuzca bölünebilen bir varlıktır. İlk dönem kelâm alimlerinden Dırâr cismi arazların toplamından ibaret şeklinde tarif eder. Bölünemeyen en küçük parça olan cevheri ve onun hareket etme mekanı olan halâyı reddeden felsefeciler, cismi madde ile sûretin birleşmesi sonucu meydana gelen varlık olarak tanımlarlar.

Soru 59

Allah'ın diri ve canlı olması hangi sıfatıyla ifade edilir?

Seçenekler

A
Hayat
B
İlim
C
Bekâ
D
Kıdem
E
Vücûd
Açıklama:
Hayat: Allah’ın diri ve canlı olmasıdır.

Ünite 9

Soru 1

Aşağıdakilerden hangisi Ebû Hanîfe'nin kelâm eserlerinden değildir?

Seçenekler

A
El-Mi’yâr ve’l-muvâzene
B
El-Fıkhü’l-ekber
C
El-Fıkhü’l-ebsat
D
El-Âlim ve’l-müteallim
E
el-Vasiyye
Açıklama:
Ebû Hanîfe (ö. 150/767) Sünnî kelâmın teşekkülünden çok daha erken bir dönemde sahabe devrindeki şartların değiştiğini müşahede etmiş, İslâm dünyasında çeşitli siyasî ve fikrî gelişmelerin ortaya çıkması dolayısıyla iman esaslarının belirlenmesi için akaid konularının incelenmesini zorunlu görmüştür. Onun el-Fıkhü’l-ekber, el-Fıkhü’l-ebsat, el-Âlim ve’l-müteallim, er-Risâle ve el-Vasiyye gibi akaide dair eserleri itikadî meselelerin incelenmesinde teknik ayrıntı ve tartışmalara fazla girilmeyen, fakat inanç esaslarının derli toplu bir dökümünü veren akaid risalesi tarzı eserlerin güzel örneklerindendir.
Doğru cevap A'dır.

Soru 2

Aşağıdakilerden hangisi Mu‘tezile kelâmcılarındandır?

Seçenekler

A
İbn Küllâb el-Basrî
B
Ebü’l-Hüzeyl el-Allâf
C
Hâris el-Muhâsibî
D
Ebü’l-Abbâs el-Kalânisî
E
Ahmed b. Hanbel
Açıklama:
Erken Dönem Mu‘tezile Eserleri Ehl-i sünnet kelâmının teşekkülüne kadar olan dönemde Vâsıl ve Amr b. Ubeyd’den başka Bişr b. Mu’temir (ö. 210/825), Muammer b. Abbâd es-Sülemî (ö. 215/830), Ebü’l-Hüzeyl el-Allâf (ö. 235/849), Nazzâm (ö. 220- 230/835-844 arası) ve Câhiz (ö. 255/869) gibi isimler kelâm ilminin gelişimini sağlamış, fikrî mücadeleye öncülük etmişlerdir.
Sünnî Kelâmın Öncüleri ve Eserleri Aynı dönemde, Sünnî kesimden İbn Küllâb el-Basrî (ö. 240/854), Hâris elMuhâsibî (ö. 243/857) ve Ebü’l-Abbâs el-Kalânisî (ö. h. 4. asır başı) gibi şahıslar, Sünnî inanca yöneltilen itirazları cevaplamak düşüncesiyle kelâmı öğrenmişler, Selef mezhebinin inançlarını kelâm delilleriyle desteklemişlerdir.
Doğru cevap B'dir.

Soru 3

Mu‘tezile başta olmak üzere Râfızî, Mürciî ve Hâricîler’i eleştirerek, Ehl-i sünnet akidesinin savunmasını yapan kişi aşağıdakilerden hangisidir?

Seçenekler

A
İbn Küllâb el-Basrî
B
Abdullah Bin İbaz
C
Ebü’l-Abbâs el-Kalânisî
D
Muhâsibî
E
İbn Küllâb
Açıklama:
Aynı dönemde, Sünnî kesimden İbn Küllâb el-Basrî (ö. 240/854), Hâris elMuhâsibî (ö. 243/857) ve Ebü’l-Abbâs el-Kalânisî (ö. h. 4. asır başı) gibi şahıslar, Sünnî inanca yöneltilen itirazları cevaplamak düşüncesiyle kelâmı öğrenmişler, Selef mezhebinin inançlarını kelâm delilleriyle desteklemişlerdir. İbn Küllâb’ın, tamamını Mu‘tezile’yi red amacıyla yazdığı anlaşılan Kitâbü’s-sıfât, Kitâbü halki’l-ef’âl ve Kitâbü’r-red ale’l-Mu‘tezile isimli eserleri ile Kalânisî’nin yine Mu‘tezile’ye karşı yazdığı eserlerinin hiçbiri günümüze gelmemiştir. Muhâsibî ise özellikle Fehmü’l-Kur’ân, Mâhiyyetü’lakl ve Fasl min kitâbi’l-azame gibi eserlerinde kelâmî konulara değinmiş, Mu‘tezile başta olmak üzere Râfızî, Mürciî ve Hâricîler’i eleştirerek, Ehl-i sünnet akidesinin savunmasını yapmıştır.
Doğru cevap D'dir.

Soru 4

Ahmed b. Hanbel'in çeşitli mezhepler ile halku’l-Kur’ân, kader, deccal, melâike, ru’yetullah, kürsî ve ahirete ilişkin görüşlerini belirttiği eseri aşağıdakilerden hangisidir?

Seçenekler

A
Kitâbü’s-sıfât
B
Fehmü’l-Kur’ân
C
İ’tikâdü Ehli’s-sünne
D
Mâhiyyetü’l-akl
E
Kitâbü’r-red ale’l-Mu‘tezile
Açıklama:
Bu dönemin bir diğer önemli ismi Ahmed b. Hanbel’dir (ö. 241/855). O, itikadî meselelerin çözümlenmesinde aklın kullanımına, çağdaşlarına göre oldukça mesafeli yaklaşmış, ancak zaman zaman kelâm metotlarını da kullanarak Ehl-i sünnet görüşlerinin savunmasını yapmıştır. Hemen hemen tamamı vefatından sonra başkaları tarafından derlenen eserlerinin kelâm açısından en önemlisi, çeşitli mezhepler ile halku’l-Kur’ân, kader, deccal, melâike, ru’yetullah, kürsî ve ahirete ilişkin görüşlerini ihtiva eden Kitâbü’ssünne veya diğer adıyla İ’tikâdü Ehli’s-sünne’dir. er-Red ale’z-zenâdıka ve’lCehmiyye’si ise ilk dönem inanç yapısını ve selef akidesini yansıtması açısından önemlidir.
Doğru cevap C'dir.

Soru 5

Ehl-i sünnet kelâmını başlattığı kabul edilen kişi aşağıdakilerden hangisidir?

Seçenekler

A
Ahmed b. Hanbel
B
İbn Fûrek
C
Ebû Mansûr el-Mâtürîdî
D
Kalânisî
E
Ebü’l-Hasan el-Eş‘arî
Açıklama:
Hicrî IV. asır başlarına gelindiğinde İmam Ebü’l-Hasan el-Eş‘arî (ö. 324/935- 36), Ehl-i sünnet kelâm ilminin öncüsü olarak fikir meydanına çıkmıştır. Ömrünün kırk yılını bir Mu‘tezilî olarak geçiren Eş‘arî’nin Mu‘tezile’den ayrıldığı dönemde Selef tarafından kelâma aşırı tepki gösterilmekte, Sünnî Hanbelî çizgi hem devletin resmî görüşünü, hem de fikir sahasının hâkim unsurunu temsil etmektedir.
Doğru cevap E'dir.

Soru 6

Eş‘arî'nin Ehl-i sünnet bağlı olanların kelâma karşı tavırlarını eleştirmek ve yumuşatmak amacıyla yazdığı eser aşağıdakilerden hangisidir?

Seçenekler

A
El-İbâne an usûli’d-diyâne
B
El-Has ale’l-bahs
C
Risâle ilâ ehli’s-Seğr
D
El-Lüma
E
Makâlâtü’l-İslâmiyyîn
Açıklama:
Eş‘arî, muhtemelen Ehl-i sünnet’e intisabının ilk günlerinde kaleme aldığı el-İbâne an usûli’d-diyâne isimli eserinde Ahmed b. Hanbel’e bağlılığını ifade etmektedir.
Eş‘arî daha sonraki dönemde Ehl-i sünnet mensuplarının kelâma karşı tavırlarını tenkit ve yumuşatmaya yönelik bir çalışma olan ve Risâle fî istihsâni’l-havz fî ilmi’l-kelâm adıyla da bilinen el-Has ale’l-bahs’i kaleme almıştır.
Mu‘tezile’den ayrıldıktan kısa süre sonra yazdığı Risâle ilâ ehli’s-Seğr isimli eseri ise Selef’in üzerinde icmâ ettiği itikadî ilkeleri ihtiva eden, Demirkapı ahalisine hitaben yazıp gönderdiği bir risaledir.
El-Lüma’ isimli eserinde akılla nakil arasında denge kurmaya çalışan kelâm metodunu tamamen benimsediği görülür.
Çeşitli kelâm meselelerinde İslâm fırkaları ile diğer akımların mensuplarının inanç ve telakkileri ise onun tarafından mezhepler tarihine dair yazdığı eser olan Makâlâtü’l-İslâmiyyîn’de nakledilmiştir.
Doğru cevap B'dir.

Soru 7

Ebû Bekr el-Bâkıllânî'ye ait, kelâmında bilgi problemi üzerinde duran, bilginin tanımı, kaynakları ve çeşitleri gibi meselelere eğilen eser aşağıdakilerden hangisidir?

Seçenekler

A
Kitâbü’t-temhîd
B
İ’câzü’l-Kur’ân
C
el-Beyân
D
El-Fark beyne’l-fırak
E
Usûlü’d-dîn
Açıklama:
Mütekaddimîn döneminin en önemli Eş‘arî kelâmcısı Ebû Bekr elBâkıllânî’dir (ö. 403/1013). O, Kitâbü’t-temhîd ve el-İnsâf gibi eserlerinde Mâtürîdî ile başlayan geleneği takip ederek Eş‘arî kelâmında bilgi problemi üzerinde duran isim olmuş, bilginin tanımı, kaynakları ve çeşitleri gibi meselelere eğilmiştir.
Bâkıllânî, İ’câzü’l-Kur’ân isimli eserinde Kur’ân’ın mucize oluş yönlerini incelemektedir. Onun el-Beyân’ı ise mucize ve diğer olağanüstü olaylar ile bunlar arasındaki farkları ele alan bir eserdir.
Bâkıllânî ile aynı dönemde yaşayan Abdülkâhir el-Bağdâdî’nin (ö. 429/1037) el-Fark beyne’l-fırak’ı İslâm mezhepler tarihine dair temel kaynaklardan biridir. Sünnî doktrinin inanç manifestosunu sunmaktadır. Usûlü’d-dîn isimli eserinde de bu hususları ayrıntılı biçimde işlemektedir.

Soru 8

Gazzali'ye ait, insanın ve âlemdeki diğer varlıkların yaratılışındaki hikmetlerden bahisle Allah’ın varlığı ve birliği konusunu işleyen eser aşağıdakilerden hangisidir?

Seçenekler

A
Makâsıdü’l-felâsife
B
Fedâihu’l-Bâtıniyye
C
El-İktisâd fi’l-i’tikâd
D
El-Hikme fî mahlûkâtillâh
E
El-Maksadü’l-esnâ
Açıklama:
Müteahhirîn kelâm döneminin ilk önemli ismi olan Gazzâlî’nin (ö. 505/1111) bir kısım eserleri muhalif görüşlere reddiye mahiyetindedir. O, Makâsıdü’lfelâsife’de İslâm felsefecilerinin görüşlerini tarafsız biçimde ortaya koyduktan sonra, Tehâfütü’l-felâsife’sinde bu görüşlerin kapsamlı eleştirisine yer verir. Yaşadığı dönemde hem dinî hem de siyasî açıdan ciddi bir tehdit unsuru hâline gelen Bâtınîler’e karşı yazdığı Fedâihu’l-Bâtıniyye de reddiye türü eserlerin örneklerindendir. Öte yandan o, karşı çıktığı fikir akımlarını ele alıp görüşlerinin geçersizliğini ispatladıktan sonra, Ehl-i sünnet düşüncesinin de ortaya konulması gerektiği kanaatindedir ve bu sebeple kelâm ilmine dair özgün eserler de ortaya koymuştur. Bunlar arasında el-İktisâd fi’l-i’tikâd isimli eseri, İhyâü ulûmi’d-dîn’in bir bölümünü teşkil eden Kavâidü’l-akâid’e göre kelâm metodunun daha yoğun tatbik edildiği bir örnektir. Esmâ-i hüsnâ ve buna ilişkin meseleleri ele aldığı el-Maksadü’l-esnâ, bu konuda sonraki dönemlerde yazılan eserler üzerinde etkili olmuştur. el-Hikme fî mahlûkâtillâh’ta insanın ve âlemdeki diğer varlıkların yaratılışındaki hikmetlerden bahisle Allah’ın varlığı ve birliği konusunu işlemektedir
Doğru cevap D'dir.

Soru 9

İbn Sînâ’nın kelâmî konulara dair görüşlerini eleştiren kişi ve eseri aşağıdakilerden hangisidir?

Seçenekler

A
Fahreddîn er-Râzî-El-Metâlibü’l-âliye
B
Kâdî Beyzâvî-Tavâliu’l-envâr
C
Şehristânî-Musâraatü’l-felâsife
D
Nureddîn es-Sâbûnî-El-Kifâye fi’l-hidâye
E
Ebü’l-Berekât en-Nesefî-El-İ’timâd fi’l-i’tikâd
Açıklama:
Gazzâlî’nin başlattığı ve felsefî konulara kelâm ilminde daha çok yer verme, hem üslup hem de terminoloji açısından kelâmın felsefeleşmesi diye ifade edilebilecek yaklaşım, kendisinden sonra gelen Şehristânî (ö. 548/1153) tarafından devam ettirilmiştir. Onun Nihâyetü’l-ikdâm fî ilmi’l-kelâm’ı klasik Sünnî kelâmın hemen bütün konularını Eş‘arî bakış açısı ile ele almakla birlikte, pek çok felsefî meseleye ve delile de yer verilmiştir. Öte yandan Musâraatü’l-felâsife’de özellikle İbn Sînâ’nın kelâmî konulara dair görüşlerini eleştirir. el-Milel ve’n-nihal isimli eseri ise mezhepler tarihinin temel kaynaklarındandır.
Doğru cevap C'dir.

Soru 10

I. Kısa, sade ve anlaşılır olmaya özen gösterilmiştir.
II. Müslümanlar arasında ayrışma ve tartışmalara sebep olan konulardan uzak durulmuştur.
III. Sahih bir Allah ve din tasavvurunun oluşmasına faydası olmadığı düşünülen klasik tartışmalara yer verilmemiştir.
Yukarıdakilerden hangisi ya da hangileri yeni kelâm dönemi eserlerinin özelliklerindendir?

Seçenekler

A
Yalnızca I
B
I-II
C
II-III
D
I-III
E
I-II-III
Açıklama:
Yeni kelâm ilmi eserlerinde bazı özellikler ön plana çıkar. Mesela metot açısından göze çarpan önemli bir özellik, klasik kelâm kaynaklarına göre kısa, sade ve anlaşılır olmaya özen gösterilmesidir. O dönemde Müslümanlar arasında ayrışma ve tartışmalara sebep olacak hususlardan ısrarla kaçınılması gerektiğine dair yerleşik bir anlayış da söz konusudur. İşte bu iki sebeple itikadî meselelerin ayrıntıları olarak değerlendirilebilecek, sahih bir Allah ve din tasavvurunun oluşmasına faydası olmadığı düşünülen klasik tartışmalara eserlerde yer verilmemiştir.
Doğru cevap E'dir.

Soru 11

Küçük hacimli eserin tamamı tek bir konu üzerine odaklanmıştır ve müellifinin konu hakkındaki görüşlerini ihtiva etmektedir. İtikad/kelâm alanında değerlendirilebilecek bir meseleyi ele almakla birlikte her ne kadar kelâmî görüşlere yer verseler de, kelâm eseri olarak nitelenecek olgunluğa ulaşmış değillerdir.
Yukarıda özellikleri verilen eser aşağıdaki şıklardan hangisinde yer almaktadır?

Seçenekler

A
Kitâbü’l-ircâ
B
el-Fıkhü’l-ekber
C
el-Fıkhü’l-ebsat
D
el-Âlim ve’l-müteallim
E
er-Risâle
Açıklama:
Hz. Peygamber’in vefatından sonra da, onun dönemindeki mutlak bağlılık ve teslimiyet büyük ölçüde devam etmiştir. Ancak ilk etapta özellikle hilafet konusundaki anlaşmazlıklar ve Müslümanlar arasındaki iç savaşlar gibi
sebeplerle bazı itikadî ve kelâmî problemler/tartışmalar başgöstermiştir. Bu nedenle, daha hicrî I. asırda kelâm alanına giren konularda fikir üretimi başlamıştır. dönemde de kelâm ilmi oluşumunu tamamlamış olmadığı için konuları sistemli biçimde ele alan bütünlüklü kelâm çalışmalarına rastlamak mümkün değildir. Ancak belli konulardaki tartışmalar doğrultusunda bazı yazılı metinler ortaya konulmuştur. Hâricîler’in bir kolu olan İbâzîliğin kurucusu Abdullah b. İbâz’ın (ö. 86/705) Emevî halifesi Abdülmelik’e hitaben yazdığı ve İbâzî esaslarının kısa bir açıklaması niteliğini taşıyan mektubu ile Hasan-ı Basrî’nin (ö. 110/728) yine Abdülmelik’in bir sorusuna cevap niteliğindeki, kulların fiilleri ve kadere ilişkin görüşlerini açıkladığı, cebir görüşüne dayanan kaderci anlayışı eleştirdiği Risâle’si bunlara örnek teşkil eder. Bu noktada, Hz. Ali’nin torunu Hasan b. Muhammed İbnü’l-Hanefiyye’ye (ö.100/718 [?]) nispet edilen iki risaleyi de zikretmek gerekir. Birincisi, Hz. Osman ve Hz. Ali ile Cemel ve Sıffîn gibi iç savaşlara katılanlardan bir tarafı veya her iki tarafı küfürle suçlamak yerine hükmün tehir edilip Allah’a bırakılmasının savunulduğu Kitâbü’l-ircâ, diğeri ise kaderi inkâr edenlere karşı sorular formunda düzenlenen bir risaledir. Bu risalelerin ortak özelliği, dönemin siyasî gelişmeleri ve ilk ihtilafların sonucunda ortaya çıkan bazı meseleleri ele almalarıdır. Ancak küçük hacimli Kelâm Eserleri bu eserlerin tamamı tek bir konu üzerine odaklanmıştır ve müellifinin konu hakkındaki görüşlerini ihtiva etmektedir. İtikad/kelâm alanında değerlendirilebilecek bir meseleyi ele almakla birlikte, özellikle yukarıda zikredilen ilk iki örneğin, kelâm eserlerinin temel özelliği olan tartışma (cedel) metodunu kullanmadığı görülmektedir. Bu nedenle her ne kadar kelâmî görüşlere yer verseler de, kelâm eseri olarak nitelenecek olgunluğa ulaşmış değillerdir.
Kelâmın teşekkül döneminde itikadî meselelerin bir yandan da akla dayalı biçimde ele alınması sadece Mu‘tezile ile sınırlı kalmamıştır. Hanefî fıkıh ekolünün kurucusu Ebû Hanîfe de (ö. 150/767) Sünnî kelâmın teşekkülünden
çok daha erken bir dönemde sahabe devrindeki şartların değiştiğini müşahede etmiş, İslâm dünyasında çeşitli siyasî ve fikrî gelişmelerin ortaya çıkması dolayısıyla iman esaslarının belirlenmesi için akaid konularının incelenmesini zorunlu görmüştür. Onun el-Fıkhü’l-ekber, el-Fıkhü’l-ebsat, el-Âlim ve’l-müteallim, er-Risâle ve el-Vasiyye gibi akaide dair eserleri itikadî meselelerin incelenmesinde teknik ayrıntı ve tartışmalara fazla girilmeyen, fakat inanç esaslarının derli toplu bir dökümünü veren akaid risalesi tarzı eserlerin güzel örneklerindendir.
Cevap A şıkkıdır.

Soru 12

Mu‘tezile’yi savunma amacıyla kaleme alınan ve daha önceki Mu‘tezilî görüşleri yine yetkin bir Mu‘tezilî’nin
eliyle günümüze aktarması açısından önem taşıyan eser aşağıdaki şıklardan hangisinde verilmiştir?

Seçenekler

A
Kitâbü’ddelâ’il ve’l-i’tibâr
B
el-İntisâr
C
el-Osmâniyye
D
er-Red ale’n-nasârâ ve’l-yehûd
E
el-Mi’yâr ve’l-muvâzene
Açıklama:
Günümüze ulaşıp neşredilen bu döneme ait Mu‘tezilî eserlerin başlıcaları, Câhiz’in Kitâbü’ddelâ’il ve’l-i’tibâr, el-Osmâniyye ve er-Red ale’n-nasârâ ve’l-yehûd’u ile Ebû Cafer el-İskâfî’nin (ö. 240/854) el-Mi’yâr ve’l-muvâzene’sidir. Zaten erken dönem Mu‘tezilîler’den, bunların dışında kalan isimlerin hiçbirinin müstakil eseri günümüze ulaşmamıştır. Yukarıda zikredilen isimlerden yaklaşık yarım asır sonra vefat eden Ebü’l-Hüseyin el-Hayyât’ın (ö. 300/913 [?]) el-İntisâr isimli eseri de, müellifin günümüze ulaşan tek eseridir. Mu‘tezile’yi savunma amacıyla kaleme alınan bu eser, daha önceki Mu‘tezilî görüşleri yine yetkin bir Mu‘tezilî’nin eliyle günümüze aktarması açısından önem taşımaktadır. Cevap B şıkkıdır.

Soru 13

Aşağıdakilerden hangisi Muhâsibî'nin kelâmî konulara değindiği Mu‘tezile başta olmak üzere Râfızî, Mürciî ve Hâricîler’i eleştirerek, Ehl-i sünnet akidesinin savunmasını yaptığı eserlerden biridir?

Seçenekler

A
Kitâbü’s-sıfât
B
Kitâbü halki’l-ef’âl
C
Fehmü’l-Kur’ân
D
Kitâbü’r-red ale’l-Mu‘tezile
E
İ’tikâdü Ehli’s-sünne
Açıklama:
İbn Küllâb’ın, tamamını Mu‘tezile’yi red amacıyla yazdığı anlaşılan Kitâbü’s-sıfât, Kitâbü halki’l-ef’âl ve Kitâbü’r-red ale’l-Mu‘tezile isimli eserleri ile Kalânisî’nin yine Mu‘tezile’ye karşı yazdığı eserlerinin hiçbiri günümüze gelmemiştir. Muhâsibî ise özellikle Fehmü’l-Kur’ân, Mâhiyyetü’lakl ve Fasl min kitâbi’l-azame gibi eserlerinde kelâmî konulara değinmiş, Mu‘tezile başta olmak üzere Râfızî, Mürciî ve Hâricîler’i eleştirerek, Ehl-i sünnet akidesinin savunmasını yapmıştır. Bu dönemin bir diğer önemli ismi Ahmed b. Hanbel’dir (ö. 241/855). O,
itikadî meselelerin çözümlenmesinde aklın kullanımına, çağdaşlarına göre oldukça mesafeli yaklaşmış, ancak zaman zaman kelâm metotlarını da kullanarak Ehl-i sünnet görüşlerinin savunmasını yapmıştır. Hemen hemen
tamamı vefatından sonra başkaları tarafından derlenen eserlerinin kelâm açısından en önemlisi, çeşitli mezhepler ile halku’l-Kur’ân, kader, deccal, melâike, ru’yetullah, kürsî ve ahirete ilişkin görüşlerini ihtiva eden Kitâbü’ssünne veya diğer adıyla İ’tikâdü Ehli’s-sünne’dir. er-Red ale’z-zenâdıka ve’lCehmiyye’si ise ilk dönem inanç yapısını ve selef akidesini yansıtması açısından önemlidir.
Cevap C şıkkıdır.

Soru 14

Eş‘arî Ehl-i sünnet mensuplarının kelâma karşı tavırlarını tenkit ve yumuşatmaya, cehaleti sermaye edinen, düşünme ve araştırmayı hoş görmeyen, taklide yönelen, itikadî meselelerle ve kelâm konularıyla ilgilenmeyi bid’at ve sapkınlık olarak değerlendirenlere karşı yazdığını ifade ettiği eseri aşağıdaki şıklardan hangisinde verilmiştir?

Seçenekler

A
el-İbâne an usûli’d-diyâne
B
Risâle ilâ ehli’s-Seğr
C
el-Lüma
D
el-Has ale’l-bahs
E
Makâlâtü’l-İslâmiyyîn
Açıklama:
Hicrî IV. asır başlarına gelindiğinde İmam Ebü’l-Hasan el-Eş‘arî (ö. 324/935- 36), Ehl-i sünnet kelâm ilminin öncüsü olarak fikir meydanına çıkmıştır. Ömrünün kırk yılını bir Mu‘tezilî olarak geçiren Eş‘arî’nin Mu‘tezile’den ayrıldığı dönemde Selef tarafından kelâma aşırı tepki gösterilmekte, Sünnî Hanbelî çizgi hem devletin resmî görüşünü, hem de fikir sahasının hâkim unsurunu temsil etmektedir. Onun verdiği ilk eserlerde bu fikrî ve psikolojik ortamın yansımalarını görmek mümkündür. Eş‘arî, muhtemelen Ehl-i sünnet’e intisabının ilk günlerinde kaleme aldığı el-İbâne an usûli’d-diyâne isimli eserinde Ahmed b. Hanbel’e bağlılığını ifade etmektedir. Yine Mu‘tezile’den ayrıldıktan kısa süre sonra yazdığı Risâle ilâ ehli’s-Seğr isimli eseri ise Selef’in üzerinde icmâ ettiği itikadî ilkeleri ihtiva eden, Demirkapı ahalisine hitaben yazıp gönderdiği bir risaledir. Eş‘arî daha sonraki dönemde Ehl-i sünnet mensuplarının kelâma karşı tavırlarını tenkit ve yumuşatmaya yönelik bir çalışma olan ve Risâle fî istihsâni’l-havz fî ilmi’l-kelâm adıyla da bilinen el-Has ale’l-bahs’i kaleme almıştır. Bu eserini cehaleti sermaye edinen, düşünme ve araştırmayı hoş görmeyen, taklide yönelen, itikadî meselelerle ve kelâm konularıyla ilgilenmeyi bid’at ve sapkınlık olarak değerlendirenlere karşı yazdığını ifade etmesi, onun Selef metodundan uzaklaşarak kelâmcılığını sergilemeye başladığı anlamına gelmektedir. Onun el-Lüma’ isimli eserinde akılla nakil arasında denge kurmaya çalışan kelâm metodunu tamamen benimsediği görülür. Ancak belirtmek gerekir ki, Eş‘arî’nin görüşlerinin doğrudan tespit edilebildiği mevcut tek kaynak olan bu eser çok geniş hacimli değildir ve bilgi anlayışı, nübüvvet bahisleri, ahirete ilişkin meselelere tatmin edici derecede yer verilmemiştir. Çeşitli kelâm meselelerinde İslâm fırkaları ile diğer akımların mensuplarının inanç ve telakkileri ise onun tarafından mezhepler tarihine dair yazdığı eser olan Makâlâtü’l-İslâmiyyîn’de nakledilmiştir. Cevap D şıkkıdır.

Soru 15

Mâtürîdî’nin başlıca kelâm eseri olan Kitâbü’t-tevhîd'de kaza ve kader hangi bölümde ele alınmıştır?

Seçenekler

A
1. bölüm
B
2. bölüm
C
3. bölüm
D
4. bölüm
E
5. bölüm
Açıklama:
Mâtürîdî’nin başlıca kelâm eseri olan Kitâbü’t-tevhîd’in önemli bir özelliği, bilginin tanımı ve kaynakları gibi konular üzerinde durarak, “bilgi”yi bir teori olarak ele alan ilk eser olmasıdır. Bu eser, sonradan kelâmın ortak konuları hâline gelen bütün itikadî meseleleri bu denli ilmî ve sistematik bir yaklaşımla incelemesi açısından, IV/X. yüzyılın başlarında yazılıp günümüze intikal eden diğer kelâmî ekollere ait eserler arasında ön plana çıkar.
Kitâbü’t-tevhîd’in ele aldığı konular beş ana başlık altında incelenebilir:
1. bölüm: İlâhiyyât konuları (âlemin yaratılmışlığı, Allah’ın varlığı, birliği, sıfatları, fiilleri, özel olarak kelâm sıfatı ve ru’yetullah). Ayrıca bu bölümde tevhid anlayışına aykırı görüş ve ekollerin eleştirisi yapılır.
2. bölüm: Peygamberlik konusu (nübüvvetin akaid içerisindeki yeri, insanlığın dünya ve ahiret saadeti için nübüvvete olan ihtiyacı, Hz. Muhammed’in nübüvvetinin ispatı, nübüvvet karşıtı anlayışların reddi ve Hristiyanlar’ın Hz. İsa’nın ulûhiyeti hakkındaki görüşlerinin eleştirisi).
3. bölüm: Kazâ ve kader konusu.
4. ve 5. bölümler: Büyük günah, şefaat, iman gibi konular. Mâtürîdî’nin bu eserinde imamet/hilafet konusuna ise yer verilmemiştir.
Mâtürîdî’nin bir diğer önemli eseri, Te’vîlâtü Ehli’s-sünne veya Te’vîlâtü’l-Mâtürîdiyye isimleriyle de bilinen Te’vîlâtü’l-Kur’ân isimli tefsiridir. Bu eser, fıkıh ve fıkıh usûlü ile birlikte kelâm alanında da önemli bilgiler içerir.
Ayrıca İslâmî fırkalar, İslâm dışı akımlar ve dinlerin eleştirisi açısından önemli bir kaynaktır. Cevap C şıkkıdır.

Soru 16

Ehl-i sünnet kelamının doğuş döneminde muhalif görüşleri red metodunu kullanmak yerine, çeşitli kelâm meselelerinin Selef metoduyla incelendiği küçük hacimli risale aşağıda?ki şıklardan hangisinde verilmiştir?

Seçenekler

A
el-İbânetü’ssuğrâ
B
Kitâbü’l-makâlât
C
el-İbânetü’l-kübrâ
D
Şerhu Kitâbi’s-Sünne’
E
elAkîdetü’t-Tahâviyye
Açıklama:
Sünnî kelâmın doğuş döneminde Mu‘tezile, Ebû Ali el-Cübbâî (ö. 303/916) ve oğlu Ebû Hâşim el-Cübbâî (ö. 321/933) ile Ebü’l-Kâsım elKâ’bî el-Belhî (ö. 319/931) tarafından temsil edilmektedir. Bunlardan ilk ikisinin hiçbir eseri günümüze gelmemiştir. Kâ’bî’nin elimize ulaşan yetkin eseri Kitâbü’l-makâlât ise mezhepler tarihine dairdir.
Bu dönemde Selef çizgisinde verilen eserlerin en önemlisi, Eş‘arî ve Mâtürîdî ile aynı yıllarda yaşayan Ebû Ca’fer et-Tahâvî’nin (ö. 321/933) elAkîdetü’t-Tahâviyye’sidir. Eser, muhalif görüşleri red metodunu kullanmak yerine, çeşitli kelâm meselelerinin Selef metoduyla incelendiği küçük hacimli bir risaledir. Yine bu dönemde Hanbelî düşüncenin önemli temsilcilerinden Hasan b. Ali el-Berbehârî (ö. 329/940-41), Şerhu Kitâbi’s-Sünne’sinde bid’atların reddedilmesi ve Kur’ân ile Sünnet’e dönülmesi esaslarını ısrarla savunmuş, kelâm yöntemini benimseyen hiçbir yönelimi tasvip etmemiştir. Hanbelî âlimi İbn Batta el-Ukberî de (ö. 387/997) el-İbânetü’l-kübrâ ve el-İbânetü’ssuğrâ isimli iki eserinde kelâmcıların felsefî meselelerle ilgilenip bunları dinî esaslar hâline getirdikleri, ihtilaf ve çelişkiye düştükleri, bu sebeple dinde problem çıkardıkları iddiasında bulunmuştur. Selef akidesinin işlendiği bu hacimli eserlerde Tahâvî’den farklı olarak kelâmî fırkaların görüşlerinin eleştirisine de yer verilmiştir. Cevap E şıkkıdır.

Soru 17

"Bu eserin ihtisar edilmiş hâli olarak değerlendirilen el-İrşâd’ı ise Aristo mantığına yer vermesi, kısmen felsefî açılımlarda bulunması, kelâm terminolojisinin gelişimine katkısı gibi özellikleriyle mütekaddimîn döneminden müteahhirîn kelâmına geçişe zemin hazırlamıştır."
Yukarıda bahsedilen mütekaddimîn dönemi eserinin ihtisar edilmemiş olanı aşağıdaki şıklardan hangisinde verilmiştir?

Seçenekler

A
eş-Şâmil fî usûli’d-dîn
B
el-Fark beyne’l-fırak
C
Kitâbü’t-temhîd
D
el-İnsâf
E
İ’câzü’l-Kur’â
Açıklama:
Mütekaddimîn kelâmcılarının sonuncusu sayılan İmâmü’l-Haremeyn Ebü’l-Meâlî el-Cüveynî’nin (ö. 478/1085) başlıca kelâm eseri eş-Şâmil fî usûli’d-dîn’dir. Bu eserin ihtisar edilmiş hâli olarak değerlendirilen el-İrşâd’ı ise Aristo mantığına yer vermesi, kısmen felsefî açılımlarda bulunması, kelâm terminolojisinin gelişimine katkısı gibi özellikleriyle mütekaddimîn döneminden müteahhirîn kelâmına geçişe zemin hazırlamıştır. Cevap A şıkkıdır.

Soru 18

Mütekaddimîn dönemi ve sonrası mütekâmil kelâm eserlerinin yapısına bir örnek teşkil edebilecek el-İrşâd’ın kapsadığı konular düşünüldüğünde şefaat ve tevbe gibi konular kitabın hangi bölümünde yer almaktadır?

Seçenekler

A
Giriş
B
1. bölüm
C
2. bölüm
D
3. bölüm
E
Hatime
Açıklama:
Mütekaddimîn dönemi ve sonrası mütekâmil kelâm eserlerinin yapısına bir örnek teşkil edebilecek el-İrşâd’ın kapsadığı konular şu şekildedir:
Giriş: Nazar bahsi, ilmin hakikati.
1. bölüm (ilâhiyyât): Allah’ın varlığı, sıfatları, ru’yetullah, kader, irade, istitaat, ta‘dîl ve tecvîr, salâh-aslah.
2. bölüm (nübüvvât): Nübüvvetin ispatı, Hz. Muhammed’in nübüvveti, Kur’ân’ın mucize oluşu vb.
3. bölüm (sem’iyyât): Ahiret hâlleri, isimler, hükümler, mürtekib-i kebîre, şefaat, tevbe.
Hâtime: İmamet meselesi.
Cevap D şıkkıdır.

Soru 19

Felsefileşmiş kelâm dönemi için Eş‘arî ekolüne mensup Âmidî’nin dönem eserlerinin kurgu ve içeriğine
örnek teşkil eden Ebkâru’l-efkâr'da imamet ve hilafet meselesi hangi bölümde ele alınmıştır?

Seçenekler

A
1-3. bölüm
B
5. bölüm
C
6. bölüm
D
7. bölün
E
8. bölüm
Açıklama:
Eş‘arî ekolüne mensup Âmidî’nin dönem eserlerinin kurgu ve içeriğine örnek teşkil eden Ebkâru’l-efkâr’ının tertibi şu şekildedir:
Giriş: Kelâm ilminin önemi ve kelâm öğrenmenin gerekliliği.
1-3. bölümler: Bilgi problemi (bilginin çeşitleri), aklî istidlâl (nazar) ve nazarî hükümlere ulaştıran metotlar.
4. bölüm: İnsan bilgisine konu olan hususlar (malûm); Allah’ın varlığı, sıfatları, fiilleri, ru’yetullah, kudret ve irade, cevher, araz, bunlara ilişkin hükümler ve âlemin yaratılmışlığının ispatı.
5. bölüm: Nübüvvet ve buna ilişkin meseleler
6. bölüm: Ölümden sonraki hayat ve ahiret hâlleri.
7. bölüm: İman ve küfür kavramları, buna ilişkin hükümler ve tekfir meselesi.
8. bölüm: İmamet/hilafet meselesi.
Cevap E şıkkıdır.

Soru 20

Şerh ve haşiyecilik döneminde kelâm tarihinde hacimli şerhler döneminin ilk örneği olarak ifade edilen eser aşağıdaki şıklardan hangisinde verilmiştir?

Seçenekler

A
el-Mevâkıf fî ilmi’l-kelâm
B
Şerhu’l-Makâsıd
C
Mevâkıf
D
Cevâhiru’lkelâm
E
Şerhu’lAkâid
Açıklama:
Bu dönemin önde gelen ilk temsilcilerinden birisi Adudüddîn el-Îcî’dir (ö. 756/1355). Onun el-Mevâkıf fî ilmi’l-kelâm adlı eseri, felsefî konu ve açıklama biçimlerine yoğun biçimde yer vermesi yönüyle dönemin özelliklerini
yansıtır. Ancak şerh mahiyetinde olmadığı için dönemin kendisinden sonraki eserlerinden ayrılır ve klasik kelâm tarihinin son hacimli metni olarak görülür. Îcî’nin Mevâkıf’tan önce kaleme aldığı bir diğer kelâm eseri Cevâhiru’lkelâm, onun ilk şekli olarak değerlendirilebilir. el-Akâidü’l-Adudiyye ise medreselerde ezberlenmeye yönelik telif ettiği, üzerinde ittifak edilen itikadî meselelere yer verilen küçük çaplı bir risaledir. Bu risale sonraki dönemde yoğun ilgi görmüş ve pek çok defa üzerine şerhler yazılmıştır. Kelâm alanında şerh türü eserlerin en yaygın ve bilinen örneklerinden birisi, Sadeddîn Mesud b. Ömer et-Teftâzânî’nin (ö. 792/1390) Şerhu’lAkâid’idir. Ömer en-Nesefî’nin yukarıda zikredilen el-Akîde isimli küçük risalesinin şerhi olan bu eser, Eş‘arî bir müellifin Mâtürîdî bir eser üzerine yazdığı şerh olması açısından dikkat çekicidir. Teftâzânî kendi yazdığı elMakâsıd isimli eserini Şerhu’l-Makâsıd adıyla şerh etmiştir. Bu şerh, kelâm tarihinde hacimli şerhler döneminin ilk örneği olarak görülebilir. Hem Şerhu’l-Akâid hem de Şerhu’l-Makâsıd Osmanlı medreselerinde asırlarca ders kitabı olarak okutulmuştur. Onun kelâma dair diğer eserleri, el-Makâsıd’ın muhtasarı niteliğindeki Tehzîbü’l-mantık ve’l-kelâm’ı ile Îcî’nin akaid risalesini şerh ettiği Şerhu’l-Akâidi’l-Adudiyye’dir. Cevap B şıkkıdır.

Soru 21


  • Konular ayrıntılı biçimde tartışılmamıştır.

  • Eserde delillere yer verilmemiştir.

  • Kelâmî usul ve üslubun erken dönem habercisi niteliğini hak eden bir eserdir.


Yukarıda özellikleri verilen eser hangisidir?

Seçenekler

A
el-Fıkhü'l-ekber
B
el-Alim ve'l-müteallim
C
er-Risale
D
el-Vasiyye
E
el-Fıkhü'l-ebsat
Açıklama:
El-Fıkhü’l-ekber adlı eserde konular ayrıntılı biçimde tartışılmadığı gibi, delillere de yer verilmemiştir. Bu özellikleriyle el-Fıkhü’l-ekber, kelâmî usul ve üslubun erken dönem habercisi niteliğini hak eden bir eserdir. Doğru cevap A'dır.

Soru 22

Aşağıdakilerden hangisi Sünnî kelamın öncü isimlerinden biri değildir?

Seçenekler

A
İbn Küllâb
B
Hâris el-Muhâsibî
C
Kalânisî
D
Ahmed b. Hanbel
E
İbn Bâbeveyh el-Kummî
Açıklama:
Sünnî kesimden İbn Küllâb el-Basrî (ö. 240/854), Hâris el- Muhâsibî (ö. 243/857) ve Ebü’l-Abbâs el-Kalânisî (ö. h. 4. asır başı) gibi şahıslar, Sünnî inanca yöneltilen itirazları cevaplamak düşüncesiyle kelâmı öğrenmişler, Selef mezhebinin inançlarını kelâm delilleriyle desteklemişlerdir. Dönemin bir diğer önemli ismi Ahmed b. Hanbel’dir (ö. 241/855). O, itikadî meselelerin çözümlenmesinde aklın kullanımına, çağdaşlarına göre oldukça mesafeli yaklaşmış, ancak zaman zaman kelâm metotlarını da kullanarak Ehl-i sünnet görüşlerinin savunmasını yapmıştır. İbn Bâbeveyh el-Kummî öncü isimlerden biri değildir. Doğru cevap E'dir.

Soru 23

Eş'arî hangi eserinde akılla nakil arasında denge kurmaya çalışan kelam metodunu tamamen benimsemiştir?

Seçenekler

A
el-Has ale’l-bahs
B
el-Lüma
C
Makâlâtü’l-İslâmiyyîn
D
Mücerredü makâlâti’l-Eş‘arî
E
Risâle ilâ ehli’s-Seğr
Açıklama:
Onun el-Lüma’ isimli eserinde akılla nakil arasında denge kurmaya çalışan kelâm metodunu tamamen benimsediği görülür. Doğru cevap B'dir.

Soru 24

Aşağıdaki eserlerden hangisi mütekaddimin döneminden müteahhirin kelamına geçişe zemin hazırlamıştır?

Seçenekler

A
Kitâbü’t-temhîd
B
el-İnsâf
C
el-İrşâd
D
İ’câzü’l-Kur’ân
E
el-Beyân
Açıklama:
Mütekaddimîn kelâmcılarının sonuncusu sayılan İmâmü’ l-Haremeyn Ebü’l-Meâlî el-Cüveynî’nin (ö. 478/1085) başlıca kelâm eseri eş-Şâmil fî usûli’d-dîn’dir. Bu eserin ihtisar edilmiş hâli olarak değerlendirilen el-İrşâd’ı ise Aristo mantığına yer vermesi, kısmen felsefî açılımlarda bulunması, kelâm terminolojisinin gelişimine katkısı gibi özellikleriyle mütekaddimîn döneminden müteahhirîn kelâmına geçişe zemin hazırlamıştır. Doğru cevap C'dir.

Soru 25

Aşağıdakilerden hangisi müteahhirin dönemi eserlerinden değildir?

Seçenekler

A
Fedâihu’l-Bâtıniyye
B
el-İktisâd fi’l-i’tikâd
C
el- Usûl ve’l-fürû’
D
Bahru’l- kelâm
E
Def’u şübheti’t-teşbîh
Açıklama:
el- Usûl ve’l-fürû, Mütekaddimîn dönemi ederlerindendir. Doğru cevap C'dir.

Soru 26

Tam anlamıyla felsefi kelamı başlattığı kabul edilen isim hangisidir?

Seçenekler

A
Gazzâlî
B
Şehristânî
C
Kâdî Beyzâvî
D
Nureddîn es- Sâbûnî
E
Fahreddin er-Râzî
Açıklama:
Fahreddîn er-Râzî (ö. 606/1210) tam anlamıyla felsefî kelâmı başlatan isim olarak kabul edilir. Onun en hacimli kelâm eseri olan el-Metâlibü’l-âliye ve bunun muhtasar şekli kabul edilebilecek el-Muhassal, felsefî konuların kelâm çerçevesine dâhil edilmesinin önemli örneklerini teşkil eder. Doğru cevap E'dir.

Soru 27

-Felsefileşmiş kelam dönemi Şia temsilcisidir.
-Astronomi, metafizik, felsefe alanlarında yetkin eserler verdi.
-Kelâm alanında önemli eserleri Tecrîdü’l-akâid ve Kavâidü’l-akâid’dir.
Yukarıda sözü edilen kişi kimdir?

Seçenekler

A
İbnü’l-Mutahhar el-Hillî
B
Nasîruddîn et-Tûsî
C
Seyfeddîn el-Âmidî
D
İbn Teymiyye
E
İbn Kudâme
Açıklama:
Felsefileşmiş kelam döneminde Şîa’nın en önemli temsilcisi, astronomi, metafizik, felsefe gibi alanlarda yetkin eserler veren Nasîruddîn et-Tûsî’dir (ö. 672/1274). Kelâm alanında önemli eserleri Tecrîdü’l-akâid ve Kavâidü’l-akâid’dir. Doğru cevap B'dir.

Soru 28

Yeni kelam ilminde metot açısından göze çarpan önemli bir özellik aşağıdakilerden hangisidir?

Seçenekler

A
Kısa, sade ve anlaşılır olmaya özen gösterilmesi
B
Teferruat olarak görülen tartışmaların artması
C
Müslümanlar arasında tartışmalara sebep olan hususlara yoğunlaşılması
D
Kelamın bütün temel meselelerini kuşatıcı eserler ortaya konulması
E
Dinin ferdi ve toplumsal boyutuna ilişkin az eser verilmiş olması
Açıklama:
Yeni kelâm ilmi eserlerinde bazı özellikler ön plana çıkar. Mesela metot açısından göze çarpan önemli bir özellik, klasik kelâm kaynaklarına göre kısa, sade ve anlaşılır olmaya özen gösterilmesidir. Doğru cevap A'dır.

Soru 29

Aşağıdakilerden hangisi yeni kelam ilmi döneminin önemli isimlerinden biridir?

Seçenekler

A
İbnü’l-Hümâm
B
İbnü’l-Vezîr
C
İzmirli İsmail Hakkı
D
İbn Kayyim el-Cevziyye
E
Beyâzîzâde Ahmed Efendi
Açıklama:
Dönemin belki de en önemli ismi olan İzmirli İsmail Hakkı (1869-1946), kelâma dair en önemli eseri olan Yeni İlm-i Kelâm’ın giriş ve ilâhiyyât bahislerine dair olan ilk kısmını tamamlamış, nübüvvet meselesine ilişkin ikinci kısmını ise telife muvaffak olamamıştır. Doğru cevap C'dir.

Soru 30

Yeni kelam ilmi döneminde Hint alt-kıtasında Mevlânâ Şiblî Nu’mânî’nin (1857-1914) Urduca kaleme aldığı eseri el-Kelâm, klasik kelâm eserlerindeki bazı felsefî bahisleri dışarıda bırakması, özellikle ulûhiyet ve peygamberliğe dair konular üzerinde ayrıntılı biçimde durması ve bazı sosyal içerikli meseleleri İslâm’a yöneltilen eleştirileri cevaplama amacıyla kapsamına alması gibi yönleriyle dönemin kelâm eserlerinin metot ve muhteva özelliklerini gözler önüne serer. Aşağıdakilerden hangisi el-Kelam'ın içeriğinde yoktur?

Seçenekler

A
Allah'ın varlığını ispat etmede Kur'an metodu
B
Nübüvvet ve mucizenin hakikati
C
Peygamberlerin eğitim ve hidayet metodu
D
Nazar ve nazari hükümlere ulaştıran metotlar
E
Din ve dünyanın birlikteliği
Açıklama:
el-Kelâm’ın içeriği şu şekildedir:
Giriş: Yeni ilimler ve din; din insan fıtratının bir parçasıdır; İslâm Dini; akıl ve din.
1. bölüm: Allah’ın varlığı, Allah’ın varlığını ispat etmede Kur’ân metodu, Allah’ı inkâr edenlerin itirazları, inkârcıların itirazlarına cevaplar, tevhîd.
2. bölüm: Nübüvvet, mucize konusu üzerinden nübüvvete yöneltilen itirazlar, nübüvvete genel itirazlar, nübüvvet ve mucizenin hakikati, peygamberlerin eğitim ve hidayet metodu, mucizeler, Hz. Muhammed’in nübüvveti.
3. bölüm: Akaid, akaidin ayrıntılı açıklaması, ruhaniyyât, vahiy ve ilham.
4. bölüm: İslâm ilerleme ve medeniyete karşı değil destekleyicidir; din ve dünyanın birlikteliği.
Ekler: İmam Râzî’nin nübüvvetle ilgili görüşlerinin özeti, İmam Gazzâlî’nin nübüvvetle ilgili görüşlerinin özeti.
Buna göre doğru cevap D'dir.

Soru 31

Aşağıdakilerden hangisi Sünnî kelâmın teşekkülünden çok daha erken bir dönemde sahabe devrindeki şartların değiştiğini müşahede etmiş, İslâm dünyasında çeşitli siyasî ve fikrî gelişmelerin ortaya çıkması dolayısıyla iman esaslarının belirlenmesi için akaid konularının incelenmesini zorunlu görmüştür?

Seçenekler

A
Vâsıl b. Atâ
B
Ebû Hanîfe
C
Ahmed b. Hanbel
D
Vâsıl ve Amr b.Ubeyd
E
Ebü’l-Hüseyin el-Hayyât
Açıklama:
Kelâmın teşekkül döneminde itikadî meselelerin bir yandan da akla dayalı
biçimde ele alınması sadece Mu‘tezile ile sınırlı kalmamıştır. Hanefî fıkıh
ekolünün kurucusu Ebû Hanîfe de (ö. 150/767) Sünnî kelâmın teşekkülünden
çok daha erken bir dönemde sahabe devrindeki şartların değiştiğini müşahede
etmiş, İslâm dünyasında çeşitli siyasî ve fikrî gelişmelerin ortaya çıkması
dolayısıyla iman esaslarının belirlenmesi için akaid konularının incelenmesini
zorunlu görmüştür. Onun el-Fıkhü’l-ekber, el-Fıkhü’l-ebsat, el-Âlim
ve’l-müteallim, er-Risâle ve el-Vasiyye gibi akaide dair eserleri itikadî meselelerin
incelenmesinde teknik ayrıntı ve tartışmalara fazla girilmeyen, fakat
inanç esaslarının derli toplu bir dökümünü veren akaid risalesi tarzı eserlerin
güzel örneklerindendir.

Soru 32

Aşağıdakilerden hangisi el-Fıkhü’l-ekber adlı risaleyi yazmıştır?

Seçenekler

A
Ahmed b. Hanbel
B
Ebü’l-Hüseyin el-Hayyât
C
Vâsıl b. Atâ
D
Ebû Hanîfe
E
Vâsıl ve Amr b.Ubeyd
Açıklama:
Kelâmın teşekkül döneminde itikadî meselelerin bir yandan da akla dayalı
biçimde ele alınması sadece Mu‘tezile ile sınırlı kalmamıştır. Hanefî fıkıh
ekolünün kurucusu Ebû Hanîfe de (ö. 150/767) Sünnî kelâmın teşekkülünden
çok daha erken bir dönemde sahabe devrindeki şartların değiştiğini müşahede
etmiş, İslâm dünyasında çeşitli siyasî ve fikrî gelişmelerin ortaya çıkması
dolayısıyla iman esaslarının belirlenmesi için akaid konularının incelenmesini
zorunlu görmüştür. Onun el-Fıkhü’l-ekber, el-Fıkhü’l-ebsat, el-Âlim
ve’l-müteallim, er-Risâle ve el-Vasiyye gibi akaide dair eserleri itikadî meselelerin
incelenmesinde teknik ayrıntı ve tartışmalara fazla girilmeyen, fakat
inanç esaslarının derli toplu bir dökümünü veren akaid risalesi tarzı eserlerin
güzel örneklerindendir.

Soru 33

Aşağıdakilerden hangisi günümüze ulaşıp nesredilen Erken Dönem Mu‘tezile Eserleri’nden biri değildir?

Seçenekler

A
Kitâbü’ddelâ’il ve’l-i’tibâr,
B
el-Osmâniyye
C
er-Red ale’n-nasârâ ve’l-yehûd
D
el-Fıkhü’l-ekber
E
el-Mi’yâr ve’l-muvâzene
Açıklama:
Günümüze ulaşıp
neşredilen bu döneme ait Mu‘tezilî eserlerin başlıcaları, Câhiz’in Kitâbü’ddelâ’il
ve’l-i’tibâr, el-Osmâniyye ve er-Red ale’n-nasârâ ve’l-yehûd’u ile
Ebû Cafer el-İskâfî’nin (ö. 240/854) el-Mi’yâr ve’l-muvâzene’sidir. Zaten erken
dönem Mu‘tezilîler’den, bunların dışında kalan isimlerin hiçbirinin müstakil
eseri günümüze ulaşmamıştır.

Soru 34

Aşağıdakilerden hangisi Mu‘tezile’yi red amacıyla Kitâbü’s-sıfât, Kitâbü halki’l-ef’âl ve Kitâbü’r-red ale’l-Mu‘tezile isimli eserleri yazmıştır?

Seçenekler

A
İbn Küllâb
B
Ebü’l-Hüseyin el-Hayyât
C
Ahmed b. Hanbel
D
Vâsıl b. Atâ
E
Muhâsibî
Açıklama:
İbn Küllâb’ın, tamamını Mu‘tezile’yi red amacıyla yazdığı anlaşılan
Kitâbü’s-sıfât, Kitâbü halki’l-ef’âl ve Kitâbü’r-red ale’l-Mu‘tezile isimli
eserleri ile Kalânisî’nin yine Mu‘tezile’ye karşı yazdığı eserlerinin hiçbiri
günümüze gelmemiştir.

Soru 35

Aşağıdakilerden hangisi Fehmü’l-Kur’ân, Mâhiyyetü’lakl ve Fasl min kitâbi’l-azame gibi eserlerinde kelâmî konulara değinmiş, Mu‘tezile başta olmak üzere Râfızî, Mürciî ve Hâricîler’i eleştirerek, Ehl-i sünnet akidesinin savunmasını yapmıştır?

Seçenekler

A
Ebü’l-Hüseyin el-Hayyât
B
Ahmed b. Hanbel
C
Muhâsibî
D
İbn Küllâb
E
Vâsıl b. Atâ
Açıklama:
Muhâsibî ise özellikle Fehmü’l-Kur’ân, Mâhiyyetü’lakl
ve Fasl min kitâbi’l-azame gibi eserlerinde kelâmî konulara değinmiş,
Mu‘tezile başta olmak üzere Râfızî, Mürciî ve Hâricîler’i eleştirerek, Ehl-i
sünnet akidesinin savunmasını yapmıştır.

Soru 36

Aşağıdakilerden hangisi Ehl-i sünnet mensuplarının kelâma karşı tavırlarını tenkit ve yumuşatmaya yönelik bir çalışma olan ve Risâle fî istihsâni’l-havz fî ilmi’l-kelâm adıyla da bilinen el-Has ale’l-bahs’i kaleme almıştır ve bu eserini cehaleti sermaye edinen, düşünme ve araştırmayı hoş görmeyen, taklide yönelen, itikadî meselelerle ve kelâm konularıyla ilgilenmeyi bid’at ve sapkınlık olarak değerlendirenlere karşı yazdığını ifade etmiştir?

Seçenekler

A
Bâkıllânî
B
Ahmed b. Hanbel
C
İbn Küllâb
D
Eş‘arî
E
Mâtürîdî
Açıklama:
Eş‘arî daha sonraki dönemde Ehl-i sünnet mensuplarının kelâma karşı
tavırlarını tenkit ve yumuşatmaya yönelik bir çalışma olan ve Risâle fî
istihsâni’l-havz fî ilmi’l-kelâm adıyla da bilinen el-Has ale’l-bahs’i kaleme
almıştır. Bu eserini cehaleti sermaye edinen, düşünme ve araştırmayı hoş
görmeyen, taklide yönelen, itikadî meselelerle ve kelâm konularıyla ilgilenmeyi
bid’at ve sapkınlık olarak değerlendirenlere karşı yazdığını ifade
etmesi, onun Selef metodundan uzaklaşarak kelâmcılığını sergilemeye
başladığı anlamına gelmektedir.

Soru 37

Aşağıdakilerden hangisi Mâtürîdî’nin başlıca kelâm eseri olan Kitâbü’t-tevhîd’in özelliğidir?

Seçenekler

A
akılla nakil arasında denge kurmaya çalışan kelâm metodunu benimsemesi
B
“bilgi”yi bir teori olarak ele alan ilk eser olması
C
Mu‘tezile’yi red amacıyla yazılmış olması
D
Aristo mantığına yer vermesi
E
İslâm mezhepler tarihine dair temel kaynaklardan biri olması
Açıklama:
İmam Eş‘arî, Basra ve Bağdat’ta görüşlerini yayarken, Mâverâünnehir’de
de Ebû Mansûr el-Mâtürîdî (ö. 333/944), Eş‘arîliğe paralel, fakat ona göre
akılcılığa daha fazla önem veren bir akımın kurulmasını sağlamıştır. Mâtürîdî’nin
kelâm sistemi ve eserleri, Eş‘arî’ye göre daha kapsamlı ve metodolojik
açıdan daha muhkem bir görünüm sergiler. Mâtürîdî’nin başlıca kelâm
eseri olan Kitâbü’t-tevhîd’in önemli bir özelliği, bilginin tanımı ve kaynakları
gibi konular üzerinde durarak, “bilgi”yi bir teori olarak ele alan ilk
eser olmasıdır. Bu eser, sonradan kelâmın ortak konuları hâline gelen bütün
itikadî meseleleri bu denli ilmî ve sistematik bir yaklaşımla incelemesi
açısından, IV/X. yüzyılın başlarında yazılıp günümüze intikal eden diğer kelâmî
ekollere ait eserler arasında ön plana çıkar.

Soru 38

Aşağıdakilerden hangisi Kitâbü’t-temhîd ve el-İnsâf gibi eserlerinde Mâtürîdî ile başlayan geleneği takip ederek Eş‘arî kelâmında bilgi problemi üzerinde duran isim olmuş, bilginin tanımı, kaynakları ve çeşitleri gibi meselelere eğilmiştir?

Seçenekler

A
İbn Küllâb
B
Bâkıllânî
C
Ahmed b. Hanbel
D
Abdülkâhir el-Bağdâdî
E
Ebû Ca’fer et-Tahâvî
Açıklama:
Mütekaddimîn döneminin en önemli Eş‘arî kelâmcısı Ebû Bekr el-
Bâkıllânî’dir (ö. 403/1013). O, Kitâbü’t-temhîd ve el-İnsâf gibi eserlerinde
Mâtürîdî ile başlayan geleneği takip ederek Eş‘arî kelâmında bilgi problemi
üzerinde duran isim olmuş, bilginin tanımı, kaynakları ve çeşitleri gibi
meselelere eğilmiştir. Bunun yanı sıra cevher, araz, atom gibi tabiat felsefesine
ilişkin konuları sistemleştirerek bunları ulûhiyet anlayışının temeline
yerleştirmiş, bu şekilde Eş‘arî kelâmını tabiat felsefesi açısından da ikmal
etmiştir. Bâkıllânî, İ’câzü’l-Kur’ân isimli eserinde Kur’ân’ın mucize oluş
yönlerini incelemektedir. Onun el-Beyân’ı ise mucize ve diğer olağanüstü
olaylar ile bunlar arasındaki farkları ele alan bir eserdir.

Soru 39

Aşağıdakilerden hangisi İlcâmü’l-avâm an ilmi’l-kelâm isimli eserinde kelâm ilminin halk için faydalı olmadığını, bu ilimle ancak belli bir entelektüel seviyeye sahip olanların ilgilenmesi gerektiğini savunmuştur?

Seçenekler

A
Gazzâlî
B
Bâkıllânî
C
Ahmed b. Hanbel
D
Eş‘arî
E
Mâtürîdî
Açıklama:
Gazzâlî’nin İlcâmü’l-
avâm an ilmi’l-kelâm isimli eserinde kelâm ilminin halk için faydalı
olmadığını, bu ilimle ancak belli bir entelektüel seviyeye sahip olanların
ilgilenmesi gerektiğini savunması, Selef’in yaklaşım tarzının haklılığı ve
özellikle halkın Selef inancının ilkelerini takip etmesi gerekliliği üzerinde
durması ilgi çekicidir.

Soru 40

Aşağıdakilerden hangisi metot olarak kısa, sade ve anlaşılır olmaya özen gösterilmesi ve Müslümanlar arasında ayrışma ve tartışmalara sebep olacak hususlardan ısrarla kaçınılması gibi özellikleriyle ortaya çıkan kelam dönemidir?

Seçenekler

A
Mütekaddimîn Dönemi
B
Müteahhirîn Dönemi
C
Felsefîleşmiş Kelâm Dönemi
D
Şerh Ve Haşiyecilik Dönemi
E
Yeni Kelâm İlmi Dönemi
Açıklama:
YENİ KELÂM İLMİ DÖNEMİ ESERLERİ
Yeni kelâm ilmi eserlerinde bazı özellikler ön plana çıkar. Mesela metot
açısından göze çarpan önemli bir özellik, klasik kelâm kaynaklarına göre
kısa, sade ve anlaşılır olmaya özen gösterilmesidir. O dönemde Müslümanlar
arasında ayrışma ve tartışmalara sebep olacak hususlardan ısrarla kaçınılması
gerektiğine dair yerleşik bir anlayış da söz konusudur. İşte bu iki sebeple
itikadî meselelerin ayrıntıları olarak değerlendirilebilecek, sahih bir Allah ve
din tasavvurunun oluşmasına faydası olmadığı düşünülen klasik tartışmalara
eserlerde yer verilmemiştir.

Soru 41

Aşağıdakilerden hangisi Kelâmın Teşekkül Dönemi eserlerinden biridir?

Seçenekler

A
el-Fıkhü’l-ekber
B
Kitâbü’ddelâ’il ve’l-i’tibâr
C
el-Osmâniyye
D
er-Red ale’n-nasârâ ve’l-yehûd
E
el-Mi’yâr ve’l-muvâzene
Açıklama:
El-Fıkhü’l-ekber ehl-i sünnet inancını ilgilendiren hemen hemen tüm konuları ihtiva etmektedir. Konular ayrıntılı biçimde tartışılmadığı gibi, delillere de yer verilmemiştir. Bu özellikleriyle el-Fıkhü’l-ekber, kelâmî usul ve üslubun erken dönem habercisi niteliğini hak eden bir eserdir.

Soru 42

Aşağıdakilerden hangisi Ebü’l-Hüseyin el-Hayyât’ın müellifin günümüze ulaşan tek eseridir?

Seçenekler

A
el-Mi’yâr ve’l-muvâzene
B
Kitâbü’ddelâ’il
C
el-İntisâr
D
el-Âlim ve’l-müteallim
E
er-Risâle ve el-Vasiyye
Açıklama:
Ebü’l-Hüseyin el-Hayyât’ın (ö. 300/913 [?]) el-İntisâr isimli eseri de, müellifin günümüze ulaşan tek eseridir. Mu‘tezile’yi savunma amacıyla kaleme alınan bu eser, daha önceki Mu‘tezilî görüşleri yine yetkin bir Mu‘tezilî’nin eliyle günümüze aktarması açısından önem taşımaktadır.

Soru 43

Aşağıdakilerden hnagisi Sünnî kesimden Sünnî inanca yöneltilen itirazları cevaplamış ve Selef mezhebinin inançlarını kelâm delilleriyle desteklemiş şahıslardan biridir?

Seçenekler

A
Amr b. Ubeyd
B
Muammer b. Abbâd es-Sülemî
C
Ebü’l-Hüzeyl el-Allâf
D
İbn Küllâb el-Basrî
E
Nazzâm
Açıklama:
Sünnî kesimden İbn Küllâb el-Basrî (ö. 240/854), Hâris elMuhâsibî (ö. 243/857) ve Ebü’l-Abbâs el-Kalânisî (ö. h. 4. asır başı) gibi şahıslar, Sünnî inanca yöneltilen itirazları cevaplamak düşüncesiyle kelâmı öğrenmişler, Selef mezhebinin inançlarını kelâm delilleriyle desteklemişlerdir.

Soru 44

İmam Ebü’l-Hasan el-Eş‘arî’nin cehaleti sermaye edinen, düşünme ve araştırmayı hoş görmeyen, taklide yönelen, itikadî meselelerle ve kelâm konularıyla ilgilenmeyi bid’at ve sapkınlık olarak değerlendirenlere karşı yazdığı eser aşağıdakilerden hangisidir?

Seçenekler

A
el-İbâne an usûli’d-diyâne
B
el-Has ale’l-bahs
C
er-Red ale’z-zenâdıka ve’l Cehmiyye
D
Makâlâtü’l-İslâmiyyîn
E
Mücerredü makâlâti’l-Eş‘arî
Açıklama:
Eş‘arî daha sonraki dönemde Ehl-i sünnet mensuplarının kelâma karşı tavırlarını tenkit ve yumuşatmaya yönelik bir çalışma olan ve Risâle fî istihsâni’l-havz fî ilmi’l-kelâm adıyla da bilinen el-Has ale’l-bahs’i kaleme almıştır. Bu eserini cehaleti sermaye edinen, düşünme ve araştırmayı hoş görmeyen, taklide yönelen, itikadî meselelerle ve kelâm konularıyla ilgilenmeyi bid’at ve sapkınlık olarak değerlendirenlere karşı yazdığını ifade etmesi, onun Selef metodundan uzaklaşarak kelâmcılığını sergilemeye başladığı anlamına gelmektedir.

Soru 45

Mütekaddimîn döneminin en önemli Eş‘arî kelâmcısı aşağıdakilerden hangisidir?

Seçenekler

A
Ebû Bekr elBâkıllânî
B
İbn Bâbeveyh el-Kummî
C
Hasan b. Musa en-Nevbahtî
D
Hasan b. Ali el-Berbehârî
E
Hanbelî âlimi İbn Batta el-Ukberî
Açıklama:
Mütekaddimîn döneminin en önemli Eş‘arî kelâmcısı Ebû Bekr elBâkıllânî’dir (ö. 403/1013). O, Kitâbü’t-temhîd ve el-İnsâf gibi eserlerinde Mâtürîdî ile başlayan geleneği takip ederek Eş‘arî kelâmında bilgi problemi üzerinde duran isim olmuş, bilginin tanımı, kaynakları ve çeşitleri gibi meselelere eğilmiştir.

Soru 46

Eserinde Aristo mantığına yer vermesi, kısmen felsefî açılımlarda bulunması, kelâm terminolojisinin gelişimine katkısı gibi özellikleriyle mütekaddimîn döneminden müteahhirîn kelâmına geçişe zemin hazırlayan şahıs aşağıdakilerden hangisidir?

Seçenekler

A
Ebü’l-Yüsr el-Pezdevî
B
Abdülkâhir el-Bağdâdî
C
İmâmü’l-Haremeyn Ebü’l-Meâlî el-Cüveynî’nin
D
Kâdî Abdülcebbâr
E
İbn Metteveyh
Açıklama:
Mütekaddimîn kelâmcılarının sonuncusu sayılan İmâmü’l-Haremeyn Ebü’l-Meâlî el-Cüveynî’nin (ö. 478/1085) başlıca kelâm eseri eş-Şâmil fî usûli’d-dîn’dir. Bu eserin ihtisar edilmiş hâli olarak değerlendirilen el-İrşâd’ı ise Aristo mantığına yer vermesi, kısmen felsefî açılımlarda bulunması, kelâm terminolojisinin gelişimine katkısı gibi özellikleriyle mütekaddimîn döneminden müteahhirîn kelâmına geçişe zemin hazırlamıştır.

Soru 47

Müteahhirîn kelâm döneminin ilk önemli ismi olan Gazzâlî’nin yaşadığı dönemde hem dinî hem de siyasî açıdan ciddi bir tehdit unsuru hâline gelen Bâtınîler’e karşı yazdığı eser aşağıdakilerden hangisidir?

Seçenekler

A
Makâsıdü’lfelâsife
B
Tehâfütü’l-felâsife
C
el-İktisâd fi’l-i’tikâd
D
İhyâü ulûmi’d-dîn
E
Fedâihu’l-Bâtıniyye
Açıklama:
Müteahhirîn kelâm döneminin ilk önemli ismi olan Gazzâlî’nin (ö. 505/1111) bir kısım eserleri muhalif görüşlere reddiye mahiyetindedir. O, Makâsıdü’lfelâsife’de İslâm felsefecilerinin görüşlerini tarafsız biçimde ortaya koyduktan sonra, Tehâfütü’l-felâsife’sinde bu görüşlerin kapsamlı eleştirisine yer verir. Yaşadığı dönemde hem dinî hem de siyasî açıdan ciddi bir tehdit unsuru hâline gelen Bâtınîler’e karşı yazdığı Fedâihu’l-Bâtıniyye de reddiye türü eserlerin örneklerindendir.

Soru 48

Kelâm ilminde tam anlamıyla felsefî kelâmı başlatan isim aşağıdakilerden hangisidir?

Seçenekler

A
Kâdî Beyzâvî
B
Şehristânî
C
Fahreddîn er-Râzî
D
Zemahşerî
E
İbnü’lMelâhimî
Açıklama:
Fahreddîn er-Râzî (ö. 606/1210) tam anlamıyla felsefî kelâmı başlatan isim olarak kabul edilir. Onun en hacimli kelâm eseri olan el-Metâlibü’l-âliye ve bunun muhtasar şekli kabul edilebilecek el-Muhassal, felsefî konuların kelâm çerçevesine dâhil edilmesinin önemli örneklerini teşkil eder.

Soru 49

Fatih Sultan Mehmed devri âlimlerinden kelâma dair eserlerinin tamamı şerh ve haşiye tarzında olan şahıs aşağıdakilerden hangisidir?

Seçenekler

A
Hocazâde Muslihuddîn Mustafa
B
Hayâlî Ahmed Efendi
C
Ali el-Kârî
D
Hızır Bey
E
Kemâleddîn İbnü’l-Hümâm
Açıklama:
Fatih Sultan Mehmed devri âlimlerinden Hayâlî Ahmed Efendi’nin (ö. 875/1470) kelâma dair eserlerinin tamamı şerh ve haşiye tarzındadır ve dönemin eser verme geleneğini tam anlamıyla yansıtır. Bunlar, Hâşiye alâ Şerhi’lAkâidi’n-Nesefiyye, Şerhu’l-Kasîdeti’n-nûniyye, Hâşiye alâ Şerhi Tecrîdi’lakâid, Hâşiye alâ Şerhi’l-Makâsıd, Hâşiyetü Şerhi’l-Mevâkıf ve Hâşiye alâ Risâleti isbâti’l-vâcib’dir.

Soru 50

Yeni dönem kelâm düşüncesinin Hint alt-kıtasında temsilcisi el-Kelâm adlı eseri kaleme alan alim aşağıdakilerden hangisidir?

Seçenekler

A
Muhammed Abduh
B
Abdüllatif Harpûtî
C
Murtazâ ez-Zebîdî
D
Tâceddîn esSübkî
E
Mevlânâ Şiblî Nu’mânî
Açıklama:
Yeni dönemin Hint alt-kıtasında temsilcisi Mevlânâ Şiblî Nu’mânî’nin (1857-1914) Urduca kaleme aldığı eseri el-Kelâm, klasik kelâm eserlerindeki bazı felsefî bahisleri dışarıda bırakması, özellikle ulûhiyet ve peygamberliğe dair konular üzerinde ayrıntılı biçimde durması ve bazı sosyal içerikli meseleleri İslâm’a yöneltilen eleştirileri cevaplama amacıyla kapsamına alması gibi yönleriyle dönemin kelâm eserlerinin metot ve muhteva özelliklerini gözler önüne serer.

Soru 51

I. Dönemin siyasî gelişmeleri ve ilk ihtilafların sonucunda ortaya çıkan bazı meseleleri ele almaktadırlar.
II. Küçük hacimlidirler.
III. Tek bir konu üzerine odaklanmaktadır.
IV. Cedel metodu ile yazılmışlardır.
Abdullah b. İbâz’ın (ö. 86/705) Emevî halifesi Abdülmelik’e hitaben yazdığı mektup, Hasan-ı Basrî’nin Abdülmelik’in bir sorusuna cevap niteliğindeki Risâle’si ve Kitâbü’l-ircâ düşünüldüğünde yukarıdakilerden hangileri söylenebilir?

Seçenekler

A
I ve II
B
I ve III
C
II ve III
D
I, II ve III
E
I, II ve IV
Açıklama:
Hz. Peygamber’in vefatından sonra da, onun dönemindeki mutlak bağlılık ve teslimiyet büyük ölçüde devam etmiştir. Ancak ilk etapta özellikle hilafet konusundaki anlaşmazlıklar ve Müslümanlar arasındaki iç savaşlar gibi sebeplerle bazı itikadî ve kelâmî problemler/tartışmalar baş göstermiştir. Bu nedenle, daha hicrî I. asırda kelâm alanına giren konularda fikir üretimi başlamıştır. Bu dönemde de kelâm ilmi oluşumunu tamamlamış olmadığı için konuları sistemli biçimde ele alan bütünlüklü kelâm çalışmalarına rastlamak mümkün değildir. Ancak belli konulardaki tartışmalar doğrultusunda bazı yazılı metinler ortaya konulmuştur. Hâricîler’in bir kolu olan İbâzîliğin kurucusu Abdullah b. İbâz’ın (ö. 86/705) Emevî halifesi Abdülmelik’e hitaben yazdığı ve İbâzî esaslarının kısa bir açıklaması niteliğini taşıyan mektubu ile Hasan-ı Basrî’nin (ö. 110/728) yine Abdülmelik’in bir sorusuna cevap niteliğindeki, kulların fiilleri ve kadere ilişkin görüşlerini açıkladığı, cebir görüşüne dayanan kaderci anlayışı eleştirdiği Risâle’si bunlara örnek teşkil eder. Bu noktada, Hz. Ali’nin torunu Hasan b. Muhammed İbnü’l-Hanefiyye’ye (ö. 100/718 [?]) nispet edilen iki risaleyi de zikretmek gerekir. Birincisi, Hz. Osman ve Hz. Ali ile Cemel ve Sıffîn gibi iç savaşlara katılanlardan bir tarafı veya her iki tarafı küfürle suçlamak yerine hükmün tehir edilip Allah’a bırakılmasının savunulduğu Kitâbü’l-ircâ, diğeri ise kaderi inkâr edenlere karşı sorular formunda düzenlenen bir risaledir. Bu risalelerin ortak özelliği, dönemin siyasî gelişmeleri ve ilk ihtilafların sonucunda ortaya çıkan bazı meseleleri ele almalarıdır. Ancak küçük hacimli bu eserlerin tamamı tek bir konu üzerine odaklanmıştır ve müellifinin konu hakkındaki görüşlerini ihtiva etmektedir. İtikad/kelâm alanında değerlendi-rilebilecek bir meseleyi ele almakla birlikte, özellikle yukarıda zikredilen ilk iki örneğin, kelâm eserlerinin temel özelliği olan tartışma (cedel) metodunu kullanmadığı görülmektedir. Bu nedenle her ne kadar kelâmî görüşlere yer verseler de, kelâm eseri olarak nitelenecek olgunluğa ulaşmış değillerdir. Cevap D şıkkıdır.

Soru 52

Aşağıdakilerden hangisi kelâmın teşekkül dönemi eserlerinden biridir?

Seçenekler

A
Kitâbü’d-delâ’il ve’l-i’tibâr
B
el-Osmâniyye
C
el-Fıkhü’l-ekber
D
er-Red ale’n-nasârâ ve’l-yehûd’u
E
el-Mi’yâr ve’l-muvâzene
Açıklama:
Erken dönem İslâm tarihinde bazı tartışma ve ihtilafların etkisiyle çeşitli itikadî gruplar oluşmuşsa da, II./VIII. asrın ikinci yarısına kadar itikadî düşüncede belirgin bir ekolleşme gerçekleşmemiştir. Nitekim hicrî I. asır sonu ile II. asır başlarındaki ilk fikir hareketlerinden sonra Mu‘tezile mezhebi bir düşünce ekolü olarak doğmuştur. Mu‘tezile’nin kurucuları kabul edilen Vâsıl b. Atâ (ö. 131/748) ve Amr b. Ubeyd’in (ö. 144/761) pek çok eser telif ettikleri sonraki kaynaklarda belirtilmekte ise de bunlardan hiçbirisi günümüze ulaşmamıştır. Kelâmın teşekkül döneminde itikadî meselelerin bir yandan da akla dayalı biçimde ele alınması sadece Mu‘tezile ile sınırlı kalmamıştır. Hanefî fıkıh ekolünün kurucusu Ebû Hanîfe de (ö. 150/767) Sünnî kelâmın teşekkülünden çok daha erken bir dönemde sahabe devrindeki şartların değiştiğini müşahede etmiş, İslâm dünyasında çeşitli siyasî ve fikrî gelişmelerin ortaya çıkması dolayısıyla iman esaslarının belirlenmesi için akaid konularının incelenmesini zorunlu görmüştür. Onun el-Fıkhü’l-ekber, el-Fıkhü’l-ebsat, el-Âlim ve’l-müteallim, er-Risâle ve el-Vasiyye gibi akaide dair eserleri itikadî meselelerin incelenmesinde teknik ayrıntı ve tartışmalara fazla girilmeyen, fakat inanç esaslarının derli toplu bir dökümünü veren akaid risalesi tarzı eserlerin güzel örneklerindendir. Cevap C şıkkıdır.

Soru 53

Aşağıdakilerden hangisi erken dönem mu'tezile eserlerinden biridir?

Seçenekler

A
Kitâbü’d-delâ’il ve’l-i’tibâr
B
Kitâbü’s-sıfât
C
Kitâbü halki’l-ef’âl
D
Kitâbü’r-red ale’l-Mu‘tezile
E
Fehmü’l-Kur’ân, Mâhiyyetü’l-akl
Açıklama:
Ehl-i sünnet kelâmının teşekkülüne kadar olan dönemde Vâsıl ve Amr b. Ubeyd’den başka Bişr b. Mu’temir (ö. 210/825), Muammer b. Abbâd es-Sülemî (ö. 215/830), Ebü’l-Hüzeyl el-Allâf (ö. 235/849), Nazzâm (ö. 220-230/835-844 arası) ve Câhiz (ö. 255/869) gibi isimler kelâm ilminin gelişimini sağlamış, fikrî mücadeleye öncülük etmişlerdir. Günümüze ulaşıp neşredilen bu döneme ait Mu‘tezilî eserlerin başlıcaları, Câhiz’in Kitâbü’d-delâ’il ve’l-i’tibâr, el-Osmâniyye ve er-Red ale’n-nasârâ ve’l-yehûd’u ile Ebû Cafer el-İskâfî’nin (ö.240/854) el-Mi’yâr ve’l-muvâzene’sidir. Zaten erken dönem Mu‘tezilîler’den, bunların dışında kalan isimlerin hiçbirinin müstakil eseri günümüze ulaşmamıştır. Cevap A şıkkıdır.

Soru 54

Mu'tezile'nin sistemleşme dönemi eserleriyle aynı dönemdeki sünni kelâmın öncüleri ve eserleri düşünüldüğünde Ahmed b. Hanbel’in vefatından sonra başkaları tarafından derlenen eserlerinin kelâm açısından en önemlisi, çeşitli mezhepler ile halku’l-Kur’ân, kader, deccal, melâike, ru’yetullah, kürsî ve ahirete ilişkin görüşlerini ihtiva eden eser aşağıdaki şıklardan hangisinde verilmiştir?

Seçenekler

A
Kitâbü’s-sünne
B
Kitâbü’s-sıfât
C
Kitâbü halki’l-ef’âl
D
Kitâbü’r-red ale’l-Mu‘tezile
E
Fehmü’l-Kur’ân
Açıklama:
Aynı dönemde, Sünnî kesimden İbn Küllâb el-Basrî (ö. 240/854), Hâris el-Muhâsibî (ö.243/857) ve Ebü’l-Abbâs el-Kalânisî (ö. h. 4. asır başı) gibi şahıslar, Sünnî inanca yöneltilen itirazları cevaplamak düşüncesiyle kelâmı öğrenmişler, Selef mezhebinin inançlarını kelâm delilleriyle desteklemişlerdir. İbn Küllâb’ın, tamamını Mu‘tezile’yi red amacıyla yazdığı anlaşılan Kitâbü’s-sıfât, Kitâbü halki’l-ef’âl ve Kitâbü’r-red ale’l-Mu‘tezile isimli eserleri ile Kalânisî’nin yine Mu‘tezile’ye karşı yazdığı eserlerinin hiçbiri günümüze gelmemiştir. Muhâsibî ise özellikle Fehmü’l-Kur’ân, Mâhiyyetü’l-akl ve Fasl min kitâbi’l-azame gibi eserlerinde kelâmî konulara değinmiş, Mu‘tezile başta olmak üzere Râfızî, Mürciî ve Hâricîler’i eleştirerek, Ehl-i sünnet akidesinin savunmasını yapmıştır.
Bu dönemin bir diğer önemli ismi Ahmed b. Hanbel’dir (ö. 241/855). O, itikadî meselelerin çözümlenmesinde aklın kullanımına, çağdaşlarına göre oldukça mesafeli yaklaşmış, ancak zaman zaman kelâm metotlarını da kullanarak Ehl-i sünnet görüşlerinin savunmasını yapmıştır. Hemen hemen tamamı vefatından sonra başkaları tarafından derlenen eserlerinin kelâm açısından en önemlisi, çeşitli mezhepler ile halku’l-Kur’ân, kader,
deccal, melâike, ru’yetullah, kürsî ve ahirete ilişkin görüşlerini ihtiva eden Kitâbü’s-sünne veya diğer adıyla İ’tikâdü Ehli’s-sünne’dir. er-Red ale’z-zenâdıka ve’l-Cehmiyye’si ise ilk dönem inanç yapısını ve selef akidesini yansıtması açısından önemlidir. Cevap A şıkkıdır.

Soru 55

Aşağıdakilerden hangisi ehl-i sünnet dönemi doğuş eserlerinden, önemli bir özelliği, bilginin tanımı ve kaynakları gibi konular üzerinde durarak, “bilgi”yi bir teori olarak ele alan ilk eser olan Kitâbü’t-tevhîd’de yer almayan ancak Mütekaddimîn dönemini temsil eden el-İrşâd’ın içinde yer alan konudur?

Seçenekler

A
İlâhiyyât bahisleri
B
İmamet meselesi
C
Nübüvvet konusu
D
Kazâ ve kader sorunu
E
Büyük günah, şefaat, iman gibi meseleler
Açıklama:
Ehl-i sünnet kelâmının doğuş dönemi eserlerinden Kitâbü’t-tevhîd’in ele aldığı konular beş ana başlık altında incelenebilir:
1. bölüm: İlâhiyyât konuları (âlemin yaratılmışlığı, Allah’ın varlığı, birliği, sıfatları, fiilleri, özel olarak kelâm sıfatı ve ru’yetullah). Ayrıca bu bölümde tevhid anlayışına aykırı görüş ve ekollerin eleştirisi yapılır.
2. bölüm: Peygamberlik konusu (nübüvvetin akaid içerisindeki yeri, in-sanlığın dünya ve ahiret saadeti için nübüvvete olan ihtiyacı, Hz. Muhammed’in nübüvvetinin ispatı, nübüvvet karşıtı anlayışların reddi ve Hristiyanlar’ın Hz. İsa’nın ulûhiyeti hakkındaki görüşlerinin eleştirisi).
3. bölüm: Kazâ ve kader konusu.
4. ve 5. bölümler: Büyük günah, şefaat, iman gibi konular. Mâtürîdî’nin bu eserinde imamet/hilafet konusuna ise yer verilmemiştir
Mütekaddimîn dönemi ve sonrası mütekâmil kelâm eserlerinin yapısına bir örnek teşkil edebilecek el-İrşâd’ın kapsadığı konular şu şekildedir:
Giriş: Nazar bahsi, ilmin hakikati.
1. bölüm (ilâhiyyât): Allah’ın varlığı, sıfatları, ru’yetullah, kader, irade, istitaat, ta‘dîl ve tecvîr, salâh-aslah.
2. bölüm (nübüvvât): Nübüvvetin ispatı, Hz. Muhammed’in nübüvveti, Kur’ân’ın mucize oluşu vb.
3. bölüm (sem’iyyât): Ahiret hâlleri, isimler, hükümler, mürtekib-i kebîre, şefaat, tevbe.
Hâtime: İmamet meselesi.
Cevap B şıkkıdır.

Soru 56

Mütekaddimîn döneminde Abdülkâhir el-Bağdâdî’nin bir anlamda Sünnî doktrinin inanç manifestosunu sunduğu eser aşağıdaki şıklardan hangisinde verilmiştir?

Seçenekler

A
Kitâbü’t-temhîd
B
el-Fark beyne’l-fırak
C
el-İnsâf
D
el-Beyân
E
el-İrşâd
Açıklama:
Mütekaddimîn döneminin en önemli Eş‘arî kelâmcısı Ebû Bekr el-Bâkıllânî’dir (ö. 403/1013). O, Kitâbü’t-temhîd ve el-İnsâf gibi eserlerinde Mâtürîdî ile başlayan geleneği takip ederek Eş‘arî kelâmında bilgi problemi üzerinde duran isim olmuş, bilginin tanımı, kaynakları ve çeşitleri gibi meselelere eğilmiştir. Bunun yanı sıra cevher, araz, atom gibi tabiat felsefesine ilişkin konuları sistemleştirerek bunları ulûhiyet anlayışının temeline yerleştirmiş, bu şekilde Eş‘arî kelâmını tabiat felsefesi açısından da ikmal etmiştir. Bâkıllânî, İ’câzü’l-Kur’ân isimli eserinde Kur’ân’ın mucize oluş yönlerini incelemektedir. Onun el-Beyân’ı ise mucize ve diğer olağanüstü olaylar ile bunlar arasındaki farkları ele alan bir eserdir. Bâkıllânî ile aynı dönemde yaşayan Abdülkâhir el-Bağdâdî’nin (ö. 429/1037) el-Fark beyne’l-fırak’ı İslâm mezhepler tarihine dair temel kay-naklardan biridir. O, bu eserinde
özellikle Eş‘arîler’i kastederek kullandığı “Ehl-i sünnet”in üzerinde ittifak ettiği esaslara müstakil bir fasıl ayırarak, bir anlamda Sünnî doktrinin inanç manifestosunu sunmaktadır. Usûlü’d-dîn isimli eserinde de bu hususları ayrıntılı biçimde işlemektedir.

Soru 57

  1. Yirmi üç senelik peygamberlik süresince Hz. Muhammed'e vahiylerin art arda devam etmesi
  2. Bu dönemde teşekkül sürecini tamamlamış herhangi bir İslâmî ilmin oluşmaması
  3. Özellikle hilafet konusundaki anlaşmazlıklar ve Müslümanlar arasındaki iç savaşlar gibi sebeplerle bazı itikadî ve kelâmî problemler/tartışmaların baş göstermesi
Yukarıdakilerden hangileri, Hz. Muhammed dönemi göz önüne alındığında İslâm dininin iman esaslarından bahseden bütünlüklü bir ilmin olmamasının gerekçeleri arasında yer alır?

Seçenekler

A
I-II
B
II-III
C
Yalnız I
D
Yalnız II
E
Yalnız III
Açıklama:
Hz. Peygamber’in vefatından sonra da, onun dönemindeki mutlak bağlılık ve teslimiyet büyük ölçüde devam etmiştir. Ancak ilk etapta özellikle hilafet konusundaki anlaşmazlıklar ve Müslümanlar arasındaki iç savaşlar gibi sebeplerle bazı itikadî ve kelâmî problemler/tartışmalar baş göstermiştir. Bu nedenle, daha hicrî I. asırda kelâm alanına giren konularda fikir üretimi başlamıştır.

Soru 58

Ebû Hanîfe'nin "el-Fıkhü’l-ekber"i ile ilgili aşağıdaki bilgilerden hangisi yanlıştır?

Seçenekler

A
İtikadî meseleler, aynı zamanda akla dayalı biçimde tartışılmıştır.
B
İslâm dünyasında çeşitli siyasî ve fikrî gelişmelerin ortaya çıkması dolayısıyla iman esaslarının belirlenmesi için akaid konularının incelenmesi zorunlu görülmüştür.
C
el-Fıkhü’l-ekber, Ehl-i sünnet inancını ilgilendiren hemen hemen tüm konuları ihtiva etmektedir.
D
Konular, delilleriyle ayrıntılı biçimde tartışılmıştır.
E
el-Fıkhü’l-ekber, kelâmî usul ve üslubun erken dönem habercisi niteliğindedir.
Açıklama:
Konular ayrıntılı biçimde tartışılmadığı gibi, delillere de yer verilmemiştir.

Soru 59

Aşağıdakilerden hangisi, Ebü’l-Hüseyin el- Hayyât’ın eseridir?

Seçenekler

A
Kitâbü’d-delâ’il ve’l-i’tibâr
B
el-İntisâr
C
el-Osmâniyye
D
er-Red ale’n-nasârâ ve’l-yehûd
E
el-Mi’yâr ve’l-muvâzene
Açıklama:
Câhiz - Kitâbü’d-delâ’il ve’l-i’tibâr, el-Osmâniyye ve er-Red ale’n-nasârâ ve’l-yehûd
Ebû Cafer el-İskâfî - el-Mi’yâr ve’l-muvâzene
Ebü’l-Hüseyin el- Hayyât - el-İntisâr

Soru 60

  1. İlk dönem çalışmalar yalnızca bilgi teorisi ve kelâm yöntemi üzerinde durmuştur.
  2. Usûl-i hamse, yani Mu‘tezile’nin beş temel esasını ayrıntılı biçimde işlemişlerdir.
  3. Farklı dinler ve fikir akımlarına yönelik ve kendi aralarındaki ihtilaflı konularda reddiyeler kaleme almışlardır.
Erken dönem Mu‘tezilîler ile ilgili yukarıdaki bilgilerden hangileri doğrudur?

Seçenekler

A
Yalnız I
B
Yalnız II
C
Yalnız III
D
I-II
E
II-III
Açıklama:
Bilgi teorisi ve kelâm yöntemi, tabiat felsefesi, siyaset yani hilafet meselesi üzerinde durmuşlardır.

Soru 61

Aşağıdakilerden hangisi, Ahmed b. Hanbel'in eserlerinden biridir?

Seçenekler

A
Kitâbü’s-sıfât
B
Kitâbü halki’l-ef’âl
C
İ’tikâdü Ehli’s-sünne
D
Fehmü’l-Kur’ân
E
Mâhiyyetü’l-akl
Açıklama:
  • Ahmed b. Hanbel - Kitâbü’s-sünne (İ’tikâdü Ehli’s-sünne), er-Red ale’z-zenâdıka ve’l-Cehmiyye
  • İbn Küllâb el-Basrî - Kitâbü’s-sıfât, Kitâbü halki’l-ef’âl ve Kitâbü’r-red ale’l-Mu‘tezile
  • Muhâsibî - Fehmü’l-Kur’ân, Mâhiyyetü’l-akl ve Fasl min kitâbi’l-azame

Soru 62

  1. Sünnî inanca yöneltilen itirazları cevaplamak düşüncesiyle kelâmı öğrenmişlerdir.
  2. Selef mezhebinin inançlarını kelâm delilleriyle desteklemişlerdir.
  3. İbn Küllâb’ın, tamamını Mu‘tezile’yi red amacıyla yazdığı Kitâbü’s-sıfât, Kitâbü halki’l-ef’âl ve Kitâbü’r-red ale’l-Mu‘tezile isimli eserleri günümüze ulaşan en önemli eserler arasındadır.
Yukarıdakilerden hangileri, İbn Küllâb el-Basrî, Hâris el-Muhâsibî ve Ebü’l-Abbâs el-Kalânisî gibi Sünnî kelâmın öncüleri ve eserleri ile ilgili doğru bilgiler arasında yer alır?

Seçenekler

A
Yalnız I
B
Yalnız II
C
Yalnız III
D
I-II
E
II-III
Açıklama:
İbn Küllâb’ın, tamamını Mu‘tezile’yi red amacıyla yazdığı anlaşılan Kitâbü’s-sıfât, Kitâbü halki’l-ef’âl ve Kitâbü’r-red ale’l-Mu‘tezile isimli eserleri ile Kalânisî’nin yine Mu‘tezile’ye karşı yazdığı eserlerinin hiçbiri günümüze gelmemiştir.

Soru 63

Yeni kelâm ilmi eserlerine ilişkin aşağıdaki bilgilerden hangisi yanlıştır?

Seçenekler

A
Sahih bir Allah ve din tasavvurunun oluşmasına faydası olduğu düşünülen klasik tartışmalara eserlerde yer verilmiştir.
B
Klasik kelâmdaki teferruat olarak görülen tartışmaların bir yana bırakılmasının da etkisiyle, kelâmın bütün temel meselelerini kuşatıcı eserler ortaya konulamamıştır.
C
İtikadî meselelerin yanı sıra dinin ferdî ve toplumsal boyutuna ilişkin hususların inceleme konusu yapılması, eserlerin muhtevasında genişleme yönünde bir değişime yol açmıştır.
D
Yeni kelâm ilmi döneminde kelâmcıların dini bir bütün olarak değerlendirme ve her yönüyle müdafaasını yapma düşüncelerinin sonucu olarak, insan hakları, kadın hakları gibi konular ve doğrudan bir inanç konusu olmasa da ibadetler konusunda yöneltilen eleştirilere verilen cevaplar kelâm eserlerinde yer almaya başlamıştır.
E
Klasik kelâm kaynaklarına göre kısa, sade ve anlaşılır olmaya özen gösterilmiştir.
Açıklama:
Sahih bir Allah ve din tasavvurunun oluşmasına faydası olmadığı düşünülen klasik tartışmalara eserlerde yer verilmemiştir.

Soru 64

Aşağıdakilerden hangisi, Mevlânâ Şiblî Nu’mânî’nin Urduca kaleme aldığı, klasik kelâm eserlerindeki bazı felsefî bahisleri dışarıda bırakması, özellikle ulûhiyet ve peygamberliğe dair konular üzerinde ayrıntılı biçimde durması ve bazı sosyal içerikli meseleleri İslâm’a yöneltilen eleştirileri cevaplama amacıyla kapsamına alması gibi yönleriyle dönemin kelâm eserlerinin metot ve muhteva özelliklerini gözler önüne seren eseridir?

Seçenekler

A
Târîh-i İlm-i Kelâm
B
el-Kelâm
C
Yeni İlm-i Kelâm
D
Mevkıfü’l-akl ve’l-ilm ve’l-âlem
E
Muvazzah İlm-i Kelâm
Açıklama:
  • Abdüllatif Harpûtî - Tenkîhu’l-kelâm fî akâidi ehli’l-İslâm, Târîh-i İlm-i Kelâm
  • İzmirli İsmail Hakkı - Yeni İlm-i Kelâm, Muhassalü’l-kelâm ve’l-hikme, Mülahhas İlm-i Tevhîd, Dîn-i İslâm ve Dîn-i Tabiî’, el-Cevâbü’s-sedîd fî beyâni dîni’t-tevhîd
  • Şeyhülislâm Mustafa Sabri Efendi - Mevkıfü’l-akl ve’l-ilm ve’l-âlem, Mevkıfü’l-beşer tahte sultâni’l-kader
  • Ömer Nasuhi Bilmen - Muvazzah İlm-i Kelâm, Mülahhas İlm-i Tevhîd Akâid-i İslâmiyye
  • Mevlânâ Şiblî Nu’mânî - el-Kelâm

Soru 65

Aşağıdakilerden hangisi, Mütekaddimîn döneminin en önemli Eş‘arî kelâmcısı olan, Kitâbü’t-temhîd ve el-İnsâf gibi eserlerinde Mâtürîdî ile başlayan geleneği takip ederek Eş‘arî kelâmında bilgi problemi üzerinde duran, bilginin tanımı, kaynakları ve çeşitleri gibi meselelere eğilen isimdir?

Seçenekler

A
Abdülkâhir el-Bağdâdî
B
İmâmü’l-Haremeyn Ebü’l-Meâlî el-Cüveynî
C
Ebû Bekr el-Bâkıllânî
D
Ebû Seleme es-Semerkandî
E
Ebü’l-Yüsr el-Pezdevî
Açıklama:
  • Bâkıllânî ile aynı dönemde yaşayan Abdülkâhir el-Bağdâdî’nin (ö. 429/1037) el-Fark beyne’l-fırak’ı İslâm mezhepler tarihine dair temel kaynaklardan biridir. O, bu eserinde özellikle Eş‘arîler’i kastederek kullandığı “Ehl-i sünnet”in üzerinde ittifak ettiği esaslara müstakil bir fasıl ayırarak, bir anlamda Sünnî doktrinin inanç manifestosunu sunmaktadır. Usûlü’d-dîn isimli eserinde de bu hususları ayrıntılı biçimde işlemektedir.
  • Mütekaddimîn kelâmcılarının sonuncusu sayılan İmâmü’l-Haremeyn Ebü’l-Meâlî el-Cüveynî’nin (ö. 478/1085) başlıca kelâm eseri eş-Şâmil fî usûli’d-dîn’dir. Bu eserin ihtisar edilmiş hâli olarak değerlendirilen el-İrşâd’ı ise Aristo mantığına yer vermesi, kısmen felsefî açılımlarda bulunması, kelâm terminolojisinin gelişimine katkısı gibi özellikleriyle mütekaddimîn döneminden müteahhirîn kelâmına geçişe zemin hazırlamıştır.
  • Ebû Seleme es-Semerkandî’nin (ö. IV./X. asrın ikinci yarısı), Cümelü usûli’d-dîn’inde, sistematik kelâm konularının tamamına yakın bir kısmına kısa ve özlü biçimde yer verilmiştir.
  • Mâtürîdî kelâmcısı Ebü’l-Yüsr el-Pezdevî (ö. 493/1100), klasik kelam kitaplarında yer alan hemen hemen tüm bahisleri ihtiva eden Usûlü’d-dîn isimli eserini, bid’at ehlinin görüşlerinin açığa çıkması ve Ehl-i sünnet çizgisini daha muhkem hâle getirme amacıyla yazdığını ifade eder.

Soru 66

Aşağıdakilerden hangisi, Gazzâlî’nin kelâm ilminin halk için faydalı olmadığını, bu ilimle ancak belli bir entelektüel seviyeye sahip olanların ilgilenmesi gerektiğini savunduğu eseridir?

Seçenekler

A
Makâsıdü’l-felâsife
B
Tehâfütü’l-felâsife
C
Fedâihu’l-Bâtıniyye
D
el-İktisâd fi’l-i’tikâd
E
İlcâmü’l-avâm an ilmi’l-kelâm
Açıklama:
Müteahhirîn kelâm döneminin ilk önemli ismi olan Gazzâlî’nin (ö. 505/1111) Makâsıdü’l-felâsife’de İslâm felsefecilerinin görüşlerini tarafsız biçimde ortaya koyduktan sonra, Tehâfütü’l-felâsife’sinde bu görüşlerin kapsamlı eleştirisine yer verir. Yaşadığı dönemde hem dinî hem de siyasî açıdan ciddi bir tehdit unsuru hâline gelen Bâtınîler’e karşı yazdığı Fedâihu’l-Bâtıniyye de reddiye türü eserlerin örneklerindendir. Öte yandan o, karşı çıktığı fikir akımlarını ele alıp görüşlerinin geçersizliğini ispatladıktan sonra, Ehl-i sünnet düşüncesinin de ortaya konulması gerektiği kanaatindedir ve bu sebeple kelâm ilmine dair özgün eserler de ortaya koymuştur. Bunlar arasında el-İktisâd fi’l-i’tikâd isimli eseri, İhyâü ulûmi’d-dîn’in bir bölümünü teşkil eden Kavâidü’l-akâid’e göre kelâm metodunun daha yoğun tatbik edildiği bir örnektir. Esmâ-i hüsnâ ve buna ilişkin meseleleri ele aldığı el-Maksadü’l-esnâ, bu konuda sonraki dönemlerde yazılan eserler üzerinde etkili olmuştur. el-Hikme fî mahlûkâtillâh’ta insanın ve âlemdeki diğer varlıkların yaratılışındaki hikmetlerden bahisle Allah’ın varlığı ve birliği konusunu işlemektedir. Gazzâlî’nin İlcâmü’l-avâm an ilmi’l-kelâm isimli eserinde kelâm ilminin halk için faydalı olmadığını, bu ilimle ancak belli bir entelektüel seviyeye sahip olanların ilgilenmesi gerektiğini savunması, Selef ’in yaklaşım tarzının haklılığı ve özellikle halkın Selef inancının ilkelerini takip etmesi gerekliliği üzerinde durması ilgi çekicidir.

Soru 67

Eserinde Kelâm ilminin halk için faydalı olmadığını, bu ilimle ancak belli bir entelektüel seviyeye sahip olanların ilgilenmesi gerektiğini savunması, Selef ’in yaklaşım tarzının haklılığı ve özellikle halkın Selef inancının ilkelerini takip etmesi gerekliliği üzerinde durmasıyla ilgi çeken Müteahhirîn kelâm dönemi ismi kimdir?

Seçenekler

A
Gazzâlî
B
Ebü’l-Muîn en-Nesefî
C
Necmeddîn Ömer en-Nesefî
D
İbnü’l-Melâhimî
E
Zemahşerî
Açıklama:
Müteahhirîn kelâm döneminin ilk önemli ismi olan Gazzâlî’nin (ö. 505/1111) bir kısım eserleri muhalif görüşlere reddiye mahiyetindedir. O, Makâsıdü’l-felâsife’de İslâm felsefecilerinin görüşlerini tarafsız biçimde ortaya koyduktan sonra, Tehâfütü’l-felâsife’sinde bu görüşlerin kapsamlı eleştirisine yer verir. Yaşadığı dönemde hem dinî hem de siyasî açıdan ciddi bir tehdit unsuru hâline gelen Bâtınîler’e karşı yazdığı Fedâihu’l-Bâtıniyye de reddiye türü eserlerin örneklerindendir. Öte yandan o, karşı çıktığı fikir akımlarını ele alıp görüşlerinin geçersizliğini ispatladıktan sonra, Ehl-i sünnet düşüncesinin de ortaya konulması gerektiği kanaatindedir ve bu sebeple kelâm ilmine dair özgün eserler de ortaya koymuştur. Bunlar arasında el-İktisâd fi’l-i’tikâd isimli eseri, İhyâü ulûmi’d-dîn’in bir bölümünü teşkil eden Kavâidü’l-akâid’e göre kelâm metodunun daha yoğun tatbik edildiği bir örnektir. Esmâ-i hüsnâ ve buna ilişkin meseleleri ele aldığı el-Maksadü’l-esnâ, bu konuda sonraki dönemlerde yazılan eserler üzerinde etkili olmuştur. el-Hikme fî mahlûkâtillâh’ta insanın ve âlemdeki diğer varlıkların yaratılışındaki hikmetlerden bahisle Allah’ın varlığı ve birliği konusunu işlemektedirGazzâlî’nin İlcâmü’l-avâm an ilmi’l-kelâm isimli eserinde kelâm ilminin halk için faydalı olmadığını, bu ilimle ancak belli bir entelektüel seviyeye sahip olanların ilgilenmesi gerektiğini savunması, Selef ’in yaklaşım tarzının haklılığı ve özellikle halkın Selef inancının ilkelerini takip etmesi gerekliliği üzerinde durması ilgi çekicidir. Cevap A şıkkıdır.

Soru 68

Tam anlamıyla felsefî kelâmı başlatan isim kimdir?

Seçenekler

A
Gazzâlî
B
Eş‘arî
C
Fahreddîn er-Râzî
D
Kâdî Beyzâvî
E
Nureddîn es-Sâbûnî
Açıklama:
Gazzâlî’nin başlattığı ve felsefî konulara kelâm ilminde daha çok yer verme, hem üslup hem de terminoloji açısından kelâmın felsefeleşmesi diye ifade edilebilecek yaklaşım, kendisinden sonra gelen Şehristânî (ö. 548/1153) tarafından devam ettirilmiştir. Onun Nihâyetü’l-ikdâm fî ilmi’l-kelâm’ı klasik Sünnî kelâmın hemen bütün konularını Eş‘arî bakış açısı ile ele almakla birlikte, pek çok felsefî meseleye ve delile de yer verilmiştir.
Öte yandan Musâraatü’l-felâsife’de özellikle İbn Sînâ’nın kelâmî konulara dair görüşlerini eleştirir. el-Milel ve’n-nihal isimli eseri ise mezhepler tarihinin temel kaynaklarındandır. Fahreddîn er-Râzî (ö. 606/1210) tam anlamıyla felsefî kelâmı başlatan isim olarak kabul edilir. Onun en hacimli kelâm eseri olan el-Metâlibü’l-âliye ve bunun muhtasar şekli kabul edilebilecek el-Muhassal, felsefî konuların kelâm çerçevesine dâhil edilmesinin önemli örneklerini teşkil eder. Râzî, Kitâbü’l-erbaîn’de kelâm ilminin ana konularını yine aynı yaklaşımla ele alır. Onun kelâma dair diğer önemli eserleri Meâlimü usûli’ddîn, Esâsü’t-takdîs, Levâmiu’l-beyyinât, İsmetü’l-enbiyâ ve Nihâyetü’l-ukûl’dür. İ’tikâdâtü fıraki’l-müslimîn ve’l-üşrikîn’de ise belli başlı İslâmî mezheplerle İslâm dışı din ve görüşlere dair bilgiler verir. Cevap C şıkkıdır.

Soru 69

1. bölüm: İlkeler
2. bölüm: Genel meseleler
3. bölüm: Arazlar
4. bölüm: Cevherler
5. bölüm: İlâhiyyât bahisleri
6. bölüm: Sem’iyyât bahisleri
Yukarıda bölümlerinin isimleri verilen eser aşağıdaki şıklardan hangisinde verilmiştir?

Seçenekler

A
el-İktisâd
B
Tebsıratü’l-edille fî usûli’d-dîn
C
Ebkâru’l-efkâr
D
Şerhu’l-Makâsıd
E
Zemmü’t-te’vîl
Açıklama:
Şerh ve derlemecilik döneminin en klasik örneklerinden Şerhu’l-Makâsıd ve Şerhu’lMevâkıf’ın birbirinin hemen hemen aynı olan içerik ve konu dağılımları şu şekildedir:
1. bölüm: İlkeler (Kelâm ilminin tanımı, konusu, gayesi, bilgi konusu, nazar ve delil konuları).
2. bölüm: Genel meseleler (Varlık ve yokluk, mahiyet, varlık ve mahiyete ilişkin konular, zorunluluk-imkânsızlık ve imkân, kıdem-hudûs, birlik-çokluk, illet-ma’lûl).
3. bölüm: Arazlar (Arazlara ilişkin genel meseleler ve arazların türleri).
4. bölüm: Cevherler (Cevherlerin tanımı ve kısımları, cisimler, nefis ve akıl gibi maddî olmayan varlıklar).
5. bölüm: İlâhiyyât bahisleri (Allah’ın zatı, tenzihî sıfatlar, sübûtî sıfatlar, ru’yetullah, fiilî sıfatlar, esmâ-i hüsnâ).
6. bölüm: Sem’iyyât bahisleri (Nübüvvet, ahiret ve hâlleri, isimler ve hükümler, yani iman, İslâm ve küfür terimleri ve bunlara ilişkin hükümler, imamet).
Cevap D şıkkıdır.

Soru 70

Aşağıdaki şıklarda verilen kelâm eserlerinden hangisinde imamet konusu ele alınmamıştır?

Seçenekler

A
Ebkâru’l-efkâr
B
Şerhu’l-Makâsıd
C
el-Kelâm
D
el-İktisâd
E
el-İrşâd
Açıklama:
Yeni dönem kelâm düşüncesinin Mısır’daki temsilcisi Muhammed Abduh (1849-1905), Selefî düşünceye daha yakın durmasıyla çağdaşlarından ayrılır. O, en önemli eseri olan Risâletü’t-tevhîd’in giriş kısmında, o dönemde alışılageldiği üzere, geçmiş kelâm kitaplarının yapı ve muhteva itibariyle kendi çağına ve muhataplarına uygun olmadığını ifade eder. Özellikle müteahhirîn kelâmcılarının gereğinden fazla felsefî bahislere dalmış olmalarını eleştirir, mezhepler arasındaki kelâmî ihtilaflar ve teorik tartışmalarla ilgilenmenin gereksizliğine vurgu yapar. Bu bağlamda, eserini Selef itikadı üzere ve ihtilafları göz ardı edecek tarzda telif ettiğini dile getirir. Aynı dönemde Hint alt-kıtasında Mevlânâ Şiblî Nu’mânî’nin (1857-1914) Urduca kaleme aldığı eseri el-Kelâm, klasik kelâm eserlerindeki bazı felsefî bahisleri dışarıda bırakması, özellikle ulûhiyet ve peygamberliğe dair konular üzerinde ayrıntılı biçimde durması ve bazı sosyal içerikli meseleleri İslâm’a yöneltilen eleştirileri cevaplama amacıyla kapsamına alması gibi yönleriyle dönemin kelâm eserlerinin metot ve muhteva özelliklerini gözler önüne serer. el-Kelâm’ın içeriği şu şekildedir:
Giriş: Yeni ilimler ve din; din insan fıtratının bir parçasıdır; İslâm Dini; akıl ve din.
1. bölüm: Allah’ın varlığı, Allah’ın varlığını ispat etmede Kur’ân metodu, Allah’ı inkâr edenlerin itirazları, inkârcıların itirazlarına cevaplar, tevhîd.
2. bölüm: Nübüvvet, mucize konusu üzerinden nübüvvete yöneltilen itirazlar, nübüvvete genel itirazlar, nübüvvet ve mucizenin hakikati, peygamberlerin eğitim ve hidayet metodu, mucizeler, Hz. Muhammed’in nübüvveti.
3. bölüm: Akaid, akaidin ayrıntılı açıklaması, ruhaniyyât, vahiy ve ilham.
4. bölüm: İslâm ilerleme ve medeniyete karşı değil destekleyicidir; din ve dünyanın birlikteliği.
Ekler: İmam Râzî’nin nübüvvetle ilgili görüşlerinin özeti, İmam Gazzâlî’nin nübüvvetle ilgili görüşlerinin özeti.
Cevap C şıkkıdır.

Ünite 10

Soru 1

İslam kültüründe ilimleri en erken sınıflandıran kişi aşağıdakilerden hangisidir?

Seçenekler

A
Fârâbî
B
Âmirî
C
Gazzâlî
D
İbn Kudâme
E
İbnü’l-Vezîr
Açıklama:
İslâm kültüründe ilimlere yönelik en erken sınıflamalardan birisini
meşhur İslâm felsefecisi Fârâbî (ö. 339/950) yapar. O ilimleri “dil ilmi,
mantık ilmi, matematik, geometri, astronomi, musikî gibi talimî ilimler, fizik
ve metafizik, medenî ilimler, yani siyaset, fıkıh ve kelâm” şeklinde sınıflandırırken (Fârâbî, 1955), kelâmı, siyaset ve fıkıh gibi pratik (amelî) ilimler
içerisinde değerlendirir.
Doğru cevap A'dır.

Soru 2

Dinî ilimler arasında rütbesi en yüksek olan ilimin kelâm olduğunu iddia eden ve savunan kişi aşağıdakilerden hangisidir?

Seçenekler

A
Fârâbî
B
Âmirî
C
Gazzâlî
D
Ebû Hanîfe
E
İbn Kudâme
Açıklama:
Gazzâlî önce ilimleri aklî ve naklî şeklinde ikiye ayırır, sonra da bunların her birinin kendi içinde cüz’î ve küllî kısımlarına ayrıldığını belirtir. Ona göre dinî ilimler içinde küllî olan kelâmdır. Çünkü kelâm ilmi, en genel olan şeyle, yani varlık ile ilgilenmektedir. Fıkıh, hadis, tefsir gibi ilimler, kelâma göre cüz’î kalmaktadır. Dolayısıyla dinî ilimler arasında rütbesi en yüksek olan ilim kelâmdır.
Doğru cevap C'dir.

Soru 3

I. Kelâmın geniş bir konuyu ele alması ve Allah’ın zatı, sıfatları ve fiilleri
gibi şerefli meselelerle ilgilenmesi
II. İslâmın tebliğ eidlmesinin ve yayılmasının en kolay yolunun kelâm olması
III. Dünya ve ahiret mutluluğunu elde etmek gibi en üstün bir gayeyi hedeflemesi
IV. Kelâm ilmi olmadan Allah'ın indirdiği Kuran-ı Kerîm'in tam anlamıyla anlaşılmasının imkânsız olması
V. Kullandığı delillerin hem doğru düşünebilen akıl tarafından kabul görecek,
hem de ayet ve sahih hadislere uygun deliller olması
Yukarıdakilerden hangileri kelâmın en üstün ilim olduğuna dair ileri sürülen gerekçelerdendir?

Seçenekler

A
I-II
B
III-IV
C
I-II-III
D
I-III-V
E
I-II-III-IV
Açıklama:
Bizzat kelâmcılar ortaya koydukları için öznel olarak değerlendirilebilirse
de, kelâmın en üstün ilim olduğuna dair şu gerekçeler ileri sürülmüştür:
1. Kelâmın geniş bir konuyu ele alması ve Allah’ın zatı, sıfatları ve fiilleri
gibi şerefli meselelerle ilgilenmesi,
2. Dünya ve ahiret mutluluğunu elde etmek gibi en üstün bir gayeyi hedeflemesi,
3. Kullandığı delillerin hem doğru düşünebilen akıl tarafından kabul görecek,
hem de ayet ve sahih hadislere uygun deliller olması,
4. Bütün peygamberler inanç konularında ittifak ettikleri ve bu ilmin
meselelerini oluşturan iman esasları ilk peygamberden günümüze kadar
hiçbir değişikliğe uğramadan geldiği için kelâmın hakikî ilim özelliğini
kazanmış olması,
5. Âlemin yaratıcısı, her şeyi bilen, her şeye güç yetiren, peygamber
göndermek ve kitap indirmek suretiyle insan ile irtibat kuran ve onu yükümlü tutan Allah’ın varlığı ispat edilmedikçe tefsir, hadis, fıkıh gibi
ilimlerin varlığından söz edilemeyeceği için diğer dinî ilimlerin kelâm ilmine dayanması,
6. Mantık ilminin felsefî konularda kişiye söz söyleme yeteneği kazandırdığı
gibi, kelâm ilminin de dinî ilimleri araştırma ve inanç esaslarını ispat ve
savunmada söz söyleme imkânı vermesi.
Doğru cevap D'dir.

Soru 4

Kelâm ilminin felsefe ilminden ayrıldığı nokta aşağıdakilerden hangisidir?

Seçenekler

A
Kelâmın Allah'ın zatından bahsetmesi
B
Kelâmın başlangıç ve sondan bahsetmesi
C
Kelâm ilminin aklı kullanması
D
Kelâm ilminin vahye dayanması
E
Kelâm ilminin varoluşu incelemesi
Açıklama:
Kelâm da felsefe de Allah’ın zatından ve sıfatlarından, başlangıç ve son itibariyle yaratılmış varlıkların durumlarından bahseder. Ancak kelâmdan farklı
olarak felsefenin konuları ele alırken hareket noktası akıldır. Akla uymadığını
gördüğü konularda nakli, yani ayet ve hadisi kabul etmez. Kelâmın hareket
noktası ise vahiydir, nakildir. Kelâm her ne kadar inanç konularının açıklanması ve ispatında akla yer verse de, vahyi temel kabul eder, İslâmî ilkelere
bağlı kalır. Bu şekilde salt akılcı davranan ve vahyi çıkış noktası kabul etmeyen felsefeden ayrılır.
Doğru cevap D'dir

Soru 5

Aslında kelâmın konusu olmamasına rağmen, Hâricîler’-in ve özellikle Şîa’nın imamet konusu üzerinde önemle durmaları ve Şîa’nın bunu âdetâ bir inanç konusu hâline getirmesinden dolayı kelâmın ilgilenmek zorunda kaldığı alan aşağıdakilerden hangisidir?

Seçenekler

A
Ahlâk
B
Tabiat
C
Fıkıh
D
Siyaset
E
Hadîs
Açıklama:
Siyaset ise belki asıl itibariyle kelâmın konusu değildir. Ancak Hâricîler’-
in ve özellikle Şîa’nın imamet (devlet başkanlığı) meselesi üzerinde önemle
durmaları ve Şîa’nın bunu âdetâ bir inanç esası hâline getirmesi, kelâmın siyaset ilmiyle ve siyasî konularla bu açıdan ilgilenmesini gerekli kılmıştır.
Doğru cevap D'dir.

Soru 6

İlk dönem müslümanlarından Selef'i savunan Hanbelî âlimlerine kadar süren kelâm karşıtlığının ilk müstakil eseri olarak kabul edilen eser aşağıdakilerden hangisidir?

Seçenekler

A
Zemmü’l-kelâm ve ehlihî
B
Tahrîmü’n-nazar fî kütübi ehli’lkelâm
C
Zemmü’t-te’vîl
D
Tercîhu esâlîbi’ lKur’ân alâ esâlîbi’l-Yûnân
E
Kitâbü’l-hurûf
Açıklama:
İlk dönem Müslümanlar ile başlayan, ilk mezhep imamları ve sonrasında
Selef’in yolunu takip eden Hanbelî âlimleri ile devam eden kelâm karşıtlığı,
gelenek içerisinde özel bir literatür oluşması noktasına kadar gitmiştir. Bunun
müstakil eser olarak bilinen ilk örneği, Ebû İsmail Hâce Abdullah b.
Muhammed el-Herevî’nin (ö. 481/1088) Zemmü’l-kelâm ve ehlihî isimli
eseridir. İbn Kudâme’nin (ö. 620/1223) Tahrîmü’n-nazar fî kütübi ehli’lkelâm ve Zemmü’t-te’vîl, İbnü’l-Vezîr’in (ö. 840/1436) Tercîhu esâlîbi’lKur’ân alâ esâlîbi’l-Yûnân gibi eserleri konuya tahsis edilmiş diğer örneklerdir. Bunların yanı sıra, İbn Teymiyye (ö. 728/1328) ve onun öğrencisi İbn
Kayyim el-Cevziyye’nin (ö. 751/1350) hemen hemen tüm eserlerinde kelâma
ve kelâmcılara yönelik keskin eleştiriler yer almaktadır.
Doğru cevap A'dır.

Soru 7

Selef ve Selef çizgisinde yer alanlar “Bugün size dininizi tamamladım” (Mâide 5/3) mealindeki ayetten faydalanarak kelâm ilmine aşağıdaki eleştirilerden hangisini yapmışlardır?

Seçenekler

A
Kelâm, sonradan, hakikatin ortaya çıkmasından ziyade, hasmı susturma ve mağlup etmeye yönelik kısır bir tartışma biçimi hâline gelmiştir.
B
Dini anlamak ve yorumlamak için Kuran-ı Kerim ve hadis dışında her şey dinde aslı olmayan ve değer ifade etmeyen bir bid’attir.
C
Kelâm, muhalifleri reddetmeye yönelik, hitabet ve cedele dayalı bir üslup benimsediğinden, Kur’ân ve Sünnet’in üslubuna uygunluk arz etmez.
D
Kelâmcılar, ya teşbihe düşerek Allah’ın sıfatlarını yaratılmışların sıfatlarına benzetmeye kalkışmışlardır.
E
Kelâmcılar dinî meseleleri akıl yürüterek çözmeye çalışır ve cevher, araz, tafra, tevellüd, kemiyet, keyfiyet gibi felsefî meseleleri kesin ilkeler gibi görürler.
Açıklama:
Aslında “Bugün size dininizi tamamladım” (Mâide 5/3) mealindeki ayet,
dinin kaynağının Kur’ân ile Hz. Peygamber’in hadisleri ve bir ölçüde de
sahabenin sözlerinden ibaret olduğunu açık biçimde ortaya koyar.
Dolayısıyla dini anlama ve yorumlama noktasında nakil denilen bu kaynak dışında geliştirilen her yöntem dinde aslı olmayan ve değer ifade
etmeyen bir bid’attir. Son tahlilde kelâm da bu kapsamda değerlendirilmelidir (Herevî, 1998, s. 278, 281).
Doğru cevap B'dir.

Soru 8

I. Sistemli bir kelâm eleştirisi yapmamıştır.
II. Kelâmcıların yaratılışla ilgili atom teorisini reddeder.
III. Kelâmcıların görüşlerini alarak değerlendirmeler yapmıştır.
Yukarıda kelâmla ilgili tavırları verilmiş İslam filozofu aşağıdakilerden hangisidir?

Seçenekler

A
Fârâbî
B
İbn Rüşd
C
İbn Sînâ
D
Cüveynî
E
Bâkıllânî
Açıklama:
İbn Sînâ’da da sistemli bir kelâm eleştirisi görülmez. Ancak o, âlemi ve
Allah-âlem ilişkisini açıklama tarzındaki farklılıklara bağlı olarak çeşitli
konularda kelâm öğretilerine ilişkin tenkitler ortaya koyar. Tabiatıyla tenkit
getirdiği başlıca konulardan birisi, Aristoteles’in de reddettiği atom teorisidir.
Sonuç itibariyle İbn Sînâ’nın temel gayesinin kelâm eleştirisi yapmak olmadığı ve kendi sistemini kurgularken bununla uzlaşmaz gördüğü noktalarda
kelâmcıların görüşlerini ele alarak değerlendirmeler yaptığını söylemek
mümkündür. Felsefe cenahından kelâma yönelik köklü ve sistemli eleştiriler
İbn Rüşd (ö. 595/1198) tarafından ortaya konulmuştur.
Doğru cevap C'dir.

Soru 9

İslam filozofları arasında kelâm ilmine en köklü ve sistematik eleştirileri yönelten aşağıdakilerden hangisidir?

Seçenekler

A
Fârâbî
B
İbn Sînâ
C
İbn Rüşd
D
Gazzâlî
E
Cüveynî
Açıklama:
Felsefe cenahından kelâma yönelik köklü ve sistemli eleştiriler
İbn Rüşd (ö. 595/1198) tarafından ortaya konulmuştur.
İbn Rüşd felsefesinin temel özelliklerinden birisi, felsefe ile din arasında
bir uzlaşma arayışıdır. Ona göre bir hakikat bir diğerine zıt olamayacağı için,
akılla elde edilen bilgi ve deliller ile vahiy yoluyla elde edilen bilgi ve deliller
kesinlikle birbirine ters düşmez
Doğru cevap C'dir.

Soru 10

Aşağıdakilerden hangisi Eş‘arî kelâmının eleştirilen taraflarından biridir?

Seçenekler

A
İnsan davranışlarını biçimlendirmeye yönelik pratik bir etki ortaya koymuştur.
B
Kur’ân’dan hareketle bir fikrî üst yapı, yani bütüncül bir dünya görüşü oluşturmuştur.
C
Belli bir öğretiyi desteklemek için delil getirilen nas, bu yorumlanmış hâliyle mutlaklaştırılmıştır.
D
Allah’ın kudret ve iradesinin mutlaklığını korumak adına insanı yok saymıştır.
E
Hem Allah hem de insan merkezli bir varlık anlayışı ve arayışı içerisine girmiştir.
Açıklama:
Eş‘arî kelâmı Allah’ın kudret ve iradesinin mutlaklığını koruma adına, insanın hürriyetini nerede ise yok sayan bir açıklama tarzı geliştirmiş, sanki
Allah ile insanın irade ve kudretini zıt kutuplar gibi değerlendirmiştir. Âdetâ
ikincisini kabul etmenin birinciyi ortadan kaldıracağı gibi aşırı sakınmacı bir
düşünceyle hareket etmiştir.
Doğru cevap D'dir.

Soru 11

Kelâm'ı ilim olarak ele alırken sadece dini savunma sanatı, yani bir araç derecesine indiren kişi aşağıdaki şıklardan hangisinde verilmiştir?

Seçenekler

A
Fârâbî
B
Âmirî
C
Gazzâlî
D
İbn Kudâme
E
İbnü’l-Vezîr
Açıklama:
İslâm kültüründe ilimlere yönelik en erken sınıflamalardan birisini meşhur İslâm felsefecisi Fârâbî (ö. 339/950) yapar. O ilimleri “dil ilmi, mantık ilmi, matematik, geometri, astronomi, musikî gibi talimî ilimler, fizik ve metafizik, medenî ilimler, yani siyaset, fıkıh ve kelâm” şeklinde sınıflandırırken (Fârâbî, 1955), kelâmı, siyaset ve fıkıh gibi pratik (amelî) ilimler içerisinde değerlendirir. Onu, Allah Teâlâ’nın açıkça anlattığı belli düşünce ve fikirleri, dinî hükümleri destekleme ve güçlendirmeye, bunlara aykırı olan her şeyin de söz vasıtasıyla yanlışlığını göstermeye imkân sağlayan bir ilim olarak takdim eder. Dolayısıyla kelâmı sadece dini savunma sanatı, yani bir
araç derecesine indirdiği anlaşılmaktadır. Cevap A şıkkıdır.

Soru 12

"Dinî ilimler içinde küllî olan kelâmdır. Çünkü kelâm ilmi, en genel olan şeyle, yani varlık ile ilgilenmektedir. Fıkıh, hadis, tefsir gibi ilimler, kelâma göre cüz’î kalmaktadır. Dolayısıyla dinî ilimler arasında rütbesi en yüksek olan ilim kelâmdır."
Yukarıda verilen düşüncenin sahibi aşağıdaki şıklardan hangisinde verilmiştir?

Seçenekler

A
Fârâbî
B
Âmirî
C
Gazzâlî
D
İbn Teymiyye
E
İbn Kayyim el-Cevziyye
Açıklama:
Felsefeciler dışında kalan isimler tarafından yapılan tasniflerde kelâm ilmine dinî ilimler içerisinde daima önemli bir konum verilmiştir. Kelâmcıların yaptığı sınıflandırmalarda ise, felsefecilerde olduğunun aksine en yüksek paye kelâm ilmine verilir. Mesela Gazzâlî önce ilimleri aklî ve naklî şeklinde ikiye ayırır, sonra da bunların her birinin kendi içinde cüz’î ve küllî kısımlarına ayrıldığını belirtir. Ona göre dinî ilimler içinde küllî olan kelâmdır. Çünkü kelâm ilmi, en genel olan şeyle, yani varlık ile ilgilenmektedir. Fıkıh, hadis, tefsir gibi ilimler, kelâma göre cüz’î kalmaktadır. Dolayısıyla dinî ilimler arasında rütbesi en yüksek olan ilim kelâmdır. Cevap C şıkkıdır.

Soru 13

I. Kelâm da felsefe de Allah’ın zatından ve sıfatlarından, başlangıç ve son itibariyle yaratılmış varlıkların durumlarından bahseder.
II. Kelâmın hareket noktası vahiydir, nakildir.
III. Kelâm her ne kadar inanç konularının açıklanması ve ispatında vahiye ve nakile dayansa da akla uymadığını
gördüğü konularda nakli, yani ayet ve hadisi kabul etmez.
Felsefe ve kelâm ile ilgili olarak yukarıdakilerden hangi ya da hangileri doğrudur?

Seçenekler

A
Yalnız I
B
Yalnız II
C
I ve II
D
I ve III
E
II ve III
Açıklama:
Kelâm da felsefe de Allah’ın zatından ve sıfatlarından, başlangıç ve son itibariyle yaratılmış varlıkların durumlarından bahseder. Ancak kelâmdan farklı olarak felsefenin konuları ele alırken hareket noktası akıldır. Akla uymadığını gördüğü konularda nakli, yani ayet ve hadisi kabul etmez. Kelâmın hareket noktası ise vahiydir, nakildir. Kelâm her ne kadar inanç konularının açıklanması ve ispatında akla yer verse de, vahyi temel kabul eder, İslâmî ilkelere bağlı kalır. Bu şekilde salt akılcı davranan ve vahyi çıkış noktası kabul etmeyen felsefeden ayrılır. Cevap C şıkkıdır.

Soru 14

I. Kelâm ilmi açısından temel kaynaklar akla dayalı birtakım çıkarımlar, ispat şekilleri ve delillerdir.
II. Kelâmın ilgi alanına giren ve haklarında başka bir delil bulunmayan özellikle şefaat, cennet, cehennem, kabir sorgusu, kabir azabı, kıyamet alametleri gibi konularda, ravisi güvenilir olan hadisler delil olarak kullanılmıştır.
III. Müfessirler ayetleri yorumlarken kelâmcıların ortaya koyduğu bilgi ve yorumları kullanmışlardır.
Kur’ân, Hadîs ve Kelâm ile ilişkili olarak yukarıda söylenenlerden hangisi ya da hangileri doğrudur?

Seçenekler

A
Yalnız I
B
Yalnız II
C
I ve II
D
I ve III
E
II ve III
Açıklama:
Dinin temel kaynağını Kur’ân ve hadis oluşturduğu için, kelâm ilmi açısından da temel kaynak bu ikisidir. Bunun da ötesinde kelâmî meselelerin ortaya konulmasında ve değerlendirilmesinde Kur’ân’ın çift taraflı bir rolü vardır. Bir yandan Kur’ân, inanç esaslarını, iman edilecek hususları bize bildirir ve ayrıca bu esasların nasıl ispat edileceği noktasında temel hareket noktasıdır. Diğer yandan da, akla dayalı birtakım çıkarımlar, ispat şekilleri ve
deliller ortaya konulmuşsa, bunların Kur’ân’a uygunluk arz etmesi gerekir. Yani Kur’ân bir anlamda bunların geçerliliğini ve doğruluğunu belirleyen bir ölçüttür. Bunların yanı sıra, hem kelâmcılar kelâmî meseleleri tartışırken müfessirlerin Kur’ân ayetlerine verdikleri manalardan yararlanmışlar, hem de müfessirler ayetleri yorumlarken kelâmcıların ortaya koyduğu bilgi ve yorumları kullanmışlardır. Kelâm ile hadis arasında da karşılıklı bir ilişkiden söz edilebilir. Hadis ilmi tamamen haber ve rivayete dayanır. Kelâmcıların, yazdıkları kitapların giriş kısmında bilgi konusuna yer vererek, buralarda haberin geçerli bir bilgi kaynağı olduğunu savunmaları ve ispatlamaları, bir haberin bilgi kaynağı olabilmesi için taşıması gereken şartları ortaya koymaları, hadis ilmi için önemli bir zemin oluşturmuştur. Diğer taraftan bakıldığında, kelâmın ilgi alanına giren ve haklarında başka bir delil bulunmayan özellikle şefaat, cennet, cehennem, kabir sorgusu, kabir azabı, kıyamet alametleri gibi konularda, ravisi güvenilir olan hadisler delil olarak kullanılmıştır. Ayrıca ayetlerle sabit olan pek çok inanç meselesinin açıklanması noktasında da hadisler önemli rol oynar. İstifade edilecek hadislerin gerekli şartları taşıyıp taşımadığını tespit için hadisçiler tarafından yapılan değerlendirmeler önem taşır. Cevap E şıkkıdır.

Soru 15

I. Nesnellik-Öznellik
II. Varlık sahası
III. Yöntem
IV. Deliller
V. Gaye ölçütü
Yukarıdakilerden hangileri, İslam felsefecilerinin ilimleri sınıflandırırken başvurdukları ana ölçütlerdir?

Seçenekler

A
I-II-III-V
B
I-III-V
C
II-III-IV-V
D
II-III-V
E
III-IV-V
Açıklama:
İslâm felsefecileri, ilimleri sınıflandırırken, üç ana ölçüte başvurmuşlardır. Birinci ölçüt, ilmin ele aldığı varlık sahasıdır. İkincisi, ilimlerde kullanılan yöntemdir. Üçüncüsü ise, gaye ölçütüdür ve buna göre ilimlerin varmak istediği sonuç esas alınır. Doğru cevap D'dir.

Soru 16

Aşağıdakilerden hangisi kelamcıların ortaya koyduğu, kelamın en üstün ilim olduğuna dair sunulan gerekçelerden biri değildir?

Seçenekler

A
Kelamın Allah'ın zatı, sıfatları ve filleri gibi konularla ilgilenmesi
B
Hedef gayenin dünya ve ahiret mutluluğu olması
C
Kullandığı delillerin hem akla, hem de ayet ve hadislere uygun olması
D
Kelam ilminin felsefi konularda söz söyleme yeteneği kazandırması
E
Diğer dini ilimlerin kelam ilmine dayanması
Açıklama:
Mantık ilminin felsefî konularda kişiye söz söyleme yeteneği kazandırdığı gibi, kelâm ilminin de dinî ilimleri araştırma ve inanç esaslarını ispat ve savunmada söz söyleme imkânı vermesi gerekçelerden bir tanesidir. Şu halde kelam ilmi kişiye felsefi konularda söz söyleme yeteneği kazandırmaz, mantık ilmi kazandırır. Doğru cevap D'dir.

Soru 17

Aşağıdakilerden hangisi Gazzali'nin kelamın konumu ve gerekliliği konusundaki düşünceleri ile örtüşen bir ifade değildir?

Seçenekler

A
Kelam, insanların inançla ilgili problemlerini tek başına çözmeye yeterli olmayabilir.
B
Sıradan insanların kelamla ilgilenmesi sakıncalı olabilir.
C
Sadece kelam kültürünü almış kişiler onunla ilgilenmelidir.
D
Herkes kelam ilmini öğrenmeye mecbur değildir.
E
Kelam ilmiyle ilgilenmek farz-ı ayndır.
Açıklama:
Kelâmın konumu ve gerekliliği konusunda Gazzâlî’nin ifadeleri bize ışık tutabilecek mahiyettedir. Ona göre kelâm ilmi, insanların karşılaştığı inançla ilgili problemleri tek başına çözmeye belki yeterli olamaz. Ayrıca avamın onunla ilgilenmesi sakıncalı da olabilir; dolayısıyla sadece bu kültürü almış kimseler onunla ilgilenmelidir. Ancak sonuç olarak herkes kelâm ilmini öğrenmeye mecbur değilse de bu ilimle ilgilenmek farz-ı kifayedir. Doğru cevap E'dir.

Soru 18

Muhteva benzerliği açısından bakıldığında, kelamın en yakından ilişkili olduğu alan hangisidir?

Seçenekler

A
Felsefe
B
Fıkıh
C
Ahlak
D
Beşeri ilimler
E
Kur'an
Açıklama:
Kelâm ilminin diğer ilimlerle ilişkisi, metot veya muhteva açısından benzerlik, belli konuların birbirinden alınması, konuların işlenmesinde kullanılacak malzeme açısından birbirinden faydalanma gibi çeşitli şekillerde ortaya çıkabilir. Muhteva benzerliği açısından bakıldığında, kelâmın en yakından ilişkili olduğu ilim felsefedir.

Soru 19

___ Felsefenin konuları ele alırken hareket noktası akıl, kelamın nakildir.
___ Pozitif ilimler varlıkları incelerken onları başlangıç ve son yönüyle ele alırlar.
___ Kelam, insan-Allah ilişkisinde gözetilmesi gereken hususların ne olduğuna dair bir çerçeve sunar.
___ Kelam aynı zamanda varlıkları duyu organlarının alanına giren yönleriyle de ele alır.
Yukarıda kelamın diğer ilimlerle ilişkilerine dair verilen ifadeleri doğru (D) yanlış (Y) olarak etiketlediğimizde doğru sıralama nasıl olur?

Seçenekler

A
D-D-Y-Y
B
D-D-D-Y
C
D-Y-D-Y
D
Y-Y-D-Y
E
Y-D-D-D
Açıklama:
Felsefenin konuları ele alırken hareket noktası akıldır. Kelâmın hareket noktası ise vahiydir, nakildir. Kelâm insan-Allah ilişkisinde gözetilmesi gereken hususların ne olduğuna dair önemli bir çerçeve sunar. Pozitif bilimlerle kelâm arasında belli ölçüde bir konu birliğinden de söz edilebilir. Kelâm da fizik, kimya, biyoloji, matematik gibi müspet (pozitif) bilimler de varlıkların durumlarından bahsederler. Yalnız bu ilimler varlıkları incelerken, onları başlangıç ve son (mebde ve meâd) yönüyle ele almazlar. Onlar, varlıkları sadece duyu organlarının alanına giren yönleriyle ele alırlar. Doğru cevap C'dir.

Soru 20

Kelama karşı çıkanlar hangi sure ve ayetinden dayanak almışlardır?

Seçenekler

A
el-Bakara/30
B
Al-i İmran/7
C
Maide/7
D
Nahl/125
E
Ahzab/72
Açıklama:
Aklî tefekküre ve bunun İslâm toplumunda ilk tezahür biçimi olan kelâma karşı çıkanlar büyük ölçüde Âl-i İmrân Suresi’nin 7. ayetinde bildirilen hususlara dayanmışlardır. Doğru cevap B'dir.

Soru 21

Aşağıdakilerden hangisi kelama ve kelamcılığa yönelik eleştirel eser yazanlardan biri değildir?

Seçenekler

A
Muhammed el-Herevi
B
Ca'fer b. el-Mübeşşir
C
İbn Teymiyye
D
İbn Kayyim el-Cevziyye
E
İbn Kudame
Açıklama:
İlk dönem Müslümanlar ile başlayan, ilk mezhep imamları ve sonrasında Selef’in yolunu takip eden Hanbelî âlimleri ile devam eden kelâm karşıtlığı, gelenek içerisinde özel bir literatür oluşması noktasına kadar gitmiştir. Bunun müstakil eser olarak bilinen ilk örneği, Ebû İsmail Hâce Abdullah b. Muhammed el-Herevî’nin (ö. 481/1088) Zemmü’l-kelâm ve ehlihî isimli eseridir. İbn Kudâme’nin (ö. 620/1223) Tahrîmü’n-nazar fî kütübi ehli’l- kelâm ve Zemmü’t-te’vîl, İbnü’l-Vezîr’in (ö. 840/1436) Tercîhu esâlîbi’l- Kur’ân alâ esâlîbi’l-Yûnân gibi eserleri konuya tahsis edilmiş diğer örneklerdir. Bunların yanı sıra, İbn Teymiyye (ö. 728/1328) ve onun öğrencisi İbn Kayyim el-Cevziyye’nin (ö. 751/1350) hemen hemen tüm eserlerinde kelâma ve kelâmcılara yönelik keskin eleştiriler yer almaktadır. Şu halde doğru cevap B'dir.

Soru 22

Aşağıdakilerden hangisi Selefilerin kelama yönelttikleri eleştirilerden biri değildir?

Seçenekler

A
Dini anlama ve yorumlama noktasında nakil dışındaki her yöntem bid’attır.
B
Kelâm, sonradan, hasmı susturma ve mağlup etmeye yönelik kısır bir tartışma biçimine dönüşmüştür.
C
Kelam benimsediği üslup sebebiyle Kur'an ve Sünnet'e uygunluk arz etmez.
D
Kelam, insanın psikolojik ve duygusal yönüne hizmet ederken somut ibadetler gözardı edilmiştir.
E
Avamın zihninin bulanmasına ve itikadının zedelenmesine sebep olmuşlardır.
Açıklama:
Kelâm insanın psikolojik ve duygusal yönünü ihmal ettiğinden iman hayatını besleyememiş, sadece onun soyut zihinsel yapısını dikkate alarak faaliyet yürütmüştür. Bu da halkın ihtiyacına cevap vermesini engellemiştir. Doğru cevap D'dir.

Soru 23

I. Ebu Hanife
II. Farabi
III. İbn Sina
IV. el-Eşari
V. İbn Rüşd
Yukarıdakilerden hangileri İslam felsefesinin temsilcilerindendir?

Seçenekler

A
I-II-III
B
II-III-IV
C
II-III-V
D
III-IV-V
E
I-II-III-V
Açıklama:
İslâm felsefesinin en önemli temsilcileri Fârâbî, İbn Sînâ ve İbn Rüşd'dür. Doğru cevap C'dir.

Soru 24

Aşağıdakilerden hangisi günümüzde kelama yöneltilen eleştirilerden biri değildir?

Seçenekler

A
İnsan davranışlarını biçimlendirmede fazla tesirli olmaları
B
Soyut bir felsefi bakış açısı düzeyinde kalmaları
C
Tabii alem hakkında yeterli çalışma yapılmasının önünü tıkaması
D
İslam dünyasının bilimsel ve fikri anlamda geri kalmasına sebep olması
E
Vahyin amaçlarından biri olan insanı ve tabiatı incelemekten uzaklaşması
Açıklama:
Bu dönemde kelâma yöneltilen eleştirilerden birisi, soyut bir felsefî bakış açısı düzeyinde kalarak, insan davranışlarını biçimlendirmeye yönelik pratik bir etki ortaya koyamamış olmasıdır. Doğru cevap A'dır.

Soru 25

Fıkıh için yapılan “kişinin (ebedî mutluluk açısından) lehine ve aleyhine olan şeyleri bilmesi” tanımı kim tarafından yapılmıştır?

Seçenekler

A
Fârâbî
B
Ebû Hanîfe
C
Âmirî
D
Gazzâlî
E
İbnü’l-Vezîr
Açıklama:
Hanefî mezhebinin kurucusu Ebû Hanîfe, fıkhı “kişinin (ebedî mutluluk açısından) lehine ve aleyhine olan şeyleri bilmesi” olarak tanımlar. Bu şekilde inanç, amel ve ahlâk konularını kapsamına alan geniş bir tanım verir. Fıkhın inançla ilgili olan kısmı için ise “fıkh-ı ekber (en büyük fıkıh)” tabirini kullanır. Fârâbî de Ebû Hanîfe gibi dinin bir inançla bir de amelle ilgili boyutu olduğunu, dolayısıyla fıkhın da inançla ve amelle ilgili iki kısma ayrıldığını söyler. Anlaşılıyor ki sonradan iki ayrı ilim dalı olarak gelişen fıkıh ve kelâm, başlangıçta dini anlamaya ve hüküm vermeye yönelik genel bir kavram olarak değerlendirilen fıkhın iki alt başlığı olarak görülmüştür. Cevap B şıkkıdır.

Soru 26

Aşağıdakilerden hangisi hem kelâm hem de ahlâk ilmi tarafından müşterek olarak ele alınan konulardan biri değildir?

Seçenekler

A
insanın mahiyeti
B
insanın fiillerindeki hürriyetinin ne ölçüde olduğu
C
yükümlülük
D
ceza
E
siyaset
Açıklama:
Ahlâk sadece dar anlamda insanların birbirine karşı doğru ve güzel davranışlarda bulunması anlamına gelmez. Kur’ân ve hadislerin bildirdiği ve kelâmın ayrıntılı biçimde işlediği Allah ve insan anlayışı çerçevesinde, kişinin Allah’a karşı hem iman hem de fiil anlamında doğru davranış sergilemesi de ahlâkî tutumu ifade eder. Dolayısıyla kelâm insan-Allah ilişkisinde gözetilmesi gereken hususların ne olduğuna dair önemli bir çerçeve sunar. Ayrıca insanın mahiyeti, fiillerindeki hürriyetinin ne ölçüde olduğu, yükümlülük, ceza gibi konular hem kelâm hem de ahlâk ilmi tarafından müşterek olarak ele alınır. Siyaset ise belki asıl itibariyle kelâmın konusu değildir. Ancak Hâricîler’in ve özellikle Şîa’nın imamet (devlet başkanlığı) meselesi üzerinde önemle durmaları ve Şîa’nın bunu âdetâ bir inanç esası hâline getirmesi, kelâmın siyaset ilmiyle ve siyasî konularla bu açıdan ilgilenmesini gerekli kılmıştır. Cevap E şıkkıdır.

Soru 27

I. Pozitif ilimler varlıkları incelerken, onları başlangıç ve son (mebde ve meâd) yönüyle ele alırlar.
II. Kelâm ilminde ele alınan doğrudan doğruya dinî esasları oluşturan konulara kelâmın temel meseleleri (mesâil ve makâsıd) denilir.
III. Kelâm ilminde ele alınan bilgilerden biri de kelâmın temel meselelerini açıklama ve ispat etmede aracı olan bilgilerdir (vesâil).
Kelâm, beşeri ilimler ve pozitif ilimlerle ilgili olarak yukarıdakilerden hangisi ya da hangileri söylenebilir?

Seçenekler

A
Yalnız I
B
I ve II
C
I ve III
D
II ve III
E
I, II ve III
Açıklama:
Kelâmın tabiî ve beşerî ilimlerle ilgisini anlamak için, kelâmın ele aldığı konuların ikiye ayrıldığını göz önünde bulundurmak gerekir. Kelâm ilminde
ele alınan bilgiler, ya doğrudan doğruya dinî esasları oluşturan konulardır ki bunlara kelâmın temel meseleleri (mesâil ve makâsıd) denilir ya da bu temel meseleleri açıklama ve ispat etmede aracı olan bilgilerdir. Bunlara da vesâil adı verilir. Bu gibi pozitif bilimlerle kelâm arasında belli ölçüde bir konu birliğinden de söz edilebilir. Kelâm da fizik, kimya, biyoloji, matematik gibi müspet (pozitif) bilimler de varlıkların durumlarından bahsederler. Yalnız bu ilimler varlıkları incelerken, onları başlangıç ve son (mebde ve meâd) yönüyle ele almazlar. Yani “Bu olaylar nereden meydana geliyor? Bunları meydana getiren ilk sebep nedir? Yaratılışındaki gaye ve hikmet nedir? Öldükten sonra ne olacaktır?” gibi sorulara cevap aramazlar. Onlar, varlıkları sadece duyu organlarının alanına giren yönleriyle ele alırlar. Kelâm ise bu noktada pozitif bilimlerden ayrılır, olayları başlangıç ve son, yaratılış ve ahiret açısından değerlendirir. Cevap D şıkkıdır.

Soru 28

İlk dönem Müslümanlar ile başlayan, ilk mezhep imamları ve sonrasında Selef’in yolunu takip eden Hanbelî âlimleri ile devam eden kelâm karşıtlığı, gelenek içerisinde özel bir literatür oluşması noktasına kadar gitmiştir. Bunun müstakil eser olarak bilinen ilk örneği aşağıdaki şıklardan hangisinde verilmiştir?

Seçenekler

A
Zemmü’l-kelâm ve ehlihî
B
Tahrîmü’n-nazar fî kütübi ehli’lkelâm
C
Zemmü’t-te’vîl
D
Tercîhu esâlîbi’l Kur’ân alâ esâlîbi’l-Yûnân
E
İbn Teymiyye'nin eseri
Açıklama:
İlk dönem Müslümanlar ile başlayan, ilk mezhep imamları ve sonrasında Selef’in yolunu takip eden Hanbelî âlimleri ile devam eden kelâm karşıtlığı, gelenek içerisinde özel bir literatür oluşması noktasına kadar gitmiştir. Bunun müstakil eser olarak bilinen ilk örneği, Ebû İsmail Hâce Abdullah b. Muhammed el-Herevî’nin (ö. 481/1088) Zemmü’l-kelâm ve ehlihî isimli eseridir. İbn Kudâme’nin (ö. 620/1223) Tahrîmü’n-nazar fî kütübi ehli’lkelâm ve Zemmü’t-te’vîl, İbnü’l-Vezîr’in (ö. 840/1436) Tercîhu esâlîbi’lKur’ân alâ esâlîbi’l-Yûnân gibi eserleri konuya tahsis edilmiş diğer örneklerdir. Bunların yanı sıra, İbn Teymiyye (ö. 728/1328) ve onun öğrencisi İbn Kayyim el-Cevziyye’nin (ö. 751/1350) hemen hemen tüm eserlerinde kelâma ve kelâmcılara yönelik keskin eleştiriler yer almaktadır. Cevap A şıkkıdır.

Soru 29

Felsefe cenahından kelâma yönelik köklü ve sistemli eleştiriler kim tarafından ortaya koyulmuştur?

Seçenekler

A
İbn Sînâ
B
Fârâbî
C
İbn Rüşd
D
Eş‘arî
E
Ebû Hanîfe
Açıklama:
Felsefe cenahından kelâma yönelik köklü ve sistemli eleştiriler İbn Rüşd (ö. 595/1198) tarafından ortaya konulmuştur. İbn Rüşd felsefesinin temel özelliklerinden birisi, felsefe ile din arasında bir uzlaşma arayışıdır. Ona göre bir hakikat bir diğerine zıt olamayacağı için, akılla elde edilen bilgi ve deliller ile vahiy yoluyla elde edilen bilgi ve deliller kesinlikle birbirine ters düşmez. Bununla birlikte, dinî olan ile felsefî olan arasında görünürde bir uzlaşmazlık vardır. Bunu aşmanın yolu, ikisini kendi bağlamları içerisinde ele alıp değerlendirmektir. İbn Rüşd’e göre felsefe ve
dinin kendine özgü prensip ve esasları vardır, bunlar birbirinden farklı olmak durumundadır; birinin diğerine karıştırılması yanlışlıklara sebep olur. Şu hâlde dinî meselelerin de felsefî problemlerin de doğrusu kendi içinde belirlenecektir. Dolayısıyla filozof dinî meseleleri tartışmak istiyorsa felsefî bağlamda değil, dinî bağlamda tartışmalıdır. Bunun için dinin ortaya koyduğu gerçekleri anladıktan sonra tartışmasını bunlar üzerine bina etmelidir. Aynı şekilde bir din adamı da herhangi bir felsefî problemi tartışmak istiyorsa o problemin dayanağı olan sistemin üzerine bina edildiği temel ilkeleri bilip öğrenmeli ve tartışmasını o bağlamda yürütmelidir (İbn Rüşd, 1965, c. II, s. 791). Bu sözleriyle İbn Rüşd, dinî olanı felsefî kavram ve açıklamalarla temellendirmeye çalışan, fakat muhalif felsefî görüşleri dinî kaygılarla eleştiren kelâmcılara yönelik bir tenkit ortaya koymaktadır. Cevap C şıkkıdır.

Soru 30

Aşağıdakilerden hangisi Kelâm'a yönelik olarak yapılan son dönem eleştirileri arasında yer alır?

Seçenekler

A
Kelâmda belli bir öğretiyi desteklemek için delil getirilen nas, bu yorumlanmış hâliyle mutlaklaştırılmış ve sorgulanamaz biçimde gelenek içinde nesilden nesile aktarılmıştır. Bunun devamında da aslında belli bir dönemde ve belli şartlar altında oluşturulmuş bir fikir, aşılamaz “ilk ve son söz” olarak değerlendirilmiştir. Sonuç olarak sonraki dönemlerde, geçmişte ortaya konulan eserlerin şerh edilmesi kelâmın başlıca işlevi hâline getirilmiştir.
B
Aslında “Bugün size dininizi tamamladım” (Mâide 5/3) mealindeki ayet, dinin kaynağının Kur’ân ile Hz. Peygamber’in hadisleri ve bir ölçüde de
sahabenin sözlerinden ibaret olduğunu açık biçimde ortaya koyar. Dolayısıyla dini anlama ve yorumlama noktasında nakil denilen bu kaynak dışında geliştirilen her yöntem dinde aslı olmayan ve değer ifade etmeyen bir bid’attir. Son tahlilde kelâm da bu kapsamda değerlendirilmelidir.
C
Kelâm, muhaliflerin temel kabullerini dikkate alarak bunlardan yanlış bulduklarını reddetmeye yönelik, hitabet ve büyük ölçüde cedele dayalı
bir üslup benimsediğinden, Kur’ân ve Sünnet’in üslubuna uygunluk arz etmez. Bu yönüyle de sonuçta Kur’ân ve Sünnet’ten uzaklaştıran bir
yapısı vardır.
D
Kelâmcılar, herhangi bir itikadî meseleyi tartışırken, kendileri benimsemeseler bile, muhaliflerinin yanlış fikirlerini naklederler. Bu ise söz konusu fikirlerin daha geniş bir çevrede bilinmesine ve yayılmasına zemin hazırlayarak avamın zihninin bulanması ve itikadının zedelenmesine kapı
aralamaktadır.
E
Kelâm insanın psikolojik ve duygusal yönünü ihmal ettiğinden iman hayatını besleyememiş, sadece onun soyut zihinsel yapısını dikkate alarak faaliyet yürütmüştür. Bu da halkın ihtiyacına cevap vermesini engellemiştir.
Açıklama:
İlk dönem Müslümanlar ile başlayan, ilk mezhep imamları ve sonrasında Selef’in yolunu takip eden Hanbelî âlimleri ile devam eden kelâm karşıtlığı, gelenek içerisinde özel bir literatür oluşması noktasına kadar gitmiştir.
Selef ve Selef çizgisinde yer alanların eleştirileri şu başlıklar altında toplanabilir:
1. Aslında “Bugün size dininizi tamamladım” (Mâide 5/3) mealindeki ayet, dinin kaynağının Kur’ân ile Hz. Peygamber’in hadisleri ve bir ölçüde de
sahabenin sözlerinden ibaret olduğunu açık biçimde ortaya koyar. Dolayısıyla dini anlama ve yorumlama noktasında nakil denilen bu kaynak dışında geliştirilen her yöntem dinde aslı olmayan ve değer ifade etmeyen bir bid’attir. Son tahlilde kelâm da bu kapsamda değerlendirilmelidir.
2. Kelâm, özünde dinî akideleri aklî delillerle ispat ve savunma yönünde ortaya çıkan bir faaliyet olabilir; ancak sonradan, hakikatin ortaya çıkmasından ziyade, hasmı susturma ve mağlup etmeye yönelik kısır bir tartışma biçimi hâline gelmiştir. Fırkalar kendi görüşlerini vazgeçilmez ve
tek doğru olarak görmüşler, nasları bu çerçevede değerlendirme çabası içine girmişlerdir. Dolayısıyla kelâm bir hakikat araştırması olmaktan
çıkıp, yanlış görüşleri yayma, şüpheleri çoğaltma, toplum içinde husumet ve fitneyi körüklemeye yönelik bir kisveye bürünmüştür. Bu şekliyle dinî
ve ahlâkî hayatın zayıflamasına, Müslümanlar’ın birbirini tekfir etmesine, insanların arzularına tâbi olarak zındıklığa kadar gitmelerine yol açmıştır.
3. İtikada ilişkin bir meselede sadece Kur’ân esas alınmalı ve bir husus anlaşılmadığı ya da şüphe arız olduğunda, Arap dilinin imkânlarından istifade ile çözüm yine Kur’ân’dan araştırılmalıdır. Yine bir sonuca ulaşılamıyorsa o noktada durup sadece nassa olduğu üzere iman etmek gereklidir. Özellikle Mu‘tezile’de görülen aklı hakem kılacak derecede her şeyde ölçü almak, araştırmalarda aklı kullanmak, akılla her şeyin
mahiyetini kavramaya çalışmak gibi bir metot kesinlikle yanlıştır.
4. Kelâm, muhaliflerin temel kabullerini dikkate alarak bunlardan yanlış bulduklarını reddetmeye yönelik, hitabet ve büyük ölçüde cedele dayalı
bir üslup benimsediğinden, Kur’ân ve Sünnet’in üslubuna uygunluk arz etmez. Bu yönüyle de sonuçta Kur’ân ve Sünnet’ten uzaklaştıran bir yapısı vardır.
5. Kelâmın başlıca ilgi konusu Allah’ın zat ve sıfatlarıdır. Kelâmcılar bu gibi konularda gelen rivayetlerle yetinmemişler ve yoruma gitmişlerdir. Bu
şekilde de ya teşbihe düşerek Allah’ın sıfatlarını yaratılmışların sıfatlarına benzetmeye kalkışmışlar ya da nassı gerçek anlamından çıkaracak derecede aşırı yoruma tâbi tutmuşlardır. Her iki durumda da doğru yoldan ayrılarak sapıklığa düşmüşlerdir.
6. Kelâmcılar, herhangi bir itikadî meseleyi tartışırken, kendileri benimsemeseler bile, muhaliflerinin yanlış fikirlerini naklederler. Bu ise söz konusu fikirlerin daha geniş bir çevrede bilinmesine ve yayılmasına zemin hazırlayarak avamın zihninin bulanması ve itikadının zedelenmesine kapı aralamaktadır.
7. Kelâmcılar dinî meseleleri akıl yürüterek ve kıyasa başvurarak çözmeye çalışırken, cevher, araz, tafra, tevellüd, kemiyet, keyfiyet gibi felsefî nazariyeleri doğruluğu tartışma götürmez hakikatler, kesin ilkeler gibi görürler. Bunları desteklemek için, bu nazariyelere uymayan ayet ve hadisleri yorumlayarak hakikî anlamlarından farklı anlamlar yüklerler. Dinin esası olan nasları, aklın ortaya koyduğu ve kesinlik arz etmeyen nazariyeler doğrultusunda yorumlamak veya reddetmek ise kabul edilemez.
8. Kelâm insanın psikolojik ve duygusal yönünü ihmal ettiğinden iman hayatını besleyememiş, sadece onun soyut zihinsel yapısını dikkate alarak faaliyet yürütmüştür. Bu da halkın ihtiyacına cevap vermesini engellemiştir.
9. Kelâmî tartışmalar ve herhangi bir konuda ortaya konulan görüşler siyasî iktidara eklemlenerek muhaliflerin susturulmasına yönelik bir baskı süreci hâline getirilebilmiştir. Ortaya çıkan siyasî kargaşa, her fırka tarafından kendi menfaatleri doğrultusunda kullanılmıştır. Bununla kastedilen,
büyük ölçüde Mu‘tezile’nin Kur’ân’ın yaratılmışlığı şeklindeki düşüncesininin, Abbâsî halifeleri Me’mûn, Mu’tasım ve Vâsık zamanında bir devlet politikası hâline getirilmesi ve muhalif görüştekilerin takibata uğramasına ve hatta eziyet edilip öldürülmesine varan sonuçların ortaya çıkmasıdır.
Ancak "Kelâmda belli bir öğretiyi desteklemek için delil getirilen nas, bu yorumlanmış hâliyle mutlaklaştırılmış ve sorgulanamaz biçimde gelenek içinde nesilden nesile aktarılmıştır. Bunun devamında da aslında belli bir dönemde ve belli şartlar altında oluşturulmuş bir fikir, aşılamaz “ilk ve son söz” olarak değerlendirilmiştir. Sonuç olarak sonraki dönemlerde, geçmişte ortaya konulan eserlerin şerh edilmesi kelâmın başlıca işlevi hâline getirilmiştir." ifadesi Kelâm'a yönelik getirilen son dönem eleştirileri arasında yer alır. Geleneğin mutlaklaştırıldığı, bu anlamda Gazzâlî öncesi kuşağın Gazzâlî sonrası döneme yapacak bir şey bırakmadığı kanaatinin yerleşik hâle geldiği, bunun da kelâm alanında ortaya konulan ilmî faaliyeti sınırlayıcı rol oynadığı iddiasını, şerh ve derlemecilik dönemini hazırlayan sebepler ışığında değerlendirmek gerekir. Bu eleştiri çok haklı değildir. “Kelâm Eserleri” ünitesinin ilgili bölümünde de ifade edildiği gibi, belli bir dönemden itibaren bir yandan tabiî olarak itikadî esaslarda bir farklılaşma, nitelik veya nicelik açısından artma söz konusu olmamaktadır. Diğer yandan da düşünce dünyasında mücadele etmeyi gerektirecek yeni birtakım fikir hareketleri ortaya çıkmamıştır. Bu sebeplerle, kelâmcıların gayreti, daha önceden verilmiş eserlerin daha iyi
anlaşılması ve muhteva açısından zenginleştirilmesi noktasında yoğunlaşmıştır. Cevap A şıkkıdır.

Soru 31

Bizzat kelâmcılar ortaya koydukları için öznel olarak değerlendirilebilirse de, kelâmın en üstün ilim olduğuna dair gerekçeler ileri sürülmüştür. Bu anlayışa göre aşağıdaki ifadelerden hangisi bu gerekçelere dahil değildir?

Seçenekler

A
Bütün peygamberler inanç konularında ittifak ettikleri ve bu ilmin
meselelerini oluşturan iman esasları ilk peygamberden günümüze kadar
hiçbir değişikliğe uğramadan geldiği için kelâmın hakikî ilim özelliğini
kazanmış olması
B
Kelâmın özet bir konuyu ele alması ve Allah’ın zatı, sıfatları ve fiilleri
gibi şerefli meselelerle ilgilenmesi
C
Mantık ilminin felsefî konularda kişiye söz söyleme yeteneği kazandırdığı
gibi, kelâm ilminin de dinî ilimleri araştırma ve inanç esaslarını ispat ve
savunmada söz söyleme imkânı vermesi
D
Dünya ve ahiret mutluluğunu elde etmek gibi en üstün bir gayeyi hedeflemesi
E
Kullandığı delillerin hem doğru düşünebilen akıl tarafından kabul görecek, hem de ayet ve sahih hadislere uygun deliller olması
Açıklama:
Bizzat kelâmcılar ortaya koydukları için öznel olarak değerlendirilebilirse
de, kelâmın en üstün ilim olduğuna dair şu gerekçeler ileri sürülmüştür:

  1. Kelâmın geniş bir konuyu ele alması ve Allah’ın zatı, sıfatları ve fiilleri


gibi şerefli meselelerle ilgilenmesi,

  1. Dünya ve ahiret mutluluğunu elde etmek gibi en üstün bir gayeyi hedeflemesi,

  2. Kullandığı delillerin hem doğru düşünebilen akıl tarafından kabul görecek,


hem de ayet ve sahih hadislere uygun deliller olması,

  1. Bütün peygamberler inanç konularında ittifak ettikleri ve bu ilmin


meselelerini oluşturan iman esasları ilk peygamberden günümüze kadar
hiçbir değişikliğe uğramadan geldiği için kelâmın hakikî ilim özelliğini
kazanmış olması,

  1. Âlemin yaratıcısı, her şeyi bilen, her şeye güç yetiren, peygamber


göndermek ve kitap indirmek suretiyle insan ile irtibat kuran ve onu yükümlü
tutan Allah’ın varlığı ispat edilmedikçe tefsir, hadis, fıkıh gibi
ilimlerin varlığından söz edilemeyeceği için diğer dinî ilimlerin kelâm ilmine
dayanması,

  1. Mantık ilminin felsefî konularda kişiye söz söyleme yeteneği kazandırdığı


gibi, kelâm ilminin de dinî ilimleri araştırma ve inanç esaslarını ispat ve
savunmada söz söyleme imkânı vermesi.

Soru 32

Aşağıdaki filozoflardan hangisi ilimleri “dil ilmi, mantık ilmi, matematik, geometri, astronomi, musikî gibi talimî ilimler, fizik ve metafizik, medenî ilimler, yani siyaset, fıkıh ve kelâm” şeklinde sınıflandırırken, kelâmı, siyaset ve fıkıh gibi pratik (amelî) ilimler içerisinde değerlendirir?

Seçenekler

A
Ebû Hanîfe
B
Âmirî
C
Gazzâlî
D
Fârâbî
E
Ebü’l-Hasan el-Eş’arî
Açıklama:
İslâm kültüründe ilimlere yönelik en erken sınıflamalardan birisini
meşhur İslâm felsefecisi Fârâbî (ö. 339/950) yapar. O ilimleri “dil ilmi,
mantık ilmi, matematik, geometri, astronomi, musikî gibi talimî ilimler, fizik
ve metafizik, medenî ilimler, yani siyaset, fıkıh ve kelâm” şeklinde sınıflandırırken
(Fârâbî, 1955), kelâmı, siyaset ve fıkıh gibi pratik (amelî) ilimler
içerisinde değerlendirir. Onu, Allah Teâlâ’nın açıkça anlattığı belli düşünce
ve fikirleri, dinî hükümleri destekleme ve güçlendirmeye, bunlara aykırı olan
her şeyin de söz vasıtasıyla yanlışlığını göstermeye imkân sağlayan bir ilim
olarak takdim eder. Dolayısıyla kelâmı sadece dini savunma sanatı, yani bir
araç derecesine indirdiği anlaşılmaktadır.

Soru 33

"Kelâm ilmi, insanların karşılaştığı inançla ilgili problemleri tek başına çözmeye belki yeterli olamaz. Ayrıca avamın onunla ilgilenmesi sakıncalı da olabilir; dolayısıyla sadece bu kültürü almış kimseler onunla ilgilenmelidir."
Aşağıdakilerden hangisi yukarıda belirtilen görüşü benimsemiştir?

Seçenekler

A
Gazzâlî
B
Fârâbî
C
Ebü’l-Hasan el-Eş’arî
D
Ebû Hanîfe
E
Âmirî
Açıklama:
Kelâmı destekleyen veya aşağıda eleştiriler kısmında görüleceği gibi onu
reddeden pek çok gerekçe ortaya konulabilir. Ancak kelâmın konumu ve
gerekliliği konusunda Gazzâlî’nin ifadeleri bize ışık tutabilecek mahiyettedir.
Ona göre kelâm ilmi, insanların karşılaştığı inançla ilgili problemleri tek
başına çözmeye belki yeterli olamaz. Ayrıca avamın onunla ilgilenmesi sakıncalı
da olabilir; dolayısıyla sadece bu kültürü almış kimseler onunla ilgilenmelidir.
Ancak sonuç olarak herkes kelâm ilmini öğrenmeye mecbur
değilse de bu ilimle ilgilenmek farz-ı kifayedir. Onun ifadesiyle “her beldede
bid’atçilere karşı koyacak, haktan ayrılanları geri çevirecek, Ehl-i sünnet’in
kalplerini şüphenin etkilerinden temizleyecek ve bu ilimle meşgul olarak
hakkı koruyacak bir kimsenin bulunması zorunludur. Fakihsiz ve doktorsuz
kalan bir memleket gibi, böyle bir âlimden, yani kelâmcıdan yoksun olan
memleketin bütün ahalisi sorumludur.”

Soru 34

Aşağıdakilerden hangisi fıkhı “kişinin (ebedî mutluluk açısından) lehine ve aleyhine olan şeyleri bilmesi” olarak tanımlar ve fıkhın inançla ilgili olan kısmı için ise “fıkh-ı ekber (en büyük fıkıh)” tabirini kullanır?

Seçenekler

A
Gazzâlî
B
Fârâbî
C
Ebü’l-Hasan el-Eş’arî
D
Ebû Hanîfe
E
Âmirî
Açıklama:
Fıkıh ve Kelâm
Hanefî mezhebinin kurucusu Ebû Hanîfe, fıkhı “kişinin (ebedî mutluluk
açısından) lehine ve aleyhine olan şeyleri bilmesi” olarak tanımlar. Bu şekilde
inanç, amel ve ahlâk konularını kapsamına alan geniş bir tanım verir. Fıkhın
inançla ilgili olan kısmı için ise “fıkh-ı ekber (en büyük fıkıh)” tabirini
kullanır.

Soru 35

Aşağıdaki usüllerden hangisi insana birtakım yükümlülüklerin yüklenmesinin imkânı, adalet, fiil, yapılan fiillere karşılık mükâfat ve cezanın varlığı, fiillerde iyilik ve kötülük özelliğinin bulunması, irade gibi kelâmın ilgilendiği pek çok konuda ondan veriler almış ve kullanmıştır?

Seçenekler

A
İktisat ve Kelâm
B
Ahlâk, Siyaset ve Kelâm
C
Fıkıh ve Kelâm
D
Beşerî İlimler ve Kelâm
E
İdare ve Kelam
Açıklama:
Anlaşılıyor ki sonradan iki ayrı ilim dalı olarak gelişen fıkıh ve
kelâm, başlangıçta dini anlamaya ve hüküm vermeye yönelik genel bir
kavram olarak değerlendirilen fıkhın iki alt başlığı olarak görülmüştür.
Bu iki ilim dalı birbirinden ayrıldıktan sonra da fıkıh ve fıkıh usulü, insana
birtakım yükümlülüklerin yüklenmesinin imkânı, adalet, fiil, yapılan fiillere
karşılık mükâfat ve cezanın varlığı, fiillerde iyilik ve kötülük özelliğinin
bulunması, irade gibi kelâmın ilgilendiği pek çok konuda ondan veriler almış
ve kullanmıştır.

Soru 36

Aşağıdakilerden hangisinde akıl ve nakil belli ölçülerde dinî bilgilerin kaynağı olabilirse de, duyu bilgileri yanıltıcı, aklî bilgi ise sınırlıdır ve dolayısıyla bunların verilerine güvenilemez görüşü bulunmaktadır?

Seçenekler

A
Mu‘tezile
B
Sufîler
C
Hâricîler
D
Râfizîler
E
Mâtürîdîler
Açıklama:
Sufîlere göre akıl ve nakil belli ölçülerde dinî bilgilerin kaynağı olabilirse
de, duyu bilgileri yanıltıcı, aklî bilgi ise sınırlıdır ve dolayısıyla bunların
verilerine güvenilemez. Bunların alternatifi, insanı hakikate ulaştıracak, Allah
ve sıfatları hakkında bilgi verecek vasıtasız bilgi kaynağı olarak keşf ve
ilham yöntemidir. İç tecrübeye ve manevî müşahedeye dayanan vasıtasız
bilgi, ki sufîler buna ilim değil, marifet ve irfan gibi isimler verirler, nasların
nakil veya rivayet edilmesine veya aklın yaptığı kıyas ve istidlâle dayanan
vasıtalı bilgilerden, yani ilimden daha değerli ve daha önemlidir.

Soru 37

Aşağıdaki açıklama kime aittir?
“Hz. Peygamber’in ashabı kelâmla uğraşmadılar çünkü onlar, karşılarında savaşan kimse olmadığı için silah taşıma ihtiyacı duymayan kimseler gibiydiler. Biz ise, bizi öldürmek isteyen ve kanımızı helâl gören kimselerle karşı karşıyayız. Bu ortamda kimin hatalı, kimin isabetli olduğunu araştırmamak, aile efradımızı savunmamak gibi bir tutum içinde olamayız. Biz bugün bir savaşla yüz yüzeyiz ve silaha muhtacız. Kaldı ki insan, ihtilaflı konularda dilini tutsa bile düşünce olarak birini tercih eder veya hepsine muhalefet eder.”

Seçenekler

A
Gazzâlî
B
Fârâbî
C
Ebü’l-Hasan el-Eş’arî
D
Ebû Hanîfe
E
Mâtürîdî
Açıklama:
Nitekim
oldukça erken sayılabilecek bir dönemde, Ebû Hanîfe (ö. 150/767) söylemde
ve konuların ele alınış tarzındaki değişimi görmüş ve bunun gerekçesini şöyle
açıklamıştır: “Hz. Peygamber’in ashabı kelâmla uğraşmadılar çünkü onlar,
karşılarında savaşan kimse olmadığı için silah taşıma ihtiyacı duymayan
kimseler gibiydiler. Biz ise, bizi öldürmek isteyen ve kanımızı helâl gören
kimselerle karşı karşıyayız. Bu ortamda kimin hatalı, kimin isabetli olduğunu
araştırmamak, aile efradımızı savunmamak gibi bir tutum içinde olamayız.
Biz bugün bir savaşla yüz yüzeyiz ve silaha muhtacız. Kaldı ki insan, ihtilaflı
konularda dilini tutsa bile düşünce olarak birini tercih eder veya hepsine
muhalefet eder.” (Ebû Hanîfe, 1992, s. 10).

Soru 38

Aşağıdaki düşünürlerden hangisinde sistemli bir kelâm eleştirisi görülmez fakat âlem ve Allah-âlem ilişkisini açıklama tarzındaki farklılıklara bağlı olarak çeşitli konularda kelâm öğretilerine ilişkin tenkitler ortaya konur?

Seçenekler

A
Gazzâlî
B
Fârâbî
C
Ebü’l-Hasan el-Eş’arî
D
İbn Sînâ
E
Mâtürîdî
Açıklama:
İbn Sînâ’da da sistemli bir kelâm eleştirisi görülmez. Ancak o, âlemi ve
Allah-âlem ilişkisini açıklama tarzındaki farklılıklara bağlı olarak çeşitli
konularda kelâm öğretilerine ilişkin tenkitler ortaya koyar. Tabiatıyla tenkit
getirdiği başlıca konulardan birisi, Aristoteles’in de reddettiği atom teorisidir.
Sonuç itibariyle İbn Sînâ’nın temel gayesinin kelâm eleştirisi yapmak olmadığı
ve kendi sistemini kurgularken bununla uzlaşmaz gördüğü noktalarda
kelâmcıların görüşlerini ele alarak değerlendirmeler yaptığını söylemek
mümkündür. Felsefe cenahından kelâma yönelik köklü ve sistemli eleştiriler
İbn Rüşd (ö. 595/1198) tarafından ortaya konulmuştur.

Soru 39

Aşağıdaki düşünürlerden hangisi metoda yönelik eleştirileriyle teorik bir çerçeve kurduktan sonra, bu doğrultuda kelâmcıların belli konulardaki görüşlerini de tenkit eder?

Seçenekler

A
Gazzâlî
B
İbn Sînâ
C
Fârâbî
D
Ebü’l-Hasan el-Eş’arî
E
İbn Rüşd
Açıklama:
İbn Rüşd metoda yönelik eleştirileriyle teorik bir çerçeve kurduktan sonra,
bu doğrultuda kelâmcıların belli konulardaki görüşlerini de tenkit eder.
Bunlardan ilki ve belki de en önemlisi, kelâmcıların atom teorisi üzerine bina
ettikleri ve Allah’ın varlığını ispat noktasında başlıca delilleri olan hudûs
(âlemin yaratılmışlığı) deliline yönelik eleştirisidir. Ona göre, kelâmcıların
hudûs delili oldukça muğlak ve zor anlaşılır bir yapı sergiler. Öyle ki,
muhatap kitlenin büyük çoğunluğunu oluşturan, iknaî sözlerle tasdik ve
imana ulaşan kimseler bir yana, kelâmda yetkinlik kazanan kimseler tarafından
bile takip edilmesi ve kullanılması zor bir metottur.

Soru 40

Aşağıdaki düşünürlerden hangisi zaman zaman Mu‘tezilî düşünceye yaklaşan çözüm önerileri geliştirmişdir?

Seçenekler

A
Gazzâlî
B
İbn Sînâ
C
Fârâbî
D
Bâkıllânî
E
İbn Rüşd
Açıklama:
Mezhebin genel kanaatinin açmazlarının farkında olan
Bâkıllânî, Ebû İshak el-İsferâyînî ve Cüveynî gibi Eş‘arîler, zaman zaman
Mu‘tezilî düşünceye yaklaşan çözüm önerileri geliştirmişlerdir.

Soru 41

Kelamı sadece dini savunma sanatı, yani bir araç derecesine indiren felsefeci aşağıdakilerden hangisidir?

Seçenekler

A
Amiri
B
Farabi
C
Gazzali
D
Ebu Hanife
E
İbn Teymiyye
Açıklama:
Fârâbî, kelâmı, siyaset ve fıkıh gibi pratik (amelî) ilimler içerisinde değerlendirir. Onu, Allah Teâlâ’nın açıkça anlattığı belli düşünce ve fikirleri, dinî hükümleri destekleme ve güçlendirmeye, bunlara aykırı olan her şeyin de söz vasıtasıyla yanlışlığını göstermeye imkân sağlayan bir ilim olarak takdim eder. Dolayısıyla kelâmı sadece dini savunma sanatı, yani bir araç derecesine indirdiği anlaşılmaktadır.
Doğru cevap B'dir.

Soru 42

I. Kelam dini ilimler arasında cüz'idir.
II. Kelam en genel olanla, varlıkla ilgilenir.
III. Kelam dini ilimler arasında en yüksek rütbededir.
Yukarıdakilerden hangisi ya da hangileri Gazzali'nin kelam ile ilgili düşüncelerindendir?

Seçenekler

A
Yalnız I
B
Yalnız III
C
I-II
D
II-III
E
I-III
Açıklama:
Gazzâlî önce ilimleri aklî ve naklî şeklinde ikiye ayırır, sonra da bunların her birinin kendi içinde cüz’î ve küllî kısımlarına ayrıldığını belirtir. Ona göre dinî ilimler içinde küllî olan kelâmdır. Çünkü kelâm ilmi, en genel olan şeyle, yani varlık ile ilgilenmektedir. Fıkıh, hadis, tefsir gibi ilimler, kelâma göre cüz’î kalmaktadır. Dolayısıyla dinî ilimler arasında rütbesi en yüksek olan ilim kelâmdır
Doğru cevap D'dir.

Soru 43

Muhteva benzerliği açısından bakıldığında, kelâmın en yakından ilişkili olduğu ilim aşağıdakilerden hangisidir?

Seçenekler

A
Felsefe
B
Siyaset
C
Fıkıh
D
Tabiat ilimleri
E
Beşeri ilimler
Açıklama:
Kelâm ilminin diğer ilimlerle ilişkisi, metot veya muhteva açısından benzerlik, belli konuların birbirinden alınması, konuların işlenmesinde kullanılacak malzeme açısından birbirinden faydalanma gibi çeşitli şekillerde ortaya çıkabilir. Muhteva benzerliği açısından bakıldığında, kelâmın en yakından ilişkili olduğu ilim felsefedir.
Doğru cevap A'dır.

Soru 44

I. Varlıkların durumlarını konu edinirler.
II. İnanç konularını açıklamada akıldan faydalanırlar
III. Hareket noktası olarak vahyi temel alırlar.
IV. Aklın yetersiz olduğu durumlarda nakli esas alırlar.
Yukarıdakilerden hangisi ya da hangileri kelam ile felsefe arasındaki ortak noktalardandır?

Seçenekler

A
I-IV
B
Yalnız IV
C
I-II
D
III-IV
E
II-IV
Açıklama:
Kelâm da felsefe de Allah’ın zatından ve sıfatlarından, başlangıç ve son itibariyle yaratılmış varlıkların durumlarından bahseder. Ancak kelâmdan farklı olarak felsefenin konuları ele alırken hareket noktası akıldır. Akla uymadığını gördüğü konularda nakli, yani ayet ve hadisi kabul etmez. Kelâmın hareket noktası ise vahiydir, nakildir. Kelâm her ne kadar inanç konularının açıklanması ve ispatında akla yer verse de, vahyi temel kabul eder, İslâmî ilkelere bağlı kalır. Bu şekilde salt akılcı davranan ve vahyi çıkış noktası kabul etmeyen felsefeden ayrılır.
Doğru cevap C'dir.

Soru 45

Şîa’nın imamet meselesi üzerinde önemle durması sonucu kelam aşağıdaki ilimlerden hangisiyle ilgilenmeye başlamıştır?

Seçenekler

A
Felsefe
B
Fıkıh
C
Hadis
D
Siyaset
E
Tabiat
Açıklama:
Siyaset ise belki asıl itibariyle kelâmın konusu değildir. Ancak Hâricîler’in ve özellikle Şîa’nın imamet (devlet başkanlığı) meselesi üzerinde önemle durmaları ve Şîa’nın bunu âdetâ bir inanç esası hâline getirmesi, kelâmın siyaset ilmiyle ve siyasî konularla bu açıdan ilgilenmesini gerekli kılmıştır.
Doğru cevap D'dir.

Soru 46

İlk iki halife döneminde Kur’ân’ın yorumuna dalmadan nasların olduğu şekliyle kabul edilmesine sebep olan sure ve ayet numarası aşağıdakilerden hangisidir?

Seçenekler

A
Âl-i İmrân suresi 7. ayet
B
Bakara suresi 200. ayet
C
Nisa suresi 95. ayet
D
Araf suresi 20. ayet
E
Bakara suresi 153. ayet
Açıklama:
Aklî tefekküre ve bunun İslâm toplumunda ilk tezahür biçimi olan kelâma karşı çıkanlar büyük ölçüde Âl-i İmrân Suresi’nin 7. ayetinde bildirilen hususlara dayanmışlardır. Bu ayette, “Kur’ân’ın, anlamı apaçık olan ayetlerin (muhkem) yanı sıra nispeten anlaşılması güç ve mecazî ifade tarzlarına sahip ayetleri de (müteşabih) içerdiği ve bu ikinci kısımdakilerin inananlar tarafından sorgulanmadan kabul edildiği, ancak kalplerinde sapma bulunanlar ve fitne çıkarmak isteyenlerin bu gibi ayetleri yorumlama cihetine gittikleri” buyurulur. Bu temelden hareketle, ilk iki halife döneminde Kur’ân’ın yorumuna dalmadan ve üzerinde derin araştırmalara girişilmeden naslar olduğu şekliyle kabul edilmiştir.
Doğru cevap A'dır.

Soru 47

Kelam karşıtı olarak ele alınmış müstakil olarak bilinen ilk eser olan Zemmü’l-kelâm ve ehlihî aşağıdakilerden hangisine aittir?

Seçenekler

A
Ebü’l-Hasan el-Eş‘arî
B
İbn Kayyim el-Cevziyye
C
İbnü’l-Vezîr
D
İbn Kudâme
E
Ebû İsmail Hâce Abdullah b. Muhammed el-Herevî
Açıklama:
İlk dönem Müslümanlar ile başlayan, ilk mezhep imamları ve sonrasında Selef ’in yolunu takip eden Hanbelî âlimleri ile devam eden kelâm karşıtlığı, gelenek içerisinde özel bir literatür oluşması noktasına kadar gitmiştir. Bunun müstakil eser olarak bilinen ilk örneği, Ebû İsmail Hâce Abdullah b. Muhammed el-Herevî’nin (ö. 481/1088) Zemmü’l-kelâm ve ehlihî isimli eseridir.
Doğru cevap E'dir.

Soru 48

İslam filozofları arasında kelâma yönelik köklü ve sistemli eleştiriler aşağıdakilerden hangisi tarafından getirilmiştir?

Seçenekler

A
İbn Sînâ
B
Farabi
C
İbn Rüşd
D
Ebû Hanîfe
E
Ebü’l-Hasan el-Eş‘arî
Açıklama:
Felsefe cenahından kelâma yönelik köklü ve sistemli eleştiriler İbn Rüşd (ö. 595/1198) tarafından ortaya konulmuştur. İbn Rüşd felsefesinin temel özelliklerinden birisi, felsefe ile din arasında bir uzlaşma arayışıdır. Ona göre bir hakikat bir diğerine zıt olamayacağı için, akılla elde edilen bilgi ve deliller ile vahiy yoluyla elde edilen bilgi ve deliller kesinlikle birbirine ters düşmez. Bununla birlikte, dinî olan ile felsefî olan arasında görünürde bir uzlaşmazlık vardır. Bunu aşmanın yolu, ikisini kendi bağlamları içerisinde ele alıp değerlendirmektir. İbn Rüşd’e göre felsefe ve dinin kendine özgü prensip ve esasları vardır, bunlar birbirinden farklı olmak durumundadır; birinin diğerine karıştırılması yanlışlıklara sebep olur
Doğru cevap C'dir.

Soru 49

I. İnsan hürriyetini neredeyse yok sayar.
II. Allah ile insanın irade ve kudretini zıt kutuplar gibi görür.
III. Allah’ın kudret ve iradesinin mutlaklığı sorguya açık değildir.
Yukarıdakilerden hangisi ya da hangileri Eş'ari kelamı ile ilgili doğrudur?

Seçenekler

A
Yalnız I
B
I-II
C
II-III
D
I-III
E
I-II-III
Açıklama:
Eş‘arî kelâmı Allah’ın kudret ve iradesinin mutlaklığını koruma adına, insanın hürriyetini nerede ise yok sayan bir açıklama tarzı geliştirmiş, sanki Allah ile insanın irade ve kudretini zıt kutuplar gibi değerlendirmiştir. Âdetâ ikincisini kabul etmenin birinciyi ortadan kaldıracağı gibi aşırı sakınmacı bir düşünceyle hareket etmiştir.
Doğru cevap E'dir.

Soru 50

I. Tabiî âlem hakkında yeterli çalışma yapılmasının önünü tıkaması
II. İslâm dünyasının bilimsel ve fikrî anlamda geri kalması
III. Varlıklar arasındaki ilişkilerin ortaya konması
Yukarıdakilerden hangisi ya da hangileri Eş'ariliğin alem ve Allah tasavvurunun sonuçları olarak kabul edilebilir?

Seçenekler

A
Yalnız I
B
I-II
C
II-III
D
I-III
E
I-II-III
Açıklama:
Bir diğer iddia, artık bir tür slogan hâlinde söylenegelen, özellikle Eş‘arîliğin âlem ve Allah tasavvurunun, tabiattaki varlıklar arasında sabit ilişkileri, “olayların akışının öngörülebilmesi” düşüncesini reddettiği için, tabiî âlem hakkında yeterli çalışma yapılmasının önünü tıkadığı ve bu şekilde İslâm dünyasının bilimsel ve fikrî anlamda geri kalmışlığına sebep olduğu hususudur. Bu iddia birkaç yönden tutarlı görünmemektedir. İlk olarak, kelâmcıların reddettikleri husus, âlemde bir düzenliliğin, varlıklar arasında öngörülebilir ilişkilerin varlığı değil, bu ilişkinin bir yandan varlıkların özsel nitelikleri sebebiyle olduğu, diğer yandan da rastgele ve tesadüf eseri medyana geldiği varsayımlarıdır. Onların gayesi bu ilişkiler düzeni karşısında Allah’ın varlığına gerek bırakmayacak bir açıklama tarzına meydan vermemek ve sonuçta Allah’ın varlığını ve âlemi sürekli yaratmasını temellendirebilmektir.
Doğru cevap B'dir.

⚠️ Telif Hakkı Bildirimi: Bu portaldaki sorular telif hakkı içerebilir. İçerik yalnızca ders çalışma amaçlı hazırlanmış olup, ticari amaçlı kopyalanması veya çoğaltılması hak sahibi tarafından yasal yükümlülükler getirebilir.

Telif hakkı bildirimleri için GitHub Issues bölümünü kullanabilirsiniz. Bildirim üzerine ilgili içerik 7 iş günü içerisinde kaldırılacaktır.